10 Ağustos 2015 Pazartesi
Almanya Milli Takımı Euro 2016 Formaları
Galatasaray:1-0:Bursaspor / Süper Kupa
"Bazen küçük kazanımlar büyükleri unutturmaması dileği ile .. Bazen kazanmak kaybetmenin başlangıcı olabilir..." diyordu Cevat Güler twitter hesabında. Galatasaray'ın Ankara'da Bursaspor'u 1-0 yenip Süper Kupayı kazandığı maçla ilgili mi yapmıştır Cevat hoca bu tespiti, yoksa başka bir konuda mı beyanını belirtmiştir bilinmez de, dün geceki maçtan sonra Galatasaray'ın durumunu o kadar açık seçik belli etmiş ki. Prandelli ile başlayan felaket sezonun ilk çeyreğinin sonunda takımın başına gelen Hamza Hamzaoğlu, önce lig şampiyonluğunu ve üç beş gün sonra da Türkiye Kupasını kazanarak kulüp tarihine geçken, sezonun son finalinde Bursaspor'u da yenerek üçlemeyi tamamladı. Skor odaklı bakacak olursak mevzuya, başarı büyük, ayakta alkışlanır, alkışlıyoruz... Ama...
Evet, kupa coşkusunu doyasıya yaşarken sahada ter döken topçular, bizim aklımızda ise "ama"lar birbiri ardına düğümlüyordu boğazımızı... Geçen seneki kadrosundan bir çok topçuyu kaybetmiş, kaptanı kadro dışı olmuş, genç topçusunun aklı "bol sıfırlı transfer teklifinde kalmış", yeni transferi sakatlanmış ve kadro kurmakta sıkıntı yaşayan Bursaspor'a karşı Galatasaray Muslera'nın devleştiği maçta Yasin'in ceza sahasından bireysel beceriyle attığı golle zorla mağlup edebildi rakibini. Özelikle ilk 10 dakikada yeşil beyazlılar Bakambu ve Ozan'la o kadar net pozisyonlar buldu ki, atsalar çıkarması zor olurdu dört yıldızlı şampiyon adına. Inter hazırlık maçında da Uruguaylı kaleci devleşmişti, Süper Kupa maçında da yıldızları topladı Muslera ama nereye kadar? Bir gün gelecek onun da formsuz olacağı zamanlar gelecek ve işte o vakit maalesef hezimetler yaşanacak... Chedjou ve Hakan ikilisi o kadar boşluklar veriyor ki, rakipler ellerini kollarını sallaya sallaya geliyor kalemize. Sadece yerden gelmediler, korner olsun, serbest vuruş olsun bütün hava toplarını da Bursalı oyuncular vurdu. Hamza hoca maçtan sonra "İyi oynamadık ama kazanma alışkanlığımızı sürdürdük" demişti, çok haklı da özellikle Şampiyonlar Ligi için ümit vermeyen bu oyunu düzeltme işi de hocanın görevi...
Savunmanın bu kadar zorlanmasının sebebi de takımın yumuşak orta sahası. Daha önce de belirttiğim gibi Selçuk-Sneijder-Bilal top ayaklarındayken oldukça tehlikeliler ama savunmada "görünmez adam" rolündeler. Ön libero pozisyonun futbolun en zor ve sevimsiz mevkisidir, maç boyu yırtınırsın, çırpınırsın ama seni kimse görmez, istatistiklere geçmez yaptıkların ama yokluğun da takımı "göçertir"... Galatasaray Melo'yu tutamazsa ya da yerine onun karakterinde bir topçu alamazsa, Inter ve Bursa maçlarında rakibe verdiği pozisyonları bolca verir sezon boyunca...Hamza hoca Bilal'i o bölgede deniyor ısrarla ama şimdilik bu iş çok sıkıntılı gözüküyor.
Maçın yıldızı seçilen Yasin, Podolski'nin transferine kurban gitti gidiyor, sağ kanada devşirilmeye çalışılıyor. Gurbetçi topçu da yadırgadığı kanatta elinden geleni yapmaya çalışıyor ama "elinden gelen" o ortaları hep isabetsiz olmasına neden oluyor, o kadar ki yıllarca eleştirilen Sabri bile Yasin'den daha düzgün orta yaptı maç boyunca, sağ ayak olmayınca Yasin'den de bu kadar. Ama attığı gol bir yana, maçın adamı olmasına sebep Burak'ın çıkıp Podolski'nin forvete yollanmasından sonra sol kanada geçtiği 30 dakikada yaptıklarıdır.
Bugün medyaya göz atmadım, ama Sneijder'in oyundan çıktığı esnada memnuniyetsiz hal tavırlarını malzeme olarak kullanacaklardır bir hafta boyunca, belki de üç beş hafta pazar gecesi programlara meze olacaktır. Bütün öfke ve sinirine rağmen Hollandalı topçu yine soğukkanlıydı, hocasının eline el uzattı, kulübede oturdu,attı atabildiği kadar öfkesini içine. Ama bir gün boyunca hala Hamza hocanın Sneijder'i neden oyundan aldığını anlamlandıramadım, varsa bilgisi olan yorumlara yazıversin bi' zahmet. Burak'ın kenara alınıp Emre'nin sahaya girmesiyle Podolski ileri uca çekilip, Yasin sola geçince Sneijder daha etkili oynamaya başladı, hatta Galatasaray maç boyu bulamadığı pozisyonları Mert'in kalesinde yaratmaya başladı. Emre'ye yaptığı ara pas ve onu ceza sahasına sokması, Yasin'le duvar pası yapıp kaleye gelmesi, topla daha fazla buluşması ve oyuna ağırlığını koyacakken, değişiklik tabelasında kendi numarasını görmesi... Üstelik, yerine girecek oyuncu da Umut Bulut... Bülent Korkmaz'ın Hamburg maçında Lincoln'ü çıkartıp Mehmet Güven'i oyuna almasında Lincoln'ün verdiği tepkinin sebebi ile Sneijder'in gösterdiği protestonun nedeni aynıydı, "Hoca, ben sahada iyiyken beni çıkarıyorsun da, yerime giren adam benim tırnağım olabilir mi?" Bereket hoca Umut'u soktu oyuna da, Sneijder'in yerine Jem'i almadı... O zaman tepki daha sert olabilirdi... Zaten Jem Karacan'ın hangi referansla alındığını merak ediyorum, şimdilik alışma süreci diye çok üstüne gitmeyelim ama geleceği hiç de parlak değil bizim takımda...
Geçen sezonun son maçı mı desek, yeni sezonun ilk maçı mı desek, nasıl adlandırılırsa adlandırılsın fark yapmaz da Galatasaray kupa alarak moralli başlıyor yeni sezona ama eksikleri görmeyip, skorlara aldanırsak başta da Cevat hocadan alıntıladığımız gibi "bazen kazanmak kaybetmenin başlangıcı olabilir." Umarım olmaz...
Stat: Osmanlı
Hakemler: Cüneyt Çakır, Bahattin Duran, Tarık Ongun, Mustafa Emre Eyisoy, Hüseyin Göçek, Barış Şimşek
Galatasaray: 1- Fernando Muslera, 5- Bilal Kısa, 7- Yasin Öztekin, 8- Selçuk İnan (K), 10- Wesley Sneijder (Dk. 77, 9- Umut Bulut), 11- Lukas Podolski (Dk. 84, 6- Jem Paul Karacan), 13- Alex Telles, 17- Burak Yılmaz (Dk 63, 52- Emre Çolak), 21- Aurelien Chedjou, 22- Hakan Kadir Balta, 55- Sabri Sarıoğlu.
Yedekler: 67- Eray İşcan, , 28- Koray Günter, 29- Olcan Adın, 38- Tarık Çamdal.
Bursaspor: 17- Mert Günok, 3- Emre Taşdemir, 4- Serdar Aziz (K), 7- Ozan Tufan, 10- Josue Pesqueira, 14- Cristobal Jorquera (Dk. 72, 82- Luis Advincula), 22- Erdem Özgenç, 23- Aziz Eraltay (Dk. 71, 33- Ozan İpek), 66- Tomas Sivok, 94- Cedric Bakambu,
Yedekler: 1- Harun Tekin, 5- Bekir Yılmaz, 11- Furkan Soyalp, 13- Dany Nounkeu, 20- Aydın Karabulut.
Gol: Dk. 21. Yasin Öztekin (Galatasaray)
Kırmızı Kart: Dk. 88 Emre Çolak (Galatasaray)
Sarı Kartlar: Dk. 34 Selçuk İnan, Dk. 52 Yasin Öztekin (Galatasaray), Dk. 90+4 Ozan İpek (Bursaspor)
8 Ağustos 2015 Cumartesi
"Fenerbahçe İnşallah Ön Elemeyi Geçer
"Fenerbahçe inşallah ön elemeyi geçer,gruplara kalır. Geçsinler ne olacak. Önemli olan bizim kendi işimize bakmamız. Avrupa'da bu sezon ilk hedefimiz gruptan çıkmak. Ondan sonrasına rakibimize ve takımımızın durumuna göre bakacağız"
Tarih:6 Temmuz 2015. Yer: Avusturya'nın Windischgarsten bölgesi
Galatasaray teknik direktörü Hamza Hamzaoğlu, gazetecilerle yaptığı sohbet sırasında yukarıdaki cümleleri sarf ediyor... "İnşallah Fenerbahçe gruplara kalır" derken, "geçsinler ne olacak?" diye de devam ediyor. Ne mi olacak, biz hocaya anlatalım o zaman?
Fenerbahçe Shaktar'ı eleyip, sonrasında da karşısına çıkacak rakibini geçip, Şampiyonlar Liginde gruplara kalmış olsaydı, 12 milyon euro garanti para ve yayın gelir havuzundan en az 6.5 milyon euro alacaktı. Oysa, sarı-lacivertlilerin elenmesiyle gruplara direkt katılım ücreti olan 12 milyon euro'yu alan Galatasaray, havuz gelirinden alacağı 7 milyona ek olarak Fenerbahçe'nin 6.5 milyon eurosunu da kulüp kasasına indirmiş oldu... Devam edelim daha açık seçik anlatmaya, hani formanın arkasına 1.5 milyon euro için Garenta yazdırıyorsun ve üç yıl boyunca sırtında o reklamla dolaşacaksın ya, Lucescu Fenerbahçe'yi eleyerek Galatasaray'a ondan daha büyük bir kıyak yaptı... UEFA'nın Finansal Fair Play'inin kulübün tepesinde Demokles'in kılıcı gibi sallandığı ve "gelir"e herzamandan daha çok ihtiyaç duyulduğu bir zamanda Hamza Hamzaoğlu'nun "geçsinler ne olacak" sorusu komikten öte, cahilce kalıyor...
3 Ağustos 2015 Pazartesi
Galatasaray:1-0:Inter
Ali Sami Yen Arenada sezonun ilk maçı oynandı, iyi de bir skorla neticelendi Bursaspor Süper Kupa karşılaşması öncesi. Transferin sürekli gündemde olduğu"Transfersizlikle" geçen kamp dönemi boyunca, oynanan ve hatta yarıda kalan hazırlık karşılaşmalarında Galatasaray'ı tam kadro olarak seyretme şansı bulamamışken, Hamza hoca İstanbul'da taraftarın önüne Melo hariç elindeki en iyi kadroyu çıkardı. Brezilyalı topçunun kalıp-kalmayacağı durumu "Brezilya dizilerine" döndü de dün geceki maç Galatasaray'ın ona ne kadar ihtiyacı olduğunu bir kez daha gösterdi. Selçuk-Bilal-Sneiljder'dan oluşan orta saha üçlüsü oyunu top ayaklarındayken fena oynamıyorlar, fiziksel güçleri artıp form tuttukça çok da can yakacaklar da, işin savunma tarafına gelince "yumuşacık" bir orta saha meydana çıkıveriyor. Haliyle, atağa kalkan rakipleri yarı sahamıza girdiklerinde "ısıran" bir pitbull olmayınca, savunma da "hallaç pamuğu" gibi dağılıveriyor. Inter ilk devre fena bozacaktı moralimizi de, şansımıza Muslera geçen sezon bıraktığı yerden devam ediyor... Aman nazar değmesin diyeceğim de kalecinin maç kurtardığı yerde takım kötüdür diye futbolun yazılı olmayan kuralı da aklıma geliveriyor. Hamza Hamzaoğlu Akhisar'dan tanıdığı Bilal'e çok güveniyor, onun tecrübesi ve sahada ağır başlılığı hocayı cezbediyor, ince bilekleri ve attığı ara paslar da taraftarın gözünün pasını siliyor ama Bilal, Melo'nun yerini dolduramaz... Bilal Sneijder'in yerine oynar, Selçuk'un yerine oynar ama "hamallık" gerektiren ön libero pozisyonunda oynayamaz... Lig maçlarında Arena'da nispeten zayıf Anadolu takımlarına bu Bilal-Selçuk-Sneijder orta sahası iş yapar da Şampiyonlar Liginde çok yakarlar canımızı...
Can yanmaktan söz açılmışken, Yasin de sağ kanatta "acı çekiyor" resmen... Geçen sezonun parlayan yıldızı Yasin, Podolski transferi sonrası sağ açığa monte edilmeye çalışılıyor ama izlediğim iki maçta da gurbetçi topçunun o mevkiyi yadırgadığı belli oluyor. Zaten Yasin Öztekin'in kariyeri boyunca en başarılı olduğu yer sol açıkken, sağ tarafta görevlendirildiğinde formunun düştüğünü geçen sene yazmış olduğumuz yazımızda belirtmiştik. Maç içinde bir ara Hamza hoca Podolski ile Yasin'e yer değiştirtti de bizim çocuk biraz nefes aldı. Celta maçı yazımda dediğim gibi hocanın bu sezon kafasını yoracağa işlerden biri de Yasin'e sol açıkta bir yer bulabilmek...
Melo'nun sistem, taktik ve analizlerden çok öte, takımın ruhu olduğunu sürekli belirtiyoruz ve onun kaybedilecek olması Galatasaray'ın saha içinde savaşçı ve pes etmeyen ruhunu da oldukça düşüreceğini biliyor ve bu duruma fena halde üzülürken, Podolski'nin hazırlık maçlarında hırsı gelecek adına ümit veriyor. Golde Sneijder'a yaptığı asist oldukça klastı, sene içinde bunlardan çokça göreceğiz de, ileri uçta rakibe yaptığı "tatlı sert" baskılar, ikili mücadelelerde inatçılığı ve güçlü yapısı ve resmi-özel (şimdilik sadece özelleri izledik) her maçı aynı ciddiyetle oynaması Galatasaray'a layık bir topçu aldığımızı gösteriyor. Şimdilik İkinci Dünya savaşı Rus tankları gibi biraz ağır Lukas lakin haftalar ilerledikçe alman panzerine dönüşecektir...
Sinan Gümüş'e de bir paragraf açalım yazımızı sonlandırırken. Geçtiğimiz günlerde medyada Sinan'ın kiralık verileceği yazıları dolaşıyordu ama umarım Hamza hoca böyle bir hatanın altına imza atmaz. Doğuştan Galatasaraylı Sinan bu takımda kalmayı çoktan hak ediyor da, hocanın ona geçen sezon forma konusunda takındığı "cimri" tavrı, bu sezon biraz da bönkörlüğe döndürmesi lazım, zira Yasin'de olduğu gibi oynadıkça daha da açılacak genç topçu, açıldıkça da zaten bir daha kimse onu tutamayacak çünkü hem yetenekli hem de Galatasaray aşkıyla yapıyor mücadelesini yeşil zeminde...
Ve gecenin olayını sona sakladık... Hatta gecenin olayından ziyade yüzyılın kapağı olarak da adlandırabiliriz Mancini ve dört yıldızlı kağıdı... Galatasaray'ın başındayken oyuncularına sahaya kağıtlar yazarak verdiği taktiklerle gündeme gelmişti Roberto Mancini de Fenerbahçeli oyuncular şampiyon oldukları sezon kendisiyle dalga geçmek için son maçta saha içinde elden ele kağıt dolaştırmışlar ve "şampiyon Fenerbahçe" yazan notu kaleci Volkan kameralara göstermişti. Terbiyesizceydi, gereksizceydi, hatta Ersun Yanal'ın bir meslektaşına karşı böyle bir ahlaksızca davranışa nasıl müsaade ettiğine şaşmıştık da, eski oyuncuları dün gece Mancini'yi pek de şahane onurlandırdılar. Kimin aklına gelmişti bilinmez de daha oyunun ilk dakikalarında tercüman Mert bir kağıdı kaptan Selçuk'a verdi, o Burak'a uzattı notu, golcü sırıtarak yazılanı okudu ve Sneijder'a iletti emaneti ve Hollandalı koşa koşa Mancini'ye gitti ve "Buyur hocam" dedi... Daha değerli bir hediye almış mıdır İtalyan teknik adam kim bilir de, bu jesti ömrü boyu hatırlayacaktır, orası kesin... Ee haliyle böyle jestler güzel insanlara yapılır, ne demişti Roberto Mancini giderken "Galatasaray Finansal Fair Play ile boğuşurken benim tazminat almam doğru olmazdı"... Unutur muyuz hocam...
Stat: Ali Sami Yen Arena
Hakem: Serkan Çınar, Erkan Akbulut, Esat Sancaktar
Galatasaray: Muslera, Sabri Sarıoğlu (Dk. 59 Tarık Çamdal), Chedjou (Dk. 81 Sercan Yıldırım), Hakan Balta (Dk. 71 Koray Günter), Telles (Dk. 59 Carole), Selçuk İnan (Dk. 72 Rodriguez), Bilal Kısa (Dk. 55 Emre Çolak), Yasin Öztekin (Dk. 59 Sinan Gümüş), Sneijder (Dk. 71 Jem Paul Karacan), Podolski (Dk. 71 Umut Bulut), Burak Yılmaz (Dk. 59 Olcan Adın)
Teknik Direktör: Hamza Hamzaoğlu
Inter: Handanovic, Santon (Dk. 64 Montoya), Miranda (Dk. 63 Ranocchia), Murillo, Jesus, Kondogbia (Dk. 79 Assane), Kovacic, Palacio (Dk. 64 Jovetic), Hernanes (Dk. 79 Dimarco), Guarin (Dk. 46 Brozovic), Icardi (Dk. 81 Longo)
Teknik Direktör: Roberto Mancini
Gol: Dk. 54 Wesley Sneijder (Galatasaray)
Sarı Kartlar: Dk. 45+1 Lukas Podolski (Galatasaray); Dk. 68 Anderson Hernanes, Dk. 90+1 Federico Dimarco (Inter)
CSKA Sofya Taraftarı Sahaya İndi
Bu sezon Bulgaristan B Grupada mücadele edecek olacak CSKA Sofya'nın oynadığı son hazırlık maçı, taraftarın sahaya girmesiyle yarıda kaldı. Sofya'da İsrail'in Ashdod takımını konuk eden kırmızılılar, 1-0 mağlup gördükleri oyunda, deplasman takımının bir hazırlık maçından öte "kupa finali" havasında sert ve saldırgan oyunu( Oyun durana kadar 3 kırmızı kart gördü Ashdod'lu oyuncular) taraftarı çileden çıkarınca tribünlerdeki az sayıda CSKA'lı sahaya indi ve mavi-beyazlı oyunculara tepkilerini sözlü ve fiziksel saldırıyla gösterdi. Maçta az sayıda da polis görevlisi olunca, sahada resmen kedi-fare kovalamacası yaşandı ki bereket tribünler oldukça boştu ki İsrailli topçular boş tribüne sığınmak durumunda kaldı...
24 Temmuz 2015 Cuma
Galatasaray:2-1:Celta Vigo
Yeni sezonun ilk maç yazısı... Galibiyetle başladık... Galibiyetle devam eder ve galibiyetle de sonlandırırız sezonu umarım... Hadi hayırlısı...
Öncelikle formalara değinmek gerekir. Gerçi yazıyı maç gecesi yazdık ama yayınlamak bugüne kısmet olup, yeni formalar da dün tanıtıma çıkınca, bu yazdıklarımız artık havada kalacak ama "tarihe not düşme" manasında iki satır eklemeden geçmeyelim, formanın sırtındaki o koskoca ve simsiyah GSStore reklamı ne kadar yakışıksız ve amatör duruyor Galatasaray gibi dünya devi diye tabir ettiğimiz bir kulübe. "Geçici bu formalar" dediğinizi duyar gibiyim ama büyük bir markaysan, bırak hazırlık maçını, sokakta gezerken, idmanda, idman sonrası ter atarken, hotelin restoranında dahi giyim kuşamına dikkat edeceksin, zira seni takip eden milyonların olduğunu unutmayacaksın. Formaların önündeki dördüncü yıldızın üstte olduğu konusu ise tamamen başlı başına bir blog yazısı olacak, orada fena çuvalladık kulüp olarak maalesef.
Oyuna döndüğümüzde saman alevi gibi bir ilk devrenin ilk 10 dakikası ve ardından topun sürekli Celta Vigo'da olduğu ve Galatasaray'ın savunma yaparak, uzun paslarla rakip kaleye gitmeye çabaladığı bir ilk devre ve ardından yapılan oyuncu değişiklikleri ile manasız bir ikinci 45 dakika sonucu kaleci Eray İşçan'ın kariyerinin en iyi maçlarından birini çıkararak kurtardığı 3-4 net pozisyon sonrası kampa moral getiren bir galibiyet. Eray maçın yıldızıyken, son dakikada "laubaliliği" sayesinde aldığı bütün artı puanları eksiye çeviriyordu az kalsın, topu elinde fazla tutup, rakibe kazandırdığı endirekt serbest vuruşla. Türk genci maalesef böyle, bir işi iyi yaparken, "şımarıyoruz" ve bir çuval inciri kolayca berbat edebiliyoruz... Taffarel maçtan sonra kendisini uyaracaktır ama Florya tesislerine son model arabasıyla dalıp, çimlerin üzerinde selfie çeken bir genç bu uyarıları ne kadar dikkate alır, bilinmez...
Uyarıları dikkate almak demişken, Emre Çolak'ı geçen sene Manisaspor kupa maçında attığı Panenka penaltısı ve akabinde kaçırdığı ikinci penaltı sonrası uyarmış ve gole çeviremediği penaltı vuruşunun genç topçuya "ders" olması gerektiğini belirtmiştik blog sayfalarımızda. O da akıllanmamış demek, bildiğini okumaya devam ediyor. Tekniğe güveniyor belli ki Çolak, zaten biz de beğeniyoruz Emre'nin yeteneğini, oyunu okumasını ama bu penaltıyı ligde atar ve kaçırırsa, taraftarın tepkisi çok ağır olur, geçen sezon kendisini oyundan alan Hamza hocasına yaptığı ters hareket hala taraftarın aklında, böyle bir "lakayitlik" Emre için hiç de iyi olmaz. "Ben bu penaltıyı hazırlık maçı rahatlığı ile attım" derse, o hiç de makul mazeret olmaz, Podolski'nin hazırlık maçında kavga ettiği yerde bu sözü söylemese daha yerinde olur.
Podolski'den bahis açılmışken, Alman topçuyla devam edelim. İlk maçı olduğu ve daha 2 hafta önce Akdeniz sahillerinde denize girdiği için fizik kondisyonu zayıf, Yasin'in elle taçtan attığı "al da at" pasında topu sürememesinden belli ama oynadığı 45 dakikada Galatasaray için yerinde bir transfer olduğunu gösterdi Lukas. Ben oyuncuyu değerlendirirken gol atması, asist yapması, kaç isabetli pas yapmış gibi istatistiki bilgileri ikinci plana koyar, sahadaki duruşu, hal tavır ve davranışlarına odaklanırım, çünkü ruhu olan bir oyundur futbol, kuru kuru rakamlardan ibaret değildir. Daha takıma yeni katılmasına rağmen liderlik özelliğini sergiledi Podolski Celta maçında, ileri uçtan takımını bir maestro gibi yönetti, pas istedi, pas verdi, top alamayınca kızdı, yaptırdığı penaltıda topu Emre Çolak'a ikram etti. Sadece çay içmesiyle değil, bizde meşhur olan "abilik" rolünü de kaptı gelir gelmez Alman topçu. Kavga ederken, takımın onun etrafına koşturması da kardeşleri tarafından saygı gördüğünün de bir işareti, hem de Galatasaray futbol takımın kenetlenmesini göstermesi adına müthiş bir sinyal. Bu arada kavga demişken, Burak'la idmanda tartıştığı haberleri geldi kulağımıza, o daha da iyi, idmanda pas yüzünden tartışan topçu iyidir, hırslıdır, hedeflidir...
Podolski Celta maçında forvette oynadı da Hamza hoca onu sol kanada düşünüyor ki Yasin'i sağ açıkta denedi ama gurbetçi oyuncumuz o bölgede sanki mutsuz. Maç içinde istediklerini yapamadı, başarısız olunca da sinirlendi, öfkelendi, oyunu daha da verimsizleşti. Bu sene Hamza hocanın çözmesi gereken problemlerinden biri de bu olacak galiba, geçen senenin yıldızı Yasin'i kazanmak gerekir, bir kenara atmak olmaz...
İleri uç kanatlarda alternatifler çoğalıyor, topçular mevki için yarışırken, defans maalesef "acı acı" bağırıyor "imdaaaat" diye. Sabri Maxi Pereira'dan çok daha iyi diye alınmamıştı Uruguaylı topçu ama Sabri'nin alternatifi Tarık Çamdal kayıp, arayın ki bulasınız. Geçen sene büyük ümitlerle gelip, yarattığı hayal kırıklığı sonrası koskocaman ikinci yarı 20 küsür maç yatan Tarık, hala uyumaya devam ediyor. Ne fiziksel bir gelişme, ne de oyun zekasında bir ilerleme... Rakip forvet topu yanından atıyor geçiyor, çalımı basıyor geçiyor, Tarık bakmakla yetiniyor... Kendini geliştireceğe yere Tarık, ne acı ki daha dibe saplanıyor...
Sağda işler sıkıntılı da solda Telles transfer rüyalarında sanki, "acaba PSG mi yoksa Juventus mu olur" diye aklı bir karış havada. Celta Vigo ilk devre sürekli soldan geldi, otobana çevirdiler o kanadı resmen. Bu maçlar bir bakıma da vitrindir de Telles böyle oynarsa dükkanı kapatır. Olcan ise bildiğimiz gibi... Elde patladı atsan atılmaz, satsan satılmaz... Bereket Carole var, iyi alternatif, kumaşı olan bir topçu. Dün gece kendini pek göstermese de iyi bir topçu olacağa benziyor. Bakalım seyredeceğiz, zaman bize ne gösterecek...
Bilal'i seyretmek isterdim ama şansımıza "menüde" Jem Karacan varmış... Yabancı kontenjanının 14 olduğu sezonda ne alakaysa "devşirme" Türklere yöneliyoruz, eller gider Mersin'e, biz gideriz tersine. "Hamza hoca istedi diye aldık" diyordu Cüneyt Tanman ama bence Fatih Terim rica etti Hamza Hamzaoğlu aldı takıma, hani adam olursa milli takımda oynatırız diye... Ama yaşını bilmem, zahmet edip google araştırması da yapmadım da saha içinde sanki 15 yaşında çocuk gibi cılız kalıyor Jem Karacan, topa vursa top 10 metre gitmeyecek sanki, ki maç içinde tek topla oynadığı anda rakibe kaptırdı topu ve topla giden rakibi elle kolla çekmesine rağmen düşüremedi. Melo'nun alternatifi filan diyen var mı bilmem de sokak tabiriyle bizim pitbullun sol tırnağı olamaz...
19 Temmuz 2015 Pazar
Kulüpsüzler İlk Onbiri
CSKA Sofya 2015-2016 Forması
CSKA Sofya daha önce 1994-95 sezonu ve 2001 ile 2003 seneleri arasında çalıştığı Lotto ile yeni sezon formaları için de anlaştı. Italyanlar kırmızı beyazlıları forma dizaynını yaptı, iş sadece topçuların isimlerini yazmakta formaların sırtlarına. Formalar iyi hoş ama 31 defa Bulgaristan şampiyonu olan CSKA'lılar bunları bu sene maalesef amatör ligde giyecekler...Yazık...
Perez Siyahileri Sevmiyor
"Florentino Perez siyahi futbolcuları sevmiyor. Bu onun ırkçı olduğundan değil ama siyahi topçulara karşı negatif bir bakış açısı var. Samuel Eto'o da Figo gibi Galaktikos'un bir parçasıydı ama ten rengi yüzünden takımdan koparıldı. Aynı durum Makalele Real'den koparılırken de gerçekleşti."
Santos Marquez
Casillas'ın Menajeri
Real Madrid başkanı Florentino Perez'in siyahi topçuları sevmediğini vurgularken
6 Temmuz 2015 Pazartesi
İyi Bir Takımın Yoksa Kaybedersin
Ne diyordu rahmetli Savaş Dinçel, Dar Alanda Kısa Paslaşmalar filminde: "Hayat, futbola fena halde benzer. İstediğin kadar yeteneğin olsun, iyi bir takımın yoksa kaybedersin. Evet, kaybedersin."
Sanki Messi'nin Arjantin milli takım kariyeri için söylenmiş... En son oynanan Copa Amerika turnuvası finalinde Messi elinden geleni yaptı ama arkadaşları saha içinde onun kadar becerikli olamayınca, seri penaltı atışlarında peşi sıra penaltıları kaçırınca şampiyonluk ev sahibinin oldu... Messi'ye de boynu bükük sahadan ayrılmak kaldı...
4 Temmuz 2015 Cumartesi
Dustin Brown
1984 Almanya doğumlu Dustin... Çocukluğunda hentbol, futbol ve judo oynar ama sekiz yaşında kalbini tenise kaptırır. 96 yılında babası Leroy'un memleketi olan Jamaica'ya göç ederler. Orada da tenise devam eder lakin imkanlar sınırlıdır. 2004 yılında Almanya'ya tekrar döner ve çifte vatandaşlıktan yararlanarak turnuvalarda Almanya için ter dökmeye başlar. Tabii işler öyle kolay olmaz, ailesi varını yoğunu satar, 6 senelik kredi çeker ve bir karavan alır, Avrupa'yı dolaşarak turnuvalara katılırlar. Borçlarını bitirmeye 1 ay kala da Dustin ilk 100'e girer. Babasına da oldukça düşkün olan Dustin, onu her zaman yanında görmek için vücudunun sol yanına babasının resmini dövme olarak yaptırır. En favori sahası da çimdir Brown'ın ki, %59 galibiyet oranıyla çim kortta kendini çok rahat hisseder. Ve bu sene Wimbledon'da yılın sürprizini yaparak daha ikinci turda turnuvanın en önemli ismi Rafael Nadal'ı evine yollar... Tabii, bu Dustin'in ilk başarısı değildir, 2013 senesinde de Llayton Hweitt'i üzer. "Kız gibi ağladım maçtan sonra. Aslında ağlamak bana göre değildir ama Llayton'la oynamak inanılmazdı, ben onu seyrederek büyümüştüm." der o maçı anlatırken Jamaica asıllı tenisçi. Beline kadar uzun saçları, dilinde piercing, sık sık fileye kadar yaptığı çıkışlar ve atletik yapısıyla Dustin Brown bundan sonra tenisseverlerin daha çok ilgisini çekecektir.
3 Temmuz 2015 Cuma
Roberto Carlos Dehli Dynamos'ta
Memlekette Sivasspor ve Akhisar Belediyespor'da oynattığı hücum futboluyla beğeni toplarken aldığı sonuçlarla "hüsran" yaratan Roberto Carlos, Akhisar macerasının ardından yönünü futbolun kriket ve çim hokeyinden sonra geldiği Hindistan'a çevirmiş. Fransız L'Equipe'in haberine göre Brezilyalı teknik adam seneye Dehli Dynamos takımını şampiyon yapmak için tecrübesini konuşturacak. Delhi Dynamos takımı ise tam bir proje takımı zira geçen sene ülkenin en büyük TV kablo dağıtım şirketi olan DEN Networks tarafından kuruldu ve kadrosunda Del Pierro, Marek Cech, Mads Junker gibi oyuncular yer almakta...
2 Temmuz 2015 Perşembe
Podolski zu Galatasaray
Almanlar en sonunda noktayı koydu: Podolski zu Galatasaray...
Başkan Özbek, "Transferler salı günü açıklanacak" dedi... Sonra, "Hangi salı olduğunu söylemedim ama" dedi... Taraftar, "Şu Podoslki'yi bi' alın" dedikçe, "Galatasaray'da transfer bitmez" diye cevap geldi kulüpten... Sabri'ye, Bilal'e bol sıfırlı sözleşmeler yaptırdıkça, taraftar iyice çıldırdı, "vizyon nerde" diye isyan etti... "1 Temmuz'da bombalar patlayacak" dedi tekrardan başkan...
Temmuz'un biri de geçti, ses seda çıkmadı ama Almanlar koydu noktayı Podolski transferine:
Podolski zu Galatasaray...
27 Haziran 2015 Cumartesi
Jara ile Bir Gün Karşılaşırsak
Jara denen bu çocukla, bir gün karşılaştığımızda iyi bir "konuşmak" lazım.
Diego Lugano
Uruguaylı futbolcu
Şili'li Jara'nın Cavani'ye yaptığı hareketin hesabını keseceğini ima ederken
26 Haziran 2015 Cuma
Neymar'ın Dövmesi
Futbolcuların dövmeleri meşhurdur, bir o kadar da özeldir de, Neymar'ın bu ay başında yaptırdığı son dövmesi en özellerden bir tanesi olmuş. Brezilyalı futbolcu karı-kız manitayı bırakıp, kız kardeşi Rafaella'nın resmini kazıtmış koluna, Copa Amerika'yı aldığı ceza nedeniyle erken kapayınca soluğu ailesinin yanında almış ve Rafaella ile birlikte çektiği selfie'yi de instagram hesabında paylaşmış...
Eline Sağlık Suarez
Liglerin sona erdiği, futbol heyecanının transfer haberleriyle yaşandığı bu dönemde, Şili'de Copa Amerika ateşi alev alev yanarken, dün gece oynanan Şili-Uruguay maçında en hafif tabirle"rezalet" diyebileceği hadiseler yaşanmış. -miş'li geçmiş zaman kullanıyorum zira maçları izleyebileceğim bir televizyon kanalı yok, link filan işi de hiç adetim değil. Ev sahibi takımın oyuncusu Jara, Cavani'ye hakemin bakmadığı bir anda "parmak atıp", Uruguay'lı topçunun normal şartlarda refleks olarak tokat atması gerekirken takımını yalnız bırakmamak için rakibinin yanağını okşamasına rağmen Mike Tyson yumruğu yemişçesine Jara'nın kendisini yere atması sonrası maçın hakemi Cavani'yi kırmızı kartla cezalandırmış. Futbolda tekmeye, yumruğa, tükürmeye, ısırmaya tamam derim ama bu hareketin videosunu izledikçe Jara'ya tekme tokat dalasım, ağzını burnunu kırasım geliyor. Gerçi 2013 senesinde Luis Suarez Jara'yı sağlam "tokatlamış", ilerisini görürcesine, bir nebze öfkemizi dindirdi aşağıda paylaştığım bu video, eline sağlık Suarez.. Bu arada Suarez demişken, Italya maçında rakibini ısırdığı için video görüntülerinden Urugauylıya tarihi ceza verenlerin Jara'ya nasıl bir yaptırım uygulayacaklarını merakla bekliyoruz...
Popescu Hapisten Çıktı
Romanya'da 1999-2005 seneleri arasında yurt dışına yapılan futbolcu transferlerinde usulsüzlük ve vergi kaçakçılığı yaptıkları gerekçesiyle 2012 yılında 8 spor adamıyla birlikte hapis cezasına çarptırılan ve geçen sene de bu cezaları onaylanan Gica Popescu, geçtiğimiz gün "iyi halden" dolayı bir kaç gün erken 3 yıl 1 ay 10 günlük hapis cezasını tamamlayarak serbest kaldı. Çıkış tarihinin erken olmasından dolayı Rumen basını ünlü spor adamını hapishane kapısında yakalayamazken, Popescu'yu eşi Luminita karşılayıp, eve götürmüş ve sonrasında ikili birlikte alışveriş yaparken yakalanmışlar kameralara. En son Romanya Futbol Federasyonu başkanlığına adaylığı söz konusuydu Popescu'nun, bakalım bundan sonra neler yapacak. Bildiğimiz kesin bir şey varsa o da hapishanede başlamış olduğu kitap yazma işini sonlandıracağıdır...
8 Haziran 2015 Pazartesi
Futbol Pavyonda Değil
maçtan sonra disko
otelde kumar var
şampiyonluk gitti
aferin çocuklar, aferin çocuklar!
meyhanede rakıya
kerhanede karıya
tesislerde kumara
devam çocuklar, devam çocuklar!
7 Haziran 2015 Pazar
Ronaldo Ufak Su Dökerken
Kafam Rahat
Pique'den verilebilecek en mükemmel şampiyonluk pozu...
Elde puro, ayaklarının altında Şampiyonlar Ligi kupası...
Görev tamamlanmıştır...
Artık keyif zamanı...
Juventus:1-3:Barcelona
Barcelona'nın kazanacağını düşünüyordum da maçın son 20 dakikasına kadar zorlanacakları aklıma gelmiyordu. Messi-Neymar form tutunca Barcelona Pep Guardiola dönemlerine geri dönmüş gibiydi, kazanması gereken maçları kolayca kazanıyor, hem de rakiplerle "kedi-fare" oynar gibiydi Katalanlar. Finalin de favorisiydiler de Cüneyt Çakır'ın başlama düdüğü çalmasından hemen dört dakika sonrasında Alba, Neymar, Iniesta paslaşmasında Rakitiç avlıyordu Buffon'u...
Erken gol İspanyol topçuları ne kadar rahatlattıysa, Vidal'ı da o kadar öfkelendirmişti ki, kızgın boğa misali önüne gelene dalıyordu. Cüneyt Çakır Türkiye ligindeki yönetiminin aksine çok "babacandı", oldukça tolere etti Şilili topçuyu da, ayıp olacaktı vermeseydi sarıyı ama Allegri çıkarana kadar oyuncusunu o çoktan kırmızıyı hak etmişti aslında. Kartlardaki cimriliği penaltılarda da gösterdi "bizim hakem", hani memlekette "çaldığı düdükleri" bilmesek tuhafımıza gitmez de, Juventus'lu Lichteiner'in eline değen top ve Juventuslu Pogba'nın ceza sahasında düşürülmesine "gözünü kapadı"
Skoru elinde tutmanın özgüveni ile Barcelona oyunu da yıktı Juventus kalesine de farkı arttıracak pozisyonlarda ya Buffon çok başarılıydı ya da Messi'nin arkadaşları "laubaliydi"... Yoksa, Juventus defansının hatalarından Suares soyunma odasına iki farklı önde götürebilirdi takımını...
İkinci devre de ilk yarının bir benzeriydi, Barcelona yine yıkmıştı oyunu Juventus yarı sahasına da "set oyununda" bulamadıkları pozisyonları İtalyanların beraberlik için rakip kaleye geldikleri dakikalarda bulmaktaydılar, öyle ki 5'e 2 gittikleri bir anda Suares bir gol kaçırdı ki, tepkiyi Uruguaylı mı alsındı yoksu alkışı Buffon mu toplasaydı bilemedik. "Böyle oynarken bir gol daha buluruz ve maçı nasılsa alırız" özgüvenindeki Barcelonalıları Moratta, Vidal'ın şutunda seken topu ağlara göndererek sarsıyordu. Rakipte Messi olmasaydı "kırılma noktası" olacaktı atılan gol, zira bu dakikadan sonra Allegri'nin takımı galip gelebileceklerine inanıp, gerçek güçlerini korkusuzca sahaya yansıtarak, zorlamaya başlıyordu Ter Steigen'i, belki de öne geçecek golü de atacaklardı derken, Messi sahneye çıkıyor, Buffon'un zor uzanacağı köşeye topu yolluyor ve kaleciden seken "ikramı" Uruguaylı Suarez gole çevirmekte zorlanmıyordu.
Gol, Barcelona'yı tekrar toparlarken, Luis Enrique, Iniesta'yı çıkarıyor ve 17 yıllık Barcelona kariyerinin son maçında görev alması için kaptan Xavi'yi oyuna alıyordu. Her futbolcunun hayali bu olsa gerek, Şampiyonlar Ligi finaliyle futbolu bırakmak. Xavi, emekli olmadı tabii, Katar'da sürdürecek futbol hayatını ama Katar olsun, Amerika olsun buralar "emekliliğe hak kazanmış ama gücü yettiğince üç beş sene daha çalışıp, biraz daha para biriktirme" düşüncesindeki memur zihniyetiyle top koşturulan mekanlardır.
Şimdiye kadar 24 kupa kaldıran kaptanın 25. kupasını kaldırmasını engellemek için İtalyanlar son dakikalarda varlarını yoklarını sahaya koyarken, tüm hatlarıyla ileriye gittikleri uzatma dakikalarında maçın bitiş düdüğünü "Bu gece hayatımın maçı olacak" diyen Neymar'ın golüyle çalıyordu Cüneyt Çakır...
Stat: Berlin Olimpiyat (Almanya)
Hakemler: Cüneyt Çakır, Bahattin Duran, Tarık Ongun (Türkiye)
Juventus: Buffon, Lichtsteiner, Bonucci, Barzagli, Evra (Dk. 89 Coman), Marchisio, Pirlo, Pogba, Vidal (Dk. 79 Pereyra), Tevez, Morata (Dk. 85 Llorente)
Teknik Direktör: Massimiliano Allegri
Barcelona: Ter Stegen, Alves, Pique, Mascherano, Alba, Rakitic (Dk. 91 Mathieu), Busquets, Iniesta (Dk. 78 Xavi), Messi, Suarez (Dk. 90+6 Pedro), Neymar
Teknik Direktör: Luis Enrique
Goller: Dk. 55 Alvaro Morata (Juventus); Dk. 4 Ivan Rakitic, Dk. 68 Luis Suarez, Dk. 90+7 Neymar (Barcelona)
Sarı Kartlar: Dk. 11 Arturo Vidal, Dk. 41 Paul Pogba (Juventus); Dk. 70 Luis Suarez (Barcelona)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)































































