15 Ekim 2019 Salı

Standart Önemli Mesele #3


Fenerbahçe kendi sahasında Antalyaspor'a kaybetti, iç sahada "uçup giden üç puan" konuşuldu da, Galatasaray taraftarı dışında kimse Vedat Muriqi'nin yukarıda gördüğümüz hareketinde çıkmayan kırmızı kartı konuşmadı. Top Antalyalı futbolcudayken, yerden kayarak rakibin üzerine gelen ve son anda ayağını kurtarmak yerine yukarı kaldıran ve taban ile rakip topçuya yapılan bu hareketi ne VAR hakemi cezalandırmak istedi, ne de Yaşar Kemal Uğurlu cezalandırdı. Cezalandırmayı bırakın, yaklaşık 10 dakika sonra Kosovalı oyuncunun tekrar rakibinin ayağına basmasını da "pas" geçti maçın hakemi...
İnsan ister istemez soruyor kendi kendine, bu futbolcunun üzerinde sarı-kırmızı forma olsaydı, maçı kart görmeden bitirebilir miydi?


7 Ekim 2019 Pazartesi

Gençlerbirliği:0-0:Galatasaray


Şampiyonlar Ligi dönüşleri genelde bir çok takım için oldukça zorlu olur, yerel ligdeki maçta puan kayıpları beklenir de salı gecesi Paris Saint-Germain gibi güçlü bir rakibe kök söktürüp, kaybetmesine rağmen taraftardan "Böyle oynayın canımızı verelim" tezahüratını işiten Galatasaray'lı futbolcuların, başkentte ligin sonuncusu Gençlerbirliği karşısında "bu kadar kişiliksiz" bir oyun oynayacağını kimse aklına getiremezdi...
Kurmuş olduğu takımla ve iç sahadaki taraftar desteği ile zor geçebilecek ve kaybedilmesi muhtemel puanların çok can yakmayacağı deplasmanlar vardır da bu maç şüphesiz onlardan değildi... Bu nedenle Halil Umut Meler maçı bitiren son düdüğü çaldığında canımız yandı... Hem de fena halde...

Salı gecesinin yıldızlarından Jean Michael Seri "gıda zehirlenmesi" nedeniyle son dakika kadro dışı kalırken yerine Fatih Terim, Selçuk'u görevlendirmişti. Hoca kaptanına güvenmişti ama kaptan gemiyi ilk terk eden olmuştu, sanki jubile maçına çıkmış gibi sahada dolaşıyordu eli belinde. Dolaşmakla da kalmıyordu Selçuk, kurnazlık da yapıyordu utanmadan. Maçı seyredenler hatırlayacaktır, rakip ceza sahası kenarında yüksekten gelen bir topu kontrol etmek istemiş ve topu ayağından kaçırmışken, topla alakasız mesafede olan Nagatomo'ya "Bu pası nasıl alamazsın" diye sitem etmesi Galatasaray taraftarını kızdırırken, maçı BeInSport Fransa kanalına anlatan Fransız spikeri kahkahalara boğmuştu...

Hocanın güvenip, "hayal kırıklığına" uğradıklarından biri de Belhanda oldu Ankara'daki tatsız tuzsuz gecede. Sneijder'in yerine gelmesi, 10 numaralı formayı alması, saha içinde ruhsuz ruhsuz gezmesi geldiği günden beri beni rahatsız etmişti de, geçen sene biraz toparlanmış, takım için etkili ve önemli işler yapmıştı. Bize göre futbolcularla çok daha içli dışlı olan ve onların maddi manevi tüm mutluluk ve sıkıntılarını bilen Fatih Terim, Faslı oyuncuda bir "cevher" görmüş olmalı ki bir önceki sene olduğu gibi, bu sene de transfer döneminde takımda kalması yönünde rapor verdi. Seri, Nzonzi, Lemina, Jimmy Durmaz gibi orta saha oyuncular transfer edildi ama Belhanda özeldi, takımı oynatacak oyuncu olmalıydı da, bu sene tekrar geçmişe, o "ruhsuz" haline dönüverdi 10 numara. Saha içinde yürüyor, mücadele etmiyor ve en önemlisi topları "ayağında geveledikten" sonra sürekli rakibe atıyor... Böyle bir ortamda Galatasaray'ın son yıllara göre gol kısırlığı çekmesi de oldukça doğal...

İtalya macerasından sonra Galatasaray'ın başına ikinci defa geçen Fatih Terim, dört sene arka arkaya şampiyonluklar yaşatıp, UEFA Kupasını memlekete getiren hocadan çok farklı karakterde bir kişilik sergiliyordu o günlerde.. Maç önü ve sonu yapılan röportajlarda oyuncularına güvenini ortaya koyuyor ve mağlubiyetler sonrası tüm hatayı kendisi göğüslüyordu. İşin özü "eli sopalı Adanalı hoca "gitmiş, Avrupa kültürü görmüş, şık giyinen Avrupa beyefendisi bir teknik direktör gelmişti. Topçu milletine iyilik yaramazdı, bunu sonraki yıllarda Frank Rijkaard örneğinde görecektik, "Nasılsa tüm sorumluluğu üzerine alan bir hoca var" diyerek futbolcular gevşedikçe gevşedi ve hocanın sonu unutmak istediğimiz o Olimpiyat Stadı gecelerinde hazırlandı...

Cumartesi gecesi "sabaha kadar oynansa kimsenin gol atamayacağı" maçı seyrederken dejavu gibi aklıma 2003-2004 sezonu geldi. Hoca yine oyuncularına güveniyordu, onlara sahip çıkıyordu, hatta Galatasaray'ı "profesyonel kötülere" yedirmemek için cezalar dahi alıyordu ama hem saha içi hem saha dışında güvendiklerinden sırtına hançeri yiyordu...

Şampiyonluğu getiren maçlar derbiler değildir bana göre, şampiyonluk kötü oynadığın maçları 3 puanla sonlandırdığında gelir. İyi ve baskılı oynadığında zaten kazanırsın da 34 haftalık periyotta doğal olarak kötü oynayacağın maçlar olacaktır ve bu vakitler de hangi takım daha az puan kaybı yaparsa, mutlu sona o ulaşır. Bu gözle bakıldığında Galatasaray'ın Gençlerbirliği karşısında elde ettiği beraberlik Marcao'nun maç sonu dediği "kazanılmış 1 puan" değil, kaybedilmiş 2 puandır...


Ama, işin başka bir boyutu da var. Çuvaldızı kendimize batırdık, takımı eleştirdik de Galatasaray kötü diye hakemlerin maç öncesi kafalarında kurguladıkları senaryoları sergilemelerine de sessiz kalamayız. Perşembe gecesi UEFA Avrupa Kulüpler mücadelesi yönetmiş ve cuma akşamı memlekete dönen Halil Umut Meler'in Fatih Terim'in dediği "Memlekette hakem mi kalmadı" da maçı yönetmek üzere atandı, bize pek manidar geldi. Cumartesi geceki maçın devre arasında "Bir hakemin kötü olması için illaki yanlış penaltı vermesi gerekmiyor, Halil Umut Meler gibi Galatasaray'ın her atağını, her presini faulle kesmesi yetiyor" diye bir tweet atmıştım. Andone'nin, Babel'in, Feghouli'nin rakip savunmaya yaptığı her baskıda düdük çalarak, oyuncuları yıldırdı maçın hakemi. Daha da vahimi, sanki kafasında bazı futbolcuları "yaftalamış" gibi davranıyordu, özellikle Belhanda listenin başındaydı, ona ne yapılsa faul çalmayacaktı ama Belhanda konuşsa kartı görecekti. Maçın son anlarında Sessegnon'un usta bir güreşçi gibi "ense çekme" ile Belhanda'yı yerle bir etmesine Halil hoca devam kararı verirken, güreş hakemleri olsa kırmızı-siyahlı oyuncuya 2 puan yazardı. VAR'dan da yardım istemedi, Abdülkadir Bitigen de uyarmadı kendisini, bu daha da tuhaftı. "Tuhaflıklar komedyası" Emre Mor ile ev sahibi oyuncu arasındaki mücadelede de yaşandı, biri beyaz tenli diğeri siyah tenli olmasına rağmen futbolcuların, hakem ve VAR hakemleri topun Emre'nin eline çarptığına karar verirken, Shakespeare'den daha başarılı bir sahne yazıyorlardı...


Kötülerin çok olduğu gecede yine de iyiler yok değildi, özellikle Marcao, Nzonzi ve Donk yine her zamanki ciddiyet içinde mücadele ederken, Andone'nin çabası, boş alanlara attığı deparlara takım arkadaşları pas vermeyip, kendisinden beklenilen gol gelmeyince yine görülmeyecektir, oysa cumartesi gecesi sahada Falcao da olsa, o da eli boş dönecekti...



STAT: Eryaman Stadyumu
HAKEMLER: Halil Umut Meler, Mustafa Emre Eyisoy, Ekrem Kan, Turgut Doman
VAR HAKEMLERİ: Abdülkadir Bitigen, Cevdet Kömürcüoğlu
GENÇLERBİRLİĞİ: Ertaç, Ahmet, Flavio, Toure, Polomat, Baiano (Berat 10’), Rahmetullah (Stancu 78’), Sessegnon, Candeias, Ayite (Sefa 87’), Sio
GALATASARAY: Muslera, Mariano, Marcao, Donk, Nagatomo, Nzonzi, Selçuk (Adem 65’), Belhanda, Feghouli (Jimmy 52’), Babel, Andone (Emre Mor 85’)
SARI KARTLAR: Donk (8’), Mariano (30’), Flavio (51’), Polomat (56’), Ahmet (70’, 87’), Sio (71’), Toure (81’), Jimmy (81’), Belhanda (90+1’), Berat (90+6’)
KIRMIZI KART:  Ahmet (87’)

3 Ekim 2019 Perşembe

Galatasaray:0-1:Paris Saint-Germain


2013 yılında Şampiyonlar Ligi çeyrek finalinde Madrid deplasmanında 3-0 kaybedilen maçın rövanşında Ali Sami Yen'de Cristiano Ronaldo'lu İspanyolları tir tir titretip, turun kapısından döndüğümüz o efsanevi karşılaşmayı herkes hatırlar. Taraftarın desteğini arkasına almış Eboue, Sneijder, Drogba golleri peşi sıra sıralamaya başladıkça, Madrid'in hocası Mourinho'yu sarmıştı bir telaş ve korku.. Ve Didier Drogba'nın daha sonraları anılarında anlatacağı üzere maç sona erdiğinde Jose oğlu gibi sevdiği Fil Dişili golcünün yanına gelmiş ve " Korkmuştuk,gerçekten korkmuştuk, biliyorsun." diye yaşadığı kabüs dolu dakikaları itiraf etmişti.

Dün gece de Arap sermayesini arkasına almış, yediği önünde yemediği arkasında istediği futbolcuları transfer edebilen, ağzında kocaman bir sakız ile maçın ilk dakikalarında takımı pozisyonlar bulup, kaçırdıkça kulübede şımarıkça hareketler yapan Tomas Tuchel, maçın ilerleyen dakikalarında  diğer meslektaşları gibi Ali Sami Yen cehennemi ile tanışmış oldu. "Ortam bana anlatılandan çok daha farklıydı, çok daha yoğun bir taraftar baskısı altında oynadık" derken maçtan sonraki basın toplantısında, "sahada bir ara 2-2.5 metre boyunda adamlar gördüm, Galatasaray bizim oyuncularımızı gerçekten yıprattı" şeklinde yaşadığı ızdırabı dillendiriyordu.

"Kaybetmeye de hiç niyetimiz yok Allah'a şükür" diye bitirmişti Fatih Terim, Paris Saint-Germain maçı öncesindeki basın toplantısını. O da Fenerbahçe maçında oynanan oyundan memnun değildi ama başında olduğu takımın adı Galatasaray'dı ve Galatasaray'ın bugüne kadar yaptığı yapacaklarının teminatıydı. "Biz rakibe saygı duyuyoruz ama onlar da bize saygı duyacaklar, burası bizim evimiz ve burada nasıl oynadığımızı herkes biliyor" derken, laf olsun diye konuşmuyordu hoca, oyuncularına da bunu aşılamıştı ki takımla daha üçüncü yahut dördüncü maçına çıkan karşılaşmanın yıldızı Jean Micheal Seri maçtan sonra yayıncı kuruluşa şöyle konuşuyordu. "Bizim için referans bir maç oldu. Hocamız karşılaşma öncesi rakibinizi oynatmayın, bugün kendi sahamızda oynuyoruz. Onlara Galatasaray’ın gücünü gösterin dedi. Bugün nasıl bir takım olduğumuzu herkese gösterdiğimizi düşünüyorum.."

Evet, Galatasaray kaybetmesine rağmen "Galatasaray'ın ne olduğunu" içte ve dıştaki rakiplerine gösterirken,  "Adamlarda Cavani, Neymar, Nbappe var, bizi yerler, Beşiktaş'ın rekorunu egale ederiz" diye "aptalca espiriler yapan" ve kombinesini, biletini devreden "sözde Galatasaraylı taraftara" da  "kafalarına kaka kaka hatırlatıyordu.


Tribündeki taraftardan sahadaki mücadeleye kadar, skor dışında herşey harikaydı dün gece. Yüzlerce liralık fahiş bilet fiyatları ve karaborsanın da binli rakamlardan açıldığı bir kaç gün evvelki derbi gecesinin "sus pus seyircisi" gitmiş, "tribün yapmayı bilen" taraftar gelmişti adeta Ali Sami Yen'e... Şampiyonlar Ligi müziği ile bağırmaya başlayan ve maçın son dakikasına kadar susmadan takımını destekleyen Galatasaray taraftarı Mecidiyeköy'deki Kapalı tribün havasını taşımıştı adeta Seyrantepe'ye. "Müthişti taraftar, oyundan düştüğümüz anlarda bizi ayağa kaldırmasını bildiler" diye teşekkür ediyordu Falcao 50 bin küsür sarı-kırmızılı aslana...


Maçtan önceki basın toplantısında "Sistemlere takılı kalmamak lazım" diyen Fatih Terim, hem medya mensuplarını hem de rakip takım hocasını şaşırtacak şekilde iki kenar beki ve merkezde üçlü savunma ile çıkmıştı maça. Sık sık dile getirilen Marcao ve Luyindama'nın arkasına atılacak uzun topların yarattığı sıkıntı Donk ile giderilecekti. Giderildi de sorun. İçine Beckenbauer kaçmış gibi Hollandalı oyuncu sarkık libero gibi seken tüm toplarda "hızır acil" misali yerindeydi. Fatih Terim'in Donk'tan asla vazgeçmek istememesinin nedeni budur, Ryan Donk İngiliz anahtarı misali nerede görev verilirse vazifesini başarıyla yerine getiriyor ve hocanın kadro ve sistem seçiminde elini rahatlatıyor. Geçmiş senelerde ön libero oynayan ve orjinal stoperlerin sakatlık zamanlarında savunmada "yama" olarak görev alan Donk, bu sene de üçlü defansın "liberosu" olarak karşımıza çıkıverdi. Süpürücü olarak aralarına Donk'u alan Luyindama ve Marcao da arkalarını düşünmeyince pozisyonlarında oldukça rahatladılar, özellikle Luyindama tatlı sert yapısıyla Di Maria'ya nefes aldırmadı. İki stoper birer kez hata yaptı maçta, Luyindama  Di Maria'yi kaçırdı ikinci devre ama Arjantinlinin golle burun buruna kaldığı pozisyonda Muslera maç içinde bir çok pozisyonda olduğu gibi başarılıydı. Marcao'nun ceza sahası dışında adamını kovalamakta"ağır kaldığı" bir diğer PSG atağında da Fransız takımı skorbordu değiştirmişti... Rakibin bir anlık "hatasını" hemen değerlendiren böyle "tehlikeli" bir takımla oynamıştı Galatasaray ve onlara da oyunun bir çok anında soğuk terler döktürmüştü. Seri ve Nzonzi ile birlikte maçın yıldızlarından biri de kalecimiz Fernando Muslera'ydı. Özellikle ilk yarıda rakibin "erken gol" düşüncesini boşa çıkaran,  Galatasaray'ın da oyuna tutunmasını sağlayan en temel etmendi kaptan. "Belhanda topu kaptırıyor, Fransızlar pozisyon yaratıyorlar ve Muslera kurtarıyor" şeklinde özetlenebilecek ilk devrenin iyisi Muslera'yken, kötüsü de Belhanda'ydı. Faslı oyuncunun top kayıpları olmasa rakip takım belki de Galatasaray kalesine bu kadar kolay gelemeyecekti ama her pozisyonda Belhanda topu bir şekilde karşı takıma vermekten geri kalmıyordu. Fatih Terim kendisine büyük saygı duyuyor, oyun içinde Belhanda'yı görmek istiyor, sakat hali ile derbide ve dünkü maçta yer alıp, yaptığı fedakarlık bizim için de önemli ama maalesef Belhanda yine ilk geldiği sezona dönüş yaptı. Feghouli gibi onu da yaz tatilinde oynamış oldukları Afrika Kupası yormuş olabilir ama bir an önce toparlanmalarını beklemek de hem taraftarın hem de takım arkadaşlarının hakkı. Zira bir zincir en zayıf halkası kadar güçlüdür, özellikle "oyun kurucu" pozisyonunda görev yaparsan her daim hazır olmak zorundasın, yoksa kendinle birlikte takımı da aşağılara çekersin...


Orta alanda Belhanda takım arkadaşlarına eşlik edemedi ama Seri ve Nzonzi yıldız gibi parlıyordu saatler gece yarısına doğru akarken. Nzonzi zaten geldiği günden beri çıktığı her maçta sorumluluk alıp, yükün altına girmesini bilmişti de Seri  beklentilerden uzak kalmıştı. O da uyum sorununu aştıkça, başarılı olacak topçulardan biri olduğunu gösterdi seyredenlere Fransız ekip karşısında. Topu ayağına yakıştırdı, sorumluluk ve mücadelen kaçmadı, aksiyonun olduğu her yerdeydi ve formasını da sırılsıklam terletti maç boyunca Fil Dişili oyuncu. Hele ki ilk devre "tiki takalarla" rakip ceza sahası önünde oluşturulan pozisyonda kaleye yolladığı top, bir iki santim daha içerden gitse, Şampiyonlar Liginde gecenin golünü atmış olacaktı Seri... Bu ikili gelecek maçlar için ümit verirken, Belhanda'nın yerine Lemina'yı düşünecektir Fatih Terim...


Bundan önceki maçlardan farklı olarak Galatasaray taraftarının çok istediği "çift forvet" ile de hücüm hattını farklılaştırmıştı Fatih hoca. Babel kanattan ziyade daha çok Falcao'nun yanında mücadele edecekti, rakip stoperleri o da meşgul edecekti, hatta pres de yapacaktı. Elinden geldiğince bunları yapmaya çalıştı Hollandalı oyuncu ama eğer bundan sonraki maçlarda ikili forvet oynayacaksak Babel'in yerine Andone ile başlamak daha verimli olacaktır. Çünkü Rumen oyuncu sahada kaldığı 25 dakika içinde gösterdi ki güçlü bir yapısı var, rakip savunmalar ile boğuşabiliyor, etkili pres yapıyor. Son top becerisini henüz görme şansımız olmadı ama en azından Babel kadar sadece "vurmayı" düşünmüyordur diye tahmin ediyorum. Maske ile sahada yer alan oyuncu Belhanda'ydı ama Babel de sanki kafasında maske varmış gibi çevre kontrolünde uzaktı ikinci yarı başında Falcao'dan ceza sahası içinde aldığı bir pasta, penaltı noktası üzerindeki Belhanda'yı görse, maçın skoru ile ilgili farklı şeyler konuşabilirdik... Kaybedilen maçlar ya da kaçan puanlar sonrası Babel'in "yapmadığı asistler" konuşuluyor da futbol zekası ve kişiliğini bildiğimiz tecrübeli oyuncunun takım için ne kadar büyük değer olduğu zamanla ve hocanın görev vereceği değişik oyun sistemleri içinde daha çok ortaya çıkacaktır.


Falcao ile bitirelim. "Form geçicidir, klas kalıcıdır" derler ya, Kolombiyalı golcü sahada olduğu Fenerbahçe ve Paris Saint-Germain maçlarında topla yok denecek kadar az buluşmasına rağmen ne kadar kaliteli bir golcü olduğunu göstermiş oldu. Derbide ceza sahasında top bir kez kendisine geldi, golü yaptı (ofsayt bayrağı kaldırdı hakem), dün gece de fırsatçılığını konuşturduğu bir kafa vuruşu son anda çizgiden çıkartıldı. Önümüzdeki maçlarda "şeytanın bacağını kıracaktır" kaplan, bundan hiç mi hiç tereddütümüz yok...



STAT: Ali Sami Yen Spor Kompleksi
HAKEMLER: Szymon Marciniak, Pawel Sokolnicki, Tomasz Listkiewicz, Tomasz Musial
VAR HAKEMLERİ: Pawel Gil, Tomasz Kwiatkowski
GALATASARAY: Muslera, Marcao, Donk, Luyindama, Mariano, Nagatomo (Ömer 77’), Seri, Nzonzi, Belhanda (Feghouli 62’), Babel (Andone 64’), Falcao
PARIS SAINT-GERMAIN: Keylor Navas, Meunier, Thiago Silva, Kimpembe, Bernat, Gueye, Marquinhos, Verratti, Sarabia (Choupo-Mouting 71’), Icardi (Mbappe 61’), Di Maria (Herrera 83’)
SARI KARTLAR: Icardi (7’), Di Maria (80’), Marcao (86’), Herrera (90+2’)
GOL: Icardi (51’)

1 Ekim 2019 Salı

Galatasaray:0-0:Fenerbahçe


"Aslında platonik bir aşk gibidir taraftar.
Sevilmeden, karşılık beklemeden, yenilgiye, bozgunlara, alay edilmelere, kıyıda köşede üzgün kalmalara aldırmadan seven..." diye başlıyor Karıncaezmez Şevki'yi anlattığı yazısının girişinde Süleyman Kalman Hayatımız Galatasaray adlı kitabında. 
Ne kadar da haklı değil mi yazar?
Cumartesi günkü "vakit kaybı derbi!"nin ardından hala sevdiğimiz takımın peşinde koşabiliyorsak, seyircilikten taraftarlık mertebesine çoktan terfi etmemiş miyiz?


Tadsız, tuzsuz, kartsız, olaysız, tartışmasız, pozisyonsuz "yavan" bir derbi seyrettik Ali Sami Yen'de cumartesi gecesi... Bunda sahada sarı-kırmızılı parçalı forma ile mücadele eden topçuların katkısı olduğu kadar, dış etmenler de bu maçın böyle "kurak" geçmesini istemişlerdi. Haftalar evvelinden ajandaya yazılmıştı Galatasaray'ın iç sahada oynayacağı Fenerbahçe maçı ve ilk adım Galatasaray'ın "herşeyi" Fatih Terim'i takımdan koparmak olmuştu. "Niçini, nedeni, örneği gösterilemeden" Fatih Terim derbiyi kapsayacak şekilde 4 maç ( Sonra üçe indirildi ceza ama fark etmiyordu) tribüne yollanıyordu. Ali Koç'un da cezası ilginç bir şekilde maça günler kala birden "yok ediliveriyordu"... Hokus pokus, bir varmış, bir yokmuş... Ali Koç teşrif edecekti Ali Sami Yen'e...

Maçı "idare etmesi" için de memleket futbolunun en "profesyonel" hakemi görevlendirilmişti. UEFA'nın çok sevdiği Cüneyt Çakır, kendisinden tam da beklenilen şekilde yönetti karşılaşmayı; "inceden inceye" oya gibi işledi maçı. Galatasaray'ın tempoyu yükselttiği dakikalarda "müthiş" şekilde frene bastı, özellikle Galatasaray'ın Lemina ile ve ardından Nagatomo ile kaleci ile karşıya karşıya pozisyonlar bulmasının ardından takım ve taraftar bütünleşmiş, rakibin üstüne yüklenirken 33. dakikada Emre Belezoğlu'nun ceza sahası köşesinde Belhanda'yı düşürmesine göz yumuverdi. İlginçtir, Fenerbahçe'nin 5 numarasının  yer aldığı pozisyonlarda sürekli sarı-lacivertliler lehine düdük çalan Cüneyt Çakır,  sınıfta "kendisine bulaşmasın" diye sorunlu öğrencinin yaptıklarını görmezden gelen öğretmen gibiydi. 75 dakikada Emre'ye gösterdiği karttan sonra Emre'nin isyanını "Yok, yok bana yapmadı, arkadaşlarına isyan ediyor" diye Marcao'ya anlatması oldukça komikti...


Bu kadar dikkatli olmasına rağmen, "kural hatası" yapmaktan da kurutulamadı maçın hakemi. Galatasaray'ın geliştirdiği ani atakta ceza sahası içinde Lemina topla buluşacakken, Gustavo kendisini orantısız bir müdahale ile düşürmüşken, Cüneyt Çakır korneri gösteriyordu. Hakem korner kararı vermişti ama birden VAR'a gidildi ve Galatasaray maçlarında alışık olduğumuz üzere "pozisyonun sülalesi araştırıldı" ve çok çok geçmişinde Babel'in orta sahada elle teması görüldü ve top sarı-lacivertli takıma verildi. Oysa VAR protokolünde kornerde VAR'a gitmek yoktu, Cüneyt Çakır pozisyonda cesur davranıp penaltı vermiş olsaydı, pek haklı olarak VAR'a gidip, Babel'in pozisyonundan sonra topu Fenerbahçe'ye teslim edebilirdi. Ama kornerde VAR'a gitmek yok...  Eğer böyle bir kural olmuş olsaydı, bir hafta evvel Fenerbahçe-Ankaragücü maçında da Ozan'ın dağa taşa vurduğu şut sonrası verilen korner atışında da VAR'a gitmesi gerekmez miydi hakem?

GalatasarayFenerbahçe'den ayıran ve yıllar geçse de değişmeyecek olan bir kulüp geleneği vardır. Galatasaraylılar, çuvaldızı kendilerine batırmayı bilir, ufak tefek bahanelerin arkasına sığınmayı sevmezler. Yönetim kural hatasından dolayı "karşı yakadakiler" gibi itiraz dilekçesi vermeyecektir ama takımın arzu edilen oyununu neden oynamadığının nedenleri gözden geçirilecektir. Madalyonun bir tarafından bakılırsa, "derbide yere göğe sığdırılamayan" Fenerbahçe'nin Galatasaray kalesinde tek bir pozisyonu yokken, Galatasaray özellikle 15. dakikadan sonra sazı eline aldı ve maçın gidişini yönlendiren takım oldu. İlk yarıda Lemina ve Nagatomo ile pozisyonlar yarattı, ikinci devre Falcao ile golü de attı da ofsayt gerekçesi ile skor değişmedi. Oyun sonunda topa daha fazla sahip olan takım da ev sahibiydi de Galatasaray taraftarını üzen kaçan 2 puan ve sergilenen "coşkusuz" futboldu... Ama unutulan şu ki, Fatih Terim'in takımlarının en büyük özelliği oyunu sürekli rakip ceza sahası cıvarında oynaması ve "tutmaktan çok atan" bir takım olmasıdır. Ayrıca, takıma transfer edilen oyuncular henüz birlikte ikinci ya da üçüncü maçlarını oynamaktalar ve zamanla klaslarını göstereceklerdir...

Bu arada Fatih Terim de takımının başına dönüyor artık, kendisi saha kenarından yönetecek oyuncularını da, ne zamana kadar? Bir sonraki saçma sapan cezaya kadar? Belki de o Kadıköy'deki derbiye rastlar. Şaşırır mıyız? Şaşırmam...



STAT: Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Stadyumu
HAKEMLER: Cüneyt Çakır, Bahattin Duran, Tarık Ongun, Zorbay Küçük
VAR HAKEMLERİ: Koray Gençerler, Volkan Bayarslan, Mustafa Emre Eyisoy
GALATASARAY: Muslera, Mariano, Luyindama, Marcao, Mariano, Nzonzi, Lemina (Ömer 60’), Belhanda, Feghouli (Emre Mor 68’), Babel, Falcao (Adem 90+3’)
FENERBAHÇE: Altay, Isla (Deniz 46’, Tolgay 90+2’), Zanka, Jailson, Dirar, Gustavo, Emre, Ozan, Kruse, Tolga (Hasan Ali 90+6’), Vedat
SARI KARTLAR: (Emre Belözoğlu 75’), Marcao (78’), Mariano (82’)

23 Eylül 2019 Pazartesi

BtcTürk Yeni Malatyaspor:1-1:Galatasaray


Karşılaşmada dakikalar sona yaklaşırken, Malatyaspor en azından bir gol için tüm hatları ile Galatasaray kalesine yüklendiği bir anda kendisine atılan uzun pasla buluşan Rumen oyuncu Andone, ters tarafta "bomboş" gelen üç arkadaşından Ömer'e akıllıca topu aktardı, Ömer de tek pasla Babel'e "al da at" diye verdi, Hollandalı topçu da "Ben istemem, sen at" diye Lemina'ya ikram etti meşin yuvarlağı da onun şutu savunmadan döndü, pozisyon bitmedi, "reboundu" alan Babel bi' daha şutladı ama bu sefer top Lemina'dan sekti ve pozisyon kalecinin ellerinde son buluverdi... Oysa hem Lemina'nın pozisyonunda, hem de Babel'in şutunda sağ tarafta Andone topu kalenin içine yuvarlamak için"bomboş" bekliyordu...


Malatya deplasmanından son dakikada yediği golle 1 puanla dönen Galatasaray için maçın "kritik anı" 77. dakikada yukarıda anlattığım pozisyondu. O dakikada skorun 2-0 olması Galatasaray'ın derin bir nefes çekmesi, ev sahibinin de "mindere havlu atması" anlamı taşıyordu. Ama beceremedi Galatasaraylı futbolcular Farnolle'un kalesinin ağlarını sarmayı... Galatasaraylı oyuncular sadece ikinci devrenin en "rahat ve kolay " pozisyonunda tabelayı değiştirememekle kalmadılar, ilk devre de maçın yıldızı olan Yeni Malatyaspor'un Beninli kalecisi Farnolle'yi geçemediler peşi sıra vurdukları kafa vuruşlarıyla. Ömer'in harika ortasında Seri'nin altı pastan yaptığı kafa vuruşunda siyahi kaleci topu filelerinden çıkarmak zorunda kaldı ama 25. dakika Luyindama'nın kafa vuruşunda, 27. dakika Babel'in kafa vuruşunda "kedi çevikliği" ile topları kornere atmayı başardı... Galatasaray'ın o anlarda atacağı gol, yine deplasmandaki maçı kolaylaştıracaktı, ama beklenilen olmadı...


Şampiyonlar Ligi dönüşü rotasyonlu kadro ile takımı Malatya deplasmanına çıkaran Fatih Terim, hem yorgun oyuncularını dinlendirmek istemiş, hem de bir hafta sonrası Ali Sami Yen'de oynanacak Fenerbahçe derbisinde "sakatsız-kartsız" tam kadro ile boy göstermek istemişti. Organize kötülüklerin profesyonelleştiği bu sezonda hoca da unutmamıştı geçen seneki Malatya maçında kart sınırındaki Mariano'ya çıkan kartı... Kendisi nasıl ki "ehten püften sebeplerle" derbiden mahrum bırakıldıysa, Falcao da, Feghouli de, Mariano da oyundan atılabilirdi... Bu sebeple onlar takımda yokken, Andone golcü rolündeydi, yerlilerden Şener, Ömer ve Adem formayı kapmıştı... Eskilerin tabiriyle "patates tarlasını" andıran zeminde ev sahibi oyuna baskılı başladı, ataklar yarattı Muslera'nın kalesinde, onların aksine Galatasaray oyun kurmakta, top tutmakta zorlanıyordu. Özellikle savunmadaki stoperler Luyindama ve Marcao'nun o çok beğenilen "ayakları" odunlaşmış gibiydi, 5 metreye isabetli pas atmak dünyanın en zor işi gibiydi... Luyindama arkadaşları yerine topları taca yolluyor, Marcao ayağında gereksizce topu tutup, kaptırıyordu... Yorgunluk, kötü zemin, kontrasyon eksikliği bütün bunlara sebep oluyordu... Ama art niyet asla... Art niyet kimde vardı biliyor musunuz? Maçtan sonra Marcao'nun eşi ve çocuğuna sosyal medya üzerinden küfreden Galatasaraylı!? olduğunu iddia eden "taraftarlarda!?"... Toplu halde maç seyredilen kahvehane, cafe gibi ortamlardan maç boyu futbolcuya küfreden "tipler" yüzünden yıllar önce uzaklaştım, evimde tek başıma izliyorum maçları ama görüyorum ki bu "tipler" ellerine birer akıllı telefon geçirmiş ve sosyal medyayı da işgal etmişler... Hastalıklı bu "tipleri" tedavi etmeli de, nasıl?


Galatasaray Seri ile attığı gol sonrası oyunda ipleri de eline geçirdi, rakip kaleye daha çok gitti, pozisyonlar da buldu. Özellikle Andone ve Adem'i oldukça beğendim. Sırtı dönük top alıp, arkadaşlarına pozisyonlar yaratabildiklerini seyrettik. Adem'in takıma çok faydalı olacağını daha önce de yazmıştım, topla rakibin arasına iyi girip, meşin yuvarlağı iyi saklıyor ve rakip mecburen kendisine faul yapıyor. Bu da özellikle Galatasaray baskı yediği anlarda, takım arkadaşlarına nefes aldırabiliyor. Rumen oyuncu Andone de ilk maçı olmasına rağmen fena bir görüntü çizmedi, kontra ataklarda vardı, arkadaşlarına pozisyon yaratmada kendisini gösterdi. Galatasaray ligde 5. maçına çıkarken Muslera geçen sene Henry Onyekuru ile yaptığı gibi toplu hızlı başlatarak rakip savunmaya ilk defa Andone ile baskın verdi de Farnolle son anda kalesini terk ederek golü önledi. Pres de yaptı Rumen golcü, hatta bir pozisyonda kalecinin ayağından topu da çaldı ve ev sahibi kaleci ayağına vurdu ama "kötü niyetli" değildi Andone, atmadı kendisini ve oyuna devam etti de top savunma tarafından uzaklaştırıldı. "İyiler mutlaka kazanır" diye bir reklam sözü vardır ya, Malatya'da iyi olan Andone kazanmadı maalesef, "kötü" olup kalecinin darbesiyle bıraksaydı kendisini VAR görüntüleri ile penaltı çalınabilirdi. Ama yine belli olmazdı, maç boyu Malatyaspor'lu oyuncuların tekme-dirseklerine kart dahi göstermeyen Arda Kardeşler, VAR'dan sonra bile penaltı çalmayabilirdi... Tabii VAR'daki Mete Kalkavan'ın onu uyaracağını da hiç zannetmiyorum...


Arda Turan'ın Barcelona'dan gönderilişini hazırlayan pozisyon bir El Clasico'da gerçekleşmişti. Real Madrid'in en büyük silahlarından biri duran toplarda Ramos'a yaptıkları ortalardı ve Luis Enrique maç toplantısında oyuncularını özellikle kaleye yakın bölgelerde sırtı dönük rakibe faul yapıp, Madridlilere gol şansı vermemeleri konusunda uyarmıştı. Maç Katalan ekibinin 1-0 üstünlüğü ile devam ederken, son dakikalarda oyuna giren Arda Turan, hocasının dediğinin tam tersi yaparak, taç çizgisi kenarında sırtı dönük rakibi düşürüyor ve kazanılan serbest atış sonrası Real Madrid beraberliği yakalıyordu. Dün akşam Malatya'da da oyun bitti bitecekken, Lemina Guilherme'ye faul yapıyor ve kazanılan serbest vuruştan seken topta Brezilyalı takımının beraberlik golünü atıyordu. Arda Kardeşler'in verdiği faul de tartışılırdı zira top havadayken Guilherme Fenerbahçelilerin meşhur deyimiyle "yan gözle" rakibini kolluyor, kambura yatıyor, hatta dirseği ile Lemina'yı da bozuyordu. Maç içinde Galatasaraylı forvet oyuncularının buna benzer faul bekledikleri çok pozisyonda rakibe topu veren Arda Kardeşler bu kararla da "niyetini" belli etmiş oluyordu... Sonra konuşunca Fatih Terim'e ceza...


Fatih Terimsiz Galatasaray ikinci maçında da üç puana çok yaklaşmışken, bir puanla yetinmek zorunda kaldı. Son dakika gelen gol moralleri fena bozar, hele ki bu Konya maçıyla beraber dört hafta içinde iki defa olursa daha da çıldırtır insanı ama ben kendi adıma Galatasaray'ın mücadelesinden memnunum. Belki Andone'nin yerine Falcao erken girse, rakip savunmayı daha da tehdit ederdi, rahat ileri çıkamazlardı, sonlara doğru yorulan Adem'in yerine Emre Mor girse kontra ataklarla Malatya kalesini zorlardı ama bunları hepsi varsayım, belki de daha kötü olabilirdi. En nihayetinde saha kenarında Fatih Terim'in seçtiği yardımcısı Levent Şahin vardı ve ona belki de bir şekilde taktik veren Fatih Terim'di... Şimdi kalkıp Fatih Terim'i sorgulamak mı? O kadar da yüzsüz değiliz...


STAT: Yeni Malatya Stadyumu
HAKEMLER: Arda Kardeşler, Kerem Ersoy, Samet Çiçek, Yiğit Arslan
VAR HAKEMLERİ: Mete Kalkavan, Esat Sancaktar
BtcTurk YENİ MALATYASPOR: Farnolle, Issam Chebake, Robin Yalçın, Mustafa Akbaş, Sakıb Aytaç, Acquah, Chaleli, Donald (Eren 79’), Buğra (Fofana 59’), Guilherme (Mina 90’), Jahovic
GALATASARAY: Muslera, Şener, Marcao, Luyindama, Nagatomo (Lemina 46’), Nzonzi, Seri (Falcao 90’), Adem, Ömer, Babel, Andone (Jimmy 84’)
SARI KARTLAR: Acquah (32’), Ömer (63’), Adem (77’), Şener (90+2’)
GOLLER: Seri (23’), Guilherme (89’)

19 Eylül 2019 Perşembe

Alanyaspor'a Dövmeci Sponsor


Günümüzde vücudunda dövme olmayan futbolcu neredeyse yok gibidir, hatta bırakın futbolcuyu çevremizde kolunda bacağında, sırtında ailesinden birinin adı, sevdiği takımın ismi ya da beğendiği bir fotoğrafı taşımayan kişi bulmak neredeyse imkansızdır. Bu dövme çılgınlığını paraya çevirmek isteyen Alanyaspor da kendi şehrinde faaliyet gösteren Cleopatra Ink ile "çorap" sponsorluğu konusunda anlaşma yapmış bugün. "Alanya'da doğdum, Alanya'da yaşıyorum ve burada para kazanıyorum, bu nedenle Alanyaspor'a destek olmak istedim" diye duygularını açıklayan şirket sahibi Halil İbrahim Karadere, şehirdeki diğer esnafların da turuncu-yeşilli takıma katkı sağlamalarını beklediğini söyledi...

Dimitar Berbatov Yeşil Sahalara Veda Etti


Bulgar futbolunun yetiştirmiş olduğu en özel yeteneklerden biri olan ve son olarak Hindistan'ın Kerala Blasters takımında forma giyen Dimitar Berbatov 38 yaşında aktif futbolculuk hayatına veda ettiğini açıkladı. Dokuz sene önce bugün Manchester United formasıyla Liverpool karşısında hattrick yapan Berbatov, bu özel günde futbolu bırakırken, İnstagram hesabında şöyle bir açıklama yaptı:

"Bu özel günde, eğer özelliğini bilmiyorsanız hikayelere bakın, sizinle uzun zamandır yapmayı planladığım ama yapamadığım ve neden yapamadığımın nedenini bilmediğim bir şeyi paylaşmak istiyorum. Biliyorum bazılarınız benim çok önceden emekli olduğumu düşünüyordur ve şimdi de zaten kulüpsüzdün Berbatov diyordur ama ben bir senedir takım bulmaya çalıştım... Ama olmadı...

Bazıları bir şey söylemem gerektiğini söyledi, hatta eve döndüğümde bir veda mesajı yayınlamam gerektiğini belirttiler. İşte şimdi bunu yapıyorum...

Son maçım bir sene önceydi ve şimdi bitirmenin en uygun zamanı olduğunu düşünüyorum. Ama bu asla futbola bir veda değildir çünkü öyle ya da böyle bu oyunun içinde kalacağım. Şimdi sadece 20 yıllık profesyonel aktif futbolculuk kariyerimin sona erdiğini söylemenin zamanı. 

Futbolu özleyeceğim. S..timin futbolunu özleyeceğim. Herşeyi, maçları, antrenmanları, golleri, hazırlıkları, baskıları, takım arkadaşlarımı ve.... gol attığımda taraftarın coşkusunu...

Dünyanın en iyileriyle birlikte oynamak için çok şanslıydı ve de çok çalıştım. Özellikle de küçük bir ülkeden çıkmış bir futbolcu olmak bu şerefi benim için daha da özel kıldı.

Çıkışlarım olduğu kadar, inişleri de gördüm kariyerimde, bir çok gol attım, kupalar da kazandım, istediğim gibi oynadığım, istediğim golleri attım. 

Benim gelişmeme yardımcı olan ve hayalini kurduğum futbolcu olmamı sağlayan herkese teşekkürler... Eski takım arkadaşlarım, hocalarım, teknik ekibe çok teşekkürler ediyorum.

Bazen benimle çalışmanın çok kolay olmadığını biliyorum ama formasını giydiğim takımlar için elimden geleni her zaman yaptım.

Umarım hepiniz benim sahadaki mücadelemi beğenmişsinizdir.

Ve kahretsin bütün bu insanları özleyeceğim çünkü futbolu çok seviyorum. Ve eminim ki siz de beni çok özleyeceksiniz. 

Herşey için teşekkürler...






Club Brugge:0-0:Galatasaray


"Gittikçe daha iyi olacak bir takımın sinyallerini verdi Galatasaray" diyordu Fatih Terim, Belçika deplasmanında 0-0 biten maçın ardından sıcağı sıcağına yayıncı kuruluşa.  Paris Saint Germain, Real Madrid ve Brugge'li grubun ilk maçında dış sahada Falcao ve Lemina gibi takımla daha ikinci maçına çıkan oyunculardan oluşan onbirle sahada boy gösteren Galatasaray hiç de yabana atılmayacak bir oyunla, topa  rakibinden daha fazla hakim olarak hanesine bir puan yazdırarak İstanbul'a dönüş hazırlıklarını yapıyordu bu yazıyı yazarken...

Şampiyonlar Ligi müziği çalarken gökte güneşi görmek pek de aşina olmadığımız bir durumdu ama UEFA'nın yeni formatı gereği stad ışıkları ancak maçın ikinci yarısı yeşil zemini aydınlatabildi de bu organizasyonda çok da garibimize gitmeyen şekilde ev sahibi oyuna baskılı başladı. Pozisyon da buldu Muslera'nın kalesinde mavi-siyahlı takım ama onuncu dakikadan sonra tribünlerden gelen "Saldırın, saldırın, saldırın" tezahüratı eşliğinde Galatasaray ipleri eline alıp, rakibi oyunu kendi sahasında kabul etmeye zorluyordu. Topu bizimkilere bırakmak belki de Belçikalıların taktiği de olabilirdi zira Diagne'nin oyuna girdiği 73. dakikaya kadar gol atmak için tek yaptıkları Marcao ve Luyindama'nın arkasına atacakları uzun toplarla forvetlerini buluşturmaktı. Kısmen bu planları tuttu ama topu üç direk arasından geçirme konusunda beceriksizdiler, ya da başka bir ifadeyle Muslera kalesinde oldukça konsantreydi. Özellikle maçın ikinci yarısında önce Bonaventure'nin karşı karşıya "net" bir şutunu harika çıkaran Uruguaylı eldiven, üç dakika sonra yine aynı oyuncunun altı pastan kafa vuruşunu harika bir refleksle çıkarırken, "Bugün kale size kapalı" mesajı yolluyordu.


Ev sahibi bu iki net pozisyonu gole çeviremedi belki ama maçın en kritik pozisyonu Babel'le Galatasaray'dan geldi. Dakikalar 30 gösterip, Galatasaray rakip yarı sahaya iyiden iyiye yerleşmişken, savunmadan atılan uzun bir topta Brugge defansının da hatasından yararlanan Hollandalı oyuncu, kendisine has çalımlarla ceza sahası içinde önünü açınca kaleci Mignolet'le karşı karşıya kaldı ve sert şutu kalecinin omuzundan döndü. "Yaradana sığınıp sert vurmak" Babel'in tarzıdır, böyle nice goller atmıştır ama bu pozisyonda keşke ayak içi plase ile "köşeyi görebilseydi"... Neyse, canı sağ olsun, topun girmeyeceği varmış, üç dakika sonra ev sahibinin kontra atağında Ricca'nın şutu da direkten auta giderken onların taraftarına bu defa saç baş yoldurdu...


Dakikalar ilerleyip seyircisine gol sevinci yaşatamayan, üstelik Emre Mor'un da oyuna girmesiyle kalesinde tehlikeli pozisyonlar görmeye başlayan Brugge'ün hocası Clement, ezeli rakipleri Anderlecht'in elinden kaptıkları "tapusu" Galatasaray'ın elinde olan Diagne'yi oyuna aldı ve merkez santraforlu bir oyuna geçerek sistemini değiştirmek zorunda kaldı son 20 dakikada.  Bu değişiklik Galatasaray'ın da işine yaradı zira Diagne Luyindama ve Marcao arasında çok etkisiz kaldı ve beklenen gol gelmedi.  Onların tersine maçın son dakikalarında Galatasaray, önce Nagatomo'nun uzaktan çektiği şutla, sonra da Falcao'nun kornerden gelen topa vurduğu kafa vuruşuyla az kalsın tabelayı değiştirebilecekti... Ama olmadı...


Fatih Terim'in belirttiği gibi bu oyuncular birlikte oynadıkça, maç temposu yakaladıkça isimlerine yakışır performanslar ortaya koyacaklardır. Fransız Nzonzi önceki maçlarda olduğu gibi yine görevini hatasız yapan topçuların başında yer alırken, maç eksiği olmasına rağmen Lemina, Belhanda'nın yokluğunu arattırmamaya gayret etti. Hafta sonu Kasımpaşa maçında da oynadığı kısa süre içinde yapacakları konusunda "ışıltılar" sunan Lemina, Brugge karşısında da fena değildi. Seri de takıma alıştığını ve önümüzdeki haftalar orta sahanın yükünü çekeceğini gösterdi...


Biz maçın golsüz bittiğini zannedip, pijamaları giyip, yatmaya hazırlanırken, 90+30'da Fatih Terim, Metin Oktay'ın bir Fenerbahçe maçında çaktığı vole ile ağları deldiği gibi "voleyle" uykularını yine kaçırıyordu "birilerinin"... Mikrofon karşısına her geçtiğinde ağzından Fatih Terim ismini düşürmeyen Fenerbahçe başkanı zat, bu kez de hocayı "sicili bozuk" diye tanımlarken, Brugge maçının ardından yapılan basın toplantısında kendisine bu sözler hatırlatılınca, İmparator şöyle cevap veriyordu: "Merak ediliyorsa maçtan önce öğrendim. Yani eğer hedef buysa... Avrupa'nın en büyük futbol organizasyonunda burada olmayanlarla ilgili konuşmayalım isterseniz, rica ediyorum. Sicilin parayla, nüfuzla, reklamla doldurulamadığı yerdeyiz çünkü. Kimin ne dediğine dönünce bakacağız. Değerse cevabını alacak herkes. Cevabını vereceğiz. Şimdiye kadar kim aldıysa herkes alacak. Değer bulduğumuz şeyleri eğer gerekirse cevap vereceğiz. Hiç kimse merak etmesin..."



STAT: Jan Breydel
HAKEMLER: Slavko Vincic, Tomaz Klancnik, Andraz Kovacic, Nejc Kajtazovic
VAR HAKEMLERİ: Daniele Orsato, Michael Fabri
CLUB BRUGGE: Mignolet, Mata, Mitrovic, Deli, Ricca, Rits, Vormer, Vanaken, Bonaventure (Diagne 73’), Okereke (Openda 60’), Diatta
GALATASARAY: Muslera, Mariano (Şener 90’), Luyindama, Marcao, Nagatomo, Nzonzi, Feghouli, Seri, Lemina (Emre Mor 60’), Babel, Falcao
SARI KARTLAR: (Lemina 56’), Nzonzi (73’), Openda (73’), Vormer (80’), Donk (90’)

17 Eylül 2019 Salı

Mehmet Şenol'dan Fenerbahçe'nin 28 Şampiyonluk Söylemine Tokat Gibi Cevap

Galatasaray Dergisi'nin ilk genel yayın yönetmeni olan Mehmet Şenol son günlerde Fenerbahçe kulübü tarafından ortaya atılan "Bizim 28 Şampiyonluğumuz var" iddasını twitter hesabından yapmış olduğu flood ile çürütmüş oldu. Twitter kullanmayan takipçilerimiz için Mehmet abinin yazılarını blog sayfalarında paylaştım, ama siz siz olun Twitter hesabı açın bir an önce ve Mehmet Şenol'u takip edin, zira her gün yeni yeni kanıtlarla karşı yakanın gülünç iddaasını çürütüyor Mehmet abi...

****

Bu akşam (madem moda; bu da 19:05'te başlasın) konuyla ilgili yeni bir flood yapacağım.

Fenerbahçe'nin iddiasını tarihi gerçeklerle karşılaştırmak ve aslında arkasının ne kadar boş ve gerçekte çok "sinsice" bir iddia olduğunu göstermek istiyorum.

Evet, söz verdiğim gibi başlıyorum.

Arkadaş ne zormuş tam 19:05’e denk getirmek...

Gerçekten tebrik ediyorum TFF’yi

Önce Fenerbahçe'nin iddiasını anımsayalım:

Diyorlar ki; 1959 öncesinden bizim 9 şampiyonluk daha var; onlar da sayılsın.

Şampiyonluk istediği yıllar şunlar:

Türkiye Futbol Birinciliği'nden: 1933, 1935, 1944
Milli Küme'den: 1937, 1940, 1943, 1945, 1946, 1950

Yani 2 organizasyondan;
Milli Küme'den 6,
Türkiye Futbol Birinciliği/Şampiyonası'ndan da 3 Şampiyonluk daha istiyorlar.

Olursa, 19 değil, 28 olacaklar.

Şu tabloyla başlayalım.

1959’dan bugüne kadar. Burada itiraz yok sanırım.


Şimdi şu aslında herşeyi açıklayan tabloya bakalım.

Sırayla gidelim:

Fenerbahçe'ye göre, sağdaki 2 sütunda yer alan 2 organizasyonun şampiyonlukları da dahil edilmeli.

Milli Küme ve Türkiye Futbol Birinciliği/Şampiyonası..

Tabloya biraz daha dikkatlice bakalım tekrar:

Ne görüyorsunuz?

Hani o istedikleri ekstradan 9 Şampiyonluk var ya.... O dönemlere dikkatle bakın lütfen.

Evet, doğru görüyorsunuz. Aynı yıl o 2 organizasyon birden oynanmış. Dolayısıyla farklı şampiyonlar çıkmış.


Hatta inceleyince görüyoruz ki, bazen, 2 organizasyonda birden aynı takımın birinci olma ihtimali bile ortaya çıkmış. 

Mesela, 1940'da Milli Küme'yi kazanan, aynı yıl öbüründe final oynamış. (Fenerbahçe. Kazansa, Allah muhafaza, yaz diyecekler bize bir şampiyonluk daha!)

Fenerbahçe'nin iddiasına "rasyonel" gösterdiği mantık tam da bu:  
Aynı sezon oynanan 2 organizasyonun birincilerini de şampiyon sayıp lig şampiyonluğu/yıldız hesabına  katılmasını istiyorlar...

Her yıl TEK Şampiyon sayılması gerektiği için hesaba bir türlü uyduramamışlar.

Tekini alsalar olmuyor, öbürünü alsalar olmuyor. İkisini birden alalım demişler!

Tarihi kayıtlara bakıyorum. İki organizasyonun aynı anda oynandığı Tam 7 Sezon var.  Yani Aslında 14 Şampiyon var! 

Ve Fenerbahçe tarihçileri bunu bildikleri halde, görmezlikten geliyorlar. Sırf Galatasaray kompleksi, sırf yıldız hesabında geri kalmaları... 

Çok ayıp.

İşte ikiyüzlülük burada başlıyor. 

Çünkü şampiyonluk isteme rasyonellerini, sadece başarılı oldukları organizayonlarla sınırlı tutuyorlar. 

Aynı sezonda oynanan 2 farklı organizasyonu, istekleri için eğip büküyorlar.


Şimdi tabloyu daraltıp bakalım tekrar:

1924-1951 yılları arasında; yani 28 yılda toplam 28 şampiyon olması gerekirken, bakın kaç "Şampiyon" var??

Eğer o parasızlık-Olimpiyat'a gidiş filan gibi nedenlerle ertelenmeyip tümünde düzenlenebilseydi eğer 56 Şampiyon olacaktı.

Ama sadece 20 sezon düzenlenmiş.  Ama yine de 20 değil, tam 27 şampiyon çıkmış! 

Her yılın tek şampiyonu olur oysa. Ve o Şampiyonu da kafana göre seçemezsin.  AYNI ORGANİZASYONUN ŞAMPİYONLARINI SAYACAKSIN.

Bir Milli Küme'den, bir Türkiye Futbol Birinciliği'nden... 

Olmaz.

O zaman ben de bir seçme yapmak istiyorum mesela,

1940 yılının "Şampiyonu", Türkiye Futbol Birinciliği Şampiyonu olan Eskişehir Demirspor olsun! 

(Ama Fenerbahçeliler, "Olmaz, o sezon ben Milli Küme Şampiyonu oldum, benimkisi de sayılsın diyor!)


1944 yılının "Şampiyonu", Milli Küme Şampiyonu olan Beşiktaş olsun! 

(Ama Fenerbahçeliler, "O da olmaz; o sezon ben Türkiye Futbol Birinciliği Şampiyonu oldum, benimkisi de sayılsın diyor!)

1945 yılının "Şampiyonu", Türkiye Futbol Birinciliği Şampiyonu olan Harp Okulu olsun! 

(Ama Fenerbahçeliler, "Olmaz, o sezon ben Milli Küme Şampiyonu oldum, benimkisi de sayılsın diyor!)

1946 yılının "Şampiyonu", Türkiye Futbol Birinciliği Şampiyonu olan Gençlerbirliği,  1950 yılının "Şampiyonu", Türkiye Futbol Birinciliği Şampiyonu olan Göztepe olsun!

(Ama Fenerbahçeliler, "Olmaz, o sezonlarda ben Milli Küme Şampiyonu oldum, benimkiler de sayılsın diyor!)

Gördüğünüz gibi, aynı yıl oynanan 2 organizasyondan hangi şampiyonu seçerseniz sonuç değişiyor. 

Bakın, ben yukarıda bu yöntemle aynı sezon iki organizasyon birden düzenlendiği için iddia ettikleri fazladan 9 şampiyonluğun 5'ini aldım :-)


Fenerbahçe şampiyon olduğu sezonu seçmek istiyor. 

Ve mızrak bir türlü çuvala sığmadığı için, birçok sezonda 2 şampiyon çıkacağı için, çözüm olarak “hepsini şampiyon ilan edelim yahu” diyor!

Aynı sezonda 2 farklı organizasyon, iki Şampiyon....

Neye benzettiniz bunu? 

Evet, bildiniz! Türkiye Süper Ligi ile Türkiye Kupası :-) 

Aynı takımlar, bütün Türkiye... 

Üstelik aynı sistem: Eleme...

“Fenerbahçe Mantığı”nı  uyguluyoruz 

...ve bizim Türkiye Ligi’nde şampiyon olamadığımız yıllarda oynanan Türkiye Kupası'nda aldığımız Şampiyonlukları çıkartıyoruz.


Süper sonuç çıkıyor: 

Biz bu mantıkla  tam tam 10 şampiyonluk daha ekleyebilir, sayıyı 32'ye çıkarabiliriz.


Aynı mantık, ayn sezon oynanan organizasyonlardan şampiyonluk seçebileceğimizi söylediğine göre ben bu izlekten devam ediyorum. 

Fenerbahçe, "Ben X organizasyonda şampiyonum ama aynı yıldaki XX organizasyonda Göztepe şampiyon olduysa onu da sayalım madem" diyorsa..


O zaman 1962-63 sezonundan bu yana oynana bütün bütün Türkiye Kupası Şampiyonluklarının da Şampiyonluk/Yıldız Sistemi hesabına dahil edilmesi gerekiyor.

Ben bizimkini hesapladım:
22+18=40

Bitmedi. Daha bunun 1923 öncesi de var. 

Milat, Türkiye'de ilk futbol organizasyonunun başladığı 1903’tür.

O zaman Imogene'ye 1, Cadi Kuey'e 2, Moda'ya 1, İttihat'a 1, Altunordu'ya 2, Muhafızgücü'ne 1, Fenerbahçe'ye 3...

Galatasaray'a da 6 daha eklememiz lazım...

Biraz daha yakından bakıp,  ayrıntılara girersek daha da vahim şeyler çıkıyor. 

Mesela, 1924-1951 arasındaki Türkiye Futbol Birinciliğinin formatı, aynı bizim şuanki Türkiye Kupası gibi. 

Yenilen eleniyor. Bildiğimiz lig formatına hiç ama hiç benzemiyor

Bir başka garabet: 
Türkiye Futbol Birinciliği'ni TFF düzenlemiyor mesela. Bugünkü Kulüpler Birliği tarzı Türk İdman Cemiyetleri Birliği düzenlemiş. Kural yok, devamlılık yok. İsteyen katılıyor, istemeyen katılmıyor.  Düşme yok, çıkma yok.

İsteyen hakem kararına filan kızıp ligden çekilebiliyor;  ceza filan yok. Seneye tekar katılabiliyor. 

Zaten her sene yapılacak mı yapılmayacak mı; son anda belli oluyor. Düşünseniz, 28 yılın 12'sinde yapılamamış!

Başka saçmalıklar da var, mesela Milli Küme, sadece 3 ili kapsıyor.  Oysa, Adana'da, Konya'da, Trabzon'da çok iddialı şehir ligleri var. Bir dolu ilden çıkan şampiyon takım var ama  Milli Küme'ye almamışlar.

İşte Fenerbahçe, bunlardan 9 tane ekstra şampiyonluk istiyor.

Çok uzattım galiba. 

Futbolun evrensel şampiyonluk kuralı vardır. Her yıl düzenlenen BİR organizasyonda TEK Şampiyonu olur.

Fenerbahçe’nin iddiası temelsiz, zayıf, kendi içinde çelişkili ve esasen  evrensel kurallara aykırıdır.


Nasıl eğip bükecekler, o mızrağı bu çuvala nasıl sığdıracaklar, gerçekten merak ediyorum. 

Tahkim Kurulu yoluyla çözmeyi planladıklarını, daha önceki twit serisinde göstermiştim.  

Sadece Galatasaray’ın değil tüm takımların bu absürt iddiaya hazırlıklı olması şart.

Şimdilik bu kadar.

Selamlar herkese...




16 Eylül 2019 Pazartesi

Standart Önemli Mesele #2


Mete Kalkavan'ın Galatasaray-Konyaspor karşılaşmasında Sari'ye VAR yardımıyla gösterdiği kırmızı kart sonrası ""Seri'nin pozisyonuna önce sarı kart gösteren Mete Kalkavan, VAR'dan görüntüleri izleyip kararını düzeltti ve Fil Dişili oyuncu kariyerindeki ilk kırmızı kartı görmüş oldu. Karar doğruydu, itirazımız yok ama lig daha yeni başlıyor ve bundan sonra başta Mete Kalkavan olmak üzere maç yöneten hakemlerin bu tür pozisyonlarda çıkaracakları kartları dikkatle izleyeceğim, bakalım bir standart olacak mı yoksa forma rengine göre mi karar verilecek. " demiştik blog yazımızda...
Önce Beşiktaş-Rizespor maçında benzer harekete kırmızı kart göstermeyen Yaşar Kemal Uğurlu standarttan sapmış oldu, iki hafta sonrasında da Mete Kalkavan Trabzonspor- Gençlerbirliği maçında Obi Mikel'in rakibine yaptığı sert müdahaleyi "kartsız" geçiştirerek kartlarında bir standart olmadığını ve forma rengine göre düdük çaldığını göstermiş oldu...
Lig daha uzun, maçları seyredeceğiz ve merak ediyorum bakalım daha nice ne "absürtlüklere" tanık olacağız...

Galatasaray:1-0:Kasımpaşa


"Şubat ortasındaki ilk maçımda oyuna ikinci yarıda girdim. Akhisar Belediyespor'la oynadığımız maçta durum 0-0'dı ve teknik direktör bana hazır olup olmadığımı sordu. "Evet, sanırım" dedim. Isındım ve oyuna girdim. İlk pas, bir kafa, gol! Bu kadar basit. Topla ilk olmasa da üçüncü temasımdı. Ama bir kez daha, ilk maçımda gol atmıştım- galiba bunu hemen her takımda yaptım ve bu rekoru sürdürmek istedim. Taraftarların tepkisini asla unutmayacağım- çıldırdılar. Futbolculuk hayatımda bazı müthiş taraftarlar görmüş ve duymuştum ama bu taraftarlar kesinlikle çılgındı." diye anlatıyor Galatasaray formasıyla ilk attığı golü Didier Drogba, "Adanmışlık" adını verdiği otobiyografik kitabinda.

İlk maçta gol atmak özeldir, taraftarlar yeni topçunun, hele ki bu dünya yıldızıysa, golünü görmek için erkenden doldurur tribünleri ve gala günü topu filelerle kucaklaştırabilirse o futbolcu "o an" onun unutulmaz anıları arasına girer.  Prekazi, Hagi, İliç, Lincoln, Drogba, Kewell, Gomis, Podolski gibi yıldızlardan sonra Radamel Falcao da Kasımpaşa karşısında taraftarla buluştuğu ilk maçta gol atarak kulüp tarihine adını yazdırmış oldu.


Drogba otobiyografisinde "Taraftarlar yapmış oldukları pankartlarda 'Bizim Drogba'mız var, onların yok' diye çılgınca seviniyorlardı" şeklinde tasvir ediyordu ya İstanbul'da yaşadığı ve unutamadığı günleri, cuma gecesi Ali Sami Yen'de de Fatih Terim ve yardımcıları Ümit Davala ile Hasan Şaş yoktu takımın başında ama taraftarın Falcao'su vardı. Büyük beklentilerle transfer edilmişti, ilk maçıydı, iyi niyetli-kötü niyetli herkesin gözü üzerindeydi ama Kolombiyalı oyuncu "star" olduğunu gösteriyordu maç boyunca: Ayakları titremeden, kendini bozmadan, golcülük dersi sunuyordu seyredenlere, pres yapıyor, boşa koşuyor, savunmaya yardıma geliyor, top tutuyor, duvar oluyor arkadaşlarına ve en önemlisi ceza sahası içinde tehlike yaratıyordu. Altı pas içinden bir kafa ya da dokunuşla gol atar diye beklerdim ama rakip çok savunmaya kapanınca, Ömer ile "tika-taka" yaparak geliştirdikleri pozisyonda ceza sahası dışından attı Falcao Türkiye'deki ilk golünü. Umarım bir gün onun da otobiyografisinde bu büyülü anları kendi cümleleri ile okuruz...


Sadece Falcao değildi cuma gecesi taraftara "merhaba" diyen, Lemina da oynadığı yarım saat süre içinde göze en fazla batan oyunculardan biri olmuştu. Seri'nin Konyaspor maçında gördüğü kırmızı kart sonrası aldığı iki maçlık ceza nedeniyle onun yerine orta sahada görev alan Lemina, mücadelesi ve dikine top sürmesiyle gelecek maçlar için taraftara ümit verdi. Transferin son günlerinde sürpriz bir oyuncu olarak gelmişti takıma ama umulandan çok fayda sağlayacağını düşünüyorum. O çıkarken yerine giren Ömer Bayram da bu sene sanki takımın en başarılı "yerli transferi" olarak göze batıyor son hafta oynadığı maçlarda. Sezon başında hazırlık kampında Bordeaux maçında orta sahada sergilediği başarılı performas ile Fatih Terim'in "jokeri" olan Ömer, esas mevkisi dışında takıma kattığı enerji ve bitmez tükenmez mücadelesi ile ilk onbiri zorlayacaktır, bir çok maçta da oyuna direk başlayıp, büyük katkı sağlayacaktır.


Nzonzi'yi seyrederken, Roma'nın böyle bir oyuncuyu nasıl bıraktığına anlam veremiyorum, acaba çok mu kaliteli orta saha elemanları var, çok mu sağlam orta alan rotasyonu var, İtalyanları takip etmek lazım zira Fransız oyuncu Galatasaray forması ile çıktığı maçlarda sürekli sahanın en iyi üç oyuncusundan biri oluyor ve savunmadaki Luyindama ile Marcao'ya müthiş destek oluyor. Uzun boyu ile orta sahada bütün kafa toplarını alan Nzonzi, top sürerken ya da pas atarken boyunun dezavantajını da yaşamıyor, çok akıllıca ters kanada ve isabetli uzun paslar atabiliyor. Fernando'nun gidişi sonrası yeri dolar mı diye endişe edenlere "Rahat olun, ben burdayım" diyor adeta Steven Nzonzi.

Milli maç dönüşleri bir çok takım için oldukça sıkıntılı geçer, ulusal takımlara çok oyuncu gönderen kulüpler için "ekstra" zordur malum aradan sonra lige dönmek ve Galatasaray, iç sahada Kasımpaşa karşısında taraftarın beklediği "bol gollü skoru"  belki elde edemedi ama tek atıp üç puanı hanesine yazdırarak hafta sonu rakiplerinin puan kayıplarını beklemeye başladı. Cumartesi Beşiktaş kaybetti, pazar Trabzon iç sahada berabere kaldı ve umarım da bugün Fener Alanya'dan eli boş dönecektir... İyi oynadığın haftalar bazen kazanamazsın ve telafisini de zor günlerde haneye ekleyeceğin üç puanla yaparsın ya, işte şimdi Galatasaray da "hocasız" çıkacağı üç maçın ilkini kayıpsız atlattı... Tebrik etmek lazım... Fark da gelecekti, Falcao belki hattrick yapacaktı ama bazen "kısmet" demek lazım, ilk yarıda Lemina'nın pasında "akrobatik" vurdu Kolombiyalı ve top az farkla auta gitti, ikinci devre Belhanda'nın harika pasında çaprazdan karşı karşıya kalıp vurduğunda meşin yuvarlak yine kale direğini yaladı ve dışarı çıktı. Hafta arası milli maçların yıldızı Babel de "şanssız "günündeydi, onun gollük vuruşları da üç direğin arasından girmedi.


Galatasaray iç sahada oynarken maçın başından itibaren rakibe büyük baskı kurar ve rakip takımların en büyük kozu auta çıkan toplarda kalecilerinin yardımı ile maçın temposunu düşürmek olmaktadır. Neredeyse tüm rakip kaleciler zaman geçirdikleri için taraftar tarafından ıslıklanırlar lakin hakemler maçın 75. dakikasına kadar onlara uyarı dahi yapmazlar, bazen ev sahibi taraftardan "gönül almak" için sarı kart gösterirler o file bekçilerine de kaleciler ikinci sarının gelmeyeceğini bildiği için "oyundan zaman çalmaya" devam ederler. Galatasaray'ın Falcao ile golü gelene kadar Kasımpaşa kalecisi Fatih de Ali Sami Yen deplasmanında oynayan mevkidaşlarının yaptığını yaptı, ağır ağır , yavaş yavaş oyunu başlattı. Ve yine meslektaşları gibi Ali Palabıyık ona "göz yumdu"... Ama ne olduysa maçın sonlarına doğru Kasımpaşa'nın beraberlik golü aradığı dakikalarda kale arkasındaki top toplayıcı çocuk maçın hakemi tarafından sahadan atılıverdi. Fatih'in maçı hızlı başlatması gelmişti, hakem de Fatih'i kırmadı, şikayet ettiği çocuğu kenara yolladı.


Normalde bu harekete tribünden büyük tepki gelirdi de, hafta arası maçı Ali Palabıyık'ın yöneteceği açıklandığında herkes birbirini "provokasyonlara" gelmemek için uyarıyordu çünkü içerdeki bir sonraki maç Fenerbahçe'ileydi... Oyuncular da maç öncesi hakem konusunda uyarılmışlardı, itiraz yoktu, tepki yoktu, herkes işine bakacaktı... Futbolcular işine baktı da, Ali Palabıyık asli işi olan "hakemliği" pek beceremedi, aklı sahada değildi belli ki. Aytaç'ın Lemina'ya yaptığı "kırmızı kartlık" müdahaleyi görmezden geldi, Veysel Sarı'nın Belhanda'nın çene kemiğini kırmasında faulu Galatasaray aleyhine çaldı, Ömer'in rakibi tarafından biçilmesinde "kartlarını evde unuttu" ve son dakikada Adem Büyük'ün topsuz alanda düşürülmesine devam kararı veren kişiydi Ali Palabıyık. Ona yardım etmesi gereken VAR hakemlerinden biri de geçen sene Fenerbahçe-Trabzonspor maçında ev sahibinin oyunu çabuk başlatması için ayağı ile Fenerbahçeli oyuncuya pas atan Cüneyt Çakır'ın yan hakemi Bahattin Duran'dı... Maçı kazandık ama "nasıl zor" ve "kime karşı" kazandığımız unutulmasın...






Karşılaşma boyunca bir kez bile Fatih Terim'i göstermeyen yayıncı kuruluş, yabancı kontenjani dolayısıyla sözleşmesi askıya alınan Linnes'i iki defa gösterdi, hatta bir keresinde çocuğu uyurken ekrana yansıttılar. Galatasaray taraftarı Martin Linnes'i çok seviyor, onun profesyonellik anlayışına özel saygı gösteriyor, bunu kimse inkar etmiyor da yayıncı kuruluşun Linnes görüntülerini de çok manidar buluyorum. Taraftar, teknik direktör ve yönetim olmak üzere herkes Linnes'i sahada Galatasaray için mücadele ederken görmek istiyordu ama futbolda bazen "kritik" kararlar almak zorundasın. Bu sefer Linnes üzüldü ama yönetim onun gönlünü almak için maaşına zam da yapmayı ihmal etmedi. Hatta takımda tuttu ki, belki ocak ayı transfer döneminde başka oyuncu ile yolları ayırıp, Linnes tekrar kadroya alınacak. Ben yayıncı kuruluşa bir tavsiye vermek isterim, eğer tribünlerde haksızlık yapılmış ve mağdur edilmiş bir adam arıyorsanız, kameralarınızı Fatih Terim'e çevirin. Tabii gerçekten samimiyseniz...


STAT: Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Stadyumu
HAKEMLER: Ali Palabıyık, Serkan Olguncan, Serkan Çimen, Erkan Özdamar
VAR HAKEMLERİ: Serkan Tokat, Bahattin Duran
GALATASARAY: Muslera, Mariano, Luyindama, Marcao, Mariano, Nzonzi, Lemina (Ömer 29’), Belhanda, Feghouli (Adem 80’), Babel, Falcao (Donk 90’)
KASIMPAŞA: Fatih Öztürk, Hafez (Heintz 81’), Ben Youssef, Veysel Sarı, Popov, Khalili, Aytaç Kara, İlhan Depe (Mustafa 73’), Hajrodinovic, Quaresma, Thiam (Veigneau 72’)
SARI KARTLAR: Hajrodinovic (26’), Marcao (35’), Ben Youssef (72’), Quaresma (78’), Ömer (87’)
GOL: Falcao (38’)

7 Eylül 2019 Cumartesi

Karısını Nasıl Takıma Almadı, Hayret Doğrusu


"Herkes Alex Ferguson'un takımda oyunculara davranma biçimini övüyor ama Bryan Robson ve Steve Bruce gibi Manchester'a harika hizmetleri olmuş oyuncular hiç de iyi şekilde ayrılmadılar takımdan.  Ferguson'un oğlu Darren takımdaydı, kardeşi uzun yıllar şef scout olarak çalıştı, karısını nasıl takımda bir göreve getirmedi, hayret ediyorum doğrusu."

Roy Keane
Manchester United Eski Futbolcusu

Alex Ferguson'u eleştirirken 

Ergin Ataman ve Fatih Terim


Ergin Ataman'ı bilir misiniz?
Bilirsiniz tabii...
Peki, hatırlar mısınız Ergin hocanın kazandığı Türkiye Basketbol Şampiyonluğunu...
Hani bir kaç ay evvel kazandığı kupayı...
Yere göğe sığdırılamayan, büyük bütçelerle kurulan Orbadoviç'in Fenerbahçesi karşısında kazandığı "efsanevi" şampiyonluk...
Hani bütün final serisi boyunca iç saha dış saha Fenerbahçe seyircisinin Ergin Ataman'a küfrettiği ve Basketbol Federasyonunun son maçta Fenerbahçe taraftarına ceza verip, maça saatler kala "seyircisiz" oynama cezasının kaldırıldığı final maçı...
Hani finalin serisinin son iki maçı evvel Fenerbahçe başkan yardımcısının basın toplantısı ile Ergin Ataman'ı "karalayıp", kendi taraftarını "akladığı" seri...
Ne yapmıştı Ergin Ataman... Federasyonun aldığı kararı protesto etmek için maç boyunca "bench"te oturmuş, molalarda yardımcıları takıma taktik vermiş, Ergin hoca saha kenarında bir seyirci gibi olan biteni izlemiş ama Efes'in basketbolcuları Obradoviç tarafından büyük hırsla yönlendirilen rakibini "sürklase" etmişti...
Ergin Ataman'ı saf dışı bırakmak kupa almak için "ne yazık ki?!"  işe yaramamıştı...
Ama...
Maalesef ders alan yok ki bu işlerden...
Şimdi de Fatih Terim'i "oyunun dışına" alıp Galatasaray'ı "öksüzleştirmenin" uzun yıllar hasret kaldıkları şampiyonluk kupasını kaldırmak için işlerini kolaylaştıracağını düşünüyor bazı "profesyonel organize kötüler"...
Transfer dönemi boyunca arzu ettikleri topçuları alamayan lakin Galatasaray'ın "az parayla çok oyuncu" aldığı yaz dönemini bir de dünyaca ünlü golcü Falcao transferi ile kapaması sonrası " Ulan bu adamları durdurmak lazım" diyen rakipler basarlar düğmeye ve Fatih Terim'e nedeni belli olmayan 4 maçlık men cezası çıkıverdi Disiplin Kurulundan... İşin daha vahim ve ilginç kısmı da cezanın 19.05 saatinde açıklanması...
Hesap da öyle güzel yapılmış ki, Disiplin Kurulu 4 maç ceza yazmış, Galatasaray buna itiraz eder Tahkime giderse, onlar da 1 maç göstermelik taraftarın gazını alır ve Fatih Terim Fenerbahçe maçında takımının başında olamaz...
Hesap bu mu?
Olsun be...
Ergin Ataman nasıl oturarak kazandıysa, Fatih Terim olmadan da Galatasaray Ali Sami Yen'de rakibini boğacaktır...
Hoca yedek kulübesine ceketini assa bile Galatasaray o derbiyi kazanıp, "oyunu bozacaktır"...
Ve mayıs ayında yine Galatasaray şampiyonluk turu atarken, "bazıları" her zaman yaptıkları gibi taraftarlarını hangi masallarla uyutacaklarını düşünüp duracaklar...



Blog Widget by LinkWithin