24 Haziran 2019 Pazartesi

Sonunda Gülmek İçin Önce Göz Yaşı Dökmelisin


"Her şey daha çok istemekte, daha fazla idman yapmakta ve kendine daha iyi bakmaktan ibaret. 90 +30 dakika bu oyunu oynayacak gibi kendini hazırlamaktan ibaret. Sonsuza kadar Marta olmayacak ama bu takımın devam etmesi siz kızların yapacaklarına bağlı. Oyuna daha fazla değer verin. Sonunda gülmek için başlarken göz yaşı dökmek gerekiyor..."
Marta Vieira da Silva
Brezilya Kadın Milli Takımı Kaptanı
Dünya Kupasında Fransa'ya elendikleri maçtan sonra gençlere veda konuşması yaparken

22 Haziran 2019 Cumartesi

Kazanmak İçin Ne Lazım?

 

Romanya U-21 takımı dün Avrupa Şampiyonasında İngiltere'yı 4-2 gibi tarihi bir skorla mağlup ettikten sonra soyunma odasında büyük coşku yaşarken, duvara asılan bir poster dikkatlerden kaçmamış Rumen basın mensuplarının. Fotoğraf yakınlaştırılıp incelendiğinde üzerinde "Çocuklar, kazanmak için bugün ne lazım?" sorusunun etrafına "Hırs, birlik, çalışma, gol, disiplin, öz güven" gibi kelimelerin yazıldığı dikkati çekiyor. Milli takımın teknik direktörü Mirel Radoi futbolcularını maça konsantre etmek için ilk olarak eleme grubu maçlarında Galler karşısında denediği bu uygulamadan memnun kalmış olacak ki, Avrupa Şampiyonası maçlarında da sürdürüyor. Futbola yenilik katan hocaları severiz, yolları açık olsun İanis Hagi ve arkadaşlarının...


Uruguay:2-2:Japonya


Farklı Ekvador galibiyeti sonrası Oscar Tabarez'in öğrencilerinin rakibi Japonya olmuştu Copa America'da. Gecenin geç saatleri olunca bizim yerel saate göre günün yorgunluğu ile sıcak havanın etkisiyle "dalışa geçen" bünye TRT spikerinin kritik anlardaki "volum" yükselmesi ile "ara gaz" yapan motorsikletli misali yerinden fırlayıp durdu da, maçın genelini seyredebildik. Uruguaylı futbolcuların maçtan sonra şikayet ettikleri gibi zemin "top yapmaya" pek müsait değildi, Maracana'da berbatmış bu arada, finalde umarım maçın kalitesi etkilenmez. Japonya Copa America'da misafir ülke olarak yer alıyordu ve amacı Tokyo'da yapılacak olan 2020 Olimpiyatları için oluşturdukları genç kadroya tecrübe katmaktı, genç ve tecrübesizdi Japonlar ama Uruguay'a büyük sürpriz yaptılar ve bir puanı kaptılar.


Ecuador karşısında neredeyse görülmeyen Fernando Muslera Japonya maçında "formsuzdu" ve samurayların attığı iki golde kalesini daha iyi kapayabilirdi, özellikle Miyoshi'nin ikinci golünde topu uzaklaştıramaması bizim Nando'ya yakışacak bir hareket değildi. Genç Japonlar kontralarla iki gol attılar da, Urus'lar da tecrübeleriyle onlara karşılık vermesini bildi, Cavani'nin kazandığı ve Suarez'in golle sonuçlandırdığı penaltı çok tartışma götürecektir de Lodeiro'nun ortasında Gimenes'in kafa golü oldukça şıktı... Oscar Tabarez'in takımının duran toplardaki gol becerisi oldukça yüksek, hele ki kornerler oldukça tehlike arz ediyor. Ve ilginç bir istatatistik Jose Maria Gimenes'in milli takımda attığı 7 golün de yedisi kafayla gelmiş... En fazla kafa golü atan oyuncu mu derseniz, hayır deriz zira bu alanda liderlik Cavani'de...
Unutmadan Luis Suarez de attığı penaltı golü ile milli forma altında gol sayısını 58e çıkarırken, Uruguay adına kullandığı 9 penaltının hepsini golle sonuçlandırmış...




Maradona Benim Mezarımı Kazdı


Bundan 33 sene evvel, 22 Haziran'da Meksika'nın yakıcı güneşinin altında oynanan Arjantin-İngiltere maçı sadece Dünya Kupasında finale giden "tartışmalı" bir maç değildi, aynı zamanda üç kişinin hayatını da sonsuza kadar değiştirdi: İngiltere'ye karşı attığı iki golle Maradona, dünyaya sadece yetenekli bir futbol cambazı olmadığını, gerektiğinde de bir "tilki kadar kurnaz" olabileceğini gösterdi. Evet, Diego Armando Maradona'nın Tanrı'ya ithaf ettiği ilk gol bir çoklarına göre yüzyılın skandalı olarak görülürken, önüne gelen İngilizler arasından usta bir kayakçı gibi slalomlarla geçip kaleciyi de arkasından bıraktıktan sonra attığı ikinci gol ise futbol otoritelerine göre "yüzyılın golüydü"...

Mexico City'nin Azteca Stadında bulunan ve kaderleri giydikleri siyah formalar gibi bu maçtan sonra değişin diğer iki kişi de karşılaşmanın orta hakemi Tunus'lu Ali Bin Nasser ile yan hakemi Bulgar Bogdan Dotchev'di...  22 Haziran 1986 tarihine kadar bu ikili birbiriyle iyi ilişkiler içindeyken, o "kara günden" sonra bir daha birbirlerinin yüzlerine bile bakmadılar. İlginçtir, en son birbirlerinin gözlerinin içine baktıkları an da 51. dakikada Maradona'nın "Tanrı'nın Eli" dediği golü attığı vakitti.

Televizyon görüntülerine göre Maradona topu İngiltere kalecisi Shilton'ın üzerinden ağlarla buluşturduğunda Tunus'lu hakem ağır ağır orta noktaya koşarken, Dotchev ise yakıcı güneşin altında buz kesmiş gibi yerinde duruyordu. O anlarda Ali Bin Nasser ile Dotchev'in bakışları tereddüt, şaşkınlık ve en önemlisi umut doluydu... Evet, umut... Bir diğerinin bu tartışmalı pozisyonun sorumluluğunu alması umudu... Her iki hakem de pozisyonun "handball" olduğunu tam görmüş olmasalar da, ikisi de bir şeylerin yanlış gittiğinin farkındaydı, yoksa neden İngiliz oyuncular bu kadar ısrarlı ve öfkeli itirazlar etsinler ki? Ve iki hakemin karar verememeleri aslında onların verdiği ve sorumluluğunu bir ömür sırtlarında taşıdığı karar oluyordu: Gol...

"Ne olduğu bittiği konusunda bana bir fikir vermesi için Dotchev'e baktım ama o Maradona'nın elle oynadığı işaretinde bulunmadı ve FIFA'nın bize maçtan evvel verdiği talimatlar açıktı: Eğer yardımcılarınızdan biri sizden daha iyi pozisyondaysa, onun kararına uymalısınız." diye açıklıyordu yıllarca süren tartışmalı pozisyonu maçın hakemi Bin Nasser.

Bu itiraftan sonra Dotchev de sessiz kalmıyor ve kendine göre şöyle açıklıyordu o anı: "Sıradışı bir şey olduğunu hissetmeme rağmen o yıllarda FIFA yardımcı hakemlerin maçın baş hakemi ile pozisyonları tartışmasına izin vermiyordu. Eğer FIFA böylesi önemli bir maça Avrupa'dan bir hakem görevlendirmiş olsaydı Maradona'nın birinci golü kesinlikle iptal edilirdi.." Böylece iki hakem arasındaki söz düellosu da başlamış oluyordu.


Dünya Kupaları tarihinde buna benzer başka bir olay daha yaşanmıştı ve orada yine taraflardan biri İngiltere'ydi ve bu defa İngilizler hakemlerin verdiği karar ile sevinen taraf olmuştu. 1966 Dünya Kupasında İngiltere Wembley'de Batı Almanya'yı konuk ederken, maçın uzatma dakikalarında İngiliz Geoff Hurst'un şutunun çizgiyi geçip geçmediğini maçın İsviçreli hakemi Gottfried Dienst görememiş, sorumluluğu yardımcısı Bahramov'a bırakmış ve yan hakemin pozisyonu net olarak görememiş olmasına rağmen gol kararı vermesiyle orta hakem de santra noktasını işaret etmişti.  Yıllar sonra İsviçreli Dienst'in itiraf ettiğine göre iki hakem ortak bir dil konuşmamakta ama kararı bakışlarıyla vermişlerdi.

İngiltere'nin Almanya'yı 4-2 ile geçmesinin ardından 20 sene sonra Ali Bin Nasser ve Bogdan Dotchev arasındaki ilişki de buna benzerdi. Tunuslu hakem Fransızca ve İngilizce konuşurken, Bulgar meslektaşı Almanca ve İspanyolca konuşabiliyordu ve yönettikleri maçtan sonra soyunma odasında FIFA'nın görevlendirdiği tercüman vasıtasıyla pozisyonu tartışmışlardı.

Yeşil saha dışında bu ikilinin hayatı da pek farklı değildi, Bin Nasser'in asıl mesleği mühendislikken, Dotchev finans sektöründe çalışıyordu. Bulgar hakem gençlik yıllarında golcü olarak Bulgaristan Birinci Liginde oynamış ve futbolculuk kariyerinin sona ermesiyle kendisini hakemliğe adamıştı. 1977 yılında FIFA'nın uluslararası hakemleri arasında yer almış ve 1982 Dünya Kupasında da görev almıştı. Dotchev'den 4 yaş daha küçük olan Bin Nasser için ise 1986 Meksika ilk ve tek Dünya Kupası tecrübesiydi.

Mexico City'deki maçtan sonra Tunuslu hakem kendisine gelen eleştirileri göğüslemek için tuhaf bir mazeret öne sürdü: Maçın oynandığı günlerde sürdürmüş olduğu hemoroid tedavisinin yan etkilerinden biri görme bozukluğu yapmasıydı ve bu da kendisinin görüşünü engellemişti. Maçtan sonra her iki hakemin de üst düzey hakemlik kariyerleri bitmiş olsa da on yıl boyunca az birliği etmişçesine pozisyonla ilgili, yorum yapmayı reddetmişti bu ikili...


Ve yıllar sonra pozisyonla ilgili ilk konuşan yine Bin Nasser oluyordu, maçın 15. yıldönümünde 2001 senesinde Tunus'lu hakem Arjantin'in Ole gazetesine şöyle bir röportaj veriyordu: " Maradona golü attıktan sonra ben bir anlık duraksadım, sonra da Dotchev'in orta sahaya doğru koştuğunu gördüm. Ve onun benden daha iyi bir görüş açısında olmasından dolayı Bulgar yardımcıma güvenmeye karar verdim. Orada her ne olmuşsa da ben hala iyi bir maç yönettiğimi düşünüyorum."  Bin Nasser Arjantinlilere iyi bir maç yönettiğini düşündüğünü söylese de maçın diğer yardımcı hakemi Kosta Rika'lı Berny Ulloa, maçtan sonra gittikleri hotelde Tunuslu hakemin maçın tekrarını izledikten sonra oldukça üzgün olduğunu belirtiyordu.

Peki, futbol kariyerinin en ünlü golünü atmasında kendisine "dolaylı" da olsa yardımcı olan iki hakem hakkında Maradona ne düşünüyor? Bir çok röportajında Maradona onlardan "benim arkadaşlarım" diye bahsediyor.

Uluslararası medyadan gelen baskıların yanında kendi ülkesinde de pek sıcak karşılanmamış 1986 Dünya Kupasından sonra Dotchev. "Yabancıların ne dediği, ne yazdığı pek umrumda değildi ama kendi memleketimde de çok üzerime geldiler, hatta bazıları bana "milli hain" damgası bile vurdu." diyen talihsiz yardımcı hakem her ne kadar futbol dünyasının içinde kalmayı tercih etse de, yaşadığı şehri terk edip bir köye yerleşmiş.

Bulgar meslektaşından farklı olarak Bin Nasser futbol dünyasında kalmaya devam etti ve 2010 yılında Tunus futboluna damga vuran özel teknik komitenin bir üyesi olarak görev yaptı. Ayrıca, oğullarından biri olan Kacem babasının izinden giderek meslek olarak hakemliği seçti.

Tanrı'nın Eli'nden 30 sene geçmesine rağmen Bin Nasser ile Dotchev arasındaki kavga hala sona ermedi. Vermiş olduğu bir röportajda Tunsulu hakem yine Bulgar meslektaşını suçluyor: "Benim yardımcım bayrağını kaldırmadı. Son üç yıldır da her senenin sonunda bana yolladığı mektupta ' Kardeşim, meslektaşım, sadece Shilton'ın eli vardı" diye yazıyor. Bence bakış açısını değiştirmeli."

Tahmin edeceğiniz üzere Dotchev'in yorumu ise farklı "Böylesi önemli bir maçı yönetmek için Bin Nasser kendisini yeteri kadar iyi hazırlamamıştı. Ve bu nasıl olabilirdi ki? Sonuçta o böyle önemli bir turnuvaya gelmeden önce sadece çölde develer arasında maçlar yönetiyordu."

Zaman pek çok acının doktoru derler ama Maradona'nın bu iki hakemin hayatında açtığı yaranın pek de tedavisi mümkün olmayacak gibi gözüküyor. Zaten Dotchev iki sene önce hayata gözlerini yumarken, Maradona için "O Arjantinli var ya, benim mezarımı kazdı" diye dert yanıyormuş dostlarına...

Kaynak: https://www.theguardian.com/football/blog/2014/dec/10/diego-maradona-hand-of-god-referees-feud

19 Haziran 2019 Çarşamba

Süper Mario Jardel'den Uyuşturucu İtirafı



Ülkesindeki Pilhado adlı Youtube kanalında yapılan röportaj sorularını cevaplayan Galatasaraylı eski futbolcu Mario Jardel, futbol hayatının zannedildiği kadar kolay geçmediğini, bu zorlukları aşmak için de uyuşturucu kullandığını itiraf etti. "Avrupa'da oynarken, meraktan bu illetle tanıştım." diye sözlerine başlayan "Süper Mario" Jardel, "Bazı kişiler bana bu maddeleri önerdiler, ben de denedim ve sonrasında  özellikle tatillerde sürekli olarak kullanmaya başladım çünkü maçlarda anti-doping testleri yapılıyordu ve yakalanmak istemiyordum." diye sözlerini devam etti. Ünlü golcü şimdi uyuşturucudan tamamen kurtulduğunu, bunda da eşinin büyük çabası ve desteği olduğunu belirtirken, "Tedavi sürecimde eşim beni asla yalnız bırakmadı, özellikle de parti ortamlarında alkolün de etkisiyle tekrar bu maddeleri alacağımdan korktuğu için sürekli yanımdaydı" diyerek hayat arkadaşına minettini iletti.

17 Haziran 2019 Pazartesi

Copa Amerika'da Giyilen İlginç Formalar


Copa America Brezilya'da başladı ve ev sahibi 1919 senesindeki şampiyonluklarının 100. yılı vesilesiyle beyaz formayla sahne alırken turnuvada, kupa tarihine geçen ilginç formaları da sıralamış globe.com sitesi...

 Bolivya 1993

 Bolivya 1997

 Kolombiya 1975... Hep sarı forma ile görmeye alıştığımız Kolombiya, 75 senesinde turuncu formalar ile mücadele etmiş Copa America'da...

 Ecuador 1989...

 1995'te Meksika- Uruguay maçında renkli kıyafetleri ile tanıdığımız Campos...

 Meksika 1997... Hernandes ülkesine ait bilimum şeklin yer aldığı formasıyla...

 Kolombiya 1979... Peru'nun formasına özenen Kolombiyalılar...

 Venezuela ve Bolivya 1993 yılında...

Şili 1997... Reebok kendini o kadar reklam etmiş ki, kör göze parmak misali...

Uruguay:4-0:Ekvador


Copa America başlayınca, daha da doğrusu Uruguay'ın katıldığı herhangi bir turnuva olunca, rengimiz çoktan belli oluyor: Oscar Tabarez'in askerleriyiz. Dün gece de "şanlı Uruguay"ımız Brezilya'da Ekvador'la açılış yaptı bu seneki turnuvaya. Rakip son yıllarda gözle görülür bir gelişme içindeydi ama karşılarında son dünya kupası çeyrek finalisti Uruguay vardı. Günün anlam ve önemini arttıran en önemli gelişme maç günü Fernando Muslera'nın 33. yaş gününü kutluyor olmasıydı. Ailen, sevdiklerin ve Galatasaray'la nice yıllara Nando...


Maç başlar başlamaz gök mavililer "celeste" maçta oyuna ağırlıklarını öyle bir koydular ki, Muslera'nın adını neredeyse hiç duymadık desek yalan olmaz. Bir de maçın yıldızlarından Nicolas Lodeiro ile "jeneriklik" bir gol atınca Uruslar, skorbordda daha 10 dakika göstermeden rakip "bu işin kendilerine göre olmadığını" anlamış oldu. Lodeiro'nun golü sadece maçın açılışını yapmıyor aynı zamanda ülkesinin de Copa America tarihindeki 400. golü olarak tarihe geçiyordu.  Erken gol yemek yetmezmiş gibi bir de Ekvador'lu oyuncu Jose Quintero'nun rakibine dirsek atmış olduğu VAR ile tespit edilip, oyundan ihraç edilince, Muslera ve arkadaşları için hepten kolaya dönüşüverdi karşılaşma. Sonrası ise oldukça kolaydı: Cavani attı, Suarez attı, Mina kendi kalesine attı, Urugauy rakip kaleye dört attı ama bir o kadar da kaçırdı...


"El Matador" Cavani'nin attığı golü de izlemeyenler mutlaka youtube'tan bulup seyretsinler zira, yapılışı ve bitirilişi ile "şapka çıkartılacak" cinstendi. Uruguay'ın kazandığı korner atışında yapılan ortaya ceza sahası çizgisi üzerinden Lodeiro topu kafayla altı pastaki Godin'e yolladı, Atletico Madrid'li oyuncu kafayla Cavani'ye asisti yaptı ve El Matador vole-rövaşeta karışımı bir vuruş ile fileleri sarstı. 112 maçta 48 golle gök mavili formayla en fazla gol atan ikinci oyuncu olan Cavani gol atacak ta, bu alanda ilk sırada olan Luis Suarez gol sayısını arttırmayacak mı, o da takımının üçüncü golüne imza atarak milli formayla gol sayısını 58e çıkarmış oldu.



Brezilya'nın Beyaz Forması


Ve Brezilya milli takımı "uğursuz" adlettiği beyaz formaları ile kendi ülkesindeki Copa America'da sahneye çıkar... İlk maçta Bolivya'yi 3-0 la geçtiler ama bakalım bu işin sonu nasıl olacak? Tarih tekerrür edip, yine kendi ülkelerinde finalde "utanç" verici bir hezimet yaşarlar mı? Seyredip göreceğiz ... Hoş Uruguay 1950'de Maracana'da yaptığını bir kez daha yaparsa da tadından yenmez ya, o da ayrı bir hikâye olur...
Beyaz formanın hikayesi ne mi? O da Futbolistas adlı kitaptan aşağıdaki alıntıda yer alıyor...


Vedat Muriqi mi? Hadi oradan...


Transfer sezonu resmi olarak daha başlamadan, kulüpler bazı oyuncularla ön sözleşme imzaladılar, bazılarını sağlık kontrolünden geçirdiler, bazıları için de fiyat yoklaması yaptılar. Spor medyasının belirttiğine göre Galatasaray da büyük ihtimalle Rizeli Abdurrahim Albayrak vasıtasıyla Rizespor'lu Vedat Muriqi için zemin yoklamış ve Karadeniz ekibinden " 10 milyon euroyu getirin Vedat'ı alın" cevabı almış... Dile kolay 10 milyon euro... Kimin için talep edilen fiyat bu 10 milyon euro? Giresunspor'un 150 bin euroya memlekete getirdiği, sonrasında 800 bin euroya Gençlerbirliğine yolladığı ve Ankara ekibinin küme düştükten sonra Rizespor'a verdiği 25 yaşındaki Vedat Muriqi... Evet,  Kosovalı golcü Rizespor formasıyla bu sezon 34 maçta 17 gol attı ama Gençlerbirliği performansı pek de iç açıcı değildi...
Aslında lafı fazla uzatmadan medyadaki Vedat Muriqi güzellemelerini görünce aklıma gelen oyuncu Tarık Çamdal oluverdi birden. Gurbetçi topçu Eskişehirspor'da ortalamanın üzerinde bir performans gösterince medyanın göz bebeği olmuş, Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş'a "yamanmaya" çalışılmış ve nihayetinde "kazıklanan" Galatasaray olmuştu. Vedat Muriqi mevzusu da o tarafa gidiyor gibi... Rizespor'lu yöneticiler mi, Vedat'ın menajeri mi, kimdir bilmem de birileri Galatasaray ile Fenerbahçe'yi Rizesporlu oyuncu için kızıştırdılar ve fiyatı 10 milyondan açıp 5 milyona sattıktan sonra ellerini ovuşturacaklardır...

Oysa ki cepten 5 milyon ve üzeri para çıkarmayagör, transfer piyasasında ne golcüler var, hem Vedat Muriqi'den ucuz, hem de daha yetenekli, yeter ki araştırılsın ve bulunsun... İşte onlardan bir tanesi dün gece Copa America'da oynanan Arjantin-Kolombiya maçında ortaya çıktı. Daha maçın ilk onbeş dakikası bitmeden sakatlanan Luis Muriel'in yerine oyuna giren Roger Martinez güçlü fiziği, topla driplingi ve hırslı yapısıyla gözümüze takılırken, Kolombiya adına da maçın açılış golünü atıverdi. Transfermarkt verilerine göre turnuva öncesi 5 milyon euro bedel biçilen oyuncu, Arjantin'i deviren golü sonrası fiyatını ikiye katlamıştır... Meksika'nın America takımında oynayan 24 yaşındaki golcü oyuncu kupanın ilerleyen maçlarında boy gösterdiği sürece taksimetre gibi fiyatı artıp, memleket kulüplerinin radarından çıkacaktır elbette ama  Roger Martinez'e benzer topçular dünyanın çeşitli kulüplerinde futbol hayatlarını sürdürürken, Vedat Muriqi'ye takılmak  ve dünyanın parasını "saçmak" kelimenin tam anlamıyla "akıl tutulması" olacaktır...


28 Mayıs 2019 Salı

Alçaklara Kar Yağıyor Üşümedin Mi, Sen Bu İşin Sonunu Düşünmedin Mi?


Hasan Şaş'ım, Hasan Şaş'ım
Ooooooo

***
Gerisini zaten biliyorsunuz...

2018-2019 Sezonu Şampiyonu Galatasaray

Belki play-off sezonunda kazanılan "çifte" şampiyonluk kadar değerli olmasa da son senelerin en "anlamlı" şampiyonluğunu kazanan Galatasaray, Ali Sami Yen'de yapılan kupa töreni ile kupasına kavuştu... Florya'dan "mayıs aylarında kullandığı" üstü açık otobüsle yola çıkan kafile yol boyunca eğlenceli dakikalar yaşarken, üst geçitlerden geçerken talihsiz bir kaza meydana gelebilir endişesiyle yüreğimiz hoplamadı değil, tabii o anlarda Luyindama'nın arkadaşlarına yaptığı şakalar yüzümüzü de güldürdü. Stadyumda oluşturulan podyumda Ayla'dan Soner Kabadayı'ya, İrem Derici'den Emre Aydın'a sevilen şarkıcılar futbolcuların teşrif etmesini bekleyen seyirciyi coştururken, ultrAslan'ın kurucularından ve ilk başkanı Suat Ateşdağlı'nın lazer gösterileri ve ışık oyunları eşliğinde performansı coşkuyu zirveye çıkarıyordu. Unutmadan Manga grubundan Ferman Akgül'ün de sahne almasını bekliyorduk ama konser nedeniyle gelemedi de, söz verdiği üzere Galatasaray marşı çalışmasını en yakın zamanda bekliyoruz...


Bütün bunlar iyi hoştu ama "ayrıntıydı" zira herkesin beklediği hangi futbolcunun hangi şarkı eşliğinde sahneye çıkacağıydı. Melo'nun sahnede çocuklarıyla pitbull hareketleri, Burak'ın Sneijder bi' şey söyleyecek deyip, Wesley'in Fener Ağlama bestesini başlatması hep akıllarda kalacakken, bu sene ne izleyecektik?...
Kaptan Selçuk, Başakşehir galibiyeti sonrası stadyumu inleten Barış Manço'dan "Yaz Dostum" ile sahne alırken, yine biryerlere, birilerine mesaj yolluyordu inceden inceden... Muslera, Mariano, Fernando, Linnes, Onyekuru, Marcao, Luyindama yabancı rap şarkıları tercih ederken, Kostas Mitroglou'nun sirtaki ile podyumda yer almasını beklerdik ama o da İngilizce rap şarkısı tercih edenler kervanına katılmıştı. Belhanda bilerek mi yaptı, şarkılar mı karıştı bilmem de Belhanda sahneye çıktığında "Fener Ağlama" çalarken, İsmail Çipe de ise ilahi çalıyordu. Kaynağı ve doğruluğu nedir bilemem de sosyal medyada Sneijder'a ait olduğu iddia edilen " Belhanda Galatasaray'a gelip, benden 10 numarayı aldığında ona çok kızmıştım ama kutlamalara benim gibi Fener Ağlama şarkısı ile çıktığı için çok sevindim" demecinde olduğu gibi bizim de içimizin yağlarını eritti Faslı oyuncu. Bundan sonra da gelenek olur artık 10 numaraların şampiyonluk kutlamalarına Fener Ağlama eşliğinde çıkması...


Şampiyonluğun kazanılmasında en büyük pay sahiplerinden olan Feghouli'nin kendi coğrafyasına ait bir şarkı ile taraftarları selamlamasını beklerken, o ise "Türk'ün Simgesi Galatasaray" diyerek bizden biri olduğunu haykırıyordu dosta düşmana... Cim Bom Bom'un çocuğu Emre Akbaba'dan da "Şereftir Seni Sevmek" dışında başka bir şarkı zaten beklenmezdi, gereğini yerine getirdi genç aslan...
Gecenin en neşelisi Donk ise Türkçe rap "Vermedin"'i hem söyledi hem de dans etti podyumda, sahadaki soğukkanlı tavrının aksine. Yuto sahneye çıktığında da Japon topçunun önüne atlayıp, samuray kılıcı ile vurulma dramatizasyonu da Donk'un Oscarlık yeteneğini gösteriyordu.  Muğdat Çelik'ten arabesk bir şarkı ne kadar bekliyorsak, Semih Kaya'nın Bella Ciao'su o kadar sürprizdi. La Casa Del Papel'in son sahnesi ile genç nüfüsa kendini hatırlatan İtalyanların partizan şarkısını diziden mi beğenmiş, yoksa Çekya günlerinde mi öğrenmiş Semih bilinmez de, bu şarkıyla geceye damgasını vuranlardan biriydi başarılı stoper...


Pastanın çileğine geçmeden Ömer Bayram'a bir tavsiyemiz olsun, "mavişim, mavilendim" güzel ve neşeli bir ezgi ama bizim buraların maviye alerjisi var Ömer, bunu aklından çıkarma...

Hocaların tercihlerinde Ümit Davala "Another Day in Paradise" ve Levent Şahin "Beraber Yürüdük Biz Bu Yollarda" ı seçerken, gecenin bombası Hasan Şaş'tan geldi. "Alçaklara Kar Yağıyor Üşümedin mi, Sen Bu İşin Sonunu Düşünmedin Mi?" diyen Hasan "kapakları" koyuyor, "taşları" yolluyordu Ali Sami Yen'den İstanbul'un değişik semtlerine...
Ve Fatih Terim... Adanmış Hayatların Umudu ile giriş yapan hoca, ardından Şampiyonlar Ligi müziği ile hedefi işaret ediyordu bu mutlu gecede...
Şampiyonun gala gecesi güzeldi, eğlenceliydi de başkan Mustafa Cengiz'in Fatih Terim'le sahnede 5 yıllık kontrat imzalama sürprizi hepsinin de önüne geçti.
Ne diyelim "şimdi onlar düşsün", biz eğlenmeye devam edelim...


27 Mayıs 2019 Pazartesi

Demir Grup Sivasspor:4-3: Galatasaray


Hazırlık maçı gibi resmi maç oynadı cuma gecesi Galatasaray Sivas'ta... Bir hafta evvel Ali Sami Yen'de Başakşehir'i yenip, ikili averajla şampiyonluğu kazanmayı garantiledikten sonra Sivas deplasmanı bir formaliteden öteye gitmiyordu. Başakşehir maçı sonrası sosyal medyada yapılan paylaşımların birinde Donk, genç Mustafa Kapı'ya "Hazırlan, haftaya Sivas'ta sahadasın" yazmıştı da Fatih Hoca o kadar "fanteziye" kaçmayıp, sezon boyu çoğunlukla kupa maçlarında görev yapmış "yedek" ağırlıklı kadro ile sahaya çıkardı takımını ligin son maçında... Sadece aslar değildi sahada olmayan, Fatih Terim de tedbirli olarak Disiplin kuruluna sevkedildiği için takımının başında değildi.

İyi de başladı maça Galatasaray, Donk'un asistinde Linnes'le golü de buldu ama ev sahibi kendi seyircisi önünde sezonu mağlubiyetle kapatmak istemiyordu. Beraberlik golü için çok yüklendiler İsmail Çipe'nin kalesine ama topu bir türlü kale çizgisinden geçiremediler. Onlar beceriksiz oladursun, yine Donk'un orta sahadan başlattığı bir atakta kaptan Selçuk'un asistiyle Muğdat takımını iki farklı öne geçirdi. Ev sahibi goller kaçırıyor, Galatasaray "ağır" tempoda oyunu idare ediyor ve rakip kaleye nadir geldiği anlarda goller atıyordu. Bereket versin derken, orta sahada Selçuk ile Sivaslı Muhammet'in çarpıştığı ve hakemin faul vermediği pozisyon sonrası saha gerildi, seyirci heyecanlandı ve Sivasspor birden Galatasaray kalesine daha coşkulu gelmeye başladı. Oyunda temponun artması Galatasaray'ın işine gelmiyordu ama sahadakilerin hiç biri de soğukkanlı davranıp, tempoyu düşürmedi ve ev sahibi devre biterken peşi sıra iki gol atarak beraberliği sağladı. Hatta süre olsa öne de geçecekti ki maçın hakemi Zorbay Küçük maça ara veren düdüğünü çaldı...


İkinci devreye Levent hoca N'Diaye'nin yerine Onyekuru'yu alarak takımını galibiyet için sahaya yolladı ama Galatasaraylılar bitse de gitsek havasındaydı. Öyle ki Sivasspor'un üçüncü golünde yapılan top kaybı sonrası Selçuk eli belinde yürüyerek topun akibetini takip ediyordu. Evet, uzun ve yorucu bir sezon sonrası kazanılan bir şampiyonluk vardı ve takımın rehavete girmesi doğaldı ama bu karşılaşma bir çok futbolcu için önümüzdeki sene Galatasaray'da olup olmayacaklarının belirleneceği maçtı, verilen fırsatı Muğdat dışında pek kullanan olmadı.


Muslera ve Taffarel ile idmanlara çıkmak bir çok kalecinin hayalidir, İsmail bu gıpta edilecek mesai karşısında para da alıyor ama kendini pek de geliştirememiş. Yazık, üzüldüm cuma gecesi yaptığı hataları izlerken. Öte yandan iyi niyetle değerlendirme yaparsak da "paslanmış" diyebiliriz zira kalecilik yetenekleri kulübede oturarak gelişmez, maç oynaması lazım. Sezon başı hazırlık maçlarında izlediğimiz İsmail Çipe ile ligin son maçındaki İsmail tamamen farklıydı. Özellikle yediği 4 golde ceza sahasından gelen topu rakibin önüne "paslaması" bir kaleci için ölümcül hatalardan biridir. Bu sene transfer döneminde İsmail'i "oynayabileceği" bir takıma kiralayıp, Muslera'nın arkasına geçen sene Carrusso'da olduğu gibi futbolunun son baharında olup, yedek kalmayı sorun etmeyecek tecrübeli bir eldiven bulmalıyız.

Galatasaray üç gol atıp, dört gol yiyerek ligin son maçında buruk bir şekilde veda etti taraftarına... Böyle mağlubiyetler can yakmıyor, nasılsa koca yaz "Kupalara layıksın sen şanlı Galatasaray" tezahüratı eşliğinde 22. şampiyonluğu doyasıya kutlayacağız...



STAT: Yeni 4 Eylül Stadı
HAKEMLER: Zorbay Küçük, Erdem Bayık, Murat Ergin Gözütok, Erkan Özdamar
VAR HAKEMLERİ: Serkan Tokat, Abdulkadir Bitigen
DEMİR GRUP SİVASSPOR: Ali Şaşal, Douglas, Bjarsmyr, Braz (Papp 67’), Ziya, Hakan, Özer, Rybalka, Diabate, Erdoğan (Torje 65’), Muhammet (Kone 58’).
GALATASARAY: İsmail, Linnes, Marcao, Semih, Emre Taşdemir (Ömer 57’), Selçuk İnan, Donk, Ndiaye (Onyekuru 45’), Yunus Akgün (Ahmet 76’), Muğdat, Sinan Gümüş.
GOLLER: Linnes (2’), Muğdat (34’, 82’), Rybalka (43’, 77’), Hakan (45+1’), Kone (79’)
SARI KARTLAR: Özer (41’), Onyekuru (55’), Rybalka (89’)

20 Mayıs 2019 Pazartesi

Galatasaray:2-1:Başakşehir


"Geçen sene de 7 maç vardı. İşte fikstürü zor, deplasman fazla derken 6'da 6 yaptık. Allah nasip ederse bu sene de inşallah öyle olur. Ama dediğim gibi ne olursa olsun pes etmeyen bir Galatasaray olacak her yerde. Kazanırız, kaybederiz ama pes etmeyen bir Galatasaray olacak. Kupalara layıksın sen şanlı Galatasaray, diyerek herkese iyi geceler diliyorum." diye bitiriyordu Malatya'da kazanılan Türkiye Kupası yarı final maçı sonrası basın toplantısını Fatih Terim. Bir çok "otoritenin" Başakşehir'i şampiyon ilan ettiği, Türkiye Futbol Federasyonu ve hakemlerin Galatasaray'ı adeta"doğradığı" bir sezonda pes etmeyen ve "kupalara layık olan" Galatasaray vardı, başındaki hocasıyla. Dediği gibi de oldu Fatih Terim'in, bir "dejavu" yaşandı, Galatasaray iç sahada ve deplasmanda kazandıkça kazandı, Başakşehir kaybetti ve iki kupanın alınacağı son "final haftasına" girildi. Önce Sivas'ta Akhisar mağlup edilerek, kupaların biri müzeye kondu ve sıra ligin final maçına geldi: Galatasaray-Başakşehir...

Karşı yakanın sarı-lacivertlileri kulüplerinin kuruluş yılından esinlenerek 19.07 tarihini kendilerine "Fenerbahçeliler günü" ilan ediyorlar ya, 19 Mayıs (19.05) Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı da Galatasaraylılar tarafından "Galatasaray bayramı" olarak da çifte kutlaması yapılamaz mı? Böylesi manidar bir günde de bir kaç yıllık tribün tarihinde bin kişiyi geçmeyen taraftar kitlesi ile yapmış oldukları ilk ve tek koreografide Atatürk'ü "unutan" Başakşehir'lilere Ulu Önderi hatırlatmayı unutmadı Galatasaray taraftarı maç öncesi açtıkları pankartlarla... Talih kalbi güzel olanlara güler derler ya, 19.05'te şampiyonluk kutlama şansı gelmişti Galatasaray sevdalılarının ayağına, bu fırsat tepilemezdi...



Sürpriz bir başlangıç yapmadı Galatasaray maça, beklenildiği gibi 50 bin inanmış ve arzulu taraftarının desteği ile baskı kurdu ilk dakikalarda rakip kalede. Özellikle Mariano'nun keskin ortalarıyla zor durumda kaldı deplasman takımı da kaleci Mert iyi konsantre olmuştu, erken gole izin vermedi kalesinde. Her maç sonrası basın toplantılarında "Top tutuyoruz, topu çeviriyoruz, top bizim ayağımızda şu kadar süre kalıyor, oyuncularım bilmem kaç kilometre koşuyor" gibi istatistiki bilgilerle "farklı" olduğunu göstermeye çalışan Abdullah Avcı'nın o bahsettiği takımdan izler yoktu sahada. Aslında ligin bir çok maçında da, özellikle ikinci devresinde "iyi" top oynayamıyorlardı da, medyadaki Başakşehir "güzellemeleri" bir türlü bitmiyordu. Galatasaray karşısında sıradan bir Anadolu takımı gibi savunma yaparken, kontra ataklarla gol bulmayı amaçlamışlardı ki, Elija'nın başlattığı bir atakta, Bajic'le öne geçtiler... Muslera'nın topu uzaklaştırmak isterken Bajic'e vermesi ve sonrasında da Bosnalı topçunun şutunu çıkarması dışında deplasman takımının maçta başka atağı da yoktu. Devre sonu istatistiklerde Başakşehirlilerin Galatasaraylılardan çok koştuğu gözüküyordu, oysa top %70 oranında Galatasaray'daydı, demek ki neymiş topsuz boş boş koşmuşlar, ya da Galatasaray top çevirirken topu kapmak için "büyük" enerji sarf etmişler ama topu yine de kapamamışlar...



Aradığı sürpriz golü bulan Başakşehirliler, birden futbolun "çirkin" tarafını ortaya çıkarıverdiler.  Bakmayın siz Abdullah Avcı'nın "Attığımız golden sonra bize saldırdılar" demesine, o lafların hükmü bir otobüs dolusu futbolcunun bir gazeteciye saldırdığı günlerden ya da kendisinin Adem Büyük'e tokat atıp kaçtığı maç sonunda bitti... Daha önce Konyaspor forması giyerken Alanyaspor deplasmanında attığı golden sonra evsahibi tribüne doğru gidip, sevinen ve taraftarı tahrik eden Bajic, o gün Ali Palabıyık'tan sarı kart görmüştü ama Cüneyt Çakır bu tahrik için değil, kendisine "had bildiren" Marcao ile kapışmasından dolayı sarı kart vermişti. Ama arkadaşları gole sevinip, Bajic'i kutlamaya koşarken Galatasaray taraftarına doğru büyük bir hışımla topu yollayan Emre Belezoğlu, Cüneyt Çakır ve üç yardımcı hakemin gözünden "kaçmıştı"... İlginç... Geçen sene Donk'un podyum maçı olmuştu Başakşehir karşılaşması, Emre ve Arda'yı tek başına bitirmişti Hollandalı futbolcu. Pazar gecesi de "Merhaba, beni hatırladın mı?" dercesine gölgesi olmuştu Emre'nin de, bücür bu baskıya dayanamadı ve sahayı terk etmek durumunda kaldı, Cüneyt Çakır'ı da rahatlattı, Donk'u da... Fatih Terim de ikinci yarı görevini tamamlayan Donk'u kenara alıp Selçuk'u oyuna sürecekti...


Dedik ya sürekli futbolun güzelliklerinden bahseden, Ajax gibi olmaktan dem vuran Abdullah Avcı'nın kalecisi daha ilk devrenin ortalarında başlamıştı 2 dakikada aut atışı kullanmaya, topçuları da plajda uzanır gibi uzanıyorlardı yerlerde...  Onlar "oynamayadursunlar" Galatasaray beraberlik için yükleniyordu rakibinin kalesine, pozisyonlar da buluyordu da, top bir türlü kale çizgisini geçmiyordu. Özellikle 39. dakikada Belhanda'nın ortasında altı pas içindeki Marcao güreşçi mahareti ile İrfan Can tarafından yere indiriliyor ama Cüneyt Çakır ve VAR'daki Ali Palabıyık'tan "ses seda" çıkmıyordu.
Anlaşılmıştı, bu maçta "hakemleri" de yenmek gerekiyordu...


Golsüz biten ilk yarının devre arasında Fatih Terim'in oyuncularını nasıl motive ettiği ilerde bu tarihi şampiyonluğun anlatıldığı bir belgeselde ortaya çıkar, aslında onların motiveye de ihtiyaçları yoktu ama hocanın verdiği "gazın" ne kadar da etkili olduğunu daha ilk dakikalarda arenaya çıkan gladyatörler gibi rakibe saldırmalarından anlaşılıyordu Galatasaraylıların.  Devre arası vakti büfede, tuvalette uzatanlar daha koltuklarına dönemeden skorbordda Galatasaray:1-1:Başakşehir yazıyordu. Belhanda'nın kullandığı köşe vuruşunda Feghouli kendin pişir-kendi ye golü atmıştı adeta, kafa vuruşu direkten dönmüş, gelen topu bu sefer yarı rövaşeta ile filelere yollamıştı. Beraberlik golü sayıları az da olsa ümitlerini yitirmeye başlamış taraftarı da oyuna sokmuş ve büyük baskı ile Galatasaray rakibini "abandone" etmişti. Önce Gökhan İnler'in ayağının kaydığı ve Diagne'nin kaptığı topla başlattığı atakta, Onyekuru'nun pasıyla Belhanda takımını öne geçirmiş ama Fenerbahçe maçında gözü önünde Dirar'ın Feghouli'yi düşürmesini görmeyip, gole sebep olan maçın VAR hakemi Alı Palabıyık kılı kırk yararak Diagne'nin el temasını göstermişti Cüneyt Çakır'a. Beş dakika sonrasında bu sefer Belhanda asist yaptı Onyekuru'ya, o da Mert'in solundan topu filelere yolladı ama yine VAR'dan gol kararı çıkmadı: Bir çok karşılaşmada dakikalarca süren ofsayt çizgisi belirleme çalışması 30 saniyede tamamlanıvermişti neredeyse... Başakşehirliler ringe yandan havlu atılmasını bekleyen boksör gibi sahada dolaşırken, hakemler size kolay gol yok diyordu adeta Galatasaraylılara. Ve üç dakika sonrasında Sadri Alışık'ın Ofsayt Osman tiplemesiyle akıllara kazınan o meşhur repliğinde "Bu da mı gol değil hakim bey" demesi gibi Belhanda'nın ortasında Onyekuru kafayı yapıştırıyordu. Kolaysa bunu da iptal etsinlerdi bakalım...



Onyekuru'nun attığı golden sonra başta Fatih Terim olmak üzere Galatasaray yedek kulübesinin maçın dördüncü hakemine doğru "gol değil" işareti yapması manidardı. Akıllara ligin ilk devresi gelmiş, neredeyse her maç Galatasaray maç hakemi ve VAR mahareti ile "biçilmiş", İnönü'deki Beşiktaş derbisinde iki üç penaltısı verilmemiş ve VAR'a giden Cüneyt Çakır'a Galatasaraylılar imalı olarak "penaltı yok" işaretleri yapmışlardı.

Galipken nasıl zaman geçirebilirim kurnazlıklarını yapan Başakşehirliler, skor terse dönünce telaşa kapıldı ve kulübede gol atabilecek kim varsa oyuna sürdü ama sahaya girenler de Marcao-Luyindama ikilisi arasında yok oldular gittiler. Deplasman takımı "bir ümit" gol atarım diye Galatasaray yarı sahasına doluşurken, arkada boşluklar bırakıyor, Onyekuru ve Belhanda sürpriz çıkışlarla takımı rahatlatacak pozisyon buluyordu. Belhanda'nın ceza sahası cıvarında düşürüldüğü bir anda kazanılan serbest vuruşta Selçuk topun başına geçti ama Belhanda da vuruş yapmak istedi. Akhisar maçı sonrası Diagne ile olan penaltı diyaloğunu anlatırken Selçuk, Senegalli oyuncunun "iyi hissettiğini ve vurmak istediğini" belirtmişti. Sergen'den, Hagi'den, Prekazi'den çok duymuşluğum vardır bazen kazanılan serbest vuruşta oyuncunun gol yapacağını hissetmesini. Kariyerinin belki de son maçı olan bu karşılaşmada Selçuk da hissetmiştir gol yapacağını, sayısız kez yaptığı gibi. Belhanda orta yapacaktı, Selçuk kaleye vuracaktı, Selçuk vurdu ve top direkten döndü. Ah o tartışma olmasa, belki de daha konsantre vuracak, gol yapacaktı, futbolun ilahları bilir artık orasını... Keşke de gol olup güzel bir kapanış yapsaydı kaptan Selçuk...


Kalan dakikalarda Mahmut'un Belhanda'ya attığı omuza başka bir pozisyonda Faslı aynı şekilde rakibine cevap verip, "iyi mi böyle?" gerginliği sonrası karışan saha kenarı ve Fatih Terim ile Orhan Ak'ın atılması ile devam etti. Ligin ikinci devresinin ortalarında Galatasaray'ın kimyasını bozduk diyerek kendisine "kimyager" sıfatının takılmasına vesile olan ve aslında ligin son haftalarında kendi takımının "kimyası bozulan" Abdullah Avcı, kaybetmelerine bahane ararken Fatih Terim'i suçlayıp, "Bir teknik adam eski çalıştığı oyuncusuna yumruk atacak, sonra da kaçacak, delikanlı olan devam eder" derken kendince racon öğretiyordu da keşke biri ona delikanlılık raconunda arkadaşına yapılan saldırıyı film izler gibi seyretmenin de utanç verici olduğunu öğretseydi. Kenetlenme, takım ruhu demek oyuncusuna, hocasına karşı bir saldırı olduğunda takım halinde olay yerinde olup, müdahale edebilmektir, İsmail Çipe'nin  hocasını kenara alıp Adebayor'u kulübesine "oturtması" gibi. Ama Bülent Timurlenk'in dediği gibi "bunu googleda bulamazsınız"...


Ve mutlu son... Galatasaray kendi sahasında yenilmezliğini devam ettirerek 19 Mayıs günü rahmetli büyük Galatasaraylı Barış Manço'nun "Yaz dostum" şarkısı eşliğinde 22. şampinluğuna uzanıyordu.

"Yaz tahtaya bir daha,
Tut defteri kitabı
Sarı çizmeli Mehmet Ağa
Bir gün öder hesabı"

Koskoca bir sezon bir şarkıyla ancak böyle özetlenebilirdi...
Şimdi avaz avaz bağırmak zamanı: "Yaz dostuuum, yaz..."







STAT: Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Stadyumu
HAKEMLER: Cüneyt Çakır, Bahattin Duran, Tarık Ongun, Halil Umut Meler
VAR HAKEMLERİ: Ali Palabıyık, Arda Kardeşler, Mustafa Emre Eyisoy
GALATASARAY: Muslera, Mariano, Luyindama, Marcao, Nagatomo, Feghouli (Linnes 90+2’), Donk (Selçuk 45’), Fernando, Belhanda, Onyekuru, Diagne (Semih 85’)
MEDİPOL BAŞAKŞEHİR: Mert, Caicara, Mahmut, Kudryashov, Clichy, Emre (Mossoro 29’), Gökhan, Visca, İrfan (Adebayor 70’), Elia, Bajic (Robinho 81’)
GOLLER: Bajic (17’), Feghouli (47’), Onyekuru (64’)
SARI KARTLAR: Marcao (20’), Bajic (20’), Adebayor (22’), İsmail Çipe (22’), Onyekuru (63’), Selçuk (74’), Mossoro (87’)

Blog Widget by LinkWithin