Каждый воин, парень бравый, (Her savaşçımız cesurdur,)
Смотрит соколом в строю.(Saflarda şahin gibi)
Породнились мы со славой, (Biz artık zaferle akrabayız,)
Славу добыли в бою.(Şanımız kazanıldı.)
Maksim Perepelitsa filmi için bestelenen В путь (Yola Çık) şarkısının bir kuplesini Kızıl Ordu Korosundan dinler gibiydim cumartesi yağışlı bir öğleden sonra çamur içindeki zeminde herkese inat pes etmeden zafer için mücadele eden Aleksey Andreyeviç Batrakov'un mücadelesini seyrederken. Dört gün önce "çocukluk hayali" Barcelona filelerini havalandırarak Galatasaray forması ile ilk gol sevinci yaşayan "Alyoşa", her ne kadar istatistiklere geçmese de Ankara'da da takımına üç puanı getiren oyuncu oluyordu. Dakikalar 87ye gelmiş, balçık içinde koşmaktan kimsede hal kalmamışken, ev sahibi topçunun topla ilerleyişini eli belinde seyretmek yerine peşinden kovalayıp, yatarak topu çalmış ve Deniz'in attığı golü hazırlamıştı... Maç sonu Aleksey tribünleri alkışlamıştı da, alkışın en büyüğü bu savaşçı genç Rus'a gitsin...
Şampiyonlar Ligi maçları sonrası kendi ligine dönmek hem fiziksel hem de psikolojik açıdan zordur, hele deplasmana gitmek işleri daha da karmaşık hale getirir de, zaten rezil bir zemini olan Eryaman'a bir de yağmur yağınca "patates tarlasına" dönen zeminde puan mücadelesi hiç de kolay olmayacaktı. Gençlerbirliği hocasını değiştirmiş, Alman ekolüne geçiş yapmış, ligin çıkış yapan ekiplerinden Amed'e son dakika attıkları golle yenilmemiş ve ilk hafta Fenerbahçe'ye yaptıkları sürprizi Galatasaray'a da yapmak istememişti. Sadece sahada zorluk çıkarmak derdinde değillerdi, tribüne gelen deplasman ekibine de kendi sezonluk kombine bileti olan 6 bin liraya yakın bir bilet ücreti (5800) belirlemişlerdi... Sol ve entelektüel kesimin hayranlık duyduğu "kızıl-karalar" futbolun endüstrisine çoktan kapılmış da, hala uyanmamış olanlara "günaydın" diyelim...
Ankara'daki mücadeleye Okan Buruk çok köklü olmasa da bir kaç rotasyon yaparak başladı, kaleyi Uğurcan korurken, bir kaç maç sonra Sallai tekrra sağ beke dönerken, Sanchez ve Abdülkerim merkez savunmada ve Eren sol taraftaydı. Torreira cezalıydı yerine Lemina vardı ve partneri de Sara'ydı. İleri uçta ise Batrakov'un sağında Sane ile solunda Barış yer alırken, Osimhen en uçta gol kovalayacaktı.
Sara'nın ilk dakikada kaleye yolladığı cılız şutla başlayan mücadelede daha ilk dakikalarda topun zemin dolayısıyla istendiği gibi hareket etmeyeceği anlaşılıyordu. Maç öncesi yayıncı kuruluşa "Galatasaray'a sadece savunma yaparak zorluk çıkaramayız" diyen Bernd Storck'un topçuları kalelerini dikkatle korudukları kadar, ani ataklarla da Sanchez ve Abdülkerim'i "gafil avlamak" çabasındaydılar ki 35te Salih çaprazdan plase vurdu, Uğurcan ve direk gole izin vermezken, atılan kornerde Thalison'un kafası auta gidiyordu. Beş dakika sonra Salih bir kez daha golle "yüzyüze" kaldı, Fıratcan'ın ortasında topu çizgiden geçirmezken, 45te Uğurcan karşı karşıya Tiago'ya geçit vermedi. Ev sahibi böyle net pozisyonlar bulurken, Galatasaray önce 21'de Batrakov'un pasında ofsayt olan Osimhen'in auta giden plasesi ile rakibi zorlarken, 38'de Galatasaray adına sahanın en kötüsü Sane'nin ortasında Osimhen'in kafası İrfan Can'dan dönüyordu. Sane demişken, Okan Buruk'un önünde gittikçe büyüyen bir sorun olarak duruyor Alman oyuncu: Zaha ve Ziyech gibi oynatsan saha içinde fayda görmüyorsun, kulübede tutsan başka bir sıkıntı. "İçi seni yakar, dışı beni" derler ya, o misal. Rakip de Sane'nin neler "yapamayacağını" biliyor ki topla buluştuğunda baskı ile meşin yuvarlağı kolayca kapabiliyorlar. Sane ise hala ülke futboluna yabancı, City ya da Bayern'de oynar gibi, topu ayağında tutuyor, minik paslar yapıyor, hızlı atağı geriye pas atarak kesiyor ve rakiplerin sertliğine cevap veremiyor. Devre biterken, gol atarak kötü oyunu unutturma şansı ayağına da geldi aslında Alman topçunun, Osimhen'in maç içinde çokça yaptığı pas vermek yerine kaleyi denediği bir anda top önüne düştü ama onu da filelere yollayamadı.
İkinci devreye iki takım da oyuncu değiştirmeden başlarken, yine benzer pozisyonlar sahneleniyordu, Galatasaray çok adamla rakip sahaya gidiyor, ev sahibi de hızlı ataklarla pozisyon buluyor ama ya siyah-kırmızılı oyuncular beceriksizce pozisyonları auta atıyor ya da Uğurcan başarılı oluyordu ki bu Uğurcan'ın bu sezon en fazla kurtarış yaptığı maç olarak da istatistiklere geçiyordu. Galatasaray adına ise son yarım saate girilirken Sara'nın ortasında Osimhen'in rahat kafasını İrfan Can kornere çelerken, on dakika sonra Batrakov'un pasında Osimhen bu kez yan ağları sarsıyordu. Beklenen gol gelmeyince, Okan Buruk Sara, Sane ve Barış'ı kulübeye alıp, Leao, İlkay ve Yunus'u oyuna dahil edince sarı-kırmızılıların yaratıcılığı daha da arttı, özellikle Yunus sağ tarafa hareket getirirken, Leoa'yu seyretmemize "balçık zemin" izin vermedi ve Portekizli topçu sakatlanarak 15 dakika sonra yerini Deniz'e bırakmak zorunda kaldı. "Leao yanlış krampon giymiş, ondan hoca çıkardı", "Leao ile Okan Buruk arasında kriz var", "Galatasaraylı futbolcular Okan Buruk'u istemiyor" gibi "maksadı belli" cümleler daha maç oynanırken sosyal medyada yer almakta hiç zaman kaybetmiyordu.
Deniz'in oyuna girmesiyle forveti çiftleyen Galatasaray'da Batrakov sol kanada geçip, Eren'in yerine oyuna dahil olan Jakobs'un enerjisiyle de Gençlerbirliğini soldan zorlamaya başladılar. Osimhen ve Batrakov'un yararlanamadığı bir kaç pozisyonla beraber süre de buz gibi erirken, mayıs ayında hepimizin hatırlayacağı o sahne yaşandı: Fıratcan Galatasaray yarı sahasından driplingle giderken Batrakov yatarak topu kazanıyor, pasında İlkay Yunus'u görüp, onun Deniz'i topla buluşturmasında genç golcü çaprazdan topu kaleye sürüp şutunda İrfan Can'ın hatasıyla Galatasaray'ın aradığı golü atıyordu. Galatasaray'ın çocuğu Deniz'in çocukluk hayalini gerçekleştirmesi kadar, Fenerbahçe'de oynadığı maçlarda rakiplere karşı yaptığı tahrikkar hareketleri ile bildiğimiz İrfan Can'ın maç sonu Galatasaraylıları kızdıramayacak olması da "futbolun ilahlarının" bir hediyesi olsa gerek.
Maçta uzatma dakikaları oynanırken Deniz'in golünün yanına bir de asist yazmasını da Yunus'un penaltı noktası üzerinden şutunda ev sahibi savunma elemanları engel oluyordu.
Hasan Kabze'nin 2006'da Beşiktaş'a...
Marek Heinz'in 2006'da Denizlispor'a...
Selçuk İnan'ın 2015'te Konyaspor'a...
Kostas Mitroglou'nun 2019'da Akhisar'a...
Fredrik Midtsjö'nün 2023'te Adana Demirspor'a...
Berkan Kutlu'nun ve Carlos Vinicius'un 2024'te Karagümrük ve Kasımpaşa'ya...
Batshuayi'nin 2024 Aralık ayında Trabzonspor'a attığı "şampiyonluk getiren" gollerden sonra Deniz'i de bu listeye ekleyeceğiz umarım...
Rusça başladık, Rusça bitirelim...
Давай, Алёша!
Stat: Eryaman
Tarih:17/10/2026
Hakemler: Reşat Onur Coşkunses, Murat Altan, Hüseyin Aylak VAR:Erkan Engin
Gençlerbirliği: İrfan Can Eğribayat, Fıratcan Üzüm (Koita dk. 90+1), Metehan Baltacı, Goutas, Thalisson, Salih Uçan (Oğulcan Ülgün dk. 72), Diabate (Martor dk. 90+1), Gouveia (Orakpo dk. 72), Luis (Zafer Göktuğ Erdem dk. 80), Tongya, Mendes
Yedekler: Gökhan Akkan, Yiğit Hamza Aydar, Arda Aslan, Muhammet Ensar Çavuşoğlu, Abdürrahim Dursun
Teknik Direktör: Bernd Storck
Galatasaray: Uğurcan Çakır, Roland Sallai, Davinson Sanchez, Abdülkerim Bardakcı, Eren Elmalı (Ismail Jacobs dk. 70), Mario Lemina, Gabriel Sara (İlkay Gündoğan dk.61), Leroy Sane (Rafael Leao dk. 61, Deniz Gül dk. 77), Aleksey Batrakov, Barış Alper Yılmaz (Yunus Akgün dk. 61), Victor Osimhen
Yedekler: Jankat Yılmaz, El Chadaille Bitshiabu, Kaan Ayhan, Renato Nhaga, Kazımcan Karataş
Teknik Direktör: Okan Buruk
Gol: Deniz Gül (dk. 88) (Galatasaray)
Sarı kart: Victor Osimhen (Galatasaray)

























Hiç yorum yok:
Yorum Gönder