19 Eylül 2018 Çarşamba

Galatasaray:3-0:Lokomotiv Moskova


ultras/Movement'in Maç Onbiri

1- Kuruluş amacı "Türk olmayan takımları yenmek" olan Galatasaray için Avrupa arenası her zaman ayrı bir heyecandır, ayrı bir motivasyon kaynağıdır. Hele ki UEFA'nin oluşumunu sağladığı Şampiyonlar Ligine memleketin ilk giriş yapan takımı ve en fazla katılım yapan kulübü olması, Galatasaray için Şampiyonlar Ligini çok daha özel kılmaktadır. Bir senelik "ara"dan sonra dün gece Tony Britten'ın 1992 senesinden düzenlediği Şampiyonlar Ligi müziği Ali Sami Yen'de çalınca tüyleri diken diken olmayan, göz yaşı akmayan Galatasaray taraftarı yoktur herhalde. Durum böyle olunca da, parçalıyı giyen topçulara da tecrübelisi, tecrübesizi bu his sirayet etti ki, Galatasaray konuk ettiği Lokomotiv Moskova karşısında fırtına gibi oyuna başladı. Kimsenin umurunda değildi Mariano'nun yerine Linnes'in olması, stoperde Donk'un bulunması ya da Belhanda'nın tekrar formasına kavuşmuş olması...Bir yandan tribünün coşkusu, bir yandan Galatasaraylı oyuncuların iştahı birleşince Ruslar daha ne oldu demeden, kalelerinde golü görüverdiler. Emre Akbaba geliştirdiği atakta sol kanattaki Garry Rodrigues'i gördü, o da artık klasik hale gelen "dripling"i ile ceza sahasına girer girmez vurdu ve açılışı yaptı takımı adına. Golün coşkusuyla beraber özellikle N'Diaye'nin enerji kattığı "Fatih'in Aslanları" yüklendikçe yüklendiler rakip kaleye de Emre Akbaba'yla, Garry Rodrigues'le ve Eren'le çok da net pozisyonlarda farkı açamadılar. Galatasaray golleri kaçırdıkça, rakip takım da zamanla ortama ayak uydurunca oyunda da dengeyi buldu Semin'in öğrencileri ve özellikle 25. dakikadan sonra Fernandes'in de kendini göstermesiyle Muslera'nın üzerine etkili gelmeye başladılar da bereket Farfan gününde değildi...
İkinci devre de Rus ekibi kaldığı yerden oyuna devam etti, Galatasaray'ı savunmaya yapmaya zorladı ve topu ayağında tutarak savunma arkasına forvetlerini kaçırmaya çalıştı. Dikkatliydi sarı kırmızılı savunmacılar da, Galatasaray'ın işi değildi rakibi beklemek, yoktu hamurunda "korkak" oyun oynamak, 56'da N'Diaye'nin "yeter artık" dercesine uzun mesafeden çektiği ve Guilhermme'nin son anda kurtardığı şut, Galatasaray için de tekrar rakip kaleye yüklenmenin sinyali gibiydi. Sahanın etkisizlerinden Belhanda'nın oynadığı sürece yaptığı iki "güzel" hareketten birinde Rus ekibinin kalecisi son anda topu çelerken, ikincisinde de açtığı barajdaki boşluktan Eren farkı arttıran golü atıyordu. İki farklı geriye düşen Lokomotiv takımı gol için Muslera'nın kalesine geldikçe, Garry Rodrigues'in arzuladığı boş alanlar ortaya çıkıyor, bizim "Speedy Gonzales" de ağır savunmacıları peşine takıp, tozu dumana karıştırıyordu. O dakikalarda Galatasaray'ın 3-4-5. golleri bulması işten değilken, pozisyonlar cömertçe harcanıyordu. Zevk alıyordu topçular oynadıkları oyundan ve "bencillik" yapmak da haklarıydı, Garry boştaki takımdaşına vermiyor, N'Diaye rahat pozisyonda arkadaşı beklerken kaleyi yokluyordu. Yine gelişen hızlı atakta bu kez Henry Onyekuru "kendisi bitirmek istemedi" kafasını kaldırdı ve boş durumdaki Emre'yi görünce, Guilhermme penaltı yapmak zorunda kaldı. Taraftar yine Muslera'yı istedi de topun başına geçen Selçuk skoru belirleyen golü atıverdi.
Hayatta her şey mükemmel olmaz, mutlaka bir ekşimsi tat kalır ağızlarda, N'Diaye'nin de bitime dakikalar kala gördüğü kırmızı kart canımızı sıksa da, hiç birşey gecemizi bozamazdı. Fatih'in Aslanları "Nevizade Geceleri" eşliğinde kutluyordu zaferlerini...


2- Galatasaray'ın en büyük gücü taraftarıdır. Ali Sami Yen yıllarında rakiplere cehennemi yaşatıyordu sarı-kırmızılı sevdalılar Mecidiyeköy'de de yeni stadyuma taşınma ile birlikte alışma süreci olsun, taraftar profilinin değişmesi olsun eski etkinliğinden çok uzaktaydı. Fatih Terim'in takımın başına gelişi ile birlikte tribünlerde yaşanan sinerji, enerji olarak takıma mükemmel bir şekilde yansıyor. Dün gece de mabed gelin evi gibi süslenmişti, özellikle geçmiş yıllardan hatıra pankartlar tekrardan gün yüzüne çıkmıştı, "Your nightmare is back", "Welcome to Ali Sami Yen Hell", "Return of the King"... Ve santrayla birlikte başlayan tezahurat ve ıslıklar sahadaki futbolcular üzerinde o kadar etkiliydi ki Galatasaray sanki 12 kişi oynuyordu. Hiç mi susmadılar? Sustular da, oyunu o kadar iyi izlediler ki tribündekiler, ne zaman takımın onlara ihtiyacı oldu, tekrar ortaya çıkarak "gücüne güç kattılar" sahadaki topçuların... Ve skor elde edildikten sonra "Avrupa Avrupa Duy Sesimizi" tezahüratı bizi geçmişe götürürken, Nevizade Geceleri ile "adanmış hayatlara" selam çakmayı da ihmal etmediler.

3- Şampiyonlar Ligi Müziği... Dinlerken bizi geçmişe götüren, Hagi'yi kapalıya doğru koşarken, TugayHerta deplasmanında attığı golden sonra sevinirken, Ümit Davala'yı  Milan kalecisini terse yatırırken, Jardel'i Casillas'ı çaresiz bırakırken, Suat'ı Juventus'a Türk Cehennemini öğretirken, Ali Sami Yen'de havaya konfetiler uçuşurken hatırlatan o büyülü beste... Peki sözleri ne diyor, bu bestenin, buyurun:
Ceux sont les meilleures équipes - Onlar en iyi takımlar (Fransızca)
Sie sind die allerbesten Mannschaften - Onlar en iyi takımlar (Almanca)
The main event!- Büyük etkinlik (İngilizce)

Die Meister - Futbolun efendileri (Almanca)
Die Besten - Futbolun en iyileri (Almanca)
Les meilleurs Équipes - En büyük takımlar (Fransızca)
The Champions! - Onlar birer şampiyon (İngilizce)

Une grande réunion - Büyük bir topluluk (Fransızca)
Eine große sportliche Veranstaltung - Büyük bir spor olayı (Almanca)
The main event! - Büyük etkinlik (İngilizce)

Ils sont les meilleurs - Onlar en iyisidirler (Fransızca)
Sie sind die Besten - Onlar en iyiler (Almanca)
These are the champions! - Bunlar şampiyonlar! (İngilizce)



4- Sezon başlarken Galatasaray'ın üç stoperi var, stoper transferi lazım diyenlere Fatih Terim "benim kadrom derin" dercesine her maç savunma hattını değişik oyunculardan oluşturuyor. Üç gün önce Serdar Aziz'in partneri genç Ozan'dı ama dün gece savunmaya Donk görevlendirilmişti. Maçın başlarında uyumlu gözüktü bu ikili, hatta Donk'un ayağına hakim olması ve oyun başlatması takımı adına olumlu katkı sağlarken, Rusların Galatasaray'ın üstüne geldiği dakikalarda Hollandalının özellikle hava toplarında etkisizliği savunmayı zor durumda bıraktı. O anlarda bazen savunma bekleri, bazen de Serdar kademeye gelerek tehlikelerin fazla büyümesini önlediler. Eren'in golü sonrası Fatih Terim; Maicon'u da savunma hattına dahil ederek skoru korumak adına yaptığı hamle ile Rusların gol yollarını da kapamış oldu. Ryan Donk'un hem savunma hem de orta sahada oynayabilir olması, hocanın elinde bir joker gibi kendisinin forma şansını arttırırken, ben Maicon-Serdar Aziz ikilisinin hala Galatasaray'ın ilk akla gelecek stoperleri olması gerektiğini düşünüyorum...


5- Fatih Terim'in elinde bir Belhanda var ki, atsan atılmaz, satsan satılmaz. Dursun Özbek yönetiminin Sneijder'in satışını taraftar gözünde meşrulaştırmak için 8 milyon euro ödeyerek Dinamo Kiev'den aldıkları oyuncu, bal yapmaz arı gibi sahada dolaşıp duruyor, takıma katkıdan çok zarar veriyor. Geçen sene bölgesinde bir alternatifi olmadığı için "gazla, "pohpohlamayla" hoca Belhanda'yı oynatmaya çalışıyordu ama bu sene Emre Akbaba'nın transferi ile Faslının alternatifi de yaratılmış oldu. Buna rağmen Fatih Terim, Belhanda'yı ilk şampiyonlar ligi maçında sahaya sürdü. "Hocanın bir bildiği vardır" deyip, susuyoruz da, keşke Belhanda da "Bu hoca bana şans veriyor, yüzünü kara çıkartmayayım" deyip mücadele etse, ama nerdeee? Forvetteki Eren kendi ceza sahasına kadar adam kovalarken, Belhanda ise rakiplere eskortluk yapıyor, top kapmak için ayak dahi uzatmıyor. Bırakın yararlı olmayı, tüm arkadaşları hücümda yerleşmişken, çalım deneyip, top kaptırıyor ve kendi savunmasını zor durumda bırakıyor. N'Diaye'nin ilk sarı kartını hatırlayalım... Yine de şeytan tüyü var bu "elemanda", berbat oynadığı maçta Eren'e golü attıran oyuncu oldu. Serbest vuruş esnasında Rus savunmasının en kenarında yer alıp, Eren topa vurmadan "sessizce" boşaltıverdi o koridoru...
Fatih Terim'in Belhanda ile ilgili uzun vadeli düşünceleri olduğunu düşünmüyorum ama 8 milyona alınan bir adamı da 2-3e vermek istemiyor yönetim haklı olarak, biraz parlatıp, şu günlerde Araplara ya da Ocak transfer döneminde 7-8e satıp kurtulmak niyetindeler...


6- Galatasaray, Lokomotiv'i 3 farklı yenerken, bir çok ikili mücadelede bir PAF takım oyuncusu gibi "cılız" gözükse de Emre Akbaba, üç golün içinde de yer alan oyuncu oldu. Öncelikle Garry'nin golünde topla buluştuğunda Belhanda kendisine geriye pas atmasını işaret etse de, Emre onu dinlemedi cesur davranıp rakip ceza sahası üzerine hareket etti ve sol taraftaki Rodrigues'i topla buluşturdu. Eren'in attığı jeneriklik serbest vuruşu kazandıran oyuncu olurken, maçın uzatma dakikalarında sonradan oyuna giren Henry kadar enerjik bir şekilde kendi yarı sahasından rakip ceza sahasına kadar koşu yaparak penaltıyı aran isim oldu Emre Akbaba... İlk Şampiyonlar Ligi maçı olduğu için heyecanı yüzünden, hal ve tavırlarından anlaşılıyordu, iki defa kafayla tabelayı değiştirme şansını cömertçe geri tepti de önümüzdeki maçlarda telafisini yapacaktır.


7- N'Diaye... Maçın adamı Badou N'Diaye... Büyük umutlarla gittiği Premier Ligde aradığını bulamayınca Galatasaray'a döndü siyahi topçu. Amacı da Şampiyonlar Liginde oynayacağı oyun ile kendisini beğenmeyenlere kalitesini göstermekti. Hedef maçta da harika oynadı, rakiplere top göstermedi, mücadele etti, çabaladı ve formanın hakkını en fazla veren oyuncu oldu. "Kontrolsüz güç, güç değildir" derler ya, son dakikalarda hiç gereği yokken ikinci sarı kartı gördü ve Porto deplasmanında takımını yalnız bırakmak durumunda kaldı...


8- Eren Derdiyok, golleri seriye mi bağladı acaba? Gomis sonrası golcüsüz kaldık diye hayıflanan Galatasaray taraftarına Fatih Terim yine kendi içinden pırıl pırıl bir golcü sundu. Ben Eren'in gol atmasından ziyade yaptığı mücadeleye odaklanıyorum, rakiple boğuşmasına, hava toplarını almasına ve kendi ceza sahasına kadar rakip oyuncuları kovalamasına hayranım. Futbolun tanrıları da çalışanı seviyor, top bir şekilde Eren'in gol atabileceği bölgeye geliyor ve gurbetçi topçu şansı geri tepmiyor.  Kafa gollerini, volelerini ve rövoşetalarını bilirdik Eren'in de serbest atış kullandığını bilmezdik. İdmanlarda free-kick de çalışıyormuş, çabasının ödülünü de almış oldu...



9- Bulgaristan'da patates tarlası gibi zeminlerde Levski Sofya forması ile top oynarken hiç aklına gelir miydi acaba Garry Rodrigues'in Şampiyonlar Liginde tozu dumana katacağı... Üç gün evvel sanki Kasımpaşa maçı bitip evine gitmemiş gibi, Garry kaldığı yerden devam etti Lokomotiv karşısında. Mustafa Cengiz ve ekibi geçtiğimiz günlerde sözleşme şartlarında düzenleme yapmışlar 7 numaralı topçunun ve durduk yere böyle bir hareketi neden yaptıkları konusunda tenkit almışlardır. Dün gösterdiği performans ile Rodrigues değerini kat be kat arttırdı ve yönetimin ne kadar akıllı bir iş yaptığı ortaya çıktı. Bir gol attı başarılı kanat oyuncusu belki ama biraz daha şanslı olsa, biraz daha becerikli olsa Messi'den sonra gecenin ikinci hattrick yapan oyuncusu olabilirdi...


10- "Knock... Knock... Guess, who is back?" demişti Fatih Terim, Göztepe maçı bitiminde kazanılan 21. şampiyonluktan sonra... Kimin geri döndüğünü Avrupa'ya göstermiş oldu hoca. Bu seviyelerin adamı, burada olmaktan hoşlanıyor, bu duyguyu ve hırsı oyuncularına da "enjekte" etmesini iyi biliyor.



11- Sosyal medyada tribün videolarını incelerken denk geldim 417. Bloğun Gökhan Kırdar'ın "Yerine Sevemem" şarkısını tezahürat biçimine dönüştürmelerine. Gençliğimizin şarkısıydı da, hiç bu kadar etkili sözleri olduğunu bilmiyordum. Şarkıcı bunu muhtemelen sevdiğine yazmıştır da sözlerin hedefinin Galatasaray olduğunu düşününce, ne kadar da manidar diyor insan...



Senden uzakta hep bir şeyler eksik
Gönlümde derman yok, inan bir nefeslik
Ne bir avuntu, ne de biraz ümit
Ne yaptın bana, nedir bu sessizlik

İçimde bir şey acıyor sen gelince aklıma her şeyi
Yerine sevemem, yerine sevemem
Razıyım yapayalnız tükensin yıllarım ama
Yerine sevemem, yerine sevemem
Olmuyor, denedim, yine de yerine sevemedim her şeyi



STAT: Ali Sami Yen Spor Kompleksi
HAKEMLER: Gianluca Rocchi, Mauro Tonolini, Filippo Meli, Luca Banti, Massimiliano İrrati, Matteo Passeri
GALATASARAY: Muslera, Linnes, Donk, Serdar, Nagatomo, Emre, Belhanda (Maicon 73), Fernando, Ndiaye, Rodrigues (Selcuk 90), Eren (Onyekuru 82)
LOKOMOTIV MOSKOVA: Guilherme, Ignatjev (Eder 69), Corluka, Howedes, Kvirkvelia, Idowu, Aleksey M. (Anton M. 86), Krychowiak, Denisov, Fernandes, Farfan
GOLLER: Garry Rodrigues, Eren Derdiyok, Selçuk İnan (P)
SARI KARTLAR: Fernando, Ndiaye / Corluka, Idowu, Denisov, Guilherme
KIRMIZI KART: Ndiaye

17 Eylül 2018 Pazartesi

Galatasaray:4-1:Kasımpaşa


ultras/Movement'in Maç Onbiri

1-Trabzonspor yenilgisi bir "felaketti", unutulması gereken bir maçtı ve yaşanılan travmadan kurtulup toparlanmak için milli ara "ilaç" gibi gelmişti. 15 günlük boşluk iyi ve hoştu ama rakip oynadığı bütün maçları kazanan sezonun göz alıcı takımı Kasımpaşa'ydı da maç aslanın yuvasında oynanacaktı, hani rakipleri paramparça ettiği "mabette"... Haftanın son iş günü olmasına rağmen tribünler tıklım tıklım dolmuştu, lakin maç kadrosu açıklandığında şaşkınlıkla karışık bir homurtu yükseliyordu Seyrantepe sırtlarında. Serdar Aziz'in partneri, genç Ozan'dı, Mariano dinlenirken Linnes koruyacaktı sağ tarafı, ahtapot Fernando yerini Donk'a bırakmış, sakatlıktan dönen Garry tamam da Onyekuru neden oturuyordu kulübede... Olsun, hoca işini biliyordur deyip, maçı seyretmeye, en çok da Ozan'ı izlemeye koyulduk.
Galatasaray bu sezon kendi sahasında oynadığı diğer maçlar gibi yine iyi başlayamadı oyuna, biz alışığız aslanların arkasındaki taraftar gücüyle rakibi daha ilk dakikalarda boğmasına, öyle bir şey olmadı. Kasımpaşa da diğer deplasmanlarda yaptığını yaptı, topu rakibe verdi, geride dengeli durdu ve kaptığı toplarla Trezeguet'i kaçırmaya çalıştı. Hal böyle olunca savunmada ve orta sahada "hazırlık" paslarının bolca olduğu, kalecilerin çok da tedirgin olmadığı bir ilk yarı seyrettik. Galatasaray, Sinan ve Rodrigues ile bir kaç defa tehlikeli gelirken rakibin kalesine, Kasımpaşa'nın gol aradığı dakikalarda karşılarında 18 yaşındaki Ozan vardı hep...
İkinci yarı Fatih Terim kendi deyişiyle "ne olduğunu herkesin bildiğini yapmış" ve oyuncularını yollamıştı sahaya. 46'da Diagne şanslı ve 49'da Serdar Aziz şanssız olsa Fatih Terim'in "gazı" işe yaramayacaktı ama Galatasaray bu iki "fırtınayı" atlattıktan sonra Seyrantepe'ye yağmaya başlayan yağmurla birlikte gol oldu yağdı Ramazan'ın kalesine. Emre Akbaba'nın yaptığı presle kazandığı ve sonrasında faul aldığı pozisyonda Garry'nin ortasında rakip ceza sahasında oluşan karambolde Eren ilk golü atarken, hemen arkasından N'Diaye Rodrigues'e Zidanvari bir asist yaptı ve fark ikiye çıkıverdi. İpleri eline alan Galatasaray, çözülmüş Kasımpaşa savunmasının üzerine daha rahat gitmeye başladı ve Garry Rodrigues artık adına patentini tescillediği "ayak içi plase" ile bir kez daha avladı Ramazan'ı... Maçın bitimine 15 dakika kala Serdar Aziz'in Muslera'ya bırakmadığı ve uzaklaştırdığı top, döndü dolaştı tekrar Galatasaray ceza sahsına geldi, Diagne ile buluştu ve siyahi oyuncu genç Ozan'ın "çömezliğinden" yararlanıp, penaltıyı alınca, deplasman takımının ümitlerini yeşertti de bir dakika sonrasında korner atışından gelen topta Serdar Aziz "fişi çeken" golü atıyordu. Kalan dakikalarda oyuncuların gol istatistiklerini arttırma çabasına şahit olurken, Muslera Trezeguet'e izin vermezken, VAR sistemi de Onyekuru'ya müsade etmedi gol sevinci yaşamasına...


2- "Lanet olsun bu adamı aldıkları güne" diye yazmış Fenerbahçeli bir taraftar twitter hesabına. Bir Akhisar maçından sonra Cihat Arslan demişti, "Muslera ligde haksız rekabet yaratıyor" diye. Yine Serdar Ali Çelikler bir tespitte bulunmuş "Fenerbahçeliler kalemize gelen ilk top gol oluyor diyor da Galatasaray'ın kalesine gelen o ilk top gol olmuyor, hal böyle olunca da arkayı sağlama alan takım rahat ileri çıkıp, golleri atıyor". Kasımpaşa karşısında Muslera adeta kalesinde devleşti, özellikle Serdar Aziz'in ters vuruşunda yaptığı refleks "sanat eseri" sıfatına girecek türdendi. Trezeguet'in son dakika karşı karşıya kaldığı pozisyonda vurduğu topu soğukkanlı bir şekilde karşılaması da performansını taçlandırdı Muslera'nın...


3- Galatasaray'ın ideal savunması Serdar Aziz- Maicon olduğunu yazıyoruz sürekli de Maicon'un sakatlığından dolayı hoca 18 yaşındaki Ozan'ı koydu serdar abisinin yanına. Gençti, tecrübesizdi ama Fen Lisesinde okuyacak kadar da "kafası zehir gibi çalışıyordu" genç stoperin, ilk dakikalardaki tedirginliğini çabuk atlatıp, maçın yıldızlarından biri oldu. Oyun başlarında Ozan tedirgindi, topla çok haşır neşir olmadı, arkadaşları da ona başta pek güvenemediler, pek pas vermediler de Kasımpaşa Galatasaray savunmasının üzerine gelmeye başladığı dakikalarda yaptığı yerinde müdahalelerle hem arkadaşlarının, hem de taraftarın desteğini kazandı genç stoper. Geçen sezonun flaş ismi Trezeguet'e adım attırmazken, ikinci devre Kasımpaşa hocası Kemal Özdeş Diagne'yi yolladı Ozan'ın üstüne. Senegalli oyuncu tecrübesiyle bir kaç defa zor durumda bıraktı Ozan'ı ki birinde penaltı kazandırdı takımı adına. Sebebiyet verdiği penaltı pozisyonunda bile Ozan'ın refleksi dikkate değerdir, ayağını rakibe uzatıp, Diagne'nin de kendini bıraktığını hisseder hissetmez ayağını çekti ama Bülent Yıldırım cezayı kesmişti. Kusursuz mu oynadı Ozan, 89'da ayağından kaçırdığı ve Trezeguet'in Muslera'yla karşı karşıya kaldığı pozisyon dışında, evet...
Ozan'ı överken, Serdar Aziz gibi bir sigortanın varlığından söz etmeden olmaz, sakat ve cezalı olmadığı sürece Serdar kadroya ilk yazılacak stoper olmalı, zira yanındakiler için büyük güvence oluyor. Dün gece Ozan'ı rahatlattı, rakip kalede de golünü atarak arkadaşının yaptırdığı penaltıyı telafi etti.

4- Takımın performansından bağımsız Yuto-Mariano'nun performans grafiği her zaman sabit ve bir teknik adam için huzur vericidir. Kasımpaşa karşısında Mariano'nun yerine Linnes'e vermişti formayı Fatih hoca ve Norveçli oyuncu bu sezon ilk defa ilk onbirde olmanın "paslanmışlığı" ile birinci yarı sahanın kötülerindendi ama ikinci devre tekrar o bildiğimiz Linnes vardı sahada. Ters taraftaki arkadaşı Yuto ise yine kusursuzdu...


5- N'Diaye ve Donk... Fernando'nun yokluğunda Donk'u Badou'nun yanına yerleştirdi hoca. Amaç bir yandan Galatasaray orta sahasına sertlik kazandırmakken, savunmaya da katkı bekliyordu Donk'tan hoca. Belki de Ozan'ın kötü bir performansı ya da geriye düşme durumuna karşı Donk'u stopere geçirip, Henry ve Feghouliyi sahaya sürmekti niyeti. Hollandalı savunma görevini başarıyla yaparken, N'Diaye ise enerjisi ve cesareti ile neden transfer edildiğini göstermiş oldu. Artık Belhanda'yı unuttuğumuza göre N'Diaye orta sahaya sertlik katıp, Emre'yi rahatlatan oyuncu olacaktır.


6- Sakatlıktan dönen Garry Rodrigues attığı 2 gol ile maçın adamı olurken, aslında son günlerdeki yabancı oyuncu sınırına da göndermede bulundu. Hatırlayacağız, Garry'nin sözleşmesi hafta içi "güzelleştirildi", maaşına zam yapıldı ve topçu da sahaya çıkıp kendisine yapılan jestin karşılığını verdi. Oysa, bizim yerli topçulara böyle bir "güzellik" yapıldığında "cukkayı" kapmanın mutluğu ile koca sezon gevşeyip, yazın yapacakları tatili düşünmeye başlıyorlar...


7- Trabzonspor maç yazımda Kasımpaşa karşısında da Fatih Terim'in Eren'le sahaya çıkacağını yazmıştım, hocayı tanıyoruz, dışardan gelen tepkilere kulağını tıkayıp, oyuncusuna güveniyor ve başarmasını bekliyor. Eren de elinden geleni yapıyor, pres yapıyor, hava topu alıyor, gol de atıyor. Taraftarda Gomis'ten sonra "yabancı golcü" sevdası olduğu için Eren "ağzıyla kuş tutsa" bir müddet yaranamayacak "transfersever" kitleye ama böyle mücadele etmeye devam etsin, zamanla sevdirecektir kendisini.


8- Kasımpaşa teknik heyeti sağlam çalışıyor ve her sene ligin altını üstüne getiren bir oyuncu bulup, taraftarın huzuruna çıkarıyor. Geçen senenin yıldız ismi Trezeguet'ti, bu sene Diagne... Trezeguet yaz tatilini Dünya Kupasında geçirdiği için form düşüklüğü yaşıyor bu sezon, bir çok futbolcuda bu normal bir durumdur, herkes dinlenirken sen tatil yapmıyorsun, Dünya Kupası maçları bittiğinde "şipşak" bir tatil yapıp, sezon başı kampa katılırsın ve lige de istediğin gibi başlayamazsın. Didier Drogba "Adanmışlık" kitabında yaz tatillerinin ne kadar önemli olduğunu anlatıyor...
Trezeguet "susarken" Kasımpaşada Diagne ön plana çıktı, her maç gol atarak krallıkta zirveye yerleşti ve Galatasaray maçında da seriyi devam ettirmekti tek amacı. Takımına kazandırdığı penaltı sonrası golünü de attı ve "rahatladı"... Jest ve mimikleri o kadar belli etti ki bu rahatlamayı... Bu arada Ozan'la baş başa kaldığı pozisyonlarda attığı "fake"ler ile tecrübesini de konuşturdu çaylak stoper karşısında... Senegalli oyuncu bu formunu sürdürürse Ocak ayı transfer mevsiminde adı Galatasaray ile anılacaktır...


9- Dünya Kupası maçları ile sevmiştik VAR sistemini ama Türkiye Ligi maçları başlayınca aslında VAR'ın sahada adalet dağıttığından ziyade hakemlerin ego savaşını turnusol kağıdı gibi ortaya çıkardığını görmüş olduk. Cüneyt Çakır başta olmak üzere bir çok hakem saha içinde vermiş oldukları kararları VAR başındaki arkadaşları uyarsa dahi değiştirmeyi "küçüklük" olarak görüyorlar. Kasımpaşa'nın kazandığı penaltıda Bülent Yıldırım video hakemden bir kez daha incelemesi konusunda uyarı aldı ama kararını değiştirmedi, oysa Ozan'ın o ufak dokunuşu koca Diagne'yi yere sermeye yetmezdi...Son dakika Galatasaray'ın ofsayt nedeniyle sayılmayan golünde ise Henry ile top aynı hizadaydı...
VAR sistemi ile ilgili merak ettiğim bir konu da, acaba hakemlere bizim televizyonda gördüğümüz görüntüler mi seyrettiriliyor. Eğer hal böyleyse, karar maçı yöneten yayın müdürünün istediği gibi olacaktır çünkü bir pozisyon kale arkası çekimde oldukça net gözükürken, diğer açılardan muallak bir halde ve o net açı bazen televizyon ekranlarına gelmiyor hakem pozisyonu ekranda incelerken...


10- Maç içinde belki daha fazlası olmuştur da biz televizyondan izleyenler iki pozisyona şahit olduk, Galatasaray'ın başarısını göstermesi açısından: İlki birinci yarının sonlarına doğru Ozan'ın uzaklaştırdığı top sonrası takım arkadaşlarının peşi sıra kendisine gelip, tebrik etmesi genç oyuncuyu, ikincisi de Emre Akbaba'ya yapılan faulde Donk, N'Diaye, Serdar Aziz'in bir hışımla gelip Kasımpaşalılara saldırması... Bu esnada o bölgede oturan taraftarın da olay yerine doğru oyuncusuna sahip çıkmak için koşması... Bu enstantaneler takımdaki birlik ve beraberlik için oldukça önemlidir. Bir zamanlar Volkan'ın Melo'ya tekme atması sonrası "bilmedim-görmedim" yapan başta takım kaptanı olmak üzere sahaya çıkan takımdan, sıradan bir faulde ortalı yangın yerine çeviren "ateşli" bir takıma... Bu takım senin eserin Fatih hocam, eline diline sağlık, özlediğimiz ruhu geri getirdin...

11- Fatih Terim'le bitirelim. Trabzon deplasmanında farklı mağlup olmuş ve iç sahada lig lideri ile Şampiyonlar Ligi maçı öncesi karşılaşırken, 18 yaşındaki bir oyuncuyu sahaya sürmek ancak Terim gibi taraftarın gözünde kredisi olan ve cesur hocaların yapabileceği iştir. Kötü bir sonuçta hoca gelecek tepkileri de göğüslemeye hazırdı, bir çok teknik adamın cesaret edemediği bir işi başardı hoca ve Türk futboluna da gencecik bir oyuncu kazandırmış oldu...
Kasımpaşa'nın teknik adamı için de iki kelam edelim, Kemal Özdeş duruşu ve yaptıklarıyla futbol aleminde saygı duyulan bir hoca ama maç sonu sonu demecinde yer alan "Galatasaraylılar her zaman yaptıkları gibi devre arasında soyunma odası koridorlarında çıkardıkları olaylarla maçın gidişatını engellediler" savunması kendisine hiç yakışmadı... İkinci yarı Muslera o kurtarışları yapmasaydı, Garry gününde olmasaydı belki de maçı alacaktı deplasman ekibi...

Stat: Türk Telekom
Hakemler: Bülent Yıldırım, Mustafa Sönmez, Asım Yusuf Öz
Galatasaray: Muslera, Linnes (Dk. 81 Mariano), Ozan Kabak, Serdar Aziz, Nagatomo, Donk, Ndiaye, Sinan Gümüş (Dk. 85 Yunus Akgün), Emre Akbaba, Rodrigues (Dk. 80 Onyekuru), Eren Derdiyok
Kasımpaşa: Ramazan Köse, Popov, Veysel Sarı, Ben Youssef, Veigneau, Pavelka, Sadiku, Eduok (Dk. 59 Özgür Çek), İlhan Depe (Dk. 70 Tarkan Serbest), Trezeguet (Dk. 90+2 Hasan Bilal), Diagne
Goller: Dk. 55 Eren Derdiyok, Dk. 59 ve 65 Rodrigues, Dk. 78 Serdar Aziz (Galatasaray), Dk. 76 Diagne (Penaltıdan) (Kasımpaşa)
Sarı kartlar: Dk. 30 Eduok, Dk. 53 İlhan Depe (Kasımpaşa), Dk. 53 Rodrigues (Galatasaray)

11 Eylül 2018 Salı

Trabzonspor:4-0:Galatasaray


ultras/Movement'in Maç Onbiri

1-Geçen sene Trabzon'da oynanan maçın "kopyasi" gibiydi bu hafta sonu Karadeniz'deki Trabzonspor-Galatasaray mücadelesi. Galatasaray ilk üç maçını kazanarak, kayıpsız geldiği deplasmanda "kişiliksiz" bir oyun oynayıp, kalesinde dört gol görerek İstanbul'a dönmüş oldu. Bir hafta evvel Alanya'ya 6 atan kadroyu bozmadan "kazanan takım bozulmaz" felsefesi ile Fatih Terim takımını sahaya sürmüştü ama bu kadronun dış saha için yeterli olmadığını "acı" bir şekilde tecrübe etti. Ev sahibi,  Galatasaray savunma hattını iyi etüt etmiş ve topu sarı-kırmızılılara bırakarak onların hatalarından yararlanmayı amaç edinmişti, istediklerini de yaptılar, daha ilk dakikalarda Muslera'nın kalesinden ayakla oyun kuramaması sonucu gelişen hızlı atakta öne geçtiler, devamında da yine kaptıkları bir topla geldiklerinde farkı kolayca ikiye çıkarıverdiler. Galatasaray geriye düşse de oyunu kontrol etmeye başlamıştı, Onur'un kalesine de gitmeye çabalıyordu ki Belhanda "canlı bomba" gibi tüm takımı imha etti. Hiç gereği yokken, daha öncesinden kalan bir pozisyonun intikamını hakemden almaya çalıştı da karşısında bu memleketin "gözünü budaktan sakınmaz" hakemi Fırat Aydınus vardı, bakmadı gözünün yaşına, formanın rengine, attı Belhanda'yı Fırat. O an iyice tükendi Galatasaray, oyun "bitse de gitsek"e döndü, devre biterken Trabzonlu Nwakaeme "yürüye yürüye" üçüncü golü attı.
İkinci yarı orta sahaya direnç katması için ayağının tozuyla gelen N'Diaye'yi aldı oyuna Fatih Terim, o hamlesinde nispeten başarılıydı, oyunu çok da Trabzon'a vermedi Galatasaray ama bir gerçek vardı, tabelada 3-0 yazıyordu ve bir oyuncu eksik oynuyorlardı. Feghouli, Rodrigues hamleleri de skoru değiştirmeye yetmemişken, maç biterken Trabzonspor bir gol daha kaydederek 4 farklı haklı bir galibiyet almış oldu...


2- İlk üç maçta kalesinde pek pozisyon görmeyen Muslera, Trabzon'da "kötü" gecelerinden birini yaşadı. Ev sahibinin ilk golünde tamamen rakibin tuzağına düştü Galatasaray savunması ve Muslera: Trabzonlular bilerek topu Galatasaray'a bırakıp defans oyuncularına da baskı yapıp topu Muslera ile buluşturmak istediler ve onun ayakla oyun başlatamama zaafını kullanarak kısa sürede öne geçtiler. Uruguaylı kaleci degajla başarılı olduğu kadar ayakla topu oyuna sokmada bir o kadar istikrarsız. Geriye düştükten sonra da moralmen yıkılan savunmada yenilen diğer gollerde bariz hatası olmasa da, bizim bildiğimiz Muslera yoktu sahada.

3- Galatasaray'ın savunma hattının değişmezi Serdar ve Maicon'dur ama Fatih Terim Alanya maçındaki iyi oyunundan dolayı Ahmet'ten almadı formayı. Partneri Maicon kadar "berbat" bir oyun çıkarmasa da Ahmet Çalık, top ayağına geldiğinde tedirgin tavırlar sergiledi, özgüven eksikliği hissetti. Maicon ise tam "felaketti", Galatasaray forması ile belki de en kötü oyununu sergiledi, yenilen her golde Maicon'un izi vardı maalesef...


4- Bu sene herhangi bir sakatlık ve kaza-bela olmazsa, Galatasaray'da her bölgeyi tartışacağız, yeri gelecek eleştireceğiz lakin tek dokunmayacağız yer "bek" pozisyonu olacaktır. Takım fark atsa da, yenilse de Yuto ve Mariano performanslarındaki "stabiliteyi" korumaktalar.  Nazar değmesin...

5- Transfer döneminde yapılan transferlerle Galatasaray'ın orta sahası Türkiye'nin en güçlü orta alanı haline geldi, lakin bu topçuların bazılarını "yumuşak" iç saha maçlarında oynatırken, bazılarını da "dişe diş" deplasmanlarda oynatmak lazım. Alanya gibi iç sahada taraftarın gücüyle de baskı kurup, ezdiğin bir rakip karşısında Belhanda "meziyetlerini" gösterir de Trabzon gibi "zorlu" bir dış saha oyununda N'Diaye gibi "canavar"la çıkmak lazım maça. Badou'nun yeni gelmiş olması nedeniyle Fatih hoca kendisine belki güvenemedi ama keşke Belhanda yerine Donk-Fernando oynasaydı. O vakit rakip bu kadar kolay gelemeyecekti Galatasaray savunmasının üzerine. Bazı puan kayıpları ders alınırsa kazanç olarak yazılabilir haneye, bu yenilgi de umarım gelecek adına hayırlı bir olay olarak kalır tarihte...

6- Belhanda... Galatasaray'ı çocukluğumdan beri takip ederim, 11 yıldır blog yazıyorum, böyle "ruhsuz" bir oyuncunun sarı-kırmızı formayı giydiğini görmedi. Sosyal medya Barış Özbek'leri, Mustafa Sarp'ları, Ayhanları, Sabri'leri linç etti de onlar en azından forma için ter akıtıyordu, "umursamazlık yapmıyordu", Belhanda "vurdum duymaz" tavırlarıyla kimseyi dinlemiyor. 10 numara oynayan bir oyuncu daha bir buçuk sezon olmadan 3 kırmızı kart nasıl görür? Fatih Terim bile maç sonrası " Kendisini o kadar uyardık" diyorsa, Belhanda başlı başına bir vaka. Düşünüyorum da, Feghouli ve Belhanda niçin alındı acaba? Vakti zamanında Fenerbahçe'nin ilgilendiği bu iki oyuncuyu, Dursun Özbek sırf taraftara hoş gözüküp, "Fenerin alamadığını biz aldık" imajı yaratmak için mi döktü milyon euroları... Ve içimi acıtan daha da beter durum, Belhanda'yı almak için Sneijder'i yolladı Dursun Özbek ve arkadaşları...


7- Gomis'i satıp, transfer sezonu bitmeden kadroya bir golcü katamayan Galatasaray'da tek gol ümidi Eren kaldı. Gurbetçi topçu iyi niyetle her maç mücadele ediyor, bazen bu çabası yeterli olmuyor ama en nihayetinde formasını terletiyor. Pek çok kişinin aksine ben Trabzonspor karşısında üzerindeki sorumluluğu bilerek mücadele eden bir Eren gördüm, ilk üç haftaya nazaran daha arzuluydu, çalışkandı, istekliydi. Tabii, takım kötü gününde olup, bir de eksik kalınca onun da rakip savunma arasında yapacakları sınırlı kaldı. Önümüzdeki maçlarda Fatih Terim, Eren'den pek vazgeçmeyecektir, zaten başka alternatifi de yok ve kendisindeki potansiyeli bildiğim Eren'in çok daha iyi oyunlarını izleyeceğimizden eminim.


8- Fatih hoca, geçen sene attığı kritik gollerle şampiyonlukta çok önemli maçlar kazandıran Sinan'a şans veriyor, Feghouli'yi kesiyor, Garry'i dinlendiriyor ama Sinan'ı ısrarla oynatıyor, oysa gördüğümüz Sinan'ın ilk onbir topçusundan ziyade sonradan oyuna girmesiyle daha fazla katkı yaptığı takıma. Rodrigues'in sakatlığının geçmesi sonrası bir kanatta Onyekuru, ötede Garry ile oynayacaktır hoca ve Sinan hamle oyuncusu olarak kulübede bekleyecektir.

9- Trabzonlu Nwakaeme iyi topçu... Bunu sadece attığı iki gole bağlayarak yazmıyorum, saha duruşu, topa koşması ve toplu birlikte özgüvenli hareketleri kumaşının kaliteli olduğunu gösteriyor. Google açıp kaç paraya geldiğine bakmayacağım ama eminim ki çok da cüzi bir rakama imza atmıştır.

10- Fırat Aydınus'u bir çok kişinin aksine beğenirim, beğendiğim yanı da "dik kafalı" olması ve gördüğünü çalması. Volkan Demirel'e de kırmızı gösterir, Emre Belezoğlu'na da Arda Turan'a da... Öyle maç içinde "topçu egosuyla" ezilecek hakem değildi Fırat Aydınus. Belhanda bir pozisyonda kendisiyle dadaştı da Fırat oradan mimledi Faslıyı ve ilk pozisyonda kartı çıkarttı. Haksız da değildi kartta ama... Ama... Rodallenga'nın  Emre'nin bileğine basmasına bırakın kırmızıyı, sarıyı bile çıkarmaması Fırat'a yakışmadı... Oysa pozisyona yakındı, görmemesi imkansızdı... Bozma kendini Fırat, sen ev sahibi, deplasman takımı, gördüğünü çal...


11- Trabzonspor taraftarı son yıllarda kendisini antipatikleştirmek için elinden geleni yapıyor. Geçen senelerde yapmış oldukları terbiyesizliklere bu sene de devam ettiler, maç içinde Galatasaray'a edilen küfürler yetmemiş gibi, maçtan sonra da ne hikmetse "sarmadı" diye skorbortta yazı yayınlayıp, gece yarısına kadar kolbastı oynadılar. Maç çıkışı da yüzlerce taraftarın 3 Galatasaraylıyı kovalaması hiç ama hiç olmadı...


STAT: Medical Park
HAKEMLER: Fırat Aydınus, Serkan Ok, Aleks Taşçıoğlu
TRABZONSPOR: Onur Recep Kıvrak, Pereria, Hosseini, Mustafa Akbaş, Novak, Onazi (Dk. 74 Kucka), Sosa, Olcay Şahan (Dk. 78 Amiri), Nwakaeme, Yusuf Yazıcı, Rodallega (Dk. 86 Ekuban)
GALATASARAY: Muslera, Mariano, Maicon, Ahmet Çalık, Nagatomo, Fernando, Sinan Gümüş (Dk. 46 Ndiaye), Belhanda, Emre Akbaba (Dk. 81 Feghouli), Onyekuru (Dk. 81 Rodriques), Eren Derdiyok
GOLLER: Dk. 3 Onazi, Dk. 25 ve 45+2 Nwakaeme, Dk. 90+2 Ekuban (Trabzonspor)
KIRMIZI KART: Dk. 30 Belhanda (Galatasaray)
SARI KARTLAR: Dk. 33 Novak, Dk. 87 Yusuf Yazıcı (Trabzonspor), Dk. 42 Mariano (Galatasaray)

29 Ağustos 2018 Çarşamba

Galatasaray:6-0:Alanyaspor


ultras/Movement'in Maç Onbiri

1- Şampiyonluktaki rakipler Beşiktaş ve Fenerbahçe'nin mağlubiyetlerle kapadıkları haftada iç sahada Alanyaspor karşısında alınan farklı galibiyet, "transfer kabızlığı" çeken Galatasaray taraftarına ilaç gibi geldi. Göztepe maçında oyuna istediği gibi başlayamamıştı Galatasaray ama Alanya karşılaşmasında daha derli toplu bir görüntü sergiledi. Oyunu ilk dakikadan itibaren deplasman takımının yarı sahasına yıkmak istese de maçın ilk tehlikeli atağı Campos'un ara pasında Bobo ile  Alanyasporlulardan geldi. Zaten bu atak Mesut Bakkal'ın talebelerinin maç içinde görüp görecekleri tek tehlikeydi. Sonrası ipler Galatasaray'ın elindeydi, Mariano ve Nagatomo destekli kanat ataklarıyla Sinan ve Onyekuru'nun ceza sahasına koşuları, Eren'i topla buluşturma çabaları golün sinyalini verirken, 36. dakikada Emre Akbaba'nın kullandığı köşe vuruşunda Sinan topu kale çizgisine yolladığı ve Eren'in yatarak yarattığı karambol Fernando'ya hayatının en kolay golünü attırdı... Soyunma odasına önde girmek Galatasaray'ı rahatlatırken, esas fırtına ikinci yarı esti. Önce Sinan, Belhanda'nın pasıyla bulur buluşmaz uzaktan vurdu ve geçen sene Alanya'da kendi kalesine gol atan Tzavellas'ın kafasından seken top Galatasaray'ı iki farklı öne geçirdi. Ne olduğunu anlamayan Alanyalılar, bu defa yine Belhanda'nın Sinan'ı ceza sahasına soktuğu pasla Sinan'ın Eren'e yaptığı asitle topu kalelerinden çıkarmak zorunda kaldılar. Mesut Bakkal kenardan bağırsa çağırsa da köşeye sıkışmış böksör gibi "sallantıda" olan Alanyaspor savunmasını bu kez de eski oyuncusu Emre üzdü. 4-0... Fatih Hocanın takımlarının özelliğidir, skora bakmadan gol için saldırmak, tabelaya bakmadan yine yüklendi sarı-kırmızılılar, penaltı da kazandılar da hakem VAR'a danışınca, "hava atışıyla" oyunu devam ettirdi. Olsun, durdular mı aslanlar, durmadılar ve bu kez Onyekuru skoru değiştiren adam oldu. Yetti mi? Yetmedi, oyuna yeni giren genç yetenek Yunus'un pasında Emre Akbaba kendisinin ikinci golünü eski takım arkadaşı Haydar'ın kalesine yolluyordu. Maçı yöneten Halil Umut Meler sakatlık, VAR, oyuncu değişikliği gibi etmenlerle fazlaca duran oyunu gerektiği gibi uzatsaydı, fark daha da açılırdı ama hakem kısa kesmeyi tercih etti... Son düdük çaldığında tribünler mutlu, hoca mutlu, futbolcular mutluydu...


2- Muslera adını maç boyunca iki kez duydum. İlkinde Bobo'nun tehlike yaratacak atağında zamanında çıkışıyla topu bacakları arasında yakaladığı anda, bir de Sinan'ın düşürülmesi sonrası kazanılan penaltıda taraftarın "Muslera, Muslera, Muslera" şeklinde Uruguaylı kaleciyi penaltı noktasının başına davet etmesinde... Onun dışında Nando oldukça rahat bir maç çıkardı, zaten Seyrantepe'de son 11 maçta Galatasaray 30 gol atıp 3 gol yemiş... Evde harikayız, darısı deplasmanlara...



3- Maçlarda genellikle gol atanlar ön plana çıkar da, Galatasaray'ın savunma bekleri duruşlarıyla, hırslarıyla, arzularıyla, oyun zekalarıyla aslında görünmez kahramanlar. Yuto'daki oyun ciddiyeti, Mariano'daki özgüven Galatasaray'ın bu denli etkili oyunun çok önemli parçaları. Takım savunmasına katkı yapmakla kalmıyorlar, hücümda da her daim hazır bulunuyorlar ki, geri dönüşleri de bir o kadar çabuk ve hızlı... Orta saha oyuncularını ya da golcüleri izlerken mest olursun ya, Galatasaray beklerini izlemek de başlı başına bir haz...



4- Hafta içi Maicon'un satıldığı haberini duyduğumda Gomis'ten daha çok üzüldüm gitmesine de bereket evraklar yetişmemiş de Maicon kaldı takımda. Sosyal medyadaki  "şampiyonlar ligi için ağır" diyerek başlayan "karalama" kampanyasına katılmıyorum, Maicon'un öyle kenara atılacak bir topçu olmadığını düşünüyorum çünkü sadece savunma yapmıyor, hücümda da oldukça etkili, ayrıca lider özellikli ve kaybetmeyi sevmeyen bir yapısı var.  Serdar Aziz'le birlikte iyi bir ikili oluşturmuşlardı, son iki maçta Ahmet'le de uyumlu oynuyorlar. Alanya karşısında rakip forvetlere göz açtırmadılar... Fatih Terim de bunun farkında olmalı ki, transferde stoper tercihini iptal etti ve Donk'u da o bölgeye ekleyerek bu dört futbolcu ile yoluna devam etme kararı aldı...


5- Göztepe maçındaki Fernando- Donk ikilisi bu kez Fernando-Belhanda çiftine bıraktı yerini. Bu değişiklik de oyunun da hızlanmasına sebep oldu zira Donk rakibi karşılamada oldukça sert ve başarılıyken, topu oyuna sokmada o kadar da çabuk davranamıyordu. Oysa Belhanda orta sahaları yumuşak takımlar karşısında o bölgede tam da aranan adam olduğunu gösterdi özellikle maçın ikinci yarısında. Belki de Galatasaray'a geldiğinden beri oynadığı en etkili maç diyebiliriz Alanyaspor karşılaşmasına. Takımın farkı açtığı her golün başlangıcında mutlaka Belhanda'yı gördük... Orta sahaya N'Diaye'nin de geleceğini düşünürsek, Fatih Terim için oldukça keyifli olacaktır maç kadrosunu yazmak taktik tahtasına...


6- Emre Akbaba... Cim Bom Bomun çocuğu Emre Akbaba... Büyük umutlarla, büyük paralarla gelen topçular üzerinde beklentiler çok olur ve futbolcular bazen bu baskıyı kaldıramaz. Emre, eski takımına karşı maçın ilk yarısı biraz heyecanlı biraz tutuk gözükse de, ikinci devre "açıldı" ve golleri sıraladı... Atmış olduğu goller, üzerindeki baskıyı da aldı genç oyuncunun. Bir de gollerden sonra sevinmemesi, 20 gün önce birlikte yemek yediği, aynı kampı paylaştığı arkadaşlarının üzüntüsünü paylaşması karakteri açısından da olumlu görüntülerdi Emre'nin... Çok büyük topçu aldı Galatasaray, çok büyük...


7- Garry Rodrigues iki haftadır kenarda ama kimse onun adını anmıyor zira Henry Onyekuru öyle bir oyun çıkarıyor ki, "Bu adamı satın alma opsiyonuyla mı kiraladık?" sorusunu sorduruyor seyredenlere. Cevap verelim, maalesef sene sonu geri dönecek Henry ama belki Yuto gibi takıma "tapusuyla" katabiliriz... Böyle oynarsa da o iş çok zor olur... Topla oldukça hızlı ve ceza sahasına girdiğinde asist yapacak arkadaşını arıyor Nijeryalı, ki Fatih Terim de maç sonu verdiği röportajda kendisini golü düşünmesi için uyardığını belirtti. Bruma ve Garry Rodrigues pas vermeyi daha az düşünüyordu, fırsatı bulunca kaleyi yokluyorlardı. Ben asisti seven kanat adamını severim ve inanıyorum ki yeni gelecek golcüyü oldukça doyuracaktır Onyekuru...


8- İlk yarıda durgun olan Sinan, ikinci yarıda çok daha arzuluydu, istekliydi ve hal böyle olunca da gollerde katkısı büyük oldu. Futbolda şansa pek inanmam, şans arzu edenin yanındadır, Sinan o şutu çekmeseydi top "şansa" rakibin kafasına çarpmayacaktı, sen isteyeceksin ve çabalayacaksın ki şans da yanında yer alsın...


9- Sezon başından beri takımın golcüsü olarak ilk onbirde yer alıyor Eren Derdiyok. Gomis'in satılmasından sonra da tek forvet kaldı. Galatasaray yönetimi transfer bitmesine günler kala bir golcü arayışında ama bakalım bu iş nasıl sonuçlanacak. Eren'in eline iyi bir şans geçti ama bu fırsatı olumlu kullandığını düşünmüyorum. Tamam, goller atıyor ama benim beklediğim Eren Derdiyok performansı bu değil, daha iyisi olabileceğini, rakibi presle boğabileceğini, kafa toplarında hakimiyet kurabileceğini ve hücümda top tutabileceğini iki sene önce ilk transfer olduğunda bize göstermişti.


10- Kenarda Feghouli gibi milyon euroluk adam beklerken Fatih Terim oyuna Yunus'u alıyor, Ozan'ı alıyor... Bu topçular da sahada oldukları  5-10 dakikada ne kadar yetenekli olduklarını gösteriyorlar cümle aleme. Özellikle Yunus kamp döneminde yakaladığı formu sürdürüyor, maça girdi ve topa ilk dokunuşuyla asist yaptı. Maçın son dakikasında da fileleri havalandırabilirdi... Ozan da Fernando'nun yerinde sırıtmadı, sahada bulunduğu az sürede ayağının sağlam bastığını gördük... Genç topçuları yazarken, Gökay'dan bahsetmeden geçemeyeceğim. Galatasaray yurt dışı kampındayken Gökay Genç Milli Takım ile Avrupa Şampiyonası maçları yapıyordu ve arkadaşları gibi kendini Fatih Hocaya gösterme şansı olmadı, tabii ki hoca onu biliyor, idmanlarda izliyor ama hazırlık maçında görmesi oldukça farklı bir olay... Umarım Gökay'ın da sahada olacağı günler yakındır...


11- 2018-2019 Futbol Sezonu "VAR"la başladı ve geçen üç haftalık periyotta bu sistemi en kötü kullanan hakem Halil Umut Meler oldu. İlk hafta yönettiği Fenerbahçe-Bursaspor maçında video görüntülerine bakmasına rağmen verdiği yanlış kararlar ve kaş-göz oynatma mimikleriyle büyük tepki toplayan genç hakem, dün gece de büyük bir fiyaskoya imza attı. Galatasaray'ın gelişen atağında Sinan'ın düşürülmesine penaltı çalan Halil Umut Meler, VAR'a bakma gereği duymadan Belhanda'yı penaltı noktasına gönderip, herkesi ceza sahasını sınırlayan çizgilerin dışına davet ettikten sonra Faslı topçu tam topa vuracağı anda "dalga geçer gibi"  düdük çalıp, VAR'a bakmaya koştu... Oysaki, pozisyon başında video hakeme danışıp, görüntüleri izlese ve kararını vermiş olsaydı, böyle rezalet bir görüntü ortaya çıkmayacaktı.





STAT: Türk Telekom
HAKEMLER: Halil Umut Meler , İbrahim Çağlar Uyarcan , Cevdet Kömürcüoğlu
GALATASARAY: Muslera , Mariano , Ahmet , Maicon , Nagatomo , Fernando (Ozan Kabak dk. 86 ), Emre Akbaba , Sinan (Muğdat dk. 73 ), Onyekuru (Yunus Akgün dk. 84 ), Belhanda , Eren
YEDEKLER: İsmail Çipe, Serdar, Selçuk, Linnes, Donk, Celil Yüksel, Feghouli
ALANYASPOR: Haydar, Cenk Ahmet , Barış Başdaş , Tzavellas , N’sakala , Maniatis , Taha , Efecan (Souza dk. 73 ), Djalma (Hasan dk. 59 ), Villafanez , Bobo (Etame dk. 46 )
YEDEKLER: Ufuk, Merih, Carneiro, Kaan, Emre
GOLLER: Fernando (dk. 36), Sinan (dk. 49), Eren (dk. 53), Emre Akbaba (dk. 56 ve 84), Onyekuru (dk. 82) (Galatasaray)
SARI KART: Barış Başdaş (Aytemiz Alanyaspor)

20 Ağustos 2018 Pazartesi

Galatasaray:1-0:Göztepe


ultras/Movement'in Maç Onbiri

1- Ligin açılış maçında Ankaragücü karşısında "berbat" bir zeminde alınan üç puandan sonra, evinde pırıl pırıl bir sahada Galatasaray'ın geçtiğimiz seneden kalma "rakibini boğan" oyununu devam ettirip, geçen haftadan 3 cezalı oyuncusu olan Göztepe'yi rahat geçeceğini bekliyordu sarı-kırmızılı taraftarlar. Lakin, evdeki hesap çarşıya uymadı ve özellikle maçın ilk devresinde daha çok pozisyona giren deplasman takımı olurken, Galatasaray "kontra atakla" golü buldu. Henry Onyekuru'nun hem çabukluğunu hem de zekasını kullandığı golün rakibi açacağını ve Galatasaray'ın farka gideceğini düşünenler hayal kırıklığına uğradı , zira ev sahibi genç kaleci Göktüğ'yu zorlayacak pozisyonlar bulmaktan uzaktı. Transfer sezonunun en sansasyonel adamı Emre Akbaba'nın oyuna girmesi ve Göztepe'nin beraberlik için Galatasaray kalesine gelmeye başlamasıyla ev sahibi sarı-kırmızılılar pozisyon buldular ama o anlarda da topu üç direk arasından geçirmekte maharetli değillerdi.
İyi oynadığında zaten kazanırsın da, takımın henüz oturmadığı, gelen ve giden topçuların olduğu bu periyotta kötü oynarken de kazanmak mühim, sezon sonunda şampiyonluk için her puanın önemi büyük. Galatasaray gibi, Beşiktaş da Erzurum deplasmanında kötü oynadığı bir maçtan üç puan alarak büyük kazanç elde ederken, Fenerbahçe ise kötü oynayıp, puansız döndü evine... Bu açıdan bakıldığında, 1-0'ın getirdiği 3 puanın kıymeti daha anlaşılır olmakta.

2- İki haftadır Muslera'nın adını pek anmıyoruz, "süper kurtarışlar" yaptığından, takımı kurtardığından bahsetmiyoruz çünkü "savunma sağolsun" Uruguyalı file bekçisine pek top göstermiyor. Göztepelilier özellikle ilk devre Yasin ve Halil'in kanat ataklarıyla Galatasaray kalesine geldiler de "net" diyebileceğimiz pek pozisyon yaratamadılar. Maçın ikinci yarısında deplasman takımının Tayfur'la direkten dönen bir pozisyonu var ama orada Muslera'nın artık akıllanıp, arka direğe Mariano'yu yerleştirdiğini gördük... Umarım artık bu sene öyle "aptalca" arka direk golleri yemeyiz.


3- Geçen haftaki Serdar Aziz - Maicon başarılı ikilisine nazar değdi ve bu hafta Serdar'ın arka adalesinde sertlik yaşanınca Maicon'un partneri Ahmet Çalık oldu. Gençlerbirliğinde oynadığı dönemde takım kaptanlığına kadar yükselen Ahmet, takıma gelecek vaad eden oyuncu olarak alınmış lakin birden gözden düşmüştü. Ben Ahmet Çalık'ın "yüzüne bakılmayacak" kadar kötü olduğunu düşünmüyorum, hatta kendisine şans verilmesi ve güvenilmesi sonrası çok da iyi olacağına inanıyorum zira o da "hisleriyle ve yüreğiyle" oynayan topçular sınıfından. Dün gece de pozisyonunda hiç sırıtmadı, işinin gereklerini yerine getirdi. Maicon'a gelirsek "Şampiyonlar Ligi için yeterli değil" diye bir söylenti aldı başını gidiyor. Söz konusu maçlar geldiğinde göreceğiz yeterli olup olmadığını da duruşuyla ve hırsıyla sahada görmek istediğim oyunculardan biri benim Brezilyalı savunmacı. Sadece defans da yapmıyor, dün gece de az kalsın serbest vuruştan fileleri sarsıyordu, yetmedi Emre Akbaba'nın serbest atışında da sürpriz çıkışıyla topa milim farkıyla dokunamadı, golü kaçırdı...


4- Savunmanın önünde görev alanlardan Fernando, Onyekuru'ya tecrübe kokan bir asist yaparak skora katkı sağlarken,attığı pastan ziyade savunmadan rakip sahaya kadar yapmış olduğu koşu dikkatle izlenmesi gerekiyor. Onun partneri Donk ise maçın etkisi oyuncularından biri olarak göze battı. Sakatlığının da performansını negatif yönde etkilemesiyle Fatih Terim, Hollandalı topçuyu Selçuk İnan'la değiştirdi. Bu hafta içinde N'Diaye'nin de takıma katılacağını düşündüğümüzde Donk için forma savaşı oldukça çetin geçecektir. Ama savunmada da oynayabilmesi nedeniyle Fatih Terim'in onu bazen stoperde de kullanacaktır hiç şüphesiz.


5- "Önümüzdeki hafta Sinan'ın oyun kurucu bölgesinde Emre Akbaba'yı izleriz" diye yazmıştık Ankaragücü maç yazısında. Fatih Terim, Göztepe karşısında Garry Rodriguez'in yerine Sinan'ı koyup, top dağıtma görevini Belhanda'ya verdi. Yine arzuladığımız Belhanda'yı sahada göremeyince, 61.dakika Emre-Belhanda değişikliği beklerken, Sinan Gümüş oyundan alındı ve yeni transfer kanada geçmiş oldu. Çocukluğunda hayalini kurduğu forma ile ilk defa sahaya çıkan Emre Akbaba, belki takımla bir ya da iki antrenman yapmış olsa da, takım arkadaşlarını pek yadırgamadı, siftah yaptığı maçta fileleri havalandırmak için uğraş verdi, pozisyonlar da buldu ama şans yanında değildi. Yarım saatlik oyun bile Emre Akbaba'nın Galatasaray için ne kadar da faydalı olabileceğini göstermiş oldu...


6- Ankaragücü karşısında hücum hattında oyuna Eren'le başlayan Fatih Terim, dün yine Gomis'i kulübede oturtup, Eren'i gol için sahaya sürdü. Ama gurbetçi topçu kendisinden beklenileni yapamadı, ileri hatta top tutup, kanatlara servis yapamadı, ceza sahası içinde de Titi'yle boğuşmaktan uzaktı. İkinci devre Fatih hoca Gomis'i oyuna alınca, geçen seneden kalma görüntüler izledik, Fransız sanrafor rakip stoperleri zorladı, takım arkadaşlarına duvar oldu ve gole de yaklaştı. Profesyonelliğine inandığım Gomis'in takımda kalması durumunda bu sene de takımın en etkili gol silahı olacağını bekliyorum.


7- Garry Rodriguez'in sakatlığı sonrası kanatlar Sinan ve Onyekuru'ya emanet edilmişti. Nijeryalı oyuncu Türk Telekom'da Galatasaray taraftarı karşısında çıktığı ilk maçta golünü atarak sevenlerine "merhaba" demiş oldu. Hızlı ve çabuk bir oyuncu olduğunu biliyorduk ama Fernando'nun pasında "çevre kontrolü" yapabildiğini ve "aklını" da kullandığını beğeniyle izledik Onyekuru'nun. Attığı golle, Şampiyonlar Ligi twitter hesabından da tebrikler aldı dün gece... Bravo...


8- Galatasaray'a dört yıl hizmet etmiş Yasin Öztekin'in bu kadar "tu kaka" edilmesine gönlüm razı değil. Sinan için de bir ara böyle bir karalama kampanyası başlamıştı da bereket sona erdi. Yasin her profesyonel futbolcu gibi elinden geleni yapmış, bazen maç kazandırmış, bazen de maç kaybettirmiştir ama yuhlanacak kadar "ihanet" etmemiştir. Fatih Terim kendisini istememiş, o da başka bir takıma gitmiştir. Medyada yazılanlar, hatta uydurulup abartılanlar" sosyal medyada da dolaşınca oyuncular böyle tepkiler alıyorlar. Dün gece Yasin Göztepe adına en hareketli oyunculardan biriydi, pozisyonlar da buldu ve İzmir ekibi için yerinde bir transfer olduğunu göstermiş oldu. Şimdi sorum şu: Yasin haftaya Fener'e gol atarsa Galatasaray taraftarı sosyal medyada nasıl tepki verecek? İçten içe sevinmeyecek mi? Hayır demeyin, samimiyetinize inanmam...


9- Arda Turan'ın ağzından eksiltmediği "adam" kelimesinin vucut bulmuş halidir Hakan Balta. 2007 yılında Galatasaray'a gelen ve "ağzı var dili yok" tavırlarıyla, her zaman hazır olmasıyla kendisiyle çalışan bütün hocaların beğendiği Hakan 35 yaşında Galatasaray forması altında futbola dün gece veda etti. Böyle topçular oynarken de değerlidir, emekliye ayrıldığında da. Fatih Terim'in Hakan Balta'yı bırakmayacağı ve Galatasaray Futbol Akademisinde görev vereceğine inanıyoruz. Güle güle Balta, emeklerin için teşekkürler...


10- 2018-2019 Futbol Sezonun ilk iç saha maçı, bayram arifesine denk gelmiş olması ve İstanbullluların şehri tatil yörelerine gitmek için boşaltmalarına rağmen azımsanmayacak bir kalabalığa ev sahipliği yaptı. Kendi evinde uzun haftalar süren bir nağmalupluk serisi vardı sarı-kırmızılıların ve dün gece de seriyi bir maç daha ileriye götürdüler.

11- Karşılaşma öncesi okunan İstiklal Marşından sonra televizyonda " Mustafa Kemal'in askerleriyiz" sesleri yankılandı. Stadyumda olan arkadaşımı aradığımda sloganların deplasmana gelen Göztepe taraftarı tarafından atıldığını öğrendim. "Belki bir gün Galatasaray tribünleri de bağırır, neden olmasın" diyerek kapadım telefonu...



STAT: Türk Telekom
HAKEMLER: Ali Palabıyık, Kerem Ersoy, Serkan Olguncan
GALATASARAY: Muslera, Mariano, Maicon, Ahmet Çalık, Nagatomo, Donk (Dk. 72 Selçuk İnan), Fernando, Sinan Gümüş (Dk. 61 Emre Akbaba), Belhanda, Onyekuru, Eren Derdiyok (Dk. 46 Gomis)
GÖZTEPE: Mehmet Göktüğ Bakırbaş, Gassama, Reis, Titi, Traore, Alpaslan Öztürk, Borges, Tayfur Bingöl (Dk. 89 Berkan Emir), Halil Akbunar (Dk. 83 Ngando), Yasin Öztekin (Dk. 73 Gouffran), Deniz Kadah
GOL: Dk. 42 Onyekuru (Galatasaray)
SARI KARTLAR: Dk. 33 Yasin Öztekin, Dk. 90+1 Traore (Göztepe), Dk. 60 Belhanda, Dk. 61 Mariano, Dk. 70 Donk, Dk. 72 Nagatomo (Galatasaray)

11 Ağustos 2018 Cumartesi

Ankaragücü:1-3:Galatasaray



ultras/Movement'in Maç Onbiri

1- İster iç sahada oyna, ister deplasmanda oyna yeni başlayan sezonun ilk maçları her zaman zordur, hava sıcaktır, kamplardaki fiziki yüklenme sonrası oyuncular maç kondisyonuna tam olarak ulaşmamıştır, rakipler "kapalı kutudur", istenilen transferler yapılmamıştır, yeni gelen oyuncular takım arkadaşlarına alışmamıştır... Bu olumsuz şartlara bir de koca yaz bakımsız kalmış sahalar eklenince hepten zor olur sahadaki topçuların işi. İşte Galatasaray böyle şartlar altında Ankara deplasmanına çıktı ve artık klasik olmaya başlayan "erken gol yeme" huyu ile geri düşüp, ardından üç gol atıp, +2 averaj yaparak maçı kazanmasını bildi.
Süper Kupa maçındaki "ruhsuz" oyunu bizler gibi beğenmeyen Fatih Terim, takımın en çok kazanan futbolcuları "Gomis-Belhanda-Feghouli"yi kulübeye oturtarak çıktı eski takımı Ankaragücü karşısına. Ev sahibi de uzun yıllar özlemini çektiği lige "yepyeni" bir takım kurarak merhaba demişti, taraftarın coşkulu tezahuratı altında başladığı maçta Galatasaray orta sahasının gevşek davranması sonrası Mokhtar'ın asistiyle El Kabir'le bir anda öne geçiverdi. Golden sonra ev sahibi geriye çekilince meydan sarı-kırmızılı topçulara kaldı ve kötü zeminden dolayı kısa paslar yerine uzun toplarla oyunu rakip sahaya yığan Galatasaray, stoperleri Serdar Aziz'in bir kafa ve Maicon'un serbest vuruşunda Hopf'u zorlayıp sonuç alamadı ama ilerleyen dakikalarda yine bu ikilinin çabasıyla beraberlik golünü buldu. Geçen sene de rakip fileleri sarsan Serdar-Maicon ikilisi  kaldığı yerden devam ediyor. gollerine. Beraberlik golü sonrası galibiyet için rakip kaleye giden Galatasaray, çok geçmeden Mariano'nun ortasında rakip stoper Kone'nin ters kafa vuruşuyla öne geçiverdi. Golde Mariano'nun ortası kadar Garry Rodriguez'in yaptığı presle topu çalıp, Brezilyalıya aktarması da dikkate değerdi. Aslında Sinan ve Onyekuru biraz daha becerikli olsa, Galatasaray ilk yarı oyunu koparabilirdi ama bu topçular yakaladıkları "net" pozisyonlarda kaleciyi geçemediler.
İkinci devrenin başında da ilk devre Sinan'ın kendisine yaptığı jesti Onyekuru arkadaşına iade etti, "al da at" pasında Sinan başarısız olunca fark açılmadı. Sahanın da ağır olması, dakikalar ilerledikçe oyundaki tempoyu düşürdü ve ilk yarıda izlediğimiz pozisyonlardan uzak, takımların peşi sıra toplamda 3-4 pas yapamadıkları bir oyun oynandı. Ev sahibi El Kabir ile 2 kontra pozisyonunda başarısız olunca, beraberlik ümitleri suya düşerken, maça son noktayı Feghouli-Mariano-Selçuk-Belhanda paslaşması sonrası Faslı oyuncunun asistiyle Eren koydu.


2- Okullar haziranda kapanır, öğrenciler tatile çıkar, eylülün ortasında tekrar açılır ve yeni eğitim-öğretim yılı başlar. Bu 3 aylık periyod içinde genel görüş okulların da kapısına kilit vurulup, öğretmenlerle idarecilerin tatil yaptığı yönündedir ama işin aslı öyle değildir. İdareciler koca yaz okulu açık tutar ve yeni eğitim öğretim yılı için gerekli hazırlıklar yapılır, sınıflar boyanır, sıralar cilalanır, kırık dökükler tamir edilir. İşin eğitim ayağı böyleyken, futbolda nedense işler "saldım çayıra mevlam kayıra". Liglerin bitimi ile stadyumların kapısına kilit vuruluyor ve ilk maç öncesi açılıyor sanki. Bir hafta önce Konya'nın, bugün Ankara'nın zeminleri "rezil" haldeydi. Kimi yerde çimler uzun, kimi yerde ise çimden eser kalmayan kel toprak. Tabii, böyle zeminlerde pas yapan takımların zorlanması doğal, Galatasaray da bu sebeple istediği oyunu oynayamadı ligin ilk maçında... Avrupa Şampiyonasına aday olduğumuz bu süreçte böyle zeminler adaylığımızı da olumsuz etkilemektedir.


3- El Kabir'in attığı golde Fernando ve Onyekuru'nun Ankaragüçlü oyuncuyu bırakmaları sonrası savunmada hazırlıksız yakalandılar ama Galatasaray adına maçın şüphesiz en iyisi Serdar Aziz ve Maicon'du. Özellikle Serdar yine hava sahasının hakimiydi ve rakiplere top bırakmazken, bir de rakip kalede partneri Maicon'un kafa pasında kafayla beraberliği yakalayan golü attı. Brezilyalı da savunmada oldukça dikkatliydi, El Kebir'le "boğuştu", serbest vuruştan da az kalsın jeneriklik bir gol atıyordu.


4- Linnes'i kulübeye oturtan Fatih Terim, rakip sahaya daha çok gidecek, Eren'e orta yapacak Mariano'yu ilk onbire yazdı bu gece. Brezilyalı bek de sakatlıktan dönmesine rağmen aksamadı, yaptığı bindirmelerle hocasının verdiği görevi de yapmış oldu, belki Eren'e asist yapamadı ama Kone'ye bir asist yaptı. Ters kanatta tabii ki Yuto vardı. Japon topçunun sahada olması "acayıp" güven veriyor maçı seyrederken, ondaki soğukkanlılık, oyun disiplini takıma da olumlu sinerji yayıyor. Dünya Kupasında oynayıp, Nagatomo'dan daha erken eve dönen Belhanda'nın hala hazır olamadığı düşünülürse, Yuto Nagatomo'daki iş ahlakı da alkışı hak etmiyor mu? Keşke takımda bir kaç Japon oyuncu daha olsa, fena mı olur?


5- Donk ve Fernando geçen sezon kaldıkları yerden devam ediyorlar, sade ve basit oynayarak, gerektiği yerde bulunarak takım savunmasında oldukça yerinde müdahaleler yaptılar ama hücüm geçişlerinde yardımlarına gelen bir "playmaker" yoktu. Belhanda ve Selçuk'un kenarda olduğu maçta bu işi Sinan'a vermişti hoca da, genç oyuncu ne kadar iyi niyetli çabalasa da görevi başarıyla yerine getirdiği söylenemez.  Son dakikalarda Selçuk ve Belhanda'nın oyuna girmesiyle Galatasaray daha çok pas yapmaya, topu daha çok ayağında tutmaya başladı...


6- Garry Rodriguez sezonun ilk sarı kartını görerek tarihe geçti, keşke ilk golü de atabilseydi ama bu şeref El Kabir'e nasipmiş. Sahanın "patates tarlası" olması sebebiyle istediği gibi top kontrol edip, sürmekten uzaktı Garry , bir de kendisini savunma arkasına sarkıtacak uzun top atacak arkadaşı yoktu ama yaptığı hücüm pres, savunmaya katkısı ile galibiyette önemli pay sahibi oyuculardan biri oldu.

7- Fatih Terim, "Belhanda-Feghouli-Gomis"i yedek bırakıp, çalışmayana forma yok mesajı verirken, Sinan'a oyun kurma görevi verdi. Sinan Gümüş topla buluşmak için çok koştu, topu ayağına aldığında dikine iyi dripling yaptı, bir kaç ince pas da attı, özellikle Onyekuru'ya şık bir pas attı ilk yarıda ama bölgesini yadırgadığını da gizleyemedi. İşte o bölgede de belki önümüzdeki hafta Emre Akbaba'yı izleriz, Belhanda'nın "umursamazlığı" devam ettiği sürece de transfer edilirse Emre formayı alır ve sezon sonuna kadar bırakmaz...


8- Yeni bir ortama girip, hemen alışmak zordur, kimisi tecrübeyle bu süreci kolay atlatır da bazıları için alışma dönemi daha uzun sürer. 21 yaşındaki Nijeryalı oyuncu da takıma yavaş yavaş ısınıyor, "futbolcu kumaşı" olduğu belli, ayağına hakim ve de oldukça hızlı. 33. dakikada ceza sahası içinde biraz daha soğuk kanlı olsa kendisi adına ilk golünü de atacaktı ama olmadı. Fatih Terim'in kanatları altında çok daha iyi olacaktır, hoca kendisine güveniyor, taraftar destek veriyor...


9- Geçen sezonun gol kralı Gomis'in yerine Eren Derdiyok'la çıktı sahaya Fatih Terim. İyi niyetle mücadele ediyor gurbetçi topçu ama biz kendisinin çok daha iyi oynadığı zamanları biliyoruz. Bir golcü için gol atması önemlidir, Akhisar maçından sonra bu gece de fileleri sarstı Eren ve görevini yapmış oldu. Lakin, Gomis gibi bir oyuncuyu kesmek isterse çok daha istekli, arzulu ve yırtıcı olmalı.

10- BeIn Sports'ta maçı yorumlayan Reha Kapsal, Ercan Taner'in sürekli koşu mesafelerinden söz etmesi sonrası güzel bir söz söyledi: "Bir oyuncunun ne kadar koştuğu değil, nereye koştuğu önemlidir"... Blog okurları bilir, futbolun sayılarla değerlendirilmesine hep karşı çıkmışımdır, Reha hoca da bizim gibi düşünenlerden çıktı, sağ olsun. Selçuk İnan'ı "istatistik kasmak" bozdu, yanlış pas atıp istatistiğini bozmamak adına uzun toptan çekinip, sürekli geriye yolluyordu topu da şükür Fatih Terim geldi ve o hastalıktan kurtuldu. Bir ara Galatasaray'da en isabetli pas yapan Semih Kaya çıkmıştı, adam sürekli Muslera'ya, yanındaki Chedjou'ya ve önündeki Melo'ya veriyordu topları, 40 metre ileriye atmaktan imtina ediyordu... Koşu mesafesi olayı da öyle, bazı topçular var, amaçsızca oraya buraya koşar takıma bir katkıları olmaz, maç sonu koşu mesafesi listesinde zirvede yer alırlar,  bazıları da zekidir, az koşar ama oyunu yaşar, topun gideceği yeri sezer oraya koşar ve topu kapar ya da boş alan bulur boş koşu yapıp uzun top bekler ama takımın en az koşanıdır söz konusu istatistik listesinde. Şimdi siz kimi tercih edersiniz? Ben ikinci tür topçulara bayılır...


11- VAR sistemi Süper Kupa maçıyla hayatımıza girdi, ilk denemede Cüneyt Çakır "çuvalladı" da bu gece Ümit Öztürk'e "yardım alacak" pek tartışmalı pozisyon düşmedi. Ama bu sistemle birlikte yan hakemlerin ofsaytlara bayrak kaldırmama kuralına bir ayarlama yapmaları lazım. Tamam, ince pozisyonu oynat da kabak gibi ofsaytlarda da bayrak kaldırın bir zahmet. Forvetin gol mutluluğu ile oynamaya, savunmacıyı kalkmayan bayrak için sinirden köpürtmeye kimsenin hakkı yok...

Ve yazımızı dolar ve euronun tavan üstüne tavan yaptığı, liramızın iyice değer yitirdiği bu günde Napoli taraftarlarından bildiğimiz o veciz sözle bitirelim: "Yarın yine borçlarım olacak ama bu gece kral benim..."


STAT: Osmanlı
HAKEMLER: Ümit Öztürk, Ali Saygın Ögel, Osman Gökhan Bilir
MKE ANKARAGÜCÜ: Hopf, Erdem Özgenç, Yalçın Ayhan, Bakary Kone, Pinto, Faty, Arif Morkaya (Dk. 88 Sedat Ağçay), Bifouma, İlhan Parlak (Dk. 46 Kenan Özer), Mokhtar (Dk. 79 Kehinde), El Kabir
GALATASARAY: Muslera, Mariano, Serdar Aziz, Maicon, Nagatomo, Donk, Fernando, Rodrigues (Dk. 67 Selçuk İnan), Sinan Gümüş (Dk. 81 Belhanda), Onyekuru (Dk. 84 Feghouli), Eren Derdiyok
GOLLER: Dk. 7 El Kabir (MKE Ankaragücü), Dk. 21 Serdar Aziz, Dk. 30 Bakary Kone (Kendi kalesine), Dk. 90+2 Eren Derdiyok (Galatasaray)
SARI KARTLAR: Dk. 4 Rodrigues, Dk. 45+2 Fernando (Galatasaray), Dk. 15 Yalçın Ayhan, Dk. 53 Mokhtar (MKE Ankaragücü)

Blog Widget by LinkWithin