7 Ağustos 2020 Cuma

Antalyaspor:2-2:Galatasaray

Ligin son maçı Galatasaray adına 2019-2020 Cemil Usta Sezonunun özeti gibiydi adeta, kötü başlanılan bir ilk yarı, sonrası toparlanma dakikaları ve atılan goller ile geriden gelip öne geçme ve maç biterken yenilen golle "uçup giden" puanlar, geriye kalan hayal kırıklıkları...

Şöhretli bir yönetmen çağırıp, yanına da iyi bir senarist alıp Galatasaray için bu sezonu değerlendirip, bir sezon finali hazırlayın dense, bundan daha başarılı olur mu bilemiyorum. Sezon boyu sakatlıklardan oldukça canı yanan Fatih Terim'e son darbe daha 3. dakikada Emre Akbaba'dan geldi. Koşu yoluna atılan bir topu kovalarken baldırı çekmişti yetenekli oyuncunun, en kötü sakatlıklardan birisidir, hemen çıkartıldı ve yerine Ömer Bayram girdi. Bunaltıcı hava, bozuk zemin ve hedefsiz takımların mücadelesinde ( şampiyonluk dışında diğer hedefler Galatasaray için pek de amaçtan sayılmıyor) "bitse de gitsek" tadında bir ilk devre vardı. Galatasaray çok zorlamadan belki gol bulurum diye ev sahibi kaleye gelirken, Tamer Tuna'nın taktiği de rakibin beklerinin boş bıraktığı alanlara hızlı oyuncularını kaçırmaktı. Fredy ile bulduğu ilk golde de bunu becerdi beyaz formalı topçular, Linnes'in boşalttığı alana Eren iyi koştu ve ceza sahası yayı etrafında bekleyen, Seri'nin kovalamadığı arkadaşına harika bir asist yaptı. 

Daha sonra yine sezon boyu çokça yaşanılan hakem "hataları" karşımıza çıktı, önce Veysel'in Marcao'yu itmesine devam dedi Suat Arslanboğa, sonrasında da Belhanda'nın düşürülmesine VAR hakemiyle birlikte "temiz" kararı verdiler... Oysa ki açık seçik penaltı vardı ama söz konusu Galatasaray olunca, hele ki "lanetlenmiş" Belhanda düşürülünce hakemlerin düdüğü ağızlarına pek gitmiyor...

Sakatlıkların olduğu, hakemlerin gördüklerini çalmadığı, tatsız tuzsuz bir sezon gibi geçen ilk devrenin ardından Fatih Terim Donk, Marcao ve Taylan'dan üçlü savunma yaparak takım sisteminde oynama yaptı ve Sarrachi ile Linnes'i daha fazla rakip yarı sahaya yollayınca, Galatasaray da oyunda hakimiyeti eline geçirdi. Linnes ve Marcao'nun ataklarında rahat bir nefes alsa da Antalya savunması, Adem'in topu rakipten Göztepe kalecisi Beto'dan bir hafta evvel olduğu gibi kaparak başlattığı atakta Sarrachi zekice bir vuruşla kalecinin kapadığı köşeden golünü atıverdi. Galatasaray galibiyet için de ataklarını sürdürdü ve kazanılan bir korner atışında Belhanda'nın pası Hamilton'un açık eline çarpınca Suat Aslanboğa'nın yapacağı bir şey yoktu, penaltıyı çaldı ve Belhanda takımını öne geçiren golü attı. Bu belki de Faslı oyuncunun Galatasaray forması ile son golüydü zira transfer döneminde takımdan ayrılacağı konuşuluyor. Son noktayı koymak isteyen başka bir topçu da Feghouli oldu maçın 85. dakikasında, Adem'in verdiği pasla ceza sahasına girerken, boşta bekleyen Sarrachi'ye asist yapmak yerine golle Galatasaray kariyerini sonlandırmak istedi ama kaleci başarılıydı.

Denizlispor, Konya, Kayseri, Malatya,Sivas, Ankaragücü, Brugge, Gazişehir, Trabzon,Alanya maçlarında yediği son dakika gollerinden sonra kapanışta da bir "bitiş" golü yemese ayıp olurdu Galatasaray'a, onu da 90+3'te Blanco'nun ayağından yediler. Maçın bitiminde Hakan Özmert'in sert şutunu iyi bir şekilde uzaklaştıramadığı için kaleci Okan çokça eleştirilmişti ama golü atan Antalyalı topçuyu kovalamayan ve pozisyonu seyreden Donk esas hatalıydı bu son dakika golünde...

İki sene peşı sıra kazanılan şampiyonluğun ardından üçüncü şampiyonluk yolunda da emin adımlarla ilerlerken Galatasaray, dünyayı etkisi altına alan Covid-19 pandemisi sonrası lige istediği dönüşü yapamadı ve şampiyon Başakşehir'in 13 puan ardından 56 puanla ligi 6. sırada bitirmiş oldu... Ne diyelim, canları sağ olsun...


Stat: Antalya

Hakemler: Suat Arslanboğa, Cemal Bingül, Özgür Ertem

Fraport TAV Antalyaspor: Ferhat Kaplan, Nazım Sangare, Veysel Sarı, Kudriashov, Eren Albayrak, Bünyamin Balcı (Dk. 62 Hakan Özmert),Doğukan Sinik (Dk. 68 Leschuk),Fredy (Dk. 82 Mevlüt Han Ekelik),Ufuk Akyol (Dk. 68 Chico),Amilton, Jahovic

Galatasaray: Okan Kocuk, Linnes, Donk, Marcao, Saracchi, Seri, Taylan Antalyalı, Feghouli (Dk. 87 Yunus Akgün),Belhanda (Dk. 87 Jimmy Durmaz) Emre Akbaba (Dk. 5 Ömer Bayram),Adem Büyük

Goller: Dk. 19 Fredy, Dk. 90+3 Leschuk (Fraport TAV Antalyaspor),Dk. 58 Saracchi, Dk. 65 Belhanda (penaltıdan) (Galatasaray)

Sarı kart: Dk. 42 Linnes (Galatasaray)

Galatasaray:3-1:Göztepe


Geçen hafta Ankaragücü maçını kaçırdığımız gibi, bu hafta da sadece özetlerini izleyebildiğimiz bir mücadele oldu Galatasaray-Göztepe maçı. Maçın önemi pandemi sonrası başlayan ligde Galatasaray'ın tek 3 puanı kazandığı karşılaşma olması. Unutulmayacaklar arasında ise Sarrachi'nin harika golü, Taylan'ın Yunus'a Galatasaray A takım forması ile ilk resmi golünü attırmış olması ve Galatasaray ile Göztepe'nin VAR'a rağmen iptal edilen iki "bariz" golü... Şu VAR'ı en kötü kullanan ülke olabilir miyiz acaba? Var mıdır böyle bir istatistik?

Maçla ilgili olarak önemli anlar yine galatasaray.org sitesinden... 

Maçtan dakikalar (İlk yarı)

3' Marcelo Saracchi'nin sol köşe gönderinden yaptığı ortada Younes Belhanda kafa vuruşunu yaptı. Top direğin üzerinden auta çıktı. 

4' Jean Michael Seri'nin sol çaprazdan kullandığı serbest vuruş, oyuncuları aşarak kaleye tehlikeli şekilde yöneldi. Kaleci Beto topu son anda kornere çeldi. 

12' Göztepe'nin kazandığı top kalemize tehlikeli atak olarak geri döndü. Soner Aydoğdu'nun ceza yayının yakınından kalemize gönderdiği şut yandan az farkla auta çıktı. 

17' Adem Büyük'ten topu alan Feghouli, Göztepe savunmasının gerisine muazzam bir ara pası çıkardı. Kaleciyi karşısına alan Emre bekletmeden vurdu; fakat top sol direği yalayarak dışarıya çıktı. 

22' Göztepe kalecisi Beto'nun ağır hareketleri sonrası zamanında baskı yapan Adem Büyük, topu Beto'nun ayaklarından alarak filelere gönderdi. VAR incelemesine çağrıılan hakem Koray Gençerler, Adem'in kaleciye faul yaptığı gerekçesi ile golümüzü iptal etti. 

30' Marcao, Halil Akbunar'a yaptığı hareket sonrası sarı kart gördü.

35' Ryan Donk, Tripic'e yaptığı hareket sonrası sarı kart gördü. 

36' Defanstan çıkarken kaptırdığımız topta kalemizde tehlikeli atak oluşurken, Seri muhteşem bir zamanlamayla araya girerek topun kornere gitmesini sağladı.

43' Mariano'nun ceza sahası dışına yaptığı sert ortada Seri topu kontrol etti. Fildişi Sahilli futbolcunun uzaktan gönderdiği şut farklı şekilde auta çıktı.

44' Okan Kocuk'un pasında Marcio Mossoro araya girdi ve tehlikeli şutu direğin yanından auta çıktı. 

45' Göztepe'de Atınç Nukan, yaptığı faul sonrası sarı kart gördü ve ceza yayı üzerinden serbest vuruş kazandık. Sofiane Feghouli'nin kullandığı serbest vuruş baraja takıldı.

45' İlk yarının sonuna en az üç dakika eklendi. 

45+3' Adem Büyük topu taşıyarak kaleyi cepheden gören Ömer Bayram'ın önüne bıraktı. Ömer'in etkili şutu az farkla auta çıktı.

İlk yarı 0-0 eşitlikle sonuçlandı.

Maçtan dakikalar (İkinci yarı)

48' Belhanda'nın ceza sahasına attığı pasta Sofiane Feghouli düşürülürken, hakem penaltı noktasını gösterdi. Adem Büyük'ün penaltı vuruşunu kaleci Beto kurtardı; fakat Beto kale çizgisinden kural dışı şekilde öne çıktığı için penaltı tekrar edildi. Beto sarı kart gördü.

50' Bu sefer penaltı noktasına Younes Belhanda geçti. Onun vuruşu üst direğe çarparak dışarıya çıktı. 

53' Göztepe'nin sol kanadımızdan geliştirdiği tehlikeli kontraatakta Mariano, harika bir zamanlama ile araya girerek Mossoro'nun pozisyonunu bozdu. Top Okan'ın eldivenlerinde kaldı. 

60' Seri'nin sol kanattan içeriye kestiği ortada Atınç topu ceza sahasına uzaklaştırdı. Ceza sahası dışında bekleyen Saracchi, sol ayağının dışıyla gelişine mükemmel vurarak topu rakip filelere gönderdi: 1-0

62' Göztepe'de Andre Castro, Andre Poko yerine oyuna dahil oldu.

65' Tripic'in ortasında Castro topu Mossoro'ya indirdi. Top Napoleoni'ye açılırken ceza sahası içinde onun yaptığı vuruş filelerimize gitti: VAR incelemesi sonrası hakem Gençerler, gol öncesi faul tespit ederek golü geçersiz saydı.

74' Berkan'ın ceza sahamıza gönderdiği tehlikeli ortada Napoleoni dokunamadı. Dönen topta Marcao çok iyi kademeye girerek topu uzaklaştırdı. 

76' Göztepe'de Marcio Mossoro yerine Kerem Atakan Kesgin oyuna girdi.

78' Sağ kanadımızda Murat'ın kavisli ortasında Napoleoni'nin kafa vuruşu filelerimizle buluştu: 1-1

81' Adem Büyük'e yapılan faul sonrası ceza yayının yakınından serbest vuruş kazandık. Emre Akbaba sol ayak içiyle barajın üstünden muhteşem bir kesme vuruş çıkararak Beto'yu çaresiz bıraktı: 2-1.

89' Takımımızda Sofiane Feghouli yerine Taylan Antalyalı, Ömer Bayram yerine Jimmy Durmaz, Mariano yerine ise Martin Linnes oyuna dahil oldu.

90' Karşılaşmanın sonuna en az altı dakika eklendi.

90+2' Ceza sahamıza tehlikeli bir derin top atılırken Okan Kocuk muhteşem bir zamanlama ile kalesini terk ederek topa sahip oldu. 

90+2' Takımımızda Adem Büyük yerine Ahmet Çalık oyuna dahil oldu.

90+4' Ceza sahamıza yapılan ortada Atınç'ın kafasıyla indirdiği topa Halil Akbunar vurdu. Top direğe çarparken dönen topta Kerem Atakan topu auta gönderdi. 

90+5' Takımımızda Emre Akbaba yerine Yunus Akgün oyuna dahil edildi.

90+7' Seri'nin Taylan'a pasıyla başlayan kontraatağımızda Taylan Antalyalı, müsait pozisyondaki Yunus Akgün'e al da at dedi. Genç oyuncumuz skoru tayin eden golü Göztepe filelerine gönderdi: 3-1.

Maçı Galatasarayımız 3-1'lik skorla kazandı.



Stat: Türk Telekom
Hakemler: Koray Gençerler, Volkan Ahmet Narinç, Samet Çiçek
Galatasaray: Okan Kocuk, Mariano (Dk. 90 Linnes),Donk, Marcao, Saracchi, Seri, Belhanda, Feghouli (Dk. 89 Taylan Antalyalı),Emre Akbaba (Dk. 90+5 Yunus Akgün),Ömer Bayram (Dk. 89 Jimmy Durmaz),Adem Büyük (Dk. 90+3 Ahmet Çalık)
Göztepe: Beto, Murat Paluli, Alpaslan Öztürk (Dk. 86 Borges),Atınç Nukan, Berkan Emir, Halil Akbunar, Poko (Dk. 62 Castro),Soner Aydoğdu, Tripic, Mossoro (Dk. 76 Kerem Atakan Kesgin),Napoleoni
Goller: Dk. 60 Saracchi, Dk. 81 Emre Akbaba, Dk. 90+7 Yunus Akgün (Galatasaray),Dk. 77 Napoleoni (Göztepe)
Sarı kartlar: Dk. 30 Marcao, Dk. 35 Donk (Galatasaray),Dk. 45 Atınç Nukan, Dk. 49 Beto (Göztepe)

Ankaragücü:1-0:Galatasaray

Tatil nedeniyle seyredemediğim Ankaragücü maçına dair akılda kalacak tek olay 17 yaşındaki Emin'in abilerinin başında sahaya takım kaptanı olarak çıkması... Gencecik bir oyuncu için ne kadar büyük bir onur, umarım kulübe uzun yıllar hizmet eder, her maç formasını terleterek sahayı terk eder. Kaderin de cilvesi olsa gerek, maçın tek golü de Emin'in yapmış olduğu hata sonrası meydana gelen penaltı vuruşuyla geldi... Emin için, hem mutluluk hem de hüzün bir arada, hayat da öyle değil mi?


Maçla ilgili blog sayfalarında arşiv niyetinde kalması için galatasaray.org'tan maç sonu paylaşımı ekliyoruz.

Maçtan dakikalar (İlk yarı)


12' MKE Ankaragücü kalemizin sol tarafından Oscar Scarione ile köşe vuruşu kullandı. Ön direkteki Ricardo Faty'nin yaptığı kafa vuruşu yandan auta çıktı. 


17' Younes Belhanda, rakibiyle girdiği ikili mücadelenin ardından sarı kartla cezalandırıldı.


20' Taylan, soldan hızlı bir şekilde bindirme yapan Saracchi'nin koşuyoluna bıraktı. Uruguaylı futbolcunun yerden sert kestiği ortada top Adem Büyük'ün önünde kaldı. Ceza sahası içinde kısa süreli bir karambolün ardından Ankaragücü savunması tehlikeyi uzaklaştırdı.


23' Oscar Scarione'nin sağ köşe gönderinden arka direğimize ortaladı. Arka direkte demarke kalan Pazdan, boş kaleye göndermeden Taylan kritik bir müdahale ile topu dışarıya attı. 


28' Ankaragücü kalesine yönelen Taylan Antalyalı, herkes sol kanada pas vereceğini düşünürken, savunma arkasına sızan Emre Akbaba'ya muazzam bir ara pası çıkardı. Emre Akbaba'nın şutunda Pazdan araya girerken, top kornere çıktı. 


32' Michal Pazdan, Younes Belhanda'ya yaptığı faulün ardından sarı kartla cezalandırıldı. 


34' Marcao, rakibin oyuna hızlı başlamasını engellediği gerekçesi ile sarı kartla cezalandırıldı.


35' Younes Belhanda, sağ kanatta kendini unutturdu ve rakibini karşısına aldı. İçe kat eden Faslı futbolcu, topu altı pasın birkaç metre gerisindeki Taylan'a çıkardı. Taylan'ın gelişine yaptığı vuruş üstten auta çıktı.


37' Lobjanidze ile gelişen Ankaragücü atağında, Emin Bayram ceza sahası içinde topu uzaklaştırırken seken top, boştaki Michalak'ın önüne açıldı. Ukraynalı futbolcu bekletmeden vururken, Okan Kocuk muhteşem bir refleks ile topu çelmeyi başardı. 


45' İlk yarının sonuna en az 2 dakika eklendi.


İlk yarı 0-0 eşitlikle son buldu.


Maçtan dakikalar (İkinci yarı)


47' Sağ kanadımızdan uzun bir top alarak kalemize yönelen Orgill, Marcao'yu ekarte ederek şutunu çekti. Top direğin sağından auta çıktı. 


53' Adem Büyük'ün ile kaptığımız top tehlikeli atağa dönüştü. Taylan, sol kanatta koşu yapan Ömer'i topla buluşturdu. Ömer Bayram'ın uzak direğe açtığı tehlikeli ortada Younes Belhanda topu auta gönderdi. 


58' Adem Büyük'ün ceza yayında düşürülmesiyle kritik yerden serbest vuruş kazandık. Topun başına geçen Ömer Bayram'ın sert şutunda direk gole izin vermedi. Dönen topta Taylan Antalyalı'nın vuruşunu Pazdan uzaklaştırdı. 


61' Emin Bayram'ın müdahalesi sonrası hakem Atilla Karaoğlan penaltı noktasını gösterdi.


62' Beyaz noktaya geçen Oscar Scarione'nin vuruşu filelerimize gitti: 1-0


75' MKE Ankaragücü'nde Saba Lobjanidze yerine İlhan Parlak oyuna geldi.


75' Ricardo Faty'nin ceza sahası dışından yaptığı vuruşu Okan Kocuk rahatlıkla kontrol etti. 


77' Takımımızda Taylan yerine Mariano, Ömer Bayram yerine Jesse Sekidika, Younes Belhanda yerine Selçuk İnan oyuna dahil oldu.


82' MKE Ankaragücü'nde Oscar Scarione yerine Sedat Ağçay oyuna dahil oldu. 


85' Marcao savunmadan çalımlarla çıkıp Emre Akbaba'ya verdi. Emre'nin ortasında ceza sahası sahasında müthiş bir karambol meydana gelirken, pozisyonu Ankaragücü savunması zorlukla uzaklaştırdı. 


87' Hakem Atilla Karaoğlan, kenara gelerek Teknik Direktörümüz Fatih Terim'e sarı kart gösterdi. 


89' Takımımızda Emre Akbaba yerine Ahmet Çalık, Seri yerine Yunus Akgün oyuna dahil oldu. 


90' Maçın sonuna en az 5 dakika eklendi.


90+1' Linnes'in sağdan ortasında Ankaragücü savunması topu uzaklaştırırken, dönen topta Selçuk İnan'ın şutu yandan dışarıya çıktı. 


90+3' Ankaragücü'nde Dever Orgill yerine Gelmin Rivas; Michalak yerine Atila Turan oyuna girdi. 


90+5' Selçuk İnan'ın ceza sahasına gönderdiği uzun topta Ahmet Çalık'ın vuruşu auta çıktı. 


Mücadeleyi MKE Ankaragücü 1-0 kazandı. Mariano Filho maç sonunda sarı kart gördü. 

STAT: Eryaman

HAKEMLER: Atilla Karaoğlan, Esat Sancaktar, Samet Çavuş

ANKARAGÜCÜ: Friedrich, Kitsiou, Kulusic, Pazdan, Pinto, Michalak (90+3 Atila Turan),Faty, Lukasik, Lobjanidze (Dk. 74 İlhan Parlak),Scarione (Dk. 82 Sedat Ağçay),Orgill (90+3 Rivas)

GALATASARAY: Okan Kocuk, Linnes, Marcao, Emin Bayram, Saracchi, Ömer Bayram (Dk. 77 Sekidika),Seri (Dk. 89 Ahmet Çalık),Taylan Antalyalı (Dk. 77 Mariano),Belhanda (Dk. 77 Selçuk İnan),Emre Akbaba (Dk. 89 Yunus Akgün),Adem Büyük

GOL: Dk. 62 Scarione (Penaltıdan) (MKE Ankaragücü)

SARI KARTLAR: Dk. 17 Belhanda, Dk. 34 Marcao, Dk. 87 Saracchi, Dk. 88 Fatih Terim (Teknik direktör),Mariano (Maç bittikten sonra) (Galatasaray),Dk. 32 Pazdan, Dk. 55 Kitsiou, Dk. 68 Orgill, Dk. 90+3 Mahmut Akan (Yedek kulübesinden) (MKE Ankaragücü)

Aytemiz Alanyaspor:4-1:Galatasaray

 Trabzonspor'un UEFA'dan alacağı muhtemel ceza sonrası lig üçüncüsünün Şampiyonlar Ligine gideceği bir ligde, Sivasspor'un puan kaybettiği günün gecesinde pandemi sonrası ortaya çıkan kötü gidişatı affettirme şansı bulan Galatasaray, Alanya'da birbirinin "kopyala-yapıştır" benzeri iki devrede yediği 4 golle kötü gidişata dur diyemedi. Ligde son haftalara yaklaşılırken, iyi oyundan ziyade skora önem verilir ve Galatasaray genelde sonuç almayı bilirdi ama bu sene maalesef istediği skorları alamıyor ve Alanya deplasmanı da bunlardan biriydi, maçı domine etti, topu ayağında tuttu, rakibi kendi yarı sahasına hapsetti ama skor 4-1 ev sahibi lehine...

İlk devre Bakasetas'ın uzaktan atmış olduğu şut dışında 40. dakikaya kadar ev sahibinin herhangi bir pozisyonu yokken, Galatasaray Adem ve Emre Akbaba ile skor tabelasını değiştirmeye oldukça fazla yaklaştı. Aslında VAR'daki hakemler daha dikkatli olsa, Emre'ye yapılan pozisyon penaltı olarak cezalandırılacaktı ama bu sene Galatasaray lehine karar vermek sanki "yasak"... Galatasaray'ın kontrolünde giden maçta "akılalmaz hatalar" zinciri devre biterken gerçekleşti. Önce ev sahibinden Efecan Karaca'nın ortasında Marcao "uyuyakladı" ve Cisse golünü attı, ardından Linnes'in ceza sahasında Adem'e "al da at" diye verdiği pasta boş kaleye Adem topu yuvarlayamadı. Bu kadar tuhaflık yetmezmiş gibi, Seri etrafında hiç bir oyuncu yokken havadan gelen topu amatör topçu edasıyla kontrol edemeyip, Cisse'ye asist yaptı ve Galatasaray ne olduğunu anlamadan 2 farklı geriye düştü. "Bu maçı da kaybedeceğiz" diye düşünmeye kalmadan maçın iyilerinden Belhanda Adem'e "Artık bunu da at" dedi ve Adem de farkı bire indiren golü attı... İşin tuhaf yani da, bu temiz golde bile VAR'a bakıldı uzun bir müddet...

Belhanda'nın Galatasaray'da kariyer maçlarından olan Alanya maçının ikinci yarısında sol kanatta Faslı oyuncu tamamen ipleri eline aldı, takımının tüm pozisyonlarında ön plana çıkan isim oldu ama maalesef meşin yuvarlak ağlarla kucaklaşmaya hiç niyetli değildi. Belhanda vurdu Marafona çıkardı, Linnes şansını denedi yine Marafona günündeydi, Belhanda ortaladı Adem kafayı vurdu direk izin vermedi derken, Mete Kalkavan hemen dibinde Belhanda'ya yapılan faulu görmedi ve kapılan topla gelişen Alanyaspor atağında Bakasetas tekrar farkı ikiye çıkardı. Dedik ya ilk devrenin benzeri bir oyun seyrettik diye, maç biterken, Galatasaray bir gol daha yedi ve skor belli oldu.

Stat: Bahçeşehir Okulları

Hakemler: Mete Kalkavan, Ceyhun Sesigüzel, Kerem Ersoy

Aytemiz Alanyaspor: Marafona, Juanfran, Caulker, Tzavellas, N'Sakala, Ceyhun Gülselam, Salih Uçan (Dk. 57 Siopis),Efecan Karaca (Dk. 71 Emircan Altıntaş),Bakasetas, Onur Bulut (Dk. 57 Junior Fernandes),Cisse (Dk. 88 Mustafa Pektemek)

Galatasaray: Okan Kocuk, Mariano (Dk. 80 Şener Özbayraklı),Donk, Marcao, Linnes, Seri, Taylan Antalyalı, Belhanda, Emre Akbaba, Ömer Bayram (Dk. 80 Jimmy Durmaz),Adem Büyük

Sarı kart: Dk. 77 Ceyhun Gülselam (Aytemiz Alanyaspor),Dk. 90 Belhanda (Galatasaray)

Goller: Dk. 43 ve 45+3 Cisse, Dk. 89 Bakasetas, Dk. 90+5 Mustafa Pektemek (Aytemiz Alanyaspor),45+4 Adem Büyük (Galatasaray)

7 Temmuz 2020 Salı

Galatasaray:1-3:Trabzonspor


Nzonzı ve Falcao takıma geç katıldı...
Fatih Terim geçen sezondan cezalı başladı, Kayserispor maçından sonra Fenerbahçe maçını da kapsayacak şekilde 3 maç ceza aldı...
Falcao sakatlandı, uzun haftalar kenarda kaldı...
Luyindama milli takımda sakatlandı, sezonu kapadı...
Lemina üç haftada bir sakatlandı, ikişer üçer haftalar tribünden seyretti...
Belhanda'nın çenesi kırıldı...
Pandemi arasında Marcao'nun bağlar koptu...
Emre Akbaba geçen sezondan sakattı, takıma geç katıldı...
Onyekuru ülkesine gitti, sıtma oldu...
Onyekuru'nun kiralık sözleşmesi bitti, Monaco'ya geri döndü...
Muslera'nın ayağı kırıldı...
Andone'nin bir sezon içinde iki defa çapraz bağları koptu...
Fatih Terim, bel fıtığı ameliyatı oldu...
Takım her şeye rağmen forma girmişken, pandemi arası verildi...
Fatih Terim Covid-19 virüsüne yakalandı...
Abdurrahim Albayrak ve Yusuf Günay Covid-19 oldu...
Mustafa Cengiz mide ve beyin ameliyatı oldu...
Konya, Malatya, Ankaragücü, Brugge, Gaziantep FK maçlarında son dakikalarda yenilen goller...
Hakemlerin "uygun?!" gördüğü bolca sarı ve kırmızı kartlar...

Mutlaka eksikler vardır bu listede de, 2019-2020 sezonu denince ilk aklıma gelenleri yazmak istedim... Bütün bu "talihsizliklere" rağmen, Galatasaray o kadar büyük bir takım ki, ligin son 5 haftasına yine "şampiyonluk ümidiyle" girdi girmesine de, son iki sezon elde edilen şampiyonluklarda katkısı yadsınamayacak olan Sofiane Feghouli, bir "çifte" ile her şeyi berbat ediverdi... Evet, yeri geldiğinde oldukça karmaşık bir oyun bu futbol denen meret ama bazen de tek bir hamle ile koca bir sezonun emeğini çöpe atacak kadar da basit... "Hain, nankör, takımı sattı" gibi ağır kelimeler kullanacak değiliz, benim yukarıda yazarken zorlandığım bütün bir sezonun yükü ve pandemi sonrası "hakemlerin adaletsizlikleri" Trabzonsporlu Da Costa'nın tekmesinin verdiği acı ile birleşince Soso kendince "hesap kesmiş" oldu ama profesyonel bir sözleşmeye imza atan bir oyuncunun yapmaması gereken bir hareketti... Kısaca, yapmayacaktı, yap-ma-ya-cak-tı...


Peki nasıl bir oyun olmuştu 32. dakikadaki  o kırmızı karta kadar?

Tüm sakat ve cezalılara rağmen, ligin en formda takımlarından Trabzonspor karşısında 6. dakikada Ekuban'a verdiği şut imkanı dışında "dişe dokunur" bir pozisyon vermeyen Galatasaray, özellikle Emre Akbaba'nın başını çektiği pozisyonlarda Feghouli ile yüzde yüz bir atağı golle sonuçlandıramazken, rakip ceza alanı çevresinde baskıyı kurmuştu. Mariano, Emre ve Taylan sağ kanattan gelip rakipleri oldukça zor durumda bırakırken, deplasman takımı da istediği oyundan oldukça uzaktı... Yine Galatasaray'ın rakip kaleye yüklendiği bir anda Da Costa Feghouli'ye sert girdi, Cüneyt Çakır düdüğü çalmış, bordo-mavili oyuncu için sarı kartını çıkarmışken, Feghouli VAR'da Ali Palabıyık'ın "ekmeğine yağ sürüverdi"...


Memleketimizin hakemleri oldukça uyanık, VAR işini de fena halde çözdüler, bu en tecrübesiz hakem olsa da aynı, Şampiyonlar Liginde final yönetmiş  Cüneyt Çakır olsa da... "İhaleyi başkasının üzerine yıkmak" en kolaylarına gelen iş. Cüneyt Çakır da pazar gecesi sürekli VAR'daki Ali Palabıyak'a "yıktı ihaleyi". Feghouli'nin pozisyonunda VAR'dan kendisini uyaran Ali Palabıyık, geçen sezon saha içi hakemiyken Mehmet Topal'ın Linnes'e tekmesine kırmızı kart göstermede aynı cesareti sergileyemedi. Gerçi Feghouli için maçı yöneten hakemi VAR'a çağırıken, Ekuban'ın Belhanda'yı tekmelemesinde de "üç maymunu" oynadı...


Eksik kalan Galatasaray belki yine maçı başa baş götürecekti ama Ali Palabıyık, geçen hafta Başakşehir maçında Galatasaray lehine vermediği penaltıyı, VAR'a geçince Trabzonspor'a çaldırdı Cüneyt Çakır'a... Pozisyon kurallara göre penaltı, bunda hemfikiriz de, bu kurallar neden sürekli Galatasaray aleyhine uygulanıyor? Tepkimiz buna... Rizespor maçında da Andone'nin ayağı kırılacakken top oyunda değil miydi, kural penaltıyı verin demiyor muydu? Peki o gün neden verilmedi? Çifte standartlar neden hep Galatasaray aleyhinde? Buna verilecek cevabı var mıdır acaba ülke futbolunu yöneten ya da hakemleri atayanların?

VAR'dan gelen penaltı golü ile Trabzonspor öne geçip, eksik olan rakibi karşısında iyice rahatladı ve ipleri de eline aldığı bir oyun sergiledi maçın geri kalanında. Fatih hoca, "elde avuçta" ne varsa, maçı çevirmek için çalıştı, Sekidika'yı oyuna sürdü, "belki kontra yakalarız" diye de, genç oyuncu bekleneni veremdi. Bu arada yine Galatasaray atmış olsa, faul verilecek bir pozisyonda Novak , Sekidika'yı merdiven olarak kullanıp kafayla farkı ikiye çıkardı... VAR'daki hakemler çay molasındaydı herhalde o anda...



Maç bu skorla bitti bitecek denirken, Hüseyin Türkmen'in Taylan'ın ayağını kırmaya teşebbüsünde top auta giderken Cüneyt Çakır, penaltı düdüğü çalarak kendince Trabzonspor'a verdiği penaltının "günahını çıkarırken," Seri de yaptığı klas vuruşla bu takımın penaltıcısı benim mesajı veriyordu. Hep diyoruz ya, "Galatasaray varsa, umut vardır" diye, bu kadar "berbat" bir maça rağmen, Galatasaray kalan son iki dakikada yine taraftara umut verdi ama Sorloth tecrübesiyle maça son noktayı koymasını bildi. Norveçli oyuncunun atmış olduğu son golde genç Emin'i geçip, peşinde sürüklemesi ve topa temas ettirmemesi de Fatih Terim'in Emin için neden sürekli "uygun zaman"ı kolladığını da gösteriyor. Bu hatayı kafa kafaya giden bir maçta yapmış olsa Emin,  futbol hayatını şimdiden bitirirdi bizim "kafa koparan" kamuoyu ve "objektiflik" kılıfı altından kendi takımlarına laf sokmayı seven Galatasaraylılar...


Alınacak 12 puanın olduğu bitime 4 hafta kala, liderden 11 puan geriye düşmek, şampiyonluk hedefinin mucizeye bağlı olması manasına gelirken, Fatih Terim'in de maçtan sonra belirttiği gibi bundan sonra tek hedef gemiyi limana en sağlam şeklinde yanaştırmak... Sonrası zaten faturalar kesilecek, hesaplar ödenecek... Bunun için de kara deftere yazılan pek çok isim var... Önce şu ligi hayırlısıyla bir bitirelim, de...


Stat: Türk Telekom
Hakemler: Cüneyt Çakır, Bahattin Duran, Tarık Ongun
Galatasaray: Okan Kocuk, Mariano (Dk. 46 Linnes),Donk, Marcao, Saracchi (Dk. 77 Şener Özbayraklı),Seri, Taylan Antalyalı, Belhanda (Dk. 77 Emin Bayram),Feghouli, Ömer Bayram (Dk. 46 Sekidika),Emre Akbaba (Dk. 83 Yunus Akgün)
Trabzonspor: Uğurcan Çakır, Kamil Ahmet Çörekçi (Dk. 71 Serkan Asan),Hüseyin Türkmen, Da Costa, Novak, Abdulkadir Parmak (Dk. 77 Doğan Erdoğan),Sosa (Dk. 86 Nwakaeme),Ndiaye (Dk. 71 Guilherme),Abdülkadir Ömür, Ekuban (Dk. 86 Bilal Başakçıoğlu),Sörloth
Goller: Dk. 41 Sosa (Penaltıdan),Dk. 70 Novak, 90+5 Sörloth (Trabzonspor),Dk. 90+3 Seri (Penaltıdan) (Galatasaray)
Kırmızı kart: Dk. 32 Feghouli (Galatasaray)
Sarı kartlar: Dk. 18 Saracchi, Dk. 40 Donk (Galatasaray),Dk. 30 Da Costa, Dk. 63 Sörloth, Dk. 90+2 Hüseyin Türkmen (Trabzonspor)

1 Temmuz 2020 Çarşamba

Medipol Başakşehir:1-1:Galatasaray


Olmadı...
Üç puan gelmedi...
Fark kapanmadı...
Ama üzüldük mü?
Üzüldük...
Ortaya konan mücadelenin galibiyetle sonuçlanmamasına üzüldük...
Lakin, ümidimiz bitti mi?
Ne alaka?
En karanlık anlarda bile bir ışık olabileceğini bize bu hayatta Galatasaray öğretmedi mi?
"Galatasaray varsa, ümit vardır"ı biz kimden öğrendik?
"Sekiz de kapanır, 18 de kapanır" demedik mi büyük bir inançla?
Daha da mühimi, bu takımın başında Fatih Terim varsa, "biz bitti demeden" bitirmek ayıp değil mi hocaya?
O yüzden, "organize ve profesyonelce başlayıp" "zorlu" devam eden bu tuhaf sezonda "adalet arayarak" son beş haftaya "inançla" gireceğiz...
Tüm "rasyonellere" inat, tüm romantikliğimizle "inadına Galatasaray"

Pandemi sürecinde Fatih Terim ve yöneticilerin hastalıklarıyla sarsılmış Galatasaray'a bir darbe de başkan Mustafa Cengiz'in ani gelişen rahatsızlığı vurmuştu. Üç aylık lig" molasında" rakipler sakatlarını iyileştirirken, Galatasaray Marcao'yu yitirerek lige başlamış, "sert" Rize deplasmanında da Muslera, Andone, Adem, Donk'u kaybetmişti. Felaketler bitmezmiş gibi, ertesi hafta Falcao, Ahmet Çalık ve Mariano da eksikler listesine yazılmıştı. Sakatlıklar ve hastalıklar bir yana, Yaşar Kemal Uğurlu ve Alper Ulusoy gibi "hakemler?!" "görevlerini?!" hatasız yaparak takımın gelecek umutlarını da çalmıştı... Bitti mi? Tüm bunlar yetmemiş gibi ligin gidişatını etkileyecek maça Ali Palabıyık gibi geçmişi Galatasaray maçlarında "sıkıntılı" bir hakem atanmıştı...
Galatasaray'a son darbeyi vurmaya ne kadar meraklı vardı...
Ama rakip sadece dışarıda da değildi...
İçeride de sıkıntı vardı.. Hem de en büyüğünden...
Kaç haftadır Galatasaray "doğranırken" ortadan görünmeyenler, Başakşehir Fatih Terim Stadında kameraların önündeydi...
Galatasaray Başkanvekili Abdurrahim Albayrak'i Galatasaray üyeliğinden gelen tepkiler sonrası istifa eden, rakip takım başkanı önünde ceket ilikleyip, iki büklüm olurken, milyonlarca Galatasaray taraftarı sosyal medyada Tevfik Fikret'in düsturunu hatırlatıyordu kendisine:

"Kimseden bir fayda ummam ben, dilenmem kol kanat. Kendi boşluk, kendi gökkubbemde kendim gezginim. Bir eğik baş bir boyunduruktan ağırdır boynuma; Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bir Galatasaraylıyım"


Fakat... Bereket ki, şükür ki Fatih Terim vardı. "Herkesin ihtimallerinde Galatasaray düşük oranda yüzde alıyor, bu doğal. Bir hayli gerideyiz ancak boş vermek, vazgeçmek, hiç affetmeyeceğimiz bir şey. Bugün çok iyi bir oyun oynamalıyız ki karşı oyunları bozabilelim."

Hocanın dediği gibi de bir oyun sergiledi Galatasaray, boş vermeden, vaz geçmeden mücadele etti. İlk beş - on dakikalık oyuna alışma dakikaları dışında rakibi iyi analiz etmiş ve Seri'nin liderliğinde tamamen ipleri elinde tutan bir Galatasaray vardı. Savunmada ayağına hakim ve soğukkanlı Donk ve Lemina gibi iki stoperle maça başlayan sarı-kırmızılılar, Fatih Terim'in de maç içinde bolca ikaz etmesiyle "amaçsız" uzun paslar yerine "ayağa garanti toplarla" kolayca ev sahibi forvetlerin baskısını kırıp, orta sahayı çabuk geçip, oyunu Başakşehir yarı sahasına yığımaktaydı. Ama futbolun en etkili elemanı olan golcü sıkıntısı o anlarda baş gösteriyordu tüm acımasızlığı ile. Ömer'den Sarrachi'ye, Feghouli'den Onyekuru'ya tutun yapılan bir sürü ortaya dokunacak o "ayak" yoktu. Falcao ya da Andone'yi geçtim, Adem olsa kariyerinin gol rekorunu kırardı... Ama yoktu bir golcü... Hal böyle olunca, uzaktan şutlarla Mert'in kalesi yoklandı, özellikle Ömer çok denedi, Onyekuru pas vermesi gereken yerde şut attı, Belhanda'dan plase yapması beklenirken, pas attı, Feghouli'nin vuruşu rakipe çarpıp Emre Akbaba'ya az kalsın asist oluyordu da Mert "fena halde" günündeydi. Ev sahibi gelmedi mi Okan'ın kalesine? Onlar da kendilerince pozisyon buldular da, Okan, Donk ve Lemina oldukça dikkatliydi.

İkinci yarı Robinho'nun yerine Demba Ba'yı oyuna alıp, Galatasaray'ın dengesini bozmayı düşünen Okan Buruk,  bu tercihinde haklı çıktı ki siyahi forvetin savunmanın ritmini karıştırdığı bir kaç pozisyondan sonra İrfancan'ın ortasında Sarrachi Aleksic'i kaçırınca, Okan topu filelerden çıkarmak zorunda kalıyordu... Stoper eksikliğinin zirve yaptığı bu haftalarda kendisine Emin Bayram'ı soranlara "Uygun zaman gelecek" diyordu ya Fatih Terim,  işte o an Lemina'nın sakatlanması sonrası gerçekleşiyordu. Geçen hafta Gaziantep FK maçında galip durumdayken, Taylan'a görev vermişti, zira Emin'in yapacağı bir hata ve kaybedilecek puanlar "çocuğu" bitirebilirdi. Oysa Başakşehir maçında takım zaten mağluptu ve Emin hata yapsa da puanlar gitmez, sadece skor değişirdi. Kötü senaryoyu bir kenara bırakıp, gerçeğe döndüğümüzde, genç Emin Demba Ba, Crivelli gibi "boylu poslu" forvetlere kafa topu vermedi, yerden çalım yemedi. Sadece savunma yapmadı, oyun kuran paslarla da beğeni topladı "taze" savunmacı. 40 dakikalık oyunla kimseyi göklere çıkarıp, yerin dibine sokulmayacağını biliyoruz da, Fatih Terim'in kanatları altında "uygun zamanlarda" forma giye giye bir genç yetenek daha Türk futboluna kazandırılacaktır, bundan da adımız gibi "emin"iz...



Geriye düşen Galatasaray, yine yılmadı, pes etmedi ve maçın en hareketli oyuncularından Emre Akbaba'nın Sarrachi'nin pasında bir forvet kurnazlığı ile kaleciden önce topa dokunmasıyla beraberliği yakaladı. Eşitlik Başakşehir'in işine geliyordu, galibiyet Galatasaray'a lazımdı. Sarı-kırmızılılar bastırdıkça, ev sahibi sertleşti, gerildi, kartlar çıktı, Visca Türkiye liginde ilk kırmızı kartını görmüş oldu. Ve kronometreler 83.43ü gösterirken, Emre Akbaba'nın pasında ceza sahasında savunmanın arkasında topla buluşan Onyekuru belki de "şampiyonluğu" etkileyecek bir gol kaçırıyordu, ya da Mert takımına  şampiyonluğu getiriyordu... Ligin kırılma anlarında en tepeye yazılacak an...


Peki, son darbeyi vurması beklenen Ali Palabıyık nasıldı? Maç sonu istatistiklere bakıldığında rakibe 1 kırmızı, 5 sarı verip, bir kaç oyuncusunun haftaya cezalı duruma düşmesinden dolayı, Galatasaray yanlısı bir maç yönettiği zannedilebilir ama kritik anlarda kritik dokunuşlarla yine maçın kaderini değiştiren adam oldu karşılaşmanın hakemi. Öncelikle daha üçüncü dakika İrfan Can'ın Donk'a attığı dirseği hakem ve VAR nasıl kaçırdı, ya da kaçırdı mı? İlk devre Visca'nın, Mahmut'un, Sarrachi'nin  ayaklara basmasına "pozisyon gereği" diye göz yumuldu da, ikinci devre Belhanda'nın Demba Ba tarafından itilip kakılmasına yine sessiz kaldı Ali Palabıyık ve VAR hakemi Atilla Karaoğlan... Peki Mahmut'a gösterdiği alakasız sarı kart? Galatasaray'lıların gazını almak için miydi?


Başa dönersek, kazanılması gereken maçtan beraberlikle ayrıldık ve geriye kalan 5 haftaya yine de umutla bakıyoruz, çünkü bize umut etmeyi Galatasaray öğretti...


Stat: Başakşehir Fatih Terim Stadyumu
Hakemler: Ali Palabıyık , Serkan Olguncan , Asım Yusuf Öz
Medipol Başakşehir: Mert , Caiçara , Ponck , Epureanu , Clichy , İrfan Can  (Gökhan dk. 89 ), Mahmut  (Mehmet Topal dk. 83 ), Visca , Aleksic  (Berkay dk. 83 ), Robinho  (Demba Ba dk. 46 ), Crivelli  (Guldbrandsen dk. 89 )
Yedekler: Volkan, Aziz, Uğur, Emre, Elia
Teknik Direktör: Okan Buruk
Galatasaray: Okan , Linnes  (Şener dk. 79 ), Lemina  (Emin dk. 53 ), Donk , Saracchi , Seri , Ömer  (Taylan dk. 79 ), Emre Akbaba , Belhanda , Feghouli , Onyekuru
Yedekler: Berk, Selçuk, Jimmy Durmaz, Yunus, Sekidika
Teknik Direktörü: Fatih Terim
Goller: Aleksic (dk. 51) (Başakşehir), Emre (dk. 68) (Galatasaray)
Kırmızı Kart: Visca (dk. 85) (Başakşehir)
Sarı kartlar: Saracchi (Galatasaray), Aleksic, Mahmut, İrfan, Crivelli, Gulbrandsen (Başakşehir)

22 Haziran 2020 Pazartesi

Galatasaray:3-3:Gaziantep FK



"Belçika, Fransa ve Türkiye’de futbol oynadım. Hayatımda ilk defa, gol öncesi bu şekilde çalınan bir düdük görüyorum."
Henry Onyekuru...

" Ben İspanya’da, Fransa’da top oynadım böyle kararlar, böyle çalınan düdükler inanın hayatımda görmedim. Şampiyonlar Ligi, Avrupa maçlarını izliyoruz, dünyanın her yerinde maçları seyrediyoruz. 6 saniye kuralını her hakem sayıyor mu? İlk defa hayatımda bu kuraldan ötürü hakemin düdük çaldığını akabinde golün yendiğini görüyorum"
Mariano Ferreira

Henry Onyekuru ve Mariano Ferreira'nın maçtan sonra yayıncı kuruluşa vermiş oldukları röportajdan birer kesit...

Ve aynı röportajlardan ligin seyri ile ilgili çok çarpıcı diğer cümleler de şöyle:

 "Biz kesinlikle rakibimize dokunamıyoruz. Dokunduğumuz zaman hemen bizim aleyhimize fauller çalınıp, anlamsız kartlar gösteriliyor. Hakem, bir yere kadar izin verip, bu şekilde kararlar verirse, bu şekilde fauller çalarsa, gol öncesi bir 6 saniye kuralından aleyhimize düdük çalarsa, artık siz de bir şey yapamıyorsunuz."
Henry Onyekuru

"Galatasaray takımı sonuna kadar mücadele eder. Tabii bizim de mücadele etmemize ne kadar izin veriyorlar, verecekler o da tartışılır."
Mariano Ferreira

Bir hafta evvel Rize'de Yaşar Kemal Uğurlu'nun sergilediği "hakemlik" ve dün gece de Alper Ulusoy'un ortaya koyduğu "performans!"tan sonra maç analizi yapmak yerine Galatasaray'lı iki futbolcunun daha terleri kurumadan yapmış oldukları açıklamaları okumak yeterli olacaktır da tarihe arşiv düşmek adına yine karalayalım kafamızdakileri blog sayfalarına.

Rize'de pandemi sonrası Galatasaray futbol takımının ilk karşılaşması olması vesilesiyle özellikle maçın ilk devresinde ortaya konan kötü oyun birçoklarına göre "hakemi" kurtardı ama ya dün gece Sami Yen'de seyrettiklerimiz nasıl açıklanacak? Ya da açıklanabilecek mi?


Karşılaşmaya oldukça arzulu ve motive başlayan Galatasaray, daha 5 dakika dolmadan Emre Akbaba'nın başlattığı iki pozisyonda gole çok yaklaşırken, bu maçın "bol gollü" olacağı mesajı veriliyordu. Sumudica'da açık oynamayı seven bir hocadır, o da takımını savunmaya çekme niyetiyle gelmemişti ama eksiklerine rağmen Galatasaray müthiş bir baskı kurmuş, ilk devre %72 gibi bir top kontrolü istatistiği yakalamıştı. Buna rağmen ilk golü kalesinde de gören ev sahibi oldu. Gaziantep takımı Belhanda'nın uzaklaştıramadığı bir pozisyonda kazanılan korner atışında yine Belhanda'yı "iterek" Djilobodjy'nin kafa vuruşuyla tabelayı değiştirmeyi başarmıştı. Kalesinde beklemediği bir golü gören sarı-kırmızılılar sonraki 5-10 dakikalık süreçte bocalayıp, oyun kontrolünü rakibine verseler de çabuk toparlanmayı bildiler. Özellikle bu süreçte Güray'ın kullandığı serbest atışta Okan harika refleks göstererek takım arkadaşlarına güven verirken, hakem Alper Ulusoy ise maçın ileriki dakikalarında nasıl bir yönetim sergileyeceğinin "spoiler"ını veriyordu. Okan'dan seken topa ofsayt pozisyonundaki Kenan hareketlenmiş ve kaleciyle temas yokken kendini yere bırakıvermişti. Maçı yöneten hakem Alper Ulusoy, yan hakemine bile bakmadan direkt penaltıyı gösteriverdi. Bereket VAR'dan ofsayt uyarısı geldi de kararından geri adım attı.


Galatasaray, hakemin "oynatmama" çabalarına rağmen yine de maça tutunmayı bildi, önce Falcao-Feghouli paslaşmasında, Cezayirli'nin attığı uzun pasta Onyekuru kaleci Günay'ın da hatasından yararlanıp, boş kale ile karşı karşıya kaldı ama vuruşunu Kana Bıyık çizgiden çıkardı. İki dakika sonra Feghouli bu kez Falcao'ya harika bir asist yaptı, Kolombiyalı da soğukkanlılığı ve tecrübesini konuşturarak beraberliği sağlayan golü atıverdi. Tribünlerde karton maketler vardı ama sarı-kırmızılı forma içindekiler sanki taraftarın ruhunu hisseder gibi baskıyı kurmuştu konuk ekip üstünde, bu baskı da Belhanda'nın Falcao'ya nazire yaparcasına attığı "şık"golü getirdi ilk devre bitmeden. Yüzler gülüyordu Galatasaraylılarda da devre bitmiş, hatta uzatma dakikaları sonlanmışken, Alper Ulusoy'un aradığı fırsatı Mariano kendisine veriverdi. Galatasaray'da haftaya oynanacak olan Başakşehir maçı öncesi Mariano, Seri ve Feghouli sarı kart sınırındaydı ve orta sahada olan, sıradan bir faulden sonra hakem Mariano'ya sarı kartı çıkarıvermişti."Mariano dokunmasaydı" diyenler olacaktır da, buna benzer maçta onlarca pozisyon olup, sarı kart çıkmıyorsa, neden Mariano? Bunun cevabı da maçın sonunda saklıydı aslında...


İkinci devre Lemina'nın kaptanlığında Galatasaray ilk yarıdaki oyununu oynarken, ne olduysa Belhanda'nın ters bir geri pasında Ahmet Çalık'ı zor durumda bırakıp, oyundan atılmasından sonra oldu. Maçın bitimine 35 dakika kala eksik kalan Galatasaray refleks olarak savunmaya çekilirken, deplasman ekibi tüm hatlarıyla Okan'ın kalesinde baskı kurdu. Pandemi arasında Marcao'yu sakatlıktan, Donk'u geçen hafta cezalı olmasından dolayı kaybeden Fatih Terim stopersizlikten yakınırken, şimdi de Ahmet'i kaybederken, Emre-Taylan değişikliği ile savunmaya sürpriz bir oyuncu görevlendiriyordu. Stres düzeyi bu kadar yüksek bir maçta 17 yaşındaki Emin'i harcamak yerine Taylan seçeneğini sahaya sürmüş ve de yerinde bir hamle yapmıştı, zira Taylan hem savunmada başarılı müdahalelerde bulundu hem de atak başlangıçlarında yer aldı ki onun başlatmış olduğu bir atakta Sarrachi'nin Feghouli'ye yaptığı asistle Galatasaray üçüncü golü buluverdi.

Bir kişi eksik oynayıp, iki farklı öne geçmek ev sahibini rahatlatırken, rakip "ya herru ya merru" dercesine elindeki tüm kozlarını sahaya sürmüştü ve son on dakikaya girilirken Twumasi'nin uzaktan yolladığı şut Kenan'ın kafasının üzerinden geçip, Okan'ı da yanıltarak farkı bire indiriyordu. Başta kaleci Okan olmak üzere sarı-kırmızılı futbolcular VAR'dan ofsayt kararı çıkacağını beklerken, Cüneyt Çakır gol kararı vermişti. Ne ilginç değil mi? Kural kitabında şöyle demektedir: "Rakip oyuncu topla oynadığında ofsaytta olan oyuncunun kaleciye yönelik alansal bir tehditi olduğu takdirde ofsayt kuralı uygulanmalıdır."  ve Kenan topa temas etmese de kaleciyi yanıltan ofsayt pozisyonunda olduğu için ofsayt verilmesi gerekir denilirken, gol kararı çıkmıştı. Oysaki bir gün önce Ankaragücü-Başakşehir maçında ev sahibinin golü bu gerekçe ile iptal edilmişken... Bu ülkede futbol Galatasaray'a karşı oynanan bir oyun mudur acaba?


Farkı bire indirmiş, saha içinde ve VAR'daki hakemlerin desteğini hissetmiş Gaziantep, beraberlik için Galatasaray kalesine yüklendi de yüklendi ama o anlarda sahnede Okan vardı, özellikle Kenan'ın kafa vuruşunu çizgiden çıkarması alkışı hak ediyordu. Ve maçın uzatma dakikalarına girilmiş, Jimmy Durmaz rakip korner direği cıvarında topu saklarken, rakibinin itmesiyle kendini yerde buldu ama Alper Ulusoy oyna dedi, sonra gelişen atakta ceza sahası içinde Selçuk formasından çekildi ama karar yine devamdı ve Gaziantep takımının golü geldi. VAR olmasa Alper Ulusoy çoktan golü vermiş, santrayı yaptırmıştı da, protokoller vardı, göz göre göre "operasyon" yapılamazdı, öyle baktılar böyle baktılar ve öncesinde iki bariz faul olan golü " gönülsüzce" iptal ettiler. Tabii, bu kararı verirken, geçen sene yönettikleri ve Galatasaray'ın kazandığı maçlar sonrası ağır eleştiriler alan ve hakemliği bıraktırılan hakemler geçmiş midir Alper Ulusoy'un aklından acaba? "Acaba ben de onlardan biri olur muyum?" diye düşünmüş müdür genç hakem ki son düdüğü çalmadan can simidi gibi 6 saniye kuralına sarılıverdi.


Neymiş, Okan topu elinde 6 saniyeden fazla tutmuş...Böyle bir kural vardı elbet ama 10-15 yıldır uygulayan hakem yoktu? Üstelik kendisi de uygulamıyordu. 16 Şubat 2020de Sami Yen'de oynanan Galatasaray-Yeni Malatyaspor maçında Farnolle maçta dakikalar 33, saniyeler 42'yi gösterirken topu tutup, 33.57'de degaj kullanırken, Alper Ulusoy düdük çalmamıştı. Dört aylık bir süre çok geçmişte kalmış derseniz, dün geceki maçta dakikalar 31, saniyeler 52'yi işaret ederken topu tutan Gaziantep FK kalecisi Günay, topu tam 17 saniye sonra 32.09'da elinden çıkarırken, hakem 6 saniye kuralını bilmiyor muydu?


Kural tek ama aynı maç içinde kuralın uygulanıp uygulanmadığı takımlar farklı...İşte o zaman hakemin niyeti sorgulanır, hem de sonuna kadar... Bu arada biz sorguluyoruz, Fatih Terim ceza almamak için mümkünce kibar kelimelerle sorguluyor da bu kulübün yöneticileri neden sessiz acaba? Mustafa başkana tek kelam edemeyiz, sağlık sorunları ile boğuşuyor belki evinde içi içini yemektedir de başkan yardımcısı sayın Abdurrahim Albayrak nerede acaba? "Apo başkan", kaybedilen bir Fenerbahçe maçı sonrası Süleyman Rodop'un tuttuğu mikrofonda Hagi'yi eleştirdiğin gibi şimdi aynı hiddet ve celal ile iki haftadır Galatasaray'ı "doğrayan" hakemlere veryansın etmeyecek misin? Senin de sağlığını hiçe sayacak kadar "hasta Galatasaraylı" olduğunu biliyoruz, peki seni sessizliğe iten nedir? Bi' de bize Apo başkan...

Nitekim hakemin uydurduğu bir "endirek" serbest atış sonrası Sekidika'nın acemiliği ile kazanılan penaltı ile Gaziantep eşitliği sağlayıp, belki de Galatasaray'ı şampiyonluktan ediyordu. Konya, Ankaragücü ve dün gece de Gaziantep maçlarında, Galatasaray uzatmalarda yediği gollerle 6 puan bırakması da bu sezonun unutulmazları arasına girecektir...


Stat: Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom
Hakemler: Alper Ulusoy, İsmail Şencan, Mustafa Sönmez, Cüneyt Çakır (VAR)
Galatasaray: Okan Kocuk, Mariano (Dk. 81 Linnes), Ahmet Çalık, Lemina, Saracchi, Seri, Belhanda (Dk. 72 Selçuk İnan), Emre Akbaba (Dk. 59 Taylan Antalyalı), Feghouli (Dk. 80 Jimmy Durmaz), Onyekuru, Falcao (Dk. 80 Sekidika)
Gaziantep FK: Günay Güvenç, Mehmet Erdem Uğurlu (Dk. 62 Diarra, Dk. 79 Furkan Soyalp), Tosca, Djilobodji, Kana Bıyık (Dk. 79 Kubilay Aktaş), Oğuz Ceylan, Jefferson (Dk. 67 Muhammet Demir), Güray Vural (Dk. 62 Twumasi), Maxim, Kenan Özer, Kayode
Goller: Dk. 17 Djilobodji, Dk. 78 Twumasi, Dk. 90 15 Maxim (Penaltıdan) (Gaziantep FK), Dk. 36 Falcao, Dk. 40 Belhanda, Dk. 66 Feghouli (Galatasaray)
Sarı kartlar: Dk. 45 2 Mariano, Dk. 51 Belhanda, Dk. 63 Saracchi, Dk. 90 1 Okan Kocuk, Dk. 90 10 Ömer Bayram, Onyekuru (Maç bitiminde) (Galatasaray), Dk. 51 Kenan Özer, Dk. 90 6 Sumudica (Teknik direktör) (Gaziantep FK)
Kırmızı kart: Dk. 55 Ahmet Çalık (Galatasaray)

15 Haziran 2020 Pazartesi

Çaykur Rizespor:2-0:Galatasaray


Üç ay aradan sonra merhaba...
Öncelikle Covid-19 salgınında hayatını kaybedenlere rahmet dilerken, bu hastalıkla tanışıp iyileşen ya da hala mücadele eden takipçilerimize geçmiş olsun ve acil şifalar diliyoruz...
Evet, biz öyle kendi halimizde yaşamı sürdürmeye çalışır, kendi içimizde kavgalarımızla, sevdalarımızla gün be gün takvimden birer yaprak eksiltirken, hiç akla gelmeyen bu pandemi ile evlere hapsolup, bambaşka telaşlar, gündemler, uğraşlar bulmak zorunda kaldık aylarca...
Lakin, hayat yaşanmalıydı, fabrika bacaları tütmeliydi, tarlalar sürülmeliydi, üretim devam etmeliydi kısaca"yeni" normale dönülmeliydi. Kafeler açıldı, kuaförler açıldı, AVMler açıldı ve en nihayet futbola da kavuşmuş olduk...

Kavuştuk kavuşmasına da böyle bir "özlem giderme" olmaz olaydı... Pandemi süresince biz evlerde her akşam ortaya çıkan vaka sayısına bakıp, "acıma" duygularımız hümanizm seviyemizi arttırdıkça, bazıları da kin ve garez duygularını bilemekteymiş. Geçen sene oynanan ve Emre Akbaba'nın ayağının kırıldığı maçtan sonra "Silahım olsaydı, o hakemi vururdum" diyen Rizespor başkanı,  "Artık hiç bir hakem bizim maçta hata yapmaya cesaret edemez" sözleriyle hazırlanıyordu pazar geceki maça. Ahmet Çakar'ın nüktedan bir şekilde twitte belirttiği gibi de "Hakem Yaşar Kemal Uğurlu da vurulmaktan korktuğu için Galatasaray'ı bir penaltı ve bir kırmızı kartla vurdu"... Ama, üç puanlara, penaltılara geçmeden, 15. dakikada kalbimizden vurulduk esas... Canımız, sevdalımız Fernando Muslera'yı acılar içinde "uğursuz stadın" sessizliğinde çığlık atarken seyretmek, ömür boyu gider mi hafızlarımızdan... Hiç zannetmiyorum... Geçen sene Emre Akbaba, bu sene Fernando Muslera'nın kaval kemikleri kırıldı, Florin Andone'nin az kalsın bacağı kopuyordu...

"Pandemi sonrası futbolcular tekrar maçlara dönerken antrenman temposunu kaldırmakta zorlanıp, sakatlıklar yaşanabilir" minvalinde sözler sarf ederken Rizespor hocası Ünal Karaman, sedye ile sahayı terk eden iki Galatasaray'lı oyuncunun kendi topçuları tarafından "kasapça" müdahale ile sakatlandığını görmemiş miydi? Gördü elbette ama hırs gözlerini öyle bürümüştü ki, maçtan sonra ne kendisi, ne de kalecisi TarıkMuslera ve Andone'ye bir geçmiş olsun dileğinde bulunmadılar yayıncı kuruluş mikrofonlarına. Oysa, daha maç oynandığı esnada hem Türkiye'den, hem de dünyanın çeşitli ülkelerinde bir çok kulüp ve futbolcu sosyal medya hesaplarında acılarını ve dualarını paylaşıyordu şanssız iki futbolcuyla. Umarım haftaya Tunay Torun kadro dışı kalmaz, zira kendisi Muslera'ya geçmiş olsun dileğinde bulundu maç bitiminde...

Üç ay evde antrenmansız bir çok korku ve endişe hisleriyle "zaman öldürüp", tekrar sahalara dönmenin zor olacağının hepimiz farkındaydık ki Galatasaray'lı oyuncular da "toplama takım" hüviyetindeydiler ilk devre. Zaten Muslera'nın sakatlığı sonrası moral motivasyonları da iyice düşmüş "Ne işimiz var burada" izlenimi vermekteydiler. His takımıdır Galatasaray, duygu takımıdır Galatasaray diye övünürüz ya, bazen de duygusuz olup, "umursamaz olup" mücadele etmelisin eğer hedef üç puansa ama o zaman da nerede kaldı takımdaşlık, arkadaşlık, en önemlisi de insanlık?


Ofsayt olduğu bariz pozisyonda "kurala sığınıp" pozisyon bitene kadar maçı durdurmayan ve Muslera acılar içinde çığlık atarken bile "korkuyla" düdüğünü "zarzor" çalan Yaşar Kemal Uğurlu, Sarrachi ile Samudio'nun ikili mücadelesinde aradığı fırsatı bulup, penaltı noktasını gösteriverdi. Rizeli penaltı olduğuna şakın, Galatasaraylı da penaltı yaptırdığına şaşkındı... Ama hakem düdüğü çalmıştı. Bu pozisyonun oldukça benzerinde, hatta daha sert müdahalelerin olduğu Trabzonspor-Galatasaray maçında Kamil Ahmet, Emre Mor'u indirdiğinde VAR hakemi olan Yaşar Kemal Uğurlu, maçı yöneten Ali Palabıyık'ı hiç uyarmamıştı bile.  Muslera'nın yerine giren Okan Skoda'nın vuruşunu kurtardı ama dönen topta yapacak bir şey yoktu. Ev sahibi öne geçmiş, hakem de rahatlamıştı.

Galatasaray belki kendisinden beklenilen performansı gösteremiyor ama oyunu Rizespor yarı sahasına yıkarken, ev sahibi hakemin de "desteğinin" farkında "kemikkkıran" tarzında takılıyordu. Özellikle Moroziuk'un dört dakika arayla iki sarı görecek sertlikte hareketlerine tek kartın çıkmamış olması bile maçın hakeminin niyetini gözler önüne seriyordu.

Beş değişiklik hakkı ve geniş yedek kulübesinin de avantajıyla Fatih Terim ikinci yarı oyunu değiştirmek için Ahmet Çalık ve Ömer'in yerine Emre Akbaba ve Andone ile oyuna başladı. Yapılan değişiklikler ve soyunma odasında konuşulanlar etkisini gösterdi ki Galatasaray beraberlik fırsatlarını buldu ve golü beklemeye başladı ki, Yaşar Kemal Uğurlu'nun yarattığı bir faul sonrası Mariano'nun adamını kaçırması ile ceza sahası içinde oluşan karambolde Okan kalesinde ikinci golü görüverdi. Uzun bir ara topa dokunmadan geçen ve hiç hazırlık maçı yapmadan sahaya çıkılan bu süreçte 2-0dan maç çevirmek imkansıza yakınken, yenilen golün hemen ardından Feghouli'nin pasında Onyekuru'nun altı pastan vurduğu topu Tarık'ın çıkarması da Galatasaray adına kırılma anıydı. O gol olsa, maç çok başka sonuçla da bitebilirdi...


Bir yandan talihsizlik, bir yandan hakem Galatasaray'ın yakasını bırakmaya hiç niyetli değildi, bitime 20 dakika kala gelişen Galatasaray atağında, Rizespor kalecisi boşa çıkıp, Andone'nin üzerine düştü ve Rumen oyuncu acılar içinde yerde kıvranırken, VAR'dan gelen uyarıya rağmen Yaşar Kemal Uğurlu maç içinde Galatasaray lehine bir karar vermemeye yeminli gibi penaltıya hükmetmiyordu. Oysa kural açık ve netti, top oyundayken kalecinin yaptığı müdahale cezalandırılmalıydı. Misaller de boldu, Malatya-Fenerbahçe karşılaşması, geçen sene Galatasaray-Fenerbahçe ve Fenerbahçe-Ankaragücü maçları... İlk devre Donk'un indirilmesine, ikinci devre Andone'nin düşürülmesine penaltı çalmayan Yaşar Kemal Uğurlu, Donk'a ve Adem'e sarı kartını cesurca çıkarıp cezalı duruma da düşürüyordu. Hatta Adem'e kırmızı kart da çıkardı ki, az kalsın sahada Engin Baytar-Cüneyt Çakır sahnesi yaşanacaktı... Galatasaray'ın bu hakemle çıktığı 7 deplasmanda 5 mağlubiyet yaşayıp, 3 kırmızı kart görmüş olması şansla açıklanamaz bu seyrettiğimiz maçtan sonra...


Galatasaray Rize deplasmanında ilk yarı etkisiz ama ikinci devre adına yakışır bir oyun oynayarak üç puan kaybetti ve şampiyonluk yarışındaki rakipleri Trabzonspor ve Başakşehir'den 6 puan geriye düştü ama keşke Muslera ve Andone sakatlanmasaydı da Galatasaray farklı kaybetseydi. İnsan sağlığının her şeyden önemli olduğunu anladığımız bu aylarda maç sonu çılgınca sevinen Rizespor yönetim kuruluna da bir mesajımız olsun: Erken öten horoz masalını hatırlayın, sene sonu küme düştüğünüzde "sosyal mesafeyi" unutup yine sarmaş dolaş sevinirsiniz!...



Stat: Çaykur Didi
Hakemler: Yaşar Kemal Uğurlu, Erdinç Sezertam, Serkan Çimen
Çaykur Rizespor: Tarık Çetin, Moroziuk, Talbi, Fernandes, Melnjak, Diomande (Dk. 81 Oğuz Kağan Güçtekin), Vetrih (Dk. 88 Burak Albayrak), Garmash (Dk. 68 Abdullah Durak), Tunay Torun (Dk. 68 Oğulcan Çağlayan), Samudio, Skoda (Dk. 88 Orhan Ovacıklı)
Galatasaray: Muslera (Dk. 24 Okan Kocuk), Mariano, Donk, Ahmet Çalık (Dk. 46 Andone, Dk. 72 Belhanda), Saracchi, Seri, Lemina, Ömer Bayram (Dk. 46 Emre Akbaba), Feghouli, Onyekuru (Dk. 76 Adem Büyük), Falcao
Goller: Dk. 42 Skoda, Dk. 53 Tunay Torun (Çaykur Rizespor)
Kırmızı Kart: Dk. 90 Adem Büyük (Galatasaray)
Sarı kartlar: Dk. 7 Melnjak, Dk. 59 Samudio, Dk. 85 Vetrih, Dk. 90 +3 Burak Albayrak (Çaykur Rizespor), Dk. 61 Donk (Galatasaray)

4 Haziran 2020 Perşembe

Eski Manken Futbol Kulübü Satın Aldı


Eski mankenlerden Anamaria Prodan'ın  CS Buftea takımına başkan olarak futbola giriş hikayesini 2009'da blog sayfalarında paylaşmıştık. Başkanlığı geçici bir heves olarak görmeyip, sonraki senelerde de futboldan elini çekmeyen Prodan, çeşitli futbolcuların menajerliğini de yaparak, ülkenin önde gelen spor kadınlarından biri olmayı sürdürüyordu. Al Wasl takımını çalıştıran eşi Laurentiu Regenkampf''la birlikte bir müddet Romanya dışında olduğu için spor gündeminde yer bulamayan Anamaria Prodan, ülkesinden bir futbol takımı satın alarak tekrar o çok sevdiği işi yapmış oldu: insanları kendisi hakkında konuşturmak... Romanya Liga 1'de orta sıralarda mücadele eden Hermannstadt kulübünden bugün yapılan açıklamada şöyle cümleler sarf ediliyordu:

"AFC Hermannstadt kulübü ve Sibiu şehri için oldukça güzel haberlerimiz var. Bir kaç dakika önce AFC Hermannstadt yöneticileri ve Regenkampf ailesi ortak bir anlaşmaya vararak, kulübü finansal ve sporsal olarak Regenkampf ailesine devretti."


Finansal olarak sıkıntılı günler geçiren Sibiu şehrinin takımı olan AFC Hermannstadt, 7.25 milyon euro karşılığında Anamaria Prodan'a devredilirken, halihazırda futbolcu menajerliği yapan eski manken, bu "satıştan" sonra ortaya çıkabilecek yasal sıkıntıları ortadan kaldırmak için de kulübü 21 yaşındaki kızı Rebecca'nın yöneteceğini belirtmiş. "Eşim Steaua Bükreş'in teknik direktörü olduğunda da menajer olmamam sebebiyle aynı sorular bana soruldu, şimdi de soruluyor ama eşim hocalık yapıyor, kızım kulüp başkanı ve ben de menajerim, yasal olarak hiç bir sıkıntı yok" diyen Anamaria, çocukları için iş alanları açmak istediğini ve 21 yaşındaki kızının da ülkesinin en genç ve tek kadın başkanı olduğunu belirtmiş.

3 yıldır Milano'da mankenlik yapan Rebecca Dimitrescu ise " Sibiu harika bir futbol takımını hak eden harika insanlara sahip müthiş bir şehir. Bizim ailemiz futbolla nefes alıp verdiği için bu harika takımın ölmesine izin veremezdik" diyerek duygularını belirtmiş...

Bu arada Anamaria Prodan, Romanya Futbol Federasyonu başkanlık seçimlerine de aday olacağını ve Steaua başkanı Becali dışındaki tüm üyelerin kendisine oy vereceğini belirtmişti geçtiğimiz günlerde. Eğer böyle bir ihtimal gerçekleşir ve Prodan başkan olursa, Romanya'da annenin federasyon başkanı, kızının kulüp başkanı olduğu ligde maç yönetecek hakemlerin vah haline...


2 Haziran 2020 Salı

Böyle De Olur Transfer Bedeli


Futbolcuların transfer ücretleri günümüzde alışık olduğumuz üzere milyon eurolarla ölçülmemiştir pek çok defa, bazen "paradan çok daha değerli" varlıklar değiştirtmiştir topçulara giydikleri formanın rengini. Karides için de takımını bırakan olmuştur, protez bacak için de... Ansiklopedi seti karşılığında yeni diyarlara yelken açan futbolcuyu da yazmıştır futbolun tozlu sayfaları, bir şişe gazoz uğruna yeni takıma geçeni de... İsterseniz girizgahı çok fazla uzatmayalım da, bu ilginç transfer hikayelerine bir göz atalım...

  • İlk hikayemiz ülkemizin sevimli sahil şehirlerinden Çanakkale'den gelsin. Çanakkale 2. Amatör grubunda mücadele eden Bolayır GençliksporOsman Yusufoğlu'nu 1 ton buğday, 1 ton ayçiçeği ve 4500 lira değerinde sanal para "etherium"  karşılığında renklerine bağlamış.
  • Pandemi günlerinde evlere hapsolmuşken, Netflix yayınladığı filmler ve belgesellerle en büyük yardımcımız oldu. Bu belgesellerden biri de Sunderland'ın hikayesini anlatan Sunderland: Till I Die olmuştu. Bizim gibi belgeseli seyredip, Sunderland'a sempati besleyen eski Leeds United'lı Laurens de Bock da hiç vakit kaybetmeden Sunderland'a transfer olmuş...
  • Bursaspor'un şampiyon kadrosunun kalecisini hatırlıyor musunuz? İvankov, dediğinizi duyar gibiyim. Peki Bulgar kaleci Bursa'ya nasıl gelmiş? Onun hikayesini de takımın yardımcı antrenörlerinden Adnan Örnek'ten dinleyelim: "İvankov, transfer esnasında bize maddi olarak hiç pürüz çıkarmadı, tek şartı vardı, çocuklarının okuyacağı bir Amerikan Koleji. Bursa'da böyle bir kolej olmamasına rağmen, ona "Evet, Bursa'da çocukları Amerikan Kolejine yazdırırız" dedim. Adam şehre gelip, yalan söylediğimi öğrenince, soğukkanlı davranıp, bana sitem etmedi. Ama Bursaspor şampiyon olsun, ben İvankov'un çocukları için yabancı dille eğitim veren bir kolej açarım."
  • Fenerbahçe ve Trabzonspor geçtiğimiz aylarda Gölcükspor'lu İsmail Yüksek için kapışmışlar, son sözü sarı-lacivertli ekip söylemişti. Peki, Fenerbahçe İsmail için Gölçükspor'a ne mi verecek? 500 bin lira paranın yanında, alt yapıdan iki oyuncuyu kiralık yollayacak ve Gölcükspor'u Topuk Yaylasında iki sezon ücretsiz kampa konuk edecek.
  • Avrupa Gol Kralı Tanju Çolak'ın Galatasaray'dan Fenerbahçe'ye transferini bilirsiniz de 16 yaşında Yolspor'a geçiş hikayesini bilir misiniz? Biz anlatalım o halde, Tanju alt yapıya çok önem verdiğini bildiği Yolspor'a bir şişe Yedigün gazoz ve bir pasta karşılığında transfer olmuş...
  • Sağlık parayla ölçülür mü? Tabii ki ölçülmez. Ampute Futbol Süper Liginde mücadele eden Konya Engelli Gücü de Gana milli takımında da oynayan Atta'ya transfer teklif eder. Golcü oyuncu tek bir şart karşılığında kabul eder: Çocukluğundan beri sakat olan sol bacağına protez takılacaktır. Teklif kabul edilince Atta eşini ve dört çocuğunu Gana'da bırakarak Türkiye'ye gelir.
  • Türkiye'de çeşitli amatör kulüplerde 5 yıldır forma giyen Ganalı Mohammed Sumaila iki sene evvel Mudanya'da düzenlenecek olan bir futbol turnuvasında Yörükalispor adlı köy takımında forma giymek için 10 kilo organik zeytin yağ talep etmiş...
  • Mohammed Sumaila 10 kilo zeytin yağ alacak da Adanalı Oktay Karakan boş mu duracak, tecrübeli ön libero Aladağspor'lu yöneticilerle 10 kilo pekmez karşılığında el sıkışmış.
  • Ordu Amatör Liginde mücadele eden Korganspor "Para da neymiş, fındıktan değerlisi mi var?" diyerek her ay verilecek birer çuval fındık karşılığında kaleci Murat Karabayrak ile sağ bek Mustafa Partal'ı kadrosuna katmış. 
  • Romanya Liginden de ilginç bir transfer ücreti var: Finansal sıkıntılar çeken Jiul Petrosani para eder oyuncularından Ion Radu'yu 1998 yılında 500 kilo domuz eti karşılığında Chimia Ramnicu Valcea takımına satmış... Başkan bu transferi şöyle açıklamış: "Etleri satıp, topçuların maaşlarını ödeyeceğiz."
  • Yine Romanya'dan devam edersek, Marius Cioara ikinci lig ekibi Arad'tan dördüncü lig takımı Regal Hornia'ya 15 kg sucuk karşılığında evet demiş. Transfer bedeli kadar ilginç olan da Cioara'nın sözleşmeye imza atmasının ertesi günü futbolu bırakması ve Hornia kulübünün isyanı: "Hem iyi bir topçuyu kaybettik, hem de takımın bir haftalık yemeği gitti."
  • Romanya'dan son transfer haberi ise 10 top karşılığında Jiul Petrosani'den Arad'a giden Liviu Baicea'yla ilgili olsun.
  • 2002 senesinde Norveç Üçüncü Liginde Vindbjart forması terleten ve 14 gole imza atan Kenneth Kristensen yaz tatilini Norveç'in güney kıyılarında Flekkeroy'da deniz ürünleri tüketip, idmanlara da kilo fazlasıyla gelince, Vindbjart  oyuncuyu Flekkeroy takımına göndermeye karar vermiş, tabii teklifleri de ilginçtir: Oyuncunun kilosu karşılığında karides isterler. Güney ekibi "Bizde karidesten bol ne var ki?" diyerek teklifi seve seve kabul etmiş ve 75 kg karidesi rakiplerine yollamış. İşin ilginci Flekkeroy o sezon ligi ikinci bitirip, bir üst lige yükselirken, Vindbjart ise beşinci olmuş.
  • Norveç'le devam edersek, eski birinci lig oyuncularından Bard Erik Olsen haftalık bir kutu büyük boy pizza karşılığından emeklilikten dönüp Beşinci lig takımlarından Trovnik'te forma giymeye başlamış...
  • Manchester United günümüzde yapacağı transferlere milyon euroları su gibi harcıyor ama 1927 yılında Stockport County'nin kanat oyuncusu Hugh mc Lenhan'ı 3 derin dondurucu dolusu dondurmaya transfer ettiğini yeni nesil bilmiyordur herhalde.
  • Bir varil bira karşılığında transfer olur mu? 1921 yılında Hull City 19 yaşındaki Ernie Blenkinsop'u transfer ederken 100 poundun yanında bir de bir varil bira yollamış Cudworth United Methodists takımına.
  • Collins John Hollanda u-16 takımında oynarken geleceği parlak olarak görülür ve Nijverdal'den Twente'ye transfer edilir. Ne karşılığında mı? Bir kaç koli ansiklopedi. Ansiklopediler daha sonra yerel bir lisenin kütüphanesine bağışlanır.
  • Liverpool ve İngiltere Milli Takımının efsanelerinden John Barnes'i listemize ekleyen transfer ücreti ise bir kaç çift forma. Sudbury Court takımıyla dikkati çeken genç oyuncuyu Watford hemen kapmış ve eski takımına bir kaç forma vermiş ve sözleşmeyi imzalatmış.
  • İrlanda futbolunun efsane isimlerinden Tony Cascarino da 1982 yılında Gillingham'a çeşitli antrenman malzemeleri karşılığında transfer olmuş.
  • Garry Pallister 19 yaşında ilk transferini yaparken, forma takımı, top çantası ve kale ağları kazandırmış eski kulübüne. Sonraki kulüplerini ise zengin etmiş...
  • Zat Knight da amatör Rushel Olympic'ten Fullham'a 1999 senesinde transfer olurken, o da eski takımına 30 çift eşofman kazandırmış.
  • Arsenal efsanelerinden Ian Wright'ın, Crystal Palace transferi sonrası eski takımı bir çift ağırlık seti sahibi olmuş...
  • Daniel Allande ise Uruguay'da 550 biftek karşılığında takım değiştiren oyuncu olarak yıllarca konuşulup durmuş.

30 Mayıs 2020 Cumartesi

Dennis Bergkamp Röportajı




Arsenal'in "Uçan Hollandalısı" Dennis Berkamp'ın Arsenal'e imza atmasının 25.yılı yaklaşırken, Daily Mail için eski takım arkadaşı Martin Keown, kendisiyle zoom üzerinden bir röportaj yapmış, Sportsmail'den Kieran Gill de onlara katılmış. Eski günlerden unutulmaz anılarla başlayan sohbette Hollandalının geçmişi dair bir çok ayrıntıyı da hafızasında sakladığı görülüyor.

Bergkamp: Zeminden sorumlu görevli bize sahaya girmeyi yasakladığı için küçük tahta bir kalas vardı orada.

Keown: Steve Braddock'tu o. "Sen Dennis Bergkamp olabilirsin ama cumartesiye kadar benim sahama girmezsin!" Senin gibi mükemmeliyetçi bir adamdı.

Bergkamp: Çok gülmüştüm. Herşeyi harika yapmak isteyen hırslı bir herifti. O sahaya yaptığı bakım için bir kaç ödül de almıştı, bu yüzden onu suçlayamam.

Gill: Total Futbol ile büyüdün. İnter Milan'dan Arsenal'e transfer olmadan önce "sıkıcı, sıkıcı Arsenal"i hiç duymuş muydun?

Bergkamp: Hayır! Bana verdikleri sözleri yerine getirmedikleri için İnter'den ayrılmaya karar verdim. Bir çok seçenek vardı ama İngiltere'ye gitmek istedim. Buraya tatile gelirdik, bu yüzden David Dein ve Bruce'la telefonda konuştum. Arsenal'in hikayesi şahaneydi. Topçuları ne çok yaşlı ne de çok genç olan, Londra'nın sıkı bir takımı olan Arsenal'de bir şeyler başarabileceğimizi düşündüm ve kendimi de hiç zaman kaybetmeden evimde hissettim. Ama 25 sene? Hiç farkına varmadım...

Keown: Yemekhanemiz vardı ama sen önceleri akşam yemeği için eve gidiyordun.

Bergkamp: Yemekler oldukça yağlıydı, hiç de futbolcuların yiyecekleri türden değildi.

Keown: Arsene Wenger bizim yemeklerimizi değiştirmeden önce, sen bize başka bir yol göstermiştin.

Bergkamp: Evet, Wenger değiştirdi. Bazen çok aşırıya kaçıyordu, hotele gittiğimizde bütün mini bar bomboş oluyordu. Tamam, alkollü içecekleri çıkart ama Pepsi ya da Cola'yı bırak. Herşeyi değiştirmişti de onu da suçlayamam, Avrupa tarzı bir uygulamaydı. Hollanda ve İtalya'dan geldim, diyetisyenler yoluyla yiyeceklerimiz kontrol altına alınıyordu. Ama Wenger'in yaptığı İngiliz topçular için tamamen bir şoktu. İsveç'te yaptığımız ilk sezon başı kampı hatırlıyorum, tabii ki uçakla gitmemiştim, oraya ailem ve eşim Henrita'yla gitmiştim. Maçımız vardı ve ertesi gün de çift idman yapacaktık. Eşimle yürüyüşe çıkmıştık ve de ne göreyim, tüm İngiliz topçular ellerinde biralar barın dışında kafa çekiyordu. Ertesi gün idmanda herhangi bir sıkıntı yoktu ve akşam tekrar barda aynı rutine devam ettiler.

"Bergkamp'ın babası oğluna isim verirken Manchester United'lı Denis Law'dan esinlenmiş ve onun da bir resmini asmış Amsterdam'daki evlerinin duvarına. Küçük Dennis de o duvara karşı topla "paslaşarak" futbola ilk adımını atmış"

Keown: Ben de aynıydım, Dennis. Duvarda kendimin çerçeveli bir fotoğrafı vardı.

Bergkamp:
Küçük Diego Maradona gibi!

Keown: Duvar en iyi arkadaşımdı çünkü topu her zaman bana geri veriyordu.

Bergkamp: Bizim nesil böyleydi. Ajax'ta gençlerle yaptığımız bir tartışma vardı. Onlar Play Station'larla, televizyonlarla, cep telefonlarıyla vakit geçirdikleri için dışarı çıkmıyorlar ve "10.000 saat kuralını" yerine getiremiyorlar. Oysa bana göre çok fazla antrenman yapmalılar.

Keown: Arsenal'e o inanılmaz yeteneğinle geldin ve Wenger'de de gelecekle ilgili inanılmaz bir vizyon vardı. Başlangıçta onunla nasıl anlaştın? Her birimizi 15er dakikalık mini-toplantılara çağırdığını hatırlıyorum. Bir liste yapmıştı ve en yaşlımız Andy Linighan'la başlamıştı.

Bergkamp: Aklımda olan tek şey Arsenal'in bana verdiği sözlerdi. Bruce'la bir sezon geçirmiştik ve hiç de fena değildi. Avrupa Kupalarına katılmıştık. Daha sonra, İskoçya'da sezon öncesi kampı yapmıştık ve o kovulmuştu. Arsene gelir gelmez, biz onunla oturduk ve konuştuk. Onun futbol felsefesi benim futbol anlayışımla uyumluydu- hücum futbolu, topa sahip olma ve yaratıcılık.

Keown: Wenger'in idmanlarındaki cansız mankenleri hatırlıyorum ve biz daha önce antrenman sahasında böyle bir şey görmemiştik. "Ne s..im bu yahu?" diye şaşırmıştık. Ama sen o anı kaçırmamış ve mankenin önünden ani bir dönüşle, mankeni egale etmiştin. Highbury'de bir maçta top bana gelmişti, ne yapacağımı bilmiyordum ki senin o dönüşü yaptığını gördüm, topu oynadım ve sonrasında gol yapmıştık. Newcastle'a da böyle harika bir gol atmıştın.

Bergkamp: Maçtan sonra "Bunu bilerek mi yaptın?" diye mesajlar almıştım. Aklımda hiç soru işareti yoktu, Robert Pires'in attığı pasla başlayan bir çok ufak hareketin sonucuydu. Şans değildi yani. Bütün mesele top,savunma ve kaleciye doğru kendini odaklamaktır, sonrası zaten geliyor.

Gill: Kariyerinin en iyi golümüydü?

Bergkamp: 1998 Dünya Kupası Çeyrek Finalinde Arjantin'e attığım daha özeldi. Saatlerce top kontrolü, bitiricilik, denge ve ayak çalışması sonucu gelen bir goldü.

Keown: Evet, özeldi o gol. 55 metreden gelen bir pası tek dokunuşla kontrol edip, savunmacıyı geçip, sağ ayak dışıyla golü atmıştın. Her türlü topu kontrol edebiliyordun, sanki ayağında kancalar vardı.

Bergkamp: Parlak parmak ucu! Topla rahat olmak olarak da adlandırabilirim. Ayağımdaki topa bakmak zorunda değilim, çünkü orada olduğunu biliyorum. Gözlerim bağlı bile bunu yapabilirim.


"Bergkamp'ın 2013 yılında çıkan Sükunet ve Hız adlı kitabının bir bölümü Türbülans adını taşıyor. Orada şu meşhur uçak korkusunu ve 1994 Dünya Kupasından sonra uçmayı neden bıraktığını anlatıyor. 'Inter'de oynarken deplasmana gitmeden önce havaya bakıp, hava durumunu düşünmek çok korkutucuydu' "


Bergkamp: Nereden geldiğini bilmiyorum. Uçmaktan ziyade psikolojik bir durum aslında. Beni gerçekten rahatsız ediyordu. Bir kaç deplasmandan sonra iyice kötü olmaya başladım, uyuyamıyordum. Sürekli uçuşu düşünüyordum ve bir karar vermek zorundaydım ki insanlar da beni iyi tanır, bir karar verirsem arkasında yüzde yüz dururum ve başka bir yol da seçmem.

Tabii ki kaçırmak istemediğim bir kaç maçı kaçırdım ama en sonunda bu korkuyu kafamdan silip attım ve harika bir kariyerim oldu. Bu beni daha iyi bir oyuncu ve insan yaptı, o yüzden iyi bir karardı.

Keown: Ama uçmadan A'dan B'ye gitmek için saatlerce yorucu yolculuk yapıyorsun. Örneğin, Newcastle deplasmanı. Uçardık ve oraya varıyorduk. Oysa sen hala Vic Akers'le (Arsenal'in malzemecisiyle) yoldaydın.

Bergkamp: Vic bu yolculukları seviyordu. Eğer tersini söylerse, ona inanmam. ben pek kafaya takmıyordum, bana rahatsızlık vermiyordu. Eğer takımdakiler uçarsa, ben de Vic'le mini karavanla gelirdim, kendimi daha iyi hissediyordum.

Keown: 2003'te sözleşmenin uzatılması esnasında bu durum bir problem oluşturdu mu?

Bergkamp: Hayır. Arsenal'e gelir gelmez bundan bahsettim ve onlar problem çıkarmadılar. Kendimi evde hissediyordum, çok anlayışlı davrandılar. Benim yapmak istemediğim şeyleri yaptırmak için bana baskı kurmadılar.

Keown: Bir savunmacı olarak sana karşı oynamanın nasıl bir his olduğunu biliyor musun Dennis? Oyun başladığında savunmacı der ki "Ben Bergkamp'ı alırım, diğer arkadaşım da Thierry Henry'i tutar. Sonra sen orta sahaya yöneldiğinde, Bergkamp'ı takip edersem, savunma Henry'yle baş başa kalır."

Bergkamp: Bu benim ufak savaşımdı.

Keown: Sekiz sene arka arkaya birinci ya da ikinci bitirdikten sonra Arsenal, üçüncü ve dördüncü olmaya başlamıştı. 2006'dan sonra takıma ne oldu?

Bergkamp: Arsene deneyler yapmaya başladı.

Keown: Beşli orta saha. Seni orada kullanmak yerine Fabregas'ta ısrar etti. Sen forvette başlar ve sonra orta sahaya kayardın ama Wenger bunu değiştirdi. Fabregas'ın yaptığı gibi oyuncu ortada başlayıp, hücüma katılırdı. Yıllar sonra Arsenal'in ünlü kanat oyuncularından biriyle konuştum, ona neden her zaman kenarda durduğunu sordum, serbest oyna dedim, Arsene öyle istedi dedi.

Bergkamp: 2006'dan sonra Arsenal'de oyun çok fazla orta sahada oynanıyordu. Hücüma giden oyuncu yoktu ve sadece tek bir forvet vardı.

Gill: Şampiyonlar Ligini kazanamamak her ikiniz için de büyük bir pişmanlık mı?

Keown: 1998 -2000 arasında iç saha maçlarımızı Wembley yerine Highbury'de oynamamıza izin verilseydi, Şampiyonlar Liginde çok daha ileri gidebilirdik. Nou Camp'ta 1-1 berabere kaldığımız maçtan sonra onların sahasının Highbury'den 10 metre daha geniş olduğu için Wenger'in endişelendiğini hatırlıyorum. Rövanşı Wembley'de 4-2 kaybetmiştik.

Bergkamp: Rakiplerimiz için Wembley'de oynamak bir hayalin gerçekleşmesiydi.

Keown: Fiorentina'lı Gabriel Batistuta'nın sahaya çıkarken ellerini ovuşturup "Wembley. Muhteşem" dediğini hatırlıyorum.

Bergkamp: Onlara yüzde beş daha fazla güç veriyordu. Daha iyi motive oluyorlardı. İlk senelerde kulübün Şampiyonlar Ligini kazanmayı planladığını düşünmüyorum. Ama geliştikçe, bir şansımız olduğunu düşündük. Finale çıktık ama kazanamadık.

"Henry ona "Usta" der, Wright ise "Uzay mühendisi" ve Bergkamp antrenmanlarda kendine has hareketler yapardı. " Bir kere bir gol atmıştın" diye hatırlar Keown "Marco van Basten'in İngiltere'ye attığı gibi. Herkes durmuş ve seni alkışlamıştı."

Johan Cruyff onu 17 yaşında Ajax'ta oynatmaya başlattı ve Hollanda basını Bergkamp'ı "gölge santrafor" olarak tarif ediyordu o yıllarda. Cruyff'tan, Wenger'den çok şey öğrendi, peki Arteta'ya nasıl bakıyor?


Bergkamp: Arteta'nın Chelsea'ye karşı ilk maçını izledim. Takımla yapmak istedikleri oldukça açıktı. Öndeki dörtlü topun peşinde olup, rakibe baskı yapıyordu, orta saha oyuncusu arkadaydı. Büyük bir boşluk vardı. Marco van Basten, Ruud Gullit ve Rijkaard'lı Arrigo Sacchi'nin Milan'ını hatırlıyor musun? İdmanlarda birbirlerine halatlarla bağlıydılar ki maçta da aralarındaki mesafe açılmasın. Bizim takımımızda bu müthişti, her zaman bağlantı vardı, boşluk hiç yoktu.

Keown: Arteta'nın üzerinde çalışacağı bir konu?

Bergkamp: Evet, onun üzerinde çalışıyor ama zamana ve değişik oyunculara ihtiyaç var. Yavaş yavaş topa sahip olmaya başlıyorlar. Sahada üçgenler oluşturuyorlar ve top ayağında olan herkesin üç seçeneği oluyor. Şu an eskisinden daha iyiler. Ama farklı bir kültür oluşturmak zaman alıcı bir şey. Bizim Arsene ile yaptığımız gibi saatlerce çalışmaları lazım.

"2008'de Bergkamp, Ajax'ta görev aldı ve Donny van de Beek ve Matthıjs de Ligt'in futbola sunulmasında ön ayak oldu ama 2017de görevi bırakmak zorunda kaldı."

Bergkamp: Genç takımla ilk onbir arasında bağlantı olmak istedim. İyi bir yoldaydık ama kötü bir şekilde sonuçlandı. Ama futbolun nasıl olduğunu bilirsin. Tekrar futbola dönmek isterim.

Keown: Özlüyor musun?

Bergkamp: Evet. Ajax benim için kapanmış bir defter. Tekrar gençlerle çalışıp, onları as takıma çıkarmak istiyorum, belki İngiltere'de olabilir.

Keown: Seni tekrar görmek isterim. Futbol seninle daha güzel bir spor.


Blog Widget by LinkWithin