20 Ocak 2019 Pazar

Galatasaray:6-0:Ankaragücü


2018'in son karşılaşması farklı Sivasspor galibiyetiyle bitmiş ve topçular kısa bir tatilden sonra kamp çalışmalarına başlarken, taraftarın tek heyecanı "forvetin ne zaman geleceği" olmuştu. Alan cepteydi de, yanına kim gelecekti? Falcao söylentileri ile bir iki hafta oyalandık, arkasından Balotelli ortaya atıldı, Demba Ba bekliyor denildi, Sparta Praglı Semih geldi de Benjamin Tetteh gelemedi bir türlü...
O gelecek bu gelecek derken, ikinci yarının ilk maçı geldi çattı ve Galatasaray Ankaragücü'nü ağırlarken Ali Sami Yen'de forvet hattında tanıdık bir isim vardı: Sinan Gümüş...


Galatasaray yönetimi ikinci yarının ilk maçına belki golcüsünü yetiştiremedi ama savunma ikilisinde yeni bir isim vardı: Marcos do Nascimento Teixeira ya da kısaca Marcao... Serdar Aziz ve Eren Derdiyok'un Fatih Terim tarafından "takımın çalışma kültürüne uyumsuzlukları" nedeniyle kadro dışı bırakılması ve Ozan Kabak'ın da Almanya'ya transferi sonrası Portekiz'den Marcao ve Çekya'dan eski tanıdık Semih Kaya savunmaya monte edilmişlerdi. Şüphesiz ki herkes öncelikle sahadaki takımın gol ve goller atıp 3 puanı almasını beklerken, mercekle de incelenen Marcao'nun göstereceği performans olacaktı. Daha dakika dolmadan deplasman ekibinin savunmasının peşi sıra yaptığı hatalar sonrası Sinan'ın kariyerinin en rahat gollerinden birini attığı maç Galatasaray için beklenenden de daha kolay geçerken, rakip çok fazla gelemese de Galatasaray kalesine Marcao'yu dikkatle izleme şansımız oldu. Takım arkadaşlarıyla ilk maçına çıkmasına rağmen Brezilyalı stoper ne pozisyonu ne de yanındakileri yadırgadı, oldukça soğuk kanlı bir görüntü sergilerken, sol ayaklı olmanın da avantajıyla "dur topu stop edeyim, sağ ayağıma alayım" gibi saçmalıklarla vakit kaybetmeden meşin yuvarlağı oyuna hızlıca ve isabetli bir şekilde soktu. Bir stoperden en fazla beklediğim özelliklerden biri olan topla cesurca ileri çıkışlarını da skorun garantilenmesiyle gösterdi de yeni olmanın dezavantajı olsa gerek arkadaşlarıyla top alışverişi yapamadı atakların devamında.


Sinan iki gol, Henry Onyekuru hattrick yaparak maçta yıldızlaştı ama Galatasaray adına Ankaragücü karşılaşmasının en iyisi şüphesiz Mariano'ydu. Brezilyalı savunmacı oynadığı oyunla adeta bek kavramının tanımını yeniden yazıyor. Mariano sadece savunmada görev yapmıyor, hücuma da çıkıyor ve rakip ceza sahası cıvarında "aklını" kullanıyor. Bugüne kadar sağ bekler kendilerine şöyle bir görev biçmekteydiler: Takım hücuma çıktığında taç çizgisi boyunca bindirme yapacaksın ve sana gelen topa gelişine orta yapacaksın. O kadar... Oysa Mariano ayağına gelen topları "gözü kapalı ortalamıyor", bir basketbolcu play-maker edasıyla boşta olan arkadaşına ara pas atıyor... Hal böyle olunca da takım arkadaşları müthiş rahat pozisyonlar buluyorlar. Gollerin neredeyse hepsinde Mariano'nun topa teması bulunuyor. Ters kanatta mecburiyetten ters ayakla oynayan Martin Linnes de mevkidaşı kadar başarılı bir oyun çıkardı. O da yerinde bindirmeleriyle, ceza sahasına girişleriyle maça damgasını vuranlardan biriydi. Maçın fişinin çekildiği dakikalarda saha kenarındaki Hasan Şaş, yeni transfer Emre Taşdemir'i taraftara merhaba demesi için sahaya sürdüğünde kenara gelen Martin Linnes'e Galatasaray taraftarı hak ettiği değeri verdi ve uzun süre Norveçli oyuncu lehine tezahürat yaptı...


Garry Rodrigues'i devre arasında Galatasaray'dan transfer eden Suudi Arabistan'ın Al İttihad takımı, Belhanda'ya da kanca atmış ve 8 milyon euro bonservis teklif etmişti. Yazılı ve sosyal medyadan okuduklarımıza göre Fatih hoca, Belhanda'nın kalmasını istemişti, oysa bu transfer söylentileri doğruysa, keşke gitseydi. Son haftalarda takımın oyununda etkisi gözüküyor Faslı oyuncunun ama serseri mayın gibi de dolaşıyor saha içinde Belhanda. Sırtında sarı kart yüküyle dolaşırken, dün gece hiç gereği yokken sarı kart gördü ve Göztepe deplasmanında takımını yalnız bıraktı. Buna benzer sorumsuzluklar saymakla bitmezken, ligin geri kalanında nasıl güveneceksin Belhanda'ya...


Galatasaray 6 golle geçti Ankaragücü'nü, N'Diaye jeneriklik bir golle avladı kaleci Altay'ı, başta Belhanda ve Sinan çok net pozisyonları çömertçe harcadılar da maçın en güzel taraflarından biri son 6 dakikada Gökay'ın da oyuna girmiş olmasaydı. Kupa maçlarında siftah yapmıştı Gökay Güney ama ligde de dün gece ilk kez boy gösterdi. Ozan Kabak kendisine verilen şansı iyi kullandı, şimdi sırada Gökay var. Kişiliğinden, karakterinden ve Galatasaray aşkından hiç şüphemiz olmayan Gökay, fırsat bulmaya devam ederse, alt yaş kategorilerde, milli maçlarda bizlere izletmiş olduğu performansını Galatasaray A takımıyla da gösterecektik ve Türk futbolu pırıl pırıl bir yıldız daha kazanacaktır. Yolun açık olsun Gökay...



STAT: Ali Sami Yen Spor KompleksiTürk Telekom Stadyumu
HAKEMLER: Alper Ulusoy, Volkan Ahmet Narinç, Hakan Yemişken, Koray Gençerler
VAR HAKEMLERİ: Barış Şimşek, Serkan Çınar
GALATASARAY: Muslera, Mariano, Maicon (Gökay 84’), Marcao, Linnes (Emre 71’), Fernando, Ndiaye, Belhanda, Feghouli, Onyekuru, Sinan (Yunus 78’)
MKE ANKARAGÜCÜ: Altay, Pinto (Mehmet 68’), Heurtaux (Kone 28’), Djedje, Alihan, İlhan, Faty, Bifouma, Moulin, Kenan (Ozokwo 61’), Kubilay
GOLLER: Sinan (1’, 26’), Onyekuru (20’, 59’, 63’), Ndiaye (86’)
SARI KARTLAR: Moulin (4’), Pinto (16’), Belhanda (16’), Linnes (31’), Fernando (37’), Kenan (57’)

7 Ocak 2019 Pazartesi

Medyanın Turnusol Kağıdı ve Hocanın Telefonu


Görsel ve yazılı basının olayları istediği gibi gösterdiğini hicivleyen en canlı alıcı grafiklerinden biridir yukarıda fotoğrafı yer alan çizim. Kendisini kovalayan kişiden kaçan adamın ayağını zumlayıp, kovalayanı masum gibi gösteren bu şekle özellikle instagram ve twitter gibi sosyal medya mecralarında sıkça rastlarız. Dün de bu görselin "capcanlısını" Galatasaray'ın kamp yaptığı Antalya'da yaşadık.

Bir kaç hafta evvel u21 maçında Sivas'a karşı oynarken, bir sakatlık esnasında oyunun durmasından yararlanan Gökay Güney, oyunun bir an evvel başlaması için içtiği su şişesini saha kenarına atmış, sosyal medyada ne hikmetse "Gökay, takımın doktoruna terbiyesizlik yaptı" diye linç kampanyası başlamış ve genç topçu uzun uzun açıklama ile kendisini anlatmak durumunda kalmıştı. Sadece Gökay da değil, olayda yer alan doktor da genç topçunun karakterine kefil olduğunu bildirmişti sosyal medyada...


Ne talihsizliktir ki, yine Gökay ulusal basının kaynak olarak sunduğu fotoğraflar ve haber ile "sosyal medyanın" eleştiri oklarını üzerine çekiverdi dün gece saatlerinde. "Fatih Terim'den telefona izin yok! Terim, antrenmana telefonla gelen Gökay Güney'in telefonuna el koydu.", "Ver o telefonu bakayım! Galatasaray teknik direktörü telefonla idmana gelen genç oyuncunun telefonuna el koydu.", "Fatih Terim idman sırasında Gökay Güney'in telefonuna el koyuyor" diye atılan başlıklar ve altındaki fotolarlarla başlayan linç çığı, genç oyuncuya hakaretlere kadar varıyordu kendisini Galatasaraylı olarak lanse eden sosyal medya kullanıcıları tarafından...

İşin üzücü tarafı da "Galatasaray düşmanı Fenerbahçeli medya" diye ulusal basını eleştiren hesapların da herhangi bir araştırmaya gerek duymadan kendilerine sunulan bu haberlere atlayıp, twitter ve instagram hesaplarında herhangi bir araştırmaya gerek duymadan bu habere yer vermeleriydi. Üstelik bu Galatasaraylı (?!) hesaplar öyle 100-200 kişiye değil de onbinlerce takipçiye hitap etmekteydiler.
"Yalancının mumu yatsıya kadar yandı" ve işin aslı pek vakit geçmeden ortaya çıkıverdi. Fatih Terim antrenman sırasında cebinden çıkardığı telefonu  saha kenarında idmanı izleyen birisine gösterirken, Gökay Güney bir top kapma mücadelesinde fark etmeden hocaya çarpıyor ve düşmesin diye Fatih Terim'i tutarken, hoca da kıvrak bir hareketle telefonunun yere düşmesini engelliyordu.



İşte bu kadardı video ama kesme ve biçmelerle taraftara "çok çok" farklı aksettirilmişti... Medyanın Galatasaray'a bakışı malum, yıllardır yaptıkları haberler ve attıkları manşetlerle kendilerini "ifşa ettikleri" için, bu haberin gerçekçiliğine hiç inanmadım da, bana bu yazıyı yazdıran Galatasaray hesapları ve onların haberinin altına yorum yapan Galatasaray taraftarı...

Blog yazmaya 2007 yılında başladım ve kendime bir şiar edindim: ultrasmovement.blogspot.com adresini tıklayıp buraya gelen kişilere karşı oldukça samimi olacağım ve doğruluğunu "doğrulatmadığım" haberlere yer vermeyeceğim. Bu mottomu da mümkün olduğunca yerine getirdim, ilginç bir haber bulduğumda en basit şekilde "google"da bir aramayla bir kaç değişik kaynaktan doğrulatarak blog sayfalarında paylaştım... Daha da önemlisi taraftarı olduğum Galatasaray aleyhine bir haberse paylaşmak istediğim zaman, daha da hassas davrandım, bilmeden zarar vermek istemedim sevdiğim takım ve renklere... Ama yeri geldi en acımasızca eleştirdim hem topçuyu hem de yöneticiyi, ama hep bir kanıt koydum yanına...

Şimdi bakıyorum ve anlam veremiyorum, nasıl 160 bin takipçisi olan bir hesap hiç bir araştırma yapmadan, hem de tuttuğu takımın oyuncusuna zarar verecek bir haberi kolayca paylaşabiliyor? Önce kendisine, sonra da takipçilerine karşı hiç mi saygısı yok? Binlerce beğeni ve retweet almak uğruna insan bir başkasını "linç havuzuna" atabilir mi? Taraftarı olduğu takımın zarar görmesini nasıl isteyebilir? Düşünüp düşünüp şöyle bir karara vardım: "İlgi budalalığı" her şeyin ötesine geçebiliyor demek... Tek dertleri bolca retweet almak, belki de bu onlara reklam ve maddi gelir getirecektir...

Bu haberleri paylaşanların "maddi" ve "manevi" kaygılarını anlıyorum da, "şekere atlayan arılar" gibi bu haberlere balıklama dalan "saf" taraftara ne demeli? İlk gördüğüne inanan saf taraftarlar bardağın masum tarafını oluştururken, sosyal medya ile yaşayıp, önüne çıkan her şeyi eleştirmeyi kendilerine görev edinenler de "kalbi kara" olanlar bölümündedir. Bir futbolcunun cep telefonu ile antrenmana çıkamayacağını, sokakta ya da okul bahçesinde iki top tepmiş ve cebindeki ağırlığın onu ne kadar rahatsız ettiğini bilen herkes bilirken, bu seviyede bir profesyonel takım idmanında cep telefonu olabileceğini düşünmek saflık değil, "kötü niyettir"...

Sadede gelecek olursak, üniversitelerin iletişim fakültelerindeki derslerde örnek olay olarak öğrencilere sunulabilecek bu vaka da bize açıkça gösteriyor ki günümüz sosyal medyası oldukça acımasız ve kullanıcıların en başta sevdikleri eylem birisini "linç etmek"... Bazen diyorum ki iyi ki Metin Oktay zamanında bu sosyal medya yoktu ki onu Galatasaray'ın taçsız kralı olarak kalbimizde yaşatıyoruz. "İnsanın adı çıkacağına canı çıksın. Ben Metin abiyi çok sevdim" demesine rağmen, zamanın magazin basının Gönül Yazar'la yasak aşk yaşıyor dediği Metin Oktay, bu sosyal medya maymunlarının eline düşseydi, paramparça edilmez miydi?

5 Ocak 2019 Cumartesi

Prezervatifte Bir Delik


Bizim eski dost Ribery, geçen gün Nusret'e gitmiş ve "etçi" kendisine 7.500 lira değerinde altın kaplama antrikot hazırlamıştı... Video burada...
Söz konusu görüntüler ve "müsriflik" sonrası sosyal medyadan büyük tepki toplayan Fransız oyuncu, gelen yorumlara dayanamamış ve açmış ağzını yummuş gözünü, hem de öyle böyle değil...

Yeni yıla başlamak için bir tutam tuz ve Türk kardeşimi ziyaret etmekten daha iyi bir yol yok” diye söze başlayan Ribery "Kıskançlar, nefret edenler ve prezervatifte bir delik olduğu için dünyaya gelenlerle başlayalım. Annelerinizi, büyükannelerinizi ve aile ağacınızı s********. Size hiçbir borcum yok. Benim başarım her şeyden önce Tanrı, ben ve bana inanan sevdiklerim sayesinde oldu. Diğerleri çorabımdaki çakıllardan ibaretsiniz." diyerek nefretini kusmuş...


1 Ocak 2019 Salı

2018'in Yıldızları 2019'a Nasıl Girdi


2018 senesinde adından en fazla söz ettiren futbol yıldızları 2019'a nasıl girdi acaba? Eskiden paparazziler peşlerinden koşar, bir kare yakalamak için binbir türlü zahmet içine girerlerdi. Artık, o işler geçti, topçular kendileri paylaşıyor o özel anlarını "fanlarıyla"...
Geçen yılın "en iyi oyuncusu" Luka Modric, 2019 yılına ailesi ve çocuklarıyla girmiş... Zaten mütevazi bir adam, bu özel günü de büyük ihtimal evinde, sevdikleriyle geçirmiş...


Eski takım arkadaşı Cristiano Ronaldo da eşi ve oğlu ile Dubai'den bir fotoğrafla yeni senesini kutlamış sevenlerinin. Arka fondaki havai fişekler de , Dubai'de yılbaşının coşkusunu göstermesi bakımından oldukça manidar...


Ronaldo dendiğinde akla tabii ki Messi gelir. Arjantinli ne yapmış acaba diye merak edenlere, Lionel  sanki parktan sabah koşusundan dönmüş gibi fotoğrafla "arz-ı endam" etmiş sosyal medyada. Oldukça sade olmuş yeni yılın ilk fotosu... Umarım sade bir sene geçirmez Messi...


Fransızların göz bebeği Kylian Mbappe de kafasında "fötr" şapka, Barcelonalı Ousmane Dembele ile birlikte bir eğlence mekanında yer aldıkları fotoğrafla 2019'a merhaba demiş...

Takım arkadaşı Mbappe, sakın bir ortamı tercih etmiş ama "şovu" seven Neymar, yine toplamış etrafına hatunları ve şanına yaraşır bir fotoğraf ile yeni seneye hoşgeldin demiş...


Mutlu Yıllar


Mutlu yıllar...
Yeni sene herkese sağlık, mutluluk ve huzur getirsin...
Bi' de bol bol maç getirsin...
Bol bol maç, bol bol görmek dileklerimizle...


25 Aralık 2018 Salı

Galatasaray:4-2:Demir Grup Sivasspor


2018 senesinin futbol adına son haftası, 2018 senesinin getirmiş olduğu şampiyonluk gibi mutlu bitti...
Aslında sadece Sami Yen'de Sivasspor karşısında gülmedi yüzümüz, Sinan Erdem'de de "Euroleague fiyakalısı" Fenerbahçe'nin "façasını bozdu" yenilmez armada... Helal olsun kaptan Göksenin ve arkadaşlarına. Bu sene basketbolda güçlü bir kadro oluşturulamadı, verilen sözler tutulmadı, Oktay hoca "mecburen" bıraktı ve Avrupa Liginde de takım son sırayı alarak, kupaya veda etti ama söz konusu ezeli rekabet olunca, hele ki inanmış Galatasaray taraftarı salonu doldurunca karşısındaki rakip "milyon dolarlık" Fenberbahçe olsa da, mağlubiyeti tattırabiliyorlar sarı-kırmızılılar rakiplerine.
Obradoviç'in yüzü muhtemelen yine "turp gibi kıpkırmızı" olmuştur da, Göksenin Köksal'ın maç sonu dediği gibi : "Namağlup takım yoktur, Galatasaray'la oynamamış takım vardır"


Basketboldaki mutluluk, futbolla da perçinleşince Galatasaray taraftarı için de "çifte kavrulmuş lokum" tadında bir gece oldu... Özledik gülmeyi, öyle değil mi?

Aslında, ligin tepesindeki Başakşehir ve Beşiktaş'ın puan kaybettiği haftada Galatasaray'ın taraftarı önünde Sivasspor'u geçip, ocak ayına liderin 6 puan gerisinde girmesi "şampiyonluk" için oldukça önemliydi. Hocasının olmadığı, bir sürü sakatlık sorunu yaşadığı ve üstelik Federasyonun saha dışında, hakemlerin de saha içinde Galatasaray aleyhine verdiği cezalar ve kararlarla buraya gelmek yabana atılacak bir durum değildi... Bu arada golcüsüz oynadığını da unutmayalım Galatasaray'ın koca bir ilk devre...

Eksikler listesinin tek tek sahaya döndüğü ve sadece Emre Akbaba ile Fatih Terim ve Hasan Şaş'ın Ali Sami Yen'de olmadığı maçta Galatasaray baskılı başladı Sivasspor karşısında oyuna. Deplasman ekibi de Hakan hocasıyla Beşiktaş'ı yenmiş, Başakşehir'le berabere kalmıştı dış saha maçlarında, kendilerine güvenleri tamdı, Galatasaray'a da çelme takmak arzusundaydılar. Belhanda'nın yönlendirdiği, Feghouli'nin canlandırdığı oyunda Eren daha ilk 5 dakikada öne geçirecekti takımını ama kafa vuruşunda başarısız olurken, Sivaslılar oyunu kendi sahalarında kabullenmeyip, pres yapmanın ödülünü 9. dakikada Robinho'nun penaltı atar gibi Muslera'yı avladığı golle aldı. Brezilyalı golü rahatça attı atmasına da ona boşluğu yaratan arkadaşı Muhammed'in ters koşusuydu.


Taraftarı önünde geriye düşen Galatasaray, moral bozmadı, aynı oyununu oynamaya devam etti ve çok geçmeden Onyekuru'nun orta saha cıvarında rakibinden harika bir vücüt çalımı ile kurtulup, ceza sahasına getirdiği topta, Belhanda'nın düşürülmesi ile penaltı kazandı. Alıştık ya, bu sene bize kolay penaltı verilmeyecek, VAR'a gidildi ama Uğur "bariz" bir şekilde basmıştı ayağına Belhanda'nın, beyaz noktayı göstermekten başka çaresi yoktu Halil Umut Meler'in. Penaltıyı "klas" attı Eren ve beraberliği sağladı.
Yetmedi, kazanmak gerekiyordu Galatasaray'a ve sağlı sollu ataklarla yine geldi sarı-kırmızılılar rakip kaleye ve kazanılan bir korner atışı sonrası N'Diaye "slalom" yaparak iki rakibini pazara yollayıp, Feghouli'nin önüne yuvarladığı topu, Cezayirli topçu klas bir vuruşla Tolgahan'ın sağından filelere yolladı.

Galatasaray öne geçmişti, farkı da arttırmak istedi, özellikle Belhanda sakatlıktan dönmesine rağmen kariyer maçlarından birini oynar gibiydi. Sadece top ayağındayken değil, topsuz oyunda da vardı Faslı oyuncu, top kapmak için yerlere yatıyor, rakibe "sert" giriyordu.  Zaten bu emeğinin karşılığını da Onyekuru'nun attığı ikinci golde gösterdi. Kendi kaptığı topla başlattığı atakta, Mariano'nun ortasında "uçarak" asist yaptı ve Galatasaray'ın dördüncü golünün mimarıydı. Bu blog vasıtasıyla Belhanda'ya bolca "salladık" ama dün geceki oyununa devam etsin, özür dilemeye de razıyım... Umarım beni yanıltırsın Belhanda...


Soyunma odasına önde gitmeyi beklerken Galatasaraylılar, Robinho tekrar sahneye çıktı ve ilk attığı golün daha güzelini bu kez ceza sahası dışından Muslera'nın kalesine yolladı. İlk golde olduğu gibi yine Muhammed dengesini bozmuştu sarı-kırmızılı savunmanın ama o topu oradan köşeye yollamak da Robinho gibi "star" topçunun başarabileceği bir iştir. Bu arada Sivas Robinho'yu getiriyor, Antalya Eto'o'yu alıyor, Kasımpaşa Diagne'yi buluyor da "üç büyükler" transfere o kadar para saçarken bu oyuncuları neden takımlarına getiremiyorlar?


Soyunma odasına gitmeden yine savunmadan başlayıp, rakip ceza sahası önünde paslaşarak Onyekuru ceza sahası içine sokuldu ara pasla da Nijeryalı oyuncunun şutunu savunma son anda araya girerek kornere çeldi.  Taraftar oyundan memnundu, yollamadı topçuları içeri, "Cim Bom buraya" diye çağırıp, "Bizler inandık, siz de inanın" tezahüratı ile bağlılıklarını gösterdiler.


İkinci yarıya 2-2 beraberlikle başlayan Galatasaray, sanki soyunma odasında Fatih Terim'in "kamçısını yemiş" gibi bir 45 dakika çıkararak sahadan sildi süpürdü rakibini. Ali Sami Yen deplasman tribününde yer alan Sivaslılar, 58. dakikada telefon ışıklarıyla plaka kutlaması yaparken, Galatasaray çoktan 3-2 öne geçmiş, iki tane de kaçırmıştı. Tabii, ikinci yarının yıldızı Henry Onyekuru'ydu,  önce Fernando'nun orta saha yayı üzerinden attığı ara pasta savunmanın arkasına "yay gibi fırlayıp" Tolgahan'dan önce topa dokunup, fileleri havalandırdı. İlginçtir, yan hakem bayrak kaldırmıştı da, VAR görüntülerinden Onyekuru'nun 1-2 metre geride olduğu gözüküyordu. Yan hakemin durduğu yer de iyiydi ama neden o bayrak kalkmıştı? Galatasaray'a karşı şartlanmış mıydı hakemler acaba? Sonra Belhanda'nın "cansiperane" pasında Eren'in ıskaladığı topa sert vurarak skoru belirleyen golü attı Onyekuru... Goller dışında da her atakta Nijeryalı topçu vardı ikinci devre... İlk 45 dakika nispetten daha iyi oynayan deplasman ekibi, ikinci yarı Hakan'ın kaçırdığı ya da Muslera'nın kurtardığı top dışında pek varlık gösteremezken, Robinho bir kaç şut attı ama onlar da isabetsizdi...

Galatasaray kendisi adına oldukça kritik bu maçtan 3 puan alırken, önümüzdeki yıllarda Sivas maçı dendiğinde Galatasaray taraftarının aklına geleceğin yıldızı Mustafa Kapı gelecektir. Keçiörengücü maçında oyunun son dakikalarında sahaya sürülmek istenmiş 16 yaşındaki oyuncu ama dördüncü hakemin yanında kenarda beklerken, maçın hakemi oyunu bitirmişti. Sivas karşısında da uzatmalarda oyuncu değişikliği için Mustafa saha kenarına gelince, tribünde bir "alkış kıyamet" koptu da oyun bir türlü durmuyordu ve o anda sahanın en genci Ozan topu istedi abilerinden ve meşin yuvarlak ayağına gelir gelmez taca yolladı. Mustafa'nın oyuna girmesi için Ozan'ın topu taca atması... Bu kısacık cümlenin altına roman yazılmaz mı? Yolun açık olsun çocuk... Bu heyecanın ve mahcubiyetin bir ömür sürsün...



STAT: Ali Sami Yen Spor KompleksiTürk Telekom Stadyumu
HAKEMLER: Halil Umut Meler, Mustafa Emre Eyisoy, Cevdet Kömürcüoğlu, Serkan Tokat
VAR HAKEMLERİ: Cüneyt Çakır, Arda Kardeşler
GALATASARAY: Muslera, Mariano, Maicon, Ozan, Nagatomo, Fernando, Ndiaye, Belhanda (Donk 86’), Feghouli (Mustafa 90+’), Onyekuru, Eren (Rodrigues 75’)
DEMİR GRUP SİVASSPOR: Tolgahan, Uğur, Bjarsmyr, Braz, Douglas, Hakan, Ndinga (Kone 77’), Torje (Rybalka 70’), Robinho, Emre (Erdoğan 89’), Muhammet
GOLLER: Robinho (9’), Eren (20’), Feghouli (30’), Robinho (41’), Onyekuru (51’, 69’)
SARI KARTLAR: Uğur (19’), Mariano (23’), Braz (55’), Fernando (63’)

19 Aralık 2018 Çarşamba

Galatasaray:1-1:Keçiörengücü


2-1lik deplasman galibiyetinin avantajıyla taraftarı önüne çıkan Galatasaray, "nasılsa bu turu geçtik" lakayıtlığı ile oynadığı maçtan 1-1 beraberlikle ayrılıp, Ziraat Türkiye Kupasında üst tura çıktı. Ankara'daki maça nazaran gençlerin daha az olduğu, A Takım oyuncularının sahada olduğu Galatasaray, yağmurla karışık soğuk hava altında farklı skor bekleyen taraftarını hayal kırıklığına uğrattı. Özellikle ilk devrede Galatasaraylı oyuncular sanki ayaklarında ağırlık torbası varmışçasına "koşmadan", yerinde durarak oynamayı tercih edince, rakip deplasmanda oynamasına rağmen daha fazla tehlike yarattı İsmail Çipe'nin kalesinde. O kadar kötü bir görüntü sergiledi ki ev sahibi oyuncular, iki adımdan isabetli pas atmaktan bile acizdiler.
İkinci devre "vidalar" biraz daha sıkıldı, genç oyunculardan özellikle Atalay biraz daha sorumluluk alınca, Galatasaray rakip kalede pozisyonlar da buldu ve beklediği gol Yunus'la geldi. Sonrası yine "durgunluk" ve "uyku" hali baş gösterince ilk devre net pozisyonlar kaçıran Taha, son 5 dakikada takımı adına ümit veren golü attı ama devamı gelmedi...


STAT: Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Stadyumu
HAKEMLER: Özgür Yankaya, Mehmet Cem Hanoğlu, Mustafa Savranlar, Alper Çetin
GALATASARAY: İsmail, Linnes, Ahmet, Maicon, Ömer, Selçuk, Donk, Yunus (Malik 86’), Atalay (Ali Yavuz 77’), Celil, Muğdat
KEÇİÖRENGÜCÜ: Metin, Cihan (Hakan 84’), Erdi, Batuhan (Devrim 46’), Abdülkadir, Gökhan, Sertaç, Süleyman, Seçkin (Burak 84’), Uğur, Taha
GOLLER: Yunus (65’), Taha (85’)

Dinamo Bükreş-Universitatea Craiova


"İyi ki varsın passolig. Sayende; farklı kültürler görüyor, eski stadlarda maç izliyor, yeni dostluklar ediniyor, kağıt bilet koleksiyonumu geliştiriyorum. Hala sisteme teslim olmayan tüm abilerim ve kardeşlerime selam olsun. Passolig kalksa da kalkmasa da kazanan biz olacağız. " diyordu twitter hesabında Egemen... Ne yalan söyleyeyim, manifesto gibi bu tweeti görünce dayanamadım, kendisini hiç tanımamama rağmen, yüreğimdeki hisleri paylaştığı için özelden bir tebrik ve teşekkür mesajı attım ve gitmiş olduğu Dinamo Bükreş-Universitatea Craiova maçını ultras/Movement blog için yazmasını istedim. Kırmadı bu isteğimi, Türkiye'ye döner dönmez yazacağına dair söz verdi ve bugün itibarıyla anılarını bizimle paylaştı. Ben de lafı uzatmadan, kendisine bir kere daha teşekkür ederek, sizinle bir pasolig karşıtı seyyahın anılarını paylaşayım...


Dinamo Bukres-Universitatea Craiova

Romanya, Balkanlarda gitmediğim tek ülkeydi. Bu yüzden her zaman müsait bir zamanda Romanya’ya kaçma fırsatı kolluyordum. Twitterda takılırken karşıma Bükreş’in karlar altında fotoğrafları çıktı ve gördüğüm gibi de bir Bükreş planı yapmaya başladım. Eğer Bükreş’e gideceksem güzel bir maça da denk gelmem gerek. Ama benim güzel maçtan beklentim futbol olarak değil tribünsel olarak güzellik. Ne yazık ki debileri kaçırmıştım. Takımları pek bilmediğim için Dinamo Bükreş tribününden arkadaşımla iletişime geçtim. Bana “Muhakkak Craiova maçına gelmelisin” dedi. İnternetten ufak bir araştırma yapınca aralarındaki husumeti gördüm ve Bükreş’e  biletlere bakınmaya başladım. Craiova ile Bükreş şehirlerinin arası çok uzak değil. Aynı şehrin takımları değil ama yakin şehrin takımları. İki takım da köklü ve taraftarı olan kulüpler.
Neyse lafı uzatmayayım,  uçaktır, evdir ayarladım. 2 hafta kaldı, 1 hafta kaldı, 5 gün kaldı, 3 gün kaldı derken Bükreşte’ydim. Romanya’da aşırı çingene var ama oradaki çingeneler Türkiye’deki çingeneler gibi insani darlamıyor, dilenmiyor veya para istemiyor. Tabi bunları yapan çingeneler var ama çok çok az. Bukreş’e  vardığım gibi aşık olduğum kar ve soğuk beni karşıladı. İliklerime kadar Balkan soğuğunu hissediyordum ve bu durumdan çok hoşnuttum. Bükreş şehrine bayılmadım ama izlenimlerimce kotu bir şehir de değil. Beklentilerimin azıcık altında kaldı ama yine de görülmeye deler bir şehir olduğu kanaatindeyim.



Özellikle piata unirii kısmına bayıldım diyebilirim. Boğazına düşkün birisi olarak Bükreş’e gidecek olanlara iki lezzet önerim var. Biri ünlü sokak lezzeti olan “covrigi” diğeri ise geleneksel köfteleri “mititei”. Rumenler hakkında düşüncelerim ise şöyle: İtalyanlar, Slavlar ve Balkanlar bir yerde yaşasa ortaya Rumen diye bir irk çıkar. Dilleri, kültürleri, yaşama tarzları, mutfakları gibi birçok etken bu üç kültürün karışımıyla cıkmış gibi. Tabii bu benim görüşüm.

Mac gününden bir gün önce kar yağışı şiddetini arttırdı ve maç gününde de yağmaya devam etti. Mac öncesi Dinamolu arkadaşımla buluştum, Dinamolu çocuklarla mangal yapacaktık ama yağan kardan dolayı bu plan iptal olmuştu. Mac öncesi takıldığımız mekan içinde slot makineleri olan bir konteynırdı. Bir gün önce tayfadan bir çocuğun doğum günü olduğu için 5 kasa biramız ve Polonya’dan gelen 4 sise vodkamız vardı. Git gide sayımız arttı ve ufacık konteynıra sığamaz hale geldik. Derken besteler başladı. Paok’un exo trela bestesi ritminde: “Ole ole ole ole ole ole ola Ole ole ole Buga vinde marijuana Ooooooo ketamina si heroina si lsd” söyleniyordu; anlamı ise şöyle: “Buga marijuana, ketamin, heroin ve lsd satiyor.


Sonra bir haber geldi maç yarim saat ertelenmişti. Craiova taraftarı soğukta bekliyordu ve bu durum Dinamoluları çok mutlu etmişti. Tribünde sözü geçen, yaşı bize göre hayli  büyük olan bir abi “Eğer bugün 3 farklı yenersek soyunuyoruz “dedi. Kimse buna ihtimal vermiyordu çünkü Dinamo bu sene çok kötü futbol oynuyordu. Derken yine neşeli besteler söylenmeye, alkoller içilmeye, slotlar oynanmaya başlandı. Sonra bir yarim saat daha ertelenme ve maçın iptal olabilme haberi geldi. Açıkçası bu durum biraz keyfimi kaçırmıştı çünkü buraya maç için gelmiştim. Ama korktuğum gibi olmadı. Stadyuma geçtik,  kağıt biletimizi aldık ve tribündeydik. Dinamo Bükreş taraftarının başkanla bazı problemleri varmış ve bu yüzden çoğu kesim başkanı protesto etmek için maçlara gitmiyormuş. Ayni zamanda Dinamo son 6 maçını kazanamadığı için ve hava çok soğuk olduğundan tribünlerde büyük boşluklar vardı. Craiova şampiyonluk yarışında olduğu için kendine ayrılan yeri tıka basa doldurmuştu. Deplasman tribünü ev sahibi tribününden kalabalıktı desem abartmış olmam. Mac sırasında aramızda kar topu savaşı yaptık, hava aşırı soğuktu ama içtiğimiz alkoller nedeniyle bu soğuğu pek hissetmiyorduk. Kale arkasında yaklaşık 50-60 kişiydik. Dillerini bilmediğim için bestelere tam eslik edemiyordum. İlk yari bitti ve arkadaşıma söyledikleri besteleri yazmasını istedim. Bir yandan yazıp bir yandan da tercümesini yaptı.
En çok söyledikleri bestelerden biri suydu “V-am dat afara din stadion  V-am dat afara din stadion  V-am dat afara din stadion Peste ziduri de beton!
Bu beste 10 sene önce Dinamonun Stadında; Dinamolular ile Craiovalar arasındaki mevzuya atıfta bulunuyor ve anlamı şu şekilde:” Sizi staddan dışarı tekmeledik, sizi staddan dışarı tekmeledik,  beton duvarların üzerinden sizi staddan dışarı tekmeledik” Bu beste Craiovalilari baya sinir ediyordu. Ayni zamanda Craiova tribününe doğru “mülteciler hoş geldiniz” demeleri de dikkatimden kaçmadı. Bu tarz birkaç ırkçı söylemleri de oldu ve gerginliği baya arttırdı. Ayni zamanda Craiova taraftarının kadın tribün lideriyle alakalı da bir besteleri vardı ama sözünü simdi hatırlayamayacağım, eğer merak eden olursa bana ulaşırsa bilgilendiririm.

İkinci yari başladı; sahneye İtalyan forvet Mattia Montini çıktı ve 3. golünü attı. Bir anda kendimi üstüm çıplak şekilde tellerde buldum. O karlı tribünde hep bir ağızdan “Seria per noi, Mattia Montini Lalalala!” bestesini söylüyorduk. İtalyanca bestenin anlamı  “Sen bizden birisin Mattia Montini” gibi bir şeydi sanırım ama tam net hatırlamıyorum.


Mac berbattı, tribünler tıklım tıklım değildi belki ama samimiyet, ruh ve kağıt bilet vardı. Üstü kapalı modern arenalar ve elektronik kartla “seyredilen” maçlar bana göre değil, sevemiyorum. Romantizm yapmak istemem ama hiçbir dünya kupası finali veya şampiyonlar ligi finali bana o gün yasadığım hissiyatı hissettiremez gibi geliyor. Endüstriyel futboldan, fahiş bilet fiyatlarından, ruhsuz beton yığınlarından hiç haz etmiyorum.

Buraya bir dipnot açmak istiyorum:Yurt dışında gittiğim maçlara passoligi boykot ettiğimden dolayı gidiyorum. Bundan 5 sene önce passolig gelmeden önce birçok dostum ve dost bildiğim kişiler “asla almam, asla teslim olmam” hatta “alırsam ibneyim, etek giyerim” diyordu. Çoğu sözünü yedi; kimi kartını kırdı, kimi pişman oldu, kimi halinden memnun. Ama benim simdi değinmek istediğim nokta farklı. Romanya Liginde Steaua Bükreş ve FCSB diye iki farklı takim var. Çok detay verip yazımı uzatmak istemiyorum fakat bu örnekte Steaua Bükreş şikeden, ekonomik krizden batma durumuna geldi ve FCSB takimi kuruldu. Steaua Bükreş taraftarları Outlaws, Shadows gibi gruplar bu durumu protesto etti. Dinamolu arkadaşlarımdan öğrendiğime göre başta normal seyirciler FCSB’nin maçlarına gitmeye başladı, sonra yavaştan taraftar grupları FCSB’yi desteklemeye başladılar. Şimdi taraftarı olduğum Eskişehirspor maddi imkansızlıklardan dolayı kapanma eşiğinde. Yeni bir takim kurulma söylentileri geçiyor. Benim passoligim olmadığı için Eskişehirspor’un üvey evladıyım,  söz söyleme yetkim yok ama yarın öbür gün yeni bir Eskişehirspor kurulursa umarım taraftarımız bu plastik takimi boykot eder ve bu boykot passolig boykotuna benzemez...

16 Aralık 2018 Pazar

M.Başakşehir:1-1:Galatasaray


Salı gecesi Porto maçı kaybedilmişti ama oynanan oyun gelecek için "umut" vermiş, Galatasaray coşkulu ve arzulu oynadığı zaman önünde duracak rakip yoktu, hele bir de bu oyunda "kaliteli" ayaklar olursa... Fatih Terim de Porto maçı sonrası basın toplantısında buna işaret etmiş, devre arasında "gelecek-gideceklerle" çok daha güçlü bir takım yapmanın mesajını vermişti.
Lakin, sezonun ilk devresi biterken, yeni transferlerin bir anlam kazanması için lider Başakşehir'le farkın çift hanelere çıkmaması gerekiyordu ve cumartesi gecesi Fatih Terim'in adının verildiği stadyumda "deplasmanda" oynanacak maç oldukça önemliydi.


Galatasaray "kazanmak" isterken, Başakşehir "beraberlik de fena değil" der gibi başladı oyuna. Eren, Rodrigues, Onyekuru ve Feghouli ile ileri uçta Galatasaray baskı kurarken rakibe, N'Diaye ve Fernando da orta sahayı karış karış parselliyordu. Abdullah Avcı'nın takımı top çevirecekmiş, rakibi uyutacakmış, pek o işleri başaramıyordu, daha doğrusu Galatasaray başartmıyordu.
Porto maçında bıraktığı yerden devam eden Feghouli, Başakşehir karşısında da oyunu yönlendiriyordu, maçın da ilk atağını Eren'e attığı tehlikeli pasla yapan isimdi. Sonrasında ev sahibinin Galatasaray kalesine yaptığı ilk atakta, İrfan Can'ın vuruşu Serdar'ın sırtına çarpınca, Muslera'nın bakışları arasında top filelere gidiyordu.

Kimisine göre kısmetsizlik, kimisine göre Serdar Aziz'in topa sırtını dönmesindeki pozisyon bilgisizliği, pek çoğuna göre Muslera'nın formsuzluğu Galatasaray'ın geriye düşmesinin nedeniydi.
Kendisi için oldukça önemli olan maçta mağlup duruma gelmek Galatasaraylıların moralını bozmamış, tribündeki taraftarın cesaretlendirmesi ile tekrar baskıyı kurmuştu sarı kırmızılılar ev sahibi üzerinde.
23. dakikada savunmanın arkasına sarkan Onyekuru'nun şutunu kaleci Mert zorlukla önlerken, 30. dakikada Feghouli'nin ortasında N'Diaye'nin iki savunmacı arasında kafayı vurup, seken topta da iki rakibi ve kaleciden önce topa dokunması sonrası takıma penaltı kazandırıyordu. Hakem beyaz noktayı gösterdi de, kalecinin hem ayakla hem de kolla Badou'yu "tost" ettiği pozisyonun penaltı olarak tescillenmesi için uzun uzun VAR görüntüleri incelendi... Tuhaf diye yazacağım da alıştık artık...

Eren penaltıdan maçı tekrar beraberliğe getirirken, Galatasaray prese devam ediyor, kendi oyununu rakibe "empoze" etmek istiyordu. Pozisyonlar da buluyor, ama skoru değiştirecek vuruş gelmiyordu.
Aslında, sahadaki Galatasaray'lıların da işi zordu, bir yandan rakiple mücadele ederken, bir yandan da karşılarında "Şu maçı Galatasaray kazanmasın da üzerimdeki 'Galatasaray Ümit Öztürk'ün yönettiği maçları kazanıyor' baskısı gitsin " diyen bir hakem vardı. Başakşehirli topçular "rüzgardan nem kapsa" hakem düdüğü çalıyor, insanın mücadele arzusunu bitiriyordu. Hele ki Galatasaray'ın Feghouli ile kontraya çıktığı bir anda Emre Belezoğlu tarafından düşürülmesi sonrası Emre'ye ıkıla sıkıla sarı kart gösterip, özür dilemek için de Fernando'ya da çıkarıverdi kartı...


İlk devrenin iyilerindendi Garry Rodrigues ve N'Diaye ama sakatlık sonrası soyunma odasından dönemedi ve yerine Selçuk girdi. Mehmet Demirkol bir demecinde "Rodrigues ve Onyekuru aynı anda sahada olunca, pek başarılı olamıyorlar ama ikisinden biri tek olunca, çok daha etkili oluyor" diyordu. Yalnız kalan Onyekuru da ikinci devre daha çok zorladı Başakşehir defansını da, N'Diaye ile birlikte paslaşarak geliştirdikleri atakta Eren'in penaltı noktası üzerinden kaleci bile tam kalesini kapatamamışken, topu üç direk arasına yollamak yerine ayağına dolaması saç baş yoldurdu...
52. dakikada yine Galatasaray iyi geldi, ceza sahası önü yapılan paslar sonrası Feghouli içeri girmeye yeltendi de İrfan Can'ın "sinsi" bir omuz darbesi ile yerde kaldı ama penaltı mı? Nerede...


Dakikalar ilerledikçe Galatasaray'da yorgunluk başladı, maç başı ortaya konulan baskılı oyun kendini savunma yapmaya evirince Başakşehir de Muslera'nın koruduğu kaleye daha fazla gelmeye başladı. Ama o anlarda da sahneye Uruguaylı kaleci çıktı. Yalnız adamdır ya file bekçileri, yedikleri goller akıllarda kalır, kurtarışlar "zaten yapması gereken rutin iş" olarak algılanır ve unutulur. İlk devre yediği golü affetirecek bir çok top çıkardı Muslera ama akıllarda Bajic'in 59'daki şutu, 82'de Caicara'nın füzesi, Visca'nın önünden topu çalması, Adebayor'un kafası üzerinden yumurukladığı top kalmayacak da hep o lanet olasıca gol konuşulacak...


Yorulup, oyunu kendi yarı sahasında kabul eden Galatasaray, maç biterken bir kez daha galibiyete yaklaştı da, Onyekuru berbat bir vuruşla skoru değiştiremedi...


Kazanması gereken Galatasaray, sahadan beraberlikle ayrılıp, en azından puan farkının açılmamasını sağlarken, ikili averajı da rakibine vermemiş oldu. Abdullah Avcı maçtan sonra neler dedi bilmem de, rakibinin hocasının kulübede olmadığı, oyun kurucularının sakat olduğu ve golcüsünün olmadığı bir takımı yenememek onlar adına büyük bir "başarısızlık"... Proje takım olarak kurulup "şampiyonluk" hedefleyen ve "az da kollanmayan" Başakşehir bu sene de hedefi ıskalayacaktır, zira ligin en kritik maçına çıkarken, arkalarında taraftarı ( taraftarı geçelim seyircisi) bile yok... Koca stadyumda deplasmana gelen Galatasaraylıların tezahüratlarını dinledik maç boyu. Bi' ara ne diyorlardı "100 lira verelim Cim Bom diye bağırın" mı neydi...


Galatasaray ise önce pazar gecesi Sivas maçını kayıpsız atlatıp, devre arasına girecek ve yapacağı transferlerle ikinci yarı bomba gibi dönecektir.
Hatta size bir öngörüde bulunayım, Galatasaray ligin ikinci yarısında Ali Sami Yen'de Başakşehir'i yenecek ve şampiyonluğu ilan edecektir. Pasoligi olan arkadaşlar, kupa töreni için şimdiden Sivas'a uçak biletlerini ayırtsınlar, erken alınca oldukça ucuz oluyor da...


STAT: Başakşehir Fatih Terim Stadyumu
HAKEMLER: Ümit Öztürk, Asım Yusuf Öz, Osman Gökhan Bilir, Serkan Çınar
VAR HAKEMLERİ: Barış Şimşek, Serkan Tokat, Kerem Ersoy
MEDİPOL BAŞAKŞEHİR: Mert, Caiçara, Mahmut, Epureanu, Clichy, Emre, İrfan, Napoleoni (Elia 67’), Mossoro (Soner 90’), Visca, Bajic (Adebayor 67’)
GALATASARAY: Muslera, Mariano, Serdar, Ozan, Nagatomo, Fernando, Ndiaye, Onyekuru, Feghouli, Rodrigues (Selçuk 46’), Eren (Linnes 83’)
GOLLER: İrfan (18’), Eren (30’)
SARI KARTLAR: Serdar (31’), Emre (45’), Fernando (45’), Mahmut (47’), Epureanu (74’), Caiçara (85’)

12 Aralık 2018 Çarşamba

Galatasaray:2-3:Porto


"Mitolojinin diliyle konuşacak olursak, Galatasaray bir yazgıyla dünyaya gelmiş bir kahramandır" diyor Melih Şabanoğlu Galatasaray tarihini anlattığı Kuruluş: Mekteb-i Sultani'den Galatasaray Spor Kulübü'ne Türkiye'de Futbolun Erken Çağı adlı kitabında. "Onun yazgısı, 'Türk olmayan takımları yenmektir.' Yazgısı onları yenince gerçekleşecektir. Her Avrupa takımına karşı alınan galibiyet, gerçekte yazgının hem yerine gelmesi  hem de bu yazgılı kahramanın kutsanmasıdır." diye devam ederken yazar sözlerine, Türk takımlarla yaptığı maçları da Avrupa'ya gitmek için "teferruat" olarak nitelendiriyor
Ligde yaşadığı "çalkantılı" dönemler sonrası Şampiyonlar Liginde son maçına çıkan Galatasaray, tam da kuruluş ilkesine uygun bir maç çıkardı Portekiz ekibi Porto karşısında. 90 dakika sonrası belki tabelada mağlubiyet yazıyordu ama tribünlerdeki taraftarlar mutlu olarak evlerine dönerken, sahadaki futbolcular da formayı ıslatmanın vicdani rahatlığı ile Ali Sami Yen çimlerini terk ediyorlardı. Hani derler ya, "galiptir bu yolda mağlup" diye, kara bulutların takımın üstünde bir karabasana dönmeye koyulduğu bu günlerde, Avrupa arenasında ortaya konulan "mücadeleci ve hırslı" oyun, gelecek için de ümitleri tekrar yeşertiyordu...


Portekiz'de Casillas'ın maçın kahramanı olarak devleştiği maçta kaçırdığı pozisyonları, bu gece de kaçırmaya devam ediyordu Galatasaray kendi seyircisi önünde. 10. dakikada mavi-beyazlı ekibin ceza sahası içinde meydana gelen karambolde Rodrigues'in şutunu Portolu savunmacılar elle çıkarınca maçın Belaruslu hakemi önce penaltı vermeye yeltendi, lakin sahada kaç tane yardımcı hakem varsa hepsinin görüşünü aldıktan sonra tuhaftır "ofsayta" karar kıldı. Konsantreydi Galatasaray maça, taraftarının hakemin düdüğünü duyulmayacak kadar çıkardığı uğultulu ortamda galibiyet arzuluyordu ve pozisyonlar da buluyordu. Rodrigues, Rize maçında oynadığı "bencil" oyun sonrası uyarılmış olacak ki, daha çok arkadaşlarına oynuyor, Mariano-Feghouli ikilisi Alex Telles'i oldukça zorluyordu. O anlardan birinde Feghouli'nin klas hareketlerle ceza sahasına girdiği ve Eren'e "al da at" diye yuvarladığı topa Galatasaray'ın golcüsü müthiş derecede kötü vurdu. Kırılma anı derler ya, maçın Galatasaray adına ilk dönüm noktasıydı Eren'in kaçırdığı pozisyondu.  Top ağlarla buluşsa, seyirciyi arkasına alan Galatasaray belki de ikinci golü arayacakken, üç dakika sonrasında Alex Telles'in öpücükle motive ettiği top, Muslera'nın koruduğu kalenin filelerine takılıyordu.


Beklemediği anda kalesinde golü görmek sahadaki topçularda hayal kırıklığı yaratırken, "yine mi mağlubiyet" hissi uyandırmaya başlamış, ilk dakikalardaki baskı ve "heyecan" sönmeye yüz tutmuştu. Taraftarın "pes etmeyen" inadı ile yüreklendirdiği ettiği topçular, tekrar kendilerine gelip rakip kalede beraberlik ararken, hiç beklemediği bir anda hakem penaltı noktasını gösteriyordu. Maç esnasında herhangi bir müdahale görememişken, maçtan sonra her açıdan tekrarlardan yine Mariano'nun Hernani'ye müdahalesini yakalayamadık. Aslında hakem de görememişti pozisyonu, Fernando görüş açısını kapamıştı da, Porto'lu oyuncunun düşüşü hakemi aldatmıştı.


Marega penaltıda hata yapmamış, deplasman takımını 2-0 öne geçirmişti de, sanki Galatasaray öndeymiş gibi daha coşkulu bağırıyordu sarı-kırmızılı taraftarlar. Tribünlerdeki coşkunun sahaya yansıması da çok zaman almadı, N'Diaye'nin ara pasında Garry Rodrigues ceza sahası içinde düşürülünce hakem bu kez Galatasaray lehine beyaz noktayı gösteriyordu.
Ve topun başına geçen Feghouli, klasına uygun bir vuruşla farkı bire indirirken, soyunma odasına da daha ümitli yolluyordu arkadaşlarını...

İkinci devre Donk'un yerine Onyekuru'yu alan Fatih Terim, o meşhur soyunma odası konuşmalarından birini yapmış olmalı ki oyuncularına, "aç aslanlar" gibi çıktılar yeşil çimlere Galatasaraylılar. 48. dakikada Eren'in pasında Rodrigues kötü vurdu, pek zorlamadı Casillas'ı da, 8 dakika sonra Mariano-Feghouli işbirliği sonrası ceza sahasına giren Cezayirli oyuncunun pasında Onyekuru "çömezce" vurmasa İspanyol kaleci sadece topa bakmakla yetinecekti.
İlk devre Eren'in kaçırdığı pozisyonda olduğu gibi, Onyekuru topu auta atınca, dönen topta Ozan'ın hatasıyla başlayan Porto atağında Hernani ceza sahasına girip, boş pozisyondaki Oliveira'ya asisti yapınca, Galatasaray yine iki farklı geriye düşüyordu.


Deplasmanda oynamasına rağmen Porto yakaladığını kale çizgisinden geçiriyor ama top Galatasaraylılara bir türlü gülmüyordu. Yine bir korner kullanılıyor, seken top Eren'in önünde kalıyor ve golcü futbolcu iki adımdan topu auta yolluyordu. Beceriksizlik, şanssızlık sarı-kırmızılıların gol sevinci yaşamasını engelliyordu ama taraftar gol istiyordu, coşkuyu arttırıyordu. Ve 66. dakikada Rodrigues'in ceza sahasında yaptığı yerden ortada Eren "nihayet" fileleri havalandırıyordu. 3-2 yetmezdi, önce beraberlik, sonra da galibiyet golü arzulanıyordu ve bir dakika sonrasında Garry'nin düşürülmesiyle hakem bir kez daha penaltı noktasını işaret ediyordu. Topu eline Feghouli almıştı da Garry Rodrigues'in de gözü yok değildi yapılacak 11 metre vuruşunda. Onun nazarı mı desek, Casillas'la ikinci kez düelloya çıkmanın stresi mi desek bilemiyorum da ilk penaltıda ne kadar klas vurduysa Feghouli, ikincisini o kadar kötü attı ve topu üst direğe nişanladı.
Al sana nur topu gibi "kırılma anı"... Üç üçlük beraberlik, sonrasında da diğer golleri getirecekti, ama olmadı, Feghouli Casillas'ı ikinci kez mağlup edemedi.


Kalan dakikalarda Galatasaray yine baskılıydı, Porto teknik direktörü oyunu soğutmak için sürekli oyuncu değişikliği yaptı ama baskıyı durduramadı. Tribündekilerin ve Muslera'nın aklında o unutulmaz Real Madrid rövanş maçı vardı. Nasıl da tir tir titremişti Mourinho, maçın bitmesi için içten içe dualar etmişti. Ah o 80. dakikada Drogba'nın pozisyonu ofsayt olmasaydı...  2001'de Sami Yen'de 2-0'dan geri gelip 3-2 yenmişti Galatasaray, Real'i... Dedik ya genlerinde vardı Galatasaray'ın Avrupa'da destanlar yazmak... Neden bu gece de olmasındı?


Kalan dakikalarda sağlı sollu ataklarla gol için yüklenirken Porto kalesine, birden tribünlerden "Başarılar gelir geçer, asaletin bize yeter" bestesini duyduk. Maçın bitmesine 3 dakika, 5 dakika da uzatma, 8 dakikalık süre vardı... Bu da taraftarın kusuru olsun derken, "Dağ başını duman almış" tekrar başladı da, topçular maçtan kopmamış oldular...

Kaleye 14 şut çekip, sayısız pozisyon yakalayıp, %61 topa hakim olup, üstelik bir de penaltı kaçırınca Galatasaray sahadan mağlubiyetle ayrıldı ama hem oynadığı oyun, hem de Almanya'dan gelen Schalke galibiyet haberi sevenlerinin yüreklerini ferahlatmaya yetti de arttı bile...

Ne diyelim, darısı UEFA Avrupa Ligine... Müzeye aynı kupadan bir tane daha neden gelmesin?


STAT: Ali Sami Yen Spor Kompleksi
HAKEMLER: Aleksei Kulbakov, Dmitri Zhuk, Oleg Maslyanko, Yury Komchenko, Denis Scherbakov, Dzmitry Dzmitryieu
GALATASARAY: Muslera, Mariano, Maicon, Ozan, Nagatomo, Donk (Onyekuru 46’), Fernando, Ndiaye, Feghouli (Muğdat 89’), Rodrigues, Eren
PORTO: Casillas, Pereira, Felipe, Diogo, Telles, Oliveira (Awaziem 83’), Herrera, Danilo, Adrian (Pereira 72’), Hernani (Marco 73’), Marega
GOLLER: Felipe (17’), Marega (42’), Feghouli (45+’), Oliveira (57’), Eren (66’)
SARI KARTLAR: Marega (87’), Fernando (87’)

10 Aralık 2018 Pazartesi

Galatasaray:2-2:Çaykur Rizespor


Ders almıyoruz...
Vallahi de billahi de ders almıyoruz...
Ne taraftar, ne topçu, ne de kenar yönetim başımıza gelenlerden ders almıyor...
Geçen sezondan hatıralarımızın canlandığı Rodriguez-Yuto paslaşmasıyla sol kanattan yapılan ortaya Eren Derdiyok harika yükselip, yaptığı kafa vuruşuyla Galatasaray'ı 2-0 öne geçirdikten sonra başlamıştı tribündeki taraftarlar telefonlarının ışıklarını açıp "melankolik" sallanmalı tezahüratlara...
"Eyvah" diye geçirdim içimden "Fener maçı gibi olmaz umarım"...
Keşke yanılsaydım da, aynı senaryoyu seyretmiş olmak fena halde canımı yaktı...
Fenerbahçe karşısında da Linnes'in golü sonrası tribünler "Üç üç üç" diye başlamış, "işin ciddiyeti" bir kenara bırakılmış ve aynı durum sahadaki futbolculara da yansıyınca ufak tefek "gevşeklikleri," rakip affetmemiş ve birden skor 2-2ye gelivermişti.


Oysa, fena da başlamamıştı gece Galatasaray adına. Hafta içi Ankara'da Keçiörengücü karşısında gençlerden oluşan kadro ile güzel bir galibiyet alınmış, maça da geçen sezon sıkça gördüğümüz gibi otobüsün camlarını yumruklayarak, konsantre bir şekilde gelmişti Fatih Terim'in topçuları. Cezalı ve sakatların birer ikişer dönmesi ile kadro da orta sahadakiler haricinde pek eksik değildi. Hatta Rodriguez, Onyekuru, Eren ve Muğdat'tan "dördü bir yerde" bir forvet hattı oluşturmuştu Fatih Terim... Savunmada kupa maçında Ahmet Çalık'ı beğenmiş olmalı Fatih Terim, Maicon'u kulübede oturtup, Ahmet'le Ozan'ı "partnerlemişti"...

Uzun bir aradan sonra cumartesi gecesi sevenlerinin karşısına çıkmış Galatasaray, beklendiği gibi baskılı başladı Okan Buruk'un takımının karşısında oyuna. 5. dakikada Garry Rodriguez meşhur ayak içi plaselerden denedi, iki dakika sonrasında Onyekuru yaptığı presle kaptığı topla kaleyi zorladı. Dalga dalga gelmiyordu Rize kalesine Galatasaray ama yine de ataklar yapıyordu, 13. dakikada yine Onyekuru'nun kaptığı topta, Nijeryalı oyuncu Rodriguez'in önüne yuvarladı ve Garry yine ayak içi denedi, auta gitti meşin yuvarlak... Selçuk ve Feghouli orta sahada oyunu yönlendirmek istiyorlardı ama fiziki olarak "zayıf" kalınca tempoyu maçın tamamına yaymak pek mümkün olmuyordu.
20 ile 30 dakikalar arasındaki periyot "tatsız tuzsuz" geçince, tekrar oyunun hakimiyetine eline alan Galatasaray, Selçuk'la uzaktan denedi, top kalecide kaldı, Onyekuru "fantastik" bir rövoşeta ile skor yapmak istedi kaleci Gökhan başarılıydı da, Feghouli'nin başlattığı atakta Rodrigues yine topa vurmadı, "çekti ve kaptırdı" da şans yanındaydı, seken top bir kaz daha önüne düştü ve bir füze ile sıfır sıfırı bozdu 7 numaralı oyuncu...


Galatasaray aradığı golü buldu bulmasına da hakemler golü resmiyete kavuşturmamak adına pek zorlandılar. Rakipten gelen topta ofsayt aradılar, VAR hakemleri baktı yetmedi, Ali Palabıyık ofsayta bakmak için VAR kamerasına gitti. Hatta bir ilk olarak dördüncü hakem de yanına geldi ve ikisi tartıştılar pozisyonu... Ve istemeye istemeye golü verdiler...

İlk yarı son beş dakikada bulduğu golle soyunma odasına önde giden Galatasaray'da dikkat çeken nokta, Garry olsun, Mariano olsun, Feghouli olsun Muğdat'a pek pas vermemeleriydi. Tam tersi de Eren sürekli Muğdat'ı görmek istiyor, diğer arkadaşlarını "görmezden" geliyordu. Öte yandan Mariano oldukça zekice işler yapıyor, herkesin orta beklediği anlarda ara pası salıyordu ceza sahası içine. Gol atan Garry Rodriguez ise sürekli topu çekip, rakibine çalım deniyor ve topu kaptırıyordu.


İkinci devre Muğdat'ı kenara alıp, yerine Linnes'i sokan Ümit Davala, Mariano'yu da orta alana koyup, o bölgede Brezilyalı oyuncunun enerjisi ve yaratıcılığından faydalanmak istedi. İşler fena da gitmedi, aranan ikinci gol de geldi ve yazının başında belirttiğimiz "tehlikeli ve gereksiz" işlere başladık, hem taraftar, hem topçular, hem de saha kenarı...
Taraftar gevşeyince topçular da gevşedi, "ciddiyet" azaldı, maç kafalarda bitti de ceza sahasında seken topta Umar çok sert vurdu ve farkı bire indirdi. Yenilen gol akılları başa getirmesi gerekirken, "laubalik" son sürat devam ediyordu, 69. dakikada üçe ikiye pozisyonda Eren'in pasında Garry yine "topu çekmeyi" dendi ve bilmem kaçıncı kez kaptırdı. Beş dakika sonra Selçuk'un pasında yine Garry ceza sahasında topu kontrol edemedi. Galatasaray sanki mağlupmuşçasına "şuursuzca" rakibin kalesine gelmeye çalışırken, deplasman takımı kontra ataklarla Muslera'nın kalesine ilk yarıya göre daha tehlikeli geliyordu.
80. dakikada kazanılan serbest vuruşu eski Selçuk olsa penaltı atar gibi köşeye topu bırakacaktı da artık o çamlar bardak olmuş, top auta gitti ve dönen topta ceza sahasında Ahmet'in sektirdiği topta Samudio iyi bir golcü dokunuşuyla beraberliği sağladı...


Üç puanı cepte bilirken, şok iki golle beraberliğe düşen Galatasaray galibiyet golü için Maicon'u oyuna aldı, Brezilyalının rakip ceza sahası cıvarında indireceği toplardan gol aradı da, bu kez Maicon diğer maçlardaki kadar başarılı değildi. İlginçtir, geçen hafta olduğu gibi Ömer Bayram yine gelen ortada voleyi çaktı, yine top auta gitti. Kayseri, Beşiktaş ve Rize maçlarında Ömer Bayram sürekli altı pas içinde vole çakıyor ve sürekli auta gidiyor. Pozisyona girmesi iyi de vuruş çalışması gerekmez mi?

Son yarım saati "felaket" oynayan, hatta  maçın son dakikalarında  Muslera ve Ozan olmasaydı yenik duruma da düşebilecek olan Galatasaray yine de üç puanı kazanacaktı belki de ama Ali Palabıyık ve VAR ekibi sahneye çıktılar ve iki puanı çaldılar. Ceza sahası içine atılan bir ara pasta Linnes topla giderken, Rizeli oyuncunun itmesiyle yerde kaldı ama hakem nedense penaltı noktasını göstermedi. "Hakem VAR'a gitse penaltı olduğunu görürdü, ben hakemleri aldatmam, rakip hamle yapmasa yere düşmezdim" diyen Linnes, memlekette bulunduğu sürece bu sözlerinin doğruluğunu ispat eden davranışlarda bulunmadı mı?



STAT: Türk Telekom Stadyumu
HAKEMLER: Ali Palabıyık, Kemal Yılmaz, Serkan Olguncan, Abdülkadir Bitigen
VAR HAKEMLERİ: Koray Gençerler, Mustafa Öğretmenoğlu
GALATASARAY: Muslera, Mariano, Ahmet, Ozan, Nagatomo, Selçuk, Feghouli (Maicon 86’), Rodrigues, Onyekuru (Ömer 76’), Muğdat (Linnes 46’), Eren
ÇAYKUR RİZESPOR: Gökhan, Orhan, Saadane, Brabec (Süleyman 79’), Mehmet, Petrucci, Abdullah, Umar, Samudio, Boldrin (Fink 85’), Muriqi
GOLLER: Rodrigues (40’), Eren (58’), Umar (67’), Samudio (80’)
SARI KARTLAR: Nagatomo (60’), Orhan (63’), Selçuk (71’)

Blog Widget by LinkWithin