24 Temmuz 2014 Perşembe

Sempozyuma Davet

 
”Renklerimiz Ayrı, Sorunlarımız Aynı” diyen taraftarların, ortak hak ve taleplerini ifade edebilmelerine olanak sağlamak, alternatif bir futbol – taraftar kültürü yaratmak, taraftarlar arasındaki duyarlılıkları arttırmak, her türlü ayrımcılığa karşı ortak bir tutum geliştirmek amacıyla kurulan ve bu anlamda bir ilk olan Taraftar Hakları Derneği; 2-3 Ağustos 2014 tarihlerinde, Maltepe Belediyesi Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde, ”Dünya’nın Taraftarı İstanbul’da” başlıklı, uluslararası katılımlı bir sempozyum düzenliyor.

Football Supporters Europe’dan (Avrupa Futbol Taraftarları Ağı) katılacak temsilcilerin ülkelerindeki futbol ve taraftar uygulamalarından örnekler sunacağı; Taraftar Hakları Derneği’nin 6222 sayılı kanunun uygulanma şekline dair çözüm odaklı önerilerde bulunacağı; Taraftar Hakları Dayanışma Derneği’nin taraftarların hukuki haklarını, passo-lig hakkında yürütülen süreci anlatacağı; Spor Hukuku alanında uzman katılımcıların ilgili yasa hakkında taraftarlara yol göstereceği; Taraftar Dernekleri–Taraftar Gruplarının sorunlarını özgür bir şekilde ifade ederek, deneyimlerini paylaşacağı; konuyla ilgili çalışmalarda bulunan akademisyenlerin bilimsel çerçevede katkıda bulunacağı; yazılı ve görsel medya mensuplarının Medya-Futbol-Taraftar ilişkisine ayna tutacağı; futbolcu ve teknik adamların saha içinde neler hissettiğine dair anlatacaklarıyla renk katacağı sempozyum bayram haftasının sonlarında İstanbul'da olanlar için ilginç bir deneyim olabilir.
 

23 Temmuz 2014 Çarşamba

Santiago Munes ve James Rodriguez


Santiago Munes.Tanıdık geliyor mu bu isim? Meksikalı fakir ailenin futbola yetenekli oğullarının Los Angeles'ta keşfedilip Premier ligde Newcastle'da başlayan futbol macerasının Real Madrid'in Los Galacticos'una kadar uzanan hikayesindeki kahraman Santiago. Evet, sinemalarda az sayıdaki futbol filmlerinden olan Goal'ün kahramanı Santiago Munes. Dünya Kupasındaki çıkışından sonra Real Madrid transferi konuşulmaya başlandığında James Rodriguez'in aklıma birden Santiago Munes düştü, sanki genç James'i anlatıyordu filmin yönetmeni, sevinmeleri, üzülmeleri, fiziksel görünüşleri de birbirine benziyordu Santiago ile James'in. Filmin ilkinde Newcastle'da zirve yapmıştı Santi de Goal II'de Zidane'lı Beckham'lı Real Madrid'e transfer olmuştu. Ama orada işler istediği gibi gitmez, menajeriyle, kız arkadaşıyla kavga eder, gazeteci döver, hapse girer, o yetmezmiş gibi bir de sakatlanır, kadroya giremez ama "film bu ya" sona doğru kara bulutlar dağılır ve Real Madrid'in Arsenal'i Şampiyonlar Ligi finalinde 2-0dan 3-2 yenmesini sağlar genç Munes. Bakalım Porto ve Monaco'da kendini gösterdikten sonra Ronaldo'lu, Benzeam'lı, Bale'li Los Galacticos'a gelen James Rodriguez'in Madrid günleri de benzeyecek mi sinemadaki Santiago'ya?


Los Galacticos vol.2




Ronaldo, James Rodriguez , Bale, Kroos ve Benzema. Küçük bir ülkenin milli ekonomisi kadar bu oyuncuların toplam bedeli. Peki, sözleşme kağıtlarında bol sıfırlı değeri olan bu topçular ne kadar etkili olabilirler yeşil zeminde? Ya da şöyle soralım, Real Madrid'in 2003 senesindeki Los Galacticos'u mu 2014 yılındaki Los Galacticos 2 mi daha etkileyici sizce? Sokak diliyle soralım, Real Madrid 2003 mü yener Real Madrid 2014 mü?

 Real Madrid 2003: Casillas - Salgado Hierro, Huelgera, Roberto Carlos - Beckham, Figo, Zidane, Makelele - Raul, Ronaldo

Real Madrid 2014: Casillas - Carvajal, Varane, Ramos, Marcelo - Kroos, Modric, James - Bale, Benzema, Ronaldo

20 Temmuz 2014 Pazar

Sabri'nin Kıyafeti ve Galatasaray Düşmanlığı


Sabri Sarıoğlu ve Galatasaray'dan koparılış süreci ile ilgili uzun uzadıya bir yazı yazılacaktır bu blogda, renklere aşık bir futbol emekçisinin gidişi bu kadar kolay olmamalı, biz bunu bu kadar basit bir olaymış gibi sineye çekemeyiz, bu bir kenara yazılsın da, Galatasaray karşıtlarının medyada nasıl hareket ettiğini, nasıl kamuoyu oluşturduğunu göstermesi anlamında aşağıdaki haber oldukça manidar.
Prandelli'nin Sabri'yi yurt dışı kamp kadrosuna almaması şaşkınlık yaratırken, İtalyan hocanın ağzından bu olayla ilgili tek cümle çıkmamışken, sadece başkanın "kilo" ile ilgili bir eleştirisi varken, aşağıdaki haberin adını vermekten sakınan yazarı oturmuş ve hayal gücü ile nefretini bir araya getirip sallamış ta sallamış...

"Sabri için şok iddia! Göbek!..
Galatasaray'da kamp kadrosuna alınmayan kaptan Sabri Sarıoğlu için Prandelli'nin düşündükleri konusunda ilginç haberler var...

Galatasaray'da camiayı şoke eden Sabri Sarıoğlu'nun kadro dışı bırakılması olayının detaylarına ulaşıldı.
Vatan'daki haber şu şekilde:
15 yıldır sarı-kırmızılı forma ile mücadele eden oyuncunun bileti yeni teknik direktör Cesare Prandelli'nin önceki gün aldığı kararla kesilirken İtalyan teknik adam aldığı kararı başkan Ünal Aysal ile de paylaştı.
Selefi Roberto Mancini ile G.Saray hakkında görüşüp bir rapor aldığını belirten Prandelli, Sabri'yi takımda neden düşünmediğini ise şu sözlerle Aysal'a anlattı:
"Öncelikle Mancini'nin raporuna baktım. Sabri için 'Teknik açıdan yetersiz ve dağınık' yazıyordu.
Florya'ya gelince ben de kendi çalışmamı yaptım 4 gün boyunca. İşin doğrusu Florya'ya geldiğim ilk gün Sabri'yi karşımda gördüğümde şok oldum. G.Saray gibi bir takımın kaptanının çok daha değişik bir tarzı olmalı.
Gerek Sabri'nin kıyafeti gerekse de bana yaklaşımı, G.Saray kaptanından beklentilerimin çok uzağındaydı. Ayrıca göbekli oluşu dikkatimi çekti. Takım kaptanının her özelliği ile diğer oyunculara örnek olması gerekir. Göbekli kaptan mı olur?
"TEKRAR DÜŞÜNECEĞİM"
Kendi izlenimlerimle Mancini'nin raporunu birleştirince Sabri'yi kamp kadrosuna almadım. Ama kendisi ile ilgili son kararım bu değil. Onu kadroya almayışım bir uyarı özelliği taşıyor. Sabri gerekli uyarıyı alır, İstanbul'da çok çalışır, göbeğinden kurtulur ve istediğim forma girerse kendisini kadroya almayı tekrar düşünürüm.
Ama onu kadroya almam, tekrar kaptan yapacağım anlamına gelmez.
Sabri, benim idealimdeki G.Saray kaptanından çok uzakta. Gerek stil olarak gerekse de tarz olarak Sabri isteklerimin uzağında."

"Gerek Sabri'nin kıyafeti gerekse de bana yaklaşımı, G.Saray kaptanından beklentilerimin çok uzağındaydı." 
Bu cümle Prandelli'ye mal edilmiş, hocanın ağzından böyle bir cümle çıkmaz, çıkamaz zira Sabri'nin yaptığı bir hata yok, ne davranışında ne de kıyafetinde. Galatasaray kaptanı hocasını karşılamış ve giydiği kıyafet yanındaki menajer Cenk ile aynı neredeyse, gömlek ve kot pantalon. Ne giyecekti Sabri, smokin mi? Bu arada "Sabrikarşıtı" bu yazar Pranedlli'nin eski öğrencisi Ujfalusi'nin parmak arası terlikle Florya'ya sözleşme imzalamaya geldiği günleri unutmuşa benziyor...
 Biz bu tip haberlere alıştık, kafaya da takmıyoruz, dostu düşmanı iyi tanıdık da, bunlara safça inanan genç nesil Galatasaraylıları bilinçlendirmeyi de bir vazife biliriz...




2015 model Türkiye Kupası

Bu memlekette değişimden yalama olmuş iki şey var sanırım:

1. Üniversiteye ve liseye giriş sınav sistemi
2. Türkiye Kupası

Bundan daha 2 sene önce uygulanmaya başlayan yeni sistem geçen sene 4 büyükten 3ünün gruplara kalamaması sonucunda "federasyona göre" çökünce, işin uyanıkları tekrardan devreye girdi. Yeni sisteme göre alt liglerdeki takımlardan 4 turdan oluşan eleme müsabakalarının sonunda kalan 29 takım, Süper Lig'i ilk 5 sırada bitiren takımlarla beraber 4erli toplam 8 grup oluşturuyor. Böylece, ligimizin büyüklerinin kazayla elenip gruplara kalamamasının önüne geçilmiş oluyor. Son 8e giren takımların oluşturduğu gruplardaki karşılaşmaların nasıl tatsız, tutsuz geçtiğini hatırlayalım ve bu sefer bunun son 32 takım arasında oynanacağını hayal edelim.
 
İlk iki gruptan çıktıktan sonra, grubu üstte bitiren takımın sahasında oynanacak şekilde tek maçlı eleme turuna geçiliyor. Büyük takımlarımız hafif siklet rakiplerinden oluşan gruplarını büyük ihtimal 1. bitirecek ve kendi sahasında karşılaşacağı kendinden zayıf rakiplerini kolayca ham yapabilecek. Ardından oynanacak çeyrek ve yarı finaller ise çift maçlı eleme usuluna göre oynanacak ki ilk maçta büyüklerimiz kazaya uğrarsa ikinci maçta telafi edebilsin.

Kupanın en büyük sıkıntısı olan gelir dağılımına değinilmediği gibi, alt liglerdeki takımların sürpriz yaparak kendilerini gösterme platformu olması gereken sistem, böylelikle tamamen güçlünün zayıfı ezdiği bir şekle bürünmüş oluyor. Önümüzde İngilizlerin, Almanların ve daha birçok futbol ülkesinin seribaşsız tek maçlı eleminasyon sistemi varken, bu şekilde kurnazlığa gitmek çivisi çıkmış futbolumuzun son halkası olsa gerek. Ahmet Kaya'nın yıllar önce söylediği gibi: "Nerden baksan tutarsızlık, nerden baksan ahmakça!".

Blog Widget by LinkWithin