18 Ocak 2020 Cumartesi

Çaykur Rizespor:1-1:Galatasaray


Kim sevmez ki masalları ve hikayeleri...
Hele ki mutlu sonla bitenleri...
Var mıdır çocukluğunda masal dinlemeden uykuya dalabilen?
"Bana bir masal anlat baba, içinde tüm oyunlarım, kurtla kuzu osun, şekerle bal" derken o naif sesli şarkıcı kızımız, kaçımız dalıp gitmemişizdir çocukluğumuza...
Bir kaç gün önce de sarı-kırmızıya sevdalı bir çocuğun hikayesine şahit olduk Rize'de... Hem de en sevdiğimizden türden, mutlu sonla bitenden...
Her çocuk gibi kendini tanımaya başladığı günlerde bir takıma sevdalanan ve aşık olduğu forma altındaki abilerini televizyondan seyrederken, bir gün onların oynadığı stadyumda top koşturacağı günlerin hayalini kuran bir çocuğun hikayesi... Emre Akbaba'nın hikayesi...

Alanyaspor'da göstermiş olduğu başarılı performans sonrası diğer takımların oldukça cazip tekliflerini "Ben Galatasaraylıyım" diyerek elinin tersi ile iten ve Galatasaray'a transfer olan Emre, önce Erzurumspor maçında sakatlanıp, uzun süre sahalardan uzak kalırken, tam iyileşip tekrar parçalı formayı sırtına geçirdiği günlerde kısmetsizlik bu ya, Rize'de ayağı kırılmıştı... Yılmadı Emre, bıkmadı Emre, küsmedi Emre ve gözden uzak, sessizce kendi halinde gece gündüz çalıştı, durdu...
İşimiz masal anlatmak ya, tesadüfler de masalların vazgeçilmezidir ya, Galatasaray'ın kupadaki rakibi Çaykur Rizespor oluverdi... "Sen bu maçta oynayacaksın" demişti hocası ona kura çekiminin akabinde, sadece oynatmadı, kaptanlık pazu bandını da taktı koluna Emre'nin Fatih Terim...
Sakatlandığı sahaya kaptan olarak çıkmak başlı başına bir peri masalıyken, bir de takımının beraberlik golünü de atmasın mı Emre...
Tam da istediğimiz gibi, mutlu sonla biten bir masal oldu...
Yufka yüreklilerimiz göz yaşına boğulmuştur da, Emre'nin bir hayali tekrar sahalara dönmekse, bir diğeri de çocukluk düşünü gerçekleştirmek: Galatasaray'a şampiyonluk kazandırmak...
İşte o zaman "Cim Bom Bomun çocuğu Emre Akbaba" diye yırtarcasına gırtlakları bağırırken, hepimiz sevinç gözyaşları akıtacağız...


Çarşamba gecesi Rize Didi Stadyumunda Emre Akbaba adına sahalara dönüş hikayesi vardı da tüm masalların vazgeçilmezlerinden "kara vezir" rolüne de Halis Özkahya bürünüverdi. Ligin devre arasında hazırlık kamplarından dönen futbolcular daha arzuladıkları tempoyu yakalayamamışken, ortada geçen bir karşılaşmayı yönetmek Halis hocayı pek zorlamadı ama maçın bitimine dakikalar kala Rizespor kalesindeki birbirinin benzeri iki pozisyonda "standardı" unutup, ikisinde de Galatasaray aleyhine karar vermesi,  Galatasaray yönetiminin kendisini neden istemediğinin kanıtıydı adeta. Bir çoklarının aksine ben Halis Özkahya'nın "Galatasaray düşmanı" olduğunu düşünmüyorum, ben kendisinin hakemlik mesleğini ciddiye almadığını düşünüyorum. "Meireless yüzüme tükürdü, o sebeple kendisini oyundan attım" raporuna federasyonun "Hayır, biz görüntüleri inceledik, orda tükürme yok" açıklamasından sonra güvenilirliği sarsılan Halis Özkahya'nın "madem öyle işte böyle" diyerek maçları yönettiğini düşünüyorum ki, neredeyse her maçında bir tartışmalı olay yaşanıyor...


Fatih Terim'in yayıncı kuruluş muhabiri Hakan Gündoğar'a "Ceza sahasında savunma oyuncusu rakibinin ayağına basarsa, penaltı olur mu?" sorusuna aldığı "Evet" cevabını Halis Özkahya da biliyordu ama o oradaki teması görmeyip, bir kaç dakika sonra Adem'in rakibinden topu çalarken  temasını görmeyi yeğledi... İlk pozisyonda VAR'a gitmezken, ikincisinde VAR'a koşturdu. İşte bu noktada "VAR konuşmaları açıklansın" diyenler ne kadar da haklı değil mi? Emre Akbaba'nın pozisyonunda VAR hakemi kendisini çağırdı mı, çağırmadı mı? Çağırdıysa neden gitmedi? çağırmadıysa VAR hakemi neden çağırmadı? VAR hakemine hangi görüntüler izlettirildi?

Blogumuzun yazarlarından Gürkan'ın hediye etmiş olduğu Tanıl Bora'nın "Ankara Rüzgarı Gençlerbirliği Tarihi" kitabını okurken, bir bölümünde şöyle bir anektod yer alıyor:
 "Bekler Sait Ozan ve Rafet Olgaç, Gençlerbirliklilerin uzun yıllar unutamayacağı isimlerdi. Rafet, hırçınlığıyla meşhurdu. Sait, dönemin futbol otoritelerinden Cezmi Başar'a bakılırsa "topa giriş şiddeti ve enerjisi" her iki kanatta oynayabilmesi ile beğenilmekte, buna karşılık "yerini kaybetmemesi, vuruşlarını düzeltmesi ve biraz daha temkinli, şuurulu olması" istenmektedir. Sait Ozan'ın abisi "Tava Sapı Ziya" adıyla bilinen ünlü hakem Ziya Osman'dı. "Tava sapı" bir Ankaragücü-Gençlerbirliği maçında kardeşi Sait'in ceza sahası içindeki bir müdahalesinde tereddütsüz penaltı çalacak, maçtan sonra da kulüp lokalinde Sait'i teselliye gidecekti"

Kardeşine bile iltimas geçmeyen hakemlerden, akıllarında binbir tilki dolaşan hakemlere... "Ligin ikinci yarısı çok ZORLU geçecek" derken Fatih Terim ne kadar da haklıymış meğerse... Futbol konuşalım, oyunun içinde kalalım, ayak topuna dair hikayeler yazalım istiyoruz ama peri masallarını illaki kabüsa çevirmeye çalışanlar oldukça bizim de iştahımız, keyfimiz kalmıyor...
Anlatacaklarımız da ana yemeğin garnitüründen öteye gidemiyor...

Yine de maça dair aldığımız notları arşiv olması babında yazalım:
-Şener ilk devre oldukça ürkek ve çekingendi, ceza sahasına ortak yapmak yerine tüm topları geriye verdi ilk ortasını 30. dakikada yaptı...
-Falcao gol atamıyor diye eleştiriliyor lakin kendisine arzuladığı paslar hala atılmıyor ama buna rağmen Kolombiyalı sahada oldukça istekli ve arzulu, koşuyor, pres yapıyor, serbest vuruş kullanıyor...
-Linnes uzun bir aradan sonra sahaya dönünce ilk devre tutuktu ama ikinci yarı açıldı, özellikle Rizespor'un golünde Ömer'le ikisi ceza sahası içinde uyuyakalınca Okan topu filelerden çıkartmak zorunda kaldı.
- Emre Akbaba da gole kadar pek ortada görünmedi ama attığı golden sonra özgüveni kendine geldi ve takımı hücüma taşıyan oyuncu oldu.
-Deplasmanda oynamasına rağmen Galatasaray, oyunda hakimiyeti sürekli elinde tuttu, rakip gol yememek için tüm hatlarıyla kapanınca Ömer'le- direkten dönen şut- Emre ve Feghouli ile uzaktan gol aradılar, maalesef olmadı...
-Kupa maçı için deplasmanda atılan golle beraberlik fena bir skor sayılmaz ama galip de gelinebilirdi de, hakemler yok mu ah hakemler...


STAT: Çaykur Didi Stadyumu
HAKEMLER: Halis Özkahya, Mustafa Sönmez, İbrahim Bozbey, Hakan Ülker
VAR HAKEMLERİ: Sarper Barış Saka, Murat Erdoğan
ÇAYKUR RİZESPOR: Gökhan Akkan, Talbi, Burak, Melnjak, Moroziuk, Boldrin, Garmash (Skoda 60’), Vetrih, Oğuz Kaan (Abdullah 79’), Oğulcan, (Orhan 88'), Samudio
GALATASARAY: Okan, Şener, Linnes, Ömer Bayram, Marcao, Seri (Emre Mor 77’), Donk, Emre Akbaba (Adem Büyük 88’), Feghouli, Lemina, Falcao (Taylan 77’)
SARI KART: Marcao (35’), Boldin (90+4’), Burak (90+4’)
GOLLER: Boldrin (38’), Emre Akbaba (39’)

29 Aralık 2019 Pazar

Galatasaray:5-0:Antalyaspor

Sen gülünce güller açar gülpembe
Bülbüller seni söyler biz dinlerdik gülpembe
Sen gelince bahar gelir gülpembe
Dereler seni çağlar sevinirdik Gülpembe 


Rahmetli Barış Manço'nun o çok bilindik şarkısında dediği gibi Galatasaray aylar sonra mükemmel bir oyunla bol gollü bir galibiyet alınca, aralık ayının son günlerinde kar kış fırtınaymış demeden bahar geliverdi bizim diyarlara... Ne çok özlemişiz GalatasarayGalatasaray gibi oynarken seyretmeyi...

Soğuk hava ve yağmur bir çok kişi için stadyuma gidilmeyecek hava manası taşırken, benim için ise "tam da maç havası"ydı. Bir de kar yağarsa, ah ki ah. Mırıldayan, vızıldayan taraftar pek uğramaz böyle vakitler stada ve biz bize kalırız en değerlimizle... Biz parçalının içindekileri anlarız, onlar da tribünde olanları anlarlar... Her zaman lazım olan sinerji hemen de kuruluverir çünkü biliriz ki biz yoksak onlar yok, onlar yoksa biz yokuz... Böyle bir ortamda, her şeyi eleştiren taraftarın gelmediği soğuk havada tribünler "İmparator Fatih Terim" tezahüratlarıyla azmi yüksek oyuncularla oyuna başlatmışlardı Antalyaspor karşılaşmasını... İki hafta evvelki Ankaragücü gibi çift katmanlı seti çekmeyince kalesinin önüne Tomas'ın takımı, Galatasaraylı futbolcular da dalga dalga bolca geldiler rakip kaleye. Tabii bunda başka bir etken de Fatih Terim'in Babel ve Belhanda gibi "topu ezen" oyuncuları kulübede bırakıp, Seri, Lemina ve Taylan gibi mücadele gücü yüksek futbolcularını saha sürmüş olmasıydı. Özellikle Seri'nin savunma arkasına attığı toplar ve Taylan'ın rakip ceza sahası önü ve içindeki çalışkanlığı maçı Galatasaray adına kolaylaştırıverdi. Transferin özlemle beklendiği bu günlerde Taylan "Oyuncu aramanıza gerek yok, ben burdayım" der gibiydi adeta. İlk yarıda 10 dakika geride kalırken Galatasaray'ın baskı kurduğu bir anda kazandığı köşe vuruşu sonrası Marcao'nun topu direkten dönüp tekrar Brezilyalının ortasında Taylan'ın kafası elle kesilince hakem tereddütsüz beyaz noktayı gösterdi ve Falcao maçın perdesini açan oyuncu oldu. Golden sonra da sarı-kırmızılılar Ömer, Falcao ve Feghouli ile pozisyonlar buldular da ikinci golü atmak belki de Galatasaray forması ile son maçına çıkan ve eski günleri anımsatan bir oyun oynayan Mariano'nun "al da at" asistinde Falcao'ya nasip oldu. Sadece Mariano da değildi veda maçına çıkan, Nagatomo da güle güle derken Ali Sami Yen tribünlerine o da formanın hakkını verenler arasındaydı. Yağmur hızını arttırdıkça, Galatasaray da baskısını arttırıyordu cumartesi gecesi ve Marcao'nun Ömer'i savunma arkasına kaçırdığı bir pozisyonda, gurbetçi topçunun pasında Taylan'ın kale çizgisi önündeki vuruşu Antalyaspor'lu bir oyuncuya çarparak farkın üçe çıkmasını sağlıyordu. Durmaya niyeti yoktu Galatasaray'ın, devre biterken Nagatomo dördüncü golü de atacaktı da Salih son anda çizgiden çıkardı topu...


İlk yarı müthiş bir oyun ortaya çıkan sarı-kırmızılı topçular, ikinci yarı ağırlaşmaya başlayan zeminle birlikte oyun hızlarını da düşürdüler ve bu durum Antalyaspor'un Galatasaray kalesine gelmesini kolaylaştırdı. Öyle ki biraz daha becerikli olsalar belki de "şeref sayılarını" bulacaklardı ama onlar beceriksiz, Muslera becerikli olunca deplasman ekibi gol sevinci yaşayamadı İstanbul deplasmanında. Ve onların gol aradığı dakikalarda Ömer Bayram'ın kendi ceza sahası önünden Feghouli'nin yerine oyuna giren Babel'e attığı "harika pas" golle sonuçlanmasaydı, "yazık olacaktı", Hollandalı da klas bir plase ile bu pası asiste dönüştürüverdi. Kalan dakikalarda Fatih Terim Falcao ve Nagatomo'yu alkışlattırmak için kenara alırken, maç sonu taraftara üçlü çektirecek olan Taylan, Seri'nin pasıyla farkı beşe çıkaran golü atıyordu.


Koca bir ilk devre beklediğimiz oyunu Galatasaray devrenin son maçında oynarken, lider Sivassporla aradaki puan farkı 10 olsa da yeni sezon için yüreklere su serpiyordu. Direksiyonda Fatih Terim olunca, bu takımın nerelerden gelip neleri başardığını hatırladıkça üçüncü şampiyonluk neden olmasın diyoruz kolayca...


STAT: Türk Telekom Stadyumu
HAKEMLER: Abdulkadir Bitigen, Volkan Ahmet Narinç, Hakan Yemişken, Onur Özütoprak
VAR HAKEMLERİ: Koray Gençerler, Tarık Ongun
GALATASARAY:  Muslera, Mariano, Donk, Marcao, Nagatomo (Emre Taşdemir 87'), Seri, Lemina, Ömer, Taylan, Feghouli (Babel 75'), Falcao (Adem 83')
ANTALYASPOR: Boffin, Salih (Mukairu 46'), Doğukan (Fredy 79'), Gustavo, Tarık, Ufuk, Chico, Amilton, Celustka, Nazım, Hakan (Yekta 90')
SARI KART: Lemina 15', Doğukan Sinik 27', Hakan Özmert 43', Tarık 56', Muslera 62', Sangare 77'
GOL: Falcao 10' (P) 28', Celutska (K.K.) 37', Babel 82', Taylan 89'

23 Aralık 2019 Pazartesi

Göztepe:2-1:Galatasaray


Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.


Necati Fazıl'ın o meşhur şiirinin son mısrasını "Ocak transferini beklediğim kadar" diye değiştirirsek, Galatasaray taraftarının ruh halini ne de güzel anlatmış olacak üstad… Sadece biz taraftarlar mı bekliyoruz ligin devre arasını, Fatih Terim de dişini sıka sıka, dualar ede ede gelmesini bekliyor o beklenen günün de, bu bekleyiş süresince "uçup giden puanları" düşünüp, kaybedilen maçları seyrettikçe içimiz yanıyor, kan kusuyoruz da sabrediyoruz, bekliyoruz...


Mehter marşı misali iki ileri bir geri gittiğimiz bu sezonun yürek yakan maçlarından biri de İzmir'de Göztepe'ye karşıydı. Hafta içi Tuzlaspor karşısında tur atlamanın moraliyle deplasmana çıkan Fatih Terim'in takımı kazanmaktan başka bir şey düşünmüyordu, nasıl düşünsün ki, zaten haddinden fazla puan saçmamış mıydı etrafa? Baskılı da başladılar oyuna renkdaş ev sahibine karşı Galatasaraylılar. İlk devre sıkça yapacakları gibi savunma arkasına uzun toplarla Babel'i kaçırmaya çalıştılar, rahatsız ettiler savunmayı ki o anların birinde kazanılan serbest vuruşu Selçuk az farkla auta attı. Top dışarı giderken, "Eski Selçuk olsaydı bu topu lamba gibi doksana asardı" diyenimiz yok gibiydi ama emektar Selçuk'tan orada gol bekleyen çok az iyi niyetli taraftar vardı artık. Deplasmanda oynamasına rağmen maça evindeymiş gibi başlayan Galatasaray rakibin ilk kornerinden golü kalesinde görüverdi. Bu sene maçların ilk devresinde Galatasaray'ın yediği ikinci gol oluyordu Mariano'nun ofsaytı bozduğu, Jerome'nin ağlara yolladığı gol...
Yenik duruma düşmek, hem de çok erken bir golle skorda geriye kalmak Galatasaraylıların moralini bozmadı ve sarı-kırmızılı topçular başladıkları gibi rakip kaleye gitmeye devam ettiler. Önce Feghouli'nin pasında Falcao'nun dokunduğu top az farkla auta giderken, sonraki dakikalarda kazanılan korner atışında Beto topu ıskalayınca, ceza sahasının arkasında topu kontrol eden Selçuk ayak içi ile Babel'e "kesti", onun da kafası Gassama'nın ayağına çarpınca Galatasaray beraberliği yakaladı... Bu pozisyon sonrası ne oldu biliyor musunuz? Galatasaray taraftarının her Galatasaray golünden sonra VAR kontrolü yapılmasına alışık olduğu üzere hakem yine VAR'dan kontrol etti golü...
Bu arada hakem demişken, Serkan Tokat da "Donk'a yapılan hareketlere penaltı çalınmaz"cı hakemlerden olduğunu gösterdi Titi'nin Donk'a sarıldığı bir korner pozisyonunda...
31 ve 32. dakikalarda Galatasaray yine Babel'i uzun toplarla kaçırdı ama önce Feghouli, sonrasında Ömer ceza sahası içinde topla buluştuklarında taraftarlara gol sevinci yaşatamadılar.


Galatasaray'dan görmeyi özlediğimiz bir oyunla biten ilk yarıdan sonra ikinci devre rüzgara karşı oynamanın da etkisiyle biraz tutuk başladı Galatasaray oyuna. Özellikle Selçuk ve Babel'in takım hücuma çıkarken kaptırdıkları toplar tehlike olarak dönerken Muslera'nın kalesine, özellikle Halil 2 tane net pozisyonu takımı adına harcayan isim olmuştu. Galatasaray da Ömer Bayram'ın kanadından zorlarken rakibi, Ömer'in 58. dakikada yaptığı ortada Babel'in kafası üstten auta giderken, arkasında bomboş bekleyen Falcao "Bana bıraksaydın" diye sitem ediyordu. Yine Galatasaray'ın tüm hatları ile gol aradığı bir anda, kaptırılan topta Serdar Gürler-Halil ikilisi takımını öne geçiriverdiler. Golü kalemizde görmek zaten can sıkıcıydı da, golü atan Halil'i düşürmeyen Belhanda'nın bu hareketinin sebebi "fair play" mi? Yoksa 3 sarı kartı olması ve göreceği kartla haftaya takımda yer alamayıp, maç başı yahut maç primini kaçıracağı düşüncesi mi?   Galatasaray mı para mı ikileminde belli ki parayı seçmiş Faslı oyuncu... Bu arada geçen hafta Ankaragücü maçında takımının yediği beraberlik golünde rakibini kovalamayan Belhanda, cumartesi gecesi de rakibini hem düşürmeyip, hem de ofsaytı bozarak yine bir gole sebebiyet verdi... Sneijder'in ahı kâbus gibi üstümüzde dolaşıyor...

Geriye düştükten sonra, eşitlik için Galatasaray yine rakip kaleye gitti de Nagatomo'yla, Adem'le ve Falcao ile ele geçen pozisyonlarda sarı-kırmızılılar bir türlü skoru değiştirecek golü bulamadılar...

Tam iki sene evvel sosyal medya hesabından atmış olduğu "Nerede kalmıştık" tweeti ile milyonlarca Galatasaray taraftarını sevindiren Fatih Terim, şimdi aynı sosyal medyada ve o gün sevinç çığlıkları atanlarca acımasızca yeriliyor, bu da bizim memleketin gerçeği maalesef. Sonra kafamızı kaldırıp, yurt dışına bakınca Arsene Wenger, Alex Ferguson nasıl da uzun yıllar hizmet ediyor kulüplerine diye gıpta ediyoruz... Aslında bunları pek de takmamak lazım, ne de güzel yazmış twitterda Uğur : "Galatasaray için diyar diyar, il il dolaşanlar Fatih Terim'in arkasında, sorun evde oturanlarda" diye...
Galatasaray bugün "bir ileri iki geri gidiyorsa" Galatasaray'ı düzlüğe çıkaracak tek kişi de Fatih Terim'dir, bunu yıllarca hep yaptı... Ha yapmadı mı, sorun değil, o kadar mutluluk yaşatmış bir adamın da biraz üzmeye hakkı yok mu? Elbette, var... Var ki var, çünkü o da bizim gibi Galatasaraylı... O da bizden... O da bu takım kaybedince üzülüyor, kazanınca seviniyor... O Galatasaray teknik direktörü Fatih Terim'den çok, Galatasaraylı Fatih...


STAT: Bornova Aziz Kocaoğlu Stadyumu
HAKEMLER: Serkan Tokat, Kemal Yılmaz, Asım Yusuf Öz, Emre Malok
VAR HAKEMLERİ: Atilla Karaoğlan, Esat Sancaktar
GÖZTEPE: Beto, Titi, Gassama, Reis, Scwechlen, Halil (Yalçın 82'), Castro (Celse Borges 90'), Serdar, Soner, Jerome (Deniz Kadah 88'), Napoleoni
GALATASARAY: Muslera, Ömer, Mariano, Marcao, Nagatomo, Selçuk (Taylan 74'), Belhanda (Adem 77'), Babel (Emre Taşdemir 84'), Donk, Feghouli, Falcao
SARI KART: Gassama 5', Jerome 57', Halil 67', Feghouli 75', Titi 83', Marcao 89'
GOL: Jerome 9', Gassama (K.K.) 27', Halil 61'

20 Aralık 2019 Cuma

Galatasaray:4-0:Tuzlaspor


Florya'nın duvarlarında şöyle bir yazı asılıdır "Sizi buraya getiren yeteneğinizdir, sizi burada tutacak olan ise karakterinizdir"... Ne diyordu Alanyaspor'un kaptanı Efecan Karaca verdiği röportajda: "Galatasaray'da önce iyi insan olmayı, düzgün karakter sahibi olmayı, aile olmayı öğretiyorlar"... Bu düstürü kendisine ilke edinenler Florya'da kalsın, kalmasın futbolculuk hayatlarına en üst seviyede devam ederken, "karakter" konusunda sıkıntı çekenlerle vedalaşılıyor maalesef. İşte kendisine kapıyı gösterilenlerden biri olan Gökhan Çıra da Galatasaray'ın Ziraat Türkiye Kupasında Tuzlaspor ile oynadığı iki maç sonrası yaptıklarıyla Galatasaray alt yapı hocalarını haklı çıkarıyordu...

Evet, ilk maça yedek ağırlıklı kadro ile çıkan ve maçı kaybeden Galatasaray'ın kupada devam edebilmesi için mutlaka farklı kazanması gereken maçta Fatih Terim riske girmeyip, "as oyuncuları" sahaya sürünce de "denk olmayan güçlerin mücadelesinde" Galatasaray elini kolunu sallaya sallaya 4 gol atıp turlamasını bildi... Futbol adına Belhanda'nın kendini toparlaması, Feghouli'nin ve Falcao'nun hırsı, Taylan'ın her geçen maç takıma ısınıp, sorumluluk alması gibi konuşulacak pek çok konu varken, maalesef maç sonu yaşanılanlar futbolun önüne geçiverdi...

Önce Gökhan Çıra ile başlayalım... Futbolda yeteneği ile istediği yerlere gelemeyen Gökhan, "marjinal" hareketlerle gündeme gelmenin peşinde yıllardır. Cinsiyet değiştirip Selin adını alan sosyal medya fenomeni Selin Ciğerci ile evlenen Gökhan birden adını magazin dünyasına duyururken, geçen sene de hiç bir manası yokken, Florya tesisleri önüne arabasını çekip, altı işareti yaparak gündem yaratmaya çalışmıştı. Bunlar yetmemiş gibi, Ali Sami Yen'deki maçta oynamamasına rağmen, soyunma odasında taktik tahtasının önünde fotoğraf çekip, Galatasaray'ın büyüklüğünü sorgulayan yorumlarda bulunmuştu... İkinci maçta da yedek kulübesinde rahat duramamış, maç esnasında sarı kart görmüş ve maçtan sonra Muslera'yı tahrik edip, olayları başlatan kişi olmuştu... Üstelik yayıncı kuruluşa verdiği röportajda, kendi sosyal medya sayfasında yayınladığı videoda Muslera ve Fatih Terim'e kendince "ayar" vermekteydi...

Sonra Tuzlaspor'un hocası Gürses Kılıç... İlk maçtan sonra "Bazı oyuncularımı Vanspor maçına sakladım, oynatmadım" gibi "ukalaca" bir açıklama ile tepkileri çekmiş, rövanş maçında da yenilgiyi hazmedemeyip "Biz Galatasaray'ı ilk maç basa basa yendik" gibi terbiyesizce kelimelerle sinirleri geriyordu...

Ve işin de en vahimi, birden olayların içinde kendini bulan Galatasaray Medya Sorumlusu Hande Sümertaş'a Tuzlasporlu bir şahıs tarafından yapılan darp girişimiydi...

Andy Warhol'un "Herkes bir gün 15 dakikalığına ünlü olacak" demesi gibi başta Gökhan Çıra ve Tuzlaspor hocası olmak üzere Tuzlalılar bir geceliğine kendi reklamlarını yaptılar ama sonrası ortaya çıkan videolar ile kimin suçlu-kimin suçsuz olduğu ortaya çıkmış oluverdi. TFF de zaten disiplin kuruluna gerekli sevkleri yaparken, Tuzladan Gökhan Çıra, Teknik Direktör Gürses Kılıç ve yönetici Bayram Olgun'un adı yazarken, Galatasaray'dan Jimmy Durmaz vardı sadece...

İşin daha da komiği, önce Gökhan'ın eşi Selin Ciğerci sosyal medya hesabından Galatasaray taraftarı ve Fatih Terim'den özür dilerken, sonra da Gökhan Çıra aynı şekilde ultrAslan ve Fatih Terim'den af diliyordu...



STAT: Esenyurt Necmi Kadıoğlu Stadyumu
HAKEMLER: Koray Gençerler, Ali Saygın Ögel, Erdem Bayık, Yalçın Taşkınfurat
TUZLASPOR: Bayram, Bülent (Murat 79'), Erdinç, Kemal, Tarık, Yasin (Mustafa 59'), Sadık, Gökhan, Muhammed (Doğan Can 89'), Umut, Göksu
GALATASARAY: Muslera, Ahmet, Ömer, Mariano, Nagatomo, Selçuk, Belhanda (Atalay 90+3'), Donk, Taylan, Feghouli (Yunus 89'), Falcao (Jimmy 74')
SARI KART: Gökhan 17', Selçuk İnan 50', Taylan 63', Bülent 69'
GOL: Nagatomo 10', Falcao 16', Feghouli 45+1, Belhanda 90+2

19 Aralık 2019 Perşembe

Galatasaray:2-2:Ankaragücü


Denizlispor maçı...
90+ 4... Gol yedik...
Konyaspor maçı...
90+6... Gol yedik...
Kayserispor maçı...
90+1... Gol yedik...
Yeni Malatyaspor maçı...
90+1... Gol yedik...
Club Brugge maçı...
90+1... Gol yedik...
Tuzlaspor maçı...
90... Gol yedik...

Galatasaray geçen sezon son dakikalarda attığı gollerle kazanılan şampiyonluğun ahını fena halde çekiyor diye düşünürken, cumartesi gecesi de fikstür avantajını değerlendirip "beyaz sayfa" açmak isteyen Fatih Terim ve ekibi, Ankaragücü karşısında "kabus gibi bir 90+ dakikalar oynayıp, hiç yoktan iki puanı çöpe atıverdi... Evet, yukarıdaki istatistiklere bir yenisi daha eklendi:
Ankaragücü maçı...
88... Gol yedik...
90+1... Gol yedik...
Ve umarım bu son olur...

PSG maçı dönüşü Nzonzi'yi kadro dışı bırakıp, futbolculara "sopanın uçununu gösteren" Fatih Terim'in aklında iç sahada Ankaragücü gibi ligin düşmeye aday takımlarından biri karşısında puan kaybı yoktu. Kimin aklında vardı ki? Herkes "kağıt üstünde kolay" gözüken bu maçı kazanıp, rakiplerin puan kaybını bekleyecekti pazar günü... Melo ve Ujfalusi'nin de uzun aradan sonra Sami Yen'e gelmiş olmaları taraftarın coşkusunu daha da arttırmıştı. Özellikle Felipe Melo'nun maç öncesi tanıdık olsun, olmasın bütün Galatasaraylı futbolcuların yanına teker teker gidip, onları "gazlaması" görülmeye değerdi. Sezonun "flaş transferi" Falcao da kadrodaydı... Taraftar başka ne isterdi ki? Geriye bir tek maçı 3 puanla tamamlamak kalmıştı...

Gücünü bilen Ankaragücü teknik direktörü Mustafa Kaplan orta sahada Orgil'i bırakmış, kendi ceza sahası çizgisi üzerine dörtlü ve beşli olmak üzere iki sıra "duvar gibi" bir hat çekmişti. Galatasaraylı futbolcular da bu hattı delmekle uğraşacaktı maç süresince, işleri de pek kolay olmayacaktı. Çok çabaladılar, çok denediler de ilk 45 dakika boyunca Korcan'ın koruduğu kaleye topu sokmayı beceremediler. Savunma hattı "Çin seddi"ydi de maçı yöneten Ali Şansalan da sanki onlara destek olan "dış kuvvet" gibiydi. Feghouli'nin ve Ömer'in sayısız defa güreşçi gibi "el enselerle" düşürülmesine seyirci kalan hakem, Kulusic'in Donk'un formasını yırtarcasına çekmesine de devam diyerek "hakemliğini?!" göstermiş oldu... Buna rağmen Galatasaray Falcao'nun kafa vuruşu ile net bir pozisyonu değerlendiremezken, Ömer'in kaptığı topla çıkılan kontra atakta yine Kolombiyalının şutu son anda araya giren Ankaragücü'lü bir futbolcu tarafından kornere atılmıştı ( İlginçti bu pozisyona da hakem aut verdi ve itiraz eden Babel de sarı kart gördü)


İlk devre aradığı golü bulamayan Galatasaray, ikinci devre kurduğu baskı sonrası 53. dakikada Ömer'in ortasında Feghouli'nin kafasıyla taraftarını sevindiriyordu. Savunma bir kez delinmişti, devamı da gelecekti ama golden sonra özellikle Feghouli'nin başını çektiği ataklarda sarı-kırmızılılar bir türlü farkı açamadılar. Gol gelmeyince, oyunda tempo da düşmeye başladı ve takımlar "bitse de gitsek" havasında harcamaya başladılar dakikaları. İlk devre sakat sakat oynayan Lemina'nın yerine Selçuk, Falcao'nun yerine de Taylan oyuna dahil olurken, Selçuk'un Nagatomo'ya attığı "al da at" pasını Japon topçu cömertçe harcayıverdi bitime 10 dakika kala... Orgil'in de ikinci sarı karttan dolayı oyundan atılmasıyla rakip 10 kişi kalmış, Galatasaray iyice rahatlamıştı. Bir de Taylan'ın düşürülmesi ile kazanılan penaltı gol olmasın mı? İki farklı skor herkesin neşesini getirmişti... Karşılaşmanın ilk devresi biterken yuhlanmaya başlanan Belhanda üstelik Selçuk da sahadayken, yine "cesurca" topu penaltı noktasına dikmiş ve attığı golle taraftarla arasındaki buzları bir nebze eritmişti. İşler iyi gidiyordu, herkes hakemin son düdüğü çalmasını bekliyordu...  Ama kim bilebilirdi ki Marcao hiç gereği yokken rakibi düşürecek ve penaltı yaptıracak, kazanılan 9 metre atışını gole çeviren deplasman ekibi tüm hatlarıyla saldıracak ve Emre Taşdemir'in önce rakibini arkasına kaçırması, sonra da ceza sahasında çalım yemesi ile Kitsiou herkesi bu tatlı rüyadan uyandıracaktı...
Rüya gibi başlayan maç kabus gibi bitmişti...
Herkes öfkeyle suçlayacak birilerini ararken maçtan sonra röportaja birlikte çıkan takımın kaptanlarından Selçuk, Muslera ve Donk "pes etmeyeceklerini, birlik olup sonuna kadar şampiyonluğu kovalayacaklarını" söylüyordu televizyon başındaki taraftara...
Hadi bakalım...
Temizleyin şu kara bulutları...


STAT: Türk Telekom Stadyumu
HAKEMLER: Ali Şansalan, Serkan Ok, Mehmet Kısal, Mert Güzenge
VAR HAKEMLERİ: Serkan Tokat, Ceyhun Sesigüzel
GALATASARAY: Muslera, Mariano, Donk, Marcao, Nagatomo (Emre Taşdemir 86'), Lemina (Selçuk İnan 66'), Ömer Bayram, Belhanda, Feghouli, Babel, Falcao (Taylan 76')
MKE ANKARAGÜCÜ: Korcan, Kitsiou, Pazdan, Alihan, Kulusic, Tiago Pinto, Cebrail (Alper 89'), Sedat (Moke 85'), Faty (Hasan Kaya 78'), İlhan, Orgill  
SARI KART: Faty 9', Babel 32', Orgill 45+1, 72', Kulusic 82', Marcao 86'
KIRMIZI KART: Orgill 72'
GOL: Feghouli 53', Belhanda 83', İlhan Parlak 88', Kitsiou 90+1'

Paris Saint-Germain:5-0:Galatasaray


"Tabanı olmayan spor, emek batakhanesidir, bizler futbolu bir oyun olduğu için sever ve oynardık. Artık futbol; para, son model arabalar ve güzel mankenler için oynanıyor." diyor Metin Kurt "Gladyatör" adlı kitabında. Halka yakın olmak ve şeref tribünü önünden kaçmak için bir yarı sağ kanatta, öbür yarı sol kanatta görev yapan Metin Kurt'un "romantikliğinin" aksine Katar sermayesi futbola girince sadece futbolcuların hayatı değişmedi, kulüpler arasında da farklar arttıkça arttı... Ve artık kimse "oyun" olsun diye koşturmuyor meşin yuvarlağı, herkesin derdi bol sıfırlı banka hesapları oldu ne yazık ki...

Petrolun sudan ucuz olduğu, dolarların banka hesabından taştığı Katarlı şeyhin başkanı olduğu Paris'in Saint Germain takımı Galatasaray'ı konuk etti Şampiyonlar Ligi Gruplarının son maçında. Bir hafta evvel Ali Sami Yen'de son dakika Brugge'den yenen gol sonrası Avrupa ümitleri iyice azalmıştı Galatasaray'ın ama "çıkmadık candan da ümit kesilmezdi." Bir de ev sahibi gruptan lider çıkmayı garantilemişti, belki de "kafaları maçta olmayabilirdi"... Bir sürpriz olmaz mıydı?
Olmadı...
Sanki final maçı gibi oynadı ev sahibi topçular, elde ne varsa, tüm topçularıyla, tüm ciddiyetleriyle konuk ettiler Galatasaray'ı ve 5-0lık bir skorla İstanbul'a yolcu ettiler...
Ağır bir yenilgi almıştı Fatih Terim'in takımı ama Madrid'de olduğu gibi "hayalet gibi gezinmemişti" sahada... Bir planı vardı, bir amacı vardı sarı-kırmızılı topçuların da rakipleri kadar "yetenekleri ve becerileri" yoktu maalesef... Eh, boşuna 50-100 milyonlardan kapıyı açmıyor Paris Saint-Germain'in forvetleri transfer sezonunda... Biz ise "ucuz etin yahnisi" misali kiralık topçularla sezonu götürme planlarındayız...


Aradaki güç farkına rağmen ilk 20 dakikada başa baş bir oyun sergileyebildi Galatasaray. Onların Neymar'ın yönlendirdiği ataklarda Mbappe ve İcardi'yi savunma arkasına kaçırma girişimlerine karşılık, Galatasaray da Belhanda, Ömer ve Lemina ile uzaktan şutlarla yokladı ev sahibinin kalesini. Tabii, Galatasaray hücuma çıkıp, atak sonlandırmayınca PSG'li topçular hızlı paslarla hazırlıksız yakalıyordu Galatasaray'ı... Anadolu takımlarının İstanbul'a geldiğinde Galatasaray'a yaptığı "tüm kadro ceza sahasında Çanakkale geçilmez" oyununu yapmış olsaydı Fatih Terim'in takımı belki daha da zorlayacaktı rakibini ama onlar oyun oynamayı seçti ve o anlarda kaptırılan bir topta Mbappe'nin pasında İcardi ev sahibi adına perdeyi açan golü attı. Yenilen gol onların iştahını arttırıp, bizimkilerin de moralini bozunca hemen arkasından Sarabia takımının ikinci golünü yolluyordu filelerimize...
Gollerden sonra Parisliler yine geldi kalemize ama Muslera günündeydi, farkın daha ilk devre açılmasına izin vermedi. Seri'nin devre biterken sakatlanması sonrası Selçuk oyuna girince, Fatih Terim Marcao-Nzonzi-Donk üçlüsünü bozup, iki stoperli oyuna geçti ve Fransız ön liberoyu orta sahaya yolladı...

İkinci devre başlar başlamaz ev sahibi bu kez Neymar'la "yürüye yürüye" üçüncü golü kaydetti ve oyun iyice tek kaleye dönmüş oldu. Onlar bastırıyor, bizimkiler savunuyor ve atağa kalkıp savunmayı boşlayınca da Muslera ile karşı karşıya kalıveriyorlar... O anlardan birinde Neymar-Mbappe birlikteliği bu sefer Mbappe'nin golü olarak yazılıyordu skorborda. Oyunu çirkinleştirmeden temiz oyun oynuyordu Galatasaray ama bu temizlik biraz da "yumuşaklık" olunca, ev sahibi futbolcular işi antrenman havasına dönüştürdüler. Onları ilk uyaran Donk oldu, duvar pası, topuk pası yapmalarına bakmadı, yapıştırdı omuzu yere serdi rakibini. Maçı oldukça iyi yöneten hakemin de 83te bir penaltı uydurması sonrası "kafası attı" bizimkilerin, isyan ettiler, önce hakeme itiraz ettiler, sonra da oyuna itiraz ettiler, "tatlı sert" oynadılar, sarı kartlar gördüler de rakibi de durdurdular...

Şampiyonlar Liginde gruplara başlarken düşünülen ile sahadaki oyun aynı olmadı ve Galatasaray bir gol atıp, iki puan alarak Avrupa macerasını bu sezonluk sonlandırmış oldu... Futbolcular sahada formanın hakkını veremediler belki ama taraftarımız bir kez daha Avrupa'nın en iyisi olduğunu göstermiş oldu. Grup kuraları çekilip Brugge ve PSG ile aynı gruba düşüldüğünde, herkesin ağzında "intikam" kelimesi vardı. Yıllar önce Fransızlar ve Belçikalılar kendi "çöplüklerinde" horozlanmışlar, Türk taraftara tribünde ve sokaklarda saldırmışlardı... Bakalım yine aynısını yapabilecekler miydi? İki takımın "ultra"ları İstanbul'a geldiğinde hotelden dışarı çıkmamış, maç günü polis eşliğinde Ali Sami Yen'e götürülmüştü... Ama kendi evlerinde Fransızlar Türk taraftara saldırma gafletinde bulundu ve Paris sokaklarında çil yavrusu gibi dağıldı. Hatta kendini bilmezin bir tanesi Türk bayrağına saygısızlık yapma cürretinde bulundu ve sokak ortasında çırıl çıplak soyularak cevabını almış oldu... Ne diyordu rahmetli Alpaslan abi "Galatasaray taraftarı hiç bir zaman saldırgan olmamıştır ama kendisine saldırıldığında da en sert tepkiyi vermesini bilmiştir"... ultrAslan, ultrAslan-AVRUPA ve ultrAslan-ÜNİ bir araya gelince, onlara karşı koyacak tribün bugüne kadar çıkmamıştır, çıkmayacaktır da...






STAT: Parc des Princes
HAKEMLER: Istvan Kovacs, Vasile Marinescu, Ovidiu Artene, Marius Avram
VAR: Michael Fabbri, Maurizio Mariani
PARIS SAINT-GERMAIN: Rico, Marquinhos, Bernat (Kehrer 75'), Kurzawa, Diallo, Kouassi (Verratti 75'), Paredes, Sarabia, Mbappe, Neymar, Icardi (Cavani 68')
GALATASARAY: Muslera, Ömer, Mariano, Marcao, Nagatomo, Seri (Selçuk 41'), Belhanda, Donk, Nzonzi (Şener 72'), Emre Mor (Falcao 62'), Lemina
SARI KART: Kurzawa 45', Belhanda 50', Nzonzi 57', Falcao 83', Muslera 83', Selçuk 85', Lemina 86'
GOL: Icardi 32', Sarabia 35', Neymar 47', Mbappe 64', Cavani 84'

11 Aralık 2019 Çarşamba

Galatasaray:1-0: Aytemiz Alanyaspor


"Çocukluğumdan beri klasik müzik dinlerdim. Şimdi herkes kulaklıkla gelişmiş mini müzikçalarlarla bir şeyler dinliyor ya. Öyle düşünün. Ben de içimdeki Çaykovski ile çizgide elimden geleni yapardım..." diye alıntılar "Kalede Bir Başına" adlı kitabında Sunay Akın Rusların ünlü kalecisi Rinat Dassaev'in sözlerini. Cumartesi gecesi Ali Sami Yen ultrAslan tribünü önünde kalesini rakip ataklara kapatmış, Alanyaspor'un sağlı sollu ataklarını çevik hareketler ve yüzünde gülümseme ile savuşturan Muslera'yı seyrederken, Çaykovski'nin Kuğu Gölü Balesindeki ritmi ve hareketleri izler gibiydik... Yine Sunay Akın, "Don Kişot, yel değirmenlerine karşı savaşırken değil, hayalleri uğruna ayağa kalkıp savaşmaya devam ettiği müddetçe Don Kişot olur" der ya eserinde, kaleci de Don Kişot olmayı başarabildiğinde iyi bir kalecidir ve Muslera da Cervantes'in romanındaki kahraman gibi "şampiyonluk hayalleri" uğruna yılmadan-yıkılmadan savunuyordu kalesini, hayallerini, umutlarını...

"Bu stadda bu kadar pozisyona giren takım oldu mu bilmiyorum, belki Real Madrid belki de PSG girmiştir" diye takımını överken, bir yandan da Muslera'yı tebrik eden Alanyaspor hocası Erol Bulut'a söyleyelim, bu sezon bu kadar net pozisyon bulan tek takım Alanyaspor'du… Evet, gece ile gündüz gibi birbirinin zıt devrelerin oynandığı cumartesi geceki maçta, ilk yarı ev sahibi Galatasaray bir hafta evvel Trabzon'da son düdükle birlikte bırakmış olduğu tempoya devam edercesine başladı oyuna. Önce Nagatomo'nun ortasında Mariano'nun şutunu deplasman takımı savunması çıkardı da, 5. dakikada Ömer'in ortasında Adem fırsatçılığını kullandı ve Galatasaray'ı öne geçirdi. Memlekette VAR ilk defa uygulanmaya başlandığında bir çok kararda sıkıntı olabileceğini ama ofsaytlarda herkesin içini rahatlatacak kararların alınabileceğini zannederdim. Yanılmışım... Ne hikmetse, ofsayt çizgileri de pek tatmin edici çizilmiyor. Adem'in kafayla attığı gol için çizilen çizgiler de maçtan sonra Galatsaray taraftarına inandırıcı gelmedi...


Gol sayılmasa da Galatasaray'ın duracak hali yoktu, kendi taraftarı önünde kazanmak istiyordu ve Seri ile Lemina'nın başlattığı ve sürüklediği ataklarda Marafona'nın kalesinde tehlike yaratmak tek hedefti. Öyle de oldu, Seri'nin rakip savunma arkasına attığı "ince" pasla buluşan Mariano ortasını yapmışken, Alanyaspor'lu oyuncu elini fazla açarak pozisyonu "bloklayınca" hakem penaltı noktasını işaret ediyordu. Ve bilin bakalım topu kim alıyordu o anda: Belhanda… "Delilik ile cesaret arasında ince bir çizgi var" derler ya, taraftarla arası bozuk olan, tribündekilerin Belhanda bir hata yapsın da küfredelim diye beklediği dakikalarda topu beyaz noktaya koyan isimdi Belhanda… Savaşta kazananlar cesurlardır, Marafona ile düelloyu da Belhanda kazandı ve Galatasaray 1-0 öne geçti...

Sonrasında iki takım da açık oyunu tercih edince karşılıklı kalelerde tehlikeler yaratıldı ama fileler ikinci defa sarsılmadı... Bu arada Galatasaray'ın kullandığı bir korner atışında Alanyaspor'dan Baiano Adem'in formasını yırtarcasına çekiyor da herhalde VAR hakemleri kendilerine çay koymak için odayı terk etmişler ki hakemi uyarmayıp, Galatasaray'ı muhtemel bir golden ediyordu...


İkinci devre sarı-kırmızılılardan kendilerini rahatlatacak golü bulmalarını beklerken, mantıksal kavramlarla açıklanmayacak şekilde maç onbire bir oynanmaya başladı. Bir taraftan Alanyasporlular sağlı sollu ortalarla Galatasaray kalesine geliyor, Muslera kalesine yollanan şutları kornere çeliyor, köşeden yapılan ortalara yine deplasman takımının uzun boylu oyuncuları vuruyor ve yine Muslera topun çizgiden geçmesine müsaade etmiyordu. Hakkını yemeyelim, "artık bu da gol olur" dediğimiz bir anda da Mariano çizgiden çıkarmıştı topu... Adem'in sakatlanması sonrası Falcao'nun da uzun bir aradan sonra formasına kavuşması maçın gidişini değiştirmedi, Halil Umut Meler'in uzatmalardaki son düdüğüne kadar Alanyalılar ile Muslera "kapıştı" ve maçtan sonra çok haklı olarak Uruguaylı eldiven tribünlere "üçlü çektiriyordu"...

Öyle ya da böyle, bu kritik süreçte gelen üç puan yüzleri güldürürken, takımın da kazanma alışkanlığı elde etmesi bakımından haneye yazılan galibiyet oldukça kritiktir... Darısı bu cumartesiye...


STAT: Türk Telekom Stadyumu
HAKEMLER: Halil Umut Meler, Cevdet Kömürcüoğlu, İbrahim Çağlar Uyarcan, Caner Ak
VAR HAKEMLERİ: Cüneyt Çakır, Bahattin Duran
GALATASARAY: Muslera, Seri (Taylan 83'), Adem (Falcao 78'), Belhanda, Donk, Ömer (Jimmy 74'), Mariano, Marcao, Nagatomo, Nzonzi, Lemina
AYTEMİZ ALANYASPOR: Marafona, Nsakala, Welinton, Caulker, Baiano, Ceyhun (Salih 63'), Siopis (Musa 89'), Fernandes (Onur Bulut 73'), Bakasetas, Efecan, Bammou
SARI KART: Siopis 22', Seri 32', Welliton 51', Onur 78', Efecan 90', Jimmy 90'
GOL: Belhanda 20'

Galatasaray:0-2:Tuzlaspor


Emin Bayram...
16 yaşında, gencecik bir topçu...
İlk resmi maçında babası ya da abisi yaşındaki takım arkadaşlarına örnek olabilecek bir mücadele sergiliyorsa ve yenilen gollerde hatası olmasına rağmen maçın adamı seçilebiliyorsa Galatasaray adına, Tuzlaspor'la oynanan kupa maçı hakkında ne yazılabilir ki?
Kocaman bir hiç...
Teknik direktörler bazen ilk onbiri tahtaya yazdıktan sonra bazı futbolcular dudak büküp, "o forma benim hakkımdı" derler ya, Fatih Terim de Tuzla ile Ali Sami Yen'de oynanan maçta bazı futbolcularına şans vermiş, "Alın işte formayı" demişti de, Emin dışında hiç kimse rahatını bozmak derdinde değildi... Bu soğuk havalarda kenarda oturmak daha cazip geliyordu...


Hadi onlar umursamadı da  zaten taraftarla "papaz olan" Belhanda'nın yaptıklarına ne demeli?
Taraftarla arası açılmış, belki de bu sebeple Ocak ayında gönderilecek olan Belhanda'ya "talih kuşu" konmuştu Tuzlaspor'un golünden sonra. "Çık sahaya maçı kurtar, taraftarla aranı düzelt" der gibi Fatih Terim kendisine şans vermişti maçta. Ama hiç oralı değildi Faslı topçu... Sanki dünya yansa, bir bardak su atmayacak gibi eli belinde yürüyordu. Top kaptırıyor, peşinden koşmuyor, pas atamıyor, sırıtıyordu. "Ulan benim İstanbul'da keyfim yerindeydi, yuhladınız, küfrettiniz ve Ocak ayı içinde gidecek oyuncu olarak biletimi kestirdiniz hocaya, ben size yapacağımı bilirim, benden sonrası tufan" dercesine taraftarı cezalandırır gibi hissettim Belhanda'yı seyrederken...

Selçuk kaptan için de bir kaç kelam edelim... Kafa belki futbolu istiyor ama bünye artık emekliye ayrılmış gibi. Hatalarıyla, sevaplarıyla Galatasaray'a hizmet etti, kaptanlık pazu bandını taktı ve artık futbolu bırakıp, hoca olarak alt yapıda hizmet etmenin vakti geldi de geçiyor be kaptan...


Galatasaray taraftarı maçı çok umursamadı, tribünleri boş bıraktı, oyuncular da pek kafasına takmadı da 2-0 biten maçtan sonra Tuzla teknik direktörünün " Bizim ligte önemli bir maçımız vardı, 4-5 as oyuncumu Galatasaray'a karşı oynatmadım" gibi kibirli açıklaması, vakti zamanında Galatasaray'da forma giymiş Gökhan Çıra'nın maçtan sonraki sosyal medya paylaşımları Galatasaray taraftarı için rövanşı oldukça kritik hale getirdi... Artık herkes rövanş maçında gereğinin yapılmasını bekliyor sarı-kırmızılı topçulardan...


STAT: Türk Telekom Stadyumu
HAKEMLER: Volkan Bayarslan, Bahtiyar Birinci, Abdullah Bora Özkara, Oğuzhan Uğurlu
GALATASARAY: Okan, Emre Taşdemir, Ahmet, Emin, Nagatomo, Seri, Selçuk (Donk 65'), Jimmy (Belhanda 59'), Taylan, Emre, Yunus (Adem 55')
TUZLASPOR: Bayram, Doğan Can, Erdinç, Tarık, Yasin (Murat Türkkan 59'), Sadık, Gökcan, Muhammed, Umut, Mustafa Emre (Bülent Uzun 82'), Abdullah (Murat Yılmaz 66')
SARI KARTLAR: Muhammed 67'-88', Bayram 78', Sadık 90'
KIRMIZI KART: Muhammed 88'
GOLLER:  Sadık 53', Erdinç 90'

8 Aralık 2019 Pazar

Trabzonspor:1-1:Galatasaray


2018-2019 Sezonu Süper Ligin 24. Haftasında Galatasaray, deplasmanda Erzurumspor ile 1-1 berabere kalmış ve ortaya konulan oyunu beğenmeyen Fatih Terim, yine de oyuncularına güvenerek maçtan sonra şöyle bir açıklama yapmıştı "8 de kapanır 18 de kapanır, yeter ki biz kazanalım..."
Erzurum'un komşu ili Trabzon'da oynanan ve 1-1 eşitlikle sonuçlanan Trabzonspor maçından sonra hoca puan durumuyla ilgili benzer bir açıklama yapmadı ama sergilenen oyunu gördükten sonra onun yerine biz seslendirelim bir çok Galatasaraylı taraftarın aklındakilerini "7 de kapanır 17 de kapanır, yeter ki bizim topçular Galatasaraylı gibi oynasınlar"...


Transferlerin son anda yetiştiği, arzulanan oyunun sergilenmediği ve hakem hatalarının Galatasaray aleyhine bolca olduğu sezonun ilk yarısının ortalarını geçmişken, Fatih Terim'in Galatasaray'ı da gün be gün beklenen formuna kavuşurken, Trabzon deplasmanından hakem Ali Palabıyık ve VAR hakemi Yaşar Kemal Uğurlu'nun herkesin tartışmadan kabul ettiği "hatalarına" rağmen 1 puanla dönmeyi başarabildi... Kaçan 2 puana mı üzülmeli, yoksa kazanılan 1 puan kar mıdır? Son yıllarda sürekli kaybedilen. hatta hiçleri oynayarak kaybedilen, Trabzon deplasmanından beraberlik mutluluk vermeli ama hakemler yüzünden kaçan iki puan insanın sinir uçlarına dokunmuyor da değil...

Maçın ilk devresi iki ekibin de tam bir satranç maçı misali birbirlerinin hatalarını kolladıkları ve savunmaya ağırlık verdikleri bir oyun şeklinde geçince, maçı seyredenler de gol ve gol pozisyonu görmeye hasret kaldılar. Ev sahibi devre biterken Nwakaeme'nin pasında Pereira'yı ceza sahasında topla buluşturdu ve onun Sorloth'a yolladığı top Muslera'da kalırken, Galatasaray Belhanda ile yüzde yüzlük bir atağı saç baş yoldurarak auta yolladı. Lemina ile başlayan atakta topla buluşan Feghouli rakip ceza sahasına girerken topu Belhanda'ya yolladı ve penaltı noktası üzerinde tekrar geri almayı beklerken, Faslı oyuncu ayak içi ile golü denedi, oysa kafası maçta olsa o topu takım arkadaşına asist olsun diye yollardı... Galatasaray ilk devre biterken sadece golü kaçırmadı, bir de Lemina'yı da kaybetmiş oldu. Sarı-kırmızılıların Ömer'le birlikte en mücadeleci oyuncularından olan Lemina sakatlanınca ikinci devre başlarken yerini Jimmy Durmaz'a bırakıyordu...


İlk 45 dakika ne kadar sıkıcı geçtiyse futbolseverler için, ikinci devre bir o kadar nefes kesiciydi. Galatasaray oyuna iyi başlar gibi oldu ama daha 5 dakika geçmeden ev sahibi Sorloth ile öne geçen golü buluverdi. Trabzonlular gole sevinir, deplasmancılar üzülürken, gözüme iki enstantane takıldı: Sorloth topun ağlara gittiğinini görüp sevinçle taraftara koşarken "acaba hakem ittiğimi gördü mü?" şeklinde hakeme bakıyor, Marcao da "bana faul yapıldı" diye hakeme koşuyordu... Ama Ali Palabıyık, tereddütsüz orta noktayı gösteriyordu... VAR'daki Yaşar Kemal Uğurlu da orta hakemi ikaz etmiyordu golle alakalı olarak... Yayıncı kuruluş da maç bitimi programda pozisyonun faul olduğunu göstereceği görüntüyü seyrettirmiyordu televizyon başındakilere... Hadi herkes Galatasaray'a karşıydı da, Marcao dışında hiç bir Galatasaraylı futbolcu da tepki vermiyordu hakeme. Oysaki rakiplerin maçlarını seyrederken, en ufak bir pozisyonda bile akbaba sürüsü gibi hakeme saldırdıklarını hatırlıyoruz...


"Tartışmalı bir golle" diye bir tabir vardır ya, "tartışmasız faul olan bir golle" Trabzonspor öne geçince, Galatasaray'ın havlu atacağını düşünenler fena halde yanıldılar zira Fatih Terim o andan itibaren beraberlik için bir basketbol coachu gibi saha kenarından takımını yönetti. Topun dışarda olduğu yahut sakatlık pozisyonlarında sürekli yanına Muslera'yı, Donk'u çağırarak oyun planını anlattı, yapılacak değişiklikleri belirtti ve top rakipteyken de savunmacılarla birlikte saha kenarında neredeyse savunma yaptı. Hocayı bu sene hiç bu kadar hırslı görmemiştik... Değişiklikler de yerindeydi, Feghouli'nin yerine giren Seri, topun Galatasaray'ın ayağında kalmasını sağlarken, top dağıtımını da iyi yaptı.  Topçular da mağlubiyeti kabul etmemişlerdi, baskı kurdular rakip kalede, geriye yasladılar Trabzonspor savunmasını ve sağlı sollu ataklarla gol aradılar durdular... Tüm hatlarıyla ileri gitmişken, savunmada açıkların verilmesi doğaldı da Marcao ve Muslera günündeydi, ikinci gol şansı vermediler bordo-mavililere...


Sosyal medyada Emre Mor ile ilgili "mantıkdışı" söylentiler dolaşıyordu bu hafta, yok Emre uğursuzmuş, yok Emre ne zaman girse Galatasaray gol yemekteymiş... Trabzon maçında Emre Mor yine sonradan girdi ve Galatasaray Nagatomo'nun attığı golle beraberliği de sağladı. Hatta Emre oyuna girer girmez çalımlara ceza sahasına girdi, Kamil Ahmet kendisini önce elle çekti indiremedi, sonra itti ve çelme taktı ama Ali Palabıyık-Yaşar Kemal Uğurlu ikilisi yine "görmedim-duymadım" havalarındaydı.  "Bu pozisyonlarda VAR'a gidilmeyecekse, VAR niye var" demekle ne kadar haklıydı Emre Mor...


Sami Yen'de oynarcasına bol pozisyonlu ve baskılı bir ikinci 45 dakikada Galatasaray sadece tek gol atabildi ama geriye düşse de skoru eşitleyebileceğini, kupa yorgunu olsa dahi her takıma karşı kafa kafaya oynayabileceğini ve Mayıs ayında yine şampiyonluk şarkıları söyleyebileceğini göstermiş oldu... Bazı maçlar kırılma maçlarıdır ya, bu maçı da bir kenara yazmakta fayda var...


STAT: Medicalpark Stadyumu
HAKEMLER: Ali Palabıyık, Serkan Olguncan, Serkan Çimen, Bahattin Şimşek
VAR HAKEMLERİ: Yaşar Kemal Uğurlu, Kerem Ersoy
TRABZONSPOR: Uğurcan, Kamil Ahmet, Hüseyin, Hosseini (Ekuban 66'), Campi, Joao Pereira, Sosa, Obi Mikel, Yusuf Sarı (Doğan Erdoğan 76'), Nwakaeme, Sörloth
GALATASARAY: Muslera, Ömer, Mariano, Marcao, Nagatomo, Belhanda (Emre Mor 80'), Donk, Feghouli (Seri 52'), N'Zonzi, Lemina (Jimmy Durmaz 46'), Adem Büyük
SARI KARTLAR: Ömer Bayram 26', Sosa 26', N'Zonzi 40', Marcao 67', Yusuf Sarı 72', Uğurcan 85', Campi 86', Joao Pereira 90'
GOL: Sörloth (50'), Nagatomo (90')

30 Kasım 2019 Cumartesi

Galatasaray:1-1:Club Brugge


"Sonraları kadınlara nasıl aşık olduysam, futbola da öyle aşık oldum: Ansızın, açıklanamaz bir şekilde, üzerine kafa yormadan, getireceği acı ve kafa karışıklığını bir nebze bile düşünmeden"... Bu satırların sahibi Arsenal'le "kafayı bozmuş" ünlü romancı Nick Hornby ve salı gecesi Ali Sami Yen'de maç bitti bitecek derken, ceza sahamızın sol tarafından Nagatomo'yu geçip, sol ayağıyla topa ölümüne vuran Diatta'nın şutu "ip gibi" Muslera'nın kalesine doğru yol alırken "hayatım bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçip" aklıma Fever Pitch ( Futbol Ateşi) adlı romanın giriş cümlesi düşüverdi: "... üzerine kafa yormadan, getireceği acı ve kafa karışıklığını bir nebze bile düşünmeden"

Önce futbola, sonra Galatasaray'a aşık olmuştuk ve pek çoklarından farklı olarak mutlu olmak için değil, biraz psikopatça olacak ama "hüznü ve acıyı" paylaşmak için koşmuştuk yıllar yılı peşinden sevdamızın. Mutlu olmak ve eğlenmek için sinemaya, tiyatroya ya da konsere para verip gidilir de sonucunu bilmediğin bir maça para ve zaman harcarken mutsuzluğu da göze alırsın, hem de bile bile... Galatasaray özelinde galibiyet ve sonucunda mutluluk çoğunlukla fazlaydı ama öyle günler gelirdi ki o alışılan başarılar geçmişte kalıyor ve rahmetli Kayahan'ın dediği gibi "yine bize hüsran, yine bize hasret var"li o "esmer günlerde" gerçek sevdalılara "sefer-görev emri" tebliğ ediliyordu... Bu emir bazen doğrudan bir çağrı ile bazen de Fatih Terim'in maçtan bir gün önce sarf ettiği "Taraftarlarımızın hiç merak etmesinler, ben bir defa Galatasaraylıyım. Bu üzüntü değil, sevinç sebebi." cümlesi ile yerine getiriliyordu. 50 bin kişi yoktu Salı gecesi Ali Sami Yen'de, maç günü bilet devretmeye çalışan da çoktu, satılamayan bir tomar bilet de mevcuttu gişelerde ama 20 bin cıvarında "önünü arkasını" düşünmeden takımına sevdalı taraftar vardı, olması gereken yerde... Ve hasretle beklenen sonbaharın ilk yağmur çisiltisi altında "İmparator Fatih Terim" diye inletiyorlardı mabedi... Eski günlerdeki gibi...

Tribünlerde oluşan sinerji takıma da yansımıştı ki "o varmış bu yokmuş" diye bakmadan sahaya sürülen topçular cehennemi yaşatıyordu Belçika'dan gelen konuklarına... Daha 5 dakika olmadan Ömer'in "Allah'a sığınıp" vurduğu serbest atışı kaleci Mignolet son anda çeliyor, dönen topta yapılan ortaya Adem Hügo Sanches misali bir rövaşeta ile gol arıyordu. Lemina'nın mücadelesi, Seri'nin maçtan evvel Cruyff'un hayat hikayesini okumuşçasına topu basit ve hızlı kullanmasıyla sarı-kırmızılılar oyun hakimiyetini eline geçmiş, ilk on dakika dolarken Ömer'in geliştirdiği bir atakta ceza sahasına yolladığı pasla Adem buluşuyor ve "harika" bir kontrol ile "rakip stoperin belini kırıp" kalecinin bakışları arasında Galatasaray'ın golünü kaydediyordu. Evet, tam 4 maç sonra Avrupa'daki ilk gol... 93-94 sezonunu belki bir çoğu okur hatırlamayacaktır da, Manchester United'ı eleyip Şampiyonlar Ligine kalan Galatasaray, oynadığı 5 maçta iki beraberlik almış ama gol sevinci yaşayamamışken, Sami Yen'deki son maçta bitime 4 dakika kala Cihat Arslan "şeytanın bacağını" kırmış, siftahı yapmıştı. Nasıl Cihat kulübün tarihine attığı bu golle geçti, Adem Büyük de ilerde torunlarına anlatacak unutulmaz bir mirası cebine koymuştu 11. dakikada... Oyuncular o kadar hırslıydı ki, gol sevincinde Lemina'nın taraftara "daha çok bağırın, daha çok tezahürat yapın" şeklindeki hareketleri gözlerden kaçmıyordu..


PSG ve Real Madrid deplasmanlarında bile bu kadar zorlanmayan Brugge, beklemediği bu Galatasaray karşısında oyuna tutunmakta zorlansa da, sağ kanattan Dennis ve soldan da Diatta ile Muslera'yı zorlamaya çalıştı ama Uruguay'lı file bekçisi yine formundaydı, gol yemeye pek niyeti yoktu. Donk ve Marcao'nun da "konsantre" olduğu düşünülünce, Brugge'lü oyuncular topu ayaklarında tutuyor, Galatasaray yarı alanında top dolaştırıyor ama yüreğimizi ağzımıza getiren pozisyonlar yaratmaktan çok uzaklardı. Oysa onların maçtan önce düşündüğünü Galatasaray yapıyor, kaptığı toplarla hızlı çıkıyor ve ikinci golü arıyordu. Özellikle Ömer'in Belhanda'nın Feghouli'nin, Seri'nin olduğu takımda öne çıkıp cesurca insiyatif alması gözlerden kaçmıyordu. Futbola sol açık olarak başlayan Ömer, bugüne kadar savunmada heba edilen günlerine küfredercesine "kamıkaze pilotu" gibi dikine rakip savunmanın üzerine gidiyor ve çoğu zaman yaka paça indiriliyordu. 1-0'la soyunma odasına gitmek fena sayılmazdı da hakem düdüğü çalmadan bir kaç dakika evvel Seri mavi-siyahlı savunmayı eksik yakalamış giderken, sol kanattaki Ömer'i görebilse iki fark herkesi müthiş coştururdu...


Nasıl ki ilk devre Seri arkadaşına "al da at" pası veremedi ikinci kırk beş dakikada Belhanda da benzer iki pozisyonda topu sarı-kırmızılılara vermek yerine rakibe nişanlayınca Galatasaray kendisini rahatlatacak golü bulamayıp, deplasman ekibini oyunun içinde tuttu. Brugge takımı tüm hatlarıyla gol için Galatasaray kalesine gelirken, savunma oyuncularının dikkati kadar Adem'in golcülük özelliğinin yanı sıra sırtı rakibine dönük"top saklama becerisi" ve faul kazanma yetisi de takımı rahatlatıyordu. Belki adını ilerde Barcelona gibi takımlarda duyacağımız De Ketelaere ve Schrijvers gibi genç oyuncuları maça alarak takımın enerjisini arttıran Brugge teknik direktörü takımı arzulanan golü atamayınca adeta çıldırıyordu. Maç boyunca eksik oyuncularını pek aramayan Fatih Terim, son dakikalara girilip, sahadakiler yorulmaya başlayınca kulübeye baktı ve acı gerçekle yüzleşti: ya gencecik çocukları oyuna alıp, herhangi olumsuz sonuçta onları kaybetme riskiyle baş başa bırakacak ya da emektar Selçuk'a güvenecekti. Ömer'in yürüyecek takadı kalmadığında Selçuk girdi oyuna, maç boyu "idare eden" Belhanda çıktığında ise Emre Mor...
Öyle ya da böyle oyun Galatasaray'ın elindeydi, üç puan ve dolayısıyla UEFA Avrupa Ligi bileti geldi-geliyordu da Diatta tüm hayalleri sonlandırıverdi...
Kalan üç-beş uzatma dakikasında Erencan'ın gol ümidi olarak oyuna dahil edilmesi, bir "peri masalı" arayışından farklı değildi ama bu sene Galatasaray önceki yıllardaki son dakika gollerinin diyetini ödüyordu futbolun ilahlarına... Zafere saniyeler kala hüznü yaşamak...
"Zaten ölümün can alıcı noktası da büyük zaferlerin ödüllendirilmesine ramak kala meydana gelmesi" değil midir be Nick usta...



STAT: Ali Sami Yen Spor Kompleksi
HAKEMLER: Ivan Kružliak, Tomaš Somolani, Branislav Hancko, Filip Glova
VAR: Massimiliano Irrati, Stefano Alassio
GALATASARAY: Muslera, Ömer Bayram (Selçuk İnan 80'), Mariano, Marcao, Nagatomo, Seri (Erencan 90'), Belhanda (Emre Mor 87'), Donk, Feghouli, Lemina, Adem Büyük
CLUB BRUGGE: Mignolet, Balanta, Deli, Ricca, Mechele, Diatta, Vanaken, Rits (De Ketelaere 46'), Mata, Dennis (Schrijvers 58'), Openda (Okereke 77')
SARI KARTLAR: Lemina (14'), Ricca (28'), Mata (31'), Mariano (33'), Diatta (66'), Nagatomo (85'), Emre Mor (90'), Muslera (90'), Diatta (90), Mata (90')
KIRMIZI KARTLAR: Diatta (90'), Mata (90')
GOLLER: Adem Büyük (11'), Diatta (90')

23 Kasım 2019 Cumartesi

Galatasaray:0-1:Başakşehir FK


Dakika 49...
 İkinci devrenin başlama düdüğünden sadece 4 dakika sonra. Galatasaray, son iki yıldır kendisini şampiyon yapan gollerle sonuçlanan atakların bir benzerini yapıyordu sağ kanattan Mariano ile. Bu sezon özlemini çektiğimiz ortalarından birini yapan Brezilyalı sağ bek topu Feghouli ile altı pas üzerinde buluşturuyor ve onun vuruşunda da kaleci Mert iyi bir refleksle topu kornere yolluyordu...
Kırılma anı bir...
Gol olsa bahsi geçen pozisyon bu yazının ana fikri değişmez, sadece yazarın ruh hali değişirdi...

Dakika 78...
Maçın bitmesine 12 dakika kala... Ev sahibi Galatasaray'ın gol aradığı dakikalarda, kendi yarı sahasından çıkarken maçın Galatasaray adına en fazla isabetli pas yapan oyuncusu Mario Lemina orta sahadaki arkadaşına pas atarken topu kaptırıyor ve gelişen ani atakta İrfan Can'ın ara pasıyla topla buluşan deplasman ekibinden Gulbradsen takımını öne geçiriyordu...
Kırılma anı iki...
Bahsi geçen pozisyon gol oluyor ama yazının ana fikri yine değişmiyor... Sadece ruh halimiz berbatlaşıyor...

Diğer takımların sakatlarının iyileştiği, bizimkilerin de hastane yollarını ezberlediği milli araları hiç sevmezdik, bu defa daha bir küfrettik gelen haberlere: Muslera sakat, Babel sakat, Luyindama sakat, Lemina sakat... Zaten sakatımız boldu da, bu "arkadaşlar" ne yapmışlardı böyle milli takımlarda? "The Boss" Luyindama'ya bi' şey olmaz, cuma sahaya çıkar derken, en büyük sakatlık haberi ondan geliyordu, sezonu kapamıştı Demokratik Kongolu "cengaver"... On bir kişilik kadro çıkarabilecek mi Fatih Terim derken, Babel ve Lemina'yı sahada görünce, bir nebze de olsa içimiz ferahladı... Kalede bu sezon ilk defa Okan vardı, Muslera tribünde "mate" içiyordu... Onun hemen arkasında Linnes ufaklığını ilk defa Sami Yen'e getirmişti...


Geçen sene bu iki takımın Ali Sami Yen'deki "kapışması" şampiyonluk belirleyen final havasındaydı ama dün geceki maç kadar "dikkatli" ve tedbirli oynamamıştı takımlar... Gaziantep deplasmanından galibiyetle dönen kadroyu korumuştu Fatih Terim ve sistem olarak artık üçlü savunmayı tercih edip, sağ ve sol beklerini daha çok koşturacaktı, ataklarda onlardan daha çok etkinlik beklemekteydi... Orta alanda Ömer ve Lemina ile "enerji ve çalışkanlığı" son maçlarda takıma kazandırmış, Feghouli'nin de takımı yönetmesini bekliyordu. Cuma iş çıkışı maçı olmasına rağmen taraftar da ilgisiz davranmamıştı, koltuklar dolmuş, tezahürat takımı ateşler seviyedeydi... Maç öncesi ultrAslan-UNİ'nin "Öğretmenler Günü" vesilesiyle şehit öğretmenleri anan pankartı da manidardı: "24 Kasım Öğretmenler Günü kutlu olsun. Mekanınız sennet olsun Aybüke Yalçın ve Necmettin Yılmaz"

İki takım da maçta hata yapmamak için temkinli davranıyordu da, maçı yöneten Yaşar Kemal Uğurlu daha da "garanticiydi"... Muallakta kaldığı bütün pozisyonlarda "Aman Galatasaray lehine hata yapmayayım" korkusuyla, tereddütsüz Başakşehir takımına veriyordu topu. Üşenmedim, not tutmak istedim de, o kadar fazla pozisyon oldu ki, yazmaktan maç izleyemediğim için "sonu belli bu uğraşı" bıraktım ilk devrenin ortalarında. Ama bir kaç örnek bırakalım blogun tozlu raflarına:
-3. dakika Babel top kaparken rakibine dokunuyor, doğrudan sarı kart veriyor hakem, uyarı filan yok;
-Başakşehir ceza sahasının sol bölümünde Ömer'in rakibine çarptırdığı topta taç Başakşehir takımına veriliyor;
-13. dakika Mariano'nun rakibine çarptırdığı topta yine taç deplasman ekibine veriliyor;
-20. dakika Feghouli-Topal mücadelesinde Mehmet Topal Galatasaray'lı oyuncunun ayağına vuruyor, faulu kullanan ekip Başakşehir oluyor;
-22. dakika Mehmet Topal Mariano'yu arkadan çekiyor, güreşçi gibi yere seriyor sarı kart verilmiyor;
-35. dakika Mariano rakip yarı sahada yine arkadan çekiliyor, yine sarı kart göstermiyor hakem...


Dedim ya, bu kadar "garip" karar sonrası not tutmayı bıraktım da, iki takımın da hata yapmaktan korktuğu ilk 45 dakika biterken, deplasman ekibi adına Crivelli ile bir pozisyon akılda kalırken, Galatasaray Babel ile kornerden gelen bir topu kafa ile auta atıyor, Ömer Gaziantep'te attığı golün benzerini az farkla kaçırıyor ve Lemina'nın şutunda Adem'in altı pas içinden dokunuşunda kaleci Mert son anda topu kornere çeliyordu... Belki Sami Yen'de beklenilen o "gümbür gümbür" oyunu Galatasaray seyrettiremiyor taraftarına ama fena da oynamıyordu. Başka bir deyişle de gelecek adına ışık veriyordu sevenlerine...

İkinci yarıya daha da istekli başladı Fatih Terim'in takımı, ilk devre belli dakikalarda sergiledikleri "hücüm presi"ni daha fazla sürdürdüler, top yapmasına izin vermediler Okan Buruk'un takımına. Hal böyle olunca pozisyonlar da buldular da "o topu" filelerle kavuşturacak kaliteli ayaklar sakatlıkla boğuşuyordu, yoktular sahada kendilerine ihtiyaç duyulan anlarda... Deplasmanda bir puan Okan Buruk'u sevindirecekti belki ama Fatih Terim maçın böyle bitmesini istemedi, Feghouli'nin yerine Emre Mor'u alarak daha da karıştırmak istedi rakip ceza sahasını. Hoca genç oyuncusuna hem transfer sürecinde, hem de oyuna soktuğu dakikalarda güvendi de Emre maalesef bu güveni hep boşa çıkardı, bir türlü veremedi kendisini oyuna, yapamadı o beklenilen patlamayı... Ve yazının girişinde de bahsedildiği gibi Galatasaray gol ararken, hiç aklında olmadığı bir anda santra ile maçı tekrar başlatmak zorunda kaldı...


Kalan dakikalarda ise artık alışık olduğumuz senaryo sahneye kondu. Fatih Terim, bir ihtimal skoru değiştirmek için yedek kulübesinden oyuncular sahaya sürerken, "yeni nesil seyirci" oyuna giren topçuları yuhalayıp ıslıklıyordu. "Bu namüsait durumda" beraberliğin gelmesi imkansızdı, gelmedi de ve Galatasaray taa 41 maç sonra ilk defa Ali Sami Yen'de maç kaybetti... Maç bitmiş, sevinen sevinir, Galatasaraylı futbolcular başları önde sahayı terk eylerken, tribünlerdeki bir pankart göze çarpıyordu: "Bazen işler iyi gitmeyebilir, o zaman umutlar altyapıdan yeşerir!" Kalbimiz birden ısınıvermişti...

Bu günlerde sosyal medyada bir Fransız filminden alınan bir sahne dolaşıyor bolca. Genç kız sevgilisi delikanlıya depresyona girdiğinden dem vurup, kendisinin hiç depresyona girip girmediğini soruyor. Delikanlının cevabı çarpıcı: "Depresyon burjuvalar içindir. Geri kalanlarımız sabah erkenden kalkıp, işe koyuluruz"...
Galatasaray'a küsmek, futbolcuları yuhlamak, teknik direktörü cahillikle suçlamak Türk Telekom Arena da denilen "yeni" Ali Sami Yen'in "burjuva" taraftarı içindir. Bizler kazanınca sevinir, kaybedince üzülür ve her iki durumda da rakının dibini görürüz de sonraki hafta yine Galatasarayımızın peşinden "Cim bom bomun sen çok yaşa, canım feda olsun" diyerek koşarız... Burjuvalar gibi depresyona da girmeyiz, hani...

Bu kadar okuduk da yazının ana fikrini çıkaramadık diyen okuyucularımıza da cevap olsun: Galatasaray dün gece kaybetmesine rağmen umut veren bir oyun sergiledi ve teknik direktörümüz Fatih Terim yine mayıs ayında bizlere şampiyonluk şarkıları söyletecektir. Bu takıma köstek değil destek olalım...




STAT: Türk Telekom Stadyumu
HAKEMLER: Yaşar Kemal Uğurlu, Erdinç Sezertan, Asım Yusuf Öz, Burak Şeker
VAR HAKEMLERİ: Abdulkadir Bitigen, Mustafa Emre Eyisoy
GALATASARAY: Okan, Emre Taşdemir (Nagatomo 86'), Ahmet, Ömer, Mariano, Marcao, Babel, Donk, Feghouli (Emre Mor 74') , Lemina, Adem (86')
MEDİPOL BAŞAKŞEHİR: Mert, Clichy, Epureanu, Ponck, Caiçara, Mehmet Topal, Visca, İrfan Can (Arda Turan 87'), Mahmut (Gulbradsen 60'), Azubuike (Berkay 73'), Crivelli
SARI KARTLAR: Babel 3', İrfan Can 37' Adem Büyük 39', Mahmut 39', Caiçara 47', Lemina 90+1'
GOL: Gulbradsen 78'

21 Kasım 2019 Perşembe

Macera


Macera: 1. isim Baştan geçen ilginç olay veya olaylar zinciri, serüven, sergüzeşt, avantür:
      "Türk şiirinin ve Türk musikisinin bir gurbet macerası olduğunu bilirdim." - Ahmet Hamdi Tanpınar
        2. isim, mecaz Olmayacakmış gibi görünen iş.

Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre "macera" kelimesinin tanımı... Peki nereden çıktı bu macera kelimesi. Fenerbahçe'nin bir zamanlar "geleceğin yıldızı" olarak Bucaspor'dan transfer ettiği ve Roma'ya 3.5 milyon euro gibi bir bedelle kiraladığı ama bir türlü beklenen patlamayı yapamayıp "ordan oraya kiralandıktan" sonra Alanya'da soluğu alan Salih Uçan'ın formasını giydiği takım hakkındaki düşüncesi, macera... Yani bir serüven olarak görüyor Salih Alanyaspor günleri... Belli ki Roma'da geçirdiği vakitleri de "macera" olarak görmüş, ciddi bir kariyer olarak algılamamış ki orada tutunamamış. Oysa ki kendisi gibi ümit vaad eden topçu olarak Roma'ya transfer edilen Mert Çetin ve Cengiz Ünder kendilerine verilen şansı oldukça iyi kullanıp, şimdiden İtalyan taraftarlara kendilerini sevdirirken, başkentteki geleceklerini de garanti altına almayı bilebildiler... Hadi, Roma, Sion, Empoli günleri geride kaldı diyelim, daha yakın geçmişten Merih Demiral, Ozan Tufan'dan da mı bir şeyler kapmadın be Salih kardeşim? Fenerbahçe'nin "istemediği" bu adamlar, Alanyaspor forması ile buldukları şansı son derece ciddiye alıp, göstermiş oldukları başarılı performans ile Milli Takıma kadar yükseldiler, kulüp takımlarının vazgeçilmezi oldular... Onlar, Alanya'yı geçici bir serüven olarak görmediler, kariyerlerinin aşağı mı yoksa yukarı mı gideceğinin belirleneceği bir durak olarak gördüler... Oysa Salih Uçan "macera" peşinde... Aslında, uzun uzun yazmaya da gerek yok, tek bir kelime bir kariyeri ne de güzel özetliyor...

Blog Widget by LinkWithin