20 Mayıs 2019 Pazartesi

Galatasaray:2-1:Başakşehir


"Geçen sene de 7 maç vardı. İşte fikstürü zor, deplasman fazla derken 6'da 6 yaptık. Allah nasip ederse bu sene de inşallah öyle olur. Ama dediğim gibi ne olursa olsun pes etmeyen bir Galatasaray olacak her yerde. Kazanırız, kaybederiz ama pes etmeyen bir Galatasaray olacak. Kupalara layıksın sen şanlı Galatasaray, diyerek herkese iyi geceler diliyorum." diye bitiriyordu Malatya'da kazanılan Türkiye Kupası yarı final maçı sonrası basın toplantısını Fatih Terim. Bir çok "otoritenin" Başakşehir'i şampiyon ilan ettiği, Türkiye Futbol Federasyonu ve hakemlerin Galatasaray'ı adeta"doğradığı" bir sezonda pes etmeyen ve "kupalara layık olan" Galatasaray vardı, başındaki hocasıyla. Dediği gibi de oldu Fatih Terim'in, bir "dejavu" yaşandı, Galatasaray iç sahada ve deplasmanda kazandıkça kazandı, Başakşehir kaybetti ve iki kupanın alınacağı son "final haftasına" girildi. Önce Sivas'ta Akhisar mağlup edilerek, kupaların biri müzeye kondu ve sıra ligin final maçına geldi: Galatasaray-Başakşehir...

Karşı yakanın sarı-lacivertlileri kulüplerinin kuruluş yılından esinlenerek 19.07 tarihini kendilerine "Fenerbahçeliler günü" ilan ediyorlar ya, 19 Mayıs (19.05) Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı da Galatasaraylılar tarafından "Galatasaray bayramı" olarak da çifte kutlaması yapılamaz mı? Böylesi manidar bir günde de bir kaç yıllık tribün tarihinde bin kişiyi geçmeyen taraftar kitlesi ile yapmış oldukları ilk ve tek koreografide Atatürk'ü "unutan" Başakşehir'lilere Ulu Önderi hatırlatmayı unutmadı Galatasaray taraftarı maç öncesi açtıkları pankartlarla... Talih kalbi güzel olanlara güler derler ya, 19.05'te şampiyonluk kutlama şansı gelmişti Galatasaray sevdalılarının ayağına, bu fırsat tepilemezdi...



Sürpriz bir başlangıç yapmadı Galatasaray maça, beklenildiği gibi 50 bin inanmış ve arzulu taraftarının desteği ile baskı kurdu ilk dakikalarda rakip kalede. Özellikle Mariano'nun keskin ortalarıyla zor durumda kaldı deplasman takımı da kaleci Mert iyi konsantre olmuştu, erken gole izin vermedi kalesinde. Her maç sonrası basın toplantılarında "Top tutuyoruz, topu çeviriyoruz, top bizim ayağımızda şu kadar süre kalıyor, oyuncularım bilmem kaç kilometre koşuyor" gibi istatistiki bilgilerle "farklı" olduğunu göstermeye çalışan Abdullah Avcı'nın o bahsettiği takımdan izler yoktu sahada. Aslında ligin bir çok maçında da, özellikle ikinci devresinde "iyi" top oynayamıyorlardı da, medyadaki Başakşehir "güzellemeleri" bir türlü bitmiyordu. Galatasaray karşısında sıradan bir Anadolu takımı gibi savunma yaparken, kontra ataklarla gol bulmayı amaçlamışlardı ki, Elija'nın başlattığı bir atakta, Bajic'le öne geçtiler... Muslera'nın topu uzaklaştırmak isterken Bajic'e vermesi ve sonrasında da Bosnalı topçunun şutunu çıkarması dışında deplasman takımının maçta başka atağı da yoktu. Devre sonu istatistiklerde Başakşehirlilerin Galatasaraylılardan çok koştuğu gözüküyordu, oysa top %70 oranında Galatasaray'daydı, demek ki neymiş topsuz boş boş koşmuşlar, ya da Galatasaray top çevirirken topu kapmak için "büyük" enerji sarf etmişler ama topu yine de kapamamışlar...



Aradığı sürpriz golü bulan Başakşehirliler, birden futbolun "çirkin" tarafını ortaya çıkarıverdiler.  Bakmayın siz Abdullah Avcı'nın "Attığımız golden sonra bize saldırdılar" demesine, o lafların hükmü bir otobüs dolusu futbolcunun bir gazeteciye saldırdığı günlerden ya da kendisinin Adem Büyük'e tokat atıp kaçtığı maç sonunda bitti... Daha önce Konyaspor forması giyerken Alanyaspor deplasmanında attığı golden sonra evsahibi tribüne doğru gidip, sevinen ve taraftarı tahrik eden Bajic, o gün Ali Palabıyık'tan sarı kart görmüştü ama Cüneyt Çakır bu tahrik için değil, kendisine "had bildiren" Marcao ile kapışmasından dolayı sarı kart vermişti. Ama arkadaşları gole sevinip, Bajic'i kutlamaya koşarken Galatasaray taraftarına doğru büyük bir hışımla topu yollayan Emre Belezoğlu, Cüneyt Çakır ve üç yardımcı hakemin gözünden "kaçmıştı"... İlginç... Geçen sene Donk'un podyum maçı olmuştu Başakşehir karşılaşması, Emre ve Arda'yı tek başına bitirmişti Hollandalı futbolcu. Pazar gecesi de "Merhaba, beni hatırladın mı?" dercesine gölgesi olmuştu Emre'nin de, bücür bu baskıya dayanamadı ve sahayı terk etmek durumunda kaldı, Cüneyt Çakır'ı da rahatlattı, Donk'u da... Fatih Terim de ikinci yarı görevini tamamlayan Donk'u kenara alıp Selçuk'u oyuna sürecekti...


Dedik ya sürekli futbolun güzelliklerinden bahseden, Ajax gibi olmaktan dem vuran Abdullah Avcı'nın kalecisi daha ilk devrenin ortalarında başlamıştı 2 dakikada aut atışı kullanmaya, topçuları da plajda uzanır gibi uzanıyorlardı yerlerde...  Onlar "oynamayadursunlar" Galatasaray beraberlik için yükleniyordu rakibinin kalesine, pozisyonlar da buluyordu da, top bir türlü kale çizgisini geçmiyordu. Özellikle 39. dakikada Belhanda'nın ortasında altı pas içindeki Marcao güreşçi mahareti ile İrfan Can tarafından yere indiriliyor ama Cüneyt Çakır ve VAR'daki Ali Palabıyık'tan "ses seda" çıkmıyordu.
Anlaşılmıştı, bu maçta "hakemleri" de yenmek gerekiyordu...


Golsüz biten ilk yarının devre arasında Fatih Terim'in oyuncularını nasıl motive ettiği ilerde bu tarihi şampiyonluğun anlatıldığı bir belgeselde ortaya çıkar, aslında onların motiveye de ihtiyaçları yoktu ama hocanın verdiği "gazın" ne kadar da etkili olduğunu daha ilk dakikalarda arenaya çıkan gladyatörler gibi rakibe saldırmalarından anlaşılıyordu Galatasaraylıların.  Devre arası vakti büfede, tuvalette uzatanlar daha koltuklarına dönemeden skorbordda Galatasaray:1-1:Başakşehir yazıyordu. Belhanda'nın kullandığı köşe vuruşunda Feghouli kendin pişir-kendi ye golü atmıştı adeta, kafa vuruşu direkten dönmüş, gelen topu bu sefer yarı rövaşeta ile filelere yollamıştı. Beraberlik golü sayıları az da olsa ümitlerini yitirmeye başlamış taraftarı da oyuna sokmuş ve büyük baskı ile Galatasaray rakibini "abandone" etmişti. Önce Gökhan İnler'in ayağının kaydığı ve Diagne'nin kaptığı topla başlattığı atakta, Onyekuru'nun pasıyla Belhanda takımını öne geçirmiş ama Fenerbahçe maçında gözü önünde Dirar'ın Feghouli'yi düşürmesini görmeyip, gole sebep olan maçın VAR hakemi Alı Palabıyık kılı kırk yararak Diagne'nin el temasını göstermişti Cüneyt Çakır'a. Beş dakika sonrasında bu sefer Belhanda asist yaptı Onyekuru'ya, o da Mert'in solundan topu filelere yolladı ama yine VAR'dan gol kararı çıkmadı: Bir çok karşılaşmada dakikalarca süren ofsayt çizgisi belirleme çalışması 30 saniyede tamamlanıvermişti neredeyse... Başakşehirliler ringe yandan havlu atılmasını bekleyen boksör gibi sahada dolaşırken, hakemler size kolay gol yok diyordu adeta Galatasaraylılara. Ve üç dakika sonrasında Sadri Alışık'ın Ofsayt Osman tiplemesiyle akıllara kazınan o meşhur repliğinde "Bu da mı gol değil hakim bey" demesi gibi Belhanda'nın ortasında Onyekuru kafayı yapıştırıyordu. Kolaysa bunu da iptal etsinlerdi bakalım...



Onyekuru'nun attığı golden sonra başta Fatih Terim olmak üzere Galatasaray yedek kulübesinin maçın dördüncü hakemine doğru "gol değil" işareti yapması manidardı. Akıllara ligin ilk devresi gelmiş, neredeyse her maç Galatasaray maç hakemi ve VAR mahareti ile "biçilmiş", İnönü'deki Beşiktaş derbisinde iki üç penaltısı verilmemiş ve VAR'a giden Cüneyt Çakır'a Galatasaraylılar imalı olarak "penaltı yok" işaretleri yapmışlardı.

Galipken nasıl zaman geçirebilirim kurnazlıklarını yapan Başakşehirliler, skor terse dönünce telaşa kapıldı ve kulübede gol atabilecek kim varsa oyuna sürdü ama sahaya girenler de Marcao-Luyindama ikilisi arasında yok oldular gittiler. Deplasman takımı "bir ümit" gol atarım diye Galatasaray yarı sahasına doluşurken, arkada boşluklar bırakıyor, Onyekuru ve Belhanda sürpriz çıkışlarla takımı rahatlatacak pozisyon buluyordu. Belhanda'nın ceza sahası cıvarında düşürüldüğü bir anda kazanılan serbest vuruşta Selçuk topun başına geçti ama Belhanda da vuruş yapmak istedi. Akhisar maçı sonrası Diagne ile olan penaltı diyaloğunu anlatırken Selçuk, Senegalli oyuncunun "iyi hissettiğini ve vurmak istediğini" belirtmişti. Sergen'den, Hagi'den, Prekazi'den çok duymuşluğum vardır bazen kazanılan serbest vuruşta oyuncunun gol yapacağını hissetmesini. Kariyerinin belki de son maçı olan bu karşılaşmada Selçuk da hissetmiştir gol yapacağını, sayısız kez yaptığı gibi. Belhanda orta yapacaktı, Selçuk kaleye vuracaktı, Selçuk vurdu ve top direkten döndü. Ah o tartışma olmasa, belki de daha konsantre vuracak, gol yapacaktı, futbolun ilahları bilir artık orasını... Keşke de gol olup güzel bir kapanış yapsaydı kaptan Selçuk...


Kalan dakikalarda Mahmut'un Belhanda'ya attığı omuza başka bir pozisyonda Faslı aynı şekilde rakibine cevap verip, "iyi mi böyle?" gerginliği sonrası karışan saha kenarı ve Fatih Terim ile Orhan Ak'ın atılması ile devam etti. Ligin ikinci devresinin ortalarında Galatasaray'ın kimyasını bozduk diyerek kendisine "kimyager" sıfatının takılmasına vesile olan ve aslında ligin son haftalarında kendi takımının "kimyası bozulan" Abdullah Avcı, kaybetmelerine bahane ararken Fatih Terim'i suçlayıp, "Bir teknik adam eski çalıştığı oyuncusuna yumruk atacak, sonra da kaçacak, delikanlı olan devam eder" derken kendince racon öğretiyordu da keşke biri ona delikanlılık raconunda arkadaşına yapılan saldırıyı film izler gibi seyretmenin de utanç verici olduğunu öğretseydi. Kenetlenme, takım ruhu demek oyuncusuna, hocasına karşı bir saldırı olduğunda takım halinde olay yerinde olup, müdahale edebilmektir, İsmail Çipe'nin  hocasını kenara alıp Adebayor'u kulübesine "oturtması" gibi. Ama Bülent Timurlenk'in dediği gibi "bunu googleda bulamazsınız"...


Ve mutlu son... Galatasaray kendi sahasında yenilmezliğini devam ettirerek 19 Mayıs günü rahmetli büyük Galatasaraylı Barış Manço'nun "Yaz dostum" şarkısı eşliğinde 22. şampinluğuna uzanıyordu.

"Yaz tahtaya bir daha,
Tut defteri kitabı
Sarı çizmeli Mehmet Ağa
Bir gün öder hesabı"

Koskoca bir sezon bir şarkıyla ancak böyle özetlenebilirdi...
Şimdi avaz avaz bağırmak zamanı: "Yaz dostuuum, yaz..."







STAT: Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Stadyumu
HAKEMLER: Cüneyt Çakır, Bahattin Duran, Tarık Ongun, Halil Umut Meler
VAR HAKEMLERİ: Ali Palabıyık, Arda Kardeşler, Mustafa Emre Eyisoy
GALATASARAY: Muslera, Mariano, Luyindama, Marcao, Nagatomo, Feghouli (Linnes 90+2’), Donk (Selçuk 45’), Fernando, Belhanda, Onyekuru, Diagne (Semih 85’)
MEDİPOL BAŞAKŞEHİR: Mert, Caicara, Mahmut, Kudryashov, Clichy, Emre (Mossoro 29’), Gökhan, Visca, İrfan (Adebayor 70’), Elia, Bajic (Robinho 81’)
GOLLER: Bajic (17’), Feghouli (47’), Onyekuru (64’)
SARI KARTLAR: Marcao (20’), Bajic (20’), Adebayor (22’), İsmail Çipe (22’), Onyekuru (63’), Selçuk (74’), Mossoro (87’)

17 Mayıs 2019 Cuma

Bulgaristan Kupası Lokomotiv Plovdiv'in


Bulgaristan Kupası Finali Plovdiv derbisine sahne olurken, kupayı kazanan Botev Plovdiv'i 1-0la mağlup eden siyah beyazlı Lokomotiv Plovdiv oldu. 21 bin taraftar önünde Vasil Levski stadında oynanan maçta Lokomotiv'e galibiyeti getiren golü 78. dakikada Alen Ozbolt atarken, bu kupanın ilginç özelliği de siyah-beyazlıların kazanmış olduğu tek Bulgaristan Ligi Şampiyonluğu da aynı gün, 15 Mayıs'ta kazanılmasıydı.
Kupayı kazanan Lokomotiv takımı yönetici ve oyuncuları ertesi günü sanki Dünya Kupasını ülkesine getirmiş  gibi kupayı şehrin belediye başkanına götürüp, taraftarlarıyla balkon coşkusu yaşadılar...









16 Mayıs 2019 Perşembe

Akhisarspor:1-3:Galatasaray


Lig lideri Galatasaray ile lig sonuncusu Akhisarspor'un Türkiye Kupasında final oynaması futbolun ne kadar da sürprizlere açık olduğunu gösterirken, Manisa temsilcisinin geçen sene finalde Fenerbahçe'yi mağlup etmesinin ardından bu sene de Galatasaray'ı yenip iki yıl üst üste kupayı alıp peri masalını taçlandırma niyetindeydi. Galatasaray ise Fatih Terim'in o meşhur bestede belirtildiği gibi "kupalara layıksın sen şanlı Galatasaray" diyerek bir haftada iki kupa kaldırmayı amaçlamıştı. Sarı kırmızılı futbolcuların kafaları pazar günü Ali Sami Yen'de oynanacak olan Başakşehir maçındaydı ama kucaklarına kadar gelen kupayı da ellerinin tersiyle itmek istemediler ve kazandılar...


Karşılaşmaya iki takım da aslında açık ve cesur başladı da geçen dakikalarla birlikte oyunun yol haritası ortaya çıktı: Akhisar savunma ve orta saha blokları ile kapanabildiği kadar kapanıp, Manu ile kontra ataklarla gol arayacaktı. Galatasaray ise mümkünce erken golü bulup, devamında gelecek gollerle çok yorulmadan bitirecekti finali. İlk devre sona ererken, iki takım da istediğini alamadan soyunma odasına gitmek durumunda kaldı, Akhisarspor adına tek pozisyon 32. dakikada Rotman'ın pasıyla Manu'nun ceza sahasına girmesi ve Luyindama'dan dönen şutu olurken, Galatasaray ise sol kanatta Linnes'in gayretkarlığı ve Feghouli'nin bireysel çabasıyla Fatih'i zorladı da topu filelerle buluşturamadı. Aslında top filelerle kucaklaştı onuncu dakikada Belhanda'nın ara pası ve Onyekuru'nun vuruşuyla ama Nijeryalı genç oyuncu maalesef topa erken hareketlenmişti, yardımcı hakem ofsayt bayrağını kaldırmıştı.


Karşılaşma öncesi Fatih Terim oyuncularına maç taktiği verirken, kart görmemeleri konusunda öyle "uyarmış" ki sarı-kırmızılıların topa müdahalelerinde çekimser kaldıkları gözden kaçmıyordu. Oyun içinde kırmızı kart görüp hafta sonu takımını eksik bırakmamak için o kadar dikkat ederken, devre bitiminde korner itirazından Luyindama'nın gördüğü sarı kart tek kelime ile acemilik, hatta düşüncesizlikti. Ve soyunma odasında ikinci sarıyı görmemesi için de uyarılmış olacak Luyindama ki, Akhisar'ın golünün başlangıcında Güray topu sağından atıp solundan geçerken rakibine müdahale etmeyip geçmesine izin verdi ve Güray takımının golünün asistini yaptı. Oysa sarı kartı olmamış olsa, Luyindama orada Güray'ın geçmesine asla izin vermezdi.

İkinci yarı iki takımın da peşi sıra kaçırdığı pozisyonlarla başladı, önce Onyekuru ceza sahasına girer girmez ayak içi plase ile uzak köşeyi denedi ama top direkten döndü, sonrasında da Akhisar'ın kullandığı serbest atışta boş pozisyondaki Lopes kafayla topu üç direk arasına değil de auta yolladı. Galatasaray geçen dakikalarla birlikte işi ciddiye alıp, rakip kaleye giderken, Güray'ın asisti ve Manu 'nun attığı golle geriye düşünce, "pabucun pahalı olduğunu anladı" ve daha istekli geldi rakip kaleye. İşte o anlardan birinde Linnes ceza sahasına girerken düşürülünce hakem tereddütsüz penaltı noktasını gösterdi. Diagne her zamanki gibi topu eline aldı da sahada Galatasaray'ın tecrübeli penaltıcısı Selçuk vardı: Kim yapacaktı vuruşu? İki oyuncunun konuşması sonrası topu beyaz noktaya diken Senegalli olurken, herkesin aklına Rizespor maçının son dakikaları Diagne ile Sinan arasında yaşanılan penaltı münakaşası geldi. Maç sonu Selçuk " Kimse benim sorumluluktan kaçtığımı düşünmesin. Penaltıyı tabii ki atmak isterdim ama hoca soyunma odasında tahtaya Diagne'nin adını yazdı ve ben de penaltı vuruşu öncesi ona gidip 'hazır olup olmadığını' sordum, 'evet, kullanacağım' deyince, kenara çekildim" diye açıklama yaparak polemiklere son verdi. Kaptan maçtan sonra ortaya çıkacak tartışmaları sonlandırdı belki ama Diagne'nin penaltıyı kaçırması ile yeni bir tartışma başladı: Acaba bundan sonra penaltıları Diagne atmasa mı?


Önümüzdeki maçlar ne olur bilmem de maçın son 15 dakikasında Diagne'nin Lopes tarafından düşürülmesi ile kazanılan penaltıda topun başına geçen golcü futbolcu değil de Sinan oldu. Önce Süper Kupa'da Gomis'in penaltısını, sonra ligde Rodrigues'in penaltısını ve şimdi de Diagne'nin penaltısını kurtaran Fatih Galatasaray karşısında ilginç bir rekora giderken, istatistiği bozan isim Sinan oldu ve Galatasaray adına beraberliği getirdi.


Cumartesi öğleden sonra oynanan Rizespor maçı sonrası "alakalı alakasız" herkesin Galatasaray ve hakemle ilgili konuşması sonrası maç yazımda bu haftanın zor geçececeğini belirtmiştim, Akhisarsporlular da bu olaylardan o kadar etkilenmişler ki iki bariz penaltı sonrası itirazları öyle abarttılar ki, hakemin sadece Lopes'i kırmızı kartla kenara yollaması onlar için bir şanstı. Linnes'in penaltısında ayağa temas varken, Lopes'in Diagne'yi kıskaca almasında topa ilk temas eden Diagne'ydi. Hatta Akhisarlı oyuncu dahi topa temas etse yeni kural gereği Diagne topu alabilecekken düşürüldüğü için pozisyon yine penaltı olacaktı.



Oyunda bir kişi eksik kalıp, penaltıdan da golü yiyen Akhisarspor kafaca karşılaşmadan kopunca, Fatih Terim'in de Sinan ve Donk'u oyuna alıp orta sahayı daha da güçlendirmesi iplerin Galatasaray'ın eline geçmesi anlamına geliyor ve önce Feghouli ile sonra da Diagne ile golleri bulup Galatasaray 18. kez Türkiye Kupasını müzesine götürüyordu.


İki kupadan ilkini kazanan Galatasaray için artık tek hedef pazar günü oynanacak olan Başakşehir maçı. Lig finali olarak görülüp, kazananın şampiyon olacağı maç beraberlikle biterse, Galatasaray ligin son maçı için Sivas'a gidecek ve on gün sonra Sivas'ta ikinci kupasını kazanacaktır. Güzel tesadüf değil mi?

Bitirken maçın göz yaşartan anlarına değinmeden noktalamayalım yazımızı. Karşılaşma esnasında yedek kulübesinde Emre Akbaba'nın 20 numaralı formasını bulundurmak oyuncuya büyük bir jest olmuşken, Feghouli attığı golü Emre'ye armağan ediyor, kupa seramonisi sonrası ise yöneticiler, doktorlar ve topçular Emre'ye Sivas'taki ortamı yaşatmak için telefonla görüntülü görüşme yapıyorlar, Emre dahil bizleri göz yaşına boğuyorlar... İşte bu ruh Galatasaray'ı şampiyon yapacaktır, kupaları kazandırcaktır...


STAT: Yeni 4 Eylül Stadı
HAKEMLER: Suat Arslanboğa, Serkan Ok, İsmail Şencan, Bahattin Şimşek
VAR HAKEMLERİ: Mete Kalkavan, Abdulkadir Bitigen, Kemal Yılmaz
AKHİSARSPOR: Fatih, Vrsajevic (Aykut 60’), Zeki, Caner, Rotman, Kadir, Lopes, Barbosa, Güray (Bokila 87’), Sissoko, Manu
GALATASARAY: Muslera, Mariano, Luyindama, Marcao, Linnes, Ndiaye (Sinan 67’), Selçuk (Donk 74’), Belhanda, Feghouli (Fernando 90’), Diagne, Onyekuru
GOLLER: Manu (56’), Sinan (80’), Feghouli (89’), Diagne (90+4’)
SARI KARTLAR: Rotman (23’), Vrsajevic (45+1), Luyindama (45+1’), Lopes (78’), Bokila (79’) Güray (80’), Fatih (80’), Feghouli (89’), Sissoko (90+3’)
KIRMIZI KART: Lopes (78’)

13 Mayıs 2019 Pazartesi

Boban'ın Savaş Başlatan Tekmesi


Bir fotoğraf çok şey anlatır derler ya, işte kitaplara, belgesellere, filmlere konu olacak Yugoslavya iç savaşını başlatan anın fotoğrafı. 29 sene evvel bugün oynanan Dinamo Zagreb - Kızılyıldız maçında Zvonomir Boban'ın Sırp polis memuruna tekme atmasıyla başlayan stadyum içi olaylar, şehre de taşınca binlerce insanın ölümü ve acılı olayların yaşandığı Yugoslavya iç savaşı başlamış oldu. Olaylardan seneler sonrası verdiği bir röportajda "Bugün yine olsa, yine o tekmeyi atardım" diyen Boban'a, Galatasaray efsanesi olmuş ve Arnavut olmasına rağmen kendisini Yugoslav hisseden ve Tito'nun oluşturduğu "mükemmel" Yugoslavya'nın dağılmasına sinirlenen Cevad Prekazi "Boban'a öfkeliyim kardeşim. Bilmiyorum neden öyle bir şey yaptı. Boban ilgilendirmiyor ama beni... Mahvettiler ülkemi, ben onunla ilgileniyorum. Şu an Hırvatistan'a pasaportla gidebiliyorum. Orada top oynamıştım. Hiç gitmedim ayrıldıktan sonra. Hiçbir yere gitmedim. Sadece bir kere Saraybosna'ya gittim. Niye gideyim ki? Benim ülkem yok artık." diye tepki gösterir Türkiye'de çıkan kitabında...


Çaykur Rizespor:2-3:Galatasaray


Ortaokula gittiğim senelerdi, sabahçıydık ve öğleden sonralar akşama karanlığına kadar top oynadığımız özlenesi müthiş zamanlardı. Galatasaray için de güzel günlerdi, Show TV reklamlı, Umbro markalı parçalı formalarla Kalli'nin Okan, Mustafa, Tugay, Suat, Hakan, Hamza gibi genç oyuncularla Yusuf, Falko, Stumpf gibi tecrübelileri bir arada buluştuğu kadrosu o sene yüzümüzü güldürüyordu. Yine bir gün okuldan çıkmıştık da, çarşambaları yaptığımız mahalle maçını ertelemiştik, Galatasaray'ın Trabzon'la kupa maçı vardı, şifre filan yoktu o zaman televizyonda, canlı yayın vardı, doyasıya izlerdik maçları. Her zamanki gibi Galatasaray yine iyi başlamıştı, "Papen" Mustafa ile de golü bulmuştu bordo-mavili rakibi karşısında ve rövanş maçında rahatlamak için daha fazlasını ararken o zamanlar "Cim Bom Bomun öz evladı" dediğimiz "bücür" Okan'ın acı feryadı spikerin sözcüklerini boğarak evlerimize kadar yankılandı. Ayağı kırılmıştı Okan'ın, göz bebeğimizin, genç yıldızımızın... Top oynarken, komşunun bahçesinden ayva aşırırken bizim de oramız buramız çizilirdi de "kırık" nedir bilmezdik, o gün ekran başında yaşadık Okan'la birlikteo berbat duyguyu, onun acısı bizim acımız oldu, bugün bile o pozisyon dün gibi gözümün önündedir...

Cumartesi günü Rize'de maçın 67. dakikası oynanırken Emre Akbaba ile Samudio'nun yerde kaldığı pozisyonda hakem oyunu durdurduktan sonra Muslera'nın çırpınışlarını görünce, Tugay ve Yusuf'un Okan'ın ayağını tutup can havli ile doktorları çağırmasını anımsadım. Kaderin cilvesi ya, Emre Akbaba'nın ayağının kırıldığı maçta rakip takımın hocası da "bücür" Okan Buruk'tu, maçı televizyondan yorumlayan da Tugay Kerimoğlu. Pek fazla söze karışmayı sevmeyen Tugay zaten o pozisyondan sonra iyice sustu, onun için maç o dakikada bitti, bu sakatlığın ne anlama geldiğini çok iyi biliyordu. Okan Buruk da saha kenarında pek tabii ki üzülmüştür, kendi yaşadıkları gözlerinin önüne gelmiştir... Yayıncı kuruluşa neler söyledi bilmem de basın toplantısında Emre'ye geçmiş olsun dileyerek başladı ve sonrasında hakem konuştu durdu. Oysa, "Ayağı kırılmış ve belki de futbol hayatı tehlikeye girmiş bir oyuncunun yaşadığı acılar sıcakken, konuşulacak başka bir şey yoktur" deyip o masadan kalksaydı, insani tarafı ile takdir toplayacak, İnter'e transferi öncesi yaşanılanlar ve  Ankaragücü maçında Galatasaray formasına yaptığı vefasızlığı bir nebze bağışlayabilirdik...
Bizim düşündüğümüzü yapmadı, belki kendince başka şeyler konuşması gerekliydi, konuştu... Onun düşüncesi, onun kişiliği...


Gencecik yaşta 1 sene kadar yeşil sahalardan uzak kalacak kadar kötü sakatlanıp, futbol hayatı bitme riski yaşanılan bir sakatlığın olduğu maçtan sonra sahada yaşanılanlar ikinci planda kalıyor, hatta insanın yazı yazası dahi gelmiyor. Ki biz uzaktan bu kadar etkilenmişken, birlikte yemek yediği, aynı odayı paylaştığı, idmanlarda şakalaştığı, boş vakitlerde beraber zaman geçirdiği arkadaşlarının ruh halini hayal bile edemeyiz. Rizespor'un attığı ikinci golde pırpır gibi her tarafa yetişen Mariano'nun fil gibi ağır hareket etmesini, iki adım yanındaki arkadaşına pas atamayacak hale gelmesini başka nasıl açıklayabiliriz ki?

En nihayetinde profesyoneldiler, oynanması gereken bir oyun vardı ve Emre için kazanılmalıydı, hatta sadece Rize'deki maç değil, son iki haftada da galip gelinip, aynı sezon ikinci defa ayağı kırılan Emre Akbaba'ya armağan edilmeliydi şampiyonluk... Çok rahat kazanılacak maçı zora sokup, uzatmalarda da olsa kazandı Galatasaray ve hastanedeki arkadaşının da acısını bir nebze hafiflettiler.

Peki maç sonunda Rizespor-Galatasaray maçıyla alakası olan olmayan yönetici, teknik direktör, gazeteci, televizyoncunun kopardığı fırtınaya ne demeli? "Türk futbolunun kara gecesiymiş", Rizespor'u doğramışmış hakem, lig şaibeliymiş, miş ve miş... Ağzı olan konuşuyordu, akıllı telefonu olan sosyal medyaya veriyordu zehri...

Kötü bir maç yönetmişti Serkan Çınar çünkü koca sezon boyunca bir çok hakemin Galatasaray aleyhine kolayca düdük çalıp, lehine olan anlarda ise üç maymunu oynadığı pozisyonlarda meslektaşları gibi pısırık davranmamış ve cesurca karar vermişti.


Kötü karar da vermişti Serkan Çınar... Diagne'nin penaltı atışı esnasında Senegalli oyuncunun yanına kadar Rizeli bir futbolcu ceza sahasına erken girmişken atışı tekrarlattırmayıp maçın erken kopmasını önlemişti.

Kötü bir karar vermişti Serkan Çınar, Onyekuru'nun ayağını vuran rakibinin hareketine penaltı verirken çünkü Galatasaray-Trabzonspor maçında Marcao aynı şekilde rakibine vurduğunda penaltı çalmadı diye Ümit Öztürk'e düdük astıracak şekilde isyan edenlere şimdi "penaltı değil" diye naralar attırıp, niyetlerini meydana çıkardığı için...



Rizespor başkanı, yöneticisi, topçusu ve taraftarına da soralım, "Nedir bu hırs, bu kin, bu nefret?" Avrupa Kupalarına gitme hedefinizi anlıyorum, maçı kaybedin de demiyoruz, federasyonun vereceği galibiyet primini de biliyoruz da maç öncesi Rizespor başkanının soyunma odasına kadar inip, futbolculara galibiyet primi vaat etmesini, yeşil-mavili taraftarların sokaklarda "Suriyedir Galatasaray" diye tezahüratlarda bulunmasını, futbolcuların sahada ayak kıracak kadar sertleşmesini, bazı Galatasaraylı yöneticilerin tribünde darp edilmesini, kulüp başkanının maçtan sonra "silahım olsa hakemi vururdum" diyecek kadar kontrolden çıkmasını inanın anlayamıyorum...  Geçen sene Trabzon iç sahada Bursaspor'a yenilerek Rize'nin düşmesini sağladı da bu kadar "tehditvari" sözler duymadık televizyon ekranlarında. Nedir bu Galatasaray düşmanlığının sebebi?
"Kendi düşen ağlamaz" derler, Galatasaray'ın şampiyonluk yolunda bir tekme atıp belki de Başakşehir'e "kıyak" yapma amacınız var ama unutmayın seneye de bu ligdesiniz ve Trabzon'un yaptığını pek ala Galatasaray da yapabilir. O vakit hatırlarsınız bu günleri...


Gelelim Diagne'ye... Galatasaray'a transfer olacağı gün Gomis'le Akmerkez'de çekilmiş oldukları fotoğrafı anımsayanlar olacaktır. Bir tarafta şık bir takım elbise içinde filinta gibi giyinmiş Gomis, yanında bel çantalı, "çakma" benzeri Nike eşofmanlar içinde Diagne. Birbirleriyle kıyafet konusunda tamamen zıt olan bu ikilinin, karakter yapılarının da zıt olduğunu fark ediyoruz seyrettiğimiz her geçen maç. Balotteli'ye mi özeniyor, başka bir idolü mü var bilmiyorum ama Senegalli golcünün karakter analizini yapmak oldukça zor. İyi niyetle sahada mücadele ediyor, arkadaşlarına alanlar açıyor, gol için çaba sarf ediyor da kimseyi takmayan ruh haline bürününce hiç de sempatik durmuyor. Rizespor maçında ekranlara yansıyan Sinan'la olan tartışmaydı ama esasen Fatih Terim'e de karşı gelmişti, hoca Diagne'nin kaçırdığı ilk penaltıdan sonra penaltı atmasını istememişti.
"Eğer kendi varlığımı sevmezsem, yaşamaya nasıl devam ederim ki?" diyordu Nikolay Vasilyeviç Gogol, Bir Delinin Hatıra Defteri'nde. "O penaltıyı atmazsam Gomis'in rekorunu nasıl kırabilirim ki" demiş olmalı Diagne ve topu kimseye bırakmamıştı. Kazanmak için cesur olmalısın ve kazanan haklıdır derler, golü atıp, arkasından da galibiyet golünü Rizespor filelerine yollayınca herkesi susturdu. Tam tersi olsaydı, bugün maçın hakemi değil, Diagne konuşur olurdu.
Konya ve Rize deplasmanlarında gördük ki Diagne, Mariao Jardel gibi tek vuruşluk santrafor. İyi orta gelirse vuruşu yapar, Rizespor'a attığı üçüncü gol gibi tabelayı değiştirir ama top sürüp, kaleciyi geçmesini beklemek "polyannacılık" olur. O konuda eksiklikleri maalesef ki var.

Rize'de "kazanmak ya da kaybetmek" Başakşehir maçı açısından çok bir şey değiştirmeyecekti, zira şampiyon olmak için her şartta Başakşehir'i yenmek gerekiyordu, bu galibiyet sadece Galatasaray için Sivas deplasmanına gitmeden şampiyonluk kutlama şansı sağlamış oldu. Lakin pazar gecesi yapılacak olan "lig finalinden" önce Galatasaray'ın Akhisar ile oynayacağı bir kupa finali var ve futbolcular önce Türkiye Kupasını, sonra da lig şampiyonluğunu bir hafta içinde kutlayabilirler. Ama cumartesi günü maçtan sonra yaşanılanları görünce bu haftanın kolay geçmeyeceği ve Başakşehir maçının hakemini etkilemek için rakiplerin dört kolla çabalayacağı açık bir gerçek...



STAT: Çaykur Didi Stadyumu
HAKEMLER: Serkan Çınar, Mustafa Emre Eyisoy, Volkan Ahmet Narin, Emre Malok
VAR HAKEMLERİ: Alper Ulusoy, Ali Şansalan
ÇAYKUR RİZESPOR: Gökhan, Moroziuk, Awaziem, Abarhoune, Melnjak, Azubuike, Musa (Nakoulma 90+10’), Aminu (Saadane 90+7’), Boldrin (Abdullah 83’), Samudio, Vedat Muriqi.
GALATASARAY: Muslera, Mariano, Luyindama, Marcao, Nagatomo, Donk (Emre Akbaba 62’, Muğdat Çelik 74’), Fernando, Feghouli, Ndiaye (Sinan 83’), Onyekuru, Diagne.
GOLLER: Feghouli (9’), Muriqi (45’), Aminu (76’), Diagne (90+2’, 90+7’)
SARI KARTLAR: Aberhoune (37’), Boldrin (49’), Okechukwu (49’), Donk (49’), Moroziuk (55’), Musa (90+3’)
KIRMIZI KART: Samudio (73’)

6 Mayıs 2019 Pazartesi

Galatasaray:2-0:Beşiktaş


"Büyük takımsan, hele önceki sezonun şampiyonuysan rakip senden çok korkuyor. Kendi sahanda bir gol atıyorsun, rakip hemen siniyor. O an ne düşündükleri belli: aman, fazla gol yemeyelim. Biliyorlar çünkü karşılarında kocaman bir Galatasaray var. Bir de o Ali Sami Yen stadı, taraftarlar... "
Böyle özetliyordu 12 puanla şampiyon olunan 1987-88 sezonu Cevad Prekazi kendi hayatını soru-cevap anlattığı "Prekazi, vurdu, gol oldu" adlı kitapta.

Bir sene öncenin şampiyonu Galatasaray, ligin bitimine sayılı haftalar kala İstanbul derbisinde Beşiktaş'ı konuk ederken,  rakibin teknik direktörü Şenol Güneş, Cevad'ı doğrularcasına bir kaç haftadır kazandığı "hücumcu" takımı bozup, orta sahaya Necip'i monte edip "savunmacı" bir oyun anlayışıyla çıkarmıştı takımını derbiye. Öte yandan Fatih Terim ise "motivasyon dehasını" bir kez daha kullanmış ve bir kaç gün evvel Türkiye Futbol Federasyonu ile Bein Sports'un ortaklaşa düzenlediği "Futbolun Süperleri" ödül töreninde kürsüye çıkartılmayan topçularını "Şampiyon olun, ödülün en büyüğünü alın" diye "gazlamıştı"...


Bu ruh hali içinde sahaya çıkan iki takımdan Galatasaray daha baskılı, Beşiktaş'ın ise kalesini savunarak oyuna başladı ki daha ilk dakikalarda ev sahibi peşi sır kornerlerle misafirlerine "Hoş geldin, burası Sami Yen" demiş oldu. Prekazi'nin belirttiği gibi "Bir de Ali Sami Yen faktörü vardı, seyirci etkisi vardı" ve 51 bini aşkın inanmış taraftarın desteği ile Galatasaray bastırdıkça bastırıyor,  rakip kaleci ve stoperlerin oyun kurmasına izin vermiyordu. Bu oyunda bir kanatta Onyekuru, diğerinde Feghouli her zamanki gibi rakibi zorlarken, esas fark Fernando'nun daha çok ön bölgede, sık sık Diagne'nin arkasında görülmesiydi. Fatih Terim N'Diaye'yi "kesmiş" ve onun yerine orta sahaya geçen sezon şampiyonluğu getirenlerden Donk'u monte etmişti. İşte belki de maçı kazandıran hamle bu olmuştu Galatasaray adına...


Dakikalar ilerleyip Galatasaray arzuladığı golü bulamayınca, Beşiktaş oyuna ortak olmaya başladı ki, özellikle Galatasaray'ın savunmadan oyun kurmasına müsaade etmeyip yaptıkları baskı ile kaptıkları toplarla Muslera'nın kalesinde tehlike yarattılar. Maç boyunca sarı-kırmızılıların en etkisiz olduğu ve taraftarının yüreğini ağzına getirdiği bu anlar, Beşiktaşlıları da cesaretlendirmiş olacak ki,  gol için "hesapsız" yarı sahalarını boşalttılar ve o anlarda arka arkaya Onyekuru birbirinin "ikizi" iki pozisyondan Karius'u geçme başarısı gösteremedi. O dakikalarda aklıma Garry Rodrigues geldi, Rodrigues olsa bu topları gol yapabilir miydi? Gününde bir Garry bu topları ayak içi plase ile kaleye yollardı ama o da Henry kadar hızlı değildi, bu pozisyonlara girer miydi meçhul...


Devre sona ermeye doğru ilerlerken Beşiktaş'ın Galatasaray kalesinde korner kullandığı bir pozisyonda Mariano'nun topu uzaklaştırmak için yaptığı vuruş Caner'in ayağına çarpıp ters taraftan taca çıkıyor, Diagne de bekletmeden kullandığı taç atışı ile rakip savunmayı hazırlıksız yakalayıp Fernando'nun asistiyle Onyekuru'nun golünü başlatan oyuncu oluyordu. Beşiktaşlı oyuncular taç atışının kendileri lehinde olduğunu iddaa ede dursun, skorbordda çoktan 1-0 yazıyordu. Galatasaray aradığı golü bulurken, asisti yapan Fernando'nun kaleci ile karşı karşıya kaldığı pozisyonda kahraman olmayı seçmeyip, boştaki arkadaşına yaptığı ikram uzun yıllar akıllardan çıkmayacak. İstatistikler belki yazmayacak ama Diagne'nin taca çıkmakta olan topu büyük bir özveri ile kovalaması ve sonrasında hemen eline alıp kullanması büyük bir zeka ve profesyonellik örneği. Tam tersi ise Caner'in tacın kendi lehine olduğunu düşünüp, oyunu bırakması ve tozluklarını düzeltmesi ise hanesine eksi puan olarak yazılacaktır.

Gazeteci olsam spor sayfasına "Galatasaray Beşiktaş'ı taca çıkardı" diye bir manşet atardım. İlk golü taç atışıyla başlayan "ani" atakla bulan Galatasaray,  ikinci devre de yine Beşiktaşlıların "uyuduğu" bir anda Mariano'nun taç atışıyla başlattığı oyunda Diagne'nin Fernando'ya attığı ara pasla buldu. 44. dakikada Brezilyalı orta saha Onyekuru'yu podyuma çıkarmıştı, bu kez iki hamlede de olsa alkışları alan isim oldu. Şenol Güneş ve yardımcıları maçtan önce Diagne, Onyekuru ve Feghouli'yi durdurma planları yapmış, Belhanda'nın oyun kurmasını engelleme stratejileri geliştirmişlerdi de Fatih Terim'in Fernando hamlesi hesaplarında yoktu...


İki farklı öne geçen Galatasaray kalan dakikalarda daha kontrollü oyunu tercih ederken, Beşiktaş da tüm hatlarıyla gol için Galatasaray kalesine yüklenmeye başladı.  İlk devredeki taç pozisyonun etkisinde kalan Bülent Yıldırım da siyah-beyazlılara "çaktırmadan" destek oluyordu. Özellikle Quaresma ile Mariano'nun her karşılaşmasında Beşiktaş lehine düdük çalıyor lakin deplasman takımı aradığı golü bir turlu bulamıyordu zira sahneye Muslera çıkmış, Ljajic'in serbest vuruşunda, Burak'ın altı pastan vuruşunda topu kontrol eden isim olmuştu...

Maç bitiminde soyunma odası çıkışında imza için bekletilen Galatasaray formalarını gösterip, "Bunlardan birini hakeme verin" diye söylenen Gökhan Gönül, ilk devre Necip'in Donk'tan orta sahada çaldığı topta Bülent Yıldırım'ın faul çalması dışında kendi aleyhlerine hangi pozisyonun olduğunu söyleyebilir...
Oysa Necip'in maçı kırmızı kart görmeden bitirmesi, her Galatasaray atağında yan hakemlerin pozisyonun bitmesini beklemeden bayrak kaldırması, Beşiktaş'ın ofsaytlarına seyirci kalıp korner kazandırması, Diagne'nin penaltı pozisyonun VAR'la ofsayt diye iptal edilmesi Bülent Yıldırım ve ekibinin hangi tarafa daha fazla "kıyak" geçtiğinin göstergesi değil midir?

Prekazi ile başladık, Prekazi ile bitirelim, 1985-86 sezonunda namağlup ligi ikinci bitiren takımı betimlerken " Şampiyon olmak istiyorsan yarıştığın rakibi yeneceksin. Biz iki maçta da Beşiktaş'la berabere kaldık. Birini kazanmış olsak şampiyonduk" diyor ya efsane 8 numara,  şampiyonluktaki rakiplerinden biri olan Beşiktaş'ı  dün gece yenen Galatasaray, önce Rize'yi sonrasında da diğer rakibi Başakşehir'i kendi sahasında mağlup edip şampiyonluğu kucaklayacaktır... Haydi inşallah...


STAT: Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Stadyumu
HAKEMLER: Bülent Yıldırım, Serkan Ok, Asım Yusuf Öz, Serkan Tokat
VAR HAKEMLERİ: Cüneyt Çakır, Koray Gençerler, Mustafa Emre Eyisoy
GALATASARAY: Muslera, Mariano, Marcao, Luyindama, Nagatomo, Fernando, Donk (Selçuk 81’), Feghouli (Emre Akbaba 90+1’), Belhanda, Onyekuru (Linnes 90+4’), Diagne
BEŞİKTAŞ: Karius, Gökhan (Adriano 54’), Vida, Mirin, Caner (Quaresma 57’), Atiba, Dorukhan, (Kagawa 75’) Necip, Ljajic, Lens, Burak
GOLLER: Onyekuru (44’), Fernando (54’)
SARI KARTLAR: Necip (19’), Lens (19’), Caner (37’), Vida (38’), Belhanda (42’), Gökhan (45+1’), Ljacic (45+2’), Onyekuru (83’), Kagawa (90+3’)

3 Mayıs 2019 Cuma

Atiker Konyaspor:0-0:Galatasaray


Güzel futbolun değil sonucun mühim olduğu maçlara gelmişken, Galatasaray Konya deplasmanında oldukça üstün ve göze hoş gelen bir oyun oynadı lakin topu rakip kaleye gönderemeyince şampiyonluk yarışında iki puanı Konya'da bırakmak zorunda kaldı. Ligi uzun süre lider götüren Başakşehir üst üste kendi sahasında puanları kaybedince ( önce Rize ile berabere kalıp, sonrası Göztepe'ye mağlup oldu) Galatasaray Konya'da kazanması halinde lider olacak, bir kaç hafta sonra oynayacağı Başakşehir maçında beraberlik de işine yarayacaktı ama şimdi o kredisini tüketti ve şampiyonluk için "dörtte dört" yapmak durumunda kaldı...

Bu ülkede Aykut Kocaman kadar abartılan başka bir teknik direktör yoktur, "Kocaman adam" diye adına kitap yazılan Aykut ne yapsa bazı yazarlar onu allandırıp ballandırıp kamuoyuna sunmayı iyi biliyorlar. Pazartesi gecesi de kendi seyircisi ve taraftarı önünde savunmaya yasladı takımını ve kendisinin gözleri önünde Kadıköy'de kupa kaldırmış olan Fatih Terim'in şampiyonluk yürüyüşünü engellemeyi kendisine hedef koydu. Konyaspor'un kaç haftadır kazanamaması, 14. sıradaki Fenerbahçe ile Konyaspor'un arasındaki puan farkının tek maça inecek olması hiç ama hiç umurunda değildi. Galatasaray ve Fatih Terim kompleksi var ya, herşeyden üstündü... Başaklehir mağlubiyeti sonrası yaptığı açıklamadaki "Başakşehir'i nasıl yeneceksin ki, adamların her pozisyon için 5 opsiyonu var" gibi mağlubiyeti çoktan hazmetmiş açıklamaları Okan Buruk ve Tamer Tuna'nın Abdullah Avcı'nın Başakşehir'inin "kimyasını" bozması ile iyice "auta" çıkıverdi.

Evet, Aykut Kocaman "savunma" yaparak Galatasaray'ın iki puanını çaldı gibi gözüküyor maç sonucuna bakılınca da, "hırsızlığı" yapan VAR masasındaki Cüneyt Çakır ve Alper Ulusoy oldular aslında. Karşılaşmanın ilk devresinde Fernando'nun savunmanın arkasına attığı uzun topta Diagne ceza sahasına girdiği anda Konyaspor'lu rakibi tarafından düşürülünce Mete Kalkavan penaltı yerine ofsayt kararı verdi. Bir iki dakikalık kısa bekleyiş sonrası- ki bu kadar ince pozisyonlar için VAR'dan kararın verilmesi başka maçlarda 4-5 dakika sürüyordu- VAR'dan ofsayt kararı çıktı...  Ve Galatasaray'ın olası öne geçme ve maçı şansı bir kalemde silindi. Pozisyon aşağıda, ben maç esnasında ve maçtan sonra günlerce o fotoğrafa baktım baktım, neden ofsayt olduğunu anlayamadım...  VAR'da bir tek ofsaytla "taraf" tutamazlar derdim, teknolojiyi de alet etmişler sisni emellerine demek... Top Fernando'nun ayağından çıktıktan sonra pozisyon durdurulmuş ve çizgi de Diagne'nin koluna göre çizilmiş. Oysa ofsayt için top ayakla temas ederken pozisyon durmalı ve oyuncunun gol atabilecek bir uzvu hiza alınmalı, kolu değil...



Hakem destekli Konya, 1 puan için "savaştı" durdu da maçın ikinci yarısı Belhanda'nın savunmanın arkasına attığı topta Diagne biraz daha becerikli olsa Galatasaray herkese rağmen üç puanı cebine indirecekti. Aslında bu satırları yazarken yine "iyi düşünüyoruz", Galatasaray'ın öne geçmesi durumunda Konya'nın Galatasaray kalesine gelecek hali yoktu ama Mete Kalkavan ve arkadaşlarının ev sahibi lehine bir penaltı uydurmayacağını kim iddaa edebilir ki? Hüseyin Göcek ilk yarıda Sami Yen'de oynanan maçta yapmadı mı? Kim ne diyebildi ki?


STAT: Konya Büyükşehir Belediye Stadyumu
HAKEMLER: Mete Kalkavan, Ali Saygın Ögel, Erdem Bayık, Hakan Ceylan
VAR HAKEMLERİ: Cüneyt Çakır, Alper Ulusoy
ATİKER KONYASPOR: Serkan, Skubic, Diagne, Uğur, Zuta, Jonsson, Jevtovic, Ömer Ali (Hadziahmetovic 76’), Milosevic, Fofana (Hurtado 90’), Yatabare (Jahovic 73’)
GALATASARAY: Muslera, Mariano, Luyindama, Donk, Nagatomo, Fernando, Ndiaye (Selçuk 79’), Belhanda (Emre Akbaba 75’), Feghouli, Onyekuru (Mitroglou 75’), Diagne
SARI KARTLAR: Uğur (81’), Fernando (90+1’)

Blog Widget by LinkWithin