13 Kasım 2018 Salı

Patron O İşi Çoktan Halletti


Bulgarların efsanesi Hristo Stoichkov'un hayat hikayesini kaleme aldığı kitabından bir anektod. Stoichkov, Papa John Paul II ile buluşur ve Papa der ki "Sol ayağını kutsamamı ister misin?" Hristo cevabı yapıştırır "Zahmet etmeyin, patronunuz o işi çoktan halletti"

11 Kasım 2018 Pazar

Kayserispor:0-3:Galatasaray


10 Kasım ulu önder Mustafa Kemal'in aramızdan ayrılışının 80. yılı...
Kendisini minnet, saygı ve özlem ile anıyoruz...

Gün hüzünlüydü, Hakkari'den gelen şehit haberleriyle daha da karardı içimiz. Gencecik çocuklar mühimat deposundaki patlama sonrası hayatlarını kaybetmişlerdi.


Bu zamanlarda futbolmuş, maçmış, rekabetmiş hiç ama hiç manası kalmıyor... Ama hayat devam ediyordu ve Kayseri'de oynanması gereken maç için biz de televizyon karşısında yerimizi alıyorduk...

Böyle "acı" bir günde Galatasaray'ın da siyah forma ile sahaya çıkması pek de yerinde oldu... Gerçi Ankaragücü gibi formanın önüne Mustafa Kemal Atatürk imzası olsa ya da Konyaspor gibi kola Atatürk resmi ve imzası olsa daha da şık olurdu.


Galatasaray Kayseri'deydi de akılların bir ucunda bir hafta önce oynanan derbi vardı, maç sonu çıkan olaylar sonrası Fatih Terim 7, Hasan Şaş da 8 maç yedek kulübesinden uzak kalacaktı. Yetmedi Galatasaray, Donk'u 6, N'Diaye'yi 5 ve Rodriguez'i 3 maç yok sayacaktı. Zaten sakatlarla başı dertte olan Fatih hoca, bir de cezalar sonrası kadro kurmakta iyice zorlanacaktı... Bazen zorluklar ve yokluklar insanı daha yaratıcı yapar ya, elde kalanlarla hoca Ozan-Serdar ve Maicon'dan oluşan bir savunma üçlüsüyle sahaya çıkardı takımı... Bu sene ilk defa üçlü savunma ile oynuyordu Galatasaray ve Mariano ile Ömer Bayram kanatları kullanma konusunda görev almışlardı...

Orta sahada da fiziki yönden zayıf ama ayaklarına topu aldıklarında fark yaratacak Selçuk-Feghouli ve Belhanda vardı... Fark da yarattılar, perdeyi açan golde Feghouli sağ kanattan savunma arkasına kaçtı, kontrol ettiği topla rakibini ceza sahası içinde "ekarte" edip, ayak içi plase ile şutu denedi ve seken topu Onyekuru filelerle buluşturdu. İkinci golde de sahnede Selçuk vardı, tecrübeli oyuncu kendi yarı sahasından Onyekuru'ya gençlik yıllarını anımsatan bir pas attı, Nijeryalı oyuncu da hızı ve çabukluğu ile farkı ikiye çıkarmasını bildi. Mariano'nun Ömer Bayram'a attırdığı golde de Belhanda sağ kanatta boş pozisyonda olan Mariano'yu görerek "asistin asistini" yapmış oldu...

Galatasaray'ın son maçlarda yaptığı puanlar kayıpları ve eksiklerinin çokluğu dikkate alındığında oldukça zorlanması beklenilen maçta kalesinde pozisyon vermeden, rakip kalede gol pozisyonları bularak rahat bir üç puan aldı.


Oyun olarak Galatasaray başarılıydı, istediklerini sahaya koydu, Ozan Bilal'e nefes aldırmadı, Maicon sağında ve solunda Serdar ve Ozan'ı görünce daha rahat oynadı, hata yapmadı, Serdar Umut Bulut'a hava topu vermedi, Ömer Bayram belki de Ali Sami Yen'deki taraftar baskısı olmadığı için hata yapma korkusu olmadan cesurca oynadı, Hakan Ünsal gibi yorulmadan ileri gitti geri geldi, tekmeye kafa sokarak Tiago Lopes'i oyundan attırdı. Mariano tecrübesiyle oyuna karakter koydu, Belhanda beklenen performansını sergilemeye başladı, top aldı, duvar oldu, ters top attı, Selçuk sonbaharda çıkan güneş misali attığı paslar, rakibin kalemize gelmeye başladığı anlarda oyunu soğutması ile içimizi ısıttı... Ve Feghouli... Belki de maçın en iyilerinden biriydi... Maç sonu verdiği demeçte "Yeter ki hocam beni görsün ve şans versin, her yerde aynı performansla oynarım" diyordu... Sanki bu geceyi beklermiş gibiydi de, hocanın şans verdiği günlerde de "yokları" oynamıştı...Umarım patlama noktası olur. Zaten artık elde kim kaldıysa "kurtarıcı" gözüyle bakıyoruz...

Forvetsizlikten forvet yarattığımız ileri uçtakilerden Sinan Gümüş, Galatasaray formasıyla çıktığı 100. maçında ilk devre kırılgan ve güçsüz bir görüntü sergilese de, ikinci devre o da ev sahibinin savunmasını çok zorladı ve 54. dakikada Ozan'ın Bilal Muslera ile karşı karşıya kalacakken Bilal'ın ayağından harika bir zamanlama ile kazandığı topun devamında Mariano'nun pasıyla ceza sahasına girer girmez Sinan'ın yaptığı aşırtmayı Muammer son anda kurtarmasa "organizasyon" açısından yılın golü olabilirdi...

Ve Henry Onyekuru... Attığı gollerle maçın adamı oldu Nijeryalı futbolcu. Klasik bir santrafor değil ama golü iyi kokluyor, olması gerektiği yerde bulunuyor ve ilk golde bu özelliğini gösterdi. İkinci golde ise Brezilyalı Ronaldo'yu hatırlatan bir "pis burun"la fileleri havalandırdı.


Galatasaraylılar sahada onur mücadelesi yaparken, "kendince" sahada onur mücadelesi yapan başka biri daha vardı: Maçın hakemi Ümit Öztürk... Hafta boyunca sosyal medyada "Galatasaray'ın Ümit Öztürk'le maç kaybetmediği" istatistiğine atıfta bulunulup, bu hakemin MHK tarafından "Galatasaray'ı kurtarmak için" görevlendirildiği dedikodusu yayılmıştı. Genç hakem de bu söylemlerden etkilenmiş olacak ki, her ikili mücadelede Kayserispor lehine düdük çaldı, "Bir kez de Galatasaray kaybetsin de üstümdeki bu yük bitsin" der gibiydi. Tabii sadece Ümit Öztürk değildi Galatasaray lehine çalışan, VAR'ın başında Cüneyt Çakır vardı... İlk yarıda Sinan'ın ikinci yarıda Onyekuru'nun ceza sahası içinde düşürülmesine sahadaki hakeme "oynat" tavsiyesinde bulundu Cüneyt Çakır... Kendisi maç yönetirken o kadar kırmızı gösterdi dirsekle rakibe müdahalelere ama kamera başında Atilla'nın Belhanda'ya dirseğine yine sessiz kaldı....


Maalesef bu sene zorlu bir sezon olacak.. Galatasaray sadece saha içindeki rakiplerle değil, saha dışıyla da çok mücadele edecek... Muslera'nın kafa yarılacak, Belhanda'nın ağız burun kanayacak, Ömer kafasına tekme yiyecek ama Galatasaray kenetlendikçe yine Mayısta şampiyonluk kupasını kaldıracak...


STAT: Kadir Has Stadyumu
HAKEMLER: Ümit Öztürk, İsmail Şencan, Osman Gökhan Bilir, Mustafa Öğretmenoğlu
VAR HAKEMLERİ: Cüneyt Çakır, Ali Şansalan
KAYSERİSPOR: Muammer, Tiago, Sapunaru, Kucher, Atila, Rajko, Şamil, Bilal, Chery (Varela 61’), Mensah (86’), Umut
GALATASARAY: Muslera (İsmail 90+3’), Mariano, Ozan, Serdar, Maicon, Ömer, Selçuk (Yunus 90’), Belhanda, Feghouli (Celil 87’), Onyekuru, Sinan
GOLLER: Onyekuru (18’, 74’), Ömer (89’)
SARI KARTLAR: Tiago (17’, 83’), Feghouli (34’), Kucher (35’), Ozan (58’), Mensah (63’), Onyekuru (75’), Sapunaru (80’)
KIRMIZI KART: Tiago (83’)

9 Kasım 2018 Cuma

Schalke 04:2-0:Galatasaray


"Muhakkak ki salı günleri açıklanıyor, itirazımız yok ama bu ayet değil ki, Allah'ın kanunu değil ki değişmesin. Bu insanların koyduğu bir kural. Madem bunu açıkladın, bir de arkasından Schalke'ye destek mesajı beklerdim." diyordu Fatih Terim, Schalke ile deplasmanda oynanacak maça çıkmadan yapmış olduğu röportajda. Cuma günü oynanan derbi sonrası çıkan olaylar herkes tarafından konuşulurken, Fatih Terim belki de Almanya'ya gitmeden en fazla uğraştığı işlerdendi topçuların akıllarından derbi maçını silmek ve Şampiyonlar Ligi maçına konsantre olmalarını sağlamak ama Türkiye Futbol Federasyonu "eşek şakası" gibi maça saatler kala ceza açıklıyordu... Ülkede futbolu yönetenler böyle bir "eylem" gerçekleştirdikten sonra, kimse "ülke puanıymış", "milli meseleymiş" demesin Avrupa maçları ile alakalı olarak...


Böyle bir moral bozukluğu ile çıktığı Schalke deplasmanında Muslera'nın daha maçta beş dakika olmadan yapmış olduğu hata ile geriye düşüverdi sarı-kırmızılılar. Yenilen erken goller genelde takımları oyundan düşürür de, Galatasaray maçı bırakmadı, Porto deplasmanında yaptığı gibi Belhanda'nın paslarıyla Garry Rodriguez ve Onyekuru'yu savunma arkasına kaçırdı, hele ki Garry'nin gol yapamadığı bir pozisyon var, "her türlü gol olurdu" ama 7 numaralı topçumuz topu dışarı attı. Bazen düşünüyorum da 7 numaranın "bahtsızlığı" mı var Rodriguez'in üzerinde, Yasin'e, Aydın'a şans getirmeyen formanın "laneti" acaba Garry'ye de mi geçti. Galatasaray rakip kalede gol ararken, hatta Nübel'e bile pres yaparken, ev sahibi de hızlı çıktığı anlarda ikinci golü getirecek pozisyonlar buldu lakin o anlarda da Muslera hatasını telafi ettirecek kadar başarılıydı.

İkinci devreye Fatih Terim, Linnes'in yerine Ömer Bayram'ı alarak başladı oyuna. Maç Almanya'da oynanıyordu ama sanki stat Ali Sami Yen'di. Galatasaray ataklarında taraftar takımı desteklerken, ev sahibi topa sahip olduğunda ıslıklar ve uğultular etrafı inletiyordu. "Haydi Cim Bom haydi Cim Bom Haydi" diye desteğini sürdürürken taraftarlar, Ömer Bayram'ın savunmadan çıkarken kaptırdığı top sonrası kalesinde ikinci golü görüyordu. O andan itibaren Galatasaraylı oyuncular "şalteri kapadılar", oyunu çevirmek için herhangi bir hamlede bulunmadılar ve maç 2-0 sona erdi.

Fenerbahçe maçında Ömer Bayram'ın sol tarafta Yuto'yu arattığını gören Fatih Terim, Linnes'i denedi Schalke karşısında ama yine sol taraf gedik verince, ikinci yarı tekrar orjinal sol bek olan Ömer'i o bölgeye monte etti de gurbetçi topçu yine bekleneni veremedi. Bu iki karşılaşma Yuto Nagatomo'nun takım savunması anlamında ne kadar önemli bir oyuncu olduğunu göstermiş oldu... Hadi çabuk dön be Yuto...  Emre Akbaba'yı ve Fernando'yu ne kadar aradığımızı ise yazmaya gerek var mı?



Stat: AufSchalke
Hakemler: William Collum, David McGeachie, Graeme Stewart (İskoçya)
Schalke 04: Nübel, Stambouli, Sane, Nastasic, Caligiuri, Rudy (Dk. 76 Suat Serdar), Schöpf, Harit (Dk. 56 McKennie), Uth (Dk. 63 Bentaleb), Burgstaller, Embolo
Galatasaray: Muslera, Mariano, Ozan Kabak, Serdar Aziz, Linnes (Dk. 46 Ömer Bayram), Donk, Ndiaye, Sinan Gümüş (Dk. 72 Muğdat Çelik), Belhanda, Rodrigues (Dk. 63 Selçuk İnan), Onyekuru
Goller: Dk. 4 Burgstaller, Dk. 57 Uth (Schalke 04)
Sarı kartlar: Dk. 54 Rudy, Dk. 55 Stambouli (Schalke 04), Dk. 72 Donk, Dk. 81 Serdar Aziz, Dk. 84 Muğdat Çelik (Galatasaray)

5 Kasım 2018 Pazartesi

Galatasaray:2-2:Fenerbahçe


Oysa ne kadar da güzel başlamıştı her şey... Cuma derbisi olmasına rağmen Ali Sami Yen tribünleri tıka basa dolmuş ve ultrAslan'ın artık namı dünyaya yayılan koregrafilerinden "ikisi" yapılıyordu kale arkası tribünde. Evet, Türk tribünlerinde bir ilk olarak önce rakip Fenerbahçe'ye ithafen "Sizin hayalleriniz bizim gerçeklerimiz" gösterisi büyük alkış alırken, hemen peşi sıra Fatih Terim onore ediliyordu taraftarı tarafından: "Hayallerimiz dünyadan daha büyük"...



İki takım oyuncuları da sahaya çıkarken mesaj veriyor, ağızlarında maskelerle "Lösemiyle Savaş" konusunda farkındalık yaratıyorlardı. Her ne kadar Fenerbahçe başkanı Ali Koç takım otobüsü ile deplasmana geleceğini bahane ederek, Galatasaray'ın dostluk yemeği davetini kabul etmese de, iki kulüp başkanı da tribünde yan yana maçı seyretmeye hazırdı.


Futbol adına tribünlerden gelen güzellikler sahaya da yansımış, maçın ilk düdüğü ile birlikte iki takım da ellerinden geldiğince "derbiye yakışır" şekilde mücadele diyorlardı. Sakatlarının bir kısmı geri dönen Galatasaray taraftarının arzu ettiği oyunu oynuyor, rakibini kendi sahasına hapsediyordu. Deplasman ekibi Fenerbahçe de Cocu'nun gönderilmesi sonrası yardımcı hocayla çıktığı maçta sürprizValbuena kozu ile "puan çalma" hesaplarındaydı... İlk on dakika geride kalırken Galatasaray, Sinan, N'Diaye ve Ömer Bayram'la Harun'u tedirgin etmeye çalıştı da cılız ataklardı, pek sonuç gelmedi. Fenerbahçe o kadar kontrollü oynamaya çalışıyordu ki ,ilk atağını 15. dakikada gerçekleştirdi, Benzia vurdu, top kornere çıktı.


Sonrasında Galatasaray tekrar ipleri eline aldı, Ömer Bayram'ın ortasında rakibine de çarpan topu son anda Harun kornere atarken, yapılan köşe vuruşunda Ozan az kalsın Galatasaray forması ile siftah yapıyordu. Oyunda üstündü Galatasaray, taraftarı arkasındaydı ve gol ararken, Belhanda'nın ortasında Serdar Aziz'in ceza sahasına indirdiği topla Donk Harun'u mağlup ediyordu... Arzuladığı golü ilk yarıda bulmuştu Galatasaray ve o coşkuyla bir dakika sonrasında az kalsın ikiyi buluyordu da Sinan'ın kafasında top Harun'un bakışları arasında filelerle buluşmayı tercih etmedi... Devre bitmeden Onyekuru da golle burun buran kaldı da, "pas mı atayım, şut mu atayım" tereddütü sonrası kötü bir vuruş yaparak, topu auta yolladı.


Güzel bir karşılaşma oynanıyordu ve ikinci devre başlamadan önce deplasman yapan Fenerbahçe taraftarlarının kendilerine ayrılan tribünü boşaltma görüntüleri geldi ekrana. "Takıma karşı bir tepki mi?" acaba diye düşünürken, Koray Şener isimli gencecik bir taraftarın maçtan önce kalp krizi geçirdiği ve hastaneye kaldırıldığı, lakin kurtarılamadığı haberini öğrendik. Tadımız kaçtı... Üniversite okuduğunu ve genç yaşta olduğunu öğrenince, birden geçmişe gittim. Pasoligin olmadığı ve ultrAslan-ÜNİ'yi kurduğumuz günler aklıma geldi... Derbi maçlara günler evvelinden hazırlanırdık, az sayıdaki deplasman biletlerinden birini almak için sabahtan bilet gişesine gider, bulamazsak aramadığımız "ağır abi" kalmazdı. Maç gününü ipler çeker, arife gecesi uyuyamaz, sabahı erken kalkar ve "Cim Bom Bom'um sen çok yaşa canım feda olsun sana" eşliğinde toplanma yerine giderdik. Ali Kırca'nın "Futbol Hayattır" kitabında "Tribünün İki Yakası" adlı makalesinde bahsettiği gibi renklerimiz farklı olsa da, aslında biz biriz, aynı memleketin çocuklarıyız, aynı besteleri söyler, aynı şekilde seviniriz. Koray Şener'in de ne ümitlerle az sayıdaki deplasman biletini bulduğunu, maç gecesi uyuyamadığını ve maç sabahı da atkısını boynuna dolayıp, çocukluk aşkı Fenerbahçe'sine "canım feda olsun" diyerek koştuğunu hayal ettim de, o an maç orada bitti benim için aslında... İtalyan ultralar, maç öncesi hayatını kaybeden arkadaşları olduğunda takım kaptanlarını tribüne davet edip, maçı erteletebiliyorlar, Roma-Lazio derbisinin ertelendiğini biliyorum ama bizde maalesef böyle bir olay gerçekleşmedi... Sessizce, sadece bir ambülansın acı siren sesiyle ayrıldı Ali Sami Yen'den Koray Şener. Kahrolsun endüstriyel futbol diye boşa çırpınmıyoruz... Yayın ihaleleri, sponsorlar, astronomik maç biletleri ve tribünde belki de ilk yardım yapılamadığı için hayatını kaybeden gencecik bir can...


Ama hayat devam ediyordu, maç da "maalesef" oynanıyordu ve  Koray'ın şahsında diğer tribün şehitleri için de bir Fatiha okuduktan sonra seyretmeye devam ettik İstanbul derbisini. İkinci yarıya da Galatasaray baskılı başladı, önce Linnes'in ortasında Onyekuru'nun vuruşunu son anda Harun çıkardı, bir dakika sonrasında da Linnes mevkidaşı Eboue'yi hatırlatan bir golle farkı ikiye çıkardı... İki farkla geriye düşen Fenerbahçe Galatasaray kalesine Ayew ve Eljif'le gelmeye çalıştı ama bu ataklar Muslera'yı pek de tedirgin etmedi.


Olaysız "itiş kakışsız" bir derbi oynanıyordu ve böyle bitmesi halinde kimse hakemlerden bahsetmeyecekti. Olur muydu? İşine gelir miydi "yakışıklı?" Fırat'ın? Yıllardır FİFA kokartı takmaya hak kazanamamış ama derbileri yöneten Fırat, daha önceki derbilerde olduğu gibi yine adından söz ettirmeliydi. Önce Isla'nın ceza sahasına girip yaptığı ortadan sonra Muslera ile çarpışmasına penaltı çaldı Fırat Aydınus. İşin daha da vahimi VAR masasında kendisini uyaran Barış Şimşek'in geçen hafta Muğdat'ın düşürüldüğünü "görmemiş?!" olmasıydı. Bu arada buna benzer bir penaltı geçen hafta Ankaragücü maçında Fenerbahçe aleyhine çalındı. "Kuralmış, top oyundan çıkmadan adam aktif haldeymiş, tekrar top ona gelme ihtimali varmış, mış da mış"... Karar var da yorumu yapan kişi de hakem, Galatasaray-Schalke maçında aynı yorumu yapmadı Fransız hakem, kimsenin de sesi çıkmadı. Ama bizde rol çalmak isteyenler var ya, göster penaltıyı sıyrıl aradan .. Isla topa son bir hamle ile vurduktan sonra kendini yere bırakıyor ve "iki" saniye sonra Muslera ona çarpıyor... Nasıl penaltıysa artık?


Valbuena ile penaltıyı kullanan Feberbahçe farkı bire indirdi de, Muslera son üç penaltıda olduğu gibi yine köşeyi tutturdu ama topu çıkaramadı. Bunları not edelim, öyle kritik bir maç gelecek ve Muslera penaltı çıkaracak, Taffarel ile iyi çalışıyorlar bu işe... Bizler hala penaltıda kalmışken, Fırat ve yardımcıları bir kez daha devreye girdiler ve bariz bir şekilde Fenerbahçeli topçudan taca çıkan topu Fenerbahçe'ye verdiler. Pozisyonun kahramanlarından Belhanda itiraz ederken, oyunu hızla başlatan sari lacivertliler Jailson ile 2-2yi yakaladılar. Galatasaray o dakikaya kadar golleri kaçırırken, bir arkadaş "Vallaha billaha bizde şans yok, Fener balı olsa şimdiye kadar maç 5 olmuştu" diye yazmışti whatsapp grubuna. Evet, Fenerbahçe balı diye birşey vardı ve Jailson'un golünde bunu gördük...

Bu arada taç pozisyonunu "göremeyen?!" yardımcı hakemin de Aleks Taşçıoğlu olduğunu hatırlatalım... Hangi Aleks mi? Geçen sene Sivasspor maçında penaltı bayrağı kaldıran Aleks, 2011 yılında Fener'in son maçı olan Sivas maçında Fener'i kurtaran Aleks... Bakın o gün bloga ne yazmışız:
"Fatih Terim maç sonunda "çuvaldızı" kendisine batırmış, "bazıları" gibi "hakem hakem" diyerek ağlamamış ama Galatasaray'ın 1 puanını Aleks Taşçıoğlu aldı desek yalan mı olur? Maçın ilk yarısı boyunca Gomis'in ofsayt pozisyonlarında "masturbe" olurcasına bayraklar kaldıran yan hakem, ikinci devre yukarıda fotoğrafı olan pozisyonda Fırat Aydınus'a penaltı kararı verdirdi. Aslında oldukça başarılı bir maç yöneten Fırat hoca, kendisinin de hakim olduğu bu ikili mücadelede neden yan hakemine güvendi, orası da ayrı bir soru işareti. Zira, bahsi geçen Aleks Taşçıoğlu, Fırat Aydınus'u çokça "tartışmalar" içine sokmadı mı? 2010-2011 sezonunun son maçında yine Sivas'ta ev sahibinin "buz" gibi golünü geçersiz sayıp ligin şampiyonunu değiştiren kişi olmadı mı? Fırat hocanın artık yardımcı hakemini değiştirme zamanı gelmedi mi?"


Beraberlik sonrası Galatasaray kalan dakikalarda panikle tekrar galibiyet golü ararken, Fenerbahçe de kontra ataklarla Muslera'nın kalesinde tehlikeler yarattı. Bizimkiler de atabilirdi, onlar da atabilirdi ama iki takım da skoru bozamadı ve Sami Yen'de puanlar paylaşıldı...


Böyle bitecekti yazı da, hakem düdüğü çaldıktan sonra spor spikerlerinin çok sevdiği tabirle"derbilerde görmek istemediğimiz" türden olaylar gerçekleşti. "Normal şartlarda biz Galatasaray'ı yenemeyiz, gerginlik filan yaratırsak bir şeyler elde edebiliriz"i de hafta içi Samandıra'da konuşmuş olacak ki sarı-lacivertliler, maç öncesi Ayew ısınma esnasında Donk'la sürtüştü... Maç oynanırken, yedek kulübesinde oturan Soldado N'Diaye'ye sataştı... Maç bitti, Soldado, Belhanda'ya tükürdü ve Jailson ortalığı alevlendiren tokadı Belhanda'ya attı...
Bu kadarı da fazlaydı... Herkes ait olduğu yeri bilecekti... Ve "tavşan gibi sekerken" Jailson bunu öğrendi...


Biz Galatasaraylılar çok meraklıyız "çuvaldızı kendimize batırmayı", hatta bunu maharet sayar, kültür göstergesi olarak övünürüz... Ama kendi oyuncunu, hocanı, antrenörünü eleştire eleştire rakipler camiayı güçsüz zannedip, üstüne utanmadan da çullanıyorlar... Şimdi de kalkmışlar, Fatih Terim, Hasan Şaş ve Galatasaraylı futbolcular için karalama kampanyası yapıp, ceza almalarını sağlamak için uğraş vermeye...
Belhanda'yı hiç sevmem, ilk fırsatta yollanmasını istesem de kimse Galatasaray forması giyen oyuncuya vuramaz. Vurursa da cezasını bulur. Hasan Şaş da, N'Diaye de, Muğdat da, Rodrigues de  yapılması gerekeni yapmış, takım arkadaşlarını korumuşlardır...
Volkan'ın Melo'ya tekme attığında uzaktan bakan Selçuk'lar, Burak'lar yok artık...
Herkes haddini bilecek...









STAT: Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Stadyumu
HAKEMLER: Fırat Aydınus, Serkan Ok, Aleks Taşçıoğlu, Özgür Yankaya
VAR HAKEMLERİ: Ali Palabıyık, Barış Şimşek, Tarık Ongun
GALATASARAY: Muslera, Linnes, Serdar, Ozan, Ömer, Donk, Badou (Maicon 88’), Rodrigues (Selçuk 74’), Belhanda, Onyekuru (Feghouli 86’), Sinan
FENERBAHÇE: Harun, Isla, Skrtel, Neustadter, Hasan, Jailson, Eljif, Ayew, Benzia (Alper 46’), Valbuena (Soldado 78’), Frey (Reyes 92’)
GOLLER: Donk (31’), Linnes (49’), Valbuena (66’), Jailson (72’)
SARI KARTLAR: Neustadter (23’), Eljif (33’), Sinan (61’), İsla (66’)

4 Kasım 2018 Pazar

Yeni Malatya:2-0:Galatasaray


Igor Tudor için Galatasaray taraftarının sabrını sınayan son damlaydı geçen sezon kayısı diyarında oynanan Yeni Malatya karşılaşması. Peşi sıra alınan mağlubiyetler ve "ruhsuz" oyun üst üste binince Dursun Özbek yönetimi Fatih Terim'in "yolunu açmak" için yollamışlardı Hırvat teknik adamı... Fatih Terim'in de yüzü gülmedi Malatya'da, deplasman mağlubiyetlerinden birini daha yaşadı Galatasaray ve Fenerbahçe derbisi öncesinde liderliği de Başakşehir takımına kaptırmış oldu...

Şampiyonlar Ligi yorgunu ve sakat oyuncularının bolluğunda Fatih Terim elindeki en iyi onbir ve dizilişle renktaş Malatya karşısına çıktı da, "kabus" devam ediyordu, daha 15. dakikada Belhanda kendini yere bırakıverdi. Kas gerilmesi, tendon zorlanması, akciğerin sönmesinden sonra "baş dönmesi" de sakatlık sebepleri arasında yerini aldı. "Gir içeri, zorla kendini, oyna" dedi hoca da ancak yarım saat dayanabildi Belhanda. Faslı topçudan dolayı "zoraki" değişiklik yapmak durumunda kalan Terim, o ana kadar savunmada iyi bir ikili olan Donk ve Ozan çiftini bozdu, Hollandalının yerine Ahmet Çalık geçti, Donk orta sahaya görevlendirildi. Oyuna yeni girmiş, saha zeminine yeni alışan Ahmet top sürme sevdasın düşünce, kaptırdığı top Galatasaray'ın 1-0 geriye düşmesine vesile oluverdi. Zaten Sadık ve Murat Akça gibi hata yapmaya meyilli savunmacıları zorlayamıyordu Galatasaray, bir de geriye düşmek hiç de istenilen durum değildi.


Yenilen golden sonra ev sahibi iyice kendi sahasına kapanıp, kontra ataklarla ikinci golü bulma arzusu taşırken, o anlardan birinde rakibini kovalayan Mariano'ya sarı kartı çıkarmasın mı Halis Özkahya... Bir hafta sonraki derbi öncesinde sakatların yanına bir de cezalı oyuncu ekleniverdi. VAR sistemi kırmızı kartlara müdahale ediyor, sarı kartlara bakmıyor tamam da, hakemler nasıl maçtan önce sarı görmesi halinde önümüzdeki hafta oynayamayacak oyuncuları kafalarına yazıyor, VAR için de yeni protokol yapıp, bu tür pozisyonlarda da video yardımcı hakemden destek alınmalı. Halis Özkahya'nın "bilinçaltının" yarattığı bu cezayı, neden Galatasaray takımı ve bu işten ekmek yiyen Mariano çeksin ki? Yazık değil mi?

VAR sistemi ve hakemden konu açılmışken, karşılaşmanın ikinci yarısı Malatyalı savunmacının Muğdat'ı "biçtiği" ve hakemin devam ettirdiği pozisyonda top dışarı çıktıktan sonra Halis Özkahya'ya sinyal gitmedi mi, yoksa Halis "bildiğini mi okudu?"... Ya da sarı kartı bulunan Ahmet Ildız'ın N'Diaye'yi yaka paça, formasından ve boynundan çekerek düşürdüğü pozisyonda faul çalan Halis Özkahya hangi gerekçe ile ikinci sarı kartı göstermedi? Önümüzdeki hafta Malatya'yı konuk edecek Alanyaspor'un hakkı yenmiyor mu?


Yukarıda en bariz iki tanesinin örneğini verdiğim pozisyonlarda Halis Özkahya düdüğünü çalmaktan "korkarken", Ozan'ın Adem'e ceza sahasındaki müdahalesinde "cesurca" düdüğünü üflüyordu... Sonrası da ufak çaplı bir tiyatro oyunu sergileniyor, VAR'dan pozisyon incelenmesi bekleme seansi filan hikaye, oradan "pozisyonu sen de incele" uyarısı alsaydı bile Halis, "mahsuscuktan" ekrana gidip, yine penaltı noktasını gösterecekti. Bursaspor maçından sonra Malatya'da da Ozan yine penaltıya sebep olmuştu da, aklımda kalan Muslera'nın Bursa maçında kurtardığı penaltıdan sonra Adem'in vuruşunda da köşeyi doğru tahmin etmesiydi. Ozan Kabak'ın ilk maçı olan Kasımpaşa karşısında da penaltıya sebep verdiğini akıllarına getirenler "Bu çocuk da amma çok penaltı yaptırıyor yahu" gibi "saçma sapan" yorumlarda bulunabiliyorlar. Ortaokul yıllarımdaki Türkçe öğretmenim aklıma geldi, "Yanlış yapmaktan korkmayın çocuklar" diyordu "İş yapan,çalışan,görev yapan herkes yanlış yapar, işi gücü olmayan, hareketsiz halde bir yatakta yatan kişi hata yapmaz da zaten onun yaptığı da başlı başına hatadır" diye devam ediyordu. Ozan Kabak da takımın en genci ve tecrübesizi olmasına rağmen hocasının verdiği görevi sonuna kadar yerine getirmeye çalışıyor, sakatlanıyor ama oyundan çıkmıyor, kötü gidişe isyan ediyor, kabullenmiyor, çabalıyor, mücadele ediyor, hal böyle olunca da hata yapabiliyor... Varsın yapsın... Kabulümuz...


İki farkla geriye düşen Galatasaray, önce farkı indirmek, sonra da beraberlik için daha fazla gitti ev sahibinin kalesine, Muğdat'la Yunus'la Fatih Terim enerji getirmek istedi takıma ve "joker" Donk'u da santrfor bölgesine görevlendirdi bu sefer. "Ben golcüyüm" diyen nicelerine de taş çıkarttı Hollandalı oyuncu, Sadık ve Murat'ın karşısında tek başına hava üstünlüğü kurdu ve o andan itibaren Galatasaray hiç de "iyi" oynamadığı bir maçtan beraberliği, hatta üç puanı koparabilirdi bile... 

Ama olmadı, bir deplasmandan daha puansız dönüldü de İstanbul'da şampiyon gibi karşılandı Fatih Terim ve talebeleri... Kulübün gerçek sahibi olduğunu iddaa eden "bazıları" sosyal medyada topçuyu ve hocayı asarken, o dudak büktükleri ultrAslan gecenin bir yarısı havaalanını meşalelerle aydınlatıp, "Yenilsende yensende" diye bağırıp, "Bir günde kral olmadık, bin günde tahttan inmeyiz" mesajı veriyordu cümle aleme...




STAT: Yeni Malatya
HAKEMLER: Halis Özkahya, Ceyhun Sesigüzel, Hakan Yemişken
YENİ MALATYASPOR: Farnolle, Chebake, Murat Akça, Sadık Çiftpınar, Erkan Kaş, Donald (Dk. 75 Muniru), Murat Yıldırım, Guilherme (Dk. 85 Aleksic), Pereira (Dk. 57 Ahmet Ildız), Adem Büyük, Boutaib
GALATASARAY: Muslera, Linnes (Dk. 56 Muğdat Çelik), Donk, Ozan Kabak, Ömer Bayram, Selçuk İnan, Ndiaye, Mariano, Belhanda (Dk. 30 Ahmet Çalık), Rodrigues, Sinan Gümüş (Dk. 73 Yunus Akgün)
GOLLER: Dk. 35 Doland, Dk. 66 Adem Büyük (Penaltıdan) (Evkur Yeni Malatyaspor)
SARI KARTLAR: Dk. 45+1 Mariano (Galatasaray), Dk. 75 Farnolle, Dk. 78 Ahmet Ildız (Evkur Yeni Malatyaspor)

Galatasaray:0-0:Schalke 04


"Yokluğunda çok kitap okudum" diyordu ya Mustafa Sandal şarkısında, internetsiz kaldığım şu 10-15 günlük zaman diliminde cep telefonunu da mümkünce elime almayıp, sosyal medyaya "mecburi" bir ara verip, kütüphanemde tozlanmaya başlayan kitapları okudum. Terapi gibi geldi… Tavsiye ederim...

Tabii bu süre içinde maçları izledim de bloga yazamadım, siz takipçilerimle yorumlarımı paylaşamadım maalesef. Ama arşivde yer edinmeleri için aradan günler de geçmiş olsa internet bağlantıma kavuştuktan sonra  aklımda kaldığınca birkaç cümleyle aktarmak gerekir diye düşünüyorum.
Şampiyonlar Ligine Rus Lokomotiv karşısında futbol "ulemalarının!" hiç beklemedikleri şekilde “fırtına” gibi giren Fatih’in Aslanları, Porto deplasmanında da yenilmelerine rağmen Casillas’ı kahraman yaparak, fiyakalı bir şekilde yollarına devam ediyorlardı ki, ne olduysa “lanet olası” UEFA Uluslar Ligi arası girdi ve tüm topçular “beddua” yemişçesine çürük armut misali “patır patır” sakatlanmaya başladılar.  Bursaspor’la Sami Yen’de oynanılan maçta bir ilk olarak ilk devre bitmeden üç oyuncu sağlık ekibi tarafından kenara alınınca, Almanlara karşı “sakatlar ordusu” ile çıkmak zorunda kaldı Fatih Terim. Ama hocanın inancı tamdı, “Sakatımız çok olsa da, 50 bin kişilik seyirci desteğimiz olacak, 50 bin mermimiz var diyordu, son mermi bitene, son taraftar susana kadar savaşmaya devam edeceğiz” diye rakibe gözdağı veriyordu maçtan bir gün önceki basın toplantısında…

Öyle de bir maç oldu çarşamba geceki karşılaşma. As kadrodaki topçuların sakat olduğu bu gecede “yamalı bohça” misali sahaya çıkan Galatasaray, Schalke’yi Ali Sami Yen cehennemine gömemedi, tam tersi maç boyu rakibinin baskısını hissetti kendi kalesine. Deplasman takımı kendi liginde taraftarına yaşattığı kötü günlerin izlerini silmek istercesine Konoplyanka ve Embolo ile akın akın Galatasaray’ın üzerine geliyordu da, Ozan ve Muslera’yı geçmekte pek de maharetli değillerdi. Ozan’ı geçseler Muslera kurtarıyor, Muslera’yı geçseler Ozan çizgiden çıkarıyordu. (Unutmadan bir de Linnes çizgiden topun geçmesine müsaade etmemişti)


Ozan'a da bir paragraf açalım. Serdar Aziz’in Bursaspor maçında sakatlanmasıyla Fatih Terim’den Schalke maçında formayı alarak Şampiyonlar Liginde sahaya çıkan en genç ikinci Türk topçusu oldu. Birincisi mi? Onun adını burada anmaya gerek yok, " Melo’nun dilini çıkardığı ve saha dışını işaret ettiği fotoğrafın nesnesi” diye yazarsam anlaşılır herhalde. Galatasaray forması ile ilk onbir olarak sahaya çıktığı Kasımpaşa karşılaşması olsun, Schalke maçı olsun tribündekilerin “acaba” dediği iki maçta da Ozan maçın yıldızı olarak yeşil zemini terk etti. Fatih Terim’in de dediği gibi “Şampiyonlar Ligindeki bir maç, ligteki on maç tecrübesine bedel” ve Ozan çarşamba gecesinden sonra artık rüştünü ispatlamış bir topçu oldu. Yeteneklerinin yanında Fen Lisesi de kazandığına göre aklı da zehir gibi. İnanıyorum ki “kafasını da çalıştırır” ve daha önce kendisi gibi genç yaşta parlamış ve Şampiyonlar Ligi oynamış Arda’lar, Aydın’lar, kaleci Eray'lar, Emre Çolak'ların yaptığı hataları yapmaz da Galatasaray tarihine adını yazdırır, tribünlerde ismine özel besteler yapılır. Unutmasın bu taraftar formayı ıslatanı sonuna kadar sırtında taşırken, armaya bırakın saygısızlığı, ufak bir nankörlüğe de en ağır şekilde cevabını verir.


Galatasaray’ın savunma yapması oyun karakterinde yoktu, Galatasaray taraftarının da görmeyi en son isteyeceği oyun anlayışıydı bu nedenle tribünler “Gençlik marşıyla”, “Bizler inandık, sizler inanın”la, “bizim için Schalke'ye de koy”la, takımı oyundan her düştüğünde ayağa kaldırıp, rakibinin üzerine yollamaya çalıştıysa da, “hali ve takadı” yoktu topçuların, istediler ama gidemediler…
Üç puan alındığı takdirde grupta avantajlı pozisyona geçecek olan Galatasaray, Muslera sayesinde aldığı 1 puanla yine de ümitlerini devam ettirdi. Şimdi Sami Yen’de yapamadığını Almanya’da deneyecek Fatih’in AslanlarıMustafa Kemal Atatürk için yazılan nice şiirlerin birinde şairin

“Ordu yok dediler, kurulur dedi.
Para yok dediler, bulunur dedi.
Düşman çok dediler, yenilir  dedi.
Ve...
Bütün dedikleri oldu..."

 dediği gibi, Ozanlarla, Yunuslarla, Gökaylarla, Mustafa Kapılarla çıksa sahaya takım ve başlarında Fatih Terim varsa “umut” vardır, “ışık” vardır, "inanç" vardır…


Bitirirken Yuto Nagatomo'ya da geçmiş olsun dileyelim, “Japon” da sakatlanıyorsa, takımdaki bu sakatlıkların üzerine ciddi bir şekilde eğilmek lazım ve sebebini bulup acil olarak düzelteme yoluna gitmek gerekir. Kondisyoner ekibi mi, idmanların ağırlığı mı, 3 günde bir maç temposu mu bu sakatlanmalara sebep, bir en evvel araştırılmalı…


Stat: Türk Telekom
Hakemler: Benoit Bastien, Hicham Zakrani, Frederic Haquette (Fransa)
Galatasaray: Muslera, Linnes, Maicon, Ozan Kabak, Nagatomo (Dk. 81 Ömer Bayram), Donk, Belhanda, Ndiaye, Sinan Gümüş (Dk. 61 Selçuk İnan), Rodrigues, Eren Derdiyok (Dk. 69 Muğdat Çelik)
Schalke 04: Nübel, Caligiuri, Sane, Nastasic, Mendyl, Rudy, Stambouli, Uth (Dk. 90 Burgstaller), Suat Serdar, Konoplyanka (Dk. 77 Skrzybski), Embolo (Dk. 81 McKennie)
Sarı kartlar: Dk. 49 Embolo (Schalke 04), Dk. 52 Nagatomo, Dk. 60 Linnes, Dk. 90+6 Belhanda (Galatasaray)

20 Ekim 2018 Cumartesi

Bugün Tarihi Biz Yazdık


"Bugüne kadar tarihi okulda derslerde öğreniyordum, bugün onu biz yazdık"

İonut Radu
Romanya U21 Takım Kaptanı

EURO 2019'a katılmaya hak ettikten sonra duygularını açıklarken

Galatasaray:1-1:Bursaspor


Manchester City ile berabere kaldıkları maçtan sonra Liverpool teknik direktörü Jürgen Kloop, Avrupa Uluslar Ligi maçları ile ilgili şöyle bir açıklama yapmıştı:

"Çocuklar şimdi maalesef gidip Uluslar Ligi maçları yapacaklar. Uluslar Ligi dünyanın en saçma turnuvası. Umarım sağlıklı bir şekilde geri dönerler. Premier Lig ve Şampiyonlar Liginde onlara ihtiyacımız var."

Evet, çok haklıydı Alman hoca, Uluslar Ligi bizim için de oldukça saçma bir turnuva ve onun topçularını bilemiyorum ama Şampiyonlar Liginde ve Türkiye Süper Liginde kendilerine oldukça ihtiyacımız olan Galatasaray'lılar milli takımlarından fena halde "hasarlı" döndüler Florya'ya... Sakatı da vardı, yorgunu da vardı, üzgünü de vardı...

Buna rağmen Fatih Terim bir kumar oynayarak sakat olduğu söylenen Garry Rodrigues'i, Belhanda'yı ve yorgun olan Feghouli'yi saha sürdü de, daha ilk devre bitmeden başta Serdar Aziz olmak üzere, Feghouli ve Fernando sakatlanarak kenara gelmek zorunda kalıverdi...
Brezilyalı orta saha oyuncusu ayağındaki topu taca atarken ilk aklıma gelen "Ya Muslera'ya bir şey olursa kaleye kim geçecek acaba?" oldu da, bereket kötünün felaketi gerçekleşip zihnimdeki senaryo gerçekleşmedi. Yine de soralım, böyle bir durum olursa kaleye kim geçer? Benim tercihim Maicon, ya sizin?

Sakatlıklar Fatih Terim'in ikinci yarıdaki hamle şanslarını elinden aldı almasına da, bu oyuncular çıkana kadar Galatasaray da hiç yoktu sahada. Bursaspor teknik heyeti ev sahibini iyi analiz etmiş ve rakip sahada baskı yaparak topla oyun kurmalarını engellemişti. Biraz N'Diaye çabalıyordu karşı kaleye gitmeye de, onun da tek başına yapacakları sınırlıydı. Öte yandan "bay vurdumduymaz" Belhanda yine her zamanki rahatlığı içinde sahada gezinmesin mi...  Kötüydü Galatasaray da ilk tehlikeli atak Ömer'in uzaktan şutunda ev sahibinden gelmişti. Mevkidaşı Roberto Carlos gibi rakip savunmanın uzaklaştıramadığı topa gelişine sağlam çaktı Ömer ama top son anda dışarı falso aldı.. Bursaspor da devre biterken Chedjou ile gole çok yaklaştı ama Muslera geçmiş sezonlarda yediği gollerden ders almıştı, artık arka direğe de "bekçi" koymakta ve bu gece Mariano o görevi başarıyla yerine getirdi, çizgiden topu çıkardı...


Devre bitmeden Galatasaray teknik heyetinin idmanlarda boş durmadığı, takımı duran toplarda çeşitli "aksiyonlar" için çalıştırdığını gördük. Aslında Şampiyonlar Liginde Porto deplasmanında da buna benzer bir serbest vuruş organizasyonu yapmıştı Galatasaray, bu gece de Belhanda ve Sinan herkesin orta yapmasını beklediği bir vakitte paslaşarak Sinan'ı ceza sahası içinde topla buluşturdular da, genç oyuncunun vuruşunda Okan iyi yer tutmuştu...

Soyunma odasında Fatih Terim takımı kendine has olarak "gazlamış" olacak ki ilk devreden farklı bir oyun vardı sahada. Beraberliği istemeyen, galibiyeti arzulayan sarı-kırmızılılar oyunu daha çok deplasman takımın sahasına yığdılar ama "ince pas" yapacak "kadife ayaklar"; uzaktan şut atacak "güçlü" oyuncuları yoktu... Hatta 47. dakikada Belhanda ceza sahası dışından bir şut atmaya yeltendi de, ağlanacak halimize "kahkalarala güldüm" top "tıngır mıngır" Okan'ın eldivenleriyle kucaklaşırken.

Dün Wesley Sneijder'in o bölgeden Volkan Demirel'i sağlı sollu yere yatırışının "sene-yi devriyesi"ydi, o golleri anımsadım, bir kez daha "saydım hatırını" Dursun Özbek'in... Bira göbeği yapmış Sneijder, bu Belhanda kadar oynamaz mıydı?

İlk devre kaleyi ıskalayan Ömer Bayram, Belhanda'nın nadir ortaya çıktığı bir anda verdiği pasta da iki adımdan yine üç direğin dışına yolladı topu... Sol kanatta çok mücadele etti genç Ömer ama eski maçlarda olduğu gibi bu akşam da yaptığı ortalar ya dışarı ya da rakibe gitti. İyi niyetli bir çocuk, her şeyden öte Galatasaray'lı bir çocuk Ömer, Avrupa'da alt yapı almış, o edindiği spor kültürü ile hatalarını görüp, idman dışında da "ekstra" yaparak eksik yanlarını düzeltecektir...


Sonraki dakikalarda sazı eline alan Bursaspor oldu, özellikle Yusuf Erdoğan'ın yerine Lima'nın oyuna girmesiyle misafir ekip Muslera'nın kalesinde tehlikeler yarattı, bir keresinde Ozan son anda kornere çeldi, bir diğerinde yardımcı hakem ofsayt kaldırdı da üçüncü de Ali Palabıyık penaltıyı işaret etti. Topun başına geçen Aytaç'ın vuruşunu Muslera kurtardı lakin dönen top yine Bursasporlu oyuncunun önüne düşünce Uruguaylı kalecinin artık yapacağı bir şey yoktu.

Bursaspor'un penaltı kazandığı pozisyonda Lima'yı düşüren Ozan'dı ama tüm takım rakip sahadayken topu kaptıran ismi tahmin edebildiniz değil mi? Lokomotif Moskova maçında N'Diaye'nin ilk sarı kartı gördüğü pozisyonda yaptığı gibi, yine ayağındaki topu ezdi ve savunmanın eksik adamla yakalanmasına neden oldu Belhanda...


Fatih Terim oyuna kulübeden oyuncu alarak müdahale edemeyince, saha içi değişiklikler yaptı ve kanada yolladığı Belhanda'nın aslında 10 numara değil de 11 numara olduğunu gördük. Adam sanki zincirlerinden kopmuş gibi 15 dakika bir top oynadı, bir asist yaptı Eren'e ve beraberlik golünü attırdı, penaltıdan bir adım dışarda faul kazandırdı da N'Diaye'nin şutunda Okan yine başarılıydı... Belhandaseverlere bu 15 dakika yetecek artacaktır, başlanacaktır yine güzellemeler de Galatasaray'ın Ocak ayında transfer sezonunda yapacağı en hayırlı transfer Belhanda'yı birilerine "satmak" olacaktır.


Taraftarın gazı, Belhanda'nın Galatasaray'a top oynamak için geldiğini hatırladığı bir 20 dakikalık oyunla mağlubiyetten gelerek puan tablosuna yazılan bir puan kazanç olarak gözükse de sene sonunda "ak koyun kara koyun" ortaya çıkacaktır... Umarım Eren'in kafasını Muslera'nın dediği gibi "Bizi şampiyon yapan 1 puan" olarak anarız...



STAT: Türk Telekom
HAKEMLER: Ali Palabıyık, Kerem Ersoy, Serkan Olguncan
GALATASARAY: Muslera, Mariano, Ozan Kabak, Serdar Aziz (Dk. 20 Maicon), Ömer Bayram, Fernando (Dk. 42 Selçuk İnan) , Ndiaye, Feghouli (Dk. 21 Eren Derdiyok), Belhanda, Rodrigues, Sinan Gümüş
BURSASPOR: Okan Kocuk, Barış Yardımcı, Chedjou, Ertuğrul Ersoy, Umut Meraş, Badji, Aytaç Kara, Burak Kapacak (Dk. 74 Ramazan Keskin), Tunay Torun (Dk. 82 Stancu), Yusuf Erdoğan (Dk. 58 Lima), Sakho
GOLLER: Dk. 63 Aytaç Kara (Bursaspor), Dk. 77 Eren Derdiyok (Galatasaray)
SARI KARTLAR: Dk. 45 Sakho, Dk. 47 Tunay Torun, Dk. 54 Umut Meraş, Dk. 79 Ramazan Keskin, Dk. 90+5 Lima (Bursaspor), Dk. 61 Ozan Kabak (Galatasaray)

Blog Widget by LinkWithin