26 Kasım 2023 Pazar

Galatasaray:4-0:Alanyaspor

 


Malum yılbaşı geliyor, Avrupa'da Noel Pazarları kurulmaya başlandı, yılın en soğuk ama aynı zamanda ruhu en fazla ısıtan günleri yaklaşıyor. Çocukluğumda 31 Aralık gecesi 12'ye kadar bekleyip, yeni seneye "yatakta değil masada" girmenin mutluluğu ile yorgun ve mayışmış gözlerle uykuya dalıp ertesi gün yeni seneye uyanıp televizyonu açtığımızda bizi klasik müzik konseri karşılardı. Sahnelenen eserden çok bir şey anlamasam da orkestra şefinin elinde batonla onlarca müzisyeni yönetmesini hayranlıkla seyrederdim...

Dün gece de Ali Sami Yen'de bir şef vardı: Tecrübeli, soğukkanlı, oyunu okuyan, arkadaşlarını yönlendiren bir şef, Dries Mertens. Geçen seneki şampiyonlukta Torreira ve Icardi pek doğal olarak ön plana çıktı ama Mertens'in katkısını inkar etmek, nankörlük olacaktı. Futbol her ne kadar güçle oynansa da, "kontrolsüz güç güç değildir" reklam sloganında olduğu gibi, futbola akıl koymazsanız "bal yapmayan arı "misali sadece koşar durursunuz... Mertens'i yaşından dolayı ilk onbire yazılmaması gerekenlere attığı iki gol yaptığı asist ile dün gece güzel bir selam çaktı Belçikalı yıldız. Rakibe presin en başında yer alıp, Alanya'nın zayıf tarafını keşfedip orayı maden gibi işleyen, Icardi'ye al da at pası kadar Zaha'nın golünde yaptığı boş koşu ile rakip savunmayı dağıtan Mertens, sakat da değilse her zaman ilk onbirde yer almalı, yoruldukça zaten çıkacağı zamanı da o bilir...


Ligin bu sene en zayıf takımlarından Alanya ile milli aranın ardından Sami Yen'de oynayacak olmak Galatasaray'ın bu sene nadir de görülen fikstür avantajlarından biriydi. Okan hoca da bu şansı sene başından beri her maçta oynamaktan nefes almaya fırsat bulamayan Abdülkadir ve Kerem'i dinlendirerek kullandı, ulusal takımdan geç dönen Ziyech de kulübedeydi. Takım arkadaşları milli takım kamplarındayken, Florya'da form tutan Ndombele ilk onbirde Torreira'nın yanında oynuyordu, hem fit hem de istekli görüntüsü taraftarın ve teknik ekibin yüzünü güldürüyordu. Torreira'nın partneri demişken, özellikle Türk oyuncu oynatma zorunluluğu nedeniyle orta sahaya Kaan ve Kerem Demirbay monte edilmeye çalışılmış, Ndombele 8 numaraya yazılmış ve Oliviera unutulmuştu. Oysa nasıl Mertens dün gece "kolay kolay kenara atılmaması" gerektiğini gösterdi, maç sonu instagram hesabında Mertens için "Senin sevincin benim sevincimdir" diyen Sergio Oliviera da takımın çimentosudur, arkadaşları arasında bağdır, saha içinde takımın aklıdır ve o da ilk on bir yaparken düşünülmelidir...


Son maçlarda iğne ile oynayan ve acı çektiği hissedilen Icardi, sakatlığını atlattığında yine golü atıyor, orta sahaya kadar gelip, takım arkadaşlarına hem duvar oluyor hem de yer açıyor, yine tribünlere meşhur şarkıyı söyletirken, Zaha da imza gollerinden birini atıyordu. O şutun karşısında duracak kaleci var mıdır acaba?


Manchester United maçını da düşünerek Okan Buruk son 15 dakikaya 4 oyuncu değişikliği yaparken, 5 dakika sonra Sanchez'in sakatlanarak çıkması maça dair Galatasaray taraftarının ağızında kekremsi bir tat bıraktı. Sakatlık demişken, sahalarda nadir görülen olaylardan biri de hakem Ali Şansalan'ın sakatlanıp 4. hakem Yiğit Arslan ile yer değiştirmesi oldu...


STAT: RAMS Park

HAKEMLER: Ali Şansalan (Dk. 57 Yiğit Arslan), Serkan Olguncan, Serkan Ok

GALATASARAY: Muslera - Boey, Sanchez (Dk. 79 Nelsson), Kaan Ayhan, Kazımcan Karataş, Torreira (Dk. 74 Kerem Demirbay), Ndombele, Barış Alper Yılmaz (Dk. 74 Kerem Aktürkoğlu), Mertens (Dk. 74 Ziyech), Zaha (Dk. 74 Tete), Icardi

ALANYASPOR: Ertuğrul Taşkıran - Fatih Aksoy, Furkan Bayır, Lima (Dk. 67 Hadergjonaj), Balkovec, Leroy Fer (Dk. 81 Aliti), Janvier, Sisto (Dk. 46 Novais), Efecan Karaca (Dk. 67 Augusto), Oğuz Aydın, Eduardo (Dk. 46 Cordova)

GOLLER: Dk. 37 Icardi, Dk. 45 ve 59 Mertens, Dk. 70 Zaha (Galatasaray)

SARI KARTLAR: Barış Alper Yılmaz (Galatasaray), Lima (Alanyaspor)

31 Ekim 2023 Salı

Çaykur Rizespor:0-1:Galatasaray

 


"Galatasaray'a puan kaybedersek sürpriz olur."

Bu sözleri Şampiyonlar Liginin Manchester City ile birlikte en büyük favorisi olan ve futbolcu değeri milyon euroları bulan  Bayern Münih basın sözcüsü Galatasaray maçı öncesi mi söyledi?

Söylese garipser miydik?

Tabii ki hayır!

Peki, kim sarf etti bu "pek iddiali lakırdıları"?

Çaykur Rizespor Basın Sözcüsü Hasan Yavuz Bakır...

Takımına güvenirsin, takımını motive etmek istersin, şehri de tribünleri doldurması için "gazlamak" istersin de buna benzer "safsatalar" hep Galatasaray maçları öncesi gelirse Rize tarafından, pek de "sevimli" durmuyor.

Şampiyonlar Ligi yorgunu Galatasaray, Okan Buruk'un da "hicivli" söyleyişiyle 3 günlük bir aradan sonra çıktı Rize deplasmanına.  Fikstürün azizliği mi desek, Avrupa dönüşü sarı-kırmızılılar hep Anadolu deplasmanına gidiyor!

Bayern Münih maçından farklı olarak rotasyona Angelino, Kerem Demirbay ve Mertens girmişti...

Ev sahibi olmanın avantajı ile Rizespor oyuna presle, baskıyla başladı, Muslera'nın kalesini yokladı da maçın esas kahramanın Kadir Sağlam olacağı 10 dakikada Mithat'ın herhangi bir temas olmadan çime takılarak düşmesine faul çalmasından belliydi. Hakemlerin verdiği penaltı ya da kırmızı kartlarla maça etki ettiği düşünülür de ben ise "alakasız" yerde çaldıkları ve "saçma sapan" düdüklerle maçı bir taraftan alıp öbürüne verdiklerini düşünürüm. Kadir Sağlam da "temaslı" oyuna izin vereceğim diye "bariz" faulleri es geçti ki daha maçın 24. dakikasında kulübeden yedek kaleci Günay itirazdan sarı kart gördü.

Rakibin sertliğine maçın hakemi de göz yumunca Galatasaray uzaktan bir kaç cılız şut ile Kerem'in harika plasesinde Gökhan'ın uçarak çıkardığı top dışında pozisyon bulamadı. Ama, öte yandan ilk yarıyı da yine gol yemeden de kapamasını bildi...


İkinci yarı rotasyon oyuncularını kenara alan Okan Buruk, onların yerine Kaan, Ziyech ve Sergio'yu saha sürdü ve maça da hareket geldi. Kerem'in pasında Icardi kaçırdı, dönen topta Rizeli Minchev auta attı. Kerem ve sonraki dakikalarda Davison'un şutlarını savunma bloklarken, Zaqiri taraftarına saç baş yolduruyordu. Bu arada Rizeli Zaqiri, buna şampiyonlar ligi maçları da dahil, Boey'i uzun uzun aradan sonra ilk defa zorlayan futbolcu oldu... Bu çocuğu takibe almak lazım...


Futbol karşılaşması bir anda iki kaledeki git gellerle tenis maçına dönmüşken, ev sahibinin çıkarken atağını kesen "devşirme" sol bek Abdülkerim, Kerem'le topu buluşturuyor, onun pası her zamanki gibi Icardi'ye gidiyor o da Sergio'ya şutluk pozisyon hazırlayınca Galatasaray'ın aradığı gol Portekizli oyuncuyla geliyordu. Yedek kalmasına mı içerlemiş, yoksa attığı goller hep savunmaya çarparak mı girmesine takıldı bilmem de Oliviera'nın golden sonraki ifadesi pek hoşuma gitmedi...


Geriye düşen Rizespor eşitlik için açılınca Galatasaray daha rahat pozisyonlar buldu ki, bunlardan Tete'nin karşı karşıya şutu kaleci Gökhan'dan sekip, Kerem'in önüne düştü ve "Harry Potter" zoru başarıp auta attı! Sosyal medya linççilerine gün doğdu, yine saldıracaklar Kerem'e, oysa bir kez daha yazıyorum: Bu çocuk öyle zamanda öyle bir gol atacak ki, herkesi ettiği laflardan dolayı utandıracak...

Alışık olmadığımız bir oyun sonrası Galatasaray, zor da olsa bir deplasmandan daha 3 puanla ayrılıp, Sami Yen'de oynayacağı Kasımpaşa maçı öncesi "hediye" gibi bir haftalık bir araya giriyor. Biz Cumhuriyet bayramını , yabancılar cadılar bayramını kutlasınlar, herkes coşsun, eğlensin, enerji depolasın ve yine üç günde bir maç oynamaya hazır hale gelsinler...

Yolumuz uzun, hedeflerimiz büyük...


Hakemler: Kadir Sağlam, Esat Sancaktar, İbrahim Bozbey

Çaykur Rizespor: Gökhan Akkan, Eray Korkmaz (Muhammet Taha dk. 78), Attila Mocsi, Emirhan Topçu, Halil İbrahim Pehlivan (Hojer dk. 83), Mithat Pala (Varesanovic dk. 78), Jonjo Shelvey, Gustavo, Olawoyin, Altin Zeqiri (Gaich dk. 83), Minchev (Benhur Keser dk. 67)

Yedekler: Zafer, Alikulov, Seyfettin Anıl, Janne-Pekka, Faye

Teknik Direktör: İlhan Palut

Galatasaray: Fernando Muslera, Sacha Boey, Davinson Sanchez, Abdülkerim Bardakcı, Angelino (Kaan Ayhan dk. 46), Lucas Torreira, Kerem Demirbay (Sergio Oliveira dk. 46), Wilfried Zaha (Tete dk. 67), Dries Mertens (Hakim Ziyech dk. 46), Kerem Aktürkoğlu (Barış Alper Yılmaz dk. 87), Mauro Icardi

Yedekler: Günay, Victor Nelsson, Kazımcan Karataş, Cedric Bakambu, Halil Dervişoğlu

Teknik Direktör: Okan Buruk

Gol: Sergio Oliveira (dk. 68) (Galatasaray)

Sarı kartlar: Altin Zeqiri, Gustavo, Taha (Çaykur Rizespor) Günay Güvenç, Davinson Sanchez, Hakim Ziyech (Galatasaray)

27 Ekim 2023 Cuma

Galatasaray:1-3:Bayern Münih


"Kaybetmek varsa ne çıkar aşkta yer yok hiç korkuya" diyordu Oya ve Bora arka fonda Spotifyda dinlediğim şarkıda... Onları dinlerken de iki gün sonra Galatasaray'ın Bayern Münih'i ezip ezip, kaybettiği maça dair bir kaç satır karalamak istedim bloga...

Kuralar çekildiğinde grubun favorisi Almanlardı, bilmem kaç sezon gruplarda maç kaybetmemişlerdi, oyuncularının değeri milyar eurolara yaklaşıyordu,  birinci belliydi de yarış ikincilik için olacaktı falan filan... İstatistikler çok şeyi söylerdi ama hayat istatistikten ibaret değildi, haliyle futbol da hayata fena halde benzeyince, maçın sonucunu önceden tayin etmek olmazdı...

"Cesurlar bir gün, korkaklar her gün ölür" diyordu ya Fatih Terim, öğrencisi Okan Buruk da "baskın basanındır" demiş topçularına, presle başlatmıştı takımını maça. Kapansa nasılsa bir yolunu bulup Almanlar golü atacaktı, en azından savaşarak, onlara yara vererek "kaybetmek" en onurlu olanıydı... Tuchel'in beklemediği bir oyundu, savunmadan pasla çıkmayı tembihlemişti topçulara da her boşluğu Galatasaraylılar kapayınca, Ulreich'in uzaklaştırdığı toplar "duvara çarpar" gibi yine kendi yarı sahasına geliyordu. Öyle konsantre, öyle arzuluydu ki sarı-kırmızılılar, bireysel hatalarla erken dakikada yedikleri golden sonra bile "eyvah" demeyip, rakip kaleye gittiler, dakikasında cevap vereyazdılar, pozisyon üstüne pozisyon buldular ki ilk devre Ulreich'in kalesine 16 şut gibi bir rekora imza attılar da top sadece bir kez filelerle kucaklaştı... Yine sahneye Icardi çıktı, yine kimsenin beklemediğini yaptı, iki hafta önce Manchester'da penaltı kaçırmışken, burada jeneriklik "panenka" attı... 


Rakip kale etrafında topla oynamaya alışık olan Almanlar, üç kez Muslera'nın 10 metre yanına yanaşabilmışken, Galatasaray onlara "empati" yapmayı da öğretiyordu aslında bir bakıma. Lakin bir fark vardı, "panzerler" karşısındaki engelleri yıkmadan bırakmazlar, Bayern de Barcelona'ymış, PSG'ymiş, Realmiş yakaladığı zaman sürüsüyle gol atar ama "aslan" kendi evinde rakibini parçaladı, ısırdı, boğdu da öldürmeden bıraktı ilk 45 dakikada...

İkinci yarı da öne geçmek için saldırdı Galatasaray, Mertens'in gününde olmayan Tete'nin yerine oyuna dahil olmasıyla "gücüne güç" kattı ama arzulanan gol bir türlü gelmez, "aslan" avıyla oynaşmaktan yorulurken, Bayern sinsice orta sahayı ele geçiriyor ve maç boyu sahada olduğu tartışılan Kane ile de ikinci golü buluyordu. Sonrası da zaten efsanevi bir 70 dakikalık oyun ve hafızalardan silmek isteyeceğimiz bir 20 dakika...


Kane'in takımını öne geçiren golü sadece sahadaki Galatasaraylıları yıkmadı, maçtan dakikalar öncesinde yaptıkları tezahüratlar ile Alman misafirlere geçici sağırlık hissi yaşatan Galatasaray tribününü de susturdu. O dakikadan sonra deplasman tribününde taraftar olduğunu fark ettik. Oysa ki, erken gelen golde nasıl susmadıysalar, burda da tezahuratın en coskulusunu yapsalar, yorgun bitkin gözüken Galatasaraylı topçular Kopenhag maçında olduğu gibi geriden gelip, o maçı çevirirlerdi...

Olmadı, kısmet böyleymiş, Galatasaray zaferlerle dolu mazisine bir şaşalı galibiyet daha ekleyecekti ama sonu "skorseverler" için mağlubiyet olsa da Galatasaray'la "nefes alan" bizler için unutulmaz ve onur duyacağımız, "iyi ki Galatasaraylıyım" dedirten bir maç oldu...

Teşekkürler aslanlar...


STAT: Ali Sami Yen Spor Kompleksi

HAKEMLER: Davide Massa, Filippo Meli, Stefano Alassio

GALATASARAY: Muslera- Boey, Sanchez, Abdülkerim Bardakcı, Kazımcan Karataş (Dk. 75 Angelino), Kaan Ayhan (Dk. 80 Ndombele), Torreira, Tete (Dk. 56 Mertens), Kerem Aktürkoğlu (Dk. 74 Barış Alper Yılmaz), Zaha (Dk. 75 Ziyech), Icardi

BAYERN MUNIH: Ulreich- Mazraoui (Dk. 78 Sarr), Min-jae, De Ligt, Davies, Laimer, Kimmich, Coman (Dk. 83 Tel), Musiala, Sane, Kane (Dk. 83 Choupo-Moting)

GOLLER: Dk. 30 Icardi (P) (Galatasaray) - Dk. 8 Coman, Dk. 73 Kane, Dk. 79 Musiala (Bayern Münih)

SARI KARTLAR: Tete, Kaan Ayhan (Galatasaray) - Sane, Laimer, Davies (Bayern Münih)

Sosyal Medya ve Tribünler


"Herkes bir gün 15 dakikalığına ünlü olacak"

Andy Warhol'a atfedilen bu sözü duymayan yoktur zannedersem. Amerakalı sanatçı bu sözü söylemiş mi söylememiş mi tartışıladursun, bizim memleket evlatları bu "ünlü" olma hadisesiyle öyle bir yana yakılıyormuş ki imdatlarına sosyal medya ve akıllı telefonlar yetişti.  Bloglarla "masumane" şekilde başlayan "şan şöhret" peşinde koşma sevdası, facebookla "takipe takip"le artıp, instagramla "fenomenliğe", youtube ile de"orgazm" noktasına ulaşırken, Elon Musk'ın bizim için kurtarılmış bölge olarak kalan twitterı X'e dönüştürüp, oradan da para akıtmaya başlamasıyla bu işin suyu iyice çıktı.

Yemek fenomeni, gezi influenceri derken, ki konumuz onlar değil memleket topraklarında en fazla konuşulmaktan zevk alınan iki konudan biri olan futbola dair de ahkam kesmek için herkes bir kamera bir kulaklıkla yorumculuğa soyundu. Başta çocukça bir heves gibi görünen bu "macera", oralara aktarılan reklam gelirleri ile öyle büyük bir hal aldı ki, Mehmet Demirkol, Fatih Altaylı gibi tanınmışlar görsel ve yazılı medyadan tamamen el kolunu çekip "sosyal medyadan" geçimini sağlamaya başladı... Hatta yaptıkları yorumlarla Fenerbahçe başkanı Ali Koç tarafından çalıştıkları kanaldan kovdurulan (kendi söylemleri) Haluk Yürekli ve Gökhan Dinç açtıkları youtube kanalı ile televizyonda elde ettikleri şöhretten daha fazlasını kazandılar.

Gazetecilik mesleğine yıllarını vermişlere saygımız sonsuz da bana bu satırları yazdıran "sosyal medyayı" kendi şahsi çıkarları için kullanıp, "rüzgar nereden eserse" felsefesi ile herhangi bir ideali olmadan etrafına aldığı "takipçilerini" etkileyen ve bu "masumane" sam yelinin yıkıcı bir fırtınaya dönüştürenler.  Bu süreçten taraftarlar, futbolcular, yöneticiler, kulüpler zarar görürken, kazanan bir tek bot hesaplarla takipçi sayısını şişiren "taraftar" görünümlü "no name"ler...

Ömrünün hatrı sayılır yıllarını tribünlerde geçirenler bu sözüm ona "fenomenlere" paye vermezken, sokakta top oynamamış, X-Boxlarla yetişen "Z kuşağı" onların hazır ordusu gibi twitterdan verecekleri emirleri beklemekte. Bazen bu kişiler "trending topic" oluşturup, transferi engellemekle kendileriyle gurur duyarken, bazen de etkileşim uğruna "topçu linçlemekten" de hiç utanmıyorlar. Hatırlanacaktır, transferin son günlerinde Galatasaray'ın adı Lazio'lu Vecino ile anılmış, twitterda ortalık karışmış, "Vecino'yu istemiyoruz" tweetleri atılmış, transfer askıya alındığında da bu "fenomenler" kendilerini fena halde güçlü hissetmişlerdi. Oysa ki, sonraki günlerde transferin olmamasının nedeni olarak Sarri'nin futbolcunun transferine onay vermediği açıklanmıştı...

Bu "no name"ler herkesten çok taraftar olmakla övünüp, tuttukları takımı 24 saat yaşamakla "hava atarken", söz konusu etkileşim, dolayısıyla da hesaplarına yatacak para olunca, kulüpmüş, armaymış, pek de umurlarında olmuyor. Ülkemizde sosyal medya, özellikle twitter kullanımı bir çok ülkeye göre aşırı derecede fazla, herhangi bir Avrupa ülkesinde bir konu hakkında atılan 3 bin-4 bin tweet büyük yankı uyandırırken, bizde bu sayıda tweet "trend" bile olmamakta. Erden Timur bu yaz transfer sürecinde menajer ve kulüplerle oyuncu pazarlığında en fazla atılan tweetlerin kendilerini zora soktuğundan bahsetse de, "at, avrat, vs" gibi hesaplar yaptıklarının zarar verdiğini görmezden gelip, yazmaya, "alevli, uçaklı" emojiler atmaya devam etmişlerdi...

Bu "x vekili" hesaplar etraflarına topladıkları "safiyane takipçileri" ile öyle bir algı yaratıyorlar ki, kulüpler ve futbolcular da ister istemez bunlardan etkileniyorlar. Bazı "dirayetsiz" yöneticiler sosyal medyanın gazıyla hoca kovarken, bazıları da oradaki ortamı kendi lehlerine çevirmek için külüp kasasını boşaltmak pahasına transfer yapmakta... Ama, bazı "uyanık" yöneticiler de hakemleri olsun, kamuoyunu olsun kendi lehlerine yönlendirmek için bu "fenomenleri" akıllıca kullanmasını biliyor...

Peki, bunların taraftarlık kültürüne "zararları" sadece sanalda mı kalmakta? Öyle düşünürseniz, fena halde yanılırsınız zira, bizler için futbolun en vazgeçilmez ve kutsal yeri olan tribünleri de ele geçirmiş haldeler. Bir hafta boyunca sosyal medyada futbolcu linçleyenleri okuyan seyirci, maça zaten o topçuya karşı pimi çekilmiş bomba gibi gelmekte ve ilk hatada başlıyor ıslığa, ediyor küfrün en ahlaksızcasını... Stadların bu kadar devasa olmadığı ve sosyal medyanın hayal dahi edilmediği yıllarda, tribünde çıkan "çılız" bir ses hemen susturulurken, şimdi susturmayı geçtim, bu sesler samanlığı yakan bir alev görevi görüp, bütün stadyumu topçuya, hocaya ya da başkana karşı ayaklandırmakta. Bir hafta önce tribüne çağırıp üçlü çektirilen topçu da yuhlanmakta, kulübün efsane hocası da ıslıklanmakta, zira sosyal medya "fenomenleri" varlıklarını nefret üzerine kurmuş, her hafta kurban beklemekteler "askerlerinden"...

 Ünlü olmak meselesi ile başladık ya yazıya, itibar ve şöhretin bilgi ve tecrübeden ziyade takipçi sayısıyla ilişkili olduğu bu mecrada takipçileri "yemlemek" de başka bir mesele. Aç olan koyun başka bir otlağa otlamaya gider derlerdi eskiler, takipçisini kaçırmak istemeyen "fenomenler" saat başı bir tweet, bir instagram postu atmak zorunda hissetikleri için kendilerini haberin doğrusuna yanlışına bakmadan önüne düşen her şeyi paylaşmaktalar. Bu "paylaşım zinciri" öyle bir hal almakta ki, kimse haberin kaynağını ya da doğrulunu araştırma gereği duymaz ve onlarca hesaptan paylaşılan bir haber çoğu kez "uydurma" çıkmakta. Utanan var mı? Nereeeede... Bir de paylaşılan haberlerde, kaynak göstermeme hastalığı var ki, o da uzun bir yazı konusu...

Bitirirken, nedir acaba bu "fenomenlerin"lerin panzehiri sorusunu duyar gibi oluyorum. Tek korkuları takipçi kaybetmek olduğu için bunları takip etmeyip, iyi ya da kötü onların hiç adını kullanmamak, reklamın iyisi kötüsü olmaz onların felsefesidir, bunların bitirmenin tek yoludur...



14 Ekim 2023 Cumartesi

Jordan Henderson ve İngiltere'nin Yuhalama Kültürü


İngiltere tribünlerindeki yuhalama kültürü ile ilgili Tim Spiers, The Athletic'e yazmış, biz de tercüme ettik...


 "Bu ıslıklamanın sebebini anlamıyorum ama görünüşe göre bu yaygın bir durum. Islıklar ve yuhalamaların ona nasıl yardımcı olabileceği hakkında herhangi bir fikrim yok."

Gareth Southgate, 2016'da İngiltere milli takım hocası olarak kulübeye ilk çıktığı maçtan sonra böyle konuşmuştu. Yuhalanan oyuncu da sadece 12 ay önce İngiltere gol rekoru kırmış ve en fazla milli formayı giymiş Wayne Rooney'di.

Cuma günü Avusturya'yı 1-0la geçtikleri maçta 88. defa milli takımın başında sahaya çıkan Southgate, Jordan Henderson'a yapılan yuhalamalarla ilgi kendisine sorulan soruya benzer cevap verdi: "Anlamıyorum. Bu yapılan ona ve takıma nasıl yardımcı olacak?"

Aslında Henderson yine şanslı. Tartışmasız olarak İngiltere'nin gelmiş geçmiş en iyi sol beklerinden biri olan Ashley Cole da yuhalanan topçular kervanında yer almakta. İngiltere milli takım forması giyen en yetenekli oyunculardan biri olan John Barnes da. John Terry? Frank Lampard? Onlar da yuhalandı.

"Sanırım bu İngiltere için oynamanın bir parçası" dedi Lampard bu konuda, öyle midir, bu yüzden bunu büyütmemeli miyiz ? Bir gün muhtemelen Jude Bellingham da bunu tecrübe edecektir.

Fakat bu hiç de önemsenmeyecek bir mesele değil. Maçlarda hem futbolcuları hem de diğer taraftarları rahatsız edici ve utanç verici bir durum. Bir de tespit: İnsanlar size yüksek sesle, sizi sevmediklerini ve sizin kötü oynadığınızı söylüyorlar. Fena halde aşağılayıcı olmalı.

Henderson'ın forma numarası değişiklik tabelasında yandığında, "kaptan" buna belki de hazırlıklıydı zira maç başında ve esnasında topla buluştuğunda ufak tefek gruplardan homurtular yükselmişti.

İngiliz oyuncular geçmiş yıllarda bir çok sebeple yuhalanmıştı. Cole özel yaşamından dolayı bu sınava tabii tutulmuştu, Rooney performansının zirvesinden aşağılara düşüyordu ki orta sahada oynuyordu ve İngiltere, İzlanda'nın gerisine düşüyordu. Peter Crouch ise sadece insanlar onun iyi olmadığını düşündüğü için yuhalanmıştı.

Söz konusu Henderson olunca, onun yuhalanma nedeni çok daha karmaşık. Sadece Suudi Arabistan'da oynamayı tercih ettiği için değil. Ya da insanlar onun LGBTQ+ destekçisi olarak ahlaki prensiplerini terk ettiğini düşündükleri için de değil. Ya da bazılarına göre milli takıma uygun olmadığını düşündükleri için de değil. Bütün bu nedenlerin bir karışımı...

 Oyuncunun Suudi Arabistan'a taşınma ve bu süreçte gelen tartışmaların oyuncuyu eleştirmek için kullanıldığı oldukça aşikar. Henderson'a yardımcı olmayan başka bir konu da onun takıma yapmış olduğu katkılar ve Southgate'in onu milli takıma seçme nedenlerinin açık ve anlaşılır olmaması. Öne çıkan bir oyuncu değil, ne de çok gol atan ya da asist yapan biri de değil. Daha çok istikrarlı ve tutarlı biri. Yaşı da ilerledikçe, sahada yapmak istediklerini de her geçen gün daha az yapıyor.

Henderson, soyunma odasında teknik direktöre yardımcı olan bir oyuncu. Southgate'in belirttiğine göre Bellingham'a destek olmakta. Takımını havasına olumlu katkı sağlıyor, arkadaşlarının en iyi performansı vermesini sağlıyor ve maçlar kazanılıyor ve kendisinden daha fazla katkı sağlayacak birinin yerini almıyorsa, peki sorun nedir? Conor Coady, son iki turnuva boyunca buna benzer bir rol üstlendi ama yedek kulübesine bile giremedi.

Aslında hikayenin en can alıcı noktası burada yer alıyor. İngiltere milli takımı için pek de fazla iyi orta saha oyuncu seçeneği yok gibi görünüyor. Henderson artık eski gücünde değil bu yüzden Jurgen Kloop, Liverpool'dan ayrılmasına izin verdi de City'de Kalvin Phillips topa dahi vurmamışken, ulusal takıma seçilince, bu eksikliğin farkına varıyorsunuz.

Manchester City'de oynayan Rico Lewis bu sezonun bir parçası olabilir ama 18 yaşındaki oyuncu için zaman henüz daha erken. West Ham United'daki James Ward-Prowse ismi de ortaya atılabilir ama bu pek çok kişiyi ikna etmez. Henderson belki şu an hala takıma katkı sağlayabilir ama 33 yaşına geldiğinde nerede top oynadığına ve performansına bakılarak ilk onbir günleri son bulabilir. Trend Alexander-Arnold'un Malta ve Kuzey Makedonya maçlarından sonra üçüncü harika performansı Southgate'i memnun etmiştir ama hocanın orta sahada ikinci sağlam bir oyuncu araması onun muhtemelen ocak transfer döneminde Phillips'in City'den başka bir takıma kiralanmasını düşleyecektir.

"O takımı bir arada tutuyor." diye Henderson'ı koruyan Southgate "Sahada fiziksel yönden güçlü oyuncularımız yoktu, insanları korumak, oyunculara fırsatlar vermek için oluşturduğumuz bir takımdı. Sahada çok fazla milli maç tecrübesi olmayan oyuncu olduğu için maç öncesi ve sonrasında bizim için önemli ve lider bir oyuncu olduğu için Henderson'a ihtiyacımız vardı. Maça kendilerini verip, iyi performans sergilemeleri için arkadaşlarına yardımcı oldu."

Henderson'ın Suudi Arabistan'in 2034 Dünya Kupasını desteklemesinin bu tepkiye sebep olup olmadığı sorulduğunda, Southgate alayıcı bir şekilde "Birinin İngiltere milli forması giyen bir oyuncuyu desteklemesi ile bu konunun ne alakası var? Gerçekten nereye gittiğimizi hiç anlamıyorum. Ülkede herkesin kusursuz değerlere sahip olması gerçeği beni oldukça etkiledi." şeklinde konuştu.

İnsanlar, "maça iyi para ödüyoruz ve düşüncelerimizi açıkça ifade edebiliriz" mantığı ile gök kuşağı renkli pazu bandı takan bir takımdan Suudi Arabistan'ın Dünya Kupası kampanyasına destek veren oyuncuya dönüşen Henderson'ı bu sebeplerle yuhlamadılar. Daha çok onunartık milli takıma seçilmesini istemedikleri için olabilir, en azından sahadaki yeteneklerini göz önüne alarak. Belki bu olabilir ama bu da karmaşık.

Daha az karışık olan Henderson'un İskoçya'nın St. Mirren ve Alman ikinci lig ekibi St. Pauli'den topçulardan oluşan rakip orta saha karşısında pek etkileyici olamaması, ayrıca bir ay önce Ukrayna'ya karşı da orta sahada çok dikkat çekici bir performans göstermemişti.

Rooney yuhalandıktan sonra Southgate onu kadroya almaktan vazgeçti. Aynısının Henderson için yapmasını bekleyenler çoğunlukta ama bu sesler İngiltere milli takımının hocasını pet etkilemeyecektir.  Daha önce yuhalanan oyunculrdan biri olan Maguire'in adının da tribünlerden seslendiğini duymuş olmalı ama pek anlamam verememiştir.

Futbol kalabalıkları, tahmin edilmezlikleri ile ünlüdür.


13 Ekim 2023 Cuma

Antalyaspor:0-2:Galatasaray


Şampiyonlar Liginde kazanılan "efsanevi" Manchester United maçından sonra lige dönmek elbette zor olacaktı ama geçen sezon şampiyon olmuş takıma "dünyaca ünlü" transferler yapmanın bir nedeni de "3 günde 1 maç oynayabilmekti", başka bir deyişle "rotasyona" oyuncu sokup, her daim zinde topçularla yürüyeşe devam edebilmekti. Okan Buruk da Muslera-Torreira-Icardi iskeletini bozmadan etrafına zinde topçular serpiştirerek Antalya deplasmanına çıkardı takımını ve "milli araya" da hanesine üç puan yazdırarak girmiş oldu. 

Galatasaray sanki hiç ara vermemiş gibi hafta içi kaldığı yerden devam eder gibiydi Antalya'da, Sanchez'in pasında daha ilk dakikada Icardi topla buluşmuş, aşırtması auta gitmişti. 5 dakika sonra bu sefer Kerem Icardi'yi "pasladı" da Arjantinli jeneriklik goğüs kontrolü, çok fena sonlandırdı... Deplasman takımı alışık olduğumuz o baskılı ve rakip yarı ceza sahası çevresine yıkan oyununu "kötü zeminin" de etkisiyle belki sergileyemiyordu ama "nadir gelişen atakları" da ecel terleri döktürüyordu kırmızı-beyazlı takımın sevenlerine. Zaha-Kerem işbirliğinde, "Harry Potter" in kale çizgisine paralel çıkardığı topa Barış geç kalmasa tabela değişecek; Zaha'nın devre biterken Kerem'e pasında Güray son anda çizgide olmasa Galatasaray soyunma odasına önde gidecekti. 


Bir de hakemi konuşmadan devreye gitmesek olmazdı, 17. dakikada Antalyalıların Jehezkel'le Kazımcan'ın itiş kakışının cezasına sarkması sonrası ev sahibi oyuncunun kendini bırakmasına devam kararı kafasında kalmış olmalı ki, Buksa'nın 25. dakikada Muslera'nın ayağını kırma teşebbüsüne bırakın kırmızı kartı, sarı bile vermedi. Üstelik, Uruguaylı file bekçisinin acı içinde isyan etmesini de sarı kartla cezalandırdı. Hakem pozisyonu kaçırmış olabilir de, sahada yönettiği maçlarda kırmızı kartı kullanmayı pek seven Arda Kardeşler o dakika VAR odasında neyle meşgüldü acaba?

Manchester'da oyuna girdikten sonra maçın gidişatını değiştiren Barış Alper, Antalya'da vasatı aşamayınca, ikinci yarıya Tete ile başlayan Galatasaray, Brezilyalının "asistvari" ortasında Icardi ile bir kez daha öne geçecekti ki ligde beğendiğim kalecilerden olan Leite "örümcek adamlaştı" o topu çıkardı. 10 dakika sonra Icardi'nin "bende her numara var" dercesinde Roberto Carlosvari serbest atışını da çıkaran Leite, Kerem'in kornerinde Icardi'nin kafasında Sanchez'in dokunuşunu izlemekle yetindi. Kolombiyalı stoper son iki maçta direkleri dövmüştü, Antalya'da siftahı yaptı.

Daha dengeli bir oyun tercih edip, Jehezkal'ın Kazımcan üzerindeki bire bir üstünlüğünü kullanarak Galatasaray kalesine gelmeyi planlayan Nuri Şahin, kalan sürede takımını gol için rakip yarı sahaya yollayınca, deplasman ekibi de açık alanda pozisyonlar bulmaya başladı ama maçın kırılma anı hiç kuşkusuz Safuri'nin ortasında Assombalonga'nın boş kale yerine topu auta atmasıydı. Antalyalı topçu o pozisyonu gol yapsa, kalan dakikalar Galatasaray için stresli geçebilirdi...


Lakin... Galatasaray'da Icardi olunca, stresten bahsetmek ne kadar doğru olurdu, zira Antalya'nın gol için ümitlendiği dakikalarda "ayağı kötü" denilen Muslera'nın uzun pasında Mertens topla buluşuyor, onun "Keremvari" asistinde Icardi Leite'ye acımıyordu. Galatasaray "4x4lük" bir golle rahatlamıştı da yan hakem ofsayt bayrağı kaldırmıştı. VAR görüntüleri ekrana geldiğinde de hem Mertens, hem Icardi'nin pozisyonlarında bırakın santimlik, metrelik farklarla ofsayt olmadığı gözüküyordu. Peki o bayrak neden kalkmıştı?

Kazımcan'ın sakatlık sonrası Jehezkel karşısında zorlandığı, Barış Alper'in yokları oynadığı, Ndombele'nin ilk onbir başladığı, Zaha'nın varlığının bile rakibi tedirgin ettiği, Kaan Ayhan gibi Abdülkerim'in de jokerleştiği ve Zornay Küçük'ün asla büyük hakem olamayacağının anlaşıldı bir maç olarak akıllarda kalacak 7 Ekim gecesi Antalya'da oynanan Antalyaspor-Galatasaray mücadelesi...


STAT: Antalya

HAKEMLER: Zorbay Küçük, Furkan Ürün, Murat Temel

ANTALYASPOR: Helton Leite - Bünyamin Balcı (Dk. 74 Assombalonga), Veysel Sarı, Ömer Toprak, Güray Vural (Dk. 90+1 Bahadır Öztürk), Erdal Rakip, Saric (Dk. 74 Holtmann), Jehezkel, Van de Streek (Dk. 63 Safuri), Bytyqi (Dk. 63 Erdoğan Yeşilyurt), Buksa

GALATASARAY: Muslera - Boey, Sanchez, Abdülkerim Bardakcı, Kazımcan Karataş (Dk. 75 Nelsson), Ndombele (Dk. 63 Mertens), Torreira, Barış Alper Yılmaz (Dk. 46 Tete), Zaha (Dk. 63 Kaan Ayhan), Kerem Aktürkoğlu (Dk. 85 Halil Dervişoğlu), İcardi

GOLLER: Dk. 58 Davinson Sanchez, Dk. 86 İcardi (Galatasaray)

SARI KARTLAR: Güray Vural (Antalyaspor) - Torreira, Muslera, Kerem Aktürkoğlu (Galatasaray)

6 Ekim 2023 Cuma

Manchester United:2-3:Galatasaray



Avrupa, Avrupa Duy Sesimizi

İşte Bu Cim Bomun Ayak Sesleri

Cim Bomla Kimse Başa Çıkamaz

Manchester İ*nesi Kolla Kendini


Liseye gidiyorduk Galatasaray, Manchester'ı deplasmanda şakına uğratmış, İstanbul'a turistik seyahate gelmeyi hesap ederken, Sami Yen "cehennemine" nasıl çıkacaklarını düşünmeye sevk etmişti. Havamız "on numaraydı", okula ertesi gün atkımızla gitmiş ve hep yukarıdaki besteyi mırıldanır olmuştuk:

"Cim Bomla Kimse Başa Çıkamaz

Manchester İ*nesi Kolla Kendini"


On beş gün sonra rövanşı da vermeyip, "ukala" İngilizlere fena bir ders vermişti Galatasaray, ilk Şampiyonlar Liginde İngiliz şampiyonu yoktu, yerine Türkiye şampiyonu Galatasaray vardı...

Neuchatel günlerinde çocuktuk, bazı şeyleri idrak edemiyorduk ama Galatasaray'ın Manchester'i elemesi Ali Sami Yen'in o vakit pek de az olan kitaplardan okuyup, anlayamadığımız "Maksadımız İngilizler gibi toplu bir halde oynamak, bir renge ve bir isme malik olmak ve Türk olmayan takımları yenmektir." sözünün içini doldurmuştu.

Biz Galatasaray'dık ve her takımı yenebilirdik...

Sonrası malum zaten Fatih Terim'le bir çok başarı, UEFA Şampiyonluğu, arkasında Luce ile Süper Kupa derken Galatasaray'ı Avrupa da tanımış oldu...

Tabii ki kulüpler hep zirvede kalmaz, çalkantılı yıllar olur, hele ki Türkiye gibi sistemli değil de ani reflekslerle yaşayan ülkelerde gelecek pek de kestirilemez, Galatasaray'ın da düşüşü oldu ama Galatasaray tarihini iyi idrak edenler bilirdi ki, "Galatasaray varsa umut vardır, Galatasaray her takıma karşı galibiyet için oynar..."

Eylül ayı başı kuralar çekildiğinde Galatasaray, Bayern Münih, Manchester United ve Kopenhag'la eşleştiğinde, sosyal medyanın ergenleri "üçüncülük" hesapları yaparken, biz dinazorlar "Bu gruptan çıkarız" demiştik...

İç sahada Kopenhag'ı beşlik yapacakken, 2-0 geriye düşüp, son dakikalarda attığımız 2 golle berabere kaldığımızda da bardağın boş tarafına değil, dolusuna bakıp "Bu gece girmeyen goller, İngiltere'de girecek, Manchester'i orada yeneriz, sağlık olsun" demeyi de bildik...

Neydi bu özgüvenin nedeni? Önce Galatasaray'a bize yaşattıklarından dolayı inanmak, sonrası da takımın kaliteli kadrosuna güvenmek...

"Futbol kaliteli topçularla oynanır" diyenler yanılmazlar, hele ki kalite ve tecrübe birleşirse başarı da gelir. Türk takımları geçmiş yıllarda taraftarıyla birlikte kendi sahalarında "kaplan" kesilirken, deplasmanda ise "süt dekmiş kedi" rolündeydi çoğu zaman. Yetenek vardı ama uluslararası tecrübe eksikti...


Oysa dünkü Galatasaray'in ilk onbirine baktığımızda "milli oyuncular" Abdülkerim ve Kerem dışında herkes Avrupa sahalarında boy göstermiş, çoğu da Premier Ligde top oynamıştı. Kaliteye tecrübe de eklenmişti... Takımın başındaki Okan Buruk da futbolculuk yıllarındaki tecrübesinin yanında hoca olarak da Başakşehir ile daha önce Şampiyonlar Ligi tecrübesi yaşamış, Manchester'i de devirmişti...

Hal böyle olunca, geriye bir tek İngiltere'ye giderken galibiyet hayali kurmak kalmıştı da onu da Erden Timur bastırtmış olduğu kitapçıklarla topçulara vermişti zaten...

Sanki 3 gün önce Sami Yen'de Ankaragücü maçı oynar gibi yine 4-5 oyuncu ile rakip ceza sahası ve çevresinde pres yaparak başladı sarı kırmızılılar maça. Okan Buruk'un kafasında bir plan vardı, onu da Florya'da "gizli" idmanda anlatmıştı topçularına. Plan vardır da uygulamak tecrübe isterdi, hele ki daha ilk çeyrekte geriye düşersen oradan kalkmak esas mesele olandı. 


Ev sahibi taraftarların ıslıkları arasında Zaha çok geçmeden ayağa kaldırdı takımı, hem de eski taraftarını susturarak. İkinci golü de Oliviera'nın hatalı pası, Sanchez'in ayağının kayması gibi zincirleme ve moral bozacak hatalarla yedi sarı-kırmızılılar ama bir dakika evvel bom boş kaleye topu yuvarlayamamış Kerem'le tekrar "Bu maçta ben de varım" dedi... Kopenhag maçında kaçırdığı goller ve yaptığı pas hatalarıyla iç sahada yuhalanan Kerem'in yine rahat bir pozisyonda topu filelerle buluşturamaması sonrası oyundan düşmeyip, Barış Alper'in pasında topu Onana'nın sağından köşeye yollaması hem klastı, hem de onun mental anlamda ne kadar güçlendiğini gösteriyordu.



İki yumurukla yıkılmayıp ayağa kalkan Galatasaray, artık vuruş sırası bende dedi ve takımın oyun aklı Mertens'in "akıl oyunuyla" Onana'yı kandırması, ardından da Casemiro'yu tuzağa düşürmesi sonrası hem penaltı kazanıp, hem de rakibi eksik bırakıverdi. Ne demiştik futbol kaliteli ve tecrübeli adamlarla oynanır.


Istanbulspor maçında penaltıda Kerem'le yaptıkları "paslaşmayı" eleştirenlere cevap mahiyetinde "bakın penaltı da kaçabilir" dercesine Icardi topu penaltıda auta yollarken, beş dakika sonra da "Ben klas bir golcüyüm" mesajı veriyordu Manchester kalecisini aşırtıp top ağlarla buluşurken...


Meşhur İngiltere yağmurunda Okan Buruk saha kenarında topçularıyla birlikte ıslanırken, ten Hag ise kulübeden seyrediyordu takımının bir mağlubiyetini daha. Teknik kadrodan topçusuna Galatasaray salı gecesi Avrupa'ya "inanmışlık" dersi vermişti. İnanmasa Okan Hoca saha kenarından yırtınmaz, Muslera panterleşmez, Boey Rashford'un Fernandez'e al da at pasında o imkansız koşuyu yapmaz, stoper Sanchez iki asist yapmaz, Abdülkerim sol beke geçip son saniyede gol olacak atağı kesmez, Angelino tecrübesini konuşturmaz, Torreira ciğersiz kalmaz, Kaan hatasız oynamaz, Tete ismini İngilizlere hatırlatmaz, Kerem o enerjiyi sahaya koymaz, Zaha kendini adamaz, Icardi savunmadan gol çıkarmaz, Barış Alper o vücut çalımını atmaz, Nelsson duvar olmaz, Mertens 20lik gibi koşmaz, Oliviera karakter koymaz, Ndombele orta sahayı parsellemez...


Uzun uzun yazdık da belki de en çok inananları sona bıraktık: Galatasaray taraftarı... Maç sabahı Manchester sokaklarını istila etmeyle başlayan Türk göçü, Old Trafford'da kendilerine ayrılan yeri doldurmakla kalmayıp, İngilizlerin de biletlerini alıp, ev sahibi koltukları da işgal edip, deplasmanı Sami Yen'e çevirdiler. Tribünler inandıkça sahadakiler inandı, sahadakiler çabaladıkça tribünler coştu ve Galatasaray tarihine geçecek bir galibiyet el birliği ile kazanıldı...


Dakikalar 86'yı gösterirken, o meşhur tezahüratı tekrar tüm dünya dinliyordu:

Avrupa, Avrupa Duy Sesimizi

İşte Bu Cim Bomun Ayak Sesleri

Cim Bomla Kimse Başa Çıkamaz

Manchester İ*nesi Kolla Kendini



Stat:
Old Trafford

Hakemler: Ivan Kruzliak, Branislav Hancko, Jan Pozor (Slovakya)

Manchester United: Onana, Dalot, Varane, Lindelof, Amrabat (Dk. 89 Martial), Casemiro, Mount (Dk. 85 Antony), Hannibal (Dk. 46 Eriksen), Bruno Fernandes, ​​​​​​​Rashford (Dk. 69 Garnacho), Hojlund

Galatasaray: Muslera, Boey, Sanchez, Abdülkerim Bardakcı, Angelino (Dk. 84 Ndombele), Kaan Ayhan (Dk. 84 Nelsson), Torreira (Dk. 61 Oliveira), Tete (Dk. 61 Barış Alper Yılmaz), Kerem Aktürkoğlu, Zaha (Dk. 72 Mertens), Icardi

Goller: Dk. 17 ve 67 Hojlund (Manchester United), Dk. 23 Zaha, Dk. 71 Kerem Aktürkoğlu, Dk. 81 Icardi (Galatasaray)

Kırmızı kart: Dk. 77 Casemiro (Manchester United)

Sarı kartlar: Dk. 31 Torreira, Dk. 61 Boey, Dk. 86 Oliveira (Galatasaray), Dk. 38 Dalot (Manchester United)

3 Ekim 2023 Salı

Manchester United Maçına Dair


 ultras/Movement takipçileri bilir, sevgili Derda ile 5'e 5 adında bir podcast kaydetmeye başladık. Bu gece kaydı yaptık, ben edit yaparken, o da yarınki maça dair görüşlerini kağıda dökmüş, sıcağı sıcağına burada yayınlamak istedim...


    Muhtemelen Ankaragücü maçı bittikten sonra bütün oyuncular MUFC maçını düşünmeye başladı. Gerçi Ankaragücü’nün kalecisi böyle iyi bir performans sergilemese maç oynanırken düşünmeye başlayacaklardı ki gayet anlaşılabilir bir durumdu.

    Futbolda nihayetinde sicilin parayla, nüfuzla, reklamla doldurulamadığı yerdeyiz. Bu zirve noktasında Galatasaray olarak yine aslanlar gibi mücadelemizi yapacağız. Rakibimizin durumu ne olursa olsun Manchester United, Manchester United’tır. Bizim onlara göre daha moralli olmamız, takım içinde kaos vb olmaması bizi biraz avantajlı kılıyor. Bir diğer avantaj ise Boey, Kerem A. ve Nelsson gibi Avrupa kulüpleri tarafından izlenen oyuncuların başta olmak üzere diğer oyuncuların da vitrine çıkacak olmaları. Belki Zaha on sene önce transfer olup tutunamadığı (Belki Alex Ferguson dönemi sonrasındaki kaostan ötürü) United’a karşı dişini biliyordur? Veyahut belki Fernando Muslera’nın Galatasaray’daki ilk Şampiyonlar Ligi maçı olan Old Trafford deplasmanındaki penaltı dahi kurtardığı performansını bu akşam yeniden sergileyecektir?

    Özellikle sosyal medyadan “Kesin yeneriz” cümlelerine karşı temkinli yaklaşmak gerekir zira oynadığımız takım ne olursa olsun dünyanın en iyilerinden. Allah korusun olası bir yenilgide “Bunu bile yenemediniz” diyeceklerdir, bu tuzağa düşmemeliyiz. Eksik ve kaos içindeki United’ın sahadaki en büyük kozlarından olan Bruno Fernandes’i topla buluşturmayıp, buluştuğu topu da efektif kullandırmadık mı yapabilecekleri tek şey Rashford’a defansın arkasına uzun ve ters top atıp defansın kademe anlayışını bozmak olacaktır. Bizim kadroda ise formda olan 14-15 oyuncu içinden Okan hoca en iyisini çıkartacaktır. Sürpriz denilebilir ama Abdülkerim Bardakçı’yı sol bekte değerlendirip hem üçlü defansa geçişi kolaylaştırabilir hem de Rashford’a karşı daha dengeli kademe aldırabilir. Orta alan farklı olabilir, kenar forvetlerde değişiklik olabilir ama kimin çıkacağını ve nasıl oynayacağımızı rakip takım hocası düşünsün ve uykuları kaçsın.

Galatasaray bu maçı kazanırsa gruptan bana göre çıkar. Çünkü Manchester’a karşı 4 puan fark ve içeride oynanacak maçı da göz önünde bulundurursak çok büyük avantaj sağlamış olmanın yanı sıra beraberlik de iyi olur Allah korusun kaybedersek de dünyanın sonu olmaz.Daha önce yaptık, yine yapabiliriz; Allah yardımcımız olsun..


29 Eylül 2023 Cuma

İstanbulspor:0-1:Galatasaray


"Futbol bir temaşa sporudur."

Futbol elitlerinin ağızlarından düşürmedikleri kelime "temaşa".

Peki neymiş bu temaşa, bakalım sözlüğe: 1.hoşlanarak seyretme. 2.görülmeye değer şey, seyredilecek görünüm.

Atatürk Olimpiyat Stadında dakikalar otuzbeşi gösterirken, Icardi bir kaçhafta evvel Gaziantep'te yaptığı gibi yine bir tilki kurnazlığı ile rakibinin vuracağı topa ayağını koydu ve İstanbusporlu oyuncu top yerine ikardiyi "şutlayınca" hakem tereddütsüz penaltı noktasını işaret etti.


12 maç arka arkaya ligde gol atan Icardi'nin bu rekoru bir maç daha ileriye götürmesini beklerken, Arjantinli topu Kerem'e veriyordu, "Şampiyonlar Ligi maçında taraftardan eleştiriler alan Kerem'in moralini düzeltmek istedi demek ki" diye herkes düşünürken, bu ikilinin akıllarında olanı saniyeler sonrası Kerem'in penaltıda topu kaleye vurmayıp yana pas olarak çıkarıp Icardi'nin son sürat gelip vuruş yapmasıyla farkına varıverdik...

Sadece rakip oyuncuları değil, maçı seyredenleri de kandırmışlar, Kerem Icardi'ye al da at pası vermişti. Hem de kaçma ihtimali olan penaltıyı daha da kolaylaştırmışlardı, bomboş kale kalmıştı Icardi'nin önünde, zekice bir hareketti...


Gol olmadı, olsaydı övgüler düzülecekti de PSG'de daha zorunu atan Icardi, burada kaçırmıştı...

Ama maçı seyredenler için "temaşanın "kralını yaptılar, iyi ki de yaptılar...

Bir de rakibe saygısızlık olarak adledenler var bu hareketi.

Esas saygısızlık 80 bin kişilik Olimpiyat Stadının boş kalmasını göze alarak Galatasaray taraftarına 905 liraya maç bileti satmaktır. Bu sadece Galatasaray'a değil, futbola saygısızlıktır. Geçen hafta Başaklşehir maçı öncesi yapılan seremonide Başakşehirli çocukların Icardi'ye sevgisini görmeyen yoktur, 80 bin kişilik koskocaman stada çocuğunu götürmek isteyen binlerce babayı ve çocuğu maç seyretme zevkinden mahrum etmek "saygısızlıktır"...

Maça dönersek, teknik direktörü Fatih Tekke bir gün önce istifa etmiş İstanbulspor, yardımcı antrenörün hazırladığı takımla maça çıktı ve basit bir taktiği vardı, kaleyi savunabildiği kadar savunmak, ilerideki Mamadou, Traore ve Ndao ile kontra bulmak. Galatasaray ise klasik baskılı oyunuyla rakibi boğup, erken golün peşindeydi. Daha ilk 2 dakikada o kadar net pozisyonlar buldular ki, maçın Galatasaray adına kolay geçeceği havasını herkes almıştı. 7. dakikada Mertens'in şutu direği sallıyordu da aranan erken gol gelmiyordu. Kerem'in plasesi, Tete'nin kafası fileleri sarsamıyor, Kerem-Icardi penaltı kaçırıyor ama 3-5 dakika sonra Kerem yine Icardi'ye gol asisti yapıyordu.

İkinci devre de Zaha, Oliviera, Barış Alper'in oyun girmesiyle Galatasaray farkı ikiye çıkaracak golü arıyor, Demirbay bir kez daha direkleri dövüyor Galatasaray adına ama aranan gol bir türlü gelmiyordu. Yine de hakkını yemeyelim gol geldi gelmesine de Barış'ın pasında Abdülkerim boş kaleye topu yuvarladı ama VAR'dan ofsayt kararı çıkmıştı...

Kopenhag ve Başakşehir maçlarında yaptığı hataların gol olması sonrası bazı kesimlerce Muslera sorgulanmaya başlandı da Uruguaylı eldiven İstanbulspor'un nadir geldiği ataklarda çıkardığı toplarda kalede neden olması gerektiğini gösteriyordu. Özellikle 14. dakikada Traore'nin şutunu çıkardığı pozisyonun benzerini bir gün sonra Adana'da Konferans liginde ilk haftanın kalecisi seçilen Beşiktaşlı Mert iki defa gol olarak kalesinde görmüştü.

Galatasaray'ın fark atmasının beklendiği maçta tek golle üç puanı hanesine yazdırırken, akıllarda İcardi'nin kaçırdığı penaltı ve beyaz formayla maça çıkan topçuların yemyeşil soyunma odasına dönmesi kalıyordu.


Şark kurnazlığı bizim işimiz der gibi, Milan-Liverpool Şampiyonlar Ligi finali öncesi stad etrafının güzel gözükmesi için çevre evleri beyaz kireçle boyayıp kamufle edilmesi gibi, stat zemininin topraklarını kamufle etmek için yeşil gıda boyası ile boyama fikri gelivermiş "bahçevanlara"... Hal böyle olunca da meşhur çizgi film karakteri Hulk gibi sahada dolaşan topçular görmekten alıkoyamadık kendimizi... Trajikomik...



STAT: Atatürk Olimpiyat

HAKEMLER: Abdulkadir Bitigen, Volkan Ahmet Narinç, Mustafa Savranlar

İSTANBULSPOR: Jensen - Duhaney, Mehmet Yeşil, Okan Erdoğan, Ali Yaşar, Loshaj (Dk. 90+2 Eslem Öztürk), Rroca, Ethemi (Dk. 72 Jackson), Ndao (Dk. 61 Sambissa), Mamadou (Dk. 61 İbrahim Yılmaz), Traore (Dk. 72 Muammer Sarıkaya)

GALATASARAY: Muslera - Boey, Abdülkerim Bardakcı, Kaan Ayhan, Angelino, Torreira (Dk. 84 Nelsson), Kerem Demirbay (Dk. 78 Oliveira), Tete (Dk. 78 Bakambu), Mertens (Dk. 56 Zaha), Kerem Aktürkoğlu (Dk. 78 Barış Alper Yılmaz), Icardi

GOL: Dk. 42 Icardi (Galatasaray)

SARI KARTLAR: Rroca (İstanbulspor) - Kaan Ayhan, Abdülkerim Bardakcı (Galatasaray)

23 Eylül 2023 Cumartesi

Başakşehir:1-2:Galatasaray


Şampiyonlar Ligi dönüşü bir zamanların meşhur tabiriyle "annenin ligine" dönmek kolay değildir, Galatasaray da bu sene haftada bir maç oynamayacak, bunun farkında olarak da "rotasyonlu" bir kadro ile efsanesi Fatih Terim'in adının verildiği Başakşehir'in stadında sahaya çıktı...

Muslera kalenin değişmeziydi, Boey sağ kanadın tapusunu aldı da Nelsson'un kız arkadaşının doğum ihtimali için izinli olduğu günde Davinson Sanchez Abdülkerim'in partneriydi. Sol bekte ise Kazımcan Angelino'yu kulübeye yollamıştı.

Orta sahada Torreira geçen yılki arkadaşı Oliviera'yı yanında görmüş ama Mertens'in yerine Ziyech oynuyordu. Gol atmak ya da attırmak görevi de Barış Alper, Tete ve Icardi'deydi.

Karşı takımda ise eski dost Dubois antrenmanlarda karşı karşıya oynadığı sarı-kırmızılı topçulara karşı resmi maçta yer alırken, Çağdaş Atan da 4 hafta sonra ikinci defa Okan Buruk'un  rakip kulübesindeydi.

Karşılaşma beklendiği gibi başladı, Çağdaş Atan "savunmadan pasla çıkma" oyunundan vazgeçmezken, Galatasaray da rakip ceza sahasında baskı yapma alışkanlığını bırakmadı. Bu preslerle pozisyonlar da geldi, Kazımcan'ın taç atışında Davinson kafayı dokunabilse, erken gol gelecek, Tete'nin ceza sahası dışında plase şutu direği yalamasa ilk beş dakikada Galatasaray iki farklı öne geçecekti.

Yine rakip çıkarken, Volkan'ın pasında araya giren Torreira düşürülüyor ama geçen sene Ziraat Türkiye Kupasında Başakşehir-Galatasaray maçında sarı-kırmızılı takımı "doğrayan" Kadir Sağlam, VAR işbirliği ile penaltıyı "göremiyordu"... Penaltıyı görmeyen gözlerin, Berkay'ın Torreira'ya tekmesinde "kırmızı kart" çıkarmasını beklemeyenlere de elimde "birinci elden satılık köprüler" olduğunu söyleyebilirim.

Rakibin sertliğine izin veren Kadir Sağlam, hem Kazımcan'ın sakatlanmasına vesile oluyor, hem de Başakşehir takımının en tehlikeli atağına imkan sağlıyordu, bereket direkler topun filelerle buluşmasına izin vermedi.

Zorunlu üç Türk oyuncu garabeti Kazımcan'ın oyundan çıkmak zorunda kalmasıyla Okan Buruk ve ekibine "satranç" hamleleri yaptırdı ve Kaan Ayhan stopere geçerken, Abdülkerim sol beke gönderildi.


Futbol kaliteli oyuncularla oynanır derler ya, maç boyu saha içinde dolaşan, fiziksel olarak da zayif görülen Ziyech'in Tete'nin pasında attığı golü de izlemeye doyamadık... İp gibi, dümdüz giden bir top...

Acaba sol bekte "Apo" ne yapar derken, 45te rakibinin belini kırdı, değme sol beklere parmak ısırtacak bir orta yaptı da Oliviera'nın kafasında direkler Volkan Babacan'ı korudu.

İkinci devre iki Kerem oyuna dahil olurken, Barış Alper ve Sergio duşa yollandı ve bir çok kişinin aklında Barış Alper'in 8 ve 45+3 arkadaşları pas beklerken ceza sahası dışından denediği "saçma" plaseler kaldı.


Kopenhag maçında "gereksizlerce" ıslıklanan Kerem, oyuna girer girmez Tete ile "al-ver" yaptı ve penaltıyı kazandırdı, Icardi de ligde 12 maç arka arkaya gol atarak rekor kırıverdi. Sonrasında da pozisyonlar buldu Galatasaraylı oyuncular da topu ağlara yollayamazken, Ziyech-Zaha oyuncu değişikliği esnasında yaşanılan bir "dalgınlıkta" eski dost Dubois Muslera'nın da hatasından yararlanarak takımının tek golünü kaydediyordu. 

Gol bizi üzdü üzmesine de Kopenhag maçından sonra Muslera'nın bir kez daha çıkıp çıkmama tereddütünde kalesinde gol görmesi ve yine bir oyuncu değişikliği esnasında futbolcuların bant takma, saç yapma, yüzük çıkarma gibi "amatörce" hatalarından dolayı yaşanan başka bir gecikmeden ders alınmaması daha da acıttı içimizi.

Farkı bir gole indiren ev sahibi beraberlik için yaptığı oyuncu değişiklikleri ile Galatasaray kalesine gelirken, sarı kırmızılılar da Kerem Demirbay'ın serbest vuruşunda az kalsın üçüncü golü buluyor, sonrasında Davinson'un kafası Volkan'ın suratında patlıyor ve Zaha da Icardi'nin "al da at" jestini çok kötü bir vuruşla auta yolluyordu...


Maç sonu Fatih Terim Stadının köşesinde deplasman takımına ayrılan köşeye sıkışan taraftarlar topçuları tribüne çağırırken maçın adamı Davinson Sanchez'in üçlü çektirmesini bekledim ama takım sadece taraftarı alkışlayıp soyunma odasına gitti. 

Evet, ilk defa yeni takımıyla sahaya çıkan Davinson özellikle hava toplarındaki hakimiyeti ve kusursuz oyunuyla Nelsson ve Abdülkerim'e forma artık benim mesajı verdi.

Torreira ve Boey'i unuttuk mu? Onlar artık çıtayı öyle bir yere koydular ki, onlar zaten "fahri maçın adamı"...



Stat: Başakşehir Fatih Terim

Hakemler: Kadir Sağlam, Abdullah Bora Özkara, Hakan Yemişken

RAMS Başakşehir: Volkan Babacan, Dubois (Dk. 74 Cemali Sertel), Duarte, Ba, Lima, Karzev (Dk. 60 Abeid), Aleksic (Dk. 60 Figueiredo), Berkay Özcan (Dk. 74 Pelkas), Serdar Gürler, Dennis (Dk. 46 Deniz Türüç), Piatek

Galatasaray: Muslera, Boey, Sanchez, Abdülkerim Bardakcı, Kazımcan Karataş (Dk. 29 Kaan Ayhan), Torreira, Oliveira (Dk. 46 Kerem Demirbay), Tete (Dk. 80 Ndombele), Ziyech (Dk. 66 Zaha), Barış Alper Yılmaz (Dk. 46 Kerem Aktürkoğlu), Icardi

Goller: Dk. 43 Ziyech, Dk. 50 Icardi (Penaltıdan) (Galatasaray), Dk. 64 Dubois (RAMS Başakşehir)

Sarı kartlar: Dk. 12 Dennis, Dk. 19 Berkay Özcan, Dk. 31 Lima (RAMS Başakşehir), Dk. 33 Oliveira, Dk. 82 Kerem Demirbay (Galatasaray)

20 Eylül 2023 Çarşamba

Lazio'yu Kurtaran Kaleci

 


Dün gece Lazio'yu attığı kafa golü ile mağlubiyetten kurtaran kaleci Ivan Provedal'ın hikayesini The Athletic'e James Horncastle yazmış. Biz de tercüme ettik:


Lazıo kalecisi Ivan Provedal'a büyükannesinin anlattığına göre Rusya'nın efsanevi kalecisi ve tarihte Ballon d'Or kazanan tek file bekçisi olan Lev Yashin onların komşusuymuş. "Anneannem ve dedem onun sokağında yaşıyordu, birbirlerini iyi tanıtlardı, ben çocukken büyükannem harika bir kalecinin komşumuz olduğunu söylerdi" diye anlatmakta o günleri Lazio'nun file bekçisi.

"Yıllar sonra onun ne kadar ünlü olduğunu anladım"

Spor yazarları, yazılarının içine kaderi yoğurmayı severler, onlara göre kolay olan 1994 doğumlu genç Provedel'in akrabalarının yanına gidip, kariyerinde 150'den fazla penaltı kurtaran Yashin'in hikayelerini dinleyip, genç Gianluigi Buffon'un karla kaplı Dinamo Moskova sahasında ilk defa keleye geçtiği maça şahit olduğu "hikayesini" uydurmaktır.

Ama, Provdel çok geç yaşlarda kalecilik yapmaya başladı, bu yüzden çocukluğunda Yashin ismi ona pek bir şey ifade etmiyordu.

 Tabii, kalecilik ilgisini az da olsa çekiyordu. " EURO 2000'de Hollanda'ya karşı yaptığı kurtarışlar ve çıkardığı penaltılar sayesinde Francesco Toldo'ya aşık oldum. O maçın kasetini o kadar izledim ki, kaset eskidi." diye anlatıyor Provdel.

Bir yandan gol atmak, bir taraftan Toldo, genç Ivan içten içe bir savaş veriyordu. Yıllarca kaleciler değerisiz görüldükleri için, kim kaleci olmak isterdi ki? Juventus'un Buffon için Parma'ya ödediği bonservis ücreti yıllarca kırılmasa da Ballon d'Or ödülü hep kalecileri yerine golcülere gitti. Lev Yashin'in kazandığı ödül de Buffon'a göre Rusya ile Batı'nın ilişkilerini yumuşatması için politik olarak verilmişti.

"15 yaşıma kadar forvettim ve maç başına gol atma oranım da oldukça iyiydi" diyor Provdel bir röportajında.

Golcünün aklından neler geçtiğini anlamak kaleciler çok yardımcı oluyor. Onların niyetlerini okumak, tepki süresini kısaltmakta. golcünün yaptığı ani bir hareket kaleciyi çaresizi bırakmıyor ve Provedel de Italya'da elit bir kaleci olan nam salmış durumda. Geçen yıl Fransa'nın yeni bir numarası Mike Maignan, Şampiyonlar Ligi finalisti Andre Onana ve Tottenham'a gidecek olan Guglielmo Vicario'nun önünde Serie A'da yılın kalecisi seçildi.

Bazıları Serie A'nın bu seçimini sorguladı. Provedel, diğer kalecilerden en az beş kere daha fazla olmak üzere 21 maçta kalesini gole kapadı ve Lazio'nun Napoli'nin arkasında ligde ikinci olup Şampiyonlar Ligi bileti alırken Serie A'da en yüksek kurtarış yüzdesine sahip kaleci olarak adından söz ettirdi.

Son dört yılda, farklı takımların şampiyon olduğu Serie A'da, belki geçen sene Lazio'nun yılı olabilir söylentileri vardı ama Lecce deplasmanında yaşanılan mağlubiyet, hayal kırıklığı yaratırken, lige yeni gelen Genoa maçındaki kayıp ise herşeye tuz biber oldu. Şampiyon Napoli'yi yenmek Lazio taraftarına tekrar hayaller kurdururken Juventus mağlubiyeti bunun sadece bir istisna olduğunu düşündürüyordu.

Lazio son 60 yılda sadece iki defa ilk dört maçta üç mağlubiyet aldı. Bunun nedenlerine bakacak olursak, koca bir transfer dönemini sportif direktör olmadan geçirmiş olmak, Hugo Lloris adını transfer söylentilerinde kullanarak Provedel'in kafasını bulandırmak, Sergej Milinkoviç-Saviç'i Al Hilal'e satmak, onun yerine Daichi Kamada gibi tamamen farklı bir oyuncu almak gibi sebeple sıralanabilir.

Lazio, dün gece 16 yıl sonra kendi taraftarı önünde bir Şampiyonlar Ligi maçı oynadı ve kabüsa dönecek gece yıllarca anlatılacak bir şölene dönüştü.

Provedel, Atletico'lu kanat oyuncusu Samuel Lino'nun şutunu kurtararak takımının puan alma ümitlerini canlı tutarken, saha kenarındaki Diego Simeone buna inanamıyordu. 2000lerin başında şampiyon olan Lazio takımının bir üyesi olarak Curva Nord'un maç öncesi kendisne yaptığı jest Simeone'yi çok etkilemişti ama oyun ilerledikçe onun duygusallığı öfkeye dönüşmüştü "Maçın fişini çekemedik" diye konuşuyordu karşılaşma bitiminde.

Atletico'nun savunmaya çekilip, rakip atakları savuşturma "acısını" yaşamaya karar vermesi Sarri'nin işine geldi ki, bir demecinde böyle bir taktik yapmaktansa bankaya geri dönüp hocalığı bırakmayı yeğleyeceğini belirtmişti.

Atletico'nun yediği bu baskıya karşın kalesinde gol görmeyeceği bekleniyordu zira Lazio'nun kanat oyuncularıMattia Zaccagni ve Felipe Anderson bu sezon siftah yapamadılar. Milinkoviç-Saviç'in ayrılması da takımın rakip ceza sahasında etkisiz olmasına neden oluyordu. Ayrıca, Sarrı sürpriz bir şekilde geçen sezon Girona formasıyla Real Madrid'e 4 gol atan 15 milyon euroluk transfer Taty Castellanos'u kadroya almmaıştı.

Ama, kader ağlarını örmüştü...

Büyük bir kalecinin içgüdüleri, büyük bir golcünün iç güdülerine benzer ve Provedel bunu maçın uzatma dakikalarında Atletico'ya karşı gösterdi. Köşe vuruşundan dönen top Laziolularda kaldı ve o ceza sahasına terk etmeyip, aniden sarı forma giymiş bir figür Atletico savunmasının arkasına koşarak Luis Alberto'nun ortasını kafayla ağlara gönderdi. Bu, maçın son hareketiydi.

"Golü kaleci attığı için şanslı olduğumuz söylenecek ama işin aslı öyle değil. Maçı kaybetmeyi hak etmedik" şeklinde konuştu Sarri maçtan sonra.

Provedel daha önce bunu başarmışsa buna şans denebilir mi?

Bu kaleci olarak attığı ilk gol değildi. 29 yaşındaki Provedel, bir kaç yıl önce Ascoli'ye karşı yine 94. dakikada attığı golle Juve Stabia'ya bir puanı getirmişti.

"Attığı gol, Olimpico tribünlerini aşağı indirdi. İnanamıyordum, çok nadir görülen bir şey" diye şaşkınlığını belirtiyordu Zaccagni.

Evet, nadir bir olaydı. Provedel, Şampiyonlar Liginde gol atan dördüncü kaleci oldu ve bunu top oyundayken başaran ikinci kaleci oldu.


Geçmişte Spezia kalesini de koruyan Provedel, Milinkoviç-Saviç'in yaptığı arka direk koşularını onu taklit edebilecek kadar  yeterince izlediğini ve kendisinin ilham kaynağı olduğunu belirtirken, "O bunlarla mutlu oluyordu ama ben de kendimi olmayan biri gibi göstermek istemiyorum." şeklinde konuştu.

Provelel'in takım arkadaşları onu omuzlarında Curva Nord'a taşırken, salı gecesi herkesin torunlarına anlatacak anılar biriktirdiği bir geceye dönüştü. Yashin'in Moskovalı komşuları da bu sahne ile gurur duyardı hiç şüphesiz.

"Bu gece ne kadar büyük bir şey başardığımı daha sonra fark edeceğim" dedi mutluluk içindeki Provedel.



17 Eylül 2023 Pazar

Galatasaray:2-1:Molde

 


Ve Galatasaray Devler Liginde...

Norveç soğuğunda elde ettiği avantajlı skorla İstanbul'un sıcak ve nemli gecesinde taraftarının karşısına çıkan Galatasaray, erken dakikalarda öne geçip, taraftarını rahatlamış olsa da sevenlerine "keyifle" zafer şarkıları söyletecek ikinci golü bulamayınca deplasman ekibinin "iştahını" kabarttı ve az kalsın "düğün" olacak gece "cenazeye" dönecekti ki futbol tanrılarının kıyağı mı desek, Norveçlilerin beceriksizliği mi desek, nasıl adledilirse adlansın yine "bilardo topu" misali baraja çarpan bir serbest vuruş golüyle hem Şampiyonlar Ligi bileti hem de ülkeye katkı yapacak puanı alıp geceyi noktaladı Okan Buruk'un takımı...

Savunma dörtlüsü önceki maçla aynı kalırken, bir hafta önce artık "canavarlaşan" sosyal medyanın linç ettiği Berkan yerine cezası biten Torreira ile Sergio'nun yerine "dayı" lakaplı Kerem Demirbay vardı orta saha rotasyonunda. Okan Buruk "dinç ve zinde" Norveçlilerin orta saha baskısını bu ikiliyle yıkmak isterken, Mertens'in liderlik ve tecrübesinden de her zamanki gibi yararlanıyordu. Forvette ise deplasmandaki maçta 10-15 dakikalık oyunla "göz kamaştıran" Tete başlıyordu İngiltere'ye transfer yapan Yunus'un yerine.

Bir çok kişi Norveçlilerin Sami Yen "cehenneminde" kolay lokma olacağını zannediyordu ama Molde yine bildiği oyunu oynamaya, Galatasaray'a çok adamla pres yapıp, orta sahada top kapıp, savunmayı eksik yakalamayı arzuluyordu. İlk dakikalarda bunu gerçekleştirdiler de "şok" golü onlar değil, Galatasaray Icardi'nin penaltısı ile buldu. 


Türkiye Süper Ligine yabancı hakem gelsin mi gelmesin mi diye bir tartışma var ya, Dünya Kupası finali ve Şampiyonlar Ligi Finali yöneten Polonyalı hakem Marciniak Kerem Demirbay'ın ortasında Icardi'nin çekilmesine tereddütsüz penaltı düdüğü çalarken, geçen sezon Sivas'ta oynanan ve "ofsaytımsı" terimini dillere pelesenk ettiren Erkan Özdamar, benzer pozisyonda ev sahibi savunmacının Nelsson'u çekmesine penaltı düdüğü çalma cesareti gösterememiş, VAR'da uyarma gereği duymamıştı.

Galatasaray öne geçmiş, beklediği golü erken bulmuş ama Molde'de değişen bir durum yoktu. Onlar aynı "makine düzeni" içinde oynuyor, Galatasaraylıların hatalarını kolluyor, Muslera'nın kalesine geliyor da, Uruguaylı takımını Şampiyonlar Ligine götürmeye niyetliydi. Moldeliler o kadar sert oynuyordu ki, 20. dakikada Icardi'nin üzerine yüklendikleri bir pozisyonda iki topçu birbirini sakatladı. Makine düzeni boşa demedik, as takımdan iki oyuncu çıktı, yedek topçular girdi ama oyun düzeninde ve arzusunda değişen bir şey yoktu. Haugen'le Hestad'la gol için geldiler de Muslera ve Nelsson günündeydi.


Galatasaray ikinci devreye daha etkili başladı, Tete ve Kerem'in getirdiği toplarla pozisyonlar da buldu da fileleri ikinci defa sarsamazken, 66 dakikada iki Kerem'in anlaşmasızlığından kaptırılan topla Breivik ceza sahasına girdi, Boey'i de geçip, Hestad'a asist yaptı ve deplasman takımı Sami Yen'de soğuk bir Norveç havası estirdi.

Golden sonra Okan Buruk, Barış Alper ve Kaan Ayhan'ı oyuna alıp, maçın hakimiyetini tekrar ele geçirmeye çalıştı da, Molde'nin iştahı kabarmıştı, gol için Muslera'nın kalesine geldiler, golü de sonradan oyuna giren Berisha ile buldular ama VAR hakemi ofsayt kararı verince, Sami Yen'de koca bir "oh" sesi duyuldu...

Maçta son dakikalara gelinirken, deplasman ekibi tüm takım gol için saldırdığı bir anda kazanılan serbest atışta topun başına geçen Angelino'nun şutu Molde'nin şanssız oyuncusu Ellingsen'e çarptı ve kaleciyi de yanıltarak ağlara gitti. Futbolun cilvesi işte, ilk maçta da Sergio Oliviera'nın serbest atışında top Ellingsen'e çarpıp, kaleci Kalstrom'u yanıltmıştı.


Galatasaray, hiç beklenmediği kadar zorlanarak 17. defa Şampiyonlar Ligi gruplarına kalırken, kasasına da 25 milyon euro gibi bir parayı indirmenin sevincini yaşıyordu...


Stat: RAMS Park

Hakemler: Szymon Marciniak, Tomasz Listkiewicz, Adam Kupsik (Polonya)

Galatasaray: Muslera, Boey, Nelsson, Abdülkerim Bardakcı, Angelino, Torreira, Kerem Demirbay (Dk. 90 Berkan Kutlu), Tete (Dk. 80 Bakambu), Mertens (Dk. 72 Kaan Ayhan), Kerem Aktürkoğlu (Dk. 72 Barış Alper Yılmaz), Icardi

Molde: Karlstrom, Haugan, Bjornbak, Ellingsen, Knudtzon (Dk. 22 Lovik-Dk. 85 Grodem), Kaasa (Dk. 21 Hestad), Mannsverk, Breivik (Dk. 76 Eriksen), Haugen, Eikrem (Dk. 76 Berisha), Brynhildsen

Goller: Dk. 7 Icardi (Penaltıdan), Dk. 90+3 Angelino (Galatasaray), Dk. 66 Hestad (Molde)

Sarı kartlar: Dk. 5 Ellingsen, Dk. 85 Mannsverk, Dk. 90+7 Berisha (Molde), Dk. 45+5 Abdülkerim Bardakcı, Dk. 74 Barış Alper Yılmaz (Galatasaray)

15 Eylül 2023 Cuma

Türkiye Liginin Yaz Transfer Harcamaları


Türkiye Süper Ligi kulüplerinin yaz transfer döneminde yaptıkları harcamaları The Athletic için Nick Miller kaleme almış, biz de ultras/Movement blog okurları için Türkçeye çevirdik.


Türkiye'nin Yaz Harcamaları: 'Çılgına döndüler. Parayı nereden bulduklarından emin değilim'

 Bu yaz futboldaki para doğudan batıya gitti, özellikle bazı Avrupalı kulüpler yüklü kontratları olan topçularını paralarının tükenme endişe taşımayan hükümet destekli takımlara yolladılar.

Ve Suudi Arabistan oldukça fazla harcama yaptı değil mi?

Bugün bahsedeceğimiz ülke aslında Türkiye...

Piyasada dönen paranın miktarı Suudi Profesyonel Ligi kadar dramatik olmasa da , her geçen gün Galatasaray, Fenerbahçe ve az da olsa Beşiktaş'ın transferlerine baktıkça "Bunu nasıl yapıyorlar acaba?" sorusu sorduruyor.

Ve transfer penceresi Cuma gününe kadar açık olunca, bu isimlere yenileri de eklenebilir pek tabii ki. 

Galatasaray, Wilfried Zaha, Hakim Ziyech (Suudi Arabistan'a gitmek üzereyken), Tanguy Ndombele ve Davinson Sanchez'i kadrosuna katarken, geçen sezon takımda kiralık olarak oynayan Mauro Icardi'nin transferini kalıcı hale getirdi. Fenerbahçe, Fred, Edin Dzeko, Dusan Tadic ve Cengiz Ünder'i transfer etti. Beşiktaş ise Alex Oxlade-Chamberlain, Ante Rebic ve Milot Rashica'yı kadrosuna kattı.


Transfermarkt web sitesine göre (ki bu verilerin biraz şüpheli bir şekilde ele alınması gerekir, futbol camiasındaki insanlar genellikle bu verilerin çok da yanıltıcı olmadığını söylese de), son iki yılda Premier Lig 4.2 milyar euro ile açıkça en büyük net harcamaya sahip olan ligdi.

İkinci sırada - kabul edelim ki oldukça gerilerde - Türkiye'nin Süper Lig'i, 101,9 milyon Euro ile yer alıyor. 

Ve bu sadece transfer ücretleri. 

"Bunlar sorunun bir parçası," diyor Türk futbol ekonomisi uzman yazar İsmail Sayan, "ancak maaşlar muhtemelen daha önemli bir sorun." 

Galatasaray'ın beş büyük "şöhretli" transferinin tahmini maaşı, sadece bu isimler için yaklaşık 28 milyon Euro civarında. Bu oldukça şaşırtıcı çünkü  Türk futbolunun iflas etmesi bekleniyordu. Türk futbolunun önde gelen kulüpleri için yakın zamanda mali kıyamet öngörülüyordu. Dört büyükler  - Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray'ın yanı sıra 2022 şampiyonu Trabzonspor'un- kolektif borcu 2021 yılında yaklaşık 17 milyar Türk lirası, yani yaklaşık 1,7 milyar Euro civarındaydı.


Türk hükümeti - ülkenin kulüplerini kurtarmaktan bıkmış gibi görünerek -  bir camı kıran oğluna harçlıklarından para kesen baba gibi para verip taksitler şeklinde geri ödeme planı koydu kulüplere.  Türkiye Futbol Federasyonu eski başkanı Yıldırım Demirören, 2019'da "Türk kulüpleri artık mali olarak sürdürülebilir değil." şeklinde demeç vermişti.  Ülkede ekonomik durum sadece futbolda kötü değil. Şubat ayındaki Türk-Suriye sınırındaki deprem öncesinde durum zaten kötüydü ve bu felaket daha fazla finansal sorun yarattı. Birkaç yıl önce 1 euro  8 Türk Lirasına denk gelirken, yazın başındaki genel seçimlerinden hemen sonra 30'un üzerine çıktı ve o zamandan beri 'istikrarlı' bir şekilde 28'e düştü.


Ve birkaç yıl önce, Türk kulüplerinin bu ekonomik sıkıntıyı biraz daha ciddiye aldığı hissediliyordu. Galatasaray, takımda en fazla para kazananlardan bazıları ile yolları ayırarak yıllık maaş faturasını 54 milyon Euronun üzerinden 27 milyon Euro gibi daha yönetilebilir bir seviyeye düşürmüş ve deneyimli yönetici Luis Campos ile  ileride karlı bir şekilde satılabilecek genç hedefleri belirlemek için çalışıyordu. Fenerbahçe Mesut Özil'i transfer etmişti, ancak bu genellikle bir istisna olarak görülüyordu ve onlar da daha mütevazı, kar getiren transferlere bakıyordu. Beşiktaş'ın transfer politikası nispeten uygun maliyetli yerli yeteneklere odaklanmış gibi görünüyordu. Finansal Fair Play (FFP) kısıtlamaları da kulüpleri daha temkinli olmaya zorluyordu. Bu kısıtlamaları iyi bilen bir kaynağın ifadesiyle: "Federasyon bizi sağ ayamızdan astı, UEFA'da sol." 


Parti bitmişti. İngiltere, İtalya ve İspanya'daki takımlardan şöhretli ama belki de yaşlanmış isimleri transfer etme dönemi artık son bulmuştu. Türk futbolunda her şeyin biraz daha tedbirli olması gerektiğine dair bir farkındalık olduğu görünüyordu. 

Ya şimdi?

Pek de öyle değil. "Temelde, başa döndük gibi," diyor büyük İstanbul kulüplerinden birinin eski yönetim kurulu üyesi. Ve şimdi harcamalar devam ediyor.


"Tren şu anda rayda değil, çünkü delirdiler," şeklinde The Athletic'e demeç verdi bu makaledeki birçok kişi gibi ilişkilerini korumak için anonim konuşan önde gelen bir Avrupa oyuncu menajeri "Paranın nereden geldiğinden emin değilim." 

Esas sorun oldukça basit ve aslında pek de yeni değil: Yıldız oyuncu sevdası. Türk taraftarlar büyük bir ismi seviyor ya da en azından yöneticiler böyle algılıyor. 

Bu durum birçok ülkede de geçerli, ancak Süper Lig'in geleneksel olarak büyük Avrupa liglerinin dışında olması (sadece bir Türk takımı olarak Galatasaray, eski UEFA Kupası'nı, bugünkü Avrupa Ligi'ni 2000 yılında kaldırdığında) ismini İngiltere, Almanya, İtalya vb. yerlerde duyurmuş oyuncuları transfer etmekte ekstra bir gayrete gerek duyulmakta.

Türkiye'nin "yıldız oyuncu sevdası" tarafından ne kadar yönlendirildiğine dair bir fikir vermek için 2015'ten bir hikaye anlatalım.

Galatasaray şampiyon olmuştu, sezonun ortasında teknik direktör Cesare Prandelli'nin kovulmasına rağmen ligi kazanmışlardı ve bunu çoğunlukla Türk oyunculardan oluşan kadroya dayalı bir ekip ile yapmışlardı, Wesley Sneijder hâlâ oradaydı. Şimdi sıra Şampiyonlar Ligi'ndeydi. Ancak, yaz geldiğinde ve 2015-16 sezon kombineleri satışa çıktığında, bunları satmakta zorluk çekiyorlardı. 

Öte yandan Fenerbahçe'nin sezonluk bilet satışları şehir genelinde havada uçuşuyordu, üstelik ligi ezeli rakiplerinin arkasında bitirmiş olmalarına rağmen. Neden mi? Fenerbahçe, Robin van Persie ve Nani'yi Manchester United'dan almıştı. 

"Çoğu taraftar, şampiyon olduğunuz yerin havalimanı olduğuna inanıyor," diyor Sayan, Türk taraftarların gümrükten çıkarken yeni transferlere coşkuyla hoş geldin demelerine atıfta bulunarak.  "Bu bir kısır döngü. Çünkü başkanlar taraftara şunu söyledi: 'Size yıldız getireceğiz ve şampiyon olacağız'. Bu yüzden taraftarlar takımları için en iyi oyuncuları istiyorlar." 

Ve bunu yapmak için oldukça önemli maaşlar ödemeleri gerekiyor. Türk kulüpleri transfer ettikleri oyuncuların maaşlarını açıklıyor, bu yüzden bu rakamlara göre Galatasaray'ın toplam maaş yükü 50 milyon Euro'nun biraz üzerinde, Fenerbahçe'nin 42 milyon Euro civarında ve Beşiktaş'ın ise 31 milyon Euro civarında. Bu, Premier Ligin büyük kulüplerden oldukça düşük (Manchester United'ın bildirilen maaş yükü 230 milyon Euro), ancak onlar tamamen farklı bir gerçeklikte varlar. Daha uygun bir karşılaştırma belki de UEFA katsayılarında yedinci sırada yer alan Portekiz'deki üst düzey bir kulüp olabilir. Porto'nun yıllık maaş yükümlülükleri 27 milyon Euro civarında, Benfica'nın yaklaşık 37 milyon Euro ve Sporting Lizbon'un ise 24 milyon Euro civarında olduğu tahmin ediliyor.


Ancak dikkate alınması gereken önemli bir nokta, Türkiye'de futbolcuların maaşlarının çoğu diğer ülkelerde olduğu gibi brüt değil, net rakamlar üzerinden pazarlık yapılıp bildirildiğidir. Bu nedenle Fenerbahçe, Dzeko'ya yılda 4,2 milyon Euro ödendiğini söylediğinde, bu vergiyi içermez. Ya da bonusları. Ya da imza parasını. Dolayısıyla, bu kulüplerin ödediği gerçek rakamlar çok daha yüksektir, ancak tam olarak ne kadar olduğuna kesin bir şekilde karar vermek zor. 

"Bunu bir iddia yarışı olarak nitelendiriyorum," diyor Türk futboluna dair geniş yazılar yazmış akademisyen, yazar ve editör Bora İşyar, "özellikle Galatasaray ve Fenerbahçe arasında." 

Bu özellikle bu yaz doğruydu, üç büyük kulübün oyuncular için rekabet ettiği bir dönemde: Beşiktaş Tadic'i istiyordu, ancak o Fenerbahçe'ye gelmeye karar verdi; Fenerbahçe'nin adı haftalarca Zaha ile anıldı, ancak o Galatasaray'a geldi ve Galatasaray Fred'i kovalıyordu, ancak o Fenerbahçe'ye transfer oldu.

Zaha'nın transferi eğlenceli ve taraftara açık bir atışma başlattı: Galatasaray, eski Crystal Palace kanat oyuncusuna yılda yaklaşık 4,5 milyon Euro ödediklerini açıkladı, buna karşılık Fenerbahçe başkanı Ali Koç, bunun kesinlikle doğru olamayacağını çünkü Zaha'ya iki katı kadar teklif sunduklarını açıkladı ve Zaha'nın o teklifi reddettiğini söyledi "Açıkladıkları rakamlar yüzde 100 yanlış," dedi Koç. 

Ancak Türk futbolunda, genelde olduğu gibi, en çok para harcayan takımın kesin olarak şampiyon olacağı anlamına gelmez. Son on yılda transfer piyasasında en çok harcama yapan kulüp, sadece iki kez şampiyon olmuştur. Sorun şu ki, insanları bu yolun doğru yol olduğuna ikna etmek pek sık işe yarıyor.

2022'de Dursun Özbek, Galatasaray başkanı oldu. Bu görevindeki ikinci dönemi, Burak Elmas başkanlığındaki önceki yönetimin tutumunun/mantıklı ama popüler olmayan politikalarının ardından tekrar seçildi. Elmas'ın kulübünü kısmaya ve onları daha sürdürülebilir hale getirmeye yönelik hamleleri, takımı 20 kulüplü ligde 13. sıraya demir atmasıyla sonuçlanmıştı ve taraftarlar, uzun vadeli istikrar anlamına geliyor olsa bile kısa vadeli acıyı çekmeye hazır değiller gibi görünüyorlardı. Elmas görevden alındı, Özbek geri döndü, Icardi, Lucas Torreira, Dries Mertens, Juan Mata ve Ocak ayında Nicolo Zaniolo gibi oyunculara milyonlar harcadı ve Galatasaray, 2019'dan bu yana ilk şampiyonluğuna, Fenerbahçe'yi 8 puan farkla geride bırakarak ulaştı.


Galatasaray'ın son iki sezonu, Türk futbolunda mali tedbirleri savunan herkes için neredeyse kabus gibidir. Kulüpleri kendi olanakları içinde yaşatmaya çalışanlar arasında buna pek ilgi yok.

 "Geçen sezon Galatasaray yükselişe geçti, şampiyon oldular ve şimdi imzaladıkları oyuncularla daha da ileri gidiyorlar," dedi Süper Lig kulüplerinden eski bir sportif direktör The Athletic'e. "Bu durum diğerlerini de, örneğin Fenerbahçe'yi de aynı şekilde davranmaya itti. Sadece yarını düşünüyorlar, bir, üç veya beş yılı değil." Ve bu yüzden harcamalar devam ediyor.

Bu paraların nereden geldiği ise pek  iyi bilinmiyor. Televizyon şirketlerinden gelmediği kesin çünkü yayın gelirleri giderek düşüyor. Lig, geçen yaz BeIN Sports ve Digiturk ile yaklaşık yılda 370 milyon dolar değerinde olduğu bildirilen yeni bir küresel yayın anlaşması yaptı. Yeni bir anlaşmaya varılmayacağı korkuları vardı, çünkü teklifler başlangıçta bu rakamın oldukça altındaydı ve 500 milyon dolarlık yıllık ödeme yapan önceki anlaşmanın çok altındaydı. 

Şampiyonlar Ligi, başka bir gelir kaynağı ve UEFA'nın büyük dansından elde edilen para - yaklaşık 30 milyon Euro - Türk kulüplerinin genel bütçeleri açısından İngiltere gibi ülkelere kıyasla çok daha önemli. Şampiyonlar Ligi'nde olmak sadece sizin için iyi haber değil, tam tersi herkes için kötü haberdir: sadece bir takım için yer bulunuyor ve rakiplerinizin içinde olmaması, sizin olmanız kadar önemlidir. 

"Şampiyonlar Ligi burada büyük bir oyun değiştirici," diyor Sayan. "Büyük kulüpler, her ne pahasına olursa olsun şampiyon olmak istiyorlar. Bu, Türkiye'de diğer ülkelerden çok daha önemli çünkü para, ciddi bir güç veriyor" 

Türk futbolunun büyük gelir kaynaklarından biri de şirketlerle yapılan sponsorluk anlaşmaları. Öncelikle, Galatasaray, fevkalade bir dizi sponsora imza attı.  Bu yaz, Azerbaycan devlet petrol şirketi SOCAR ile Avrupa müsabakaları için forma sponsorluğu yapmak için üç yıllık, 15 milyon Euro'luk bir anlaşma imzaladılar. Ayrıca ana forma sponsorluk anlaşmalarını, beş yılda 100 milyon Euro değerinde olduğu bildirilen araç kiralama şirketi Sixt ile yenilediler. Belki de en önemlisi, stadyumları için inşaat şirketi Rams Global ile yeni bir isim sponsorluğu anlaşması yaptılar. Anlaşmanın şartları tam olarak açıklanmamış ve sadece çeşitli değerler bildirilmiş olsa da, bu kadar önemli olan firmadan aldıkları yardımın yanında bunlar çok da önemli değil. 

Icardi'nin saha içi kariyeri, kişisel hayatıyla ilgili hikayeler tarafından gölgede bırakılmış olabilir, ancak 30 yaşındaki futbolcu, geçen sezon Paris Saint-Germain'den kiralık olarak geldiği İstanbul'da başarılı bir performans sergiledi ve 26 maçta 23 gol attı. Ancak, bu kiralık anlaşmayı kalıcı hale getirme olasılığı ve Icardi'nin yıllık 6 milyon avroluk net maaşını ödeme olasılığı oldukça uzaktı, hatta kulübün mali açıdan serbestçe hareket etme yaklaşımına rağmen. İşte bu noktada Rams devreye girdi ve Arjantinli için belirli bir miktar parayı havuza attıklarını gururla duyurdular. "Mauro Icardi'nin Galatasaray'a transferine katkıda bulunmaktan çok mutluyuz," dediler. 

Galatasaray, oyuncu satışlarından da para kazandı. Mısırlı golcü Mostafa Mohamed, Fransa Ligue 1'e Nantes'a yaklaşık 5,75 milyon Euro'ya gitti. Alpaslan Öztürk ve Fredrik Midtsjo'nun Süper Lig'e yeni katılan Pendikspor'a çift satışı biraz daha fazla getirdi. Eğer Zaniolo'nun Aston Villa'ya olan kirası kalıcı hale getirilirse, yalnızca 7 ay önce 15 milyon Euro'ya Galatasaray'a katılan İtalyan orta saha oyuncusu için paralarını iki katına çıkarabilirler ki bu son derece temiz iş anlamına gelir. 

Galatasaray'ın büyük gelir kaynağından biri de bir gayrimenkul anlaşmasıdır. Kulüp, Ocak ayında İstanbul'un kuzeyinde Kemerburgaz'da yeni bir tesis yapmaya hazırlanıyor. Mevcut tesislerinin bulunduğu yerde lüks konutlar inşa edilecek - şehrin güney kıyısında bir bölge olan Florya'da - kulüp, bu mülkün yanı sıra devletten uygun bir fiyata satın aldığı komşu 40 dönümlük araziyi kullanarak gelir elde edecek. Galatasaray, bunun yaklaşık 13 milyar Türk lirası veya 455 milyon Euro getireceğini tahmin ediyor ve teorik olarak bu parayı devasa borçlarının en azından bir kısmını ödemek için kullanmayı düşünüyor. Bu bir teoridir, ancak bu makale için konuşanlardan birden fazla kişi, bunu görene kadar 'inanacağız' tavrını benimsedi.


Fenerbahçe'nin harcamaları genel olarak iki ana şekilde açıklanabilir. İlk olarak, ailesi ülkenin en zenginlerinden biri olan ve kulübe milyonlarca lira akıtan Ali Koc adlı başkanlarıdır, ki bu en azından Ozil transferinde fark edildi. Koc, akıllı bir adam ancak 2014'ten beri hiçbir kupa kazanamamış olmanın verdiği çaresizlik içindedir. Fenerbahçe, 1950'lerde ligin kurulmasından bu yana en uzun süreli şampiyonluk özlemini yaşamakta. "Bu durum onu içten içe yiyor," diyor Isyar. Koc, başkan olarak ikinci döneminde ve gelecek yıl tekrar aday olacağını söyledi ancak şu an ve o zaman arasında başka bir kupasız sezonun onu başkanlıktan edebileceğini bilmekte "Başkanların kulüpleri iyi bir mali zeminde tutmaktan ziyade şampiyonluklarla hatırlanan bu seçim döngüleri, kulüplerin uzun süredir kötü yönetildikleri anlamına gelmekte," diyor "Cehenneme Hoşgeldiniz" adıyla Türk futbolunun İngilizce olarak kitabının yazarı John McManus.

Diğer Fenerbahçe gelir kaynağı ise oldukça klasik ve mantıklı: son bir yıl içinde oyuncu satışlarından oldukça iyi bir kar elde ettiler. Arda Gül, bu yıl başlarında Real Madrid'e 20 milyon Euro başlangıç bedeliyle gitti. Almanya'nın Hoffenheim takımı, 2021'de yaklaşık 4 milyon Euro'nun biraz altına satın alınan Macar savunmacı Attila Szalai için yaklaşık 12 milyon Euro ödedi. Geçen yıl Napoli'ye Güney Koreli stoper Kim Min-jae'yi 18 milyon Euro'ya sattılar, bu da Fenerbahçe'nin bir yıl önce Çin'in Beijing Guoan kulübünden bu futbolcuya ödediği bedelin yaklaşık 15 milyon Euro karı anlamına geliyor. Çeşitli diğer, daha küçük ayrılıklar, oyuncu satışlarından elde ettikleri karı yaklaşık 50 milyon Euro civarına getirdi. Ve bu şekilde harcamalar devam ediyor.


Bu durum, bir noktada bazı şeyleri açıklıyor, ancak bu transferlerin neden bu kadar serbestçe devam ettiğine daha temel bir neden var, o da sonuçların olmaması. 

"Türkiye'de futbol çok popüler," diyor Isyar. "Kimse bir kulübün - özellikle de büyük üçünün - iflas etmesini riske atmaz." 

"Bütün büyük kulüpler kamusal kuruluşlardır (borsada işlem görmek anlamında)," diyor bu takımlardan birinin eski bir yöneticisi. "Ancak diğer şirketler olsalardı, yıllar önce borsadan çıkarılmış ve iflas etmiş olurlardı. Doğuracağı sosyal sonuçlar nedeniyle, tüm bu kulüpler iflas edemez. Herkes bunu biliyor. 

"Yönetim kulübü iflas edecek noktaya getirirse, hükümetin onları kurtaracağından oldukça eminler."

 Birkaç yıl önce durum 'çıkmaz bir noktaya' ulaştığında ve hükümet kulüplerin muazzam borçlarını geri ödemesi gerektiğinde ısrar ettiğinde, büyük bir avantaj elde ettiler. Borçları, uygun faiz oranlarıyla devlete ait bankaların ağı tarafından 'yeniden yapılandırıldılar'. Ve adil olmak gerekirse, şimdilik geri ödeme yapma konusunda bir çaba gösteriyor gibi görünüyorlar.


Bir somut sonuç, Finansal Fair Play (FFP) kurallarıdır. Farklı dönemlerde Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş, ya transfer yasağı ya da para cezaları veya esasen finansal düzensizlik dönemleri olarak nitelendirilebilecek 'uzlaşma anlaşmaları' şeklinde UEFA tarafından sorgulanmıştır. Ancak bunlar geçici rahatsızlıklar olarak görünüyor ve kalıcı bir caydırıcı olarak kabul edilmiyor. Şaşırtıcı olan, bu kulüplerin borçlarının halk tarafından nispeten az eleştirilmesidir. Bu, temelde kamu vergilerinin kulüpleri zor durumdan kurtarmak için kullanıldığı bir durum olması nedeniyle şaşırtıcıdır. 

"Borç konusunda gerçek bir konuşma yok - bu konuşma, kimin ligde birinci olduğu ve kimin Şampiyonlar Ligi'nde olduğuyla ilgili" diyor Türkiye'de çalışan, ilişkilerini korumak için isminin açıklanmasını istemeyen bir menajer The Athletic'e. 

Ancak bu durum değişiyor gibi görünüyor. "Bu konuda düşünen insanlar var şimdi, 'Bu iyi bir fikir mi?' diye soruyorlar" diyor Isyar. "Böyle bir hareket var gibi," diyor Sayan. "Birkaç yıl önce kimse umursamıyordu. Son birkaç yılda bazı sesler duyuyoruz. Hükümet borçtan memnun değil - bunun yanlış olduğunu biliyorlar." 

Ancak şu an için Türk transfer penceresi hâlâ açık - Avrupa'nın çoğunluğunun Ocak ayına kadar kapandığı iki hafta sonra - ve daha fazla oyuncu gelebilir. 

Ve böylece, harcamalar hala devam ediyor.


Blog Widget by LinkWithin