17 Ekim 2017 Salı

Holigancılık Oynayan Veletler


"İçindeki benim olsun, para verdim, abi, öğrenciyim" diye Galatasaray formasını kaptırmamak isterken, ana avrat küfürler ve yediği tokatlarla tanıdık Muğla'dan Konya'ya üniversite okumaya gelen Hakan Karaoğlu'nu. Saldırıya uğradığı yer de manidardı, "İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol, gel!.. Bizim dergahımız ümitsizlik dergahı değildir. Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel!" diyen Mevlana'nın memleketiydi... Saldırganlar da  "tüy sikletti", liseli veletlerdi ama sırtlanlar gibi dört beş kişi çullanmışlardı Hakan'ın üzerine... Yaptıkları "kahpeliği" de sözüm ona "tribüncülük" adına yapıyorlar, "Support Your Local Team" felsefesini de instagram ya da facebooktaki bir kaç "yabancı tribün"fotoğrafından ibaret zannetikleri kesindi... Ama işte bu sosyal medya hastalığı, "klavye delikanlılığı"bu veletleri kendi silahları ile vurulmasını sağladı. Çekmiş oldukları videoyu kendi sosyal medya hesaplarından yayınlayınca, böbürlenmeye fırsat bulamadan işledikleri suçun faali olarak göz altına alındılar. Dedik ya "holigancılık" oynayan veletler diye, başlarında bir abileri olsa, zaten böyle bir saldırı gerçekleşmezdi de, hadi "şeytana uydular", kendi reklamlarını yapmazlardı. Boşuna demiyordu rahmetli Alpaslan Dikmen gitmiş olduğumuz deplasmanlarda vakti evvelinde bizlere, ki o vakitler ne twitter ne de instagram vardı, "Çocuklar, burda yediğiniz her halt, bu otobüsün içinde kalacak, öyle fotum sayfalarında filan yazılar istemiyorum" diye, gerçi bir halt ettiğimiz yoktu, üniversiteli "pırıl pırıl" çocuklardık, sokakta değil, tribün içinde beste, pankart ve koreografilerle rekabet etmekti amacımız...

Ama memleketin tribün "potporisi"nde maalesef böyle çakallıklar öncede yaşandı, şimdi de yaşanıyor... Bağdat Caddesinde Galatasaray'ın şampiyonluk kutlamalarında genç kızların formalarının çıkarıldığını da duyduk, Çarşı'dan geçen arabaların taşlandığını da... "Beyoğlu sadece Cim Bom Bom'undur" diye bağırarak Fenerbahçeli de kovalamıştır İstiklal caddesinde sarı-kırmızı taraftarlar da, yerde yatana, çoluk çocuğa saldıranı duymadık...

İstanbul'da bu tip vakalar nispetten az yaşanırken, Anadolu'da "şehr-i müdafa" bahanesiyle "Kahpe Bizans İstanbul" diyerek neredeyse her şehirde buna benzer saldırılar gerçekleşiyor. Bu işleri yapanlar da genellikle "veletler" oluyor, kendi şehri dışına çıkmamış, deplasman havası solumamış, tribün ruhu nedir bilmeyen "holigancıklar"... Amatör liglerde de görüyoruz, bölgesel lig karşılaşmalarında da, kendi sahasında oynarken rakibe ağız dolusu sinkaflar saydıran gençler, vakit deplasmana gelince "sırra kıdem basıyorlar", onların yaptığının cezasını sahada top oynayan futbolcular ile mecburen rakip sahaya giden yöneticiler çekiyor... Tribünleri ve camiaları birbirine düşürenler "kendi çöplüklerinin horozu" oluyor...

Bu yazıyı yazarken Beyaz TV ekranlarına yansıdı Konyalı bu "veletler"in maçtan önce çekmiş oldukları görüntüler, "Beşiktaş'la oynadığımız Süper Kupa maçında bilerek sahaya girdik, isteyerek meşale attık " diyorlardı yaptıkları suçun ciddiyetini hala anlamamış olarak ve sırıtarak, bir de Anadolu'ya şehir takımı tutmanın önemini anlatan Bursa taraftarını aşağılayarak "Bursalıları şurda dövdük" gibi gerçekle alakası olmayan lakırtılar da etmekteydiler. Oysa, "kıyısından köşesinden" taraftarlığı bilseler, giydikleri ultras t-shirtlerin manasını anlamış olsalar, şehirlerine tuttuğu takımın peşinden gelmiş taraftara saldırmak yerine saygı duyarlardı, ama nerede... Gerçi, onlar saldırdı Hakan'a ama o hareket Galatasaray taraftarını ayağa kaldırdı, bütünleştirdi, ne kadar güçlü olabileceklerini de gösterdi. Hatta, Fenerbahçeli ve Beşiktaşlı taraftar gruplarından gelen destek mesajlarını gördükçe, bir üniversiteli genç ezeli rakipleri Galatasaray-Fenerbahçe derbisi öncesi inanılmaz bir şekilde bir araya getirdi...

Konya'ya üniversite okumaya gelen Hakan'ın yaşadıklarından Bursaspor-Ankaragücü kardeşliğinin tohumlarını eken başka bir üniversiteli rahmetli Abdül'ün hikayesiyle sonlandıralım yazımızı. Bursaspor Supporters Club'un kurucularından Tarkan anlatıyor hikayeyi, buyurun:

"yıllardan 1990 olması lazım, yaşım 18. iç sahada dış sahada bursasporun bütün maçlarına gidiyoruz. texas isim yapmış, yaşatmak bize düşmüş. yaşıyoruz, yaşatıyoruz. o zamanlar bir abdül abimiz vardı. tribünlerin görüp görebileceği en fantastik kahramanlardan insanlardan biri. bütün tribüne jargonuna hakim, sevilen, sayılan, tam bir lider, gel dese öl dese peşinden 1000 kişinin öleceği bir insan. bir texas efsanesi. abdül abi kardeşiyle birlikte ankaraya üniversiteye gitmişti. ama tribüncülük kanına işlediği için orada da rahat durmadı, üniversitedeki çevresiyle birlikte başladı ankaragücü maçlarına gitmeye. ankaragücü tribünün kafa adamlarıyla tanışması böyle başladı. zaten delikanlılığı kendisinden önce gelen biri olduğu için orada da hemen sevildi, sayıldı. ankaragücü tribünüyle birlikte istanbul takımlarına karşı kavgalara da onlarla beraber girdi. bursalı olduğu kadar ankaralı oldu. çevresinde ki ankaragüçlülerde bursasporu onunla tanıdılar, sevdiler. sonra abdül abi üniversiteden mezun oldu ve asteğmen olarak mardin'e gitti. mardin'de şehit düştü abdül abi. haber bursa tribünlerine ulaştı. herkesin canı yandı. abdül abi ölmüş dediler. tam ertesinde bursa'nın sezon açılışı vardı, adını hatırlayamadım şimdi, yabancı bir takımlaydı. maçın başından önce sahanın içinde sarı lacivert formalı, atkılı bir grup göründü. texas tribünlerinin karşısına geçtiler ve ellerindeki pankartı açtılar, pankartta "abdül ölmedi kalbimizde yaşıyor" yazılıydı. ankaragücü tribününün önde gelen isimlerinin bu hareketi hafızalara kazındı"...


15 Ekim 2017 Pazar

Atiker Konyaspor:0-2:Galatasaray


Bu sefer de Konyaspor'lu Selim çıktı kameraların karşısına ve iddalı konuştu Galatasaray maçı öncesi: "Benim Konya’da 9. sezonum. Bu zamana kadar Galatasaray karşısında hiç galip gelemedik. İnşallah bu maç galip geliriz ve Galatasaray’ı durduran takım oluruz. Güzel bir galibiyet alacağımıza inanıyorum. " Oysa bu sene, Antalyaspor'luları dışında Galatasaray'ın oynadığı rakipleri hep konuşmuş, hepsi de sahada "boylarının ölçüsünü" almıştı... Yapmayın kardeşim, "kızdırmayın aslanı", sonra parçalıyor, üzülüyorsunuz... 2000 yılındaki UEFA finali öncesi Arsenal'in hocası Arsene Wenger kupanın kazanılması sonrası kutlamalarda kullanılmak üzere şampanyalar sipariş etmiş, finali kaybedince jest yapıp, kasa kasa şampanyayı Galatasaray soyunma odasına yollamıştı. Bu gece sarı-kırmızılı topçuların maçtan sonra soyunma odasında yedikleri etli ekmekleri Selim Ay ısmarlamış olmasın... Mümkündür...


Milli aranın istim üstündeki takımlara yaramadığını Antalya beraberliği ile "acı" bir şekilde yaşamıştı Galatasaray'lı topçular da, bu sefer puan kaybına tahammülleri yoktu, hele ki Fenerbahçe derbisi öncesi. Igor Tudor maçın ne kadar kritik olduğunu şüphesiz ki anlatmıştır oyuncularına ama kart cezası sınırındaki Serdar Aziz'le maça başlamamak, hocanın da kafasında derbi karşılaşması olduğunu gösteriyordu. Hal böyleyken, sahadaki topçular da ilk devre ruh gibi dolaştılar sahada, kafalar bir hafta sonrasını yaşar gibiydi... Taa ki, Rodriguez'in sakatlanıp yerini Selçuk İnan'a bırakana kadar. Kaç sezondur bilmem, sayısını unuttuk, Selçuk kendisini Galatasaray'a transfer ettiren ve takım kaptanlığına kadar yükselten oyun tarzını bırakmış, "yana yana, geriye geriye" oynarken, ilk defa istatistik kağıdına oynamadı, cesurca "ısrarla" ileri oynadı ve Gomis'in attığı ilk golde asistle birlikte takımı sürekli olarak ileriye taşıyan adam oldu. Igor Tudor, "kaptanına" hep sahip çıkmıştı, bu gece de "keyfini" sürebilir bu ısrarının da, Selçuk da maçtan sonra "sosyal medyaya" baktığında şunu görecektir: Forma çıkarma hadisesi bir yana, "kaçak güreşmeyip" Prekazi'nin formasına layik oynadığında taraftar kendisini alkışlayacaktır...


Yabancı oyuncu sınırlanmasının konuşulduğu bu günlerde, Tudor'un Konyaspor karşısındaki ilk onbir tercihi de tarih kitaplarına geçecek türdendir, İstiklal Marşı okunurken Galatasaray formasıyla sahada Türk oyuncu yoktu, belki de ilk defa Türkiye Liglerinde bir takım yerli oyuncu olmadan sahadaydı... Tabii ki, bu hadise Galatasaray'ın "uygun adın marş marş" yürüyüşünü durdurmak için bu hafta içinde bolca konuşulacaktır da, Selçuk Inan'ın milli maçta ve bu gece Konya karşısındaki formu, kaliteli yabancının Türk topçuları nasıl değiştirdiğine dair kimse tek kelam etmeyecektir. Forma garantiyken "yatanlar", pabucun pahalı olduğunu görünce çalışmaya da başladılar ve formayı "tırnaklarıyla kazıyarak" sırtlarına geçiriyorlar...32. dakikada oyuna giren Selçuk, oynadığı oyunla, belki de Fenerbahçe karşısında ilk onbirde sahaya çıkacaktır...

Gomis attığı goller, Maicon yaptığı yerinde müdahaleler, Fernando da "savunma beyni" olarak her maç sonrası adından söz ettiriyor ama Galatasaray adına sahada Feghouli diye bir yıldız pırıl pırıl parlıyor, sağdan atıp soldan geçiyor, bacak arası yapıyor, topuk pasla rakibi pazara yolluyor ve ceza sahası dışından da oldukça tehditkar. Tribünler böyle topçulara bayılır, onlar da taraftarla bütünleşince daha da "coşarlar", Sofiane Feghouli de "bayrak adam" olma yolunda son sürat ilerliyor. Sakatlıktan döndüğünde Tolga Ciğerci artık formayı geri almak için Cezayirli meslektaşına değil, Belhanda'ya bakacak zira geldiğinden beri bir türlü "alışamadı" takıma 10 numara. İstatistik sitelerini taramadım ama Belhanda'nın maç boyu attığı isabetli paslar bir elin parmaklarını geçmemiştir, hep rakibe verdi ayağına gelen topları... Eskiden gazeteler maçtan sonra kadroları verir, topçuların adlarının yanına parantez içinde yıldız verirdi, Belhanda Konya maçında (*) aldı bizim nazarımızda...


Seyircisiz maçları oldum olası sevmedim, hazırlık karşılaşması havası yaratıyorlar televizyon karşısında biz seyredenlere de, ev sahibi taraftar suç işlediyse, rakibi cezalandırmanın manası ne anlayışıyla deplasman tribünün açılması da "eyyam" dışında bir şey değil. Deplasman tribünü de derbiler de kapatıyorlar ya, o zaten yakışıksız, anlamsız, manasız, futbolun ruhuna aykırı... Kapatmayın kardeşim tribünleri, kapatmayın... Suçlu olan cezasını çeksin de, bütün şehri cezalandırmanın anlamı ne?


Maçın hakemi ile ilgili iki kelam ederek bitirelim bu geceki yazıyı. Özgür Yankaya, dört sene evvel Gaziantep-Galatasaray maçında yaptığı refleksin hala "baskısını" yaşarcasına düdük çaldı bu gece Konya maçında. Basından gelen tepkiler o kadar bilinç altına yerleşmiş ki, düdüklerini hep ev sahibinden yana kullandı, Galatasaray lehine kolay faul çalmaktan kaçındı, sarı-kırmızılılara faul verirken hep tereddüt etti ki, Gomis'e Ali Turan'ın yaptığı penaltıyı bile top kaleciden dönüp, ceza sahası dışına uzaklaştıktan sonra 5 saniye arayla çaldı... Yapma hocam...


STAT: Konya Büyükşehir Belediye Stadyumu
HAKEMLER: Özgür Yankaya, Baki Tuncay Akkın, Serkan Ok, Serkan Çınar
ATİKER KONYASPOR: Serkan, Skubic, Ali Turan, Filipovic, Ömer Ali, Bourabia, Jonsson (Manyama), Musa Araz, Fofana (Ezekiel 73), Milosevic, Friday Eze (Evouna 66)
GALATASARAY: Muslera, Mariano, Maicon, Denayer, Latovlevici (Serdar 79), Feghouli, Belhanda, Ndiaye, Rodrigues (Selçuk 32), Fernando, Gomis (Eren 81)
GOLLER: Gomis 54 ve 77
SARI KART: Jonsson, Ali Turan / Ndiaye

10 Ekim 2017 Salı

Dünya Kupası Formaları Sızdırıldı



Rusya'da 2018 yazında yapılacak olan Dünya Kupası'na katılacak olan takımlar bir bir ortaya çıkarken, ülkelerin bu turnuvada giyeceği formalar da futbolseverler tarafından merak edilmeye başlandı. Takımların resmi malzeme tedarikçileri de boş durmuyor, sponspor oldukları ülkelerin "podyumda" en şık gözükmesi için çalışmalara çoktan başlamışlar bile. Adidas'ın Almanya, Arjantin, Rusya, Kolombiya ve Meksika için tasarladığı formalar internet alemine şimdiden "sızdırılmış"bile. Öncelikle Almanlar'ın İtalya 90'da çok tutulan formasının "renksiz" ve modernize versiyonu ile panzerler Rusya'da boy gösterirken, Kolombiya da eğer turnuvaya katılma hakkı kazanırsa onlar da 1990'daki turnuvanın izlerini taşıdıkları ekipmanla taraftarlarının önüne çıkacaklar. Arjantin yarın Ekvator'dan galibiyetle dönerse her zamanki mavi-beyaz çubuklusu ile Moskova'da arz-ı endam edecek. Tabii ev sahibini de unutmayalım, onlar da "kızıla" boyayacaklar yeşil çimleri...






Çaylakların Saç Traşı


Kim başlattı, nasıl ortaya çıktı hatırlamıyorum ama Galatasaray kamplarında yıllardır "ilginç" bir uygulama var: kampa alt yapıdan katılan "çaylak" topçuların saçları "sıfıra" vurulur. Büyük bir heyecan ve arzuyla kampa gelen yeniler, "abileri"nin gösterdiği koltuğa otururlar ve makineyi eline alan takımın "eskisi"  hamarat bir berber edasıyla kazır çocukların kafasını. Bazı spor yazarları bunu çok sert bir şekilde eleştirmiş olsa da bu gelenek memleket sınırlarını aşmış gözüküyor. Brezilya milli takımına ilk defa davet edilen Monaco'nun 21 yaşındaki sol beki Jorge'nin saçlarını da Neymar kazımış ve instagram story'sinide paylaşmış, "çaylak" oyuncuya hoşgeldin demiş... Bakalım bu "akıma" başka katılan olacak mı?


8 Ekim 2017 Pazar

Rusya'ya Son Biletler

Önümüzdeki yaz Rusya'da yapılacak olan Dünya Kupası için çeşitli kıtalardan kalkacak uçaklar  yavaş yavaş yolcularını belirlemeye başlarken, Avrupa elemeleri sonrası Belçika, Almanya, İngiltere ve İspanya'nın ardından Kızıl Meydan'da ulkesinin bayrağını sallayacaklar da oldukça çekişmeli ve dramatik maçlar sonrası nihai olarak salı gecesi belirlenecek.

A grubuna göz attığımızda Fransa 20 puanla lider ve takipçileri İsveç (19) ile Hollanda(16) birbirleriyle oynayacaklar. Genel averajın dikkate alındığı elemelerde Hollanda'nın Rusya ümidini play-offlarda sürdürmesi için rakibini 7 farklı yenmesi gerekir, İsveç, dün gece Lüksemburg'u 8leyerek işini sağlama aldı aslında.  Futbol bu, olur mu, olmaz diye bir şey yok ama çok çok zor. İlginç bir kapışma olacaktır, portakalların "umuda çırpınışı"nı yayınlayacak bir televizyon kanalı bulursak izleriz. Fransa evinde dün gece kendi sahasında Hollanda'dan 3 yiyen Belarus'la oynayacak, kazanıp doğrudan Rusya biletini almak isteyecektir.


B grubunun ilk iki takımı belli de, kimin doğrudan, kimin play-off oynayarak yaz ayında Dünya Kupası heyecanı yaşayacağı salı gecesi Portekiz'de oynanacak olan Portekiz-İsviçre "finali"yle belli olacak. Deplasman takımına beraberlik yetiyor ama Ronaldo ve arkadaşları mutlaka kazanmak zorunda, kazanırlarsa averajla İsviçre'yi sollayacaklar... Avrupa elemelerinde gecenin en kritik maçı...


Sıralamanın belli olduğu C grubunda ayın 10'unda sadece formalite maçları oynanacak, Almanya Azerbaycan karşısında gol rekoru denemesi yaparak taraftarına heyecan yaşatabilir, Kuzey İrlanda ise Norveç deplasmanında play-offlardaki rakibi için hazırlık maçı oynayabilir.


D grubu ise tam bir arap saçı. İlk üç sıradaki takımlar 18 (Sırbistan), 17 (Galler) ve 16 (İrlanda Cumhuriyeti) şeklinde sıralanıyorlar. Lider iç sahada deplasmanda 3-1 mağlup ettiği Gürcistan'ı misafir edecek, denizi geçip derede boğulmazlar, ateşli taraftarı önünde kazanıp Rusya bileti alacaklardır. Lakin esas heyecan Britanya yarımadasında yaşanacak, Galler-İrlanda maçının sonucu play-offa kalacak takımı belirleyecek, Chris Coleman'ın takımı ev sahibi avantajını koruyup, Gürcistan'dan bir mucize bekleyecektir.


E grubunda ise Karadağ deplasmanda lider Polonya'yı yenip, Danimarka'nın Romanya karşısında en az iki farkla mağlup olmasını bekleyecek ki play-offlara kalabilsinler.  Futbol bu, ne olacağı belli olmaz ama "bu saatten" sonra ne Polonya liderliği bırakır, ne de Danimarka evinde kaybeder... Karadağ halkı perşembe gecesi evinde Danimarka'ya yenildiklerine yaz aylarında televizyon karşısında Dünya Kupasını izlerken çok daha fazla ağlayacaklar.


Fransa'daki Avrupa Şampiyonasında meydana gelen taraftar olaylarından sonra Ruslar İngilizlerin memleketlerine gelmesini dört gözle beklerken, Southgate'in talebeleri "Bekle bizi Rusya, biz geliyoruz" dediler bile çoktan. Onlar işlerini garantiledi ama ikincilik için üç aday var: İskoçya, Slovakya ve Slovenya. İskoçya, Slovenya deplasmanına gidecek ve ev sahibi kazanıp, Slovakya'nın kendi evinde grupta sadece 3 gol atıp 22 gol yemiş ve 1 puana sahip Malta'ya yenilme "mucizesini" bekleyecek. Fikstür avantajı Slovaklardan yana ama "Brave heart" İskoçlar da üç puan alıp kendi göbeklerini kendileri kesebilirler. Basketbolda Avrupa Şampiyonu olan Slovenlerin İstanbul'da tribünlere kattığı heyecanı Rusya'da da görmek isteriz ama işleri zor...


İspanya ve İtalya aynı gruba düşerse diğer ülkeler orada sadece klasman maçına çıkar ve G grubunda da işler aynen öyle oldu, İspanya liderliği, İtalya da play-offu garantiledi. Son maçlara sadece bahisçiler takılabilir...


H grubunda kıtamızın yeni gözdesi Belçika da Moskova biletini cebine koydu, Güney Kıbrıs karşısında "tuzları kuru" sahaya çıkacaklar. Bosna-Hersek Estonya deplasmanında "şans kırıntıları" arayacak ama Yunanistan'ın Atina'da "futbolun dibinde San Marino ile liderlik yarışı yapan" Cebelitarık karşısında puan kaybı yaşaması için Olimpos'taki tanrıları epeyce bir öfkelendirmiş olması gerekir... Keşke Boşnaklar dün gece ilk yarısını 2-1 önde kapattıkları Belçika maçını kazanabilselerdi...


Bizim grubumuzla bitirelim değerlendirme yazımızı. Cuma gecesi İzlanda'ya kaybettik, Finlandiya maçının da bir anlamı kalmadı, Eskişehir'de kadroya girmek için "çırpınanlar" sakatlık "ayağına" kafileden çıkmaya başladılar, bizler de bir dört sene daha beklemek zorunda kaldık Dünya Kupasında istiklal marşı duymayı. Ama gruptan kimin çıkacağı son maçlara kaldı: İzlanda rahat, içerde Kosova'yı konuk edecek de, esas heyecan Ukrayna'da yaşanacak. Hırvatlar yapmış oldukları "basit puan kayıpları" ile şanslarını zora soktular, Shevchenko'nun takımı ise oldukça istikrarlı gidiyor, Türkiye maçında yaptıkları gibi taraftar baskısıyla boğarlarsa Hırvatları play-off bileti alırlar ama Modric ve arkadaşları da bu işi sonuna kadar kovalayacaktır. Bu arada Hırvatlar hocayı değiştirdi ve taze kan Dalic geldi takımın başına. İlginç bir maç olacak, pazartesi gecesi izlemeye değer...



7 Ekim 2017 Cumartesi

Kaptanlar


Üstte takımı 3-0 mağlup ve Dünya Kupasına gitme şansını kaybederken saha kenarına alınan ulusal takımın kaptanlarından birinin haleti ruhiyesi...
Altta ise son dakika yedikleri golle maçı berabere bitirip, Rusya'ya gitme ümidini son maça bırakan Hırvatistan milli takımının kaptanının maç sonu hali...
Şimdi ağızlardan düşmeyen o meşhur "lakırtı" ile sorumuzu soralım, 
fotoğraftaki "adam" kim?

Galatasaray:3-2:Kardemir Karabükspor


"Hafta boyunca Karabük'e odaklanmam gerekiyordu. Devamlı kulüpten 2-3 kişi bana hakemlerle ilgili konuştu, üzerlerinde baskı olduğunu ve dikkat etmemiz gerektiğini söylediler. Ben ise onlara bunu düşünmemiz gerektiğini söyledim. Ancak baktığınızda onlar haklı çıktı. Ben teknik adam olarak hakemleri değil rakibi düşünmeliyim" diyordu maçtan sonra Galatasaray teknik direktörü Igor Tudor... Şaşkın gözüküyordu hakemlerin sahadaki futbola etkisini belirtirken de, bir yıldır memlekette takım çalıştırmış, hele ki Anadolu kulübünde görev yapmış biri cumartesi gecesinden evvel çoktan canı yanmış olmalıydı Türk hakemlerinden. Şaşırması gerekenler, ülke futbolunun "yazılı olmayan kurallarıyla" tanışan Mariano, Maicon, Belhanda, Fernando ve Gomis gibi "topunu oynamaya gelmiş" ülke futbolunun acemileri olmalıydı... Öğrenmiş de oldular bu topraklarda işlerin nasıl yürüdüğünü, Galatasaray formasının sadece rakiplerle mücadele etmediğini... İşin tesellisi de puan kaybı olmadan atlatılmış olması Alper Ulusoy faciası...


Alper Ulusoy'un Karabükspor lehine "uydurduğu" penaltıya kadar belki de ligin en "kora kor" karşılaşmasına şahit oluyordu futbolseverler. Misafir takım Kardemir Karabükspor, aldığı mağlubiyetler sonrası hocasını yollamış, yardımcı antrenör ile İstanbul'a gelmiş, puan sıralamasındaki yerinden bağımsız "kafa tutmuştu" mahallenin "en şık abilerine"... Hem de erken vakitte yediği iki golden sonra oyuna tutunmuş, Galatasaray'a kendi mekanında "horozlanmaya" cesaret etmişti. Akıllı topçudur Torje, karşılaşmanın daha ikinci dakikasında Muslera'nın yaptığı hatada "kurnazlığının" sinyalini vermiş, 27 dakikada farkı bire indirdikleri pozisyonda Belhanda'nın hatasından ziyade  topun gideceği yeri sezip o bölgeye yaptığı koşu ile golü hazırlayan oyuncu olmuştu. Yine de ilk yarıda koparacaktı Galatasaray maçı ama Antalyaspor maçının benzeri bir "rahatlık" göze çarpıyordu hallerinde parçalıyla mücadele eden oyuncuların. Pozisyonlar bulunuyor lakin "ekstra bir pas daha" isteği topun Rybka'nın koruduğu kaleye gitmesini engelliyor, bazen  direkler izin vermiyor, bazen de Ukraynalı kaleci "Ben bostan korkuluğu değilim" diyordu. İkinci yarı da aynı senaryo cereyan ediliyor, Rodriguez, Feghouli ve Gomis gol kaçırma yarışını sürdürürken, Karabükspor da "yakalarsam yakarım" ruhu haliyeti ile eziyordu çimleri. Aradıkları fırsatı hakem Alper Ulusoy verdi de, bereket "Galatasaray bitti demeden bitmez"di bu oyun, maçın yıldızı Maicon ortaya çıktı, "ilahi adaleti" sağladı...


Maicon'un yaz aylarında Galatasaray'a transfer söylentileri çıktığında, oynadığı takımlarda attığı goller ile savunmada yaptığı yerinde müdahalelerden derleme videoları dolaşıyordu youtube kanalında ama esas ilgimizi çeken bir karşılaşma öncesi takım arkadaşlarını toplayıp, onlara yaptığı "hararetli" konuşmaydı. İspanyolcamız yok, ne dediğini anlamıyorduk ama Brezilyalının "lider" özelliğini açık seçik ortaya koymaktaydı. Sarı-kırmızılı formayı sırtına geçirince partneri Serdar Aziz'le "Çin Seddini" ördüler Muslera'nın önüne de, attıkları goller ve yaptıkları asistlerle karşı kaleleri de "düşürmeye" başladılar. Sağ olsunlar güldürüyorlar yüzlerimizi... Sabri "reyis"ten sonra yeni Reyis de belli oldu: Maicon...


Feghouli'yi çok bekledik, geldi gelecek, uçağı bırak, "yürüyerek yola çıksa, İstanbul'a varmıştı" söylentileri de çıktı ama beklediğimize değdi. Sahada duruşu, oyunu okuyuşu ve yürüyerek "adam çalımlayışı" kalite kokuyor. Bursa'daki maç gitti giderken, attığı golle puanları rakipten alıdı, Karabükspor karşısında da her ne kadar kolay gözükse de "takipçilik" gerektiren bir golun yanısıra, rakip savunmayı sürekli tehdit etti, farkı "ikileyecek" pozisyonların mimarıydı. Tolga'nın sakatlığında formayı kaptı, artık geri vermez de "sürpriz golcü" Ciğerci geri döndüğünde kulübeyi ısıtacak oyuncu Rodriguez olacaktır.

Gomis'le ilgili iddamızı yenileyelim, Fransız topçu bu sezon attığı gollerden çok takım arkadaşlarının gol atmasına katkı sağlayacaktır. Galatasaray'ın 90+'da bulduğu galibiyet golünde, ceza sahası içinde kendisini "marke" eden 4-5 Karabüklünün olması, Maicon'un "bomboş" kalmasını sağlamadı mı?


STAT: Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Stadyumu
HAKEMLER: Alper Ulusoy, Mustafa Emre İyisoy, Volkan Narinç, Suat Arslanboğa
GALATASARAY: Muslera, Mariano (Denayer 90), Maicon, Serdar, Linnes (Latoclevici 66), Feghouli, Belhanda, Ndiaye, Rodrigues (Eren 87), Fernando, Gomis
KARABÜKSPOR: Rybka, Kerim, Gaman (Bliznichenko 66), Barış, Papp, Torje, Poko, Skulason (Ceyhun 75), Grozav, Tanase (Seleznyov 32), Yatabare
GOLLER: Feghouli 17, Maicon 22 ve 90 / Yatabare 27, Seleznyov 82
SARI KARTLAR: Feghouli, Fernando, Maicon, Latovlevici / Skulason, Ceyhjun

26 Eylül 2017 Salı

Bursaspor:1-2:Galatasaray


Bol tebrikli bir maç yazısından ilk "tebriği" tribünlerde 50. kuruluş yıl dönümünü kutlayan memleket futbolunun en gözde tribünlerinden biri olan Teksas taraftar grubuna yollayalım. Gruplar, taraftar oluşumları kurmak kolaydır da yarım asır bir süredir bir çok sıkıntıya karşı yılmadan yıkılmadan armanın peşinden koşmak büyük başarıdır. Var olsunlar, devamlı olsunlar, nice 50 yaşları olsun... Kutlamaların süsü olarak Galatasaray maçında iki tribünde ortaya koydukları koreografi ile rüştlerini bir kez daha ispatladılar... Bu "görsel showlar" takımların sahaya çıkması ile İstiklal Marşı arasındaki 3-5 dakikalık zaman diliminde gerçekleşir de, hazırlanması bırakın günleri, haftalar sürer, geceler boyu kafa yorulur koreografiye... Bundan sebep emeği geçen tribün ahalisine selamlar... Güzel işlere devam arkadaşlar...



Bir tebrik de Bursa gibi zorlu bir deplasmandan üç puanla dönen Igor Tudor'a gelsin. Deplasmanda oynanan ve "acabalar" dedirten Antalyaspor beraberliğinden sonra, geriye düştüğü bir maçta galip gelmek Galatasaray adına üç puandan daha önemli sonuçlar doğuracaktır. Ligin başlamasından bu yana altı hafta geride kalırken, Tudor'un takımı ilk defa geriye düştü ve herkesin aklında "bu sınavdan" geçip geçmeyeceği vardı. "Pekiyi" ile ayrılırken sarı-kırmızılılar Timsah Arena'dan, hem takımın geçen yıllarda kaybetmiş olduğu öz güven yerine geldi, hem de rakiplerine korkuyu saldılar... Ne mi yaptı Hırvat hoca, bu kadar konuşulacak? Mariano ve Latovlevici gibi iki beki 64. dakikada aynı anda yanına oturtup, Yasin ve Feghouli gibi hücumcuları oyuna soktu. Bir çok kişiye "delice" gelen bu değişiklik, Galatasaray'ı yakından takip edenler için çok da tuhaf değildi, zira Bursaspor takımı güçten düşmüş ve kalesine yaslanmışken, zaten oyun kurarken Maicon sağ bek-Fernando ortada ve Serdar Aziz sol bek tertibine geçen Galatasaray'da bekler rakip yarı sahada pozisyon almaktaydı. Yorulan ve güçten düşen topçularının yerine, bireysel yetenekli fazla iki oyuncusunu oyuna alarak, gol aradı Tudor ve istediği de oldu: Feghouli harika bir golle beraberliği sağladı, ardından Tolga artık "imzası" haline gelen plasesi ile takımını öne geçirdi. Parçalı forma ile ilk şut ve ilk gol, Cezayirli oyuncunun istatistiği parmak ısırtıyor, "nazar değmesin"... Bravo Sofiane...


Bursaspor maçı kaybetti ama "maçın adamı" adayları arasına girecek bir performans sergiledi kaleci Harun. Takımının baskılı oynadığı ve golü de bulduğu ilk yarıda Galatasaray'ın Gomis ve Belhanda ile gerçekleştirdiği ataklarda kalesini gole kapayan başarılı eldiven, ikinci yarı da %100lük pozisyonlarda topun kale çizgisini geçmesine izin vermemiş, galibiyeti son 17 dakikaya kadar taşımıştı da, Feghouli'nin şutunda Ümit Aktan'ın dediği gibi "Schmeichel değil bütün Michale'lar gelse" o topu çıkaramazdı. Tebrikler Harun...


Galatasaray üç puanı ve liderliği "yüklerken heybesine" Bursa'dan, gelecek haftalar için de bazı dersler çıkardıysa kendisine, taraftarını da uzun haftalarca mutlu etmeye devam edecektir. Öncelikle atak sonlandırmayı bilmeli Tudor'un öğrencileri, Bursaspor'un gol attığı ve bir o kadar da kaçırdığı ilk devredeki tüm atakların başlangıç noktası rakip yarı sahada yapılan top kayıplarıdır. İkinci devre ev sahibinin Batalla ile geldiği tek pozisyonun da çıkış noktası top kaybı... Bursaspor'un maçın başlangıç düdüğü ile taraftarıyla bir olup, Galatasaraylılara baskı kurması, sarı-kırmızılı topçuların Türk Telekom'da konuk ettiği rakiplerine empatiyle yaklaşmasını da öğretmiştir. Tabii bir de, mağlubiyetten geriye dönebileceklerini de görmüş oldular... 


Belhanda da son haftalarda "kıpırdamaya" başladı, uyum sürecini aşmaya, üzerindeki "10 numara" baskısını kırmış gözüküyor Faslı oyuncu. Geçen hafta Kasımpaşa karşısında kullandığı köşe vuruşları sürekli ön direğe yerden rakibin ayağına giderken, dün gece kornerleri yüksek attı, Maicon ve Serdar yüreklerini hoplattı tribündeki yeşil beyazlıları... 

Gecenin en güzel karesini, belki de olası bir şampiyonluğun müjdecisi de Feghouli'nin attığı golden sonra sevinen takım arkadaşlarına çoraplarıyla koşan Mariano verdi. Maç oynanırken forma çıkarılmasından, oyundan alındıktan sonra yapılan "afra tafra"lardan gelinen noktaya bakın... Galatasaray'ın bu sezonki başarılı performansının arkasında yer alan takımdaşlık, arkadaşlık ve galibiyet arzusu hepsi bir fotoğrafa sığmış... Allah bozmasın...


STAT: Bursa Büyükşehir Stadyumu
HAKEMLER: Fırat Aydınus, Serkan Ok, Süleyman Özay, Mustafa Öğretmenoğlu
BURSASPOR: Harun, Barış (Okoli 62), Ekong, Titi, Aziz, Badu, Agu, Delarge (Yusuf 74), Batalla, Kembo (Joshua 82), Stancu
GALATASARAY: Muslera, Mariano (Yasin 64), Maicon, Serdar, Latovlevici (Feghouli 64), Fernando, Ndiaye, Rodrigues (Denayer 84), Belhanda, Tolga, Gomis
GOLLER: Delarge 14 / Feghouli73, Tolga 81
SARI KART: Serdar Aziz, Maicon

18 Eylül 2017 Pazartesi

İsyan Marşı



"Issız kuytu köşelerden and olsun ki döneceğiz" dediler ve Süper Lige geri gelerek İsyan marşını bütün stat birlikte söylediler...
Seyircisiz oynadıkları "sessiz" maçlardan sonra taraftarıyla evlerinde buluştular ve biz de şimdi gönül rahatlığıyla "ait olduğun lige hoş geldin Göztepediyebiliriz...

***
İzmir'in sokaklarında

Yürüyoruz formalarla

Sayımız yüzbinler oldu

Sarısıyla kırmızıyla

Sarın güneş gibi olsun

Kırmızın damarımda kan

Sensiz geçmesin bu yaşam

Senin için bütün kavgam

1925'te doğdu şanlı Göztepemiz

Issız kuytu köşelerden

And olsun ki döneceğiz

O günlere inanarak

Dalgalan sarı kırmızı

Acıların arasından

Söyle isyan marşımızı

Kalksın eller üçlü için

Haykıralım gözgöz için

Son nefesi verir gibi

Şehadet getirir gibi

***

Galatasaray:2-0:Kasımpaşa


Geçen hafta deplasmanda oynanan Antalyaspor maçını bir tarafa ayırırsak, Galatasaray Kayserispor'la başladığı zirve yürüyüşünü gümbür gümbür devam ettiriyor, dosta güven düşmana korku salmaya devam ediyor. Bu kez aslanın avı hemşehrisi Kasımpaşa'ydı ve onlar da "iddalı" gelip elleri boş ayrıldılar Arena'dan... Darısı misli misli önümüzdeki haftalarda konuk olacak ekiplere...

Ligde beş hafta geride kalırken, Hırvat hoca Igor Tudor artık ilk onbirini sabitlemişti, sakatlık ve ceza olmaması durumunda değiştirmeye pek de niyetli değilken, "devşirme" sol bek Linnes'in yerine "maskeli" orjinal sol bek Latovlevici dışında "kazanan 11" sahadaydı. Transfer mevsiminin son gününde Juventus'un Asamoah'ı satmaktan vazgeçmesi sonrası Karabükspor'dan apar topar getirilen Rumen savunmacı, sarı-kırmızılı taraftarın önünde ilk defa sahne alırken, akıllarda soru işaretleri yok değildi. O da takım arkadaşlarına alışık değildi, onlar da yeni takımdaşlarını yadırgamış olacaklar ki, ilk 45 dakika genelde ters taraftaki Mariano ile oynadılar, Brezilya'lıda bıkmadı uzanmadı 11 tane orta yaptı ilk devre... Bir takımın "yıldızı" sağ bek olur mu derseniz, Mariano gibiyse o savunmacı, yıldız da olur, güneş de, ay da... İkinci devre "Lato" daha da ısındı takıma ki, Galatasaraylı oyun kurucular topu "sağlı sollu" eşit dağıtmaya başladılar...


Savunmacılarla girmişken konuya, geri bölgeden devam edelim izlenimlere ve göze çarpan Serdar Aziz-Maicon ikilisine bir selam çakalım. Stumpf-Falco, Bülent-Popescu, Ujfalusi-Semih birlikteliği derken, Galatasaray bu sezonu müzesine bir kupa götürerek kapatırsa, nur topu gibi bir ikilimiz daha olacaktır: Serdar Aziz ve Maicon. Brezilyalı mı bizim Makedon'u hizaya soktu, Serdar mı arkadaşını rahatlattı, tavuk mu yumurtadan yumurta mı tavuktan döngüüne benzer de, bu ikili "havadan karadan" rakiplere nefes aldırmıyorlar. Trezeguet özentisi Mısırlı cumartesi gecesi kayboldu gitti bizim kulelerin arasında. İşin tuhaf tarafı sadece savunmada adlarından bahsettirmiyorlar maçı anlatan spikere, rakip kalede de gol arıyorlar, asist yapıyorlar. Sivasspor maçındaki "yarım asisten" sonra Kasımpaşa karşısında Serdar Aziz, Gomis'e maçı rahatlatan golü attırmaktan geri kalmadı.


Hedefe gümbür gümbür uygun adım giderken, ufak tefek aksaklıklar olmuyor mu? Garry Rodriguez birliğe yeni katılmış "çaylak" asker misali kıdemli abileri arasında "sağını solunu" karıştırabiliyor da gayretiyle, mücadelesiyle, iyi niyetiyle "enseye şaplak" yemekten kurtarıyor. Yeşil Burun Adalı "milli" kanat oyuncusu topu ayağına aldığında kafasını önüne eğip dripling düşüneceğine, bazen etrafına baksa, çok daha faydalı olacaktır takıma. Komşu Bulgaristan'da oynarken "başına buyruktu" da burası Levski değil,  çok daha büyük bir Galatasaray camiası... Farkına varmıştır muhakkak...

Belhanda da "yokları" oynadığı 4 maç sonrası pabucun pahalı olduğunu idrak etmiş olacak ki, Kasımpaşa karşısında daha arzulu ve çalışkandı. Belki henüz kendisinden beklenilen "10 numara" niteliklerine erişemedi ama maç içinde sürekli hareketli ve aktif bir halde maçın içinde kaldı, bir de kullandığı kornerleri yerden rakibin ayağına değil de havadan bizim topçuların olduğu yere atsa da takım arkadaşlarını daha mutlu etse... Fena mı olur?


Assolistler sondan sahne alırmış ya, Fernando, N'diaye ve Gomis'le bitirelim yazımızı... Belki kolunda pazu bandı yok ama Galatasaray'ın rotasını tayin eden kaptan bu sene Brezilyalı Fernando. Oyunun her bölgesinde futbol aklını koyarak yaptığı müdahaleler ve attığı paslarla yıldızını parlatırken, Melo'dan sonra özlediğimiz sahaya "yurek" koymayı da N'Diaye'den görüyoruz. Kasımpaşa karşısında ilk devre daha çok savunmaya dönük rakibin tehlikeli oyuncusu Neumayr'ı durdurma vazifesini yerine getirirken, ikinci yarı daha çok atağa çıkarak gördük Badou'yu, bir de Gomis'in ikinci golünden sonra orta sahada zevkten dans ederken... Ve Gomis... Tribündeki taraftar, televizyon karşısında bizler ne kadar arzuluyorsak galibiyeti, bir o kadar da Gomis istiyor maçı kazanmayı. Rakip stoperlere baskı yapıyor, takımını atağa kaldırırken topu saklıyor ve üst düzey golcüler gibi klas vuruşlarla fileleri havalandırıyor. İlk devre biterken takımını öne geçiren golü "ekmeğini taştan" çıkararak atmadı mı? Kenan Doğulu diyor ya şarkısında "Çok tatlısın çok, seni veren Allah'a şükürler olsun", Gomis'i bu topraklara yollayan Swansea City'e binlerce kez şükürler olsun...


STAT: Türk Telekom Stadyumu
HAKEMLER: Cüneyt Çakır, Bahattin Duran, Tarık Ongun, Bahattin Şimşek
GALATASARAY: Muslera, Mariano, Serdar, Maicon, Latovlevici (Denayer 88), Fernando, Ndiaye, Tolga (Feghouli 71), Belhanda, Rodrigues (Sinan 82), Gomis
KASIMPAŞA: Ramazan, Ben Youssef  (Omeruo 67), Veigneau, Veysel, Popov, Neumayr, Sadiku, Trezeguet, Pavelka, Eduok  (Rangel 55), Murillo (Mensah 73)
GOLLER: Gomis 44 ve 79
SARI KARTLAR: Serdar / Pavelka, Eduok, Veigneau, Sadiku

11 Eylül 2017 Pazartesi

Antalyaspor:1-1:Galatasaray


Lige fırtına gibi başlayınca, Galatasaray'ın her maçı üçer beşer atıp kazanacağı algısı yaratıldı da 34 haftalık uzun maratonun taşlı ve dolambaçlı yolları olduğunu aklı selim her Galatasaray taraftarı çok iyi bilmektedir. Dün gece de Antalya'da o "nahoş" gecelerden biri yaşandı, ne diyelim "nazar boncuğu" olsun, gerekli dersler alınsın, aynı hatalara düşülmesin, puanlar ikişer üçer saçılmasın Anadolu'nun çeşitli statlarına.

Sivasspor maçı sonrası Igor Tudor da dillendirmişti, bir çok Galatasaray sevdalısı da içten içe yakınıyordu milli maç arasının takımının yakalamış olduğu konsantrasyonu bozacağından. Galatasaray gibi yukarılara oynayan takımların "as oyuncuları" ülke kamplarına davet edilir, Florya'dan uzak kalınır, oralarda kimi ulusal takımla maç yapma şansı bulurken, kimisi kulübede ya da tribünde arkadaşlarını destekler. İstanbul dönüşü ise bir kaç günlük zamanda hoca rakip takım analizi mi anlatsın, idman mı yaptırsın? Antalyaspor karşısında sıcak ve nemli havaya eşlik eden bozuk zeminin de oyunu "çirkinleştirmesi" kadar milli ara da Galatasaray'ın durağan oyunun baş aktörüydü. Bütün bu aksiliklere rağmen golü de buldu Galatasaray ilk devrede, hem de neredeyse hiç pozisyonu olmadığı maçta ama koskoca 45 dakikayı o golün üzerine yatmayı hesap edince, bitime 8 dakika kala savunmanın bir anlık dalgınlığı iki puanı avuçlarından aldı götürdü... İyi oynadığında zaten kazanıyorsun da kötü oynarken kazanmak çok değerlidir şampiyonluk yolunda ve Galatasaray 8 dakika daha sabredebilseydi, dördüncü hafta sona ermişken rakiplerine psikolojik bir baskı da oluşturacaktı: "Ulan bu herifler nasıl kaybedecek?" sorusu, daha doğrusu korkusu oluşacaktı zirveyi hedefleyen hasımlarında...


Sneijder ile ilgili görüşümüz sabittir, twitter ortamında bolca yazdık, blogda yer alan maç yazılarına çok yansıtmak istemiyorum ama "sağolsun" Belhanda, Wes'i hatırlatmadan edemiyor bizlere. Galatasaray'ın fırtına gibi sezona girdiği üç maç ve dünkü Antalyaspor karşısında "kazanan ve değişmeyen" ilk on bir topçusu arasında gol attığı Kayserispor maçı da olmak üzere "zayıf halka" hep maalesef çok şey beklediğimiz Belhanda oldu. Dün akşam Gomis'in attığı golde Rodriguez'e verdiği pas dışında Faslı oyuncuyu sahada görebilen oldu mu? Oysa ki, oyun görüşü ve tek pası üst düzey olan Wesley Sneijder takımda kalmış olsaydı, atacağı ara ve uzun paslarla şimdiden asist krallığında zirveye yerleşmiş olurdu.


Takım iyi oynadığında kimse kaleciden söz etmez de, işler yokuş aşağı gitmeye başladığında anılmaya başlar file bekçileri. İlk üç haftada kendisine pek iş düşmeyen, varlığı yokluğu belli olmayan kaptan Muslera, dün gece rakibin "gol" diye sevindiği bir çok pozisyonuna "dur" diyerek alınan 1 puanın mimarı oldu. Eto'o'nun kafa vuruşunu da kurtarsaydı üç puanı getirecekti İstanbul'a ama rakip forvete kale çizgisine iki adımdan kafa vurdurursan, topu çıkarmak imkansızdır...

Ön yargılı davranmak istemiyorum, hep olumlu bakmak istiyorum Selçuk İnan'ın Galatasaray'da düşmüş olduğu duruma ama Selçuk her maç inatla "ben buyum" diyor. Sivasspor maç yazısında şöyle bir durum tespiti yapmıştık:

Aslında bu geçen seneki Galatasaray ile "yeni" Galatasaray'ın farkını da gösteriyor. Bu koşuları geçen sene yapan yoktu ki, dün gece bile 76.dakika oyuna giren taze kuvvet Selçuk, 89. dakikada kırmızı-beyazlıların gelişen ani atağında önünden geçen topa müdahale edememiş, rakibin arkasından ise koşmayıp, yürümeyi tercih etmişti. (Bir sakatlığı yoksa, bu hareket tamamen "ihanet"tir ama biz yine de günah almayalım). Selçuk İnan demişken, penaltı vuruşunu Gomis'e bırakması, ince bir hareket, alkışlamak boynumuzun borcu.

Maçın 62. dakikasında N'diaye'nin yerine oyuna giren Selçuk, aynı "kurnazlığı" dün gece de gösterdi maalesef. Karşılaşmanın hakemi Halis Özkahya 90+5 göstermiş ve uzatmalar oynanırken, Selçuk orta sahada bir top kaptırdı ve Antalyaspor Galatasaray kalesinde "yürek hoplatan" bir pozisyon yarattı. O hatayı unutturup, tepkileri azaltmak adına Selçuk sakatlık "numarası" yaptı, yerde yattı, sahaya sağlıkçılar girdi, sonra dışarı çıktı ve iki dakikaya yakın zaman kaybetti gol atmak isteyen Galatasaray... Tabii iş bununla da bitmedi, son dakikada kazanılan serbest vuruşta topu baraja nişanlarken, daha sonra 10 metre geriden olan ikinci serbest atışta topu inatla Maicon'a bırakmadı. Oysa ki, o da biliyordu uzaklardan vuramadığını, geçen sene o toplara Sneijder vururdu ve Maicon da uzak mesafelerden sert ve isabetli serbest vuruşlarıyla namlıydı... Selçuk İnan'ın kafasında yaşadığı gelgitler bu iki "an"la da bitmiyor, aşağıda fotoğraflarını paylaşacağım iki pozisyonun ilkinde rakibine "fake atmış" ve uzun top bekleyen Gomis'e pas atmayıp, geriye dönmeyi yeğlerken "maestro!", bir diğerinde de Gomis defansın dikaktini üzerine çekmişken, terste savunma arkasına koşu yapan Tolga'yı görmeyip, ofsayttaki Gomis'e yolluyordu topu... "İhanet, hıyanet, satış" kelimelerini sevmiyorum, kimseyi suçlamak da istemiyorum ama Selçuk "Ben bu takımda, bu tempoda oynayamıyorum" diye bas bas bağırıyor.



Igor Tudor hocama da bir mesajla sürdürelim yazımızı. "Hocam! Galatasaray'ın ruhunda savunma yapmak yok, Galatasaray korkmadan hep ileri oynar, hele ki transfer sezonunda takıma katılan savaşçı ve hırslı topçuların varsa, onları geriye çekme... Belki bir gol yeriz ama iki tane atarız... Korkma hocam, korkma..."

Yeşil sahanın dışında yaşanılan "sıkıntıları" da ultrAslan bir bildiri ile kamuoyuna sunmuş ve Antalyaspor başkanının sahibi olduğu Opet'i boykot etme kararı almış. Buyurun ultrAslan'ın beyanatı:


STAT: Antalya Stadyumu
HAKEMLER: Halis Özkaya, Ceyhun Sesigüzel, Hakan Yemişken, Koray Gençerler
ANTALYASPOR: Ferhat, Celustka (Salih 89), Djourou, Diego, Sakıb, Charles, Yekta, Maicon, El Kabir (Aydın 53), Danilo (Emre Güral 67), Eto'o
GALATASARAY: Muslera, Mariano, Maicon, Serdar (Denayer 64), Linnes, Fernando, Ndiaye(Selçuk 62), Belhanda (Feghouli 87), Rodrigues, Tolga, Goms
GOLLER: Eto'o 82 / Gomis 34
SARI KART: Linnes

6 Eylül 2017 Çarşamba

Next Station Röportajı


Tribünlerin olmazsa olmazıdır pankartlar, turnikeleri geçip koşar adım merdivenleri tırmandıktan sonra gözlerimiz ilk onları arar, bizimkiler ne asmıştır, deplasmana gelenler hangi pankartı kondurmuştur tellere. Grup isimleri çoğunlukla yazılıdır pankartlarda da, esas sevdiklerimiz "el işi" sprey boya ya da fırça ile yapılan ve gündemi anlatan bez pankartlardır. Lakin son yıllarda endüstriyel futbolun her türlü zevkimizi elimizden aldığı bu günlerde de, taraftarlar da işin kolayına kaçıp, el emeği pankart yerine makine işi "ruhsuz" çalışmalarla süslüyorlar tribünleri. Buna rağmen, hala "el emeği" pankart geleneğini sürdürenler de yok değil, işte bunlardan biri de "nextstationl" takma adıyla elinde fırçası bir kültürün devamı için uğraş veren Trabzonspor'lu Emir kardeşimiz... ultras/Movement blog olarak kendisiyle bir röportaj gerçekleştirdik, buyrun:


  • ultras/Movement okurları için öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?

"Adım Emir ve Trabzon doğumluyum. Akçaabat ilçesinde yaşıyorum meslek lisesi son sınıf öğrencisiyim."


  • Pankartlar tribün için olmazsa olmazdır. Siz pankart boyamaya nasıl başladınız?

"Lise 2. sınıfta sınıfımızın futbol takımına birkaç pankart yaptıktan sonra bu ise başlamaya karar verdim."


  • Peki taraftar grupları için özel pankart yapımı işi nasıl ortaya çıktı?

"Tribünlerde el yapımı pankartlar bitip, tribünlerde yavaş yavaş gruplar artık dijital pankarta döndü, kimse artık boyamak istemiyor. Bu mesele çok canımı sıkarken, bir gün ben de otobüs önünde bir dijital pankarta denk gelince bu kültürü yaşatmak için bu ise girdim."


  • Bir çoğumuz “çöp adam” bile çizemezken, siz  bez-boya-fırça üçlüsünü severek kullanıyorsunuz. Bu yetenek nereden geliyor?

"Aslında yetenek yok, ben resim ödevi bile yapamazdım, annem ve ablam yapardı. Sonra bu resimleri önce sağını sonra solunu derken başladık yapmaya..."


  • İlker özeldir, unutulmazdır, ilk yaptığınız pankart hangisidir? Bir hikayesi var mı?

"İlk yaptığım pankart Atatürk pankartıydı. Sınıftaki arkadaşlardan biri 'ben boya alırım' diğeri 'ben fïrça alırım' derken  ben de 'az boz çizerim' dedim ve başladım pankart boyama işine."



  • Şimdiye kadar kimlere pankart boyadınız?

"Daha çok arkadaşlarım için pankartlar yaptım. Şu an Kayserispor, Fenerbahçe ve Konyaspor tribününe yaptım ama sayfayı açtıktan sonra devamı gelecek."


  • Pankartlar bittiğinde hissettiklerinizi nasıl açıklarsınız?

"Eğer bir arkadaşın pankartı bile olsa bitiremediğimde resmen uyuyamıyorum, geceleri neredeyse sabaha kadar yapıp bitiriyorum,  o his cidden anlatılmaz insanları mutlu etmenin eşi benzeri yok... "



  • Yapmış olduğunuz işin en can sıkıcı tarafı nedir?

"Yazı yazarken ve çizerken yanlış yapınca  ve o hatayı silerken silme çok kötü ve uğraş verici... "


  • Özellikle kendinize ait bir sloganınız var mı? Next station ismi nereden geliyor?

"Kendime ait şu an yok ama “Deplasman Haktır Engellenemez” kim demişse güzel demiş, bunu kullanıyorum şimdilik. next station ismine gelirsek,  gruplar deplasmana giderken şehri istila etmek anlamına geliyor "next station" oradan aldım bu adı."


  • Takım fark etmeksizin pankart yapıyorsunuz, peki siz hangi takıma gönül verdiniz?

"Ben Trabzonspor taraftarıyım."


  • Kaç kişi bu işi yapıyorsunuz? 

"Deplasman pankartlarını tek başıma yapıyorum ama büyük pankartları en fazla 3-4 kisi ile, en yakın arkadaşlarımla hazırlıyorum."


  • Taraftarlar kendi pankartlarını boyarken genelde otopark ya da sokak arası tercih ediyor, siz nerede hazırlıyorsunuz pankartları? 
"Otobüs önü için yapılan deplasman pankartları evde yaparken, büyük pankartları ilkokulun bahçesinde yapıyorum."



  • İnstagram hesabınızda Müslüm Baba pankartı göze çarpıyor. Pankart boyarken özellikle dinlediğiniz şarkıcılar-türkücüler var mı?

"Pankart yaparken, daha çok Müslüm Baba dinliyorum, onun dışında Ferdi Tayfur ve Orhan Gencebay eşlik ediyor bana çalışmalarımı bitirmeye gayret ederken."


  • Genellikle biz taraftarlara “boş insan” olarak bakılıyor, ailenizin ya da çevrenizin sizin pankart yapmanıza bakışı nasıl? Eleştiren oldu mu?

"Annem bazen elimden fırçayı alıyor, ablam çizmeye yardımcı oluyor,  babam maça gitmeyince 'niye gitmedin?' diye soruyor,  arkadaşlar zaten aynıyız. Kısaca eleştiren hiç olmadı beni bu konuda."


  • Size pankart yaptırmak isteyen bir taraftar size nasıl ulaşır? Sosyal medya hesaplarınız var mıdır? 

"Şu anlık sadece instagramda "nextstationl" hesabım var ama ilerleyen zamanda facebook ve WhatsApp hesapları açmayı düşünüyorum."


  • Röportajda sona gelirken, takipçilerimizin en çok merak ettiği soruyu soralım; Bu işin maliyeti nedir? 

"Bu işin maliyeti pek yok gibi, her hafta bilet param çıksın yetiyor,  geri kalan okul harçlığı ve şu an yazın arkadaşlarla harcıyoruz kazandıklarımızı..."


  • El emeği pankart yapan bir tribüncü gözüyle, şimdiye kadar tribünlerde gördüğünüz “10 numara 5 yıldız” pankart ya da koreografi hangisidir?

"Konyaspor'un yaptığı koreografi muhteşemdi..."

  •  Son olarak ultras/Movement blog okurları için söylemek istedikleriniz varsa alalım…

"Bütün taraftar ve deplasmancı arkadaşlardan ricam,  bize yaptırmasanız bile deplasmana giderken veya stadyumda el emeği pankart kullanın, dijitale gerek duymayın... Çok Teşekkürler..."



Blog Widget by LinkWithin