31 Ekim 2007 Çarşamba

"Bizi Sevenlere İhanet Etmeyelim Baba"

"Sarı-kırmızılı renklere küçükten beri hayrandım.Galatasaray İzmir'e geldiğinde okuldan kaçar, maça giderdim.Bence Galatasaraylılık din gibi,mezhep gibi yerleşmiş, köklü bir inançtır.Galatasaray'ı işte bunun için tercih eder ve Galatasaraylılığımla her zaman gurur duyarım."

"Fenerbahce 20 bin, adalet bir yıl için 10 bin lira transfer ücreti teklif ederken, ben Galatasaray ile yıllığına 8 bin liraya anlaşma yaptığım gün mutluluktan uçuyordum..."

"Sahaya çıkmadan önce Allah'a dua eder, sahaya en son çıkmayı uğur sayardım.Aut çizgisini geçerken daima sağ ayağımı atardım.Maça başlamadan önce arkadaşlarım kaleye şut atarken, ben dolanıp durur, oyun başlayıncaya kadar topa vurmazdım... Sakatlandığım zaman, secde ederek iki elim önde 'Allah'ım sen bacaklarımı koru' diye dua ederdim."

"Galatasaray'ın alt yapısında 18 tane metin vardı... Galatasaray'daki bu metin'lerin sayısı bana söylendiğinde önce inanmamıştım. futbol okulunun çeşitli kademelerinde bu metin ismi dikkat çekmiş ve onları biraraya getirmişler. sonra da bana haber verdiler,gittim hepsini kucakladım."

"Fenerbahce'ye attığım ağları yırtan golüm çok konuşulmuştu.Hikayesi ise şöyledir ;Fenerbahce ile oynayacağımız her maçın havası ayrı olurdu. 1959 yılının 10 haziran günü oynayacağımız milli lig'in ilk final maçının önemi çok büyüktü. futbol federasyonu bu kritik maça yugoslavya'dan hakem getirmişti. tansiyon yüksekti.Maçtan bir gece önce Çınar otelde yugoslav hakemin üç fenerbahçeli yöneticiyle birlikte yemek yediği görülünce, İstanbul'da kıyamet koptu. Galatasaray kulübünün telefonları ihbarlarla inliyordu:'maç Çınar otel'de masa başında satıldı...yugoslav hakem fenerbahce'yi galip getirmek için ne lazım gelirse yapacak!..' bunun üzerine Galatasaray kulübü hakemin değiştirilmesi için federasyona başvurdu. hakem şaşırmıştı. ve ağlayıp sızlamaya başlamıştı. 'ne olur Galatasaraylılar'a söyleyin böyle bir sebepten dolayı memleketime dönemem maçı namuslu bir şekilde yöneteceğim.'

Yöneticilerimiz bir toplantı yaptı, hakemi kabul etti ve o yugoslav hakemle iki takım maça çıktı. 10 haziran 1959... dolmabahçe stadı yükünü almış, ezeli mücadeleyi bekliyor. sıcağa rağmen tribünler herzamanki gibi rengarenk... oyun hızlı başlamıştı. maçı mutlaka kazanmak istiyorduk. Çok hırslıydık... turgay uzun bir degaj yaptı. boş top, ceza sahasının üstüne süzülmüştü. topa kaleci Özcan arkoç ile birlikte yükseldik. Özcan topa uzanabilmek için adeta benim sırtıma tırmanmıştı.. Çok yükselmiş, bu sebepten de dengesini kaybetmişti. İkimiz birden yere düştük. Özcan anlayamadığım bir şekilde kıvranmaya başladı. o anda fenerbahce tribünleri benim Özcan'a vurduğumu zannederek küfretmeye başlamıştı. o çirkin tezahüratın ilk defa muhatabı oluyordum. Şaşırmıştım ve utanmıştım. suçlu olmamama rağmen utanmıştım. o sırada yanıma fenerbahçeli nazi erdem ve basri dirimlili geldiler. İkisi de çok sevdiğim arkadaşlarımdı...

Benim kasıtlı bir hareket yapmayacağımı benden iyi bilirlerdi.Ben onlarla konuşurken birden diz kapağıma bir tekme yedim.Acıyla tekmeyi vurana baktım.Bana vuran,kendine fenerbahce'de yer edinmeye çalışan Avni idi. o acıyla ben de Avni'ye bir yumruk attım.Yumruğu Avni'nin suratına indirince saha karıştı.Antrenörümüz George Dick, Eşfak Aykaç,Muzaffer Bozok ve menajerimiz Osman İncili beni olaylardan sıyırıp saha dışına götürmeye çalışıyorlardı. o kargaşa arasında yöneticimiz Muzaffer Bozok ile Osman İncili yugoslav hakeme kızıyorlardı. aradan iki üç dakika geçmiş, saha boşaltılmıştı. yugoslav hakem hışımla yanıma yalaştı ve saha dışını gösterdi.O güne kadar hiçbir hakemden bu kararı duymadığım için neye uğradığımı şaşırmıştım. Hırsımdan ağlıyordum.Sahadan çıkmadan önce gidip fenerbahçe tribünü önünde çakıldım.Ben gidince onlar da şaşırdı.Biraz önce o çirkin kelimeleri bana layık gören insanlardı onlar.Durdum.Bir baştan bir başa o triibünleri süzdüm. Sonra eğildim ve bana küfedenleri selamladım.

Ortalık sakinleşmişti.Ben soyunma odasına gitmeye kara verirken Suat,Turgay ve diğer arkadaşlarım kolumdan tutup 'Dur,hakem kararını değiştirdi galiba" dediler.

Oyun duralı 7 dakika olmuştu ve 7 dakikadan sonra yugoslav hakem beni sahadan atmaktan vazgeçmişti.Karar değişince fenerbahçeli futbolcular kahroldular.

Bundan sonra yüz binleri ağlatan tek golü ben atacaktım.37.dakikada ağları parçalayan bazukayı fenerbahce kalesine ben yolluyordum. Allahım rüya gibiydi sanki o an...

Nuri bir pas atmıştı,sola doğru kaçtım.Osman hızla üzerime geldi,onu atlatmak benim için zor olmadı.Aut çizgisine kadar gittim sol ayağımı çizgiye dayayıp topu kepçeledim.En büyük korkum Naci idi. Naci Erdem ekseri bu toplara çift dalardı.Fakat ondan da sıyrıldım.Evet, önümdeki topa çok dar açıdan vurmak zorundaydım.Bu bir an meselesiydi. bu kısa zaman içinde başımı kaldırdım ve kale içinde bir noktaya tüm kuvvetimle vurdum.Kaleci Özcan, köşeyi kapatmıştı.Buna rağmen top hızla kaleye girdi.İnanın topun baktığım noktadan dışarı çıktığını ve ağları parçaladığını sonradan öğrendim. golden sonra arkadaşlarımın sırtındaydım. tribünlerden 'cim bom bom..." sesleri yükseliyordu. halbuki hakem de dahil, golü dolmabahçe satdındaki kimse farketmemişti. hakem önce aut vermiş, sonra parçalanmış ağları görünce gole hükmetmişti. maçtan sonra fenerbahce'nin eski kaptanlarında fikret arıcan 'vallahi azizim bizim zamanımızda topa en iyi vuran adam Bekir'di...ama itiraf edeyim ki Metin daha iyi vuruyor...' diyordu . "

"Eşim ve ailesinin sürekli baskısındaydım. evliliğimin ilk günlerinde topu bırak diye diretmişlerdi. gülüp geçmiştim bu komik sözlere. ben nasıl aç susuz yaşardım ki? futbol benim dünyamdı. topu bırak emri yerine gelmeyince bu defa daha komedi bir teklifle karşılaştım ' Galatasaray'ı bırak İzmir'e dön...' diye diretiyorlardı. Galatasaray'ı bırakacağım ha? Allah korusun! Allah yazdıysa bozsun! Galatasaray benim dünyam, Galatasaray benim yuvam. nasıl bırakırım Galatasaray'ı? evet İzmir'i eşim kadar severim. ama benim bir de sevdiğim Galatasaray'ım var.
O aralar bizim rusya seyahatimiz vardı. eşim oya, kafasındaki acı planı İzmir' de uygulamaya koymuş. benim adımı ve imzamı kullanarak, beden terbiyesi genel müdürlüğüne bir mektup götürmüş...gazetecilere de 'metin Galatasaray'da satışa çıkarılmasını istedi ' demiş... aman yarabbim... böylesi görülmüş şey değildi. İzmir bölge müdürü mektubu almış ve 'peki efendim' demiş. 'mektubu hemen ankara'ya yolluyorum...'
bu mektubu ciddi zanneden galatasaraylıları bir telaş almış. ben rusya'da iken bir yardım kampanyası açılmış. amaç para toplayıp benim Galatasaray'da kalmamı sağlamak. bunu duyunca oya İzmir'den feryadı basmış ' metin 500 bin liraya bile Galatasaray'da kalmayacak '
haber bana ulaştırılınca, gazetecilere bir açıklama yapmak zorunda kaldım. ve şu mesajı ilettim :

'Galatasaray'da kalmaya ailece karar vereceğiz.İzmir'i, eşim oya kadar severim ama benim bir de yürekten bağlandığım Galatasaray'ım var.'
ama oya, topağacı'ndaki evi boşaltıp, eşyaları İzmir'e götürmüş. olacak iş mi? o eşyaların bir çoğunu evlenirken galatasaraylı taraftarlar hediye etmişlerdi. ne derdim galatasaraylı taraftarlara ben ?Rusya'da artık daralmaya başlamıştım. nihayet yeşilköy'e inmiştik. ama gözlerime inanamıyordum, İzmirsporlu yöneticiler beni kaçırmaya gelmişlerdi hem de bavul dolusu para ile. ama galatasaraylılar da korumaya.

Meğer biz Rusya'dayken komuoyu ikiye bölünmüş, Oya mı kazanacak,ben mi? ben Galatasaray'ı seviyordum elbette benim dediğim olacaktı. ve rüçhan atlı'nın otomobiline biniyordum. Önce bizim eve gittik. kayınvaldem 'buraya galatasaraylılar giremez ' deyip kapıyı rüçhan ağabeyin yüzüne kapamıştı. hava elektriklenmmiş eşimle tartışmıştık, yüzüklerimizi atmıştık. bir basın toplantısı düzenleyerek 'ben parayı Galatasaray'a tercih etmem ' diyor ve Galatasaray'da kalıyordum.Avukatım Süha Özgermi Karşıyaka adliyesindeki üçüncü celsede boşanma işini bitirmişti bile...

30 Ekim 2007 Salı

İlk Yarı 1, İkinci Yarı 2...

Kaptan, Gençlerbirliği'nde...

Futbolculuk kariyerinin "tatsız" sonlandırılması sonrası, kulübedeki yerini Gençlerbirliği yardımcı antrenörü olarak alan Büyük Kaptan, Kayseri Erciyes ve Bursaspor maceralarından sonra tekrar "bu işe" başladığı takıma döndü...Sene başı "Gençlerbirlikliler" ile anlaşmaya uğraşmış, olmamış ve Bursa'ya gelmişti... Görevine son verilince yeşil-beyazlılarda, pek te beklemeden Ankara'ya yerleşiverdi kaptan...Canı gönülden başarılı olmanı diliyorum Bülent kaptan, ama ne olur "yedek antrenörlerden" olma... Bir sezon içinde o takımdan bu takıma gezenler tayfasına katılma, zaten demişsin ki " Başarı için istikrar şart"...Evet kaptan, ait olduğun yere gidene kadar orda kal, kal ne olur kal...

2014'te Uykusuz Geceler...


Gecenin köründe onanacak maçlara hazırlanmaya başlayalım şimdiden...Uykunun bölünmesi, saat kurup maça 5 dakika 10 dakika kala uyanmalar, grup maçları sırasında tv karşısında uyuya kalmalar... Bir de o saatte bira-patates keyfi yapılır mı, yapan yapar gene ama bünye o saate ayarlı değil ki, biraz zorlanacak artık...Haketti mi Brezilya, etti tabii bu kadar kazanılan kupaya bakarsak, bir de tek adaymışlar zaten, kime verecek başka FİFA...

29 Ekim 2007 Pazartesi

Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun


Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir...
Mustafa Kemal ATATÜRK


28 Ekim 2007 Pazar

Derbi Çatalca'nın...[1-0]

  • "Derbinin derbi gibi olması için pazar günü oynanması gerekir" diye hep içimden geçiririm...İş yok, güç yok, tatil günü ve kendimi tamamen maçın atmosferine verebiliyorsun...Federasyon da ne düşündü bilmem-onların kendince bildikleri vardır, tedbir, sahanın boş olması vs. vs- ama Çatalca derbisini pazar günü oynandı...
  • Çatalca ilçesinin merkez takımı Çatalcaspor ile Çatalca ilçesine bağlı Akalan köyünın takımı Akalanspor top oynamaya oldukça müsait bir havada Çatalca Ziya Altınoğlu Stadında karşı karşıya geldiler...Daha önceki topiclerde belirttiğim gibi Trakya'nın sarı-kırmızı renklere sempatisi sonucu iki kulüp de aynı renklere sahipti ama maçta ev sahibi kırmızı rengi ağırlıkta kullanarak "derbi kostümlerini" kırmızı forma şort ve çoraptan oluştururken, Akalan ise ismindeki "ak" kelimesine bağlı kalarak ak forma şort ve sarı tozluk ile hazır bulundu sahada...Hakemler ise siyahı tercih ettiler, çok ta iyi ettiler...

  • Derbinin olmazsa olmazı seyirciler de, pazar günü olmasından dolayı oldukça fazla ilgiliydiler maçla...Ligin başlamasından bu yana Ziya Altınoğlu Stadı en fazla sayıda insana ev sahipliği yaptığı gündür, bu pazar günü...Çatalca bölgesinin futbol kültürüne uzak kişiler bu kalabalığın, Çatlacaspor taraftarı ağırlıklı olacağını, ya da en kötü "kafa kafaya" olacağını düşüneceklerdir lakin taraftarların tamamına yakını Akalan köylüydüler..."Küçük yerde, ilişkiler samimidir" derler, bu bağlamda köylerinin takımına destek için gelmişlerdi Akalanlılar...Çatalcalılar ise "kuvvetle muhtemel" aynı saatlerde oynanan Beşiktaş-İstanbul belediyespor maçı için kahvelerde yerlerini almışlardı...

  • Futbolun birleştirici yanı yine ortaya çıktı maç öncesinde...Köyünden uzak olan, Çatalca'da ikamet edenler ya da iş güç vesilesiyle "köy kahvesine" çıkma fırsatı bulamayanlar, maçta görüşüp hal hatır sorma fırsatı yakalayıp, eski günlerden 5-10 dakikalığına da olsa dem vurma fırsatı ele geçirdiler...Bu ikili üçlü diyaloglar o kadar fazla idi ki, "iyi ki varsı futbol" demeden kendimi alamadım...Yaşasın Futbol...Kitlelerin afyonuymuş...Peh...Hadi ordan...
  • Çatalcalı taraftarlar maça alaka göstermemiş olsalar da, kulüp yönetiminde yer alan eskinin futbolcusu, günümüzün televizyon yorumcusu Engin Verel tribünde maçı izleyenler arasındaydı...Engin Verel'in sağlam göbek yaptığını buradan belirtelim...
  • Seyircilerden bahse devam ederken, dünkü maçlar yorumunda belirttiğim "çekirdek" olayı bu derbi maçta oldukça abartıldı...İki kişiden birinde çekirdek paketi vardı desem yalan olmaz...Kulüpler çekirdek firmalarından sponsor alsalar, iyi gelir yaparlar deriz demesine de, esas istediğimiz formaların reklamsız, sponsorsuz sade olmasıdır...
  • Derbi maç sadece iki tarafın taraftarlarına hitap etmedi, aynı zamanda Çatalca yöresi amatör takımlarında oynayan topçular, futbol maçı kaçırmayan "iyi futbol dilencileri", takım başkanları ve antrenörleri tribünlerde yerleini almışlardı...Doğal olarak en ilgi çeken şahsiyet, bir önceki günün yıldızı Muratbeyli "bedenci"ydi...
  • Karşılaşmanın öneminden mi, Cumhuriyet bayramı arifesi olmasından mı bilinmez Çatalcaspor antrenörü takım elbise ile sahada yer alırken, ki kendisi daha önceki maçlarda eşofman ile yönetiyordu takımını, Akalanspor çalıştırıcısı, cezasından dolayı yine karşı boş tribünlerde takımına taktikler verdi...
  • Maç "derbi" adına yakışır şekilde başladı, sert, heyecanlı, sürükleyici...Daha önceki haftalardan pek beğeni vermeyen Akalanspor, favori gösterilen ev sahibi(?) Çatalca karşısında çok üstün başladı oyuna...Kalecilerinin cezasının bitmesi ve maçta görev alması da defansa güven vermiş olacak ki oldukca rahat oynadılar...Çatalcaspor ise "Akalanlı Emre'yi" sahaya kaptan olarak çıkarmış, 1-2 oyuncu dışında ideal kadrosu ile mücadele ediyordu...
  • Yetiştiği takıma karşı oynamak, futboculuk mesleğinin en "gıcık" yanlarından biridir..Tribünlerin bir gözü hep sende, yaptığın en ufak hareket o göze batar, en bariz küfürleri sen işitirsin...İşte Çatalca kaptanı da bu duyguları yaşadı bugün...Kendi köyüne karşı oynadı, sadece oynamadı bir de gol atarak, "evlat darbesi" vurdu Akalan köyüne...
  • Sert başlayan maç, sakatlıklar yüzünden sık sık durdu ki maçta en çok koşanlardan biri de sağlık görevlisi oldu...Bir orda bir burda sürekli yerde yatan futbolculara koşmasından sonra, bu pazar mesaisini tam hakkıyla yaptığına şahit oldu izleyenler...
  • Güzel ve heyecanlı geçen ilk yarıda gol çıkmadı ama kimse o an orada bulunduğundan pişman değildi...Kırkbeş dakika bir soluk gibi geçmişti...
  • Derbilerin olmazsa olmazı, seyirci ile oyuncu arası atışmalar maçın devre arasında burada da yaşandı ama "emniyet", "emniyet" görevini yaparak Çatalcalı 2 numaralı oyuncuyu "emniyetli" şekilde soyunma odasına götürdü..
  • İkinci devre daha da sertleşti oyun, daha da yerde yatan oyuncu sayısı arttı, sağlıkçıya daha da çok iş düştü...Bu sertliklerden birinde, Akalanspor ceza sahası önünde oluşan serbest vuruşu kaptan Emre plase bir vuruşla, kalecinin tuttuğu direğe çarptırarak derbiye yakışır bir gol atarak "hain evlat" damgası yeme pahasına takımını öne geçirdi...
  • Gol sonrası ise Türk futbolcusunun"bariz" özelliği ortaya çıkarak Çatalcaspor geriye yaslandı, Akalanspor da saldırdıkça saldırdı..Maçın son dakikalarında da gol fırsatı buldular ama eşitlik olmadı, basınımızn deyimiyle "Çatalca bir attı, üç aldı"...
  • Maç sonu ise "derbilerde görmeye alıştığımız" hareketler cereyan etti soyunma odası koridorlarında...Ve emniyet güçleri araya girerek ortalığı sakinleştirdi...

Manu Chao

''Üçüncü dünya ülkelerini temsil eden yegane takım olduğu için konserlerde Galatasaray forması giydim.''
Manu Chao
(Mart 2006)




27 Ekim 2007 Cumartesi

Bey, Paşa Maşa dinlemedi...[7-1]

  • Cumartesi gününün ikinci maçında fikstür Muratbey ile Selimpaşa'yı eşleştirmişti...Alibeyspor'un maçı kazanmasından sonra, acaba bugün "bey"lerin günü mü olacak düşünceleri vardı zihinlerde...Gençler maçından sonra, "büyükler" maçı olacak olması, gökyüzündeki güneşte de bir ciddiyet durumu oluşturmuş olacak ki, 2 saat önceki güler yüzlü hali yerini "kaşları çatık bulutlara" bırakmıştı...
  • Maç öncesi iki takımın da maça beyaz renkli formalar ile çıkma düşüncesi ufak çaplı bir forma krizi yaşanmasına sebep olmuştu ama Selimpaşa'nın yeşil renkli formalar tedarik etmesi ile bu sorun tatlıya bağlanıverdi...Ekipmanlardan söz açmışken, Muratbey sahada beyaz forma, siyah şort ve tozluk ile hazır bulunurken, Selimpaşa ani forma "revizyonu" sonrası yeşil forma beyaz şort ve çorap üçlüsü ile başlıyordu...Forma mevzusundayken hala, Muratbey'in kalecisine dikkat çekeyim, göğsünde "Siemens Mobile" yazan Real Madrid olması muhtemel bir 12 numaralı, eskilerin deyimi ile "kaleci kazağı" giymişti...
  • Maça hızlı başlayan Muratbey bir iki tehlikeli atak sonrası golü buldu ve rahatladı...Zaten ilk yarının ortalarında ikinci golü de bulunca, oyun iyice "rolantiye" alındı, her ne kadar antrenörleri saha dışından "bağırış çağrış" ikaz etmeye çalışsa da...Tipik bir orta saha mücadelesi izlettirdiler izleyenlere...
  • Selimpaşa'da oynamaya çalışan 4 numaralı saçları kazınmış kaptan oyuncuları vardı ama o da bir yerde, yan hakemle ofsayt tartışmaktan, Muratbey'in ataklarına pek direnemedi...
  • Maçın ilk yarısının heyecansız geçmesi sonrası, maçtan çok tribünlere, seyircilere dikkatim çekildi..Fena sayılmayacak bir kalabalık vardı ama tezahürat olayı hiç yoktu...Kalabalığın en önemli uğraşı İzmirlilerin "çiğdem" dediği, biz Trakyalıların çekirdeğini "çitletmek"ti...O kadar ki sana kim daha fazla kabuktan"tepecik" yapacak diye yarış halindeydiler gibi...
  • Oyun öyle sıkıcı bir ilk devre yaşattı ki, Muratbeyli oyuncu soyunma odasına giderken, seyircilere İddia sonuçlarını soruyordu...Yeni bir Gökdeniz mi yetişiyor diye düşünmeden edemedim o anda...
  • İkinci devre, özellikle Selimpaşa daha istekli başladı ve pozisyonlar da buldu ama topu ısrarla ceza sahasına kadar çalımlarla sokma, hatta kaleciyi de çalımlama istekleri, aradıkları gölü ancak PlayStation'da atabilecekleri kanaati yarattı biz seyircilerde...
  • Muratbey ise uzun toplar ve tek paslarla üçüncü ve dördüncü golleri arka arkaya bulunca iyice rahatladı oyunda...
  • Muratbey'de beden eğitimi öğretmeni olan 11 numaranın soldan getirdiği toplar ve attığı gollerle skordaki ara gittikçe açıldı ve fark 7'ye kadar çıktı...İlk yarısı sıkıcı geçen oyunda ikinci devre bolca goller izleyince içimiz ısındı, soğumaya başlayan havada...
  • Maçın en güzel gölü hangisi derseniz, o da Selimpaşa'dan geldi...Oyunun son dakikalarında ceza sahası dışındaki serbest vuruşu kaptanları 4 numaralı oyuncu, oldukça sert bir şekilde köşeye "zımbalayıverdi"...
  • Maçın hakemi "emekli" olma çağına gelmiş gibi, sanki uzatmaları oynuyordu...Çok terlemeden maçı bitirmeyi bildi...Kart çıkardığını da hatırlamıyorum..."Keşke bütün maçlar bu havada geçse" der gibiydi maç sonu sentetik çim zemini terk ederken...

Alibey, Çatalca'da kazandı...[0-4]


  • B Gençler Ligi'nin Çatalca'da oynanan maçında Çatalcaspor, Alibeyspor'u konuk etti kendi sahasında... Tek kanallı dönemde kalma söz ile " hava ve saha şartları" futbol oynamaya müsaitti...Öğle üzeri güneş tepeden maksimum sıcaklığı ile "güzel bir maç ortamı" için elinden geleni yaptı...
  • Çatalcaspor'un gençleri sahaya kırmızı forma, siyah şort ve siyah "tozlık"( bu tabire ilk duyduğum günden beri "hastayım") ile çıkarken, misafir oyuncular "ekipman" olarak beyazın ağırlıkta olduğu forma-şortlar ve yeşil çoraplar ile çıkmışlardı...Hakemler ise hakemi hakem yapan "siyah" kıyafetlerini giymişlerdi...Hakemlerin renkli forma giymesini sevmedim, sevemeyeceğim...
  • Tribünlerde günün ilk maçı olması ve gençlerin oynamasından dolayı çok az seyirci vardı, gelenler de "evlatlarını" izlemeye gelen anne babalar, abilerini gururla izleyen "minik" kardeşler, ve sınıfındaki "platonik" aşkını gizliden takip eden kızlardı...Unutmadan, bizim gibi "güzel futbol dilencileri" de vardı tribünlerde tek tük...
  • İlk yarıda denk mücadele içinde geçen maçta, misafir Alibeyköy'ün ağır bastığı görülüyordu lakin meşin yuvarlağı, kale çizgisinden sokmayı beceremediler...Ev sahibi ise, kontra ataklarla, öne geçme uğraşı veriyordu...Başta belirttiğim gibi, çabalar nafile kaldı ve gol sevinci yaşanmadı Çatalca Ziya Altınoğlu Stadında...
  • İkinci yarıya oyuncu değişikliği yaparak başlayan sarı-kırımızılılar, oyuna da aktif başladılar ama 50-55.dakkika cıvarı yedikleri gol sonrası, oyuna ilgileri dağıldı...Zaten gençlerde böyledir, gol yedikleri anda, tüm ilgi alaka biter..
  • Alibeyspor, attığı ilk golden sonra iyice oyuna ağırlığını koydu ve maç sonuna kadar 3 gol daha atarak maçı 4-0 ile kazanmasını bildi...
  • Yabancı transferi, yabancı sayısı diye yırtınan "3 İstanbullu" Süper Lig takımı, ağırlığı altyapılara verseler, amatör ligleri gençleri bir izleseler...Ne yetenekler yetişiyor ülkemizde..Alibeyspor'da 10 numara ile oynayan genç, elinden tutulursa çok iyi yerlere gelir...Zidanvari çalımlar, ince paslar, oyunu okuması ile izleyenleri kendine hayran bıraktı...
  • Ülkemiz insanı futbolu seviyor, gençlerimiz internetin yaygınlaşması ve uydu yayınlarının evlere gelmesi ile Dünya futbolunu çok iyi biliyor ve yakından takip ediyor... Saçlarından ayakkabılarına kadar, tozluklarındaki plasterden kollarındaki kaptanlık bantlarına kadar herşey televizyonda izledikleri abileri gibi...Kendilerine idöl seçme çağlarında olan gençlere, büyüklerinin "örnek model" olması gerekiyor ama Milli takım kaptanımızın el kol hareketleri yapması( kendince haklı sebepleri olsa da) basın mensuplarına, nasıl örnek olacaksa...
  • Herşey hoş güzel gelişiyor da, şu kırık çıkıklar olmasa...Tamam, futbolun doğasında var sertlik ama, saha içinde kırılan kol, maçın tadını kaçırıyor...Bugun gene kırık, çıkık, burukuk şüphesiyle hastaneye gitti iki genç topçu...
  • Amatörün en sevdiğim yanlarından biri de maç sonundaki "primleridir"...Endüstriyel'in henüz ele geçiremediği gençler, galibiyeti başkanın ısmarladığı köfte-ekmek- duruma göre dürüm- ve ayran üçlüsü ile şakalaşar kutlamayı bilmektedirler...Tabii, köfte ekmek zifayeti esnasında, "Beyler idman pazartesi 5te, ona göre" duyurusu gelmese...

26 Ekim 2007 Cuma

Rwanda'da Bir Maç Günü

Mario Alberto Kempes nam-ı diğer El Matador

Toprak Sahalarda Bu Hafta #1 [27-28 Ekim]

TarihStatSaatTakım 1Takım 2KategoriGrup
27 10 2007 CumartesiÇATALCA SAHASI13:00ÇATALCAALİBEYB.G.2
27 10 2007 CumartesiÇATALCA SAHASI15:00MURATBEYSELİMPAŞA1.A.L.1
28 10 2007 PazarÇATALCA SAHASI15:00ÇATALCAAKALAN1.A.L.2

Çekilsene be Kadın #3[26-29 Ekim]

26.10.2007 CUMA
19.00 Fürth-B.Monchengladbach / http://www.sporx.com
20.00 Kayserispor-Trabzonspor/ Lig Tv
21.30 E.Frankfurt-Hannover 96/ http://www.sporx.com

27.10.2007 CUMARTESİ
13.00 Kocaelispor-Elazığspor/ D Spor
16.30 Stuttgart-B.Leverkusen/ http://www.sporx.com
16.30 Schalke 04-W.Bremen/ Ntv
17.00 M.United-Middlesbrough/ Fox
18.10 Metz-Nancy/ Kanal A
19.00 Kasımpaşa-Fenerbahçe/ Lig Tv
19.00 Torino-Cagliari/ 24
23.00 R.Madrid-D.La Coruna/ Ntv
23.10 Cruzeiro-Atletico/ Lig Tv

28.10.2007 PAZAR
13.00 Kartalspor-Sakaryaspor/ D Spor
15.00 Köln-Paderborn/ http://www.sporx.com
15.30 Bolton-Aston Villa/ Fox
16.00 Beşiktaş-İstanbul BŞB/ Lig Tv
16.00 Palermo-İnter/ Ntv
16.00 Milan-Roma/ 24
18.00 B.Dortmund-B.Münih/ Ntv
18.00 Liverpool-Arsenal/ Fox
19.00 Lens-Rennes/ Kanal A
19.00 Denizlispor-Galatasaray/ Lig Tv
20.00 Barcelona-Almeria/ Ntv
21.30 Genoa-Fiorentina/ 24
22.00 Paris SG-O.Lyon/ Kanal A

29.10.2007 PAZARTESİ
19.00 Karşıyaka-Antalyaspor/ D Spor


Kaynak

25 Ekim 2007 Perşembe

Hakkını Verin Sadece...



Görüntüler Arsenal-Slavia Prag maçı sonrası...7-0 la kaybeden Praglılar, kendilerini desetklemeye gelen taraftarlarının önünde diz çökmüş af diler durumda...Taraftar da ne kadar kızgın olsa da alınan mağlubiyete, yine büyüklük gösterip bağışlamış vaziyette...Aslında, af diletmek, diz çöktürmek değil bizim çabamız, "o forma kutsaldır nasip olmaz herkese" diyoruz, topçularımız da göğüsleri üzerlerinde taşıdıkları armanın tribünlerdeki bizler için neler ifade ettiğinin farkına varıp,"hakkını verseler sadece" bize yeter de artar bile...

24 Ekim 2007 Çarşamba

"mutluydum, o uyudu..."


Live...

Animation...
Bir iskambil falında, çıkmıştık birbirimize
o güzel kupa kızıydı, sinek valesiydim bense
geceyarısı o perşembe rastladım köprü üstünde
ağlama dedim, o ağladı trabzanlardan indiğinde

saçların mı ıslak yoksa ıslak mı yaşamak dedim
senin için rüzgarda hep yağmur mu var
gözlerin mi daldı yoksa sıkıldın mı sorulardan
hiç geçmez mi gözlerinden bu sonbahar?

bir kar tanesi ol, kon dilimin ucuna
bir kar tanesi eri ağzımda

sırılsıklamdı soyundu, vücuduma dokundu
biraz pürüzlü tenimde yaşam hücrelerimi buldu
mutluydum o uyudu sarıldım sayıklarken
tanımadığım o adları yanımda, çırılçıplak

rüyamda gururluydum, biliyordum diyordum
inanmak lazımmiş meğer iskambil fallarına
uyandım, bakakaldım, hayali bir parmağın
bıraktığı yazıya, pencere camının buğusuna
hoşçakal

22 Ekim 2007 Pazartesi

Donatalım Dört Bir Yanı Bayraklarla

Sizleri yarın sabahtan itibaren Aziz şehitlerimizin uğruna, onların tabutlarını saran aziz ve şanlı Türk Bayrağı ile evlerimizi ve iş yerlerimizi donatmaya davet ediyoruz. Ülkemizin dört bir yanı al bayrağımız ile donatılsın ki, vatanımızın sahipsiz olmadığı görülsün...

Büyük Kaptan'dan Buraya Kadar...

Bugün itibariyle Büyük Kaptan Bülent Korkmaz, Bursaspor'daki misyonunu tamamlamış olup,artık kendisini sarı-kırımızı formalı oyuncuların başında antrenör olarak görmeyi dilemek çok fazla bir şey istemek değildir..Bu genç takım da olur, PAF takım da olur, A takım da...
Gel kaptan gel kaptan
Alınacak çok kupa var be kaptan

Bizden Biri Lincoln

21 Ekim 2007 Pazar

Bu Vatan Bölünmez Bu Böyle Biline!!!


21 Ekim 2007 günü saat 00.20 sıralarında, Irak'ın kuzeyinden topraklarımıza sızan PKK terör örgütü mensupları tarafından, Hakkari/Dağlıca'da konuşlu Piyade Taburunun emniyet unsuru olan bir bölüğümüze kalabalık bir grupla üç ayrı bölgeden silahlı saldırıda bulunulmuştur.

Çıkan çatışmada 12 şehit, 16 yaralı verilmiştir.

Saldırıya anında misliyle karşılık verilmiş; teröristler, silahlı helikopterler tarafından görerek, mevcut ateş destek vasıtaları ile görmeyerek ateş altına alınmıştır. Şu ana kadar 23 terörist etkisiz hale getirilmiştir. Ayrıca, olay bölgesinin güneyinde teröristlerle yeniden temas sağlanmış olup, çatışmalar devam etmektedir.

Teröristlerin kaçış istikametleri manevra birlikleriyle takip edilmektedir. Birliklerin harekatı ile koordineli olarak, 63 adet muhtemel hedef ağır silahlarla ateş altına alınmıştır.

Kamuoyu gelişmelerden ayrıca bilgilendirilecektir. Saygı ile duyurulur.

Şehitler Ölmez...Vatan Bölünmez...Mekanları Cennet Olsun...

Referandummuş, Evetmiş, Hayırmış, Seçimmiş, Yüzdelik dilimlermiş, zartmış zurtmuş, Puan kaybıymış, galibiyetmiş, vesaire vesaire...Söz konusu vatansa gerisi teferruattır...Şehitlerimizin yerini ne doldurabilir ki? Sözlerin bittiği nokta bu olsa gerek...

20 Ekim 2007 Cumartesi

Fatih Uras'ın "kolej" takımı....


  • Küresel "ısınmaya" inat, iyice soğuyan havada oynandı Akalanspor-Fatih Üniversitesi maçı Çatalca Ziya Altınoğlu Stadında...Bir de gökyüzünde ağırdan ağıra nazlanarak hareket eden bulutlar iyice üstümüzde kasvetli bir hava yarattılar...Sadece içimizi karartmakla kalmadılar, bir de hafiften ıslattılar bu maçı izlemeye gelen 3-5 futbol "manyağını"...
  • Seyircinin sayıca azlığı maç başındaydı, lakin Fatih Üniversitesi'nin başında eski milli kalecimiz Fatih Uraz'ın olduğu pekte çabuk yayılmış olacak ki ilçede, birer ikişer "şöhret görme" meraklıları doldurmaya başladılar tribünleri..
  • Akalanspor klasik beyaz üzeri sarı-kırmızı çizgili formasıyla çıkarken sahaya, rakip ise mavi formayı tercih etmişti..
  • Hakem triosu, iki hafta önce olduğu gibi yine maça geçikmeli çıktı ve tribünlerden"Hocaaa, davul zurna mı getirseydikk başla diye beyaaaaa" narası duyuldu ki, soğuktan titreyen bünyelere ılık bir meltem tebessümü estirdi...
  • Hanı basında hep duyarız ya, "Galatasaray'da kolej havası var", "Ertuğrul Sağlam kartalda kolej havası estirdi", "Roberto Carlos kolej takımına gelmiş gibiyimi dedi" tarzı "kolej" meraklısı haberler, esaslı "gerçek" kolej takımını Fatih Uras oluşturmuş..Adı üstünde kolej=üniversite... Gencecik çocuklar mücadele hissi ile oradan oraya koşuşturuyorlar, yandan hocaları sürekli bağırıp yönlendiriyor..İlerki haftalarda çok can yakacak bu takım...Bir de üniversite öğrencileri maçlara gelse de tribün desteğini de alsalar arkalarına..
  • Maç başlarında hakem oyun kontrolunu ele almak için sert davrandı ve Fatih üniversitesi yardımcı antrenörünü saha dışına attı..Ne fayda ki, amatörde saha içi ile saha dışı sadece 1 yazıyla "bir" metre mesafede...
  • Akalanspor ilk golü buldu maçta ama soyunma odalarına önde gidemedi ve ceza sahasında elle yapılan müdahaleye hakemin verdiği penaltı sonrası durum 1-1 eşitlendi...
  • İlk yarıda etkisiz olan Fatih Üniversitesinden 11 numaralı oyuncu (amatörün kötü yanı topçuların adlarını bilemememiz) yerini 13'e bıraktı...Fatih Hoca'nın bağırşalrından adının Musa olduğunu anladığımız bu topçu oldukça yetenekli.. Kabiliyet demişken, kumaşı sağlam bir topçu da Fatih Üniversitisenden 8 numarayla oynayan Murat..O da ikinci devre yorularak oyun dışı kaldı...
  • İkinci yarının ortalarında Akalan defasının hatasını değerlendiren 10 Numaralı Okan, üniversite takımını 2-1 öne geçirdi...
  • Maçın bitişine 15 dakika kala Fatih üniversitesi 10 kişi kaldı ve genç takım tecrübesizlik örneği göstererek geriye çekildi ve sürekli akın yedi...Ve son dakikada olan tartışmalı penaltı sonrası Akalanspor durumu 2-2 ye getirdi..Taraflar pek memnun kalmasa da puanları paylaştı...
  • Maçın hakemi oldukça kötü bir yönetim sergiledi...Ama bir yan hakem vardı ki, evlere şenlik...Gözü önünde 2 metre dışarı çıkan topa bayrak kaldırmama gafletinde bulundu ki, herkese güldürdü kendini...
  • Saha içinde 60lı yaşlarda herşeye müdahale eden, oyuncalara "otur yerine", hocaya "hocam tamam sakin ol" seyirciye "gereksiz bağırmayın" diyen bir kişi vardı, üstünde tanıtım kartı filan da yoktu..Onun hareketlerine isyan edip, hakeme şikayet eden Fatih Üniversiteli yedek oyunculara da, bahsi geçen şahıs, saha komiserine numaralarını not ettirerek, disiplin kuruluna vereceğini belirtti...Maçın hakeminin yedek kulübesine kadar depar atıp gelerek belirttiğine göre "şahıs" Federasyon Temsilcisiymiş...Sen kartını boynuna takma, tanıştırma kendini, sonra ceza yazdır..ne güzel memleket...
  • Maç sonu gene amatöre has manzaralar vardı, hakeme saldırılar, itiş kakış, bizim sahada görüşcez tehditleri...
  • Tribünde söylenilenlere göre aynı grupta yer alan Çatalcaspor, deplasmanda Karacaköy'ü 2-0 yenmiş yönündeydi...Şöyle bir ayrıntı var ki, bir önceki hafta Akalanspor-Karacaköy oynamış, Karacaköyden 2 oyuncu atılmış, birinin kolu kırılmıştı..Aynı hafta da Çatalcaspor, Batıköy'ü farklı yenmiş, Batıköylü oyuncular bir önceki haftadan cezalıymışlar...Akalanspor, bu hafta da Çatalcaspor'a çalıştı, iki hafta sonra Fatih Üniversitesi ile oynayacak olan Çatalca gene rakibini eksik yakalama şansına erişti..
  • Son olarak Fatih Uras'tan o kadar bahsettik, edebiyatçı yönünü de analım ve yazmış olduğu Kaleciyi Vurun ve Futbolun Arka Bahçesi kitaplarını tavsiye ederim..Futbolun toprak sahalarından milli maçlara kadar herşeyi dolu dolu yaşamış Fatih Hoca...

19 Ekim 2007 Cuma

Efsane Forma Vol.#2


"Forma dediğin uzun kollu olur" idi hep düşüncem ve söylemim..Ve efsane Metin Oktay formasının uzun kollusunu da çıkartarak kulübümüz benim gibi düşünenlere güzel bir hediye vermiş oldu...Fiyat olarakta kısa kollu forma gibi uygun bir fiyat belirlemişler...Bize de koleksiyonumuza eklemek düşer artık...
Formaya ulaşmak için tıklayın...

Fortis Türkiye Kupası

Kupa'da kuralar çekildi..İşte grubumuz...

D GRUBU
GALATASARAY
SARIYER
DENİZLİSPOR
GENÇLERBİRLİĞİ OFTAŞSPOR
BURSASPOR

ve fikstür şöyle:

Hafta

1.MÜSABAKA

2.MÜSABAKA

BAY TAKIM


31 Ekim 2007

SARIYER
-
G.BİRLİĞİ OFTAŞ

GALATASARAY A.Ş
-
DENİZLİSPOR


BURSASPOR


6 Ocak 2008

BURSASPOR
-
GALATASARAY A.Ş

DENİZLİSPOR
-
SARIYER


G.BİRLİĞİ OFTAŞ


9 Ocak 2008

G.BİRLİĞİ OFTAŞ
-
DENİZLİSPOR

SARIYER
-
BURSASPOR


GALATASARAY A.Ş


16 Ocak 2008

GALATASARAY A.Ş
-
SARIYER

BURSASPOR
-
G.BİRLİĞİ OFTAŞ


DENİZLİSPOR


23 Ocak 2008

DENİZLİSPOR
-
BURSASPOR

G.BİRLİĞİ OFTAŞ
-
GALATASARAY A.Ş


SARIYER

Film Çekseydiniz Be Basel...


Çekilsene be Kadın #2 [20-21 Ekim]

20 Ekim Cumartesi
----------------------------------------------------
14:00 Orduspor - Karşıyaka / D Spor
14:30 Rangers - Celtic / Business Channel
14:45 Everton - Liverpool / Fox
16:00 Trabzonspor - Beşiktaş / Lig Tv
16:00 Sakaryaspor - Eskişehirspor / D Spor
16:30 Bochum - Bayern Münih / Ntv
17:00 Middlesbrough - Chelsea / Fox
19:15 Aston Villa - Manchester United / Fox
20:00 Fenerbahçe - Konyaspor / Lig Tv
20:30 PSV Eindhoven - VVV Venlo / Business Channel
21:00 Villarreal - Barcelona / Ntv
21:30 Reggina - Inter / e2
23:00 Espanyol - Real Madrid / Ntv

21 Ekim Pazar
----------------------------------------------
05:00 Palmeiras - Parana / Lig Tv
16:00 Livorno - Lazio / e2
20:00 Galatasaray - Ankaraspor / Lig Tv

Kaynak

Yakma Bunu Yakma...

Yazık değil mi bu kadar atkıya ama şimdi...


18 Ekim 2007 Perşembe

Deplasmana biiiirrrrrr kiiiiiiii....


Otobuslerdir deplasman yolculuklarının değişmezi...Bir koltuk bulmak nimettir, olmazsa da sıkışırsın bir yere, oturursun koridora...Bazen de trenle gidersin ya da 3-5 arkadaş olup kendi arabanızla...Pek sık olmasa da vapurla da yapılır "deplase", Beşiktaş'tan Kadıköy'e, Karşıyaka'dan Alsancak'a, Yalova'dan İstanbul'a...Lakin, ya kamyonla...Bir videoda Eskişehirlilerin arızalanan deplasman otobüsünü bırakıp, maça yetişmek için bir kamyon durdurduklarına şahit olmuştum, ama yoktur pek bizim kültürümüzde böyle şeyler...Bu resim de birden karşıma çıkıverdi, Japonların deplase tarzı da böyle olsa gerek...

Matildas


17 Ekim 2007 Çarşamba

Yalnız Bir İmparator vol.1

Güneş her akşam batıp hergün doğuyorsa
Çiçekler solup solup tekrar açıyorsa
En derin yaralar kapanıyorsa
En büyük acılar unutuluyorsa
Neden korkulur hayatta söyleyin bana
(ben neden hep aynı kalayım söyleyin bana)

Elbette bazen çiçek açıp bazen solacağım
Elbette daldan dala konup sonra uçacağım
Elbette bazen hızla dönüp bazen duracağım
Elbette bazen söyleyip bazen susacağım

İnanmadım asla inanamam
Herşeyin bir sonu olduğuna

Paul Breitner

"binlerce insanın katledildiği stadyumlarda top oynamam"


16 Ekim 2007 Salı

Kenarda hoca, bağır bağır bağırıyor...

Milli Takımlar Teknik Direktörü Terim de saha çizgisi kenarında 'rahat duramayan' isimlerden.

Milli maç ve Fatih Terim vesilesiyle, bir üslup ve 'motivasyon' meselesi: Teknik direktörlerin 'bağıran adamlığı' hakkında ne düşünmeli? Ve tabii kalecilerin, soylu yalnızlıklarının paradoksu olan vokal çalışmaları hakkında

TANIL BORA

Gençlerbirliği'ndeki teknik direktörlüğü beş lig haftası kadar süren Fuat Çapa, futbolcularla vedalaşırken, kaleci Gökhan Tokgöz şöyle söylemiş ona, mealen: "Hocam, sen bize medeni insanlar gibi davrandın, ama biz bundan anlamadık, anlamayız; senin bize bağırman lazımdı..." Zaten, ajanslara göre, kaptan Erkan'ın sözcülüğünü yaptığı bir heyet başkan İlhan Cavcav'a çıkmış ve demiş ki: "Bu hoca çok değerli bir insan, onu bırakmayın... Ama söyleyin, bize bağırsın..."
Nadir bir istek parçası olmadığını biliyoruz bunun. Tribün ahalisinin, yöneticilerin, yorumcuların ve bizzat futbolcu milletinin çoğunluğu değilse bile büyük kısmı, teknik direktörün bir bağıran adam olmasını istiyor. Hem hırs gösterisi (gösterişi) bakımından, topçular 'motive olsun' diye... Hem otoritenin baş alameti saydığından; otoriteyi işi lâyıkıyla bilmekte değil boruyu öttürmekte görerek... Ama bir zamandır, karşı görüş de güçleniyor. Geçen sene Bursa kanalı Olay TV'de pazartesi akşamları yayımlanan, Bursaspor'un ıcığının cıcığının çıkarıldığı sohbet programında, yorumcuların bu bağırma meselesinde ikiye bölündüğünü hatırlıyorum. Bir taraf Engin İpekoğlu'nun kulübesinde efendi efendi oturmasını yadırgıyor, diğer taraf ise sözgelimi Mesut Bakkal'ın taç çizgisinden içeri yarı beline kadar sarkmış, ağzından tükürükler saçarak bağırmasına anlam veremiyordu. (Cavcav'ın Bakkal'a ilk 'uyarısının' gerekçesi de bu olmuştu: "Sporculara fazla bağırıyor.")

Lobanovski örneği
Evet, gerçekten de bir teknik direktör bütün ilmini maçın oynandığı 90 dakikaya sığdıracakmışçasına hiç durmadan kenardan talimatlar haykırıyorsa, bunda bir yanlışlık var demektir. Talim-terbiyesini vaktiyle vermiş olmalıydı, oyuna müdahalesini özlü talimatlar ve pratik değişikliklerle yapabilmeliydi. 'Motivasyon' denecekse, kuşkusuz morali sendeleyen bir oyuncunun ateşlenmesi elzemdir ama eğitim çavuşu tarzında değil herhalde.
Peki herkes Lobanovski gibi olabilir mi? Kiyevski Dinamo'nun büyük üstadı, takımının zembereğini kurup çayıra saldıktan sonra, maç boyunca uykulu-asık bir suratla oturduğu bankta hafifçe ileri geri sallanmaktan başka bir 'müdahalede' bulunmazdı. Geçtiğimiz yaz 17 yaş altı dünya şampiyonu olan Nijerya'nın teknik direktörü Yemi Tela onu bile yapmıyordu, kulübesinde kıpırtısız bir münzevi idi.
Tekniği-taktiği boş verirseniz; futbolun folkloruna gönül verenler için hepsi ayrı ayrı neşe kaynağıdır bunların. Ayak parmakları üzerinde yükselmiş, ellerini boru yapmış, her bir elemana ayrı ayrı anlık taktik yetiştirircesine bağıran Yılmaz Vural da var bu folklorun içinde; iki parmağını dudağının kıyısına iliştirmiş, kaşlarının altından oyunu süzerken, 'Acaba küçük rok mu yapsam filimi mi çıksam' muhasebesi yaptığı izlenimini veren Mourinho da. Bazen de hüzünlüdür; eğitim çavuşuna değil, bir imdat çığlığına benzetebilirsiniz teknik direktörün bağırışını ("Eyvah, geliyorlar!"). Demirel tabiriyle 'çare bulma yerinde' oturanın çaresizliği...

Çenesi çıkan kaleci
Bir de kaleci bağırtısı var. Dünyanın her yerinde, kalecinin saha
içinde ha bire çene yapması beklenir. Önündeki personelle sürekli konuşup onları tavında tutmalı, icabında topu bırakmaları için uyarmalı, onlara yer göstermeli, barajın koordinatlarını ayarlamalı, korner kalabalığına nizam vermelidir. Bu bağırtılı çağırtılı sosyalleşme tarzı, kalecinin soylu yalnızlığının bir paradoksu gibidir. Lâkin burada da farklı üsluplar var. Kimi kaleci kalendermeşrep bir sükûnetle, arada bir ellerini çırpıp 'Haydi, haydi' diye ünlemekle yetinir, kornerlerde neredeyse bezgin jestlerle direk nöbetini hatırlatır ya da belalı bir rakibi işaret eder, o kadar. Buna karşılık mesela Peter Schmeichel, Toni Schumacher, nasıl da boyun damarları kabara kabara bağırır, kapı önünde top oynayan çocukları paylayan amcalar teyzeler gibi azarlarlardı o azman stoperleri! Ligimizde şimdilerde Orkun Usak vokalleriyle dikkat çekiyor. Kimseyi azarladığı yok ama top yarı alanına geçtiği anda öyle bitmek bilmez bir arya söylevine başlıyor ki; sanırsınız ek iş olarak radyoda maçı anlatıyor.
1966-1978 arasında Manchester United'in kalesini koruyan, şampiyonluklar gören, İngiltere milli kazağını giyen Alex Stepney de böyleymiş, çok bağırırmış. 1975 senesinde bir maçta Stepney'in başına gelen, ibretliktir: önündeki savunmacılara öyle bir bağırmış ki, şaka değil, çenesi çıkmış adamcağızın! Velhasıl, abartmamak lâzım.

15 Ekim 2007 Pazartesi

Deplasman Otobüsü


Dün gece bir kız gördüm çarşıda,
Altında yeşil-kırmızı tanga,
Domalmış çarşı'nın ortasında,
Veriyor ona buna...


vakit geçmiyor
alkol yetmiyor
a.q. yolu bitmek bilmiyor
cem uzan gelsin
tüm derler bitsin
bütün deplasmanlar 1 saate insin


Üzüntünde Kederinde En Kötü GÜNDE
Varsın Alem Ceksin Gitsin Biz Hep Seninle
Sanma Ne Sampiyonluk Ne Kupa Umrumda
TARİH YAZMAMIS Kİ BÖYLE BÜYÜK BİR SEVDA !

9 Ekim 2007 Salı

Başarılar "Mohikan"

Ünal Kahraman'ın Ümit Milli Takımdan Konyaspor'un başına geçmesiyle takımı yönetmek görevini devralan Son Mohikan Ümit Davala'ya başarılar...Yolun açık olsun Ümit, yolun açık...Futbol oynarken yaptikların, antreörlükte yapacakalrının temiantıdır, ki bunu ''Birçok takımda görev aldım, birçok hocayla çalıştım. Oyuncularıma bu birikimlerimi aktaracağım'' diyerekte belirtmişsin...

Unutulmayan an, işte bu an...UEFA şampiyonluğunun ilk adımı...

Alayına İsyan İnadına Ankaragücü


Taraftarın edebiyat alemine bir katkısı da Ankaragücü tribününden geldi..Duygu -Berkay ikilisinin hazırlamış oldukları kapsamlı araştırma, tüm "ultras"lara bir selam mahiyetindedir..Yayın Epos yayınevinden çıkmış, bugün yarın raflarda yerini alacaktır...Kitaptan bir alıntı yapalım ve biz de selam çakalım bir kez daha yazarlara:

"...: Taraftarlık, deplasman otobüsündeki “geyiktir”. Maçı izlemeden gidip gelinen yüzlerce kilometredir. Taraftarlık hatırlamakta zorlanacak kadar anı biriktirmektir. Şenliktir. Taraftarlık kavgadır, abartmadır bazen yalandır. Taraftarlık hem sıradan olmak, hem aykırı olmaktır. Dostluktur, sürekli yeni insanlarla tanışmaktır. Egemen medyaya alternatif oluşturmaktır. Taraftarlık espridir, ayrıntılara dikkat etmektir. Hayal kurmaktır, şu acımasız ve illüzyon dünyasında Behrengi’nin “küçük kara balık”ı olmaktır. Taraftarlık eylemektir, yüksek sesle bağırmak, ses tellerine garezi olmak ve sürekli “ergen” olma halidir. Aşktır, tutkudur, hesapsızlıktır. Taraftarlık müziklerden rocktır, protest olanıdır ve elbette arabesktir; illa klasik batı müziğinden örnek verilirse Beethoven’in Dokuzuncu Senfoni’sidir. Taraftarlık cop ve biber gazı yeme olasılığının yüksekliğidir, kendini Don Kişot hissetmektir. Tenefüs zilidir ve tenefüsün kendisidir. Kimi zaman kurgulanan bir itaattir. “Beleş biletle” işi olsun olmasın bu süreci bilendir. Taraftarlık örgütlü olmaktır, Kıvılcımlıcı bakışla “ilkelliktir”. Haylazlıktır, tebessümdür, “sert yapmaktır”. Her dinlediği müzikte “beste çıkar mı” diye düşünmektir. Çokça dendiği gibi “hayata gider yapmaktır”. Taraftarlık bazen kronik depresif hal, kimi zaman gülme krizidir. Sokaktır, gece parkta kalmayı bilmektir. Kuşak çatışmasıdır, çelişkidir. Amire, patrona ve yetkiliye bazen içinden, bazen kamusal olarak sövmektir. Ayar vermektir, şakadır. Yıldızlı gökyüzü, sıkılmış yumruktur. Bir açıdan bataklıktır, kaybeden olmaktır. Düğünlerde kesin sahnede olmaktır veya köşede durup sürekli ters bakmaktır. Komedi, gerilim, macera ve romantik filmdir. Çocukluğun Şeker Bayramı anılarıdır. Havadan ve sudan konuşmaktır. Efes’in efsane şişesine, sadece bir basit “şişe” gözüyle bakmamaktır. Dumandır, sistir, Bob Marley’dir, arka mahalledir. Duygudur, tatili sevme halidir, “damat” Lafargue’nin bahsettiği tembellik hakkıdır. Getto’dur, evde musluktan su içmektir. Taraftarlık, İtalya’da “ultras”, İngiltere’de “holigan”, Arjantin’de “barras bravas” olmaktır. Çocuklar gibi tedbirsiz, gezginler gibi tetikte olma halidir...

Yolumuz Açık Olsun...

Bugün yapılan kura çekiminde rakiplerimiz belli oldu olmasına ama tribünsel açıdan memnun olmadım, sebep ise istediğimiz tribünleri göremeyeceğimizdir Sami Yen'de...
İşte kuradan bize gelen takımlar ve maç günleri:

H Grubu:
Bordeaux
Austria Wien
GALATASARAY
Panionios
Helsinborg

(25 Ekim 2007) Bordeaux - Galatasaray.
(8 Kasım 2007) Galatasaray - Helsingborg.
(29 Kasim 2007) Panionios - Galatasaray.
(5-6 Aralık 2007) Maç Yok.
(20 Aralık 2007) Galatasaray - Austria Wien.

TSC Bırakıyor mu?


Avrupa şehri Bursa'ya Avrupai "ultras" tribünü yerleştirmek amacıyla kurulan Texas Supporters Club, bu hafta itibariyle faaliyetlerine son vermiş bulunmaktadır...Gerçi bu "jet haber" grub lideri Duka Mesut tarafından doğrulanmasa da, sezon başında grubtan ayrılıp maratona geçen çok sayıda Bursaspor sevdalısı vardı..Gruptan ayrılanların yarıdan fazlası da TSC'yi kuran kişilerdi...Tek başına grubu sürükleme görevi lider Duka'da kalmıştı ama o da buraya kadar sabredebilmiş..
Yaptıkalrı meşale showlar, zekice hazırlanmış pankartlar, saha içi ve dışında oluşturdukları kardeşçe ortam için kendilerine tesekkürü bir borç biliriz..

8 Ekim 2007 Pazartesi

Superclasico Bitti, ya Sonrası...


River maçın ilk devresinde attığı goller ile, biri de yakından tanıdığımız Ortega'nın, bizce ve bazı kaynaklara göre ölmeden yapılması gereken 50 "şeyden" biri olan dünyanın en büyük derbisi Super Clasico'yu kazandı 2 gole karşı kalesinde gol yemeyerek...Maç bitti ya sonrasında ne oldu diye düşünürken, Çinli Jiang Yuxia'ın bir yazısına rastladım:

BUENOS AIRES, Oct. 7 (Xinhua) -- Some 150 Argentine soccer fans were arrested on Sunday around Buenos Aires soccer stadium the Monumental, where Argentine soccer giant River Plate defeated Boca Juniors 2-0.
Police arrested River fans for breaking drugs laws or parole terms and arrested Boca fans from the La Doce (The 12) hooligans club, when they began fighting over ticket allocations on the away fans' stand. Sunday's security operation involved 1,300 officers, a record for such events.
Doce's members had previously fought a week ago in the Argentine city of Rosario, capital of Santa Fe province, where Boca lost 1-0 to rival Rosario team Newell's Old Boys. Police there arrested Doce's leader, Mauro Martin, and another Doce member, holding them for three days.
Two months ago, gunmen murdered Gonzalo Acro, a member of River hooligans squad Los Borrachos del Tablon (The Stand Drunkards). Rival Borrachos leaders Alan Schlenker and Adrian Rosseau are also feuding.
Kısaca tercüme edersek, derbiden sonra 150ye yakın taraftar Monumental stadı etrafında göz altına alınmış,Riverlı taraftarların suçu haplanmak ve emniyet tedbirlerine uymamak iken, La Doce'den içeri alınan taraftarların kabahatı ise bilet kavgasıydı...Bu arada editörün belirttiği ve rekor dediği duruma göre 1300 kişilik bir emniyet kuvveti yer almış stad etrafında...Doce üyeleri daha önceki hafta da mevzu yapmışlar, grup reisi Mauro Martin ve başka bir taraftar tutuklanmış, 3 gün boyu içerde kalmış...Bunun dışında, bu konuyla ilgilenler bilir ki River'ın lideri Gonzalo Acro vurulmuştu ve hala kan davası sürmektedir...

Şehitler Ölmez Vatan Bölünmez...


Genelkurmay Başkanlığı, Şırnak bölgesinde görev yapan bir birliğe, terör örgütü tarafından yapılan bir saldırıda 13 silahlı kuvvetler mensubunun şehit edildiğini bildirdi.
Genelkurmay Başkanlığı’nın konuya ilişkin basın açıklamasında, şunlar kaydedildi:
"Şırnak bölgesinde görev yapan bir birliğimize, 07 Ekim 2007 tarihinde terör örgütü tarafından yapılan bir saldırıda, 13 Silahlı Kuvvetler mensubu şehit edilmiştir.
Terör örgütü mensupları, yurt içerisinde operasyon birliklerimizle, yurt dışına kaçış noktalarında ise ateş destek vasıtalarıyla takip edilmektedir.
Terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetlerde ortaya çıkan bu tablo, mücadele azmimizi ve kararlılığımızı daha da artırmıştır."

Şehitler Ölmez Vatan Bölünmez...Başımız Sağolsun..Mekanları Cennet Olsun...


7 Ekim 2007 Pazar

Amatörde Bi' Pazar Günü...

  • Günün ilk maçı Mavi-Kırmızılı Karacaköy ile sarı-kırmızı renklerle sahip Akalanspor, zaten Trakya'da "acayıp" şekilde sarı kırmızı renklere sevdalı köy, ilçe ve bucak takımı var..Edirnespor, Çorluspor,çatalcaspor vs. vs... daha maçın başı bir çok olaylara gebe olacağını gösteriyordu ve hakem Karacaköy'ün kalecisini bir penaltı sonucu atıverdi..Tabii, yedek kaleci olmayınca santrafor kaleye geçti...Gol atmak başka, gol korumak başka tabii ki, neredeyim, ne oluyor diyemeden Karacaköy kalesinde 3 gol gördü...
  • Tribünler bir amatör ligten beklenmeyecek şekilde kalabalıktı..Hani derlerdi eskiden TRT1 de maçlar yayınlanırken, "yazdan kalma bir gün" diye, aynen öyle , belki de bu güzel pazar gününde iftar saatini bekleyen "kalabalık", köylerini desteklemek için yeni yapılan stadta yerlerini almışlardı..
  • Maçın ilk yarısının bitmesine az kala işlerin tersine döneceğinin ilk sinyali verildi ve Karacaköy hem penaltı kazandı hem de rakip kalecisiz kaldı..Neyse ki onların yedek kalecisi vardı...Devre 3-1 Akalanspor üstünlüğü ile bitti...
  • İkinci yarıya hakemler biraz gecikmeli çıktı..Neden niçin belirsiz...Ama ikinci yarıdaki kararları ile bu şüpheli gecikme, kafalarda soru işaretleri uyandırdı...
  • Karacaköy öyle bir başladı ki oyuna, arka arkaya goler bularak maçı 4-3 kazandı...
  • Karacaköy'de bir 8 numara vardı, adam bu işi biliyor...Hırslı, uyanık, kurnaz, vs vs...
  • Herşeyi yapıyoruz ama maalesef milletçe hep bir şeyi eksik yapıyoruz..Sen koskoca stad yap, herşeyini hazırla, hatta maç öncesi oyuncu isimlerini oku hoperlor ile ama maça bie ambulans getirmeyi unut, yada "getirteme"...Orada top oynayanlara yazık değil mi..Günün en kötü anı, Karacaköy oyuncusunun elinin kırılması ve "bağıra bağıra" saha dışına çıkarılıp, şahsi oto ile hastanaye götürülmesidir..Ambülans geldi tabii, ama hep görüp bildiğimiz gibi, iş işten geçince...
  • Amatörde hakem olmak için ya "sağır" olacaksın ya da çelik gibi sinir olacak...Miletimin insanı futbol profesörü olduğu için, her pozisyonda yan hakemin 7 değil 77 değil, 777 sülalesinin hatrı soruldu...Bravo yani elemana, bir dönüp tribüne bakmadı...allah bilir o da içinden "kayıyordur"...
  • Günün ikinci maçı ise Çatalcaspor ile Batıköy arasında oynandı...Arada kalite farkı belli ediyordu kendisini...Batıkoy'ün de kalecisi kart cezalısı olduğu için, yedek kalecinin güvensiz hareketleri sonucu Çatalcaspor erken gol buldu ve gol yağmuru tüm maç boyu sürdü...Sonuç mu:11-0...Düzüne olmaya 1 gol kaldı...
  • 9 numara Ramazan(?) bayağı bi gol attı..Kaç tane olduğunu sayamadım ya da unuttum...
  • 3-0 sonrası iftar hazırlığı için ve skor garanti olduğu için sdat aniden boşalıverdi..Devrede ise kalan 3-5 kişi de gitti...Sözde futbolu seviyoruz...Biz futbolu değil kendimiz seviyoruz...
  • İlk hafta 3-0 yenilen Çatalcaspor, bu hafta kazanarak 3 puanla tanıştı ve averaj düzeltti..
  • Çatalcaspor'a kırmızı formalar yakışıyor..sarı ağırlıklı formadan vazgeçmeleri iyi olmuş...
  • Akalanspor maçının yan hakemi bu maçta da yan hakem olarak çıktı ve gene tribün tarafındaydı..ve hakemlerin değişmez kaderi olarak "yine yeni yeniden" küfür üstüne küfür yedi...
  • Maç sonunda hakemlerin herhangi bir koruma olmadan ellerini kollarını sallayarak ilçe meydanında dolaşmaları da bir garip..ya maç boyu kendisine küfredenlerden biri, fiziksel tacizde bulunsa...Amatöre federasyon acilen el atmalı...Yoksa Tepecik Belediyespor maçı sonrası yaşanılanları çok duyarız, çok ah vah çekeriz...
  • Amatör futbola dair "ilginç" anlardan biri, oyuncuların maç sonunda, hemen ellerine sigarayı alıp 90 dakika boyunca temizlenmiş ciğerlerini zehirleme çabalarıdır...
  • Maçları izlerken en çok kalecilere acıyorum...İnsan iki kale arkasına 2 çocuk koyar ki, auta çıkan topları getirsin diye, ama neredee...Kaleciler, "zavallılar", 50 m. uzağa giden topları koşa koşa alıp, aut noktasına dikip, elleri belinde liberonun ne kadar uzağa vuracağına bakıyorlar ya....Ben de onlara dalıp kalıyorum...
  • Ramazan ayı olmasından dolayı çekirdekçiler bu hafta pek iş yapamadılar ama önümüzdeki haftalar son sürat çalışacaklardır...

6 Ekim 2007 Cumartesi

Green Street Hooligans

Sarhoş olmak ve dövüşmek. Hayatta yapacak başka ne var ki?

Tuttuğun takımın maçındasın. Stadyum dolu, tüm taraftarlar ayakta. Kıran kırana ve sert bir maç. Oysa sahada olup bitenler daha sonra olacaklar için sadece bir ısınma. Kargaşa başladığında sakın kaçma.
Kendini sonuna kadar savun. Savaş. Nefret ettiğin birini düşün.
Diye yapılmış filmin tanıtımı...Basit bir hooligan filmi önyargılarından sıyrılıp izlendiğinde insan psikolojisi ve toplum sosyolojisi hakkında önemli ipuçları veren bir yapım...Mutlaka edinip, izlenmesi gereken Green Street Hooligans'ın trailer'ı da aşağıda...

En Güzel Gol

Çekilsene be Kadın #1 [06-07 Ekim]

6 Ekim Cumartesi
FOX 14:45 Man.United - Wigan (Canlı)
NTV 16:30 Schalke 04 - Karlsruher(Canlı)
LİG TV 20:00 Manisaspor - Fenerbahçe (canlı)
NTV 21:00 Efes Pilsen - M.Timberwolves (Canlı)
Business Channel 21.00 PSV EINDHOVEN-WILLEM II TILBURG
24 21:30 Inter - Napoli (canlı)

7 Ekim Pazar
Business Channel 13.30 SPARTA ROTTERDAM-AJAX
FOX 14:00 Arsenal - Sunderland (canlı)
24 16:00 Fiorentina - Juventus (canlı)
NTV 16:00 Parma - Roma (canlı)
LİG TV 16:00 BJK - Gençlerbirliği (canlı)
Fox 17:00 Man.City - M'boro (canlı)
NTV 18:00 Barcelona - Atl.Madrid (Canlı)
LİG TV 20:00 Kayserispor - Galatasaray (canlı)
e2 20.00 Boca Juniors-River Plate (Canlı)
24 21:30 Lazio - Milan (canlı)

Zevkini Çıkara Çıkara...

"el Superclasico" River - Boca

07 ekim 2007 Pazar günü saat 20.00da NTV'nin uydudan yayın yapan e2 kanalında......tribünleriyle, futbol kalitesiyle, golleriyle beklentilere cevap verir umarım...

Çocuklar temiz kalsın...


Haber aşağıda:
Milli Takımlar Teknik Direktörü Fatih Terim, Emre Belözoğlu'nun, kızı Merve ile evleneceği için Macaristan maçındaki hareketi nedeniyle Federasyon'dan ceza almadığı şeklindeki iddiayı ortaya atan Onur Belge'yi mahkemeye verdi. Terim, avukatı İhsan Coşkun aracılığıyla mahkemeye başvuruda bulunarak Onur Belge hakkında 100 bin YTL'lik manevi tazminat davası açtı.
Avukat Coşkun, davalı Onur Belge'nin 17 Eylül 2007'de katıldığı Sporvizyon adlı programdasarfettiği "İsviçre maçında yaşanan olayların elebaşıları Fatih Terim ve Emre Belözoğlu'dur. ZatenEmre Belözoğlu'nun Fatih Terim'in kızıyla ilişki yaşadığı ve Terim'in damat adayı olduğu iddiaları var" şeklindeki sözler nedeniyle mahkemeye başvurduklarını ifade etti..

Artık çok fazla olmaya başladılar...Çocuklar temiz kalsin bari...Futbolcu ya da antrenör kendisiyle ilgili yapılan doğru-yanlış, ki çoğunlukla yanlış, haberlere alıştı ama, n'olur hemen bırakın aileler ve çocukları da bu pis dünyaya bulaştırmayın...

Blog Widget by LinkWithin