20 Mayıs 2013 Pazartesi

19 Mayıs

19 Mayıs
Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı Kutlu Olsun

17 Mayıs 2013 Cuma

Theofanis Gekas Bestesi



Elazığspor taraftarının Yılmaz Vural'a yaptığı marşı yayınladıktan sonra Akhisarlıların Theofanis Gekas için yaptığı uyarlamayı blog sayfalarında paylaşmazsak ayıp olur. Buyurun bakalım:



Yunan golcü theofanis
Çakar her maçta
Diğerlerine benzemez
Bu adam başka
Gekas bizde
Ölünceye dek
Oynasın varsın
Akhisar onun
Golleriyle
Kümede kalsın
Ne zeus ne perseus
Asıl tanrı bu deyyus
Her hafta gollerini
Coşarak izliyoruz
Ne zeus ne perseus
Asıl tanrı bu deyyus
Ne sow ne burak yılmaz
Theofanis Gekas

Yılmaz Vural Marşı




Efsanesin bu ülkede,
Bir masal kahramanısın,
Robin Hood gibi şovalye,
Zorda olana koşarsın.
Evliya Çelebi gibi,
Doğu - batı dolaşırsın.
Bir yürektir ki taş gibi,
Allah nazardan saklasın,

Cümleâlemin sevgisi,
Kimselere nasip olmaz,
Duruşunla bir fenomen,
Adamın hasısın sen Yılmaz,
Dolu dolu altmış sene,
Taht kurdun tüm gönüllere,
Ne imparator, ne sultan,
Gerçek kral: Yılmaz Vural.


15 Mayıs 2013 Çarşamba

Dokunanı Yakarım


Banu Yelkovan'dan yine çarpıcı bir yazı. Blog arşivine hemen katıyoruz...


Ülkemizdeki şiddet ortamı çocukluğumuzdan itibaren bizi sarıp sarmalıyor. Ama 'ebeveyn' olunca insan etrafa farklı bakıyor. Artık tarafımı açıklama zamanı geldi.


Kaç yaşındaydım tam hatırlamıyorum ama küçüktüm... Sokaktan pat pat bir gürültüler bağrışmalar geldi, balkona fırladık.. Tam karşı apartmanın altında, vesikalık fotoğraflarımızı çektirdiğimiz, tatil fotoğraflarımızı bastırdığımız Foto Mehmet’in kapısından iki genç çıktı, koşarak uzaklaştılar... “Allah Allah ne oldu” derken Mehmet abi kanlar içinde sürünerek kapı ağzına geldi... Kapı komşusu bakkal göklere yükselen bir çığlık attı, yoldan geçenler kaçıştı, biz iki küçük kız çocuğu balkonda bakakaldık... Annem, “Çabuk içeri girin” diye bağırdı... Perde aralığından bakmamıza da izin vermedi. Sonra komşulardan öğrendik ki Mehmet Abi o öğleden sonra hastanede ölmüş... Zaten solcuymuş. Solcu ne demek bilmiyorduk. “Zaten solcuymuş” ne demek hiç anlamadık. Ebru solak olduğu için bir süre tırstı. O görüntü gözümün önünden hiç gitmedi.
Sonra 12 Eylül oldu. Annem evdeki Ruhi Su, Cem Karaca, Edip Akbayram plaklarını kırdı. Plaklardan geriye iki Seyyal Taner, bir Füsun Önal kaldı.. Biz hala küçüktük, Ruhi Su’yu pek dinlemezdik de Cem Karaca’nın ‘Düştük Mahpus Damlarına’ plağının kırılmasına çok ağladık. Favori dans şarkımızdı..
Annem o furyada albümlerden babamın sendikacı arkadaşlarıyla çektirdiği resimleri ayıkladı, ortadan kesti, babamsız yarıları küvette yaktı. Annemin fotoğraf operasyonu sonrası albümler çok komik oldu; Babam kolunu olmayan birinin omzuna atmış gülüyor, olmayan birileriyle karşılıklı göbek atıyor, bedeni olmayan kollarla kadeh tokuşturuyor.. Bakıp bakıp gülerdik: “Bak İlhan Amcanın koluyla babam düğünde!”
Babam banka müdürüydü ama sendikacıydı da... Her yeri geldiğinde, diyelim kardeşimle ben misafir çocuklarla oyuncuklarımızı paylaşmadığımızda BİLE, eşitlikten, adaletten, kardeşlikten bahsederdi. Kendi çocukken sopadan yaptığı oyuncağı anlatırdı, hiç oyuncağı olmayan çocukların hikâyelerini, biri bize aynısını yapsa hoşumuza gidip gitmeyeceğini... Uzun uzun anlatırdı, acayip sıkılırdık. Oyuncağı değil paylaşmak, hediye edip kurtulasımız gelirdi. Ama etmezdik, nitekim bizim de öyle çok oyuncağımız yoktu.
Ben işte o yıllarda bir ara, belki Mehmet Abi öldüğü için, belki dans ettiğim plaklar kırıldığı için ya da annemin bütün önlemlerine rağmen babam yine de tutuklandığı için, işte tamamen böyle apolitik sebepler yüzünden apolitik oldum... Başkası çok benzer sebeplerden koyu militan olmuştur, olabilir. Bünye. Benimki böyle tepki verdi. Nasıl sen aynı benzer ve anlamsız sebeplerden Fenerbahçeli oldun, ben aynı ve anlamsız sebeplerden Galatasaraylı oldum, onun gibi. Anladın?
Sonra büyüdüm. Çocuğum oldu. Eskiden yine bir göz atardım ama çocuktan sonra (tanıdığım pek çok anne gibi) gazetelerin 3. sayfa haberlerini pas geçmeye başladım. İnsan, başka bir insanı koşulsuz ve sonsuz sevebilme kapasitesini ilk elden deneyimlerken, kalbi bu kadar nefreti kaldırmıyor. Başka annelerin çocuklarının, başka annelerin çocuklarına reva gördükleri şiddeti bilmek istemiyor. Küçük kutulara sığan bunca hayat, bunca ölüm, bunca şiddet, bunca vahşet, bunca tecavüz ağır geliyor.
Sen yaşı daha küçük üzülmesin diye klasik masalların sonunu değiştirirken “Yok yavrum, Pamuk Prenses’in annesi ölmedi, tatile gitti... Aa kurt babaannesini neden yesin? O dolaba saklandı” diye saçmalarken, çocuğa elinden geldiğince dostluğu, kardeşliği, spor sevgisini aşılamaya çalışırken televizyona bakıp “Volkan, Sabri’yi neden boğuyor?” diye sorunca afallıyorsun... El kadar çocukların gözüne sıkılan biber gazını seninkine sıkılmış gibi hissediyorsun... Onların gözyaşları, seninkinin gözünden akıyor...
Volkan Sabri’yi neden boğuyor bilmiyorum oğlum. Sabri Volkan’ı neden tırmaladı bilmiyorum. O muzu sallayanın, o şişeyi atanın, o küfrü edenin, o gazı sıkanın ruh halini anlamıyorum. Ama günün birinde biri, “Senin oğlunu bıçakladılar, öldü, Emre Melo’yu tahrik etmiş de” diye karşıma gelirse ona ne yapacağımı çok iyi biliyorum. Yeter be... Sizin erkek egemen kültürünüzden de, futbolunuzdan da, şiddetinizden de, sahte söylemlerinizden de... Siz kimin oğlunu öldürüyorsunuz? Bu böyle bilinsin, artık tarafım... Siz nerede duruyorsanız, tam karşınızdayım... Oğluma dokunanın elini kırarım...

Aptal İnsanlar Dünyanın Her Yerinde

"Türkiye'de geçirdiğim son 5 ay, benim kariyerimde yaşadığım en güzel anlardır. Türkiye'yi ve Türk insanlarını çok seviyorum ve bu hiç değişmeyecek. Galatasaray forması ile yurt içinde ve yurt dışında gittiğim her yerde saygı gördüm. Bu güzel ülke hakkındaki görüşlerim hiç değişmeyecek. Aptal insanlar dünyanın her yerinde ve bu insanları eğitmek bizim elimizde. Ben Türk futbolunu dünyanın her yerinde teşvik etmek için mücadeleme devam edeceğim ve takımımı en iyi şekilde temsil etmeye devam edeceğim."

Didier Drogba
Galatasaray'lı Futbolcu

Blog Widget by LinkWithin