KaralamacA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KaralamacA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Temmuz 2026 Salı

FIFA Arjantin'i Mi Destekliyor?


2026 Dünya Kupası saha içinden çok saha dışı olaylarla anılacak bir turnuva olarak tarihin sayfalarında yer edindi. ABD'nin Miami'de 11 saat sorguladıktan sonra Somalili hakem Omar Artan'a vize vermemesi; İran ulusal takımından 15 kişiye vize verilmemesi nedeniyle İranlılar Meksika'da kamp yapıp maçlar için günübirlik Amerika'ya girip çıkması; Irak'lı oyuncu Hussein Chicago Havalimanında 7 saat sorgulanması ve takımın fotoğrafçısının ülkeye alınmaması; Senegal ve Özbekistan kafilelerinin polis köpekleriyle aranması ilk akla gelen "tuhaflıklardı"... Bu gariplikler içinde turnuva başlarken, birdenbire "FIFA Arjantin'i destekliyor" diye bir söylenti ortaya atıldı ve sosyal medyanın da "üflemesiyle" bu alev ateşe döndü, yaktı kül etti ortalığı. Nedeni, nasılı bilinmez de sadece dört sene evvel herkesin Messici olduğu bir zaman diliminden Messi "haterlığına" bir geçiş yaşandı. Başarılı olan sevilmez diye psikolojik bir yargı vardır, Messi'nin turnuvaya olağanüstü bir giriş yapıp önce Cezayir maçında hattrick yapması, ardından Avusturya karşısında penaltı kaçırmasına rağmen iki gol atması ve grubun son maçında Ürdün'ü de boş geçmemesi sonrası Arjantinlilerin ki buna takım arkadaşları da dahil bağlılıkları kat be kat artarken sosyal medyada "Messi antpatisi" daha da pompalandı. Neymiş, Cezayir maçında pozisyon gereği rakibinin arkasından koşarken bileğine bastığı için kırmızı kart görmeliymiş de görmemiş... Saha içinde hakemin hatasını "FIFA Arjantin'i kolluyor" a götürmek müthiş derece komplo teorisi değil mi? Folarin Bolagun'un Bosna Hersek maçında kırmızı kart görmesi sonrası ceza almayıp Belçika karşısında sahaya çıkmasına ne demeli? FIFA Amerika'yı mı kolluyor? Ya da yeni kural gereği ağzını kapatıp konuştuğu için Paraguaylı Almiron ve Ekvatorlu Hincapie kırmızı kart görürken, final maçında Cucurella'nın "görmemekten gelinmesi" sonrası "FIFA İspanya'yı şampiyon mu yaptı" diyelim?

Komplo teorileri sosyal medyada "fena satar" etkileşim aldırmanın en iyi yoludur da zaten gittikçe dibe çöken futbolun da yok edilmesi için bir başka etkendir maalesef. Messi üzerinden gidersek, Lionel 39 yaşında olmasına rağmen takımının Yeşil Burun Adaları ve Mısır karşısında zorlanmasına rağmen attığı goller ve sergilediği liderlik ile turnuvada ilerlemesine katkı sunarken sonraki İsviçre ve tarihi İngiltere maçında gol sevinci yaşamamasına rağmen yaptığı asistlerle de galibiyette pay sahibiydi. Günün sonunda 39 yaşında takımına liderlik yapan, 8 gol atmış, 4 asist yapan bir Messi turnuvanın altın topunu alamıyor ama 0 gol 0 asist ile oynayan Rodri turnuvanın en iyi oyuncusu seçiliyor. Altın Top kazanma kriterleri nelerdir:

-Bireysel Performans

-Maçlara Etki

-İstikrar

-Oyun Üzerindeki Etkisi

-Takımın Başarısı

Bunların hangisinde Messi, Rodri'nin gerisinde? İspanya şampiyon oldu, Messi takımını şampiyon yapamadı diyebilirsiniz de Rusya'daki Dünya Kupasında Fransa sevinirken takımını finale taşıyan Luka Modriç turnuvanın en iyi topçusu olmamış mıydı? Ya da geçmişin tozlu raflarını aralarsak 74te Cruyff, 90'da Schillachi, 98'de "gerçek" Ronaldo, 2002 de Oliver Kahn, 2006 Zidane, 2010 Forlan, 2014 Messi şampiyon olmadıkları halde Altın Top aldılar. Hatta o sene Messi finali Almanya'ya kaybedip, sadece 4 gol atıp 1 asist yaptığı için bu ödülü aldı. Demek ki o yıllarda "Messi düşmanlığı" yoktu, ya da sosyal medya bu kadar etkili değildi...

İleri uçtan bir diğer uca geçersek, kaleci Emiliano Martinez sadece final maçında 11 kurtarış yapıp, toplamda 20 kurtarış yaparken kalesine top gelmeyen Simon ise turnuva boyunca 10 kurtarış yaptığı halde kupanın altın eldiveni seçildi. Sadece 1 gol yemiş olmak ve 7 maçta kalesini gole kapamayı kimse göz ardı edemez de buradaki kriteri de tartışmaya açmak lazım değil mi? Kaleciyi iyi yapan kurtarış yapmak mı yoksa gol yememek mi? Zira gol yememek savunma ile birlikte yapılan bir eylemdir...

Neyse, konumuz FIFA'nın Arjantin'i destekliyor teorisi olunca, maçın hakemi Slavko Vinçiç'in seçilmesi de zaten başlı başına bu komployu çürütüyor zira Avrıpalı bir ülke ile Güney Amerikali bir ülkenin finalini sanki başka kıta kalmamış gibi Avrupalı bir hakemin yönetmesi yetmezmiş gibi, Sloven hakemin daha önce yönettiği bir Arjantin maçında da tangocular Suudi Arabistan'a kaybetmişti. Tam ters taraftan bakarsak da Vincic daha önce İspanya'nın 2024 Avrupa Şampiyonasında Fransa'ya karşı 2-1 kazandığı  yarı final maçını yönetmiş...

İstanbul'daki Galatasaray-Fenerbahçe maçından da bildiğimiz Vinçiç zorlu ve stresli maçlarda sık sık düdük çalıp, oyunu elinde tutmayı sever, finalde de öyle yaptı, bir yandan da o da "FIFA Arjantin'i Destekliyor" algısını bilinçaltına atmış olacak ki, tarafsız olmak adına çok uğraştı ve Cucurella'ya verilmeyen kırmızı kart, Enzo'ya verilen ilk sarı kart gibi bariz örneklerde görüldüğü gibi maçın kaderine de etki etti bir nebze. Bunları yazarken de İspanya'nın final galibiyetine gölge düşürmek istemem, güçleri ve oyun anlayışları Arjantin'den çok daha üstün olduğu için finali "analarının ak sütü" gibi hak ederek kazandılar...

Son söz, FIFA Arjantin'i destekleseydi şimdi Madrid'de değil Buenos Aires'te üstü açık otobüsle Messi ve arkadaşları kutlama yapıyor olurdu, Messi hak ettiği halde alamadığı Altın Top ile poz veriyor, Emiliano Martinez de Altın Eldiveni bir kez daha göbek bölgesi cıvarında tutup poz veriyordu...

 

12 Ekim 2025 Pazar

O Kapı Çoktan Kapandı


" Evet, İrfan Can Kahveci'yi istiyoruz. Mustafa Muhammed'i istiyoruz, Onyekuru'yu istiyoruz. Değişim zamanı olabiliyorsa bunu zorlayacağız. Biz genelde hamleleri Ocak'ta yapıyoruz bildiğiniz gibi. Biz Temmuz'da Etebo'nun kiralanması dışında bir şey harcamadık. Tabii borçları ve pandeminin etkisini göz önüne aldığımızda her kulübün durumu bu. Biz listemizi yaparken rakamsal olarak bize geri dönüşü olacak yetenekli oyuncuları alıyoruz....  Göksel Başkan'la oturup bu konuyu konuşurlarsa sevinirim. İrfan Can ile birlikte Visca için de aynı zamanda... Ben yönetimin elinden geleni yapacağına inanıyorum." diyordu Fatih Terim Galatasaray'ın 9 Ocak 2021 de Gençlerbirliği'ni 6-0 yendi maçın ardından yaptığı basın toplantısında...

Böyle isim vererek konuşmak pek adedi değildir Fatih hocanın, hele ki söz konusu yerli oyuncu olunca. Ama demek ki onun da kulağına "kankalar" bir şeyler fısıldamıştı. Kankalar derken yediği, içtiği, eğlencesi, yıl başı kutlamasını birlikte ailece yapan İrfancan Kahveci, Taylan Antalyalı ve Oğulcan Çağlayan. Hatta bu transfer o kadar ayyuka çıkmıştı ki Taylan ve Oğulcan gol attıkları bir maçta "kankalarına" kahve içme sevinci ile selam yollamışlardı. 


Ama İrfancan'ı tek isteyen Galatasaray değildi, Fenerbahçe de transferi için çabalıyorken, Başakşehir başkanı Göksel Gümüşdağ bu kapışma karşısında avuçlarını okşuyordu. Gümüşdağ'ın geçmişte Galatasaray ile olan yakınlığını bilenler topçuyu Galatasaray'a yönlendireceğini düşünürken, Emre Belözoğlu ve Ali Koç'un da bizzat devreye girmesi ise Başakşehir tesislerinde İrfan Kahveci Fenerbahçe'ye imza atıyordu, nişanlısının da şaşkın bakışları arasında... 

Bu transfer Başakşehir'e Tolga Ciğerci ve Deniz Türüç ile birlikte resmi olarak 7 milyon euro ( ileriki yıllarda Aziz Yıldırım çok daha fazla verildiğini iddia etti) kazandırırken, İrfan da "kankaları" yerine parayı tercih etmiş oluyordu. Fatih Terim'e "İrfancan Galatasaray'a gelmek istiyor" diyen Taylan ve Oğulcan ise eski dostlarının fotoğraflarını instagramdan silerken, takibi de bırakıyordu. 

Fatih Terim'i yakından tanıyanlar iyi bilir, "severse tam sever, silerse bir kalemde", kendisini istemeyerek de olsa yanıltan Taylan ve Oğulcan'ı siliverdi bir anda... İki topçu Galatasaray'da formaya hasret kalırken, İrfancan ise Boğazın karşı tarafında taraftara "şirin" gözükmeye çabalıyordu. Doğuştan Fenerbahçeli olduğunu, Emre ve Mesut Özül hayranlığını, darbukacı eşliğinde "alkışlayın ulan i.neler" tezahüratlarını, Galatasaray maçlarında sarı-kırmızılı topçulara karşı futbol oyun kuralları dışı hareketleri ve niceleri... İyi de sezonlar geçirdi Fenerbahçe'de, kötü dönemleri de oldu. İsmail Kartal'ın prensiydi, Mourinho yüzüne bakmadı. Portekizli giderken eşi "kahkaha" videosu paylaştı, Tedesco ile birlikte formayı kapacak denirken, bugün Fenerbahçe'de kadro dışı kaldığı haberi düştü ajanslara, hem de milli takımda gol attığı gecenin ertesi sabahı...

Aklımda kaldığınca İrfancan Kahveci'nin Galatasaray ile bağlantısını ve "para uğruna" kapadığı Galatasaray kapısı ile futbolculuk hayatlarını sıkıntıya soktuğu "kankalarını" yazdım. Şimdi sosyal medyada "İrfancan Kahveci Galatasaray'a gelsin" tweetleri gördükçe, eski günleri yad etmek istedim... "Kurt kışı geçirir de yediği ayazı unutmaz" derler, Galtasaray taraftarı da hem vefayı hem de vefasızlığı unutmaz. Ezeli rakipleri kendilerine "küfür" eden, maçlarda kaptanları ile kavga eden Kerem'i çok kolay kabullendi de, Galatasaray taraftarı öyle değildir, hak edene hak ettiğini verir, İrfancan da bir zamanlar verdiği kararın cefasını çekecektir...


29 Aralık 2023 Cuma

Atatürk Kazandı


2022-2023 Futbol Sezonu Şampiyonu Galatasaray ile 2022-2023 Ziraat Türkiye Kupası galibi Fenerbahçe'nin Süper Kupa mücadelesi TFF tarafından birden "şapkadan tavşan çıkarırcasına" yurt dışında oynanacağı belirtilmişti. Türkiye Cumhuriyetinin 100. yılında iki güzide kulübün bu "kapışmasının" yarı yarıya tribünler önünde İstanbul Atatürk Olimpiyat Stadı ya da Kurtuluş Mücadelesinin ilk meşalesinin yakıldığı Samsun'da oynanması en akla yatkın çözümlerken, önce Azerbaycan fikri öne atıldı, en son da Arabistan'da karar kılındı...

Türkiye Futbol Federasyonunca Arabistan ismi açıklandığında önce taraftarlardan tepki geldi, bu maçın yurt dışında oynanması istenmiyordu. O günlerde Fenerbahçe hocası İsmail Kartal yorumsuz kalıp, topu her zamanki gibi yönetimine atarken, Okan Buruk maçın tarihine tepki gösterdi. Sonra kulüplerin Divan Kurulları, Türkiye Cumhuriyetinin 100. yılında yapılacak bu derbinin Arabistan'da düzenlenmesine karşı geldiklerini belirtti ama iki kulübün yönetimleri Federasyona gerekli baskıyı yapamadı, belki de kazanacakları parayı düşündüler ve Federasyon almış olduğu karardan dönmedi...

Maç Arabistan'da oynanacaktı da, kim seyredecekti? Maça günler kala biletler satılmamış olacak ki, maç biletlerine yarı yarıya indirim yapıldı. Tur şirketleri maç bileti ve umre seyahatleri düzenledi. Diyanet İşleri Başkanı Süper Kupa oynayacak tüm futbolcuların hacı sayılacağını belirtti. 

Ve maç günü geldi, çattı...  Protesto edip seyretmesek mi yoksa "tavşan dağa küsmüş dağın haberi olmamış" misali ben seyretmesem ne fark edecek düşüncesi içindeyken, maçla ilgili kriz haberleri düştü sosyal medyaya... Arap yetkililer maç öncesi İstiklal marşına izin vermemişler dendi, sonra da kulüplerin maça çıkacakları pankartlara yasak getirmişler... Önce Federasyon bu bilgileri yalanladı, "dezenfermasyon" dedi ama Riad'dan haberler geliyordu, Atatürk posterlerine "olmaz" denilmiş, Galatasaray futbol takımının ısınmaya üzerinde Atatürk olan t-shirtlerle çıkmasına "izin" çıkmamış... Bu ülkenin kırmızı çizgisidir Mustafa Kemal Atatürk ve İstiklal Marşı... Bu kutsallara kimse "yasak" koyamaz, koymaya kalkarsa da cevabını alır...

Galatasaray Başkanı Dursun Özbek de "Atatürk resimli t-shirtler yoksa biz de yokuz" deyip, maça yollamamıştı takımı. Fenerbahçe takımının da maça çıkacağı "Yurtta Sulh Cihanda Sulh" pankartına izin verilmemiş, hatta soyunma odasından pankartın alındığı yazılmıştı sosyal medyada. Ali Koç da bu gelişme üzerine Dursun Özbek gibi takımını sahaya yollamamıştı.

TFF başkanı, Spor Bakanı ve iki kulübün başkanı dörtlü toplantı yapıp, bu krizi nasıl aşacaklarına kafa yorarken, sosyal medya üzerinde tek ses vardı: "Maça çıkmayın, ülkeye dönün, kahraman gibi alkışlayalım sizi."

Sadece iki takım taraftarları değildi desteklerini gösteren, bir çok futbol kulübü, taraftar, sporsever, sanatçı, siyasetçi, iş insanı da Atatürk ve Türk Bayraklı fotoğraflar altında iki kulüp başkanına desteklerini bildiriyordu...

Hani derler ya, "futbol asla sadece futbol değildir" diye, bu sözün gerçekliğini 29 Aralık 2023 gecesi herkes yaşamış oldu...

Pazar günkü derbiden 5 gün sonra oynanacak ikinci derbi yapılamadı, kupayı kaldıran olmadı ama kazanan yine her zaman olduğu gibi Atatürk oldu...

Nasıl ki Kurtuluş Savaşında bu milleti birleştirdiyse Ulu Önder, sarı-kırımızı ya da sarı-lacivert diye ikiye ayrılsak da gündelik hayatta, söz konusu vatan, bayrak, İstiklal Marşı ve Atatürk olunca çok çabuk bir araya gelebildiğimizi gösterdik dosta düşmana...

Türkiye Futbol Federasyonu ve iki kulüp birlikte yaptıkları açıklamada "maçın ileri bir tarihe ertelendiğini" belirtseler de bu maç artık oynanmamalı, kupa ikiye bölünüp kulüplerin müzelerinde sergilenmeli ve gelecek kuşaklara da 29 Aralık gecesi yaşanılanlar anlatılmalı...

Ya da kupa Anıtkabir'e yollanmalı, orada müzede sergilenmeli ve bundan sonra da Süper Kupa ismi Atatürk Kupası olarak değiştirilmeli...

27 Ekim 2023 Cuma

Sosyal Medya ve Tribünler


"Herkes bir gün 15 dakikalığına ünlü olacak"

Andy Warhol'a atfedilen bu sözü duymayan yoktur zannedersem. Amerakalı sanatçı bu sözü söylemiş mi söylememiş mi tartışıladursun, bizim memleket evlatları bu "ünlü" olma hadisesiyle öyle bir yana yakılıyormuş ki imdatlarına sosyal medya ve akıllı telefonlar yetişti.  Bloglarla "masumane" şekilde başlayan "şan şöhret" peşinde koşma sevdası, facebookla "takipe takip"le artıp, instagramla "fenomenliğe", youtube ile de"orgazm" noktasına ulaşırken, Elon Musk'ın bizim için kurtarılmış bölge olarak kalan twitterı X'e dönüştürüp, oradan da para akıtmaya başlamasıyla bu işin suyu iyice çıktı.

Yemek fenomeni, gezi influenceri derken, ki konumuz onlar değil memleket topraklarında en fazla konuşulmaktan zevk alınan iki konudan biri olan futbola dair de ahkam kesmek için herkes bir kamera bir kulaklıkla yorumculuğa soyundu. Başta çocukça bir heves gibi görünen bu "macera", oralara aktarılan reklam gelirleri ile öyle büyük bir hal aldı ki, Mehmet Demirkol, Fatih Altaylı gibi tanınmışlar görsel ve yazılı medyadan tamamen el kolunu çekip "sosyal medyadan" geçimini sağlamaya başladı... Hatta yaptıkları yorumlarla Fenerbahçe başkanı Ali Koç tarafından çalıştıkları kanaldan kovdurulan (kendi söylemleri) Haluk Yürekli ve Gökhan Dinç açtıkları youtube kanalı ile televizyonda elde ettikleri şöhretten daha fazlasını kazandılar.

Gazetecilik mesleğine yıllarını vermişlere saygımız sonsuz da bana bu satırları yazdıran "sosyal medyayı" kendi şahsi çıkarları için kullanıp, "rüzgar nereden eserse" felsefesi ile herhangi bir ideali olmadan etrafına aldığı "takipçilerini" etkileyen ve bu "masumane" sam yelinin yıkıcı bir fırtınaya dönüştürenler.  Bu süreçten taraftarlar, futbolcular, yöneticiler, kulüpler zarar görürken, kazanan bir tek bot hesaplarla takipçi sayısını şişiren "taraftar" görünümlü "no name"ler...

Ömrünün hatrı sayılır yıllarını tribünlerde geçirenler bu sözüm ona "fenomenlere" paye vermezken, sokakta top oynamamış, X-Boxlarla yetişen "Z kuşağı" onların hazır ordusu gibi twitterdan verecekleri emirleri beklemekte. Bazen bu kişiler "trending topic" oluşturup, transferi engellemekle kendileriyle gurur duyarken, bazen de etkileşim uğruna "topçu linçlemekten" de hiç utanmıyorlar. Hatırlanacaktır, transferin son günlerinde Galatasaray'ın adı Lazio'lu Vecino ile anılmış, twitterda ortalık karışmış, "Vecino'yu istemiyoruz" tweetleri atılmış, transfer askıya alındığında da bu "fenomenler" kendilerini fena halde güçlü hissetmişlerdi. Oysa ki, sonraki günlerde transferin olmamasının nedeni olarak Sarri'nin futbolcunun transferine onay vermediği açıklanmıştı...

Bu "no name"ler herkesten çok taraftar olmakla övünüp, tuttukları takımı 24 saat yaşamakla "hava atarken", söz konusu etkileşim, dolayısıyla da hesaplarına yatacak para olunca, kulüpmüş, armaymış, pek de umurlarında olmuyor. Ülkemizde sosyal medya, özellikle twitter kullanımı bir çok ülkeye göre aşırı derecede fazla, herhangi bir Avrupa ülkesinde bir konu hakkında atılan 3 bin-4 bin tweet büyük yankı uyandırırken, bizde bu sayıda tweet "trend" bile olmamakta. Erden Timur bu yaz transfer sürecinde menajer ve kulüplerle oyuncu pazarlığında en fazla atılan tweetlerin kendilerini zora soktuğundan bahsetse de, "at, avrat, vs" gibi hesaplar yaptıklarının zarar verdiğini görmezden gelip, yazmaya, "alevli, uçaklı" emojiler atmaya devam etmişlerdi...

Bu "x vekili" hesaplar etraflarına topladıkları "safiyane takipçileri" ile öyle bir algı yaratıyorlar ki, kulüpler ve futbolcular da ister istemez bunlardan etkileniyorlar. Bazı "dirayetsiz" yöneticiler sosyal medyanın gazıyla hoca kovarken, bazıları da oradaki ortamı kendi lehlerine çevirmek için külüp kasasını boşaltmak pahasına transfer yapmakta... Ama, bazı "uyanık" yöneticiler de hakemleri olsun, kamuoyunu olsun kendi lehlerine yönlendirmek için bu "fenomenleri" akıllıca kullanmasını biliyor...

Peki, bunların taraftarlık kültürüne "zararları" sadece sanalda mı kalmakta? Öyle düşünürseniz, fena halde yanılırsınız zira, bizler için futbolun en vazgeçilmez ve kutsal yeri olan tribünleri de ele geçirmiş haldeler. Bir hafta boyunca sosyal medyada futbolcu linçleyenleri okuyan seyirci, maça zaten o topçuya karşı pimi çekilmiş bomba gibi gelmekte ve ilk hatada başlıyor ıslığa, ediyor küfrün en ahlaksızcasını... Stadların bu kadar devasa olmadığı ve sosyal medyanın hayal dahi edilmediği yıllarda, tribünde çıkan "çılız" bir ses hemen susturulurken, şimdi susturmayı geçtim, bu sesler samanlığı yakan bir alev görevi görüp, bütün stadyumu topçuya, hocaya ya da başkana karşı ayaklandırmakta. Bir hafta önce tribüne çağırıp üçlü çektirilen topçu da yuhlanmakta, kulübün efsane hocası da ıslıklanmakta, zira sosyal medya "fenomenleri" varlıklarını nefret üzerine kurmuş, her hafta kurban beklemekteler "askerlerinden"...

 Ünlü olmak meselesi ile başladık ya yazıya, itibar ve şöhretin bilgi ve tecrübeden ziyade takipçi sayısıyla ilişkili olduğu bu mecrada takipçileri "yemlemek" de başka bir mesele. Aç olan koyun başka bir otlağa otlamaya gider derlerdi eskiler, takipçisini kaçırmak istemeyen "fenomenler" saat başı bir tweet, bir instagram postu atmak zorunda hissetikleri için kendilerini haberin doğrusuna yanlışına bakmadan önüne düşen her şeyi paylaşmaktalar. Bu "paylaşım zinciri" öyle bir hal almakta ki, kimse haberin kaynağını ya da doğrulunu araştırma gereği duymaz ve onlarca hesaptan paylaşılan bir haber çoğu kez "uydurma" çıkmakta. Utanan var mı? Nereeeede... Bir de paylaşılan haberlerde, kaynak göstermeme hastalığı var ki, o da uzun bir yazı konusu...

Bitirirken, nedir acaba bu "fenomenlerin"lerin panzehiri sorusunu duyar gibi oluyorum. Tek korkuları takipçi kaybetmek olduğu için bunları takip etmeyip, iyi ya da kötü onların hiç adını kullanmamak, reklamın iyisi kötüsü olmaz onların felsefesidir, bunların bitirmenin tek yoludur...



17 Ağustos 2023 Perşembe

Sen De Şimdi Herkes Gibisin


Milot Rashica
'yı geçen sezon eylül ayında tanımıştık. Galatasaray'ın ani bir transfer harekatı ile takıma kazandırdığı bir çok şöhretli oyuncuların arasında İstanbul'a gelenlerden biriydi Rashica...

Sessiz, sakin, mütevazi bir şekilde takımda yer edinmiş, oynadığı maçlarla, kimseye sataşmadan formanın hakkını vererek Galatasaray taraftarının gönlünde yer edinmişti.

O da Galatasaray'ı çok sevmiş, benimsemiş, şampiyonluk kutlamalarında "Oj Kosovë Oj Nana İme" (Ah Kosova Ah Annem) şarkısıyla çıkmış, bunun nedeni sorulduğunda : 

"Ali Sami Yen, Galatasaray'ın kurucusu. Ve onun babası Arnavut kökenli Şemseddin Sâmi. Kutlamaya çıkarken çalan şarkıyı bu sebeple seçtim. Ayrıca şarkının sözlerinin bir kısmını Ali Sami Yen'in amcası Naim Frasheri yazmış. Müthişti." diye cevaplamıştı...

Galatasaray'ı o kadar benimsemişti ki, yaz aylarında Fenerbahçe'nin teklifini reddetmiş, sadece Galatasaray'da oynayacağını belirtmişti. Ama futbol profesyonel bir oyun, bazen duygusallık tribünde kalıyor, yönetimler ve teknik adamlar başka hesaplara girebiliyor ve Rashica ile Galatasaray taraftarı buluşamıyor, Kosovalı topçunun yeni adresi Beşiktaş oluyordu...

Galatasaraylılar üzülmüş, Milot da pek sevinçli değildi siyah-beyazlı kulübe gittiğine, zira uçaktan indiğinde karşılanma görüntülerinde yüz ifadesi her şeyi açıklıyordu...

O dakikaya kadar Milot'a bir lafımız yoktu, rakip takımda forma giyecek olsa bile efendiliğinden dolayı başarılı olmasını dilerdik ama bir açıklama sosyal medyaya düştü. Ne demişti Milot:

"Kartal, ulusal sembolümüz. Arnavutluk ve Kosova halkı için bir semboldür. Kartal işareti yaptığımızda bizi görenler kim olduğumuzu biliyor. Gollerimi kartal işareti yaparak kutladım, kutluyorum. Hepimiz için çok özel bir anlamı var."


İki ay önce Ali Sami Yen güzellemesi yapan Milot, şimdi kartal seviciliğine başlamış... Formaya rengine göre konuşmak sana hiç yakışmadı be Milot. Naim Frasheri'yi tanıdığına göre, şiirle aran iyi, o zaman Nazım Hikmet'i de tanırsın, biz de sana Nazım'dan bir şiirle veda edelim:

Büsbütün unuttum seni eminim

Maziye karıştı şimdi yeminim

Kalbimde senin için yok bile kinim

Bence sen de şimdi herkes gibisin



21 Ocak 2023 Cumartesi

Mauro'nun Akli Fikri Takımında Mı?



Günlük twitter turumu atarken taraftar hesabı olsun, spor hesabı olsun bir çok hesaptan Wanda Nara'nın ağzından Icardi ile ilgili sözler etrafta uçuşuyordu. Kimi Wanda'nın Shakira ile aynı kaderi paylaştığından, kimi güçlü kadınların erkeklere yön verebildiğinden, kimi de ünlü çiftin boşanmasından bahsediyordu. Ama tümünde ortak bir cümle vardı "Mauro'nun aklı fikri takımında."





Kadıköy'deki Fenerbahçe-Galatasaray derbisinde oynadığı 10-15 dakikalık sürede bir asist bir golle galibiyete katkı yapan Arjantinli golcü, Galatasaray taraftarının gönlünde saray kurmak için beton temeli atmışken, sansasyonel sevgilisi Wanda'nın ağzından "Mauro'nun aklı fikri takımında." cümlesini duymak ister istemez biz Galatasaray taraftarının gönlünü okşarken, Arjantinli golcüye duyduğu hislerinin de karşılık görmesi pek de hoştu...

Ama... İşte o ama var ya... Blog yazmaya başladığım günlerden beri alışkanlık haline geldiği üzere haberi kaynağından doğrulamak alışkanlığı yok mu...Bakalım Wanda Nara bu sözlerin hepsini söylemiş miydi yoksa sanal medyada her zaman olduğu gibi takipçilerin duymak istediği sözcükler mi havada uçuşuyordu?

Wanda Nara ile yapılan röportajın kaynağı olarak Caras sitesi gösteriliyordu, ben de siteye girip röportajı buldum ve google translate yardımıyla İngilizce'ye, oradan da Türkçeye çevirdim. Bakalım neymiş orada söylenilenler:


Wanda Nara, L-Gante ile ilgili ilişkisi hakkında konuştu: "Onun başka ilişkileri olduğunu biliyorum ama birbirimizi seviyoruz."

Wanda Nara, Icardi'den ayrılığından, Maxi Lopez'le arkadaşlığına ve L-Gante ile ilişkisine kadar her şey hakkında konuştu.

Caras: "Özel hayatına geçelim, Icardi'den ayrıldın mı?"

Wanda Nara: "Evet Icardi'den ayrıldım ama aramızdaki seviyeli ilişki devam ediyor ve gelecekte de devam edeceğini umuyorum. Şu anda her iki taraftan da birbirine karşı büyük bir sevgi ve saygı var, ama gelecekte ne olacağını bilmiyorum. Bir çok açıdan ele alarak sonuçlandırdığımız bir karardı zira ikimizin de yapacağı çok iş vardı, son üç aydır Arjantin'de olduğum için sevsek de sevmesek de bu fikir ayrılıkları bazı şeylerin başlamasına neden oldu."

Caras: "Bu resmi mi yoksa duygusal bir ayrılık mı?"

Wanda Nara: " Gerçek şu ki şu anda ayrıyız ama ne benim tarafımdan ne de onun tarafından boşanma prosedürleri başlamadı. Zaman her şeyi gösterecek. Kağıtlar benim yaşantımı ya da duygularımı değiştirmiyor. Ve bir buçuk yıl önce Mauro ile aramızdaki bu büyük kriz meydana geldiğinde tüm ekonomik konular çok önceden çözülmüştü. Her ne kadar ilişkimiz kötü gitse de, ben her zaman Mauro'nun yanında oldum ve onu kariyeri boyunca hep destekleyeceğimi söyledim. Ve her nereye giderse de çocuklarımı yanına götüreceğimi belirttim."

Caras: "Bu arada günler önce Maxi Lopez'in Buenos Aires'te sizi ziyaret ettiğini biliyoruz. Onunla ilişkiniz düzeldi mi?"

Wanda Nara: "Evet, ilişkimiz yıllar önce düzeldi. Çocuklar şimdi büyüdü ve ben de topu artık onların tarafına yolladım, her birinin kendi telefonu var ve canları ne zaman isterse babalarını aramakta özgürler, artık aralarındaki ilişki bana bağlı değil, tam tersi kendileri halledebilirler. Şanslıyız ki, uzun zamandır çok iyiyiz ve babası ile aralarındaki mesafe uzak olsa da çocuklar bunu hiç hissetmiyorlar."

Caras: "Onun tekrar baba olduğundan dolayı mutlu musunuz?"

Wanda Nara: "Evet, Maxi iyi bir baba ve şimdi bu tecrübeyi başka bir yaşta ve başka bir yoldan yaşayacak. Bizim çocuklarımıza baba olduğunda çok gençti, kariyerinin zirvesindeydi ve bir yerden başka bir yere sürekli taşınıyorduk. Bir baba olarak onunla ilgili harika anılarım var."

Caras: "Onun şimdiki eşi Daniela Christiansson'ı tanıyor musunuz?"

Wanda Nara: "Evet, çocuklarımın doğum gününden. Ben çok Arjantinliyim o ise çok Avrupalı. Aramızda da çok büyük farklar var, İsveçli bir kadın ile Arjantinli kadın arasında fark su ve yağ gibidir. Tabii ki o Maxi'ye saygı duyuyor çünkü o Maxi'nin seçtiği kadın."

Caras: "Hayatındaki erkeklerden konuştuk ve şimdi sıra L-Gante'de. O senin erkek arkadaşın mı, sevgilin mi, arkadaşın mı?"

Wanda Nara: "İyi soru çünkü ona hangi sıfatı vereceğimi daha önce hiç düşünmedim. L-Gante çok sevdiğim biri ve onun da beni sevdiğini hissediyorum. İşlerimizi yaparken tanıştık, aynı duygusal durumu yaşıyorduk ve eşlerimizden yıllar önce ayrılmıştık. Ve her ne kadar aramızda büyük bir yaş farkı olsa da, aramızda harika bir bağ var. Her iki tarafta da aşk ve şefkat var ve her zaman yaşamımda olacağını biliyorum."

Caras: "36 yaşındaki bir kadınla 22 yaşındaki bir erkek nasıl birbirine bağlanıyor?"

Wanda Nara: "Onun başka ilişkileri olduğunu biliyorum, ona tavsiyelerde bulunacak iyi bir arkadaş gibi hayatında olanlar hakkında benimle sakince konuşuyor. Dünyanın değiştiğini duyuyorum, yeni nesil ilişkilerini ad koymuyor, bunu anlamıyorum ve de buna gülüyorum.  Bir çok konuda farklı bakış açılarımız var. Ona her şeyi çıkar gözetmeden anlatacağımı biliyor ve bazen böyle karakterler ya da sanatçıların etrafında çok fazla yalaka var ama ben öyle değilim."

Caras: "Seni onunla gördüklerinde çocukların ne söylüyor?"

Wanda Nara: "Hiç birşey. Onlar L-Gante ile tanıştılar ve iyi bir ilişkimiz olduğunu biliyorlar. 'Senin arkadaşın L-Gante' diye sesleniyorlar, onunla video oyunları ve Play Station hakkında konuşuyorlar.  Onları bir araya getiren konular bunlar."


Evet, Caras'taki röportaj bu şekilde...

Shakira ile ilgili sözleri de burada...

Google Translate'e de pek güvenmediğim için, Arjantin, İtalya ve İspanya futboluna hakim bir abime de danıştım ve beni haklı bulunca bu yazıyı yazma gereği duydum...

Yine de bir açık kapı bırakalım ve "Mauro'nun aklı fikri takımında." cümlesinin geçtiği röportajı gören-duyan-bulan varsa yorumlara yazabilir...

Icardi'nin ağzından yazılan "Wanda Nara'dan ayrıldıktan sonra tamamen Galatasaray'a odaklandım. Bekarlık sultanlıktır." tweetini ise sadece güzel bir espiri olarak blog sayfalarına koyuyorum...

Zira Caras'ta gexerken "aşk çocuğunun" Paris Hilton ve Shannon De Lima'nın da instagram hesaplarında karşılıklı beğenilerde bulunduğu yazıyordu...

26 Ocak 2022 Çarşamba

Lanetlenmiş Takım Torino


Italya Serie A'yı yakından takip edenler için aşağıda yazacaklarım pek yeni bilgiler olmayacaktır ama sadece ateşli derbiler olduğunda İtalya'ya göz atanlar ve Torino'yu Hakan Şükür transferi sonrası "Torinolu Şaban"la tanıyanlar için Torino kulübünün başına gelenler oldukça ilginç gelecektir. Bugün Romanya basınını gezerken karşıma çıkan bu derleme haberi ultras/Movement blog okurları ile de paylaşmak istedim.

Yaklaşık 116 yıllık tarihinde Torino taraftarları "altın jenerasyonun" uçak kazasında yitip gittiğine, takımın yıldız topçusunun gelecekteki kulüp başkanı tarafından araba kazasında öldürülmesine, takım kaptanının 37 yaşında hayata gözlerini yummasına ve takımın iflas etmesine şahitlik ederken, bütün bu felaketlere rağmen kulüp her seferinde küllerinden doğmasını bilmiştir. Bu sebeple kendi taraftarları arasında "boğalar" diye anılan Torino'ya bir çok futbolseverin ise "lanetlenmiş" takım lakabı takması boşuna değildir.


1940ların ortasında, 1943 ile 1949 seneleri arasında kazandığı beş şampiyonlukla Torino, İtalya futbolunu domine ederken, Valentino Mazzola da "Grande Torino"nun sahadaki lideriydi. Güzel bir hikayeye başlanmış ve büyüleyici bir sonla bitmesi beklenirken, mayısın dördü, 1949'da Altın Jenerasyon için kitabın sayfası açılmamak üzere kapanır. Portekizli Xico Ferreira'nın jubilesi için Benfica ile oynadıkları dostluk maçından eve dönen Torino takımını da taşıyan Fiat G212 uçağı şiddetli fırtınanın da etkisiyle Torino yakınlarındaki Superga tepesinde bulunan basilikanın duvarlarından birine çarpar ve düşer.  İçlerinde 18 futbolcunun da olduğu 27 yolcu, uçak pilotlarıyla birlikte hayatlarını kaybeder. Il Grande Torino takımı devlet töreni ile uğurlanırken, o efsanevi takımdan geriye sakatlığı nedeniyle Portekiz'e götürülmeyen Sauro Toma kalır. Bu feci kazanın iki gün sonrasında İtalya Futbol Federasyonu Torino'yu şampiyon ilan ederken, ligin geri kalan haftalarında en iyi oyuncularını kaybetmiş Torino'ya karşı rakipler genç oyuncularıyla sahaya çıkarlar...

Bu trajedi bir dönemin kapanması anlamına gelirken, uçak kazasından 10 yıl sonra Torino tarihinde ilk defa Serie B'ye düşer ama oradaki misafirliği kısa sürer ve ertesi sene tekrar Serie A'ya döner. Takım geçen yıllarla birlikte yaralarını sarar ve Gigi Meroni'yi transfer etmeyi başarır.

Gigi Meroni sergilediği performansla takımın yıldızı olur ve taraftarına önceki şampiyonluklara ek olarak yeni bir "scudetto" hayal ettirir. 12 Mart 1967'de Boğalar, son üç sene kendi evinde kaybetmeyen Inter'i Giuseppe Meazza'da mağlup ederler ve 24 yaşındaki futbolcu galibiyet golüne imza atar.

Çok konuşulan Inter galibiyetinden yedi ay sonra takımın yıldızı "La Farfalla Granata" (Bordo Kelebek) diye çağrılan Gigi Meroni, Torino'nun iç sahada kazanırken kırmızı kart gördüğü Sampdoria maçından sonra takım arkadaşı Fabrizio Poletti ile şehir merkezinde bir şeyler yemeye giderken, Fiat 124 Coupe'nin altında kalır. Fabrizo Poletti kazayı hafif atlatırken, Gigi Meroni çarpmanın etkisiyle başka bir araca da çarpar ve kazadan saatler sonrası hastanede hayatını kaybeder. Torinolu futbolculara çarpan aracın sürücüsü 19 yaşında Torino taraftarı ve Meroni'nin büyük bir hayranı olan Attilio Romero'dur. Polisin olay yerinde yaptığı inceler sonrası genç taraftar hatasızdır zira iki futbolcu gerekli önlemleri almadan karşı karşıya geçtikleri için suçlu bulunurlar. Attilo kazanın şokunu zor atlatır ama bu onun Torino tarihi ile ilk kesişmesi olmayacaktır. Rastlantının böylesi, 1949'daki kazadaki uçak pilotunun adı da Pierluigi Meroni...


Gigi Meroni, takım kaptanı Giorgio Ferrini'nin yedeğiydi ve kaptanın da gayretleriyle Torino bu "kabusu" da atlatır ve 1968 ile 1971 yıllarında iki defa İtalya Kupasını kazanır. 1974-75 sezonun bitiminde Ferrini futbolu bırakır ve takımın teknik kadrosuna katılır. Ertesi sene Torino ezeli rakipleri Juventus'un önünde Seria A'yı kazanırken, taraftarlarının sevinci pek uzun sürmez zira 27 Ağustos 1976'da Giorgio Ferrini beyin kanaması geçirir. Bir sürü ameliyat sonrası eski kaptan 37 yaşında hayata gözlerini yumar.


1990ların ilk dönemlerinde, Torino alt yapısından pırıl pırıl bir genç çıkar: Gianluigi Lentini. Bu yetenekli topçunun katkılarıyla Torino, 1992'de UEFA Kupasında finale kalır ama Ajax'a kaybeder. Böyle bir genç futbol simsarlarının radarından kaçmaz ve 92 yazında  14 milyon dolar gibi rekor bir ücretle San Siro yolunu tutar. Lentini de Torino'nun havasını koklamış, suyundan içmiştir de "lanetli" şehrin talihsizlikleri onu da bulur: 1993 senesinde 24 yaşındayken ciddi bir trafik kazası geçirir. Kaza sonrası komaya girer, İtalyan basını futbol hayatının bittiğini yazar da Tanrı Lentini'ye bir şans daha verir, iyileşir, hastaneden çıkar, futbol sahalarına bile döner ama hafıza ve görme sıkıntıları peşini bırakmaz, eski "çalımlarını" atamaz ve sırasıyla önce Milan'dan Atalanta'ya, oradan da evine Torino'ya döner ve 2000-2001 sezonunda takımının tekrar Serie A'ya çıkmasına yardım eder.


Gigi Meroni'ye çarpan arabayı kullanan Attilio Romero ile Torino'nun yollarının bir kez daha kesişeceğini belirtmiştik. Yapmış olduğu kazanın travmasını zorlukla atlatan Romero, üniversiteyi bitirdikten sonra Fiat'ın basın ofisinde işe girer, bir bakıma Gianni Agnelli'nin sözcüsü olur. 2000 yılında şirketteki görevinden ayrılan Attilio Romero Torino kulübünün başkanı olur. Kulübün sahibi Francesco Cimminelli'nin biriken borçlarıyla boğuşan kulüp, 2002-2003 sezonunda Serie B'ye düşer. İki yıllık çaba sonrası Torino tekrar Serie A'ya çıkma hakkı kazanır ama borçlardan dolayı bu hak ellerinden alınır ve Romero 9 Ağustos 2005'te kulübün iflasını ilan eder ve "Il Toro" hikayesi sona erer.

İflasın ardından bir hafta sonra 16 Ağustos 2005'te yeni bir yönetimle FC Torino kulübü doğar ve 2005-2006 sezonu bitiminde Serie A'ya yükselir.

15 Ocak 2021 Cuma

18. Haftanın Panoraması



 Sivasspor:2-1:Gaziantep FK

  • Sivas'ın sahası patates tarlası gibi, bu hafta bir  yağmur yağdı, memleket genelindeki zeminlerin foyası ortaya çıktı.
  • Gaziantep FK, Maxim ile erken bir  gol bularak öne geçti, zorlu geçmesini beklediği deplasmanda. Bu gol Maxim'in ligde 9. golü.
  • Yedikleri golden sonra ev sahibi Sivas'ın oldukça yoğun bir baskısı var, bir çok pozisyon buldular ki oldukça da net ataklar vardı ama kalede Günay yine formundaydı, başarılı kurtarışlar yaptı. Fajr'in de vuruşu direkten auta giderken, devre biterken ev sahibi golü Hakan Arslan ile buldu.
  • Sivas'ın golü öncesi faul var Muhammed'e, onu vermedi hakem 3-4 dakika sonra aynısını faul çaldı. Standart standart standart... VAR da müdahale etmeyince, maçtan sonra Gaziantep yardımcı antrenörünün "Bizi burada Sivas yenmedi, VAR yendi" demeye hakkı var.
  • Mirallas serbest vuruş az farkla auta gitti devre biterken...
  • İkinci yarıya ev sahibi golle başladı, Gradel kornerden ortaladı, Hakan Arslan yine kafa ile kaleciyi mağlup etti ve takımını öne geçirdi.
  • Beraberlik için gelen Gaziantep'te Caner'in Kenan'ı ceza sahası içinde düşürülmesi de penaltı olarak değerlendirilmedi ama Jefersson'ın dirseği VAR marifeti ile sarıdan kırmızıya döndü.
  • Gaziantep'in 8 galibiyet, 7 beraberlik olan yenilmezlik serisi de sona ermiş oldu, en son lig başında Galatasaray'a yenilmişti.
  • Sumudica maç sonu açıklamaları çok konuşuldu: "Kulüp benden indirim istiyor hatta topçulara prim verdiğim için kulübe de ver" diyor şeklinde başlayan açıklamalar "Eşimden para isteyeceğim" kıvamına gelince, çok konuşulan bir maç sonu açıklama oldu.
  • Yönetim de Sumudica'ya tv ekranları vasıtasıyla cevap verip, pazar günü de görevden aldı.


Kayserispor:1-0:Malatyaspor
  • Samet Aybaba'nın istifası sonrası yardımcı hoca Alper Kelkitli ile maça çıktı Kayserispor.
  • İki kalede de pozisyonlarla başlayan maçta, Semih'in Alibec'i ceza sahası kenarında düşürmesi sonrası kazanılan penaltıyı yine Alibec kullandı ama Ertaç çıkardı.
  • Penaltıda ne kadar başarılıysa, kornerde o kadar da hatalı olan Ertaç, gereksiz bir çıkış yapınca, seken top Semih'in ayağına çarptı ve gol oldu.
  • Beraberlik için Kayseri kalesine giden Malatya, savunmada hatalar yaptı, Semih'in hatasında topla buluşan Alice sert vurdu, Ertaç harika çıkardı.
  • İlk devre biterken önce Semih hatasını telafi etme fırsatı buldu, vurduğu kafa direkten dönerken, arkasından Adem'in kafası da az farkla auta gitti.
  • İkinci devre de Adem'le, Youssof'la, Umut'la gol aradı Malatya ama sonuç alamadı ve kötü gidişine dur diyemedi.
  • Maçtan sonra Hamza hoca mağlubiyetin sorumluluğunu alırken, Kayseri de Dan Petrescu'nun yolunu gözlemeye başladı.


Göztepe:0-1:Antalyaspor

  • Klasik bir Göztepe maçı: Göztepe sürekli rakip kaleye geldi ama golü atamadı, rakip bir tane atınca da sahadan mağlup ayrıldı.
  • Ersun Yanal Antalya'da "kontra takımı" oluşturmaya niyetli gibi. Galatasaray karşısında "otobüsü park etmeyi" anlarız, Hatay travmasını atlatmak istedi ama İzmir'de de maçı %36 top oynama ile bitirdi.
  • Göztepe'yi anlatan bir pozisyon ilk devre biterken gerçekleşti, Berkan ortaladı, kafa ile altı pasa düşürdüler topu sarı-kırmızılılar, Boffen yerde yatmış, bomboş kale varken o topu çizginin öte yanına itekleyemediler...
  • Ev sahibinin gol için yüklendiği bir anda Fredy kanattan topu getirdi, Amilton'a attıracaktı, savunma araya girdi, topu alan Fredy bu kez de Doğukan'a "al da at" dedi, o da ikramı geri çevirmedi.
  • Amilton'un N'Diaye tarafından düşürülmesi de penaltı ama nedense ne hakem ne de VAR oralı olmadı.
  • Maçtan sonra İlhan Palut istifa etti. 
  • Antalyaspor deplasmandaki ilk galibiyetini aldı ve 8. sıraya yükseldi.


Karagümrük:2-1:Konyaspor
  • Göçebe gibi nerede stad bulursa orada maç yapan Karagümrük, bu kez İzmit Arena'da konuk etti rakibi Konyaspor'u. Maç sonu teknik sorumlu Atılay Canel: "Yavaş yavas tum ülkeyi dolaşacağız bu gidişle, artık sırada Sakarya da Bursa var" derken, Karagümrük sahasının zemininin de çok harika olduğunu vurguladı.
  • Konyaspor'da İsmail kartal cezalıydı, yardımcı hoca vardı takımın başında.
  • Çocukken futbol oynamaktan en hoşlandığım hava şartları vardı Kocaeli'nde, yağmur, çamur ve topun iki metre zor gitti balçık gibi saha. Böyle anlarda da maç içinde komik mi komik anlar da olmadı değil.
  • Karagümrük'te Campi, Berolacci, Borini gibi yeni transferler sahada yer alırken, Emre Çolak kulübedeydi.
  • İki takım da aslında istekli başlarken maça, en büyük rakipleri saha zeminiydi, paslar istedikleri gibi gitmedi, top su yığını içinde kaldı.
  • Karagümrük yeni transferi Bartolacci'nin kafa golü ile öne geçti, orta Ndao'dan geldi.
  • Maçın son 10 dakikasında Jevtoviç'in zeminin de azizliği ile yaptığı hatada N'Diaye harika bir aşırtma yapti, klas bir gole imza attı.
  • Ama Jevtoviç 3 dakika sonra attığı kafa golü ile hatasını telafi etti.
  • Stadı olmayan Karagümrük, 9 iç saha maçında 6 galibiyet aldı. Karagümrük 24 puana çıkarken, Konya 22 puanda kaldı.
  • Maç yayınlandığı esnada yayıncı kuruluştan gelen arka fon tezahürat sesinde Fenerbahçe'ye küfürler olunca, Fenerbahçe kulübe sert bildiri yayınladı, Bein Sport özür diledi.


Ankaragücü:1-2:Başakşehir
  • Hafta içi iç sahada Erzurumspor'u yenen Başakşehir, kayıp puanları telafi etmek için geldiği Ankara deplasmanında da Visca'nın harika golü ile erken dakikalarda öne geçti.
  • Üç dakika sonrasında ise Cekici Visca'ya nazire yaparcasına serbest vuruştan yarı korner denecek pozisyonda Volkan'ı avladı
  • Sonrasında iki kalede de pozisyonlar gerçekleşti, Ankaragücü zaten açık oynayan takım, Volkan'ı oldukça zorladı ama golü atamadılar.
  • Tugay Kaan Numanoğlu maç yönetecek de kritik hata olmayacak mı? Bolingi'ye yapılan faulü vermedi, aksine topu Başakşehirê verdi ve o pozisyonda kullanılan serbest atış sonrası deplasman takımı Demba Ba ile ikinci golü kaydetti.
  • Başakşehir zor da olsa kazandı ve eski şampiyon olduğunu hatırlattı, iki haftada aldığı 6 puanla puanını 22ye çıkardı
  • Ankaragücü'nde ise hakeme tepki vardı.



Rizespor:1-1:Denizlispor
  • Denizlispor, Rodallega'nın füzesi ile 9. dakikada öne geçti.  Kendi ekmeğini taştan kendi çıkarda Kolombiyalı oyuncu.
  • Devamı dakikalarda Sagal ve Rodallega'nın net pozisyonlarını kurtaran Gökhan maçın kopmasını da önleyen oyuncu oldu ev sahibi takım adına.
  • İkinci yarı ise tam tersi bir görüntü vardı sahada, ev sahibi beraberlik için geldi, Pantilimon 3 puanı korumak için kurtardı. Tabii Skoda'nın da direği sıyıran bir pozisyonu var ki, saç baş yoldurdu Rizelilere.
  • Maç biterken, uzatma dakikalarında oluşan karambolde Skoda'nın Mustafa Yumlu'ya yaptığı faulu görmeyen hakem, Kemal'in de golünü geçerli saydı ve ev sahibi 1 puanı kurtardı.
  • Denizlispor yönetimi maçın hakemi ve VAR'a öfke püskürdü maç sonu demeçlerinde.


Hatayspor:2-2:Beşiktaş
  • İlk yarısı fırtına gibi, ikinci devre ise sessiz sakin bir maç seyrettik Hatay'da.
  • Ev sahibi takım yediği iki golde, özellile de ikinci golde kalecisi Munir'i oldukça aradı. Akın Alkan tecrübeli bir kaleci ama uzun süre kenarda oturmak onu paslandırmış, çok kötü hatalar yaptı.
  • Beşiktaş daha 5. dakika Gezal'ın pasında Abubakar'ın ceza sahasından vurduğu şutla öne geçti.
  • Ama Hatay'ın Boupendza'sı var. Ömer Erdoğan'la başlayan taç atışında, Popov Akintola'ya verdi, onun pasında Boupendza ceza sahasında skoru eşitledi.
  • Hatay 23te Boupendza ile öne geçti ama ondan önce Akintola ile attığı gol ofsayt gerekçesi ile sayılmadı, oysa VAR "ciddi" incelese topun Wellington'dan geldiği gözüküyordu.
  • Maçı iki takım da kazanmak istediği için, ilk devre hareketli bir oyun oldu ve Beşiktaş da Gezzal'ın kornerleri ile etkili oldu, önce Wellington denedi olmadı, sonrasında Larin attı, beraberliği sağladı.
  • 45+2 de Boupendza hattrick yapma şansını kaçırdı, zira oldukça rahat pozisyonda Ersin'in yanından vurduğu top az farkla auta gitti.
  • İkinci devre gollerin devamını bekleyenler hayal kırıklığı yaşadı, zira teknik adamlar soyunma odasında kaleciler ve savunmacıları fena haşlamış olacak ki, gol atmaktan ziyade yememeyi tercih etti iki takım da.
  • Beşiktaş Aboubakar ve NKodou ile bir kaç pozisyon bulurken, ev sahibi kontralarla 3 puanın peline düştü. Ve maçın son dakikalarında Larin'in Kamara'ya yaptığı müdahale VAR tarafından değerlendirilse, Hatay maçı da kazanabilirdi..
  • Beşiktaş sarı kart ceza sınırında olan Wellington'u kaybederken, derbide bu eksikliğin ne "hayır mı şer mi" olduğunu göreceğiz.




Erzurumspor:0-3:Fenerbahçe
  • Erzurum'da üç büyükler saat 16.00da maç oynayabiliyormuş demek... Prime Time, TV seyredilirliği filan da buna etki etmiyormuş. Hatta Pazartesi günü gibi iş gününde bile oynanıyormuş... Demek ki neymiş Galatasaray iki sene evvel kar altında maçı sporcu sağlığı için gündüz oynayalım dediğinde haklıymış...
  • Soğuk hava, berbat bir zeminde oynanan Erzurumspor-Fenerbahçe maçında, skora bakıldığında Fenerbahçe'nin net bir galibiyet aldığı düşünülebilir ama 40. dakikaya kadar neredeyse kaleye giden şutu yok...
  • Ev sahibi de maça baskılı başlayamadı ama zamanla pozisyonlar buldu da sanki onlar sahaya yabancıymışlar gibi topçuları teker teker sakatlandı ve güçlerini kaybettiler.
  • Erzurum'un en tecrübeli ve skora katkı yapabilecek oyuncularından Emrah Başsan'ın oyun içinde kayması, ayakta duramaması, ilerde takımın başına örecek çorabın belirtisi gibiydi ki, devre biterken kaptırdığı bir topta Fenerbahçe aradığı golü buldu.
  • İkinci yarı da aynı şekilde, Emrah tüm takım atağa kalkmışken, "ayakta duramadı" topu kaptırdı ve yakalanan kontrada Pelkas farkı ikiye çıkardı.
  • Kafaca dağılan Erzurum'u yakalayan Fenerbahçe Sinan ile üçüncü golü atmakta gecikmedi.
  • Son günlerde Türk futbolunda pozisyon bitmeden düdük çalma alışkanlığı başladı, Mete Kalkavan da Gomis'in elle temas ettiği pozisyonda atak bitmeden düdüğü çaldı, böylece VAR devreye giremedi.


Alanyaspor:1-2:Kasımpaşa
  • Alanyaspor her zamanki gibi yine baskılı bir oyun ortaya koydu ama yine maçı kaybetti. Son 4 hafta %72 ve üzerinde topla oynadığı 4 maçın üçünü kaybetme gibi ilginç bir istatistiğe sahip.
  • Kasımpaşa az ve seyrek geldi, ve Hodziç'in şutunda "şansın" da yardımıyla öne geçti.
  • Öne geçti deplasman ekibi ama Hadadi'yi de kaybetti.
  • Ve ani bir atakta Yusuf'la bir gol daha bularak farkı ikiye çıkardı.
  • Alanya Bakasetas'ın penaltısı ile ümitlendi ve ikinci yarı da ataklarını sıklaştırdı da gol atma becerisini gösteremedi.

HAFTANIN TAKIMI:
  1. Galatasaray
  2. Fenerbahçe
  3. Kasımpaşa
HAFTANIN TEKNİK DİREKTÖRÜ:
  1. Fatih Terim
  2. Fuat Çapa
  3. Rıza Çalımbay
HAFTANIN FUTBOLCUSU:
  1. Belhanda
  2. Boupendza
  3. Hakan Arslan
HAFTANIN KALECİSİ:
  1. Ertaç
  2. Pantilimon
  3. Gökhan
HAFTANIN GOLÜ:
  1. Belhanda 3.Gol
  2. Aboubakar
  3. Cekici
  4. Visca
  5. N'Diaye (Karagümrük)
HAFTANIN OLAYLARI
  1. Galatasaray 6 attı
  2. Gençlerbirliği kalecisi Ubeyd Sosyal medya linçi yedi
  3. Şumudica görevden alındı, İlhan Palut istifa etti
  4. Memleket futbol zeminleri iflas etti
*** Haftanın değerlendirmesini Spotify üzerinden dinlemek için tıkla...

1 Ocak 2021 Cuma

15.Haftanın Panoraması



 Göztepe:1-1:Fatih Karagümrük

  • Hafta içi İstanbul'da Galatasaray'a mağlup olan ev sahibi Göztepe daha istekli ve arzulu başladı. Golü de erken buldu NDiaye ile. 
  • İlk devre de üstün olan takım ev sahibiydi, deplasman ekibi oluşan karambolde Badou NDiaye ile beraberliği sağladı ama hakem VAR'a bakarak golü iptal etti.
  • Ev sahibinin bir golü de yine VAR marifeti ile iptal edildi, ofsayt olduğuna karar verildi.
  • İkinci yarı da Göztepe hasret kaldığı galibiyet için rakibinin üstüne gitti ama yakaladığı fırsatları gole çeviremedi, özellikle Halil'in karşı karşıya çaprazdan kritik bir pozisyonu var ki, maçın kırılma anı olabilirdi. Aynı şekilde Berkan'ın getirip, altı pas üzerinde N'Diaye'ye "al da at" verdiği pasta, golcü oyuncu çok kötü bir vuruş yaptı...
  • "Atamayana atarlar" kuralı bir kez daha gerçekleşti ve 77. dakikada Biglia klasına yaraşır harika bir serbest vuruş golü ile beraberliği sağladı...
  • Beraberlik sonrası ise Karagümrük'lü NDao ile Göztepe kalecisi Megyeri arasındaki kapışmaya tanık olduk ve düellodan galip çıkan sarı-kırmızılı kaleci oldu.
  • İlhan Palut, Hatay'dan Göztepe'ye büyük ümitlerle geldi, kendisine çok fazla kredi tanındı ama beklenilen etkiyi yapamadı ve gittikçe de kredisi tükenmekte. Karagümrük ise İstanbul'a "Bir sıfırdan iyidir" sevinci ile dönmekte...


Gaziantep FK:3-1:Alanyaspor
  • Ligin ilk haftası İstanbul'da Galatasaray'a kaybettikten sonra mağlubiyet yüzü görmeyen ve iç sahada Trabzonspor ile berabere kalıp, Beşiktaş ve Fenerbahçe'yi yenen Gaziantep'in bu sezon ligin çiçeği burnunda lideri Alanyaspor karşısında ne yapacağı merak konusuydu. 
  • Maçın bir diğer önemi de Sumudica ve Çağdaş Atan gibi iki formda hocanın kapışmasına sahne olması. Bir tarafta topu rakibe verip, hızlı adamlarla skor bulan ev sahibi, öte tarafta oyun oynamak isteyen Çağdaş hocanın takımı...
  • Maç Rumen hocanın istediği gibi de başladı, Dicko'nun kontradan attığı gol ile öne geçtiler. Golde son haftaların beğenilen kalecisi Marafona'nın da büyük hatası göze çarptı.
  • Alanyaspor beraberlik için geldi ve Davidson'un "talihin" de yardımıyla attığı golle beraberliği sağladı...
  • Lakin sevinçleri uzun sürmedi, 3 dakika sonra Dicko'nun ortasında Mirallas'ın kafayla pasında Muhammed tekrar takımını öne geçirdi. Bu gol Muhammed'in ligteki 6. golü oldu.
  • Devre biterken ev sahibi yine çalışılmış ataklarından birini yaptı, 3 adamla ani bir kontra yakaladı, Muhammed topu taşıdı, ceza sahasına girene kadar "şut mu pas  mı" diye düşündü ve en sonunda pası tercih etti ama çok kötü bir pas atınca, 3-1 olacak pozisyon heba oldu. Şumudica hocanın halini düşünmek istemiyorum...
  • Karşılaşmanın ikinci yarısında meydana gelen "itiş kakışta" Tzavellas'ın Kana Bıyık'ı kafayla itmesini Galatasaray'lı bir futbolcu yapsaydı, Yaşar Kemal Uğurlu acaba pozisyonu sarı kart ile geçiştirir miydi, maçı izlerken düşünmedim değil...
  • Ve maçın 61. dakikasında Maxim "Ben sadece penaltı atmıyorum, akan oyunda da gol atabilirim" dercesine kendi getirdiği topu, ayak içi plase ile Marafona'nın bakışları arasından ağlara gönderdi, takımını iyice rahatlattı.
  • 71. dakikada ise Alanya'nın kullandığı kornerde Günay yıldızlaştı, ardı ardına yaptığı çevik kurtarışlarla farkın erimesine izin vermedi.
  • Alanyaspor bu zorlu maçta Bakasetas'ı çok ama çok  aradı.
  • Maç sonu topla oynamada Gaziantep %24, Alanya %76, pas sayısında ev sahibi 207, deplasman ekibi 641... İstatistik her zaman tabela yapmaz...
  • Gaziantepspor, 27 Aralık günü 27 gol atıp 27 puana ulaşarak 27 nolu şehrin plakasını yaptı...


Malatyaspor:1-3:BB Erzurumspor
  • Malatyaspor her zamanki gibi 4 golcü ile sahada: Tetteh, Adem, Umut ve Kubilay.
  • Erzurumspor yeni teknik direktörü Mesut Bakkal ile siftah yapma peşinde.
  • Karşılaşmanın ilk devresinde topla daha çok oynayan, pozisyon bulan takım sarı-kırmızılı Malatya olurken, devrenin bitmesine sayılı dakikalar kala kullanılan bir korner atışında Ertaç hatalı çıkınca Gomis kafayla fileleri havalandırdı.
  • Hüseyin Cimşir 3-4 maçtır gol yüzü göremezken, Mesut Bakkal'ın ilk maçında mavi-beyazlılar gol sevinci yaşadı.
  • İkinci devre Acquah ile ev sahibi beraberliği sağladı, kendi getirdi, ceza sahası dışında sert ve isabetli vurdu.
  • Beraberliği yakalayan Malatyaspor, galibiyet için kendi yarı sahasından çıkarken kaptırdığı bir topta, Emrah Başsan'ın klas asistinde eski Malatyalı Donald kaleci ile karşı karşıya kaldı ve kolayca fileleri havalandırdı. Hamza Hamzaoğlu kenarda öfkeden kafada saç bırakmadı.
  • 4 dakika sonra Malatyalılar yine bir top kaptırdı, bu defa Novikovas Obertan'a klas bir pas verdi ve Bulgaristan'da eski takımının dört gözle geri dönmesini bekledikleri Obertan sert ve düzgün bir vuruşla maça son noktayı koydu. O sırada saha kenarında Hamza hoca beraberliği elde ederim ümidiyle 3 tane oyuncusunu sahaya sürmek için bekletiyordu...
  • Maç öncesi tahmin etmedikleri bir skorla karşı karşıya kalan Malatyalı topçular kalan dakikalarda iyice dağıldılar ve geri dönüşü yapamadılar.
  • Hafta içi Alanya deplasmanından puan alan Malatya, hafta sonu evinde beklemediği bir yenilgi aldı ve iç sahadaki yenilmezlik serisi sona erdi.
  • Maçtan sonra ise Semih Kaya ve Hamza Hamzaoğlu tribünden kendilerine küfür eden "protokolden" şikayet edip "Bunların adamlığı bu mu?" "Bunlar nasıl Malatyalı" dediler.


Denizlispor:1-2:Ankaragücü
  • Hafta içi Beşiktaş'ı elinden kaçıran ve Mustafa Dalcı ile göze hoş gelen oyun oynayan Ankaragücü, yeni hocası Yalçın Koşukavak ile çıkış arayan Denizlispor'a konuk oldu.
  • Maç ortada geçerken, deplasman ekibinin kullandığı bir korner atışında Atakan kafayla takımını öne geçirdi. Altay alt yapısından yetişme ve sene başında Ankaraspor'dan gelen Atakan, Galatasaray maçında dikkatimi çekmişti, canla başla oynayan bit oyuncu her geçen hafta daha fazla sivriliyor, sene sonu transfer yapma olasılığı yüksek.
  • Devre biterken atılan goller can yakar, Ankaragücü de soyunma odasına gitmeden Kitsiou'nun getirdiği topta, Lukasik ile golü buldu ve farkı 2 yaptı.
  • Kayseri'den beri beğenip takip ettiğim ama nedense Denizlispor'da hep sonradan oyuna giren Mesanoviç'in "görerek-bilerek" yaptığı ortada Recep Niyaz takımı adına farkı bire indirdi.
  • Son dakikalar ev sahibi beraberlik için tüm hatlarıyla gelse de arzu ettiği golü bulamadı ve Ankara ekibi evine 3 puanla döndü.


Başakşehir:2-2:Kasımpaşa
  • Kadıköy'deki "Karanlık gece"den yaralı çıkan son şampiyon Kasımpaşa önüne galibiyet için çıkmıştı. Okan hoca tribünde kulaklıkla talimat yollarken saha içine Rafael affedilmiş ve forma giyiyordu.
  • Maç ortada giderken, Kasımpaşa'nın ofsayt beklediği bir pozisyonda Visca savunma arkasına iyi sarktı, pasında Chadli yatarak boş kaleye yolladı topu öne geçti ev sahibi,
  • 10 dakika sonra ise Kasımpaşa savunma arkasını zorladı, attıkları topta Skirtel müdahalede geç kaldı ve Anıl karşı karsıya kalıp, maç öncesi Yusuf Erdoğan "abisinin" "Bana gol attıracaksın" sözünü hatırlayıp, asist yaptı, Yusuf boş kaleye yuvarladı.
  • Oyun iki takım için de dengede giderken, Aytaç'ın sarı kartı olmasına rağmen rakip yarı saha içinde Mahmut'a dengesiz bir müdahalesi sonrası Fırat Aydınıs tarafından kırmızı kart ile atıldı.
  • İlk devrenin akılda kalan başka bir pozisyonu da Aleksiç'in rövoşeta ile direği sarsması oldu. Gol olsa uzun yıllar unutulmaz bir pozisyon olurdu.
  • İkinci yarı Başakşehir eksik rakibi önünde galibiyet için oyunu Kasımpaşa yarı alanına yıkmışken, maç ev sahibi gol elemanları ile kaleci Ertuğrul arasında geçti. Ertuğrul bu maçta yaptığı kurtarışlar CD yapıp, transfer görüşmelerinde kullansa yeridir.
  • Başakşehir arzuladığı golü atamadı ama Kasımpaşa bitime 6 dakika kala Hodziç ile haftanın en speküler gollerinden birini attı. Bosnalı topçu, ceza sahası içinde kendisine baskı yapan iki rakibi üzerinden aşırttı meşin yuvarlağı ve dönerek, top yere düşmeden köşeye yolladı. Harika!
  • Haddadi bir kaç dakika sonra karşı karşıya golü yapsa, maç deplasman ekibi adına biterdi ama o kaçırdı ve Başakşehir Visca ile eşitliği sağladı.
  • Uzatma dakikalarında Koita bir kez daha takımını öne geçirme fırsatı yakaladı ama Volkan kalesinde başarılıydı.
  • Bitirirken, aşil tendonu kopan Skirtel'e geçmiş olsun dileyelim...


Gençlerbirliği:3-2:Kayserispor
  • Cüneyt Çakır ve Berat'ın imajları dikkat çekici.
  • Kayserispor, Kanga ile öne geçti.
  • 8 dakika sonra Candeias eşitliği sağladı.
  • Kayserispor'da Bülent Uygun'un geçen seneler genç yetenek olarak kaptanlığı verdiği Emre ilk on birde. Fena da maç çıkarmadı, ikinci devre karşı karşıya çaprazdan kaçırdığı bir pozisyon var.
  • Campanharo'nun harika vuruşu VAR'dan çizgiyi geçmediği anlaşıldı, Cüneyt hoca gol vermişti.
  • İkinci yarı genç Emre'nin pasında Gençlerbirliği savunmacısı Arda kendi kalesine attı ve deplasman takımı tekrar öne geçti.
  • Kanga'nın golü ofsayt nedeniyle, Sio'nun golü de öncesinde elle müdahale nedeniyle iptal oldu. Cüneyt Çakır da VAR'dan oldukça yardım aldı bu maçta. Sio'nun attığı bir diğer gol de yine VAR'dan faul nedeniyle iptal oldu.
  • 70. dakikada altı pas üstüne düşen topta Berat, Kasımpaşalı Hodziç'in golü hatırlatırcasına kalecinin üzerinden topu aşırtıp, boş kaleye yuvarladı ve beraberliği sağladı.
  • Maçın son dakikalarında Gençlerbirliği bir gol daha buldu ama pozisyonun başında ev sahibi oyuncusu rakibini ittiğini canlı değil de VAR'dan gören Cüneyt Çakır golü iptal etti.
  • Maç biterken bu sefer sağ kanattan yapılan ortaya Oğuzhan ayağını uzattı ve kaleci İsmail Çipe'yi de yanıltarak o da kendi kalesine golü atmış oldu.
  • VAR kararlarının, iptal edilen gollerin, kendi kalelerine atılan gollerin olduğu unutulmaz bir maç izlendi Ankara'da...


Konyaspor:1-1:Rizespor
  • Ligin seyir zevki olarak iyi maçlar çıkaran iki ekibinin mücadelesinde serbest vuruştan yapılan orta ile Konya erken dakikalarda öne geçti.
  • Golün arkasından Shengelia ve Hadziahmetoviç ile iki net pozisyonu kaçıran ev sahibi, maçı koparma şansını kaybederken, Rizespor ise kalan dakikalarda rakibi üzerine gelmeye başladı.
  • İkinci yarı daha üstün olan Rizespor idi ve özellikle Fernando'nun volesi ile Sehiç'in kurtarışı görülmeye değerdi.
  • Baskısını arttıran Rizespor, Trabzon deplasmanında çok net pozisyonu atamayan Tunay'ın golü ile beraberliği yakaladı.
  • İki takımın hocasının da beraberliği sevindiği bir maçın da hakkı beraberlik olsa gerek...


Beşiktaş:3-0:Sivasspor
  • Sivasspor belki uzun zamandır ideale yakın bir kadro ile sahada yer alırken, daha üçüncü dakikada Gradel'in şutu ile az kalsın öne geçiyordu, Ersin harika çıkardı.
  • Sivasspor bir şekilde golü bulacak diye beklerken, taç çizgisini geçen bir pozisyonda hakemler bayrak kaldırmayıp, devam deyince yapılan ortada Güven takımını öne geçirdi.
  • VAR bu pozisyonu iptal eder diye beklememe rağmen, iptal edilmedi. 3 gün önce Gustavo'nun pozisyon, pazartesi gecesi bu pozisyon, birileri ligin üzerine "oyun" mu oynuyor diye düşünmüyor değil insan.
  • "İtirazlarla" yenilen gol Sivas'ı da oyundan düşürdü, kafalar orada kaldı, Beşiktaş da her zamanki gibi golü bulduktan sonra daha rahat oynadı... Yatabare'nin zoraki bir kafası direkten dönerken, Beşiktaş iki adımdan kaçırdı.
  • N'Koudo'nun rakibine olan pozisyonu kırmızı olarak konuşuldu ama sarı kart yeterliydi.
  • Devre biterken ise olanlar oldu, Hakan Arslan maçın hakemi Arda Kardeşler'e topun taca çıktığı pozisyonu cep telefonu ile gösterdi, hakem sarı verdi, dönüşünde sinirlerine hakim olamayan Hakan bir yerleri tekmeledi ve hakem ikinci sarıdan Hakan'ı attı.
  • İkinci devre eksik oynayan Sivas'a kaleci Samassa'nın da kötü performansı eklenince Beşiktaş 3-0 galip geldi.
  • Ersin'in yine ikinci devre hatalı çıkışı var, Sivas golü yapamadı
  • Maç sonrası Rıza Çalımbay'ın hakem konuşmayıp, Hakan'ı suçlaması ve önceki haftalar sürekli Galatasaray'ı ağzından düşürmemesi akıllarda tuhaf sorular oluşturdu.


Antalyaspor:0-6:Hatayspor
  • Hatay'da Boupendza 8, 17 ve 21. dakikalarda attığı gollerle maçı çok erken bitirdi. Goller de birinden güzel.
  • Antalya maçı bıraktı, Hatay bırakmadı, Babajide David attı, Boupendza attı ve ilk devre 5-0 gibi tarihi bir skorla bitti.
  • Herkes ikinci yarı bu skor nereye gider derken, Hatay vites küçülttü ve akıllardaki "tarihi" skorlar maç sonu çıkmadı ama yine de Mirkan son dakika bir gol daha atarak skoru netleştirdi: 6-0
  • Hatayspor hafta içi Trabzonspor'a karşı kaçırdığı golleri Antalya'ya atarak yılın en flaş skoruna imza atmış oldu.



HAFTANIN TAKIMI:
  1. Galatasaray
  2. Hatayspor
  3. Gaziantep FK
HAFTANIN TEKNİK DİREKTÖRÜ:
  1. Fatih Terim
  2. Ömer Erdoğan
  3. Şumudica
HAFTANIN FUTBOLCUSU:
  1. Boupendza
  2. Arda Turan
  3. Emrah Başsan
HAFTANIN KALECİSİ:
  1. Ertuğrul 
  2. Okan
HAFTANIN GOLÜ:
  1. Biglia
  2. Hodziç
  3. Arda
  4. Boupendza (Bonus)
HAFTANIN OLAYLARI
  1. Hatay'ın 6-0 kazanması
  2. Beşiktaş maçında çizgiyi geçen top
*** Haftanın değerlendirmesini Spotify üzerinden dinlemek için tıkla...

29 Aralık 2020 Salı

Balkanlardan Gelen Soğuk Hava Dalgası

 


Blog kültürü ile tanışmak 2007 senesine denk geliyor. Forumlarda yazıyoruz, yeni yeni hayatımıza giren sosyal medya ile tanışıyoruz, maçlara gidiyoruz, İngilizcemize ve Bulgarcamıza güvenip yabancı sitelerden "transfer haberi" kovalıyoruz, tribünlerden fotoğraf çekiyoruz ve hatta işi daha da ileri götürüp fanzin dahi çıkarıyoruz. Bir bakıma adı konmamış "gazetecilik" yapıyoruz... Yalnızca ben değil, özellikle Bülent abinin "aceto balasamico"sundan esinlenen herkes blogger olup, futbol yazıyor, lig takip ediyor. Tabii bu durumda ister istemez ortalık da Premier Lig, La Liga, Seria A ve Bundesliga'dan geçilmiyor. Bir kaç arkadaş Brezilya ligi yazıyor, bazıları da Fransa'dan bildiriyor. Karar verme aşamasındayım: Ya sürüye katılacağım, ya da farklı olan yolda yürüyeceğim... Aykırılık işlemiş ki ruhumuza, değişik olanı aradım ve futbolla ilk tanıştığım toprakları yazmaya başladım ultras/Movement blogda: Bulgaristan. Memlekette takip edilen bir lig mi, tabii ki değildi ama orada da futbol oynanıyordu, orada da "ölümüne" derbiler yaşanıyordu, orada da takımı için hayatını feda eden taraftarlar vardı... Bir haber, iki haber, bir röportaj tercümesi, tribünden bir fotoğraf derken, Bulgaristan futbolunu Türkiye'de yazan bir mecra haline geliverdi bu satırlar... Hiç de pişman olmadım, ve hep "iyi ki aykırı olmayı seçmişim" dedim durdum...

Şimdi yine "rahat battı" ve bir meceraya koyulduk. "Futbol izledik, futbol yazdık ve şimdi de futbol konuşuyoruz" diyerek Karalama Defteri adını verdiğimiz bir podcast vasıtasıyla ayak topuna dair tecrübelerimizi, anılarımızı ve izlenimlerimizi sesli olarak dillendirmeye başladık. Çok da keyif aldık, biz keyif aldıkça bizim sohbetimize dahil olan dostlar kümesini de büyüttük de büyüttük... Bir bakıma ultras/Movement blogun emekleme dönemlerini tekrar yaşadık... Karalama Defteri "laflarımızı" taşıyamayacak seviyeye gelince, futbolun güler yüzünü konuşmak için "Boş Mukavele"yi de ekledik podcastlerimize... Galatasaray'ımızı ve Türkiye Ligini "Karalama Defteri"nde, futbolun magazinini "Boş Mukavele"de konuşur olduk... Yetti mi? Yetmez... Madem blog olarak Bulgaristan futbolunun komşuya aşılan penceresi olduk, bir de başta Bulgaristan olmak üzere Balkanların sesi olmaya niyetlendik ve "Balkanlardan Gelen Soğuk Hava Dalgası" podcast ile kayıtlara başladık... Hiç beklemediğimiz kadar da "destekleyici" yorumlar aldık, almaya devam ediyoruz... Arkamızda da böyle bir "gaz" olunca dün gece beşinci bölümü çektik, yayına verdik... Umarım uzun soluklu oluruz...

Bu arada bu kadar işe girişmişken, ilk göz ağrımız ultras/Movement blogu da ihmal ettiğimin farkındayım ve bu içimde bir ukte olarak kaldı, maç izlerken tutulmuş bir çok not, bloga maç yazısı olarak yazılmayı bekliyor, geç de olsa yazılacak zira onların yeri ajandaların sayfaları arasında kaybolmak değil bu satırlarda gün yüzüne çıkmak...

Uzun zamandır yazmamışım, bu da iyi bir "dert dökme" oldu siz değerli dostlarla... Bizi hep desteklediniz, yeni yılda da desteklerinizi bekliyoruz...

ultras/Movement podcastleri Spotify üzerinden dinlemek için tık

ultras/Movement podcastleri Apple üzerinden dinlemek için tık

ultras/Movement podcastleri Google podcast olarak dinlemek için tık

Ya da hiç uğraşma, sayfanın sağında zaten yüklü, blog okurken oradan dinleyiver...



27 Nisan 2020 Pazartesi

Çernobil'in Yok Ettiği Takım


Nisan ayının yirmi altısında, 86 senesinde saatler biri yirmi üç geçe Çernobil Nükler Santrali patladı ve Ukrayna'da yaşayan insanların hayatlarını bir kabusa çevirdi. Patlamanın gerçekleştiği günlerde FC Stroitel Pripyat takımı da Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Ukrayna bölgesel liginde Mashinostroitel Borodyanka takımıyla yapacağı maça hazırlanıyordu. Birden gökyüzünde bir helikopter belirdi, etrafı toz dumana çevirerek antrenman sahasına indi ve içinden koruyucu giysiler giymiş ellerinde ölçüm cihazları olan adamlar çıktı. Bu kişiler takımın hocasına yaklaşarak : "Bugün burası helikopter sahası olarak kullanılacak, o yüzden idman iptal edildi"...

1970lerin başında Ruslar, Çernobil Nükler Santralini inşa etmeye başladılar ve ilk bloklar da Pripyat şehrine dikildi. Kiev'den 100 kilometre uzaktaki bu ufak kentte Rusya'nın çeşitli bölgelerinden fabrikalarda çalışmak üzere getirilmiş işçiler, aileleriyle yaşıyordu. "Kimse futbol izleyip, bir kaç bira içeceği stadyumda olduğu kadar rahat olamaz" diyerek zamanın Komunist Parti yöneticilerinden Vasili Kizima Trofimovich yeni inşa edilen şehrin yanına bir de stadyum yaptırmıştı. Stat olunca orada top koşturacak takım olmayacak mı? İnşaatçılar anlamına gelen "Stroitel" takımı da çok vakit geçmeden kuruluvermişti. Hafta sonları maçlara çıkan ve işten vakit buldukça antrenman yapan "işçi-futbolcular" amatör takımların katıldığı Rusya 5.liginde mücadele veriyordu.

Her ne kadar FC Stroitel Pripyat yeni kurulmuş ve amatörlerden oluşmuş olsa da oynadığı futbol ve aldığı sonuçlarla birden Rusya futbol otoritelerinin dikkatini çekti. Yerel yöneticiler de takımın ülkede söz sahibi olmasını istiyorlardı ki eski milli oyuncu Anatoli Shepel'i teknik direktör olarak Pripyat'a getirmişlerdi. Ayrıca, göz koydukları hedeflere amatör topçularla varamayacağını düşünen kulüp yöneticileri, yakın şehirlerden de futbolcu transferlerine başlamışlardı. Teklifler de cazipti, futbolcular Çernobil Nükler Santalinde çalışıyor gözükecekler ve maaşlar da oldukça astronomik olacaktı. Modern binaları, geniş caddeleri ve nehir kenarında yapılan plajıyla Pripyat'ta yaşam koşulları Rusya'nın bir çok diğer kentine göre oldukça cazipti ve nüfusun çoğu da zaten iyi kazanıyordu...

Ama kimse 26 Nisan gecesi 4 Numaralı Reaktörün patlayıp bütün bu ihtişamlı yaşam ile futbolda zirveye oynama hayallerinin biteceğini bilemezdi. Sabah güneş kendini gösterip, insanlar gece duydukları patlamanın nedenini araştırmaya başladıklarında, FC Stroitel Pripyatlı futbolcular eski stadyumda antrenmandaydılar. Rakipleri Mashinostroitel Borodyanka'nın hocasına ordu görevlileri tarafından maçtan saatler evvel maçın iptal olduğu ve Pripyat'a seyahat etmemeleri haberi verilmişti. Her iki takımın stadyumları da helikopter pisti olarak kullanılacaktı. Futbol da bitmişti, yaşam da... Patlamadan 24 saat sonra Pripyat kentinde yaşayan 50 bin cıvarında insan ile çevre yaşam alanları hiç zaman geçirmeden tahliye edilmeye başlandı, şehir tamamen kapatılmıştı. Geriye sadece askerler ve gönüllüler kaldı, bir de gönüllü olarak çalışmak isteyen Stroitel'li futbolcular.




86 senesinin 1 Mayıs İşçi Bayramında açılış hayallerini kurdukları 5 bin kişilik yeni stadyumda maç izleyemeden eski statları Avanhard'ı anılarla helikopterlere terk etmek zorunda kalan FC Stroitel'li taraftarlar, kendileri için sadece bir kaç ay içinde inşa edilen Slavutiç şehrine taşınmışlardı. Sadece Rusya'yı değil, çevre ülkeleri de etkileyen bu felaket sonrası bölgesel ligin 1985-86 sezonu da iptal edildi. Yeni şehre taşınan Priyatlılar, takımın adını da FC Stroitel Slavutiç yaparak iki sezon boyunca ligde boy göstermeye devam ettiler ama 87-88 sezonunu sekinci bitirdikten sonra takımın yöneticileri kulübün kapandığını açıkladılar. Oyuncular başka takımlara transfer olurken, taraftarlar da bir zamanlar gönül verdikleri takımı özlemle anılarda yaşatmaya devam ettiler.

Aslında o efsane takım 88 yılında değil de 4 Numaralı reaktörün patladığı 26 Nisan gecesi saatler biri yirmi üç geçe kapanmıştı...

23 Şubat 2020 Pazar

Sarı Kırmızıya Varan Sabahlar İçin "Gaassaray


Şampiyonluklarla veya hüzünlerle dolu sezonlar geride bırakılır,
Yeni bir sezonun adımı atılır,
Bazılarımızın kafasında yeni transferler, şampiyonluklar, kupalar, Avrupa
maçlarında başarılı olur muyuz olamaz mıyız tartışması yaşanırken,
Bazılarımızın aklında derbi tarihleri, tüketilecek kilometreler, gidilecek deplasmanlar, boyanacak pankartlar ve duyguları yansıtacak bestelerin satırları yazılır.

İşte böyle hayallerin ortasında netleşen derbi tarihleri ajandalarda karalanırken,
İster istemez  bizleri maziye götüren anılar, yaşanmışlıklar, hayalini kurup da hasretini çektiğimiz deplasmanlar sarar.
Ne yazık ki endüstriyel futbolun kendini hissettirdiği fakat karabasan gibi üzerimize çökmediği o dönemler,
Yaşayanlardan dinlediğimiz  sabahlama dönemleri,
Kimimizin sabahları fabrikaya gitmek için bindiği buğulu camlarından sarı kırmızı kaşkolların sallandığı 302 mercedes ile yapılan çıkarmalar,
Mecidiyeköy'den yürüyüp Beşiktaş vapur iskelesine atılan adımlar,
Boğazda "re re re ra ra ra" sesleriyle ve yakılan meşaleler ile maviliği ateş kırmızısına dönüştüren yürekler,
Hepsi gözümüzün önünden bir film şeridi gibi geçiyor olmalı.

İşte bu hislerle dolduğumuz bir derbinin öncesinde yıllarca çekilen çilenin kutsallığını kendisine şiar edinmiş, hayatlarını adadıkları renkleri damarlarında dolaşan kan gibi hisseden
geleceği senin düşün ile kuranlar için "Gaassaray"...



Boynunda sarı kırmızı kaşkollar ile buğulu camlarına başını yaslayıp,
sarı kırmızı düşlere dalanlar için 302 Mercedesin artan hızıyla saldır "Gaassaray"...

Asmalı'da, Tünel'de, Pera'da, Çiçek Pasajı'nda ve muhalif semtlerde sarı kırmızıya varan sabahlar için "Gaassaray"...

Cemre Gökçe

Blog Widget by LinkWithin