18 Mart 2020 Çarşamba

Galatasaray:0-0:Beşiktaş


Türkiye’de spor denince akla futbol, futbol denince de akla parmakla sayılabilecek sayıda elit futbolcu gelmektedir. Sermayenin uydurduğu bu sahte ortamda sporcuların örgütlenmesi ise gereksiz görülmektedir. Oysa trilyonlar kazanan elit futbolcularla, spor emekçilerinin genelini özleştirmek, sermayenin sınıf çıkarları gereği ortaya koyduğu bilinçli bir propagandadır. Bu durum spor ve sporcu gerçeğini yansıtmamaktadır.Sporcuların gerçek durumundan yola çıkan ve emeğin öncelikli değer anlayışını benimsemiş, şimdilik bir avuç spor emekçisi sistemden kaynaklanan ve yüz binlerce spor emekçisini içine alan spordaki sömürüye son vermek amacıyla Türkiye Devrimci Spor Emekçileri Sendikası (Spor Emek-Sen)’ni kurmuşlardır. Artık hiçbir şut emekçi kalesine girmeyecek, önce sporda ter dökenler kurtulacaktır.”
diye duyuruyordu rahmetli Metin Kurt Spor-Emek-Sen'in kuruluşunu... "Çizgi" Metin'den 10 sene sonra da Fatih Terim şöyle isyan edecekti Coronavirüs tehlikesi nedeniyle okulların tatil olduğu, firmaların çalışanlarına evden çalışma izni verdiği günlerde futbolcuların sağlıklarını bir kenara bırakıp, maç yaptıranlara : "Bana federasyon soracak. Problem burada. Ben değil, birkaç tecrübeli arkadaşıma da soracak. Kulüpler Birliği toplantısında bu gündeme gelecek. Futbolcular derneği sizce ne yapmalıydı? Şimdiye kadar çoktan toplanıp biz oynamıyoruz demeliydi. Antrenörler birliği hiçbir şey diyemez, dememiştir. İki satır kınama, hakemler birliği çıkıp da bir şey diyemez, diyemezler. Sendika olmadıkları sürece bu durumda kalacaklar. Futbolun ana unsurlarını devreye almazsanız, alacağınız kararlarda net olamazsınız. Hiçbir para, tecrübeyi satın almaz, yerine geçmez."

Sağlık Bilim Kurulu'nun "maçlar Nisan ayına kadar seyircisiz oynatılsın" tavsiye kararını "emir" tellaki eden "bağımsız" Türkiye Futbol Federasyonu, Avrupa'da ve Dünyanın bir çok ülkesinde futbol ve basketbol maçları ileri bir tarihe ertelenirken, "oyuncular el sıkışmasın, yedek kulübeleri dezenfekte edilsin, maçtan önce hakem ve futbolculara antiviral jeller sıkılsın, top toplayıcılar eldiven giysin" gibi tedbirlerle liglerin devamına karar kıldı.

Futbolcuların ve hakemlerin haklarını savunacak bir sendika olmayınca John Obi Mikel, Falcao, Muslera gibi futbolcuların "Sağlığımız maçtan daha önemli, oynamak istemiyoruz" mealindeki isyanları sosyal medya sayfalarında kalmaktan öteye gidemedi ve Süper Ligin 26. haftası oynandı... Oynandı oynanmasına da, 1-0, 2-0, 2-1, 0-0 gibi cılız skorlu "bitse de gitsek" havasındaki maçlarda kimse ne bir zevk ne de bir heyecan duyabildi.


Galatasaray- Beşiktaş derbisi de bu "yavan" maçlardan biriydi. Futbolcu vardı, hakem vardı, teknik direktör vardı ama futbolun en önemli unsuru seyirci yoktu. Hal böyle olunca da, futbolcuların ve hocaların seslerinin yağan yağmurla birlikte iç içe geçtiği "hazırlık maçı" kıvamında bir derbi yaşandı Ali Sami Yen'de... Sistemini oturtmuş, hedefini çizmiş Galatasaray'da Fatih Terim, Kadıköy galibiyetindeki oyunundan dolayı olsa gerek yine bir derbi maçında Belhanda ile başlamayı tercih etmişti, Ömer kulübede dinleniyordu. Onun dışında Sivas'ta olduğu gibi Lemina yine stoperlerin arasına giriyor, oyun kuruyor, Seri de Onyekuru ve Feghouli'yi savunma arkasına kaçırma görevindeydi.

Deplasman ekibinde çiçeği burnunda teknik adam Sergen Yalçın, şampiyonluk yarışına tutunmaları için her ne kadar galibiyete ihtiyaç duysa da, Galatasaray'ın gücünün farkında olup, önce rakibi durdurup, sonra da Burak'la bir kontra atak yakalayıp, gol atmayı hesaplamıştı. Bu maksatla iki stoper ve iki bek adamının yanına sağ ve sol kanattaki Boyd ve NKoudou'yu Onyekuru ve Feghouli'yi kovalamakla görevlendirmişti. Bir çok pozisyonda da başarılı oldu Sergen'in planı, Galatasaray'ın kanat oyuncuları pek de etkili olamadılar özellikle ilk devre, lakin Beşiktaş da tek şut atamadan gitmek zorunda kaldı soyunma odasına.


Ev sahibi Galatasaraylı topçular, taraftarının coşkusundan mahrum oynadıkları karşılaşmada, bir derbide bulabilecekleri rahat pozisyonları da buldular aslında. 6.dakikada Donk'un uzun pasıyla Onyekuru savunma arkasına kaçtı ve kaleciyle karşıya karşıya şutunda Gökhan Gönül araya girdi. Kullanılan korner atışında Karius top yerine Donk'un kafasını yumrukladı da VAR'dan herhangi bir uyarı gelmedi. Bilin bakalım VAR'da kim vardı? Ali Palabıyık'tan başkası değildi...

Gol arayan Galatasaray son haftaların "kafacısı" Donk ile bir kez daha skorbordu değiştirecekti ama Hollandalı savunmacının kafa vuruşu üstten auta gitti. Galatasaray gol ararken, deplasman takımı Burak'la topu Muslera'nın koruduğu kalenin filelerine yolladı ama siyah beyazlı takımın kaptanı sık sık yaptığı gibi "ofsayttan" avantaj sağlamıştı kendisine.


Devre biterken, kazanılan serbest vuruşta Seri'nin orta plase karışımı vuruşu az kalsın Karius'un hatalı yediği bir başka gol olarak arşivlere geçecekti ama top bir karış farkla auta çıktı...

Sessiz sedasız maçı kazanarak bitirmek isteyen Fatih Terim, Belhanda'nın yerine Ömer'le başladı ikinci devreye ve takımın enerjisi de gözle görülür şekilde artmış oldu böylece. Ömer de girer girmez asistlerine +1 ekleyecekti 49. dakikada yaptığı ortada Falcao'nun kafa vuruşu kaleyi tutmuş olsaydı. Ömer'in oyuna girmesiyle Galatasaray ceza sahası önünde hareketliliği de arttırdı ve Onyekuru daha çok sahneye çıkmaya başladı. 71. dakikada yaşanılan karambolde Nijeryalının şutunu Karius çıkarırken, seken topta Feghouli arzu ettiği vuruşu yapamadı ama maçın kırılma pozisyonu beş dakika sonra Ömer'in ceza sahasına girer girmez sert şutu Karius'tan dönüp, Feghouli'nin öününde kalınca gerçekleşti. Cezayirli oyuncunun boş kaleye yolladığı şut kaleyi tutsa, Galatasaray 3 puanı alacaktı.

Kalan dakikalarda gol olmadı, maç başladığı gibi sona erdi de, herkesin tek dileği vardı: "Umarım bu maçtan sonra kimsede virüs vakasına rastlanmaz"...



STAT: Türk Telekom
HAKEMLER: Abdulkadir Bitigen, Volkan Ahmet Narinç, İsmail Şencan
GALATASARAY: Muslera - Mariano, Donk, Marcao, Saracchi, Lemina, Seri, Belhanda (Dk. 46 Ömer Bayram), Feghouli, Onyekuru (Dk. 87 Emre Akbaba), Falcao (Dk. 90+1 Andone)
BEŞİKTAŞ: Karius - Gökhan Gönül (Dk. 63 Lens), Vida, Ruiz, Caner Erkin, Elneny, Atiba Hutchinson, Boyd, Boateng (Dk. 67 Ljajic), N’Koudou (Dk. 90+1 Diaby), Burak Yılmaz
SARI KARTLAR: Mariano (Galatasaray) - Çağdaş Atan (Antrenör), Lens, Burak Yılmaz (Beşiktaş)


9 Mart 2020 Pazartesi

DG Sivasspor:2-2:Galatasaray


"Her hafta bu hakemlerin aynı hataları yapması utanç verici. Türkiye büyük bir ulus ve burada insanlar futbolu seviyor ancak bu hakemleri anlamıyorum. Bu konuda bir şeyler yapılmalı." diye isyanını okuyordum Kayserisporlu Bernard Mensah'ın Sivasspor-Galatasaray maçının devre arasında sosyal medyada. 5-1 kaybettikleri maçtan sonra böyle ağır konuşabiliyorsa bir futbolcu, maçta ciddi sıkıntılar olmuştur derken çok geçmeden Sivas Yeni 4 Eylül Stadında da Mete Kalkavan ve VAR hakemi Atilla Karaoğlan Ganalı futbolcuyu haklı çıkaran kararlara imza atıverdiler. Gerçekten "utanç verici" bir maç yönetimine imza attı dün gece iki hakem de...


Seri'ye serbest vuruşu erken kullandığı gerekçesiyle sarı kart gösterirken Mete Kalkavan "Düdük bende" diyordu ama ikinci yarıda Onyekuru'nun Sivasspor ceza sahası içinde düşürülmesine düdük çalamadı. Hadi o görmedi, VAR hakemi de "gözlerini kapamış olacak" ki, o taraftan da bir uyarı gelmedi saha içine ama  pozisyonun devamında Seri'nin Fernando'ya dokunup dokunmadığı tartışmalı pozisyondan penaltı çıkarıverdiler. Mete Kalkavan gözü önündeki pozisyona "devam" dedi ama sonra gidip VAR hakemine uydu. Penaltı atışı kullanıldığı esnada ise başka bir skandal daha yaşandı Sivas'ta: Mete Kalkavan'ın görüş açısında olmayan Mert Hakan arkadaşı daha topa vurmadan 3-5 metre ceza sahasına girmişti bile. Penaltı atıldı, Muslera topu çeldi ama dönen topu Emre filelere yolladı. İşte o anda devreye girmesi gereken VAR'dan ses seda yoktu. Tam bir skandal... Çünkü IFAB'ın yayınladığı kural kitapçığında açıkça belirtilmiş bu ihlal ve sonrası: "Eğer top kaleye girmezse, hakem oyunu durdurur ve oyunu endirekt serbest vuruşla tekrar başlatır."
Ama kural filan uygulanmadı...


Bununla da yetinmedi VAR hakemi ve 63. dakikada Sivasspor ceza sahası içinde Falcao ile Uğur Çiftçi'nin mücadelesinde Uğur'un eline çarpan topta "üç maymunu" oynadı. İşin vahim tarafı da, alakasız pozisyonları bile 5-6 defa tekrar gösteren yayıncı kuruluş rejisi bu "apaçık penaltıyı" hiç tekrar göstermedi bile. Takipçilerimiz hatırlayacaktır, Trabzon'da da Marcao'ya Sorloth'un golden önce yaptığı faul oyun esnasında ekranlara gelmemiş, maç bitiminde yayınlanan programda ortaya çıkmıştı...

Maç biterken Sarrachi'nin tekmesine kırmızı kart yerine sarı kart vermek de artık alışageldiğimiz Türk hakemi refleksi olarak maça damgayı vuruverdi: "Hatayı hatayla kapatmak"... Kimse sizden eyyam beklemiyor, gördüğünüzü "kafanızda tilkiler dolaşmadan" çalmanızı bekliyor...

Fenerbahçe maçından sonra Halil Umut Meler'i ısrarla övmemizin sebebini Mete Kalkavan ve VAR hakemi Atilla Karaoğlan pek de güzel göstermiş oldular aslında. Sen ne kadar iyi oynarsan oyna, maçı yönetenler formda değilse, o maçta hak eden hak ettiğini alamıyor, Galatasaray'ın 3 puanı kaçırdığı gibi. Bakmayın siz "maçın hakkı beraberlikti" diyenlere, Galatasaray rakibe verilen ama kendisine verilmeyen penaltılarla 2 puanı Sivas'ta bıraktı... Yazık oldu ve umarım ilerde bu puanlar aranmaz...

Galatasaray'ın deplasmanda oynadığı en "sağlam" maçların birinde hakem yazmak istemezdim ama Mete ve Atilla bu harika karşılaşmadan rol çalmak istediler, biz de isimlerini blog sayfalarına yazmış olduk. Hava şartlarının harika olduğu kadar zeminin de bir o kadar berbat olduğu karşılaşmaya ev sahibi seyirci desteğini de arkasına alıp beklenildiğinden de "hızlı ve saldırgan" başladı. Galatasaray'la ön protokol yaptığı için hafta içi "üzerlerine oynan Mert Hakan ve Emre" ikilisinden Emre kulübedeyken, Mert takımının en "iştahlısıydı" ve kaleyi gördüğü yerden Muslera'yı avlamak arzusundaydı. Uruguaylı bir iki çıkardı lakin korner atışı sonrası oluşan karambolde Hakan Arslan daha 10 dakika olmadan takımını öne geçirmişti bile.


Ev sahibi öndeydi, pozisyonlar da buluyordu da topla oynama istatistiğinde Galatasaray %62 önde gözüküyordu. Fenerbahçe derbisinde olduğu gibi geriye düşmelerine rağmen oyun anlayışını bozmamıştı sarı-kırmızılılar, topun kıymetini bilip, mümkünce top çevirip boş pozisyondaki arkadaşlarını pozisyona sokmak gayesindeydiler. O anların birinde kazanılan serbest atışta duran top kullanma becerisini oldukça geliştiren Ömer Bayram, Florya'da çalışıldığı belli olan bir orta yaptı, Feghouli arka direkte dokundu ve Falcao fileleri havalandırdı... Galatasaray strese girmeden, sakin oynayarak beraberliği yakalamıştı ve öne geçmek için de tekrar yükleniyordu. Son iki karşılaşmaya nazaran maç içinde pek varlığını hissetirmeyen Onyekuru'nun nadir savunma arkasına koştuğu bir pozisyonda Feghouli'ye al da at verdiği pasta, Cezayirli zor olanı yaptı, topu aşırtmak yerine kaleciye nişanladı... O anda Adrien İlie geliverdi aklımıza, ne de güzel geçirirdi topu kalecilerin üstünden...


Sivasspor hocası Rıza Çalımbay, Galatasaray'ı iyi analiz etmiş ve Seri-Onyekuru bağlantısını kapamıştı ama Galatasaray'da çözüm üretecek topçu az değildi, Feghouli sık sık boşluklara girmeye başlıyor ya da Seri-Onyekuru hattında Falcao orta sahaya kadar gelip "istasyon" oluyordu. Berbat zemine de alışınca deplasman ekibi, pozisyonlar da daha çok gelmeye başladı ve Donk'un sürükleyip, ortaladığı uzun mesafeli vuruşta Falcao kafayla asisti yapıyor, Feghouli dakikalar evvel kaçırdığı golün öfkesini çıkartırcasına voleyi çakıyordu. Devre biterken üçüncü gol de geliyordu Feghouli'nin ceza sahasında Falcao'ya pasında da Sivas savunması son anda ayak koyarak topu kapmıştı...


İkinci devre Yasin'in yerine Emre Kılıç'ı oyuna alarak tekrar Galatasaray kalesine baskı kurmak isteyen Rıza Çalımbay, hakem ikilisinin de "desteği" ile Emre'nin penaltısı sonrası amacına ulaştı. Deplasmana kazanmak için gelmiş olan Fatih Terim de beraberliği bozmak için Emre Akbaba ve Adem Büyük hamlelerini yaparak tekrar rakip kaleye oyunu yığdı. Onyekuru ile Falcao ile pozisyonlar da yaratıldı ama top çizgiden geçmezken, zeminin ağırlaşmasına yorgunluk da eşlik edince pas ve şut tercihleri de yanlış olmaya başladı ve iki takım sahadan eşitlikle ayrıldı....

Galatasaray, Başakşehir dışında zirve yarışındaki diğer tüm rakiplerinin puan kaybettiği haftada  galibiyet serisine Sivas deplasmanında ara verdi belki ama oynadığı cesur ve arzulu oyun ile şampiyonluk yolunda özgüvenini doruğa çıkarmış oldu. Dün gece o kadar konsantre olmuş Sivasspor karşısında ligde hangi takım olursa olsun "ezilecekken" Fatih Terim'in takımının galibiyeti kaçırıyor olması 23. Şampiyonluğun ayak sesleri değil midir?

"Utançla" başladık "gururla" bitirelim o halde. Bülent Uygun'la 2008-2009 sezonunda şampiyonluk kovaladığı dönemler Sivasspor'un güçlü ve etkili bir taraftar potansiyelinden söz edilmezken, dün gece üç tribünde yapmış oldukları kareografi ile "tribün aleminde" biz de varız demiş oldu Yiğidolar. Bu da onların gururu olsun... Umarım sadece iç sahada değil, deplasmanlarda da tribünlerde boş koltuk bırakmazlar..."Support Your Local Team" demiş ya yabancılar, çok haklılar, şehrinizin, semtinizin takımını tutun arkadaşlar, hem de sonuna kadar...



Stat: Yeni 4 Eylül
Hakemler: Mete Kalkavan, Ceyhun Sesigüzel, Esat Sancaktar
Demir Grup Sivasspor: Samassa, Goiano, Caner Osmanpaşa, Appindangoye, Uğur Çiftçi, Fatih Aksoy, Hakan Arslan, Fernando (Dk. 71 Kone),Mert Hakan Yandaş (Dk. 86 Claudemir),Yasin Öztekin (Dk. 50 Emre Kılınç),Yatabare
Galatasaray: Muslera, Mariano, Donk, Marcao, Saracchi, Lemina (Dk. 82 Adem Büyük),Seri, Ömer Bayram (Dk. 77 Emre Akbaba),Feghouli, Onyekuru, Falcao
Goller: Dk. 7 Hakan Arslan, Dk. 59 Emre Kılınç (Demir Grup Sivasspor),Dk. 14 Falcao, Dk. 37 Feghouli (Galatasaray)
Sarı kartlar: Dk. 18 Seri, Dk. 90+7 Saracchi (Galatasaray),Dk. 19 Fernando (Demir Grup Sivasspor)

7 Mart 2020 Cumartesi

Galatasaray:3-0:Gençlerbirliği


Suriye'den gelen şehit haberleri tüm ülkeyi yasa boğarken, sinema, tiyatro ve konser gibi etkinlikler iptal edilirken, futbol maçlarına da bir haftalık ara verilmesini beklerdik ama Türkiye Futbol Federasyonu yetkilileri belki Haziran'daki Avrupa Şampiyonasını düşünmüş, belki hafta içine lig maçı koymanın uygunsuzluğunu hesap etmiş bilinmez, liglere ara verilmedi. Durum böyle olunca da maçlar oynandı ve her golden sonra Türk'ü olsun yabancısı olsun askerlerimize selam yolladı. Ali Sami Yen'de de pazar gecesi memleket genelindeki "kasvetli" hava hakimdi, Fenerbahçe galibiyetine atıfta bulunulacak koreografi ertelenmiş, onun yerine tüm koltuklara ay-yıldız bayrak bırakılmıştı. Tribünlerde de milletimize baş sağlığı dileyen pankartlar ile vatanın bölünmeyeceğini vurgulayan çok sayıda pankart vardı...

Sadece pankartlarla belirtmedi Galatasaray taraftarı şehitlerine saygısını, ayrıca maçın ilk üç dakikasında da tezahürat yapmayarak, sessiz kalarak ya da dua ederek acılarını paylaştı şehit ailelerinin. Maçı açan gol de o üç dakika biterken Ömer'in korner atışında Donk'la geliverdi. Normalde gol sevinci öyle gürültülü olur, gök inler zannedersin de, pazar gecesi cılız bir sevinç sesi duyuldu sadece...


Bir hafta önce Kadıköy deplasmanının devamı bir maç gibiydi sanki Gençlerbirliği karşılaşması. Kadro da aynıydı, bir tek cezalı Belhanda yerine Taylan görev yapıyordu. Oyun yapısı da değişmemişti, Seri yine stoperlerin arasına giriyor, topu alıyor ve Onyekuru'yu rakip defansın arkasına kaçırıyordu. İlk 20 dakikada Seri-Onyekuru ortaklığı ile iki pozisyon yaratıldı da, birinde ofsayt kaldırdı hakem, diğerinde Ramos son anda topu uzaklaştırdı. Ligin ikinci yarısında adete hayatında ikinci baharı yaşayan Mariano da bu sezonki beşinci asistini yaparken, önce Saracchi'ye harika bir pas attı ama Uruguaylı topa yetişemedi de 33. dakikada Feghouli'den aldığı pasla ceza sahasına giren Mariano topu Falcao'nun önüne yuvarladı ve Kolombiyalı da en sevdiği işi yaptı: Topu filelerle buluşturdu...


Galatasaray güle oynaya 2-0 öne geçmişti de hiç manası olmayan bir pozisyonda hakem Donk ve Sio'ya sarı kart gösterince, içimize bir korku düşmedi de değil zira form grafiği zirvelere çıkmış olan ve savunmada Marcao ile harika bir ikili oluşturmuş olan Donk, "es kaza" bir sarı daha görse önümüzdeki hafta Sivasspor maçında olamayacaktı. Devre arasında Fatih Terim'den Donk-Ahmet değişikliği bekledim olmadı, ikinci yarı fark üçe çıktığında da Donk'u yanına almasını umdum gene olmadı... Bereket Donk da maçı "sağ salim" atlattı da galibiyet ağzımızda pas tadı bırakmadı...

Maç kazanıldığında hakem hataları pek önemsenmez, konuşulmaz, hakemler de zaten maçın skoru ve gidişatına göre de pozisyonlarda düdük çalmak eğilimi güderler. İşte yazdıklarıma Feghouli'nin düşürülmesine verilmeyen penaltı örnek gösterilebilir. Topla hiç alakası olmayan Gençlerbirlikli futbolcu Halil İbrahim Feghouli'yi iterek düşürüyor ama "oyun sürüyordu"... Düşünüyorum da maç 0-0 ve oyunda son dakikalar, bu kadar rahat devam kararı verebilecek miydi Arda Kardeşler...


Karşılaşmada ikinci yarı Muslera'nın olağanüstü kurtarışı ile hatırlanacaktır. Ceza sahası dışında kazanılan serbest vuruşta Ramos, Koemanvari bir füze çıkardı Galatasaray kalesine de Muslera da bir hafta önceki derbide kaldığı yerden devam ediyordu. Mehmet Ekici'nin şutunun 3-5 "seviye" daha zorunu bu kez parmaklarının ucuyla kornere çeldi. Kalecinin ne kadar önemli olduğunu her maç gösteriyor Muslera...

Muslera gole geçit vermeyince, Galatasaraylılar da üçüncü gol için bastırmaya başladılar rakip kaleye, baskılardan da sonuç alıyorlardı, rakip kaleci hata yaptı, Falcao'nun şutunu savunma çeldi. Yine klasikleşmiş  Mariano-Feghouli iş birliğinde Feghouli'nin ortasında Falcao kale çizgi önünde topa dokunamadı ama Onyekuru ile başlayan atakta Feghouli'nin ceza sahası içinde pasında Falcao farkı üçe çıkarmasını biliyordu. Maçı seyredenler belki Radamel Falcao'nun gollerine dudak bükeceklerdir, "kolay gol" olarak niteleyeceklerdir de gol atması için transfer edildi ve gollerini de sıralıyor "El Tigre"...

Üç farklı öne geçen Galatasaray'da Fatih Terim de maçın ilerleyen dakikalarında atak oyuncularını görmek için Emre Akbaba, Andone ve Sekidika'yı oyuna sürdü ki Andone girer girmez Onyekuru ile başlayan atakta, kalecinin de şanslı olması ile yüzde yüz bir golü kaçırdı. Golle dönmek çok büyük moral olacaktı Rumen golcü için ama sezonu kapattığı söylenen o sakatlıktan sonra ligin ikinci yarısına yetişmek tek başına alkışı hak ediyor.

Antalyaspor'u Ali Sami Yen'de 5 farklı yenerek başlayan galibiyet serisini Gençlerbirliği'ni de mağlup ederek sürdüren Galatasaray, bundan sonra şampiyonluk yolundaki Sivas-Beşiktaş virajını da aşıp, ligde son haftalara girerken rahat bir nefes almayı düşünecektir...



Stat: Türk Telekom
Hakemler: Arda Kardeşler, Volkan Ahmet Narinç, Hakan Yemişken
Galatasaray: Muslera, Mariano, Marcao, Donk, Saracchi, Seri, Ömer (Emre Akbaba dk. 74), Feghouli (Sekidika dk. 84), Onyekuru, Taylan, Falcao (Andone dk. 79)
Yedekler: Okan Kocuk, Şener Özbayraklı, Ahmet Çalık, Adem Büyük, Selçuk İnan, Linnes, Emin Bayram
Teknik Direktör: Fatih Terim
Gençlerbirliği: Nordfeldt, Ahmet Oğuz, Ramos, Toure, Halil İbrahim, Berat (Diallo dk. 64), Baiano, Sessegnon, Candeias (Nadir dk. 64), Yasin, Sio (Rahmetullah dk. 83)
Yedekler: Ertaç Özbir, Bjarsmyr, Beijnen, Seuntjens, Soner Dimken, Ömer Tatlısu, İlker Karakaş
Teknik Direktör: Hamza Hamzaoğlu
Goller: Donk (dk. 3), Falcao (dk. 33 ve 69) (Galatasaray)
Sarı kartlar: Yasin, Baiano, Sio, Candeias (Gençlerbirliği), Donk (Galatasaray)

29 Şubat 2020 Cumartesi

Fenerbahçe-Galatasaray Maçı Fotoğraf ve Videolar

Kadıköy'deki "destanı" yerinden izleyen Tevfik arkadaşımızın çekmiş olduğu fotoğraflar ve videolar...
Başka yerde yok:)


























24 Şubat 2020 Pazartesi

Fenerbahçe:1-3:Galatasaray


İnnâ fetahnâ leke fethan mubînâ...

Maçtan bir kaç gün evvel spor muhabirleri Galatasaray başkanı Mustafa Cengiz'e Galatasaray'ın uzun süredir Fenerbahçe'yi Kadıköy'de yenmediğini belirtip, derbi hakkındaki görüşünü sorarlar ve başkan şöyle bir cevap verir: "İnnâ fetahnâ leke fethan mubînâ..."

Fetih Süresinin ilk ayetir ve "“Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik.” manası taşımaktadır...  Bir gün "şeytanın bacağı kırılacaktı", "kumdan kale" fethedilecekti, o manasız seri bozulacaktı, kısaca "o sene bu sene" olacaktı ve bu "fetih" dün gece itibarı ile Mustafa Cengiz başkana nasip oldu... Aslında bir yıl gecikmeli geldi Kadıköy'deki galibiyet, geçen yıl da Galatasaray üç puana çok yaklaşmıştı ama Ali Palabıyık faktörü devreye girince, ev sahibi bir puana ve dolayısıyla da yenilmezlik serisinin devamına sevinmişti, zaten son yıllarda Galatasaray'ı iç sahada yenemiyorlardı da, tek gayeleri "yenilmezlik serisi"ni sürdürmekti...

Galatasaray'ın ligin ilk yarısına göre ikinci devre takıma yeni katılan oyuncularla birlikte değişen oyun yapısı ve yükselen form grafiği herkesin malumuydu, "Galatasaray gibi" oynuyordu oyuncular, hem taraftara zevk veriyor, hem kendilerinin saha içinde yüzleri gülüyor hem de rakiplerini oldukça çaresiz duruma sokuyorlardı. Rakip Fenerbahçe ise tam tersiydi, sene başında "göklere çıkarılan" oyunundan oldukça uzaktı, manasız puanlar kaybediyorlar, maçlarda rakip takıma baskı kuramıyorlardı. Hal böyle olunca, geçtiğimiz senelerde Kadıköy'de yaşanılanları da hesaba katınca Spotify'da yayın yapan Karalama Defteri adlı podcastimizin 17. bölümünde şöyle bir dilekte bulunmuştuk: "Hakem kim olursa olsun, cesur ve gördüğünü çalan bir hakem olsun..." Mevcut hakemleri de sayıp, derbiye Halil Umut Meler'in verileceği tahmininde de bulunduk ki, öngörümüzde isabet ettirdik haftanın hakemleri açıklandığında...


İki sene evvel Sami Yen'deki Başakşehir maçını yönetmişti Halil Umut Meler ve maçtan önce yazılanlar, konuşulanlar ve oluşturulan kamuoyu düşünüldüğünde hiç de kolay bir müsabakaya çıkmamıştı.  Ama "öyle ya da böyle" iki taraftan da çok fazla tepki çekmeden o maçın altından kalkabilmişti genç hakem ve son yıllarda biraz "formdan düşmüş" olsa da kendisine güveniyorduk. Maçtan günler önce Fenerbahçe başkanının "sarı lacivert kalemli" gazetecileri baş köşeye oturtup yaptığı ve bir bakıma derbi maçı için "kamuoyu" oluşturma toplantısından hiç etkilenmeden, müthiş de maç yönetti Halil Umut Meler. Seyirciyi duymadı, ev sahibi oyuncuların tahriklerine kapılmadan gördüğünü çaldı ve on üzerinden on puanlık performans sergiledi. Penaltılarda VAR'a dahi gitmedi, haklıydı zira ikisi de, Belhanda'yı ikinci sarı karttan atarken Deniz'e sarı gösterip "eyyam" yapabilirdi önceki senelerde derbi yöneten meslektaşları gibi ama kuralı işletti ona da kırmızı verdi, Ersun Yanal sahaya girince kırmızı kart çıkarırken, Fatih Terim çizgiyi geçtiği için sarı kart gösterdi ve yine "kural kitabında" yazılanı uyguladı... Kısaca, bu tarihi derbide kimseye konuşacak kelime ettirmedi 33 yaşındaki hakem... "Serdar Aziz'e penaltı vermemiş", "Fenerbahçeli oyuncuları sık sık ikaz etmiş" gibi maç sonu sarı-lacivertlilerden gelen bahanelere itimat edecek olursak, Serdar Aziz'in Falcao'ya dirseğine ve Tolgay'ın Ömer'i biçmesine kırmızı kart beklemek, Kruse'nin penaltısı sonrası 5 dakika boyunca Fatih Terim'e edilen küfürlerde yapılmayan anonsu sorgulamak, Ozan ve Serdar'ın tahriklerine kart istemek de bizim hakkımız olur, değil mi?


Maçı yöneten kişiler "adil" olup, kuralları uyguladığında mücadelenin sonucunu da sahadaki futbolcuların yetenek ve gayreti ile kulübedeki teknik adamların tecrübesi ve futbol bilgisi belirliyor. Dün gece de hem Fatih Terim hem de oyuncuları ezeli rakiplerine göre oldukça "formdaydılar" ve derbiyi de beklenilenin aksine rahatça kazandılar. "Hocalık kariyerimde nadir yaptığım bir işi yaptım ve saha antrenmanı sonrası kampa giren futbolculara konuştukları dilde yazılmış tatktikleri ev ödevi olarak verdim" diyordu Fatih Terim maç bitimi yaptığı basın toplantısında. Lemina'nın Malatya maçındaki sakatlığı sonrası sisteminin temel direği çökmüş olan tecrübeli hoca, sistemi değiştirmeyip, Seri'yi o bölgeye kaydırıp, Belhanda ve Ömer ile orta sahayı üçleyip, rakibine karşı hem üstünlük kurup, hem de Ersun Yanal'ın taktiğini bozuverdi. Kafasındaki planı oyucuları da sahaya yansıtınca kimsenin beklemediği bir ilk devre yaşandı, Galatasaray ilk 5 dakikada neredeyse 2-0 öne geçecekti, özellikle Onyekuru biraz daha becerikli olsa. Önce Seri kaçırdı savunma arkasına Nijeryalı arkadaşını, üç dakika sonra Belhanda defansın arkasına bir kez daha yolladı Onyekuru'yu ama beklenilen gol gelmiyordu. Ev sahibi Fenerbahçe ise kendi evinde diğer maçlarda sıkça yaptığı rakip sahada baskıyı Galatasaray'dan görmüş ve  ilk defa 18. dakikada rakip kaleye gelebilmişti ki, penaltı kazandı ve Kruse ile öne geçti... Yenilen golden sonra, topu ağlardan hızlı hareketlerle çıkartıp, santraya koşan sarı-kırmızılı oyunculardaki inanmışlık göze çarpıyordu. Onyekuru'nun kaçırdığı gollerden sonra Ersun Yanal'ın tedbir alacağını bekliyorduk ama rakip taraftan herhangi bir kıpırdanma olmayınca, Fatih Terim'in taktiği aynen devam etti ve pozisyonlar da gelmeyi sürdürdü. Sakatlık öncesine göre Saracchi biraz daha özgüvensiz gözükürken, ilerleyen dakikalarla o da "oyuna alıştı"ve sol kanat daha etkili işlemeye başladı, Ömer'le tehlike yaratıldı 30. dakikada sonu iyi bitmedi, bir dakika evvel de Muriç kendi kalesine atıyordu korner oldu. Galatasaray baskıyı kurmuştu, golü bekliyordu, Onyekuru vuruyor kaleciyi geçen top çizgide Ozan'ın kalçasına çarpıyordu. Gol geldi gelecek derken, Ömer'in kullandığı korner vuruşunda Donk "donk" diye kafayla çakınca topa, Kadıköy'ün büyüsü bozuluverdi... İki sene evvel "gönderilecekler listesinde" olup, Galatasaray'ın efsaneleri arasına adını yazdırmaya son sürat gidiyor Hollandalı "joker" oyuncu. Ryan Donk, pazar gecesi sadece Galatasaray'ı oyunda tutan golü atmakla kalmadı, savunmada da yerinde müdahaleleri, hatta faulleri ile maçın en iyileri arasındaydı... Maçtan sonra twitter hesabında " Kusbashi yedim, sherkape ısmarlayın" diyen Donk'a, tüm tatlılar feda olsun...


İkinci devre de ilk 45 dakikadan farksız başlarken, penaltı dışında Muslera'yı ikinci kez Tolgay'ın ortasında İsla'nın kaleyi tutmayan golünde gördük. Onun dışında yine top Galatasaray'da kalıyor, Seri oyunu yönlendiriyor, Ömer ve Belhanda da Onyekuru ve Feghouli'yi savunmanın arkasına kaçırmaya çalışıyorlardı. Fenerbahçeli oyuncular futbol oyunu ve taktik ile karşılık veremeyince rakibe, Ersun Yanal'ın taa Gençlerbirliği günlerinden kalma "oynatma, faul yap" taktiğine başvuruyorlardı. Bir de kolaya da kaçmaya başlamışlardı ki, onbire onbir olmayınca, Galatasaraylı oyuncuları tahrik edip, oyundan attırıp, rakibi eksik bırakmak için çabaladılar. Takımın "eskilerinden" Ozan ve Serdar sürekli kendi yere atıp, Halil Umut Meler'e baktı da, umduğunu alamadılar. Ersun Yanal da hakeme oynadı ama o da hesabı saha dışına atılmakla ödemiş oldu.



Beraberlik bir nebze de olsa Galatasaray'ın işine yarayacak, Fenerbahçe'yi şampiyonluk yarışında geride bırakacakken, galibiyet arayan taraf deplasman takımıydı ve hucüm presi de yapan Galatasaray olurken, bu anların birinde kaleci Altay'ın pasını yakalayan Belhanda  boş kaleye topu yollayamıyordu. Maç öncesi sıkça konuşulan Emre AkbabaBelhanda mı ikileminde Fatih Terim Faslı oyuncuya formayı vermiş, o da oldukça başarılı, topu ayağında tutmayıp, alışılagelen lakayıtlıktan uzak bir mücadele sergilemişken, atacağı golle Galatasaray taraftarı ile barışacaktı ama özgüvensiz vurdu, Altay'ı psikolojik yıkımdan kurtardı. Tuhaf bir oyuncudur Belhanda, maç öncesi sahaya ısınmaya çıktıklarında ağzındaki sakızıyla yaptığı hareketlerle Fenerbahçe taraftarını çıldırtmıştı da, oyundan alınırken az kalsın "bir çuval inciri berbat eden" oyuncu olacaktı. Sarı kartı olmasına rağmen, Deniz'in yüzüne tokat atıyor, bereket ki Deniz de "çömezlik" yapıp, onun gazına gelip, kulübeye saldırınca ikisi de oyundan atılmış oldular. "Kendi giderken, rakipten de birisini götürmek" anca Belhanda'ya yakışır hareketti... Bu arada 60 dakika boyunca sahada kalan ve Galatasaray orta sahasına "piyango gibi nefes aldıran" Tolgay'ın yerine giren Deniz Türüç, bir nebze toparlamıştı takımı da onu da Belhanda "saf dışı" etti...


Serdar Aziz'in Fenerbahçe'ye transferi sonrası futbolcuların basın mensubu gibi yeni transferlere soru sordukları imza töreninde Ali Sami Yen'deki derbi sonrası yaşanılan olaylara ithafen Neustadter, Serdar Aziz'e "Galatasaray'ın en hızlı oyuncusu kim? Zira kimse Jailson'u yakalayamamıştı" diye bir soru sormuş ve orada bulunanlar gevrek gevrek kahkaha atmışlardı. Dün geceki maçta Galatasaray'ın en hızlısı kim sorusunun cevabını Onyekuru, Jailson'a "yaşayarak öğretti." Yine Seri'nin başlattığı bir atakta Onyekuru Jailson'dan hızlı çıktı ve Brezilyalının yapacağı tek şey onu düşürmekti. Kazanılan penaltı atışında Falcao topu eline aldığında Galatasaray tribünlerinden tekbir sesleri yükseliyordu. En son Monaco forması ile Kadıkoy'de aynı kaleye penaltı golü atan Falcao, bu kez Galatasaray'ın galibiyet golünü atıp, adını tarihe yazdırıyordu. Şimdi düşünüyorum da, Fatih Terim Falcao yerine Adem'le başlayıp, o penaltı kazanılsaydı, Adem yine kalecinin sağına mı atardı? Altay da sağ tarafa uzanmıştı zira...


Bitime 10 dakika kala Galatasaray maçta öne geçince, Fenerbahçeli futbolcularda tek hedef kalmıştı, yenilmezlik serisini devam ettirmek. Tabii, bu da sarı-lacivertli oyuncular üzerinde büyük bir baskıya dönüştü, zaten güçleri yoktu, belli bir oyun planları da kalmadı ve "spontane" olarak gelmeye çalıştılar Muslera'nın kalesine de, o anlarda Muslera'nın neden büyük kaleci olduğu ortaya çıktı. Önce Mehmet Ekici'nin serbest vuruşunu çıkardı,dakikalar sonra da yine altı pastan yapılan vuruşta yerindeydi... Fenerbahçe tüm hatlarıyla gol ararken, Onyekuru da  Jailson'u bayağı bir peşinden koşturdu, Seri'nin savunma arkasına attığı uzun pasla buluşan Nijeryalı yine Altay'ı topla geçemedi ama 90+7'de Donk'un uzaklaştırdığı topu orta sahadan alıp ceza sahasına kadar sürüp, Altay'ı bu defa çalımlarla geçip boş kaleye topu yuvarlayıverdi Jailson'un bakışları arasında...



20 senenin ardından Kadıkoy'de çıkarılan galibiyete sevinirken Galatasaraylı futbolcular ve taraftarlar, bazıları da kaçan bir sürü net pozisyon sonrası liderliğin ele geçirilememesine üzülüyordu zira Galatasaray 6 farklı kazanmış olsa, Trabzon'un önünde yer alacaktı puantajda. Bu arada maç öncesi Fenerbahçe taraftarlarının Galatasaray tribünlerinin Ali Sami Yen'de yapmış oldukları Rocky Balboa koreografisine cevap olarak Rocky'nin yumruk yediği sahneyi canladıran görselleri maçın skoru ile birlikte Galatasaray taraftarının alay konusu oldu, zira filmlerde Rocky hep kazanıyordu, Kadıköy'de de Galatasaray kazanmıştı. "Seni de Seni Seveni de Sevmiyoruz" pankartı da çok yoğun eleştiri aldı, ayrımcılık yaptığı söylendi de ben o tarafa hiç takılmadım, çünkü "Seni Sevmeyen Ölsün" tezahüratı yapan Galatasaray tribünü için de pek kafaya takılacak bir slogan olmasa gerek...




Stat: Ülker
Hakemler: Halil Umut Meler, Mustafa Emre Eyisoy, Kerem Ersoy
Fenerbahçe: Altay Bayındır, Isla (Dk. 81 Mevlüt Erdinç), Serdar Aziz, Jailson, Hasan Ali Kaldırım, Tolgay Arslan (Dk. 60 Deniz Türüç), Ozan Tufan, Dirar, Tolga Ciğerci (Dk. 88 Mehmet Ekici), Kruse, Muric
Galatasaray: Muslera, Mariano, Donk, Marcao, Saracchi, Seri, Belhanda, Feghouli (90+7 Emre Akbaba), Ömer Bayram, Onyekuru (Dk. 90+9 Adem Büyük), Falcao (Dk. 86 Ahmet Çalık)
Goller: Dk. 21 Kruse (Penaltıdan) (Fenerbahçe), Dk. 40 Donk, Dk. 80 Falcao (Penaltıdan), Dk. 90+7 Onyekuru (Galatasaray)
Kırmızı kartlar: Dk. 66 Ersun Yanal (Teknik direktör), Dk. 84 Deniz Türüç (Fenerbahçe), Dk. 84 Belhanda (Galatasaray)
Sarı kartlar: Dk. 16 Serdar Aziz, Dk. 36 Ozan Tufan, Dk. 50 Tolgay Arslan, Dk. 54 Dirar, Dk. 57 Isla (Fenerbahçe), Dk. 20 Belhanda, Dk. 36 Falcao, Dk. 58 Seri, Dk. 68 Donk, Dk. 74 Mariano, Dk. 90 Fatih Terim, Dk. 90+8 Onyekuru (Teknik direktör) (Galatasaray)

Blog Widget by LinkWithin