MakalE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MakalE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ağustos 2026 Cuma

Aleksey Batrakov: Lokomotiv’den Avrupa’nın Zirvesine Uzanan Rus Yıldız


Aleksey Batrakov ile 5 Haziran 2026'da Dünya Kupası başlamadan önce yapılmış en son röportaj. Milli takım antrenmanının ardından Sport24 muhabirleri Andrey Babich ve Aleksandr Muyjnek, Aleksey genç futbolcu ile bir araya geliyorlar ve başlıyorlar sohbete. Biz de ultras/Movement okurları için bu görüşmeyi Türkçeye çevirip, derleyip toparladık. Buyurun bakalım...


Milli takım hocası Valeri Karpin'in uzun ve yorucu lig maratonu sonrası bazı oyuncuların milli takıma çağrılma konusunda  “sızlandığını” belirtip, kendisinin de gruba dahil olup olmadığı sorusuna, hayır diye cevap veren Aleksey sözlerine şöyle devam ediyor: "Milli takıma çağrılmak ve burada oynamak büyük bir onur. Burada deneyim kazanıyor ve gelişiyorum. Milli takımda üç maç oynamak elbette alışılmış bir durum değil ama beni rahatsız etmiyor. Ayrıca sezonun ardından biraz dinlenme fırsatı da buldum. Şampiyona bittikten sonra Moskova'da beş gün geçirdim ve kendime gelebildim."

Rusya Milli takımının kendisine ne kattığı sorulduğunda ise iki takımda farklı bir görevleri bulunduğundan, Lokomotiv'de oynadığından daha geride oynayıp  hücumları daha fazla başlattığından söz ediyor Batrakov ve bundan da keyif aldığını söylüyor. Lakin daha ileride oynamaya alışık olduğunu da ekliyor cümlelerine. Söz ulusal takımdan devam edip, Mısır mağlubiyeti sorulunca da rakibin iyi bir ekip olduğunu ama kendilerinin de onlardan geri olmadığını, Marmoush'u özellikle beğendiğini belirtip, maçtan sonra üç gün boyunca neden kaybettiklerini analiz ettiklerini ve bazı bölgelerde eksik kaldıklarını açıklıyor.


Muhabirlerin Mısır'ın Dünya Kupasında şansının ne  olduğu sorusuna da ikincilik için iyi şanları olduğunu söyleyen Aleksey tahmininde de isabetli oluyor zira Mısır grubu Belçika'nın arkasında ikinci bitirdi. Kendisine Rusya Milli Takımının Mısır'dan daha iyi performans gösterip göstermeyeceği sorulduğunda ise "Bunu düşünmek bile istemiyorum. Bir anlamı yok. Ben ne İspanya'yla ne de Fransa'yla oynadım; nasıl karşılaştırma yapabilirim? Rakiplerimizin seviyesi arasında ciddi bir fark var. Önce Nikaragua'nın temposuna ayak uyduruyoruz, ardından iyi organize olmuş Mısır'la karşılaşıyoruz. Buna alışmak kolay değil." diye yanıtlıyor soruyu.

Muhabirlerin hazırlık maçlarında yorulup yorulmadığını merak ettiklerinde de Aleksey "Tekrar söylüyorum, kıyaslayabileceğim bir deneyimim yok çünkü Rusya Milli Takımı'yla resmi maç oynamadım. Dünya Kupası ve Avrupa Şampiyonası elemelerini görmüş oyuncular için daha zor. Her ne olursa olsun bütün futbolcular bu duruma alıştı ve bir gün değişmesini bekliyor. Milli takım maçlarındaki mücadele bundan etkilenmiyor. Hazırlık maçlarının bile büyük ilgi gördüğünü ve statların dolduğunu görüyoruz. Bu da yeterli motivasyon ve sorumluluk getiriyor. Sadece resmi turnuva maçlarının verdiği deneyimin hazırlık maçlarıyla doldurulamayacağından bahsediyorum." diye cevap veriyor.

Ve konu yavaş yavaş Avrupa futboluna gelip, Andrey Babich ve Aleksandr Muyjnek genç oyuncunun Şampiyonlar Ligi finalinde kimi desteklediğini soruyorlar, Batrakov'un cevabı Safonov'tan dolayı PSG oluyor. Tabii sadece Milli Takımdan arkadaşı değil bunun nedeni, aynı zamanda Arsenal'in savunma ağırlıklı oyununu sevmediğini, PSG'nin tarzını daha ilgi çekici bulduğunu anlatıyor. Khvicha Kvaratskhelia'nın gelişimini de kendisine örnek alıp, Avrupa'ya "kapağı atan" her topçunun sonrasında kaderinin kendi elinde olduğuna inanıyor Aleksey.


Ülkemizde de çok konuşulan PSG'nin Aleksey'i transfer etmek istediği söylentileri sonrası PSG logolu bir t-shirt ile fotoğraf çektirmesine de "kafa bulmak" için yaptığını, olası transfer haberlerinden bıktığını ve kendisinin o kadar da değerli olmadığını söyleyenlere karşı dalga geçmek için o pozu verdiğini anlatıyor. Smolov'un Batrakov'un PSG'de oynayamayacağı için PSG yerine Barcelona'ya gitmesi cümlesi hatırlatıldığında da "Bu Fedor'un düşüncesi. Başkasının düşüncesi farklı olabilir." diye özgüvenini gösteriyor. Muhabirlerin PSG gibi bir takımda oynamak için hangi yönlerini geliştirmelisin sorusuna "Her şeyimi" diyen Aleksey, Arsenal oyuncuları gibi iki saat koşmanın onun oyununa uygun olup olmadığı sorulduğunda Lokomotiv'de de topa çok fazla sahip olmadıklarını ama yaptığı işten memnun olduğunu belirtiyor. Muhabbet PSG'den devam edip, kendileri ile bir transfer görüşmesi içinde olup olmadığı sorulunca şöyle cevaplıyor genç topçu: "Benimle doğrudan kimse iletişime geçmedi. Kulüpler arasında bir şeyler oluyorsa menajerlerim bana haber veriyor. Ama şu anda milli takımdayım ve onlardan hiçbir şey söylememelerini istedim." Transfer Fransa ile ilgili olunca ülkenin dilini bilip bilmediği hususunda ise Fransızca öğrenmediğini ama İngilizce bildiğini de açıklıyor Batrakov.

Rusya Milli Takımı'na ilk kez çağrılan 18 yaşındaki Amir İbrahimov hakkında da konuşan Batrakov, Manchester United akademisinde yetişen genç futbolcunun teknik açıdan Rusya'daki yaşıtlarından daha ileri olduğunu söylüyor. "Teknik açıdan daha iyi. Fiziksel özellikleri de çok iyi. Avrupa'da buna biraz daha farklı yaklaşılıyor."  Batrakov, İbrahimov'un gelecekte Manchester United'ın ilk 11'inde yer almasının mümkün olduğunu da düşünüyor:" Yakın gelecekte bunun gerçekleşmesi mümkün."

Lokomotiv'in kaptanı Dmitri Barinov'un takımdan ayrılması da Batrakov'un gündemindeydi. Genç yıldız, eski kaptanın yokluğunun takım tarafından hissedildiğini kabul ediyor "Kaptanın ayrılığını fark etmemek mümkün değil. Bazı anlarda eksikliğini hissediyoruz."

Batrakov, Barinov'un gerektiğinde takım arkadaşlarını sert şekilde uyarmasının da takım açısından önemli olduğunu belirtiyor.

Röportajda muhabirlerin Arsenal karşısında kupadaki maçta penaltıyı kaçırdığı ve daha sonra penaltıları neden kullanmayı bıraktığı sorusuna :"Nisan ayında çok yoğun bir fikstürümüz vardı; bir hafta içinde üç maç oynadık. Önce Orenburg deplasmanı, ardından sahamızda Zenit ve sonra Samara maçı. Zenit karşılaşmasının uzatma dakikalarında penaltı kazandık. Ben daha 65. dakikada bacaklarımda kramp hissetmeye başlamıştım ve penaltıyı normalde olduğu kadar iyi kullanabilecek durumda değildim. Kolya Komlichenko da o sırada oyuna girmişti ve daha dinçti. Ayrıca penaltıları genellikle iyi kullanıyor." diye cevaplıyor.

Söz penaltıdan açılmışken, kız arkadaşı İra Podşibyakina'nın oynadığı “Banka” takımının maçında penaltı kullanması teklif edildi mi diye sorulunca, öyle bir şey olmadığını, bir şekilde nabız yokladıklarını,  kullanmaya hazır olup olmadığını sorduklarını söylüyor.  Ayrıca, şimdiki eşi İra'nın oynadığı Medya Ligini eskiden takip ettiğini ama artık ilgisini çekmediğini belirtiyor.

Geçtiğimiz sezonu üçüncü sırada tamamlayan Lokomotiv'in daha ileri gidebilecek güce sahip olduğunu söyleyen Batrakov, şampiyonluk yarışının gelecek sezon için gerçekçi bir hedef olduğuna inanıyor. "Elbette. Bahara kadar zaten zirvenin yakınındaydık. Sonrasında kazanmamız gereken maçları kendimiz verdik."

Batrakov için bronz madalya da özel bir anlam taşıyor. Genç futbolcu, bunun Lokomotiv formasıyla kazandığı ilk madalya olduğunu ve değerini küçümsemediğini söyledi.

"Bireysel olarak kazandığın en değerli ödül hangisi?" sorusuna ise "2011 yılında Lokomotiv formasıyla katıldığım ilk turnuvada takımın en iyi oyuncusu seçilmiştim. Hâlâ hatırlıyorum. Son dönemde ise geçen sezonun en iyi genç oyuncusu ödülü." diyor. 

Şimdiki eşi İra'nın kedisine motive olmak konusunda yardımcı olup olmadığı sorulduğunda "Elbette. Yanımda olduğu, bazı konularda tavsiyelerde bulunduğu ve benimle konuştuğu için ona teşekkür ederim." diyen Aleksey, İra'nın futbolcu olarak da tavsiyelinden faydalandığını şöyle dile getiriyor: "Evet, hatalarımı gösterebilir. Ama ben de kendi hatalarımı zaten anlıyorum. Ayrıca İra, Şampiyonlar Ligi'nde oynadı; ben ise oynamadım. Demek ki benden daha iyi!"

Batrakov, Rusya Premier Ligi'nde artık gelişebileceği alan kalmadığı yönündeki düşüncelere de katılmıyor. Kendisini hâlâ geliştirebileceğine inanan 20 yaşındaki futbolcu, Avrupa'ya transferin gerçekleşmemesi halinde de Lokomotiv'de kalıp kulübe başarı kazandırmaktan mutlu olacağını belirtti:

"Lokomotiv'de kalır ve kulübe başarılar kazandırırsam ben de mutlu olurum."

Bu açıklama, Batrakov'un kariyerinde Avrupa hedefinin önemli olduğunu ancak transfer gerçekleşmediği takdirde Lokomotiv'de kalmaya da sıcak baktığını gösteriyor.

Röportajın en dikkat çekici bölümlerinden biri ise Batrakov'a Zenit iddialarıyla ilgili yöneltilen soru oldu.

Rus futbolunun önemli isimlerinden Andrey Arshavin kısa süre önce Zenit'in Batrakov'u transfer etmek istemesi halinde genç oyuncunun bu teklifi değerlendirmesi gerektiğini söylemişti.

Batrakov'un cevabı ise oldukça netti:"Avrupa'nın yanında Zenit'e transfer olmak kesinlikle motive etmiyor."

Bu açıklama, genç yıldızın kariyer planındaki önceliği açık biçimde ortaya koyuyor. Batrakov'un hedefi, Rusya'daki başka bir kulübe geçmekten ziyade Avrupa'nın üst düzey liglerinde kendisini kanıtlamak.

Aleksey Batrakov: Ödüllerle Değil, Hedeflerle Yaşayan Genç Yıldız


Aleksey Batrakov 2025 yılında Lokomotiv Moskova formasıyla mart ayından aralık ayına kadar her ay gol atarak 21 gol sevinci yaşayıp, Football dergisi tarafından Yılın Futbolcusu seçilince, Sovetsky Sport 14 Ocak 2026'da kendisiyle yapışmış oldukça uzun bir röportajı yayımladı. 

ultras/Movement blog takipçileri için bu röportajı da derlemek istedim ki Galatasaray'ın yeni transferini daha yakından tanımış olalım...

Nikita Plokhikh ve Nikita Vakhitov adlı muhabirler oylamada Matvey Kislyak, Stanislav Agkatsev, Igor Akinfeev ve Matvey Safonov'u geride bırakarak yılın futbolcusu seçilen Batrakov'a ödülünün kendisi için neler ifade ettiğini sorarak başlamışlar konuşmaya, Aleksey'in cevabı da: "Elbette memnunum. Ama daha önce de söylediğim gibi, ödüllere çok fazla önem vermemeye çalışıyorum. Her seferinde çok heyecanlanırsam, gelişimimde muhtemelen duraklama yaşarım. Her halükarda, güzel bir şey; doğru yönde ilerlediğimin bir işareti." şeklinde olurken, ödülün güzel bir şey olduğunu ama hala gelişmeye açık alanları olduğunu da eklemeden edememiş.

Muhabirlerin Rusya'da yılın sporcusu oylamasında üçüncü olduğunu hatırlatmalarına da " Alexander Ovechkin ve Islam Mahachev'in ardından üçüncü sırada olmanın utancı yok. Teşekkür ederim, çok memnunum." der Aleksey.

Batrakov, Rusya'nın en çok konuşulan genç futbolcularından biri olmasına rağmen şehirde şimdilik rahatça dolaşabildiğini söylüyor. Gözlük veya şapka takmadan şehir merkezinde yürüyebildiğini, insanların zaman zaman kendisine yaklaştığını ancak bunun sürekli yaşanmadığını anlatıyor. Ünlü olmanın getirdiği ayrıcalıklardan ise şimdiye kadar pek faydalanmamış:

"Dürüst olmak gerekirse, hayır. Konumumdan faydalanmadım ve kimse de öyle bir şey yapmadı. Belki restoranın müdürü öğrenir ve doğrudan masa ayırtabilmeleri için bir kartvizit bırakır. Ama hepsi bu."

Muhabirlerin sporcuların kamuoyu önünde idealist bir sporcu imajı sergilenmesi gerekip gerekmediği sorusuna ise ailesi ve arkadaşları arasında daha rahat olduğu için farklı davrandığını ama bunu bilerek yapmadığını belirtiyor Aleksey ve  insanların kendisi hakkında ne düşündüklerini umursamadığını ama bir hayran kitlesi olduğu için, muhtemelen ne olursa olsun onu destekleyeceklerini belirtiyor.

Röportajın ilerleyen dakikalarında Igor Akinfeev yakın zamanda bir giyim markası çıkardığından ve Batrakov'un da benzer planı olup olmadığı soruluyor, Aleksey'in cevabı: "Henüz değil. Bence çok erken; daha çok futbola odaklanmak istiyorum. Genel olarak ilginç bir hikaye; Akinfeev'in giyim markasını gördüm. Hayran kitlesini göz önünde bulundurursak, doğru bir karar." şeklinde olmuş. Konu değişmeden bir markanını reklam yüzü olmak isteyip istemediği sorusuna da Nike ile sözleşme imzalamak ve Ronaldo ile birlikte bir reklamda oynamak istediğini ama bunun hayalini kurarak uykuya dalmadığını da vurgulamış :"Ne olursa, ister olsun ya da olmasın... Onsuz da yaşayabilirim."


Griezmann'ın uzun süredir sosyal medyada Arsène Zakharyan'a yazdığının hatırlatılıp Aleksey Batrakov'un yakın bir zamanda João Félix'le yapmış olduğu görüşmeyi anlatması istendiğinde genç oyuncu şöyle cevap veriyor:

" Griezmann çoğunlukla Arsène'i övdü. Félix beni özellikle övmedi, sadece temsilcisi için menajerimin numarasını istedi. Konuşma orada bitti." Daha detaylı anlatması istendiğinde "Maçtan önce otele giriş yapıyorduk. Silyanov bana birkaç video gönderdiğini söyledi. Kontrol etmek için baktığımda mesajının altında Felix'ten bir istek gördüm. İlk başta sahte olduğunu düşündüm, ama sonra sayfaya girdim ve milyonlarca takipçisi olduğunu gördüm. Tabii ki şaşırdım, birlikte güldük. Güzeldi." diye devam ediyor Batrakov.

Basınla ilgili olarak onların ilgisinden sıkılıp sıkılmadığı sorusuna da  "Artık daha sık yanlarından geçip gidiyorum. Bunun işiniz olduğunu anlıyorum, ama aynı sorular çok fazla soruluyor. Birkaç yayın organı aynı şeyi üst üste sorduğunda, görmezden gelip yolunuza devam etmek istiyorsunuz. Ama mümkün olduğunca, iyi maçlardan sonra ve iyi bir ruh halindeyken durmaya çalışıyorum." diyen Aleksey, yenildikleri maçlardan sonra üzgün olduklarını ve konuşmak istememelerini gazeteciler tarafından anlayışla karşılanmasını bekliyor.

"Gazetecilerin size sorduğu en tuhaf soru neydi? Ya da sizi en çok rahatsız eden soru?" sualine de "Avrupa'ya taşınmakla ilgili. Cevaplayamadığım bir soru bu. Evet, istiyorum ama ne zaman bilmiyorum. Hepsi bu." derken Galatasaray'a gelerek de bu soruyu cevaplamış oluyor geç de olsa...

Kendisine saha dışındaki kişiliği açısından bir rol model sorulduğunda verdiği cevap dikkat çekici:

“Tek rol modelim Aleksey Batrakov.”

Genç futbolcu başkasının davranışlarını taklit etmek yerine sakin kalmaya ve kendi karakterini korumaya çalıştığını söylüyor.

Ödüllerinin ise büyük bölümünün babasının kuracağı müzeye gideceğini anlatıyor. Bunun kendisi açısından da faydalı olduğunu düşünüyor. Çünkü kazandığı ödüllere sürekli bakmanın rehavete yol açabileceğini düşünüyor.

"Belki de babamın müzesine gönderirim, böylece sürekli onlara bakmak zorunda kalmam ve gelişimimi durdurmam. Yoksa ödül orada olurdu ve ona bakıp 'Bu yılın en iyi futbolcusu, sorun yok' diye düşünürdüm. Bu yüzden yılda bir kez tatile geliyorum, sadece orada ne olduğunu görmek için."

Röportajda, Aleksandr Golovin'in kupa kazanana kadar CSKA'dan ayrılmayacağı sözlerinin hatırlatılıp, kendisinin de böyle bir hikayesi olup olmadığı merak edilince,  Lokomotiv ile kupayı kaldırmak için can attığını ve uzun zamandır kupa bekleyen taraftarları memnun etmek için elimden gelen her şeyi yapacağını belirtiyor Lokomotiv'in genç kaptanı ve Avrupa'ya gitmekle ilgili soruların kendisini çok rahatsız ettiğini belirtiyor. Muhabirlerin ısrarla "Önce hangisi olacak: Avrupa'ya gidişiniz mi yoksa Lokomotiv'in şampiyonluğu mu?" sorusuna da "İnsanların bana seçim yapmamı istemesinden nefret ettiğim türden bir soru bu. Her şeyin nasıl sonuçlanacağını bilmiyorum." diyor.

Bu sezon Lokomtiv ile kupa kazanmayı hedefleyip hedeflemediği sorulduğunda da "Hedef koymazsanız, oynamanın ve gelişmenin ne anlamı var ki? Elbette kupayı ve şampiyonluğu kazanmak istiyorum. Lokomotiv için başka bir hedef olmamalı." diye kesin bir cevap veriyor.

Sıklıkla Matvey Kislyak ile karşılaştırılması hakkındaki görüşü merak edildiğinde ise "Bu rekabet sizin için devam ediyor, bizim için değil. Manşetlere taşınan bu haberleri siz yaratıyorsunuz. Bizi karşılaştırmak tamamen adil değil: farklı pozisyonlarda oynuyoruz. Matvey'nin gol oranı daha düşük çünkü daha aşağıda oynuyor. İki genç ve heyecan verici oyuncunun ortaya çıkmasından mutlu olmalıyız, bizi karşılaştırmamalıyız. Matvey'e başarılar dilerim." diye samimi bir cevap veriyor.


20 yaşındaki oyuncu, 21 gollük sezonun ardından bile kendisini yeterli görmüyor. Tam tersine, hedeflerini daha da yukarı taşıyor. "Çok daha iyileri var, bir sınır yok. Elli gol atmak istiyorum, hiç durmamaya çalışıyorum." Batrakov, Rusya Premier Ligi seviyesini aştığını düşünmediğini de özellikle vurguluyor. Ona göre hâlâ gelişmesi gereken birçok alan var ve kariyerinin bu aşamasında “artık daha üst seviyeye geçmeliyim” düşüncesine kapılmak doğru değil.

Ve laf yine dönüp dolaşıp Avrupa'ya transferine gelince: "Avrupa'da şansımı denemek istiyorum ama hayat farklı şekillerde ilerliyor. Igor Akinfeev bir noktada ayrılabilirdi ama kalmaya karar verdi. Herkes tekliflerden bahsediyor ama kim bilir, belki de hiç teklif gelmez. Lokomotiv benim yuva kulübüm ve onlara bir kupa ile teşekkür etmek istiyorum." diye yineliyor Lokomotiv'e bağlılığını...

Rusya'nın yasaklarının kalkıp Zenit ya da Krasnodar'ın Şampiyonlar Ligine gitme durumunda o takımlara transfer olma ihtimalinin olup olmadığı sorulduğunda Aleksey net bir cevap veriyor: "Bu ya Lokomtiv ile olur ya da farklı bir ligde başka bir takımla..."


Avrupa'da en sevdiği ligin İspanya La Liga olduğunu ve oynamak istediği takımın Barcelona olduğunu söyleyen Batrakov, Barca ile ilgili transfer söylentileri başladığında ne hissettiği sorusuna : "Eğer gerçeklerse, evet. İlk başta sahte olduklarını düşündüm, ama sonra 'Eğer doğruysa, elbette güzel olur' diye düşündüm." diyor. Ve menajerinin bir Suudi Arap kulübünün kendisine 120 milyon avro gibi bir teklif yapabileceğini belirtmiş olması ile alakalı soruya Aleksey "Böyle bir durumda transferi muhtemelen düşünürdüm. Aklınıza ne geleceğini bilmiyorum" şeklinde cevap veriyor...

Konu paradan açılınca "Sözleşmedeki rakamlara bakıyor musunuz, yoksa bu sizin için pek önemli değil mi?" diye merak eden muhabirlere "İmzaladığım şeye baktım. Rakamlar şu anda benim için pek önemli değil. Başka Rus kulüplerinden de teklifler aldım, ama şu anda bunların peşinde değilim; ben futbolun peşindeyim." diyerek geri dönüş yapıyor Batrakov.


Futbolculuğu kadar sosyal hayattaki giyim kuşamı ile de beğenilen Aleksey Batrakov, kıyafet konusunda takip ettiği belirli bir kişinin olmadığını, sosyal medyada insanların nasıl giyindiğine bakıp kendisi için tarz oluşturduğunu söylüyor.  "Sizce en şık Rusya Premier Lig futbolcusu kim?" sorusuna da Tokha Miranchuk ve Sasha Chernikov diye cevap veriyor. 

Röportaj esnasında üzerinde Travis marka spor ayakkabı, Burberry sweatshirt, Rooth tişört ve Avrupa'daki bir mağazadan aldığı kot pantolon olan Aleksey, ayakkabı tutkunu olduğunu, bir çok ayakkabısı olduğunu belirtiyor.

Moskova'da ayda 30.000 rubleyle geçinmenin zor olduğunu düşünüyor Batrakov ve geçinmenin satın alımlara bağlı olduğunu, kimi zaman 100 bin, kimi zaman 250 bin harcanabildiğini belirtmiş.

 Ehliyetini de bir kaç ay önce aldığını ve trafik sıkışıklığı olmadığı zamanlarda Moskova'da otomatik bir araç kullanabildiğini belirtiyor.

Batrakov'un futboldan arta kalan zamanlarında bilgisayar oyunlarıyla ilgilendiği de biliniyor. Özellikle Counter-Strike oynuyor ve FACEIT'te 10. seviyede olduğunu, ELO puanının ise yaklaşık 2100-2250 arasında bulunduğunu söylüyor. Ancak profesyonel bir e-spor oyuncusu olabileceğini düşünmüyor. Geçmişte çok daha fazla oynadığını, bugün ise bunu daha çok arkadaşlarıyla birkaç saat vakit geçirmek için yaptığını belirtiyor.

FIFA konusunda ise kendisine daha fazla güveniyor. En sevdiği FIFA oyununun FIFA 20, favori kartının ise TOTS Griezmann olduğunu söylüyor.

Kendisinin de oyunda yer almasını isteyen Batrakov, 80'in üzerinde bir reyting almayı umuyor. Ancak mevcut durumda 69-70 civarında bir puanı hak ettiğini düşünüyor.

Kendi istatistiklerini değerlendirirken de oldukça temkinli davranıyor. Hızına 73, şutuna 80, pasına 75, driplingine 70 ve savunmasına 63 puan veriyor. Fiziksel özelliklerde ise esprili bir yaklaşım sergiliyor.

"Envanterinizdeki en pahalı ürün hangisi?" diye sorulunca  "Son zamanlarda piyasada bir çöküş yaşandı. Ondan önce 35.000 rubleye bir M9 Ultraviyole bıçak aldım. Bunu satabileceğim bir şey olarak düşünüyorum. Tüm paranızı kaybettiğiniz bir alışveriş değil. İstediğim zaman satabilirim, bu yüzden biraz daha rahatım." diye cevaplıyor.

"Spor dizilerinde sürekli sporcular arasındaki kişisel ilişkiler gösteriliyor: Tartışıyorlar ve sahada birbirleriyle etkileşim kurmuyorlar. Profesyonel futbolda da böyle hikayeler yaşanıyor mu, yoksa hayal bile edilemez mi? "diye muhabirlerden gelen soruya Aleksey, böyle şeylerin olduğunu ama kişisel hayatınızı işinizden ayırmanız gerektiğini ve kendi kariyerinde böyle bir şey yaşamadığını açıklamış.

Meslektaşları tarafından iyi muamele görmenin kendisi için ne kadar önemli olduğu sorusuna "Herkesle iyi ilişkiler kurmaya çalışıyorum. Birinin yardıma ihtiyacı varsa, yardım etmeye çalışırım. Tıpkı normal bir insan gibi, yapmaya çalıştığım şey bu." diye cevap veriyor.

Röportajın sonlarına gelinirken kız arkadaşı ile nasıl tanıştığı sorulduğunda " O ​​zamanlar Ira, bir sakatlıktan iyileşirken spor salonunda egzersiz yapıyordu. Onu sık sık görüyordum ve bir noktada ondan hoşlandım: yavaş yavaş konuşmaya başladık ve her şey yolunda gitti." derken " İlişkide olmak, bekar olmaktan daha mı rahat hissettiriyor?" sorusuna "İlişkiler sorumluluklar ve bir ölçüde disiplin getirir. Bu bana saha dışında da yardımcı oluyor: Evde sorumluluklarım olduğunu anlıyorum ve bu beni doğru yolda tutuyor. Bu şekilde kendimi rahat hissediyorum. Benim yaşımdaki bazı insanlar dışarı çıkmak istiyor ama ben artık bunu pek istemiyorum." diyor.

Yaşadığı hayatla ilgili oldukça saygın olduğu ve beğenildiği için futbolculara ne gibi tavsiyeleri olacağı merak edildiğinde "

"Kendin ol, hepsi bu. Başkasına uyum sağlama ya da başkası gibi davranma. Bir maske takma ve sadece kendin ol."

Peki bu kuraldan saptığında kendisini kim uyaracak sorusuna da "Kız arkadaşımdan tutun da aileme ve arkadaşlarıma kadar. Bu yüzden sevdiklerime minnettarım." diyerek röportajı sonlandırıyor Aleksey Batrakov.

20 Ağustos 2026 Perşembe

Aleksey Batrakov'un Yükselişi: Tren Yolculuklarından Avrupa Hayaline


Galatasaray, belki de son yıllarda hiç görmediğimiz bir şekilde "transfer susuzluğu" çektiği bir iki ayı geride bırakıp bugün Rusların genç yeteneği Aleksey Batrakov'u sözleşme imzalamak üzere İstanbul'a getirdi. Ukrayna savaşı nedeniyle Avrupa'dan Rusya'ya yaptırımlar uygulanınca Rus ekiplerini UEFA'nın turnuvalarında seyredemiyoruz, bu sebeple de Rus Liginde oynayan topçular hakkında pek bilgi sahibi olamıyoruz. Ama, ülkede bir futbolcunun adı transferde geçince, youtube açılıp bir kaç "skill" videosu izleyen herkes o oyuncu hakkında "ulema" oluyor da, videoseverleri bir kenara bırakıp, Rus ve Avrupa basınında Aleksey Batrakov hakkında yazılanları blog sayfalarında paylaşmak istedim çünkü futbolcu sadece saha içinde yaptıklarıyla değil saha dışındaki yaşamıyla, ailesi ile ilişkilerle, okul yaşantısıyla, gelecek hayalleriyle bir bütündür... O halde bakalım bizim genç topçu nasıl bir oyuncuymuş... 

Öncelikle 24 Şubat 2025'te Championat sitesindeki röportajından öne çıkan başlıklara bir göz gezdirelim hep birlikte. 

Kış tatilini Maldivler yerine Milano'da geçirme tercihini sorarak başlamış muhabir ve Batrakov da İtalya'yı, özellikle de Milano'yu, yemeklerini, kültürünü çok sevdiğinden dolayı böyle bir seçim yaptığından bahsetmiş. Hazır Milano'ya gittiğinde de çocukluk aşkı Milan'ın San Siro'da şampiyonlar ligi maçını da seyretmiş. Milano'da başka ne yaptın diye sorulduğunda da :

"Javier Zanetti'nin restoranına gittim. Arkadaşlarımla, kendisini görme umuduyla oraya gittik; çünkü sık sık oraya geliyormuş. Bize ertesi gün geleceği söylendi. Ben de onunla fotoğraf çektirmek ve kaptanlık pazubandını satın almak istiyordum. Ayrıca onun kramponları da sergileniyor ama onları satın alamıyorsun. Pazubantlarını ve flamalarını ise satın alabiliyorsun. Çok heyecanlanmıştım; hem bir şeyler satın almak hem de onunla şahsen tanışmak istiyordum. Ertesi gün geleceğimiz konusunda anlaşmıştık." diye cevaplıyor Aleksey ama sonra garsonların Zanetti'nin gelmeyeceğini söylediklerini de hayal kırıklığı içinde belirtiyor.

San Siro dışında çocuklukta "kalbine giren" ilk takım olan Manchester United'ın stadı Old Trafford'u da gezmek istediğini belirtirken, Rooney gibi kızıl olmasından dolayı da kedisine Rooney adını vermiş. Çocukluğunda sevdiği bir başka takım olan Barcelona'nın Nou Camp stadına da gitmiş ama stadyum yapım aşamasında olduğu için sadece dışarıdan bakıp, Barcastore'dan çimler satın almış.

Röportajın devamında çocukluğunda okul ve antrenman sürecini nasıl yürüttüğü sorulduğunda şöyle diyor Aleksey:

"Bütün o dönem çok hızlı geçti. Bazı antrenmanları okul nedeniyle kaçırmak zorunda kalıyordum; bazen de tam tersine okula hiç gitmiyordum. Çoğu zaman annemle derslerden hemen sonra eve koşuyor, hızlıca yemek yiyor, trene atlıyor ve Moskova'ya yaklaşık iki saat gidiyorduk. Sonra bir 30-40 dakika da metroyla yolculuk yapıyorduk. Bütün bunları bir buçuk saatlik antrenman için yapıyorduk ve ardından aynı şekilde eve dönüyorduk. Ödevlerimi çoğu zaman doğrudan trende yapıyordum. İlginçti ama zordu. Hatta trenlerde zaman zaman korktuğum bile oluyordu."

Neden korktuğunu da dönüş treninin işçi treni olduğu ve insanların işten dönerken kalabalık olduklarını ve ezilecek olmaktan çekindiğini belirtmiş, hatta bir keresinde botu vagonla platform arasına bile sıkışmış.

Abisi ile şakalaşırken düşüp, alnının kapı pervazına çarpmasından dolayı kafasında iz kaldığını belirtirken, aile ilişkilerinde küçük kardeşlere gösterilen ilgiden de bahsetmiş.

Batrakov'un yükselişinde son dönemde Lokomotiv'de oluşan kadro değişiminin önemli bir payı bulunuyor. Anton Miranchuk ve Maksim Gluşenkov gibi önemli oyuncuların takımdan ayrılması, genç futbolcu için daha fazla forma şansı anlamına gelmiş ve Batrakov da bunun farkında ama röportajda kendisine verilen fırsatların bu kadar fazla olmasını beklemediğini söylüyor.

Röportajda belirttiğine göre asıl değişim özgüven konusunda yaşanmış. A takıma ilk çıktığı dönemde antrenmanlarda birçok şeyi fazla düşündüğünü belirten Batrakov, zamanla rahatladığını ve teknik direktörünün güveninin kendisine büyük katkı sağladığını ifade ediyor.

Şöhreti nasıl karşıladığı sorusuna ise :"Çok daha fazla röportaj yapılıyor ve benimle fotoğraf çektirmek isteyenler oluyor. Ama beni çok daha fazla tanımaya başladıklarını söyleyemem. Rusya'da halka açık bazı yerlerde beni sadece bir kez, bir restoranda garson tanıdı. Bana indirim yapacağını düşünmüştüm ama yapmadı. "diyor da Türkiye'de futbolculara verilen önemi yaşayarak görecek, cebini cüzdanına pek atmayacaktır.

İlgi görmek konusunda ise herkesin forma istediğini ama bunu reddetmek zorunda kaldığını belirtip, insanların kendisiyle çıkar için iletişim kurmak istemesini de popülerliğin dezavantajı olduğunu belirtmiş.

Muhabirin "Yıldız hastalığına nasıl kapılmıyorsun?" sorusuna da 

"Çevrem sayesinde: ailem, yakınlarım. Annem ve babam beni iyi yetiştirdi. Aynı kişi olarak kalmaya çalışıyorum, kendimi kontrol ediyorum ve kendimi fazla kaptırmamaya dikkat ediyorum. Nasıl futbol oynuyorsam yine öyle oynuyorum." diyerek cevap vermiş Aleksey ve kazandığı paralarla daha rahat alışveriş yaptığını, hatta gereksiz şeyler bile aldığını belirtirken, maaşı arttığında da ailesini Maldivlere tatile yollamış.

Söz aileden açılmışken, babasının kendisine verdiği öğüdü hep aklında tutuyor: "Kötü şeylere takılıp kalma. Karanlık dönemin ardından her zaman aydınlık gelir."

2017den beri yani yedi yıldır yatılı okulda kaldığı için ilk zamanlar kendi evinde kalmanın zevkli olduğundan bahseden Aleksey, zamanla temizlik işinin can sıktığından dem vurmuş. 

Futbol sahası ile saha dışındaki Aleksey'lerin çok farklı olduğu tespitine " Evet, daha sakin davranabilmek için kendim üzerinde çalışıyorum ama futbol duygularla oynanan bir oyun ve bazen onları kontrol etmek zor. Genç takımda takım arkadaşlarıma fazla yükleniyordum. Bazen bundan utanıyordum. Kaptan ve lider olarak herkese sürekli bir şeyler söylüyordum; sonra soyunma odasında bunun dozunu kaçırdığımı anlıyordum. Özür diliyordum." diye cevap vermiş genç futbolcu. 

İnsanlarda samimiyetsizlik ve kibir duygularından nefret ettiğini de eklemiş kendisini en çok sinir eden durumların neler olduğu sorusuna.


Batrakov çocukluk döneminde fiziksel olarak yaşıtlarının gerisinde kalıyormuş ve genç takıma kadar birçok oyuncudan yaklaşık bir kafa boy daha kısaymış ama ona göre bu durum dezavantajdan çok futbol zekâsının gelişmesine yardımcı olmuş. Fiziksel olarak rakipleriyle mücadele edebilmek için daha hızlı düşünmek, karar vermek ve pozisyonu önceden okumak zorunda kalmış ve bugün sahayı çok iyi görmesi ve hızlı karar vermesi, belki de bu dönemin bir sonucu. Üstelik Batrakov hâlâ büyümeye devam ediyor. Bir yıl içerisinde boyunun 168 santimetreden 172 santimetreye çıktığını esprili bir şekilde anlatıyor.

Aleksey, Akademide birkaç maç üst üste yedek kaldığı  zaman rekabetin aslında doğru bir şey olduğunu anladığını, antrenmanlarda öyle ekstra çalışmaya başlayıp bir gece aşırı yüklenmeden baldırının kasıldığını söylüyor.

"Uzaktan kumandayla yönetiliyormuş gibi görünen duran toplarının sırrı ne?" diye gelen soruya da hiçbir sırrının olmadığı, sadece antrenmandan sonra ekstra çalışma yaptığını dile getirmiş.

Genç futbolcunun oyun anlayışında birçok büyük yıldızın etkisi bulunuyor. Toni Kroos'un topa vuruş tekniğini izlediğini kabul etse de kendisini daha çok Luka Modrić'e yakın görüyor.

Özellikle Modrić'in dış ayakla yaptığı trivela paslar Batrakov'un dikkatini çekiyor. Kendisinin de bunu sürekli denediğini ancak Hırvat yıldızın yaptığı kadar başarılı olamadığını söylüyor.

Röportajın devamında Rusya Milli Takımı ve Lokomotiv Moskova'dan konu açılıyor. Batrakov'un kariyerindeki önemli dönüm noktalarından biri de Rusya Millî Takımı formasını giymesi olmuş.

Millî takımda daha deneyimli ve farklı liglerde oynayan futbolcularla aynı sahayı paylaşmanın kendisine çok şey kattığını belirten Batrakov, özellikle Aleksandr Golovin'in oyun hızından etkilendiğini ifade ediyor.

Valeri Karpin'in antrenman yaklaşımı da genç oyuncunun hoşuna gitmiş. Özellikle top kaybedildikten sonra hemen geri kazanmak için mücadele edilmesini isteyen Karpin'in bu yaklaşımını beğendiğini söylüyor. Galatasaray'da Okan Buruk'un sistemine de bundan dolayı uyum sağlayacağını tahmin ediyorum Aleksey'in.

Karpin'in genç oyuncuyla ilk karşılaşmalarından birinde yaptığı esprili yorum da Batrakov'un aklında kalmış. Karpin, onun fiziksel yapısına gönderme yaparak biraz daha spor salonuna gitmesi gerektiğini söylemiş.

Röportajın yapıldığı 2025 Şubat ayında Batrakov'un geleceğiyle ilgili en çok merak edilen konulardan biri Avrupa'ya transfer ihtimali. Genç futbolcu için Avrupa'da oynamak açıkça bir hayal. Ancak bunun gerçekleşmesi için belirlediği kesin bir yaş olmadığını söylüyor. Hatta bu konu hakkında fazla düşünmemeye çalışıyor zira Avrupa'ya transfer düşüncesinin kendi mevcut performansına ve gelişimine zarar verebileceğini düşünüyor.

Şimdilik hedefi çok daha basit: Sahadaki anın değerini bilmek ve gelişmeye devam etmek...

Batrakov'un röportajdaki en dikkat çekici cevaplarından biri ise futbol dışındaki hayalleriyle ilgili.

“En büyük hayalin nedir?” sorusuna verdiği cevapta ilk olarak anne ve babasının sağlıklı olmasını dile getiriyor. Yaklaşık beş yıl içinde bir aile kurmayı da kişisel hedefleri arasında sayıyor ki bir yıl sonra 16 Haziran 2026'da Irina Podshibyakina ile evlendi Aleksey...


Ve röportaj biterken, kısa soru cevap bölümünde aşağıdaki cevapları vermiş genç oyuncu:

— En sevdiğin kelime?

— Aile.

— Nefret ettiğin kelime?

— Bağımlılık.

— Neden “bağımlılık”?

— Bu bir hızlı soru-cevap bölümü. (Gülüyor.)

— En sevdiğin ses?

— Okyanusun sesi ve anne babamın gülüşü.

— Nefret ettiğin ses?

— Sivrisinek vızıltısı.

— Güç aldığın yer?

— Ailemle birlikte ev.


9 Ekim 2025 Perşembe

Bir Liverpool Taraftarının İstanbul İzlenimleri


18 yaşındaki Eoghan Bannon-Wright 18 yaşında olmasına rağmen Liverpool'un peşinden bir çok yere giden, hatta çok sayıda yurt dışı deplasman da yapan bir genç. John Moores Üniversitesi öğrencisi olan Eoghan, Galatasaray maçı için de ülkemize seyahat etti ve gözlemlerini The Athletic'e aktarmış. Bizim için çok sıradan olan, "hiç de kafayı takmadığımız" bir çok eksiklik bu genç taraftarı fena halde rahatsız etmiş. Bakalım Eoghan ne görmüş, ne yaşamış:

15.30:

İstanbul’un merkezindeki ortam müthiş ve orada karşılaştığımız Galatasaray taraftarları bize çok dostça davrandılar.  Onlarla aramızda ufak tefek atışmalar oldu ama şüphesiz hepsi iyi niyetli. En ufak bir gerginlik bile çıkmadı. Galatasaraylılar bize stadyumun içinde çok fazla tezahürat olacağını söylediler ve bu konuda da kesinlikle haklı çıktılar.

Sultanahmet Camii, Taksim Meydanı ve Kapalıçarşı gezisinin ardından 100-200 Liverpool taraftarıyla birlikte Boğaz turuna çıktık; güneşli ve sıcak havada birkaç bira içip tezahüratlar yaptık. Herkes heyecanlıydı ve maç için umutluydu: Liverpool’un bu hafta sonu bizi üzdüğü Crystal Palace yenilgisini telafi edeceğini bekliyorduk.

17.30:

Sultanahmet Meydanı’ndan saat 6’da stadyuma hareket edecek otobüslere binmemiz söylendiği için vakit yaklaştıkça heyecan da artmaya başladı. Maçın Türkiye saati ile saat 10’da başlayacağı düşünülürse, dört saat önceden yola çıkmak saçmalık gibi geliyordu. Maçın oynanacağı stadyum Sultanahmet'ten sadece yaklaşık 14 km uzaktaydı ama Türk yetkililer Liverpool’a, taraftarlarının RAMS Park’a sadece otobüslerle girebileceğini önceden bildirmişti.

Otobüse binme vakti geldiğinde çok geçmeden anladık ki herkese yetecek kadar otobüs yoktu. Biz birine binmeyi başardık ama balık istifi gibi gibi sıkışmış durumdaydık - ayakta durmak için bile yer zor bulunuyordu.

Dışarıda fena halde kargaşa hâkimdi, kısaca organizasyon eksikliği göze çarpıyordu. Bazı taraftarlar biletleri olmasına rağmen otobüslere alınmadı. Polis de ne yapacağını tam bilemiyordu; bazen görevli tavsiyesine, bazen amirlerinin talimatına göre hareket ediyorlardı.

Otobüslerde yer bulamayan bazı taraftarlar pes edip taksiyle stadyuma gitmeye karar verdiler ve sonradan öğrendik ki uyarılara rağmen ki “taksiyle gelirseniz içeri giremezsiniz” denmişti, hiç sorun yaşamadan içeri girmişler.

Otobüsler 6.30 civarında hareket etti ve yaklaşık bir saat sonra RAMS Park’a vardık. Her otobüste polis vardı ve binerken herkesi aradılar. Otobüste alkol yasaktı. Tuvalet yoktu bu yüzden bazı taraftarlar boş şişeleri kullanmak zorunda kaldılar ama otobüsler stadyuma doğru yola çıktıktan sonra herkes duruldu, ortam sakinleşti.


19.40:

Stadyuma vardığımızda deplasman tribünü önünde devasa bir kuyrukla karşılaştık. Herkes aynı anda geldiği için bu kaçınılmaz olmuştu ve turnike sayısı yetersizdi.  Bir süre etrafta takılmaya karar verdik lakin görevliler “burada beklemek güvenli değil” diyerek bizi sıraya girmeye zorladılar.

Tribüne girerken çok dar bir yerde üç ayrı bilet kontrolü ve üç güvenlik araması yapıldı ki bu da maalesef ilerlemeyi durdurmuştu. Daha önceden bize taşınabilir şarj aleti (powerbank) veya iPod gibi şeylerin stadyum girişinde yetkililerce alınacağı söylenmişti ama gördük ki yetkililer çok daha ileri gittiler bu konuda. Bizlerin cüzdanları boşalttırdılar,  tüm bozuk paraları aldılar hatta hatıra olarak alınmış Galatasaray ürünlerine bile el koydular.  Ben bir şapka almıştım, onu bile aldılar. Bunun sebebini nasıl açıklayacaklar, bilemiyorum.

Bizimle birlikte olan bazı kadın taraftarların rujlarını, kozmetik ürünlerini bile topladılar. Müthiş bir titizlik vardı.  Bir görevli bana üzerimde başka bir şey taşımadığımı kontrol etmek için ayakkabılarımı çıkarmamı ve belimden yukarısını soymamı söyledi.

Sonunda saat 9.30’da içeri girip koltuklarımıza oturabildik - meydandan ayrılışımızın üzerinden dört saat geçmişti. Stadyumdaki tuvaletler rezaletti. Su almak için kuyruk o kadar uzundu ki denemeye bile değmezdi.

Bu sıkıntılarla ilgili Liverpool’un görevlileri ellerinden geleni yaptı ama onların yetkileri yoktu, sadece gözlemleyip rapor tutabiliyorlardı.


01.00:

Maç bittikten sonra bir saat boyunca stadyumda tutulduk ve en sonunda çıkmamıza izin verildi. Birçok taraftar hakemin bitiş düdüğünden önce stadyumdan ayrıldığı için “hapsedilmeden” kurtuldu.

Taraftarlar arasında genel olarak mağlubiyetten ziyade daha çok polis ve güvenlik görevlilerine karşı kızgınlık vardı.  Liverpool'un oyunu iyi değildi; topa sahip olduk ama pozisyonları değerlendiremedik. Victor Osimhen’in penaltısı sonrası geri dönememek sinir bozucuydu. Teknik direktörümüz Arne Slot kötü gidişe bir çözüm bulacaktır; hafta sonu toparlanırız diye umuyorum.

Stadyumdan çıkınca bizi getirdikleri otobüse binmek yerine taksiyle doğrudan havaalanına gittim. Saat 8’deki Manchester uçağımı beklemek üzere saat 2 civarında havaalanındaydım.

Tüm bu stadyuma giriş sorunları İstanbul seyahatimi bir nebze berbat etti. UEFA, 2022 Paris finalindeki rezaletten sonra bu tür durumların düzeleceğini söylemişti ama gerçek şu ki bazı ülkelerde deplasman taraftarlarına hâlâ çok kötü davranılıyor. 

Ama ben yine de İstanbul’a bir taraftar olarak tekrar gelirim de bu sıkıntılardan bazı derslerin alınması gerekiyor. Avrupa’da takımını desteklemek, bu kadar zahmetli bir süreç olmamalı.



3 Ekim 2025 Cuma

Artık Asla Antrenörlük Yapmayacağım


Galatasaray'ın Şampiyonlar Ligi ilk hafta maçında deplasmanda Eintracht Frankfurt'a 5-1 kaybettikten sonra bazı "aklıevveler" sosyal medyada Okan Buruk hashtagleri açıp, yerine Jürgen Klopp'u getiriyorlardı(!)... Yanlış okumadınız, Liverpool'ı bırakıp, bir daha teknik adamlık yapmacağım diyen ve şu an Red Bull'un Küresel Futbol Danışmanlığını yapan Klopp'u...

Bugün The Ahtletic'i okurken, önüme Klopp ile yapılmış bir röportaj düştü, onun satır başlarını blog sayfalarına eklemek istedim...

Röportajı yapan Adam Crafton, başarılı hocaya eski takımını maçlarını hala takip edip etmediğini sormuş ve aldığı cevap: "Kesinlikle. Hayır. Liverpool’un oynadığı futboldan çok mutluydum. Bazı maçları izledim. Ama öyle ‘Oh, bugün cumartesi!’ gibi değildi. Maçların ne zaman başladığını bile bilmiyordum. Ben tamamen dışarıdaydım. Spor yaptım. Hayatın tadını çıkardık, torunlarla vakit geçirdik, tamamen normal şeyler. Tekrar çalışacağımı biliyordum. Ama aynı zamanda artık asla antrenörlük yapmak istemediğimi de biliyordum."

Son cümleye şaşıran muhabir "Bir daha asla mı?" diye sorunca şaşkınlıkla Kloop: "Şimdilik öyle düşünüyorum ama bilemezsiniz. 58 yaşındayım. 65’imde yeniden başlasam herkes, ‘Bir daha asla yapmayacağım demiştin!’ diyecek. Kusura bakmayın, o zaman %100 öyle düşünüyordum! Şu anki fikrim bu. Hiçbir şeyi özlemiyorum." diye gülerek cevaplamış...

Konuşmanın devamında Alman hoca: "Kariyerime bakarsanız, benden çok daha başarılı olanlar var" kendisinin her şeyi yaşadığını da eklemeden geri durmuyor ve kazandığı kupalar ile kaybettiklerini anlatıyor: "Çoğu insandan daha fazla Şampiyonlar Ligi finali kaybettim. Kaybetmeyi de, hayatın devam ettiğini de biliyorum. Bu tecrübeyi kendime saklamama gerek yok. Ama eskiden insanlara anlatmaya zamanım yoktu çünkü sürekli yeni maçlar geliyordu. Şimdi biri bana bir şey sorarsa, tanıdığım en açık kitap benim.”

Almanya’da RB Leipzig’in Bundesliga’nın tartışmalı 50+1 kuralını "şaibeli" bir şekilde deldiği için taraftarların protestolarının hedefi oluyor. Klopp'un, Red Bull’a geçişi kesinleşince Leipzig, Klopp’un eski kulübü Mainz’le oynadı. Mainz tribünlerinde şu pankart açıldı: “Seni sen yapan her şeyi unuttun mu?”

Peki, Jürgen Klopp bu tepkiyi nasıl karşılamış?

"Ben Almanım. Almanların Red Bull’un futboldaki rolü hakkında ne düşündüğünü biliyorum. Her departmanda Red Bull’u seviyorlar. Ama futbolda? Hayır. Peki, onlar öyle görmek istiyorsa sorun değil. Almanya dışında böyle bir tepki olmadı. Herkes istediğini düşünebilir. Ben kimseye zarar vermediğim sürece yapmak istediğimi yaparım."

Almanya'da tepki varken, Liverpool'da durumlar nasıl diye merak edenlere de :" Liverpool’da insanlar yaptığım işten fazlasıyla memnun çünkü başka bir takımı çalıştırmıyorum. " diyor Alman hoca.

Teknik direktörlüğün özel hayata etkileri sorulduğunda ise, neredeyse çeyrek asırlık antrenörlük hayatında özel hayatına çok az zaman ayırabildiğini anlatıyor: "25 yılda sadece iki düğüne gittim, biri benimkiydi, diğeri iki ay önceydi. 25 yılda sadece dört kere sinemaya gittim, hepsi son sekiz haftada. Şimdi bunu yapabilmek güzel."

Ve gülerek devam ediyor:" Artık seçme şansım var. Tatile gidebilirim. Ve zamanı ben seçiyorum. Tamam, aslında Ulla(eşi) seçiyor! Ama Premier League ya da Bundesliga karar vermiyor."

Ve röportajı sonlandırırken, her zaman eleştirdiği futbolcuların bir sezonda gereğinden fazla maç yaptıkları konusunu gündeme getiriyor: "Oyuncular olmadan bu oyun olmaz. Ama onların dinlenmesine izin vermiyoruz. Yaz tatillerinde yeni turnuvalar icat ediyoruz. Başka hiçbir iş kolunda bu kadar üst düzey insanlara böylesine yüklenmezsiniz." derken FIFA’nın 64 takımlı Dünya Kupası planları için ise "Ne söylesem mikrodalgama söylemişim gibi olacak, aynı etkiyi yaratır. Oyuncuların kimse tarafından düşünülmediği açık... Ama eğer konuşmazsanız, kesinlikle durmazlar. Benim sesim en ünlü olanıydı, artık öyle değil belki ama hâlâ konuşmak lazım."


29 Eylül 2025 Pazartesi

Galatasaray'da Olmak Büyük Bir Gurur


Galatasaray'ın yarın akşam "Ali Sami Yen'de" oynayacağı Liverpool maçı öncesi The Athletic'te Nick Miller'ın, Okan Buruk'la yapmış olduğu röportaj yayınlandı. 

Ada'da Chelsea, Manchester United ve Tottenham'ı çalıştıran Mourinho'ya İngilizlerin ilgisi malum, o sebeple Miller de yazısına Jose Mourinho'nun Türkiye Kupası maçı sonrası Okan Buruk'un burnunu sıkmasıyla başlarken Türk futbolseverlerin bildiği o hadiseyi okurlarına anlatmış ve Okan hocadan da mevzuyu dinlemiş. "Bir futbolcu gibi yere düştüm, biraz abarttım ama ondan da böyle bir şey beklemiyordum. "diye konuyu dillendirirken Okan Buruk, "Normalde maçtan sonra el sıkışırdık, ben hakemlerle el sıkışıp, galibiyeti kutlamak için diğer tarafa geçerken, o bana geldi" diye devam etmiş...

Nick Miller de bu olayı Türk futbolunun kaotikliği üzerinden ele alırken, Mourinho varsa da mevzu vardıra getirmiş...

Konuyu Fenerbahçe eski teknik direktörü Jose Mourinho'dan devam ederek "Fenerbahçe'ye geldiğinde çok konuşmaya başladı Jose, şüphesiz herkes onun ne yapmak istediğini biliyor, sadece saha içinde değil, saha dışında da oynamak istiyor ve bunun için pek çok şey denedi ama sonunda biz ondan daha iyiydik ve ona karşı şampiyon olduk. Başka bir deyişle ben ondan daha iyiydim." diyen Galatasaray teknik direktörü, Mourinho'ya karşı iki maç daha oynamak istediğini ve gittiği için üzüldüğünü belirtiyor.

"Eskisi gibi odaklanmıyor" diye devam ediyor sözlerine Okan Buruk. "Eskisi kadar futbolla ilgilenmiyor. Antrenör olarak tarzını hiç değiştirmedi. Çok önemli bir karakter, çok önemli bir karizması var ama futbol açısından her yıl kendimizi geliştirmemiz lazım. Belki de onun sorunu, kendisini teknik direktör olarak geliştirmemesi."

Röportajın devamında Nick Miller, Okan Buruk'un Galatasaray ile üç sezon boyunca kazandığı şampiyonluklar, topladığı puanlar ve kırdığı rekorlardan bahsederken, sözü yine başarılı hocaya veriyor: "Biz Galatasarayız: tüm maçları kazanmak zorundayız. Geçen yıl, iki maç kala şampiyon olmuştuk, ama o iki maçı da final gibi oynadık. Galatasaray asla ‘bitti’ demez."

Ve söz geliyor Galatasaray'ın Avrupa hedeflerine. Ligde üç sene arka arkaya şampiyon olan Galatasaray'da tabii ki dördüncü şampiyonluk hedefteki yerini korurken, 96-2000 yılları arasında lige ambargo koyup, UEFA kupasını kazanan kadronun bir topçusu olan Okan Buruk sözlerine şöyle devam ediyor: "UEFA Kupasını oyuncuyken kazanmak çok önemliydi.4 sene üst üste şampiyon olduk, sonra UEFA Kupasını kazandık. Bu sene de önümüzde aynı senaryo bulunuyor: ligde dördüncü şampiyonluğu kazanırken, Avrupa'da da bir kupa hayalimiz var."

Okan Buruk, Şampiyonlar Liginde kupa hayalinden bahsedince, Nick Miller de Galatasaray'ın Liverpool maçı sonrası Diego Simeone’nin Atletico Madrid’i ve Pep Guardiola’nın Manchester City’si gibi güçlü takımlarla maçları olacağından bahsediyor ve bunların Okan Buruk için birer test olduğundan dem vuruyor. 

En çok etkilendiği teknik adam sorusuna cevap olarak da "Her zaman sorunları çözen Guardiola" diyen Okan Buruk "Geçen yıl Mourinho'ya karşı meydan okudum ve kazandım. Normalde Galatasaray-Fenerbahçe ya da Galatasaray-Manchester City olur maçlar ama teknik direktör olarak özel bir şey başarırsam, Pep’e karşı bir şey yaptım diyebilirim" diye soruyu cevaplamaya devam eder.

Röportaj biterken, Nick Miller'in "Gelecek hedefiniz nedir ?" sorusuna Okan Buruk, öncelikle Galatasaray'da kalıp, dördüncü, hatta beşinci şampiyonluğu kazanmak cevabı verirken, bu seneki Şampiyonlar Ligi performansının hem takımı hem de kişisel hedefleri için önemli olduğunu, bir gün yurt dışına gitmek istediğini ve Premier Ligin hocalar için değerli olduğu, orada büyük bir rekabet ve meydan okumanın varlığından söz etmekte. Ve sözlerini şöyle noktalamakta:

"Ama en önemlisi Galatasaray’ın teknik direktörü olmak, Galatasaray ile kupalar kazanmak. Galatasaray altyapısına 11 yaşında girdim, şimdi 51 yaşındayım ve Galatasaray’ı çalıştırıyorum. Burada olmak büyük bir gurur. Bu benim takımım. Böyle devam edersek daha çok rekor kıracağımızı umuyorum.”

20 Ağustos 2024 Salı

Young Boys'un 4 Ölümcül Günahı

 


İsviçre Süper Lig tarihinde ilk defa son şampiyon yeni sezonun ilk üç maçını kaybetti. Sonrası da pek iyi gitmedi ki Young Boys takımı arka arkaya iki beraberlikle 12 takımlı ligde 11. sırada yer alıyor. İsviçre Süper Liginin statüsü gereği bu sene de şampiyon olmaları hala mümkün ama takımın bu hale gelmesinde 4 Ölümcül Günahı yazmış İsviçre basını... Bir inceleyelim bakalım:


Aşırı Özgüven:

Geçen sezonu ikinci bitiren Lugano'nun önünde 12 puan farkla şampiyon olmak bir başarı hikayesi midir? Hayır... Zira Young Boys 2017den beri en genç şampiyonluğu garantilediği sezonu yaşadı. Hatta daha da kötüsü 2007'de FC Zürih'ten sonra en fazla mağlubiyetle şampiyon olan takımdı Young Boys geçen yıl. (7 mağlubiyet) Güzel bir söz var, körlerin arasında tek gözlü adam kraldır diye...

Young Boys'un patronları ger zaman ileri görüşlülükleri ile övünür ve tekrar şampiyon olabileceklerine inanıyorlar ama bu yanlış... Anel Husic, Ebrima Colley, Darian Males, Lukasz Lakomy, Cheikh Niasse, Cedric Itten gibi oyunculara hala kilit topçu gözüyle bakılıyor ama şöyle soralım: Bunların hangisi şu anda eski transfer değerinde? Bizce hiçbiri...

Öte yandan futbolcular da kendilerini sorgulamalı. 2024 Avrupa şampiyonasında boy gösteren 6 tane İsviçre Süper Ligte forma giyen oyuncunun hiç biri Young Boys'tan değil. Öte yandan neredeyse küme düşecek olan Grasshopper FC'den Amir Abrashi turnuvada top koşturdu...

Meschack Eliga, Joel Monteiro ve David von Ballmoos gibi üst düzey liglerde forma giymeyi düşünen yıldız adaylarına hiç teklif yok, bu futbolcuların piyasada çok fazla değer gördüğüne dair bir iz de yok maalesef.


Rahatlık:

Young Boys gibi son 7 sezonda 6 şampiyonluk kazanırsanız, her şeyin bir şekilde yolunda kolaylıkla gideceğine dair bir rahatlık hissedersiniz. Uzun süreli başarı size güven hissi verir, aynı zaman da tatmin duygusu gelişir. Eğer kadronuza ve teknik ekibe yeni personel eklemezseniz, aynı hırs ve arzuyu takımda oluşturmak çok zor olabilir ki takımın önde gelen topçuları Sando Luper ve David von Ballmoos için kupa kazanmak bir alışkanlık haline gelir.

Young Boys'un her zaman rahatlık ve huzur ortamına sahip olduğu söylenir. Gerçekte Young Boys bir insan gibidir: Olumlu ve olumsuz tarafları vardır. Kulübün "vefasız" bir şekilde topçu alıp satma gibi bir şöhreti yok ama öte yandan bu aşırı rahatlıığın önüne geçmek için de biraz pragmatizm, sertlik ve soğukluk da hiç fena olmayacaktır.

Örneğin 2019 Play-oflarının başında 6 mağlubiyet gibi bir krizden takımı FC Aarau 'yu çıkaran Patrick Rahmen takımın başına hoca olarak getirildi. Ama Rahmen sert bir kişiliğe sahip değil. Bu demek değil ki o dış görünüşüne önem vermiyor ya da diğerlerinden çok fazla şey bilmiyor. Ya da soyunma odasında sözü geçmiyor. Rahmen işlerin uyumlu bir şekilde yürütülmesinden yana. Ve Christoph Spycher tarafından yönetilen yönetim kurulu da sınırları aşan bir hoca yerine her zaman yapıcı diyalog kuran bir çalıştırıcıyı tercih ediyorlar. Belki Rene Weiler daha iyi bir seçim olabilirdi ama onun inatçı ısrarcılığı ve sadece performansa önem gösteren yapısı nedeniyle kesinlikle uygunsuz bir çözüm olacaktı.

Yanlış karar:

Kastriot Imeri ve Jean-Pierre Nsame yanlış transfer politikasının en bariz örnekleri. İki sene önce 3 milyon İsviçre Frangı ile Young Boys tarihinin en pahalı ikinci transferi olarak Imeri takıma dahil olurken mantıklı bir iş gibi görülmüştü. Ama sonra anlaşıldı ki Imeri, Servette'te oldu gibi gol sorununu çözecek anahtar değil. Güçlü kasları ile Milli takımda Xherdan Shaqiri'nin yerini alabileceği gözüyle bakılan Kosova uyruklu oyuncu yedek kulübesinin vazgeçilmezi oldu. Peki neden? Çünkü Young Boys sistemi Imeri gibi 10 numara için uygun değil, bir bakıma traktör için otomobil lastiği almak gibi bir hata, uymaz...

Her iki maçta bir gol atmasına rağmen Young Boys yönetimi Jean-Pierre Nsame ile kontrat uzatmadı ve Kamerunlu geçen kış transfer listesinde adını gördü. Evet, Young Boys Nsame'nin golleri olmadan şampiyon oldu ama hala onu arıyorlar. Nsame sadece bir golcü değildi, aynı zamanda kendisinden önceki Guillaume Hoarau gibi Fransızca konuşan konuşan oyuncular ile hoca ve yönetim arasındaki köprüydü. Yeni bir ortama gelen ya da yüklü transfer ücreti ile kafası karışan topçuların "abisiydi". Bugün böyle bir figür yok ve şaşırtıcı değil ki kendisini daha iyi liglere taşıyacak bir performansı Meschack Elia gösteremiyor.


Umutsuzluk:

Shkelzen Gashi, Gilles Yapi, Serey Dié, Raul Bobadilla, Renato Steffen, Michael Lang: FC Basel'in 2009-2017 yılları arasında Heusler döneminin en önemli recetesi en iyi topçuları transfer etmekti, kaç paraya mal olursa olsun. Bu strateji çok para harcattı ama harcanana da değdi. Daha az transfer geliri sağladılar ama daha fazla performans aldılar oyunculardan ve lige uyum gibi zaman gerektiren süreçleri kısa sürede atlattılar.

Young Boys da kendi liginin "mücevher oyuncularını" kadrosuna katabilir.  Nikola Katic, Kevin Carlos, Timothee Cognat gibi oyuncuları transfer edebilir ama 5 milyon frank oldukça fazla bir rakam. Genç olmayan ama tecrübeli bir Süper Lig topçusu için 5 milyon Frank mı? Her ne kadar kulübün 50 milyon franktan fazla bütcesi olsa da Christoph Spycher ve yönetimi bu işe sıcak bakmıyor.

Aynısı yabancı transferler için de geçerli. Hoarau ve Miralem Sulejmani gibi bir zamanlar yüksek ücret alan oyuncular artık stratejinin bir parçası değil. Sonuç olarak özel oyuncular da Super Ligde top koşturmak için bir neden bulamıyorlar.

Bir yandan bu çok mantıklı ve anlaşılabilir. Ama öbür yandan da cesaret kırıcı. Patrick Rahmen'in pek de parlak olmayan yardımcı hoca olarak Enrico Schirinzi seçme nedeni de bu. İsviçre milli takımında Vincent Cavin'den oyuncular tarafından saygı duyulan Giorgio Contini gibi güçlü bir karaktere yapılan değişikliğin nasıl olumlu sonuçlandığı herkesin malumu. 

Yine cesaret kırıcı bir örnek, kale genç ve yetenekli Marvin Keller yerine David von Ballmoos'a teslim ediliyor. Hem finansal hem de sportif açıdan incileri domuzların önüne atmak gibi bir şey...


12 Aralık 2023 Salı

Kerem Aktürkoğlu Röportajı



The Athletic'ten Nick Miller, bu geceki "tarihi" Kopenhag-Galatasaray maçı öncesi Kerem Aktürkoğlu ile ilgili bir yazı kaleme almış...

Buyurun, ultras/Movement blog takipçileri için tercüme ettim.


Kerem Aktürkoğlu depremde enkaz altında kaldığı günleri pek hatırlamıyor çünkü ailesiyle depremi yaşadığında daha 10 aylıktı. Ağustos 1999'da 7.6 şiddetinde Türkiye'yi yasa boğan deprem yaşandığında Aktürkoğlu ailesi İzmit'te yaşıyordu.

Kerem'in dedesi kasabanın belediye başkanıydı, bu yüzden hem işi gereği hem de kişisel olarak bu dehşetin ağırlığını yaşadı. O, bebek Kerem'in aramalarına öncelik etti, bebek sağ-salim bulundu, Aktürkoğlu ailesi de depremi çok az fiziksel yara ile atlattı. Ama depremin aile üzerinde psikolojik etkisi büyük oldu, bu yüzden- Galatasaray'da forma giyen ve Manchester United'a her iki maçta da gol atan- Kerem, geçen şubat ayında Türkiye'nin güneyini vuran deprem sonrası bir şeyler yapmak zorunda hissetti kendisini.

"Ailemleydim ve depremi ilk duyduğumda aklıma gelen tek şey orada olmam gerektiğiydi" şeklinde konuştu Kerem The Athletic'e.

Türkiye'de liglere uzun bir zaman ara verildi, bir çok kulüp deprem bölgesine yardım yolladı. Felaketten en fazla etkilenen şehirlerin takımları olan Gaziantepspor ve Hatayspor Süper Ligten çekilirken, Hatayspor forması giyen eski Chelsea ve Newcastle oyuncusu Christian Atsu hayatını kaybetti.

Deprem bölgesine yardım yollayan kulüplerden biri de şahsen bölgeye giden ve orada kordinasyonu sağlayan başkan yardımcısı Erden Timur önderliğindeki Galatasaray'dı. Kerem Aktürkoğlu da onunla gitti. Bugüne kadar yaptıkları ile ilgili pek fazla konuşmadı ama kişisel geçmişinden dolayı sadece para göndermeyip, bizzat orada bulunmak istediğini biraz da utanarak bizlere anlattı.

"Biz, Türk ve İslam kültürüne göre yaptıklarımız ya da birine verdiğimiz bir şey hakkında konuşmayı sevmeyiz. Bir elin verdiğini diğer el görmemeli fikrindeyiz. Sessizce yardım ederiz. Bu yüzden bu konuda konuşurken oldukça çekingenim."

Ama bu anlatılmaya değer bir hikaye.

"1999 depremini yaşayan insanlar gerçekten deprem mağduru olmanın ne olduğunu iyi bilirler, her ne kadar ben hatırlamasam da benim ailem de bu sıkıntıları yaşadı."

Erden Timur ve Galatasaray kulübü deprem felaketini yaşayan insanlara maddi yardım sağladı ama Kerem onların hislerini en iyi anlayan kişiydi. "Başkan yardımcımız deprem bölgesine yardım malzemesi dolu bir çok tır gönderdi, biz de bu yardımların ailelere ulaşmasına yardım ediyorduk. Bu işin bir bölümüydü ama orada ailesini kaybetmiş ya da enkaz altından gelecek bir haberi bekleyen insanlarla olmak, onlarla konuşmak, psikolojik destek vermek çok daha önemliydi. İnsanlarla konuşup, onları bir nebze de rahatlatmak için etrafta dolaştım."

Kerem, Galatasaray'ın Başakşehir'i 7-0 ile geçtiği maçta hattrick yaptığı topu depremzedelere yardım kampanyasında açık arttırma ile satılması için bağışladı. "Bizden, bizim için oldukça değerli olan bir şeyleri vermemizi istediler. Bir çoğumuz maddi olarak yardım etti ki bu çok önemliydi. Öte yandan, kişisel olarak bir dokunuş, oradaki insanların duygularını anlamak da çok önemliydi. Eğer orada olabildiysem, o insanlara biraz da olsa ümit verebildiysem, bir şeyler başarmışım demektir."

Ülkenin en ünlü futbol simalarını yardım kolileri taşırken görmek bir kaç kişi için ilginç gelmiş olabilir ama herkes o kadar meşgül ve felaketten etkilenmişti ki kimsenin ünlü peşinden koşacak zamanı yoktu.

"Aile bireylerini kaybeden insanların hikayelerini duydum. Onların üzüntülerinin parçası olmak, onları teselli etmeye çalışmak ve "bizimle olduğun için teşekkürler" cümlesini duymak çok değerli hissettirdi. Onlarla olduğunu, onların bir parçası olduğunu hissetmeye başlıyorsun. Aile üyelerini kaybettikleri için çok acı çektikleri anları onlarla paylaşıyorsunuz. Bu çok değerli, benim için çok şey ifade ediyor. Bunu bireysel olarak üzerinize alıyorsunuz ve görevinizi yapmış hissediyorsunuz."

"Oradayken o acıyı görüyor, o felaketi hissediyorsunuz. Birini kaybetmiş insanlarla konuşuyorsunuz, ağlamamak çok zor. Gerçekten zor. Eğer ağlarsanız, onlardan biri olduğunu hissetirirsinız ama onlar için güçlü durmak zorundasınız. Sürekli bu iki çelişki arasında hissettim kendimi. Bunu yaşamak lazım, televizyondan görülenden çok farklı."

Lige Şubatın ilk haftasından Martın ilk günlerine kadar ara verildi. Ama maçlar tekrar başladığında Kerem ezeli rakipleri Fenerbahçe'ye 8 puan fark atan şampiyon Galatasaray takımının kilit oyuncusuydu. 

Bu sezon da bu iki takım (Galatasaray ve Fenerbahçe)  zirve için yarışıyor, benzer rekorlara sahipler, 15 maç sonrası bir beraberlik ve bir mağlubiyetle topladıkları 40 puana sahipler. Lig üçüncüsü Kayserispor 29 puanla onların çok gerisinde. Bu iki takım önce 24 Aralıkta karşılaşacaklar ve aradan bir hafta geçmeden Süper Kupa için Riyad'da bir kez daha kozlarını paylaşacaklar.

Belki de bu iki İstanbul büyüğünün geçen yaz transfere harcadığı para düşünülünce pek sürpriz değil, her ikisi de eski tarz transfer çılgınlığına girdi. Fenerbahçe Edin Dzeko, Fred ve Dusan Tadiç'i getirirken, Galatasaray Mauro Icardi'nin bonservisini aldı, Wilfried Zaha, Tanguy Ndombele, Hakim Ziyech ve Davinson Sanchez ile kadrosunu güçlendirdi.

Zaha'nın transferi Kerem için önemliydi zira bu genç oyuncunun pozisyonunda bir değişiklik demekti: Genellikle solda oynarken bu sezon daha çok 10 numara oynadı ve çok da başarılıydı. Galatasaray gibi büyük kulüpler yurt dışından önemli isimleri transfer ettiğinde, yerli oyuncular sıkıntı çeker ama Kerem yeni rolünü benimsemede çok başarılıydı.

"Oyunumu geliştirmem için bana daha fazla imkan sunuyor" diyor Kerem "Yıllarca sadece solda oynadım ama şimdi daha çok ortada oynuyorum. Bu bir meydan okuma ama aynı zamanda benim için de fırsat. Benim için sanki "Hey, yerimi korumak çok daha iyi olmalıyım" der gibi ve bu beni motive ediyor. Ne kadar iyi topçular gelirse, benim için de o kadar iyi."

Ayrıca bu rekabet, onun takımda ayrılma vakti geldiğinde ona bir hazırlık olarak da iyi gelecek. Kerem şimdiden gelecek için yüksek hedefli kariyer planları yapıyor.

"Kariyerimde bir sonraki adımı atmak kesinlikle bir hedef, zamanı geldiğinde, en üst liglerden birinde ve en iyi takımlardan birinde oynamak istiyorum. Bu yüzden her gün sıkı antrenman yapıyorum. Şu anda oynadığım maçların hepsi bir süreç — her yıl daha gelişiyorum. Bunu sürdürdükçe, kariyerimdeki bir sonraki adım doğal olarak gelecek.”

“Bu seviyedeki bu oyuncularla oynamak başka bir lige gitmem durumunda benim adaptasyon sürecimi kısa veya hiç olmayacak şekilde hazırlıyor.”

Şampiyonluk yarışı önemli ama Şampiyonlar Ligi bambaşka bir şey. Galatasaray, Avrupa kupası kazanan tek Türk kulübü olmaya devam ediyor (2000 UEFA Kupası, Arsenal'ı penaltılarla yendikleri sezon) ve kimse onlardan bu sezon büyük olan kupayı kaldırmalarını beklemiyor, ancak bugün (Salı) Kopenhag'ı yenerlerse, on yılın ardından ilk kez eleme turuna kalacaklar.

Ve Kerem Aktürkoğlu bu başarıda büyük bir rol oynadı, özellikle Manchester United'a attığı gollerle: ilki, Galatasaray'ın 3-2 kazandığı maçta Old Trafford'da şık bir bitiriş, diğeri ise İstanbul'da iki hafta önceki çılgın 3-3 beraberlikte harika bir driplingle atılan tek gol, o gece Andre Onana'nın hatasının olmadığı tek gol.

"Bu gerçekleşmiş bir hayal. Şampiyonlar Ligi'nde oynamak ve gol atmak bir hayaldi, özellikle de Manchester United gibi bir takıma karşı attığım bu özel iki golle daha da güzel hale geldi."

Bu gollerin ardından Kerem'in gol kutlamasını fark etmiş olabilirsiniz; o kutlamada havada hayali bir sihirli değnek sallıyordu. Bu, Harry Potter'a bir selam.

"Harry Potter ile aramda bazı benzerlikler var - aynı renklere sahibiz (Galatasaray ve Gryffindor  kırmızı ve sarı) aynı forma numarasına sahibiz (yedi, karakterin Quidditch formasındaki numara) ve yuvarlak gözlüklerimi taktığımda bazı taraftarlar bana 'Kerem Potter' demeye başladılar."

"Bunu ben oluşturmadım, taraftarlarımız yaptı. Şimdi bu kutlama benim bir parçam oldu. Antrenmanda bile takım arkadaşlarım yapıyor. Son maçta (Adana Demirspor'a karşı) gol attım ama düştüm ve biraz sakatlandım, bu yüzden Dries Mertens kutlamayı yapmaya başladı."

Aktürkoğlu'nun gelişimi devam ederse, bu kutlamayı herkes daha çok görebilir. Kerem, Türkiye Milli Takımı için de önemli bir oyuncu ve eğer Türkiye'yi önümüzdeki yaz Avrupa Şampiyonası'nda başarıyla temsil ederse, özellikle Galatasaray ile Avrupa'da daha ileri gitmeyi başarırlarsa ve başka bir lig şampiyonluğu kazanırlarsa, bir çok kulübün transfer listesinde adını görebilir.

Ama bunların hiçbiri gerçekleşmese bile, Kerem belki de çoğu insanın bilmediği diğer önemli şeylerin ne kadar önemli olduğunu ve futbol dışındaki yaşamın gerçekten ne anlama geldiğini çok daha iyi biliyor.


14 Ekim 2023 Cumartesi

Jordan Henderson ve İngiltere'nin Yuhalama Kültürü


İngiltere tribünlerindeki yuhalama kültürü ile ilgili Tim Spiers, The Athletic'e yazmış, biz de tercüme ettik...


 "Bu ıslıklamanın sebebini anlamıyorum ama görünüşe göre bu yaygın bir durum. Islıklar ve yuhalamaların ona nasıl yardımcı olabileceği hakkında herhangi bir fikrim yok."

Gareth Southgate, 2016'da İngiltere milli takım hocası olarak kulübeye ilk çıktığı maçtan sonra böyle konuşmuştu. Yuhalanan oyuncu da sadece 12 ay önce İngiltere gol rekoru kırmış ve en fazla milli formayı giymiş Wayne Rooney'di.

Cuma günü Avusturya'yı 1-0la geçtikleri maçta 88. defa milli takımın başında sahaya çıkan Southgate, Jordan Henderson'a yapılan yuhalamalarla ilgi kendisine sorulan soruya benzer cevap verdi: "Anlamıyorum. Bu yapılan ona ve takıma nasıl yardımcı olacak?"

Aslında Henderson yine şanslı. Tartışmasız olarak İngiltere'nin gelmiş geçmiş en iyi sol beklerinden biri olan Ashley Cole da yuhalanan topçular kervanında yer almakta. İngiltere milli takım forması giyen en yetenekli oyunculardan biri olan John Barnes da. John Terry? Frank Lampard? Onlar da yuhalandı.

"Sanırım bu İngiltere için oynamanın bir parçası" dedi Lampard bu konuda, öyle midir, bu yüzden bunu büyütmemeli miyiz ? Bir gün muhtemelen Jude Bellingham da bunu tecrübe edecektir.

Fakat bu hiç de önemsenmeyecek bir mesele değil. Maçlarda hem futbolcuları hem de diğer taraftarları rahatsız edici ve utanç verici bir durum. Bir de tespit: İnsanlar size yüksek sesle, sizi sevmediklerini ve sizin kötü oynadığınızı söylüyorlar. Fena halde aşağılayıcı olmalı.

Henderson'ın forma numarası değişiklik tabelasında yandığında, "kaptan" buna belki de hazırlıklıydı zira maç başında ve esnasında topla buluştuğunda ufak tefek gruplardan homurtular yükselmişti.

İngiliz oyuncular geçmiş yıllarda bir çok sebeple yuhalanmıştı. Cole özel yaşamından dolayı bu sınava tabii tutulmuştu, Rooney performansının zirvesinden aşağılara düşüyordu ki orta sahada oynuyordu ve İngiltere, İzlanda'nın gerisine düşüyordu. Peter Crouch ise sadece insanlar onun iyi olmadığını düşündüğü için yuhalanmıştı.

Söz konusu Henderson olunca, onun yuhalanma nedeni çok daha karmaşık. Sadece Suudi Arabistan'da oynamayı tercih ettiği için değil. Ya da insanlar onun LGBTQ+ destekçisi olarak ahlaki prensiplerini terk ettiğini düşündükleri için de değil. Ya da bazılarına göre milli takıma uygun olmadığını düşündükleri için de değil. Bütün bu nedenlerin bir karışımı...

 Oyuncunun Suudi Arabistan'a taşınma ve bu süreçte gelen tartışmaların oyuncuyu eleştirmek için kullanıldığı oldukça aşikar. Henderson'a yardımcı olmayan başka bir konu da onun takıma yapmış olduğu katkılar ve Southgate'in onu milli takıma seçme nedenlerinin açık ve anlaşılır olmaması. Öne çıkan bir oyuncu değil, ne de çok gol atan ya da asist yapan biri de değil. Daha çok istikrarlı ve tutarlı biri. Yaşı da ilerledikçe, sahada yapmak istediklerini de her geçen gün daha az yapıyor.

Henderson, soyunma odasında teknik direktöre yardımcı olan bir oyuncu. Southgate'in belirttiğine göre Bellingham'a destek olmakta. Takımını havasına olumlu katkı sağlıyor, arkadaşlarının en iyi performansı vermesini sağlıyor ve maçlar kazanılıyor ve kendisinden daha fazla katkı sağlayacak birinin yerini almıyorsa, peki sorun nedir? Conor Coady, son iki turnuva boyunca buna benzer bir rol üstlendi ama yedek kulübesine bile giremedi.

Aslında hikayenin en can alıcı noktası burada yer alıyor. İngiltere milli takımı için pek de fazla iyi orta saha oyuncu seçeneği yok gibi görünüyor. Henderson artık eski gücünde değil bu yüzden Jurgen Kloop, Liverpool'dan ayrılmasına izin verdi de City'de Kalvin Phillips topa dahi vurmamışken, ulusal takıma seçilince, bu eksikliğin farkına varıyorsunuz.

Manchester City'de oynayan Rico Lewis bu sezonun bir parçası olabilir ama 18 yaşındaki oyuncu için zaman henüz daha erken. West Ham United'daki James Ward-Prowse ismi de ortaya atılabilir ama bu pek çok kişiyi ikna etmez. Henderson belki şu an hala takıma katkı sağlayabilir ama 33 yaşına geldiğinde nerede top oynadığına ve performansına bakılarak ilk onbir günleri son bulabilir. Trend Alexander-Arnold'un Malta ve Kuzey Makedonya maçlarından sonra üçüncü harika performansı Southgate'i memnun etmiştir ama hocanın orta sahada ikinci sağlam bir oyuncu araması onun muhtemelen ocak transfer döneminde Phillips'in City'den başka bir takıma kiralanmasını düşleyecektir.

"O takımı bir arada tutuyor." diye Henderson'ı koruyan Southgate "Sahada fiziksel yönden güçlü oyuncularımız yoktu, insanları korumak, oyunculara fırsatlar vermek için oluşturduğumuz bir takımdı. Sahada çok fazla milli maç tecrübesi olmayan oyuncu olduğu için maç öncesi ve sonrasında bizim için önemli ve lider bir oyuncu olduğu için Henderson'a ihtiyacımız vardı. Maça kendilerini verip, iyi performans sergilemeleri için arkadaşlarına yardımcı oldu."

Henderson'ın Suudi Arabistan'in 2034 Dünya Kupasını desteklemesinin bu tepkiye sebep olup olmadığı sorulduğunda, Southgate alayıcı bir şekilde "Birinin İngiltere milli forması giyen bir oyuncuyu desteklemesi ile bu konunun ne alakası var? Gerçekten nereye gittiğimizi hiç anlamıyorum. Ülkede herkesin kusursuz değerlere sahip olması gerçeği beni oldukça etkiledi." şeklinde konuştu.

İnsanlar, "maça iyi para ödüyoruz ve düşüncelerimizi açıkça ifade edebiliriz" mantığı ile gök kuşağı renkli pazu bandı takan bir takımdan Suudi Arabistan'ın Dünya Kupası kampanyasına destek veren oyuncuya dönüşen Henderson'ı bu sebeplerle yuhlamadılar. Daha çok onunartık milli takıma seçilmesini istemedikleri için olabilir, en azından sahadaki yeteneklerini göz önüne alarak. Belki bu olabilir ama bu da karmaşık.

Daha az karışık olan Henderson'un İskoçya'nın St. Mirren ve Alman ikinci lig ekibi St. Pauli'den topçulardan oluşan rakip orta saha karşısında pek etkileyici olamaması, ayrıca bir ay önce Ukrayna'ya karşı da orta sahada çok dikkat çekici bir performans göstermemişti.

Rooney yuhalandıktan sonra Southgate onu kadroya almaktan vazgeçti. Aynısının Henderson için yapmasını bekleyenler çoğunlukta ama bu sesler İngiltere milli takımının hocasını pet etkilemeyecektir.  Daha önce yuhalanan oyunculrdan biri olan Maguire'in adının da tribünlerden seslendiğini duymuş olmalı ama pek anlamam verememiştir.

Futbol kalabalıkları, tahmin edilmezlikleri ile ünlüdür.


3 Ekim 2023 Salı

Manchester United Maçına Dair


 ultras/Movement takipçileri bilir, sevgili Derda ile 5'e 5 adında bir podcast kaydetmeye başladık. Bu gece kaydı yaptık, ben edit yaparken, o da yarınki maça dair görüşlerini kağıda dökmüş, sıcağı sıcağına burada yayınlamak istedim...


    Muhtemelen Ankaragücü maçı bittikten sonra bütün oyuncular MUFC maçını düşünmeye başladı. Gerçi Ankaragücü’nün kalecisi böyle iyi bir performans sergilemese maç oynanırken düşünmeye başlayacaklardı ki gayet anlaşılabilir bir durumdu.

    Futbolda nihayetinde sicilin parayla, nüfuzla, reklamla doldurulamadığı yerdeyiz. Bu zirve noktasında Galatasaray olarak yine aslanlar gibi mücadelemizi yapacağız. Rakibimizin durumu ne olursa olsun Manchester United, Manchester United’tır. Bizim onlara göre daha moralli olmamız, takım içinde kaos vb olmaması bizi biraz avantajlı kılıyor. Bir diğer avantaj ise Boey, Kerem A. ve Nelsson gibi Avrupa kulüpleri tarafından izlenen oyuncuların başta olmak üzere diğer oyuncuların da vitrine çıkacak olmaları. Belki Zaha on sene önce transfer olup tutunamadığı (Belki Alex Ferguson dönemi sonrasındaki kaostan ötürü) United’a karşı dişini biliyordur? Veyahut belki Fernando Muslera’nın Galatasaray’daki ilk Şampiyonlar Ligi maçı olan Old Trafford deplasmanındaki penaltı dahi kurtardığı performansını bu akşam yeniden sergileyecektir?

    Özellikle sosyal medyadan “Kesin yeneriz” cümlelerine karşı temkinli yaklaşmak gerekir zira oynadığımız takım ne olursa olsun dünyanın en iyilerinden. Allah korusun olası bir yenilgide “Bunu bile yenemediniz” diyeceklerdir, bu tuzağa düşmemeliyiz. Eksik ve kaos içindeki United’ın sahadaki en büyük kozlarından olan Bruno Fernandes’i topla buluşturmayıp, buluştuğu topu da efektif kullandırmadık mı yapabilecekleri tek şey Rashford’a defansın arkasına uzun ve ters top atıp defansın kademe anlayışını bozmak olacaktır. Bizim kadroda ise formda olan 14-15 oyuncu içinden Okan hoca en iyisini çıkartacaktır. Sürpriz denilebilir ama Abdülkerim Bardakçı’yı sol bekte değerlendirip hem üçlü defansa geçişi kolaylaştırabilir hem de Rashford’a karşı daha dengeli kademe aldırabilir. Orta alan farklı olabilir, kenar forvetlerde değişiklik olabilir ama kimin çıkacağını ve nasıl oynayacağımızı rakip takım hocası düşünsün ve uykuları kaçsın.

Galatasaray bu maçı kazanırsa gruptan bana göre çıkar. Çünkü Manchester’a karşı 4 puan fark ve içeride oynanacak maçı da göz önünde bulundurursak çok büyük avantaj sağlamış olmanın yanı sıra beraberlik de iyi olur Allah korusun kaybedersek de dünyanın sonu olmaz.Daha önce yaptık, yine yapabiliriz; Allah yardımcımız olsun..


20 Eylül 2023 Çarşamba

Lazio'yu Kurtaran Kaleci

 


Dün gece Lazio'yu attığı kafa golü ile mağlubiyetten kurtaran kaleci Ivan Provedal'ın hikayesini The Athletic'e James Horncastle yazmış. Biz de tercüme ettik:


Lazıo kalecisi Ivan Provedal'a büyükannesinin anlattığına göre Rusya'nın efsanevi kalecisi ve tarihte Ballon d'Or kazanan tek file bekçisi olan Lev Yashin onların komşusuymuş. "Anneannem ve dedem onun sokağında yaşıyordu, birbirlerini iyi tanıtlardı, ben çocukken büyükannem harika bir kalecinin komşumuz olduğunu söylerdi" diye anlatmakta o günleri Lazio'nun file bekçisi.

"Yıllar sonra onun ne kadar ünlü olduğunu anladım"

Spor yazarları, yazılarının içine kaderi yoğurmayı severler, onlara göre kolay olan 1994 doğumlu genç Provedel'in akrabalarının yanına gidip, kariyerinde 150'den fazla penaltı kurtaran Yashin'in hikayelerini dinleyip, genç Gianluigi Buffon'un karla kaplı Dinamo Moskova sahasında ilk defa keleye geçtiği maça şahit olduğu "hikayesini" uydurmaktır.

Ama, Provdel çok geç yaşlarda kalecilik yapmaya başladı, bu yüzden çocukluğunda Yashin ismi ona pek bir şey ifade etmiyordu.

 Tabii, kalecilik ilgisini az da olsa çekiyordu. " EURO 2000'de Hollanda'ya karşı yaptığı kurtarışlar ve çıkardığı penaltılar sayesinde Francesco Toldo'ya aşık oldum. O maçın kasetini o kadar izledim ki, kaset eskidi." diye anlatıyor Provdel.

Bir yandan gol atmak, bir taraftan Toldo, genç Ivan içten içe bir savaş veriyordu. Yıllarca kaleciler değerisiz görüldükleri için, kim kaleci olmak isterdi ki? Juventus'un Buffon için Parma'ya ödediği bonservis ücreti yıllarca kırılmasa da Ballon d'Or ödülü hep kalecileri yerine golcülere gitti. Lev Yashin'in kazandığı ödül de Buffon'a göre Rusya ile Batı'nın ilişkilerini yumuşatması için politik olarak verilmişti.

"15 yaşıma kadar forvettim ve maç başına gol atma oranım da oldukça iyiydi" diyor Provdel bir röportajında.

Golcünün aklından neler geçtiğini anlamak kaleciler çok yardımcı oluyor. Onların niyetlerini okumak, tepki süresini kısaltmakta. golcünün yaptığı ani bir hareket kaleciyi çaresizi bırakmıyor ve Provedel de Italya'da elit bir kaleci olan nam salmış durumda. Geçen yıl Fransa'nın yeni bir numarası Mike Maignan, Şampiyonlar Ligi finalisti Andre Onana ve Tottenham'a gidecek olan Guglielmo Vicario'nun önünde Serie A'da yılın kalecisi seçildi.

Bazıları Serie A'nın bu seçimini sorguladı. Provedel, diğer kalecilerden en az beş kere daha fazla olmak üzere 21 maçta kalesini gole kapadı ve Lazio'nun Napoli'nin arkasında ligde ikinci olup Şampiyonlar Ligi bileti alırken Serie A'da en yüksek kurtarış yüzdesine sahip kaleci olarak adından söz ettirdi.

Son dört yılda, farklı takımların şampiyon olduğu Serie A'da, belki geçen sene Lazio'nun yılı olabilir söylentileri vardı ama Lecce deplasmanında yaşanılan mağlubiyet, hayal kırıklığı yaratırken, lige yeni gelen Genoa maçındaki kayıp ise herşeye tuz biber oldu. Şampiyon Napoli'yi yenmek Lazio taraftarına tekrar hayaller kurdururken Juventus mağlubiyeti bunun sadece bir istisna olduğunu düşündürüyordu.

Lazio son 60 yılda sadece iki defa ilk dört maçta üç mağlubiyet aldı. Bunun nedenlerine bakacak olursak, koca bir transfer dönemini sportif direktör olmadan geçirmiş olmak, Hugo Lloris adını transfer söylentilerinde kullanarak Provedel'in kafasını bulandırmak, Sergej Milinkoviç-Saviç'i Al Hilal'e satmak, onun yerine Daichi Kamada gibi tamamen farklı bir oyuncu almak gibi sebeple sıralanabilir.

Lazio, dün gece 16 yıl sonra kendi taraftarı önünde bir Şampiyonlar Ligi maçı oynadı ve kabüsa dönecek gece yıllarca anlatılacak bir şölene dönüştü.

Provedel, Atletico'lu kanat oyuncusu Samuel Lino'nun şutunu kurtararak takımının puan alma ümitlerini canlı tutarken, saha kenarındaki Diego Simeone buna inanamıyordu. 2000lerin başında şampiyon olan Lazio takımının bir üyesi olarak Curva Nord'un maç öncesi kendisne yaptığı jest Simeone'yi çok etkilemişti ama oyun ilerledikçe onun duygusallığı öfkeye dönüşmüştü "Maçın fişini çekemedik" diye konuşuyordu karşılaşma bitiminde.

Atletico'nun savunmaya çekilip, rakip atakları savuşturma "acısını" yaşamaya karar vermesi Sarri'nin işine geldi ki, bir demecinde böyle bir taktik yapmaktansa bankaya geri dönüp hocalığı bırakmayı yeğleyeceğini belirtmişti.

Atletico'nun yediği bu baskıya karşın kalesinde gol görmeyeceği bekleniyordu zira Lazio'nun kanat oyuncularıMattia Zaccagni ve Felipe Anderson bu sezon siftah yapamadılar. Milinkoviç-Saviç'in ayrılması da takımın rakip ceza sahasında etkisiz olmasına neden oluyordu. Ayrıca, Sarrı sürpriz bir şekilde geçen sezon Girona formasıyla Real Madrid'e 4 gol atan 15 milyon euroluk transfer Taty Castellanos'u kadroya almmaıştı.

Ama, kader ağlarını örmüştü...

Büyük bir kalecinin içgüdüleri, büyük bir golcünün iç güdülerine benzer ve Provedel bunu maçın uzatma dakikalarında Atletico'ya karşı gösterdi. Köşe vuruşundan dönen top Laziolularda kaldı ve o ceza sahasına terk etmeyip, aniden sarı forma giymiş bir figür Atletico savunmasının arkasına koşarak Luis Alberto'nun ortasını kafayla ağlara gönderdi. Bu, maçın son hareketiydi.

"Golü kaleci attığı için şanslı olduğumuz söylenecek ama işin aslı öyle değil. Maçı kaybetmeyi hak etmedik" şeklinde konuştu Sarri maçtan sonra.

Provedel daha önce bunu başarmışsa buna şans denebilir mi?

Bu kaleci olarak attığı ilk gol değildi. 29 yaşındaki Provedel, bir kaç yıl önce Ascoli'ye karşı yine 94. dakikada attığı golle Juve Stabia'ya bir puanı getirmişti.

"Attığı gol, Olimpico tribünlerini aşağı indirdi. İnanamıyordum, çok nadir görülen bir şey" diye şaşkınlığını belirtiyordu Zaccagni.

Evet, nadir bir olaydı. Provedel, Şampiyonlar Liginde gol atan dördüncü kaleci oldu ve bunu top oyundayken başaran ikinci kaleci oldu.


Geçmişte Spezia kalesini de koruyan Provedel, Milinkoviç-Saviç'in yaptığı arka direk koşularını onu taklit edebilecek kadar  yeterince izlediğini ve kendisinin ilham kaynağı olduğunu belirtirken, "O bunlarla mutlu oluyordu ama ben de kendimi olmayan biri gibi göstermek istemiyorum." şeklinde konuştu.

Provelel'in takım arkadaşları onu omuzlarında Curva Nord'a taşırken, salı gecesi herkesin torunlarına anlatacak anılar biriktirdiği bir geceye dönüştü. Yashin'in Moskovalı komşuları da bu sahne ile gurur duyardı hiç şüphesiz.

"Bu gece ne kadar büyük bir şey başardığımı daha sonra fark edeceğim" dedi mutluluk içindeki Provedel.



Blog Widget by LinkWithin