31 Temmuz 2011 Pazar

Giymedim Giydirdim


Sergio Aguero, Manchester City'nin idmanında giydiği kramponlar nedeniyle ufak bir sakatlık geçirince, hocası Mancini, ayağından çıkarıp kendi kramponlarını vermiş Arjantinli'ye...
Yemedim yedirdim, giymedim giydirdim, gözüm gibi baktım bu olsa gerek...

Bulgaristan'ın En Büyüğü CSKA



Dün gece oynanan Bulgaristan Super Kupa maçını A Grupa Şampiyonu Litex'i Delev'in iki ve yeni transfer Ziku'nun penaltı golüyle 3-1 mağlup eden CSKA Sofya kazandı. Burgaz'ın Lazur stadında oynanan karşılaşmaya atak başlayan CSKA Delev ile ilk pozisyonu harcıyor, lakin iki dakika sonra Litex 6. dakikada Kodo'nun ayağından bulduğu golle öne geçiyordu. Çok geçmeden Platini'nin milimetrik pasında Delev beraberliği yakalayan golü atıyordu. Beraberlikle biten ilk devrenin ardından CSKA yine oyuna hızlı başlıyor, kazandığı penaltıyı Ziku gole çevirince skorda üstünlüğü ele geçirirken, iki dakika sonra da Tom, Martin Dechev'e dirsek atınca kartın rengi kırmızı oluyor ve CSKA topçu sayısında da sayısal üstünlüğe hakim oluyordu. Şartlar Luboslav Penev'in topçuları için her bakımdan fenayken, 58de Delev yine kendisine has defans oyuncularının arkasına sarkarak skoru belirleyen golü kaydediyordu. Şampiyonlar Ligi ön elemelerinde ilk maçı iç sahada Wisla Krakow'a kaybedeb Litex için zor deplasman ve rövanş öncesi bu mağlubiyet moralleri bozarken, Penev şimdiden oyuncularını dün geceyi unutup, Wisla maçını düşünmeleri için terapi seanslarını başlattı bile. CSKA cephesinde ise geçen sezonun son haftalarında yakalanan üstün form grafiği devam ederken, Delev piyasa yapmayı sürdürdükçe sürdürüyor...

Litex 30. Alexandrov 3. Zanev 5. Onanga 33. Bodurov 6. Jos 15. Flores 16. Popov 19. Rumenov 21. Tsvetkov 17. Milanov 12. Kodo

Reserves: 31. Vinisius 8. Volume 9. S. Todorov 11. Marisema 18. I. Milanov 22. Nikolov 27. Tsvetanov Coach: Penev

CSKA 12. Karadjov 23. Dechev 6. Stoyanov 19. Popov 8. Trifonov 5. Yanchev - k 18. Galchev 27. Ziku 29.Nelson 7. Delev 9. Platini

Reserves: 88. Makendzhiev 2. Vidanov 3. Adhemar 14. Kostov, 17. Sadula 22. P. Stoyanov 77. Lublin Coach: Milen Radukanov

30 Temmuz 2011 Cumartesi

Bay Ribaund: "Furkan Aldemir"


Fiba, düzenlediği 20 yaş altı Avrupa Şampiyonası süresinde Furkan Aldemir'in olağan üstü performansı üzerine kendisine "bay ribaund" ismini uygun gördü. Furkan, turnuvaya damga vurmakla kalmayıp yeteneğinin, mücadelesinin ve başarısının ödülünü en iyi beşe seçilerek almış oldu. Peki Furkan ne yaptı da bu güzel ünvanlara sahip oldu dersek:

- 2. turda oynanan Almanya maçında 15'i hücum olmak üzere 25 ribaund çekip bir maçta en fazla ribaund alan oyuncu olarak tarihe geçti. Furkan'dan önceki rekor 23 ribaund ile Romen oyuncu Titus Nicoara'ya aitti.

- Almanya maçında 25 ribaund alan Furkan'a karşılık Almanya takımının toplam ribaund sayısının 26 olması da maçın ilginç yanı olarak kayıtlara geçti.

- Furkan Aldemir bu performansıyla herhangi bir yaş kategorisinde bugüne kadar düzenlenen tüm altyapı organizasyonları içinde bir maçta en çok ribaund çeken oyuncular listesine girdi. 2006'da İngiliz Daniel Clark, ülkesi adına Lüksemburg karşısında 27 ribaund toplamıştı. Listede 26 ribaund alan beş oyuncu bulunurken, Furkan'ın dahil olduğu 25 ribaund alanlarda altı oyuncu daha bulunmakta.

- Furkan'ın performansı Almanya maçı ile sınırlı kalmadı. Çeyrek finalde oynanan Rusya maçında Rus uzunlarına rağmen aldığı 23 ribaund, 20 Yaş Altı Avrupa Şampiyonası tarihinde, iki kez 20 ribaund barajını aşan ilk oyuncu olmasını sağladı. Ayrıca bu performansı sonrası üst üste 2 maç 20 ribaund barajını geçen ilk oyuncu olma onuruna erişmesini sağlamış oldu.

- Turnuva boyunca muazzam bir performans sergileyen Furkan, Milli takımımız 6. olmasına rağmen oyunuyla turnuvadaki seyircileri ve organizasyon komitesini adeta büyüledi. Fiba. internet sitesinde ana sayfada, yukarıda da değindiğim gibi manşet olarak "Bay ribaund" başlığı ile Furkan'ı tanıtan ve performansını süsleyen özelliklerini kaleme alan bir yazı yayınladı. Bu popülarite ve performans, kendisine turnuvanın en iyi beşine seçilme onurunu getirirken genç yıldızımız turnuvayı, 14,8 sayı 15,9 ribaund ortalamaları yakalayarak tamamladı ve Avrupa Şampiyonası'nın "ribaund kralı" oldu.

Furkan'ın bu tarz performansları dahil olduğu tüm alt yapı turnuvalarında sıkça yer alıyordu ancak böyle üst seviye bir performans belki de az oyuncuya nasip olmuştur. Furkan, Galatasaray'ın gelecek hamlesi içinde, takıma yerleştirdiği çok önemli bir parça ve adeta bir çok değerli bir maden gibi takımda yer alıyor. Furkan ile taraftar olarak ne kadar gurur duysak az. Ancak aynı turnuvada yer alan, geçtiğimiz sezon ortaya çıkan Galatasaray hikayesinin kahramanlarından Göksenin ve Sertaç'ın da performansını unutmamak lazım. Göksenin turnuvayı, 12,0 sayı 7,0 ribaund 3,2 asist gibi çok yönlü bir oyun ve ortalamayla tamamlayarak kalitesini gösterdi. Sertaç Şanlı ise 8,6 sayı 4,4 ribaund ortalamalarıyla pivot pozisyonunda önemli bir katkı yaparak turnuvayı tamamladı. Biz Galatasaraylılar için yeni sezon merakla beklenen bir sezon olarak yerini koruyor. İnşallah başarılar ve şampiyonlukla taçlanmış bir sezon olur.

24 Temmuz 2011 Pazar

Galatasaray Taraftarı Varsa, Meşale de Vardır


"No suprize to see a few fireworks, when Galatasaray fans come to town"
Galatasaray-Inter hazırlık karşılaşmasını anlatan spiker


Özledik Be!

Başlasın şu ligler artık...
Tatil filan da sıkıcı futbol heyecanı olmayınca bünyede...
Özledik...

Gerilla, Futbol ve Bir Başkan


Bu geceki Copa America finali öncesinde Metin Yeğin, Radikal gezetesi için Uruguay'dan yazmış. Paylaşmak istedim:

Radyo günleriydi. Tupamaros gerillası, spor radyosu Radio Sarandi’yi ele geçirdi. Derbi maçı radyodan canlı yayımlanıyordu, Nacionel-Estudiantes de la plata. Gerilla, bildiriyi okumak için devre arasını bekledi. Sonra radyodan çıkıp gittiler. Yakın bir pub’da maçın devamını dinlediler. Daha önce de diktatörün konuşma yapacağı bir radyo istasyonunu havaya uçurmadan, komşu evdekileri uyarmışlardı; komşunuzu bombalayacağız diye. Radyonun sahibi Pacheco Areco, başkan diktatörün yakını arkadaşı ve danışmanıydı. Radyoyu bombalamadan, iki radyo vericisini de kurtardılar. Patlamaktan ve diktatörden kurtulmuş vericiler, korsan radyo olarak daha sonra birçok yerde halka hizmet verdi.
Uruguay, Copa America’da finale çıktı. Bugün oynanacak. Bütün Uruguay bu finali bekliyor. “Brezilya’da en sevilen spor basketboldur” diyordu bir yazar. “Futbol mu? O spor değil dindir.” Uruguay’da bu daha da öte. Dine inanmayanlar var ama futbol seyretmeyen, asla. Eğer finaldeki rakibi Paraguay’a yenilirse en az iki-üç kişi kalpten ölür ve birkaç kişi intihar edebilir.
Jose Mujica, namı diğer Pepe. Tupamaros gerillası lideri. Yukarıdaki eylemlerin, şenlikli banka ve kumarhane soygunlarının sorumlularından. Yılbaşı öncesi yiyecek kamyonlarını ele geçirip yoksullara Christmas yemeği için dağıtıyorlardı. Yakalanan arkadaşlarını cezaevlerinden çıkarmak için elçileri kaçırmak gibi özel bir af yöntemi uyguluyorlardı. Pepe bugün Uruguay Devlet Başkanı. Doktorlar onun için de önlem aldılar. Maç sırasında kalpten ölebilir diye. Diktatörlük sırasında, uzun zamanı tecritte olmak üzere 14 yıl cezaevindeydi. Bir hücrede, kafasına çuval geçirilmiş ve tepesinde iki muhafızla bekletilirken o haftaki maç sonuçlarını soruyordu.
Uzun diktatörlük belleğe ve günlük yaşantıya iz bırakmış. Taksilerin önü ile arkası arasında kalın, saydam plastikten bir bölüm var. Şoförün kafasına vurulmaması için yapılmış. Şoförün kafasına vurma isteği uyandırıyor. Soluk kesici, tıkılmış, sıkıştırılmış ve yere yatırılmış kafanın üzerine bastırılmış hissediyorsun. Yani 12 Eylül günlerinde sokakta dolaşır gibi.
Bir de şoför sen arabaya bindikten sonra öndeki bir manivelayı çekerek seni içeri kilitliyor. İdeal bir panik atak yaratma biçimi. Sıkıysa parayı verme. Zaten parayı arkadan küçük bir bölmeye yerleştirip öne çevirdiğinde uzatabiliyorsun. Şoför para üstünü aynı yere koyup geri çeviriyor. Kola uzanıp kapıyı açıyor. İnip toprağı öpebiliyorsun. Soyguna karşı iyi bir önlem diyor Uruguaylılar gülerek, ufak bir sorun var; trafik kazasında kafasını bu bölmeye çarparak ölen sayısı soygunlardan kat kat fazla.
Bina kapıları da dairelerin içinden açılamaz. Aşağı inip anahtarla açmak zorundasın ve misafir giderken de yine inip kapıyı açman gerek. Arjantin’de de böyle. Cuntadan önce de mi böyleydi diye sormuştum Arjantin’de. Bilmem öncesi var mıydı dediler. Ama en azından misafire saygı için güzel. Kapıya kadar seni uğurluyorlar. İyi tarafları da var cuntaların. Bizde de taksilere taksimetre takılmıştı.
Tupamaros gerillası, şehirde bin kaplan gücündeydi. Mesela Amerikan milyarderi Rockefeller’ın ziyaretinden hemen önce General Motors şirketini bastı. Alman Bayer firmasını bombaladı. Bıraktıkları bildiride “Bir Nazi işletmesi olan Bayer, Vietnam’da Yankee’lerin kullandıkları gazı satıyor, bütün ölümlerin suç ortağıdır” diyordu. Biz Bayer’i sadece Aspirin yapar biliyorduk. Sahiden biber gazını bize kim satıyor?
Montevideo’da bir fotoğraf stüdyosu kurmuşlardı. Sahte polis kimlikleri, askeri geçiş izinleri, pasaportlar yapıyorlardı. Ernesto Che Guevara’nın Bolivya’ya giriş pasaportu da burada yapıldı. Sakalsız ve kel bir fotoğrafı vardı. Che bu fotoğraf için kafasının ortasını kazımış, efsanevi sakalını kesmişti.
Pepe Mujica ile Uruguay Parlamentosu’nda konuşuyordum. Che’nin neden Bolivya’ya gittiğinin de peşindeydim. Uruguay’da gerilla, Tupamaros hareketi Bolivya’dan çok güçlüydü. Neden Uruguay’a gelmedi diye sordum. “Sanırım devrimin ancak kır gerillası ile olabileceğini düşünüyordu. Burada biz şehirlerde örgütlüydük ve zaten Uruguay’ın çoğunluğu kentlerdeydi” diyordu.
Tupamaros hareketi altmışlarda Sosyalist Parti’den ayrılmıştı. Partinin, mücadeleyi burjuva yasallığı içine hapsettiğini söylüyorlardı. Pepe’ye “Hâlâ devrimci misiniz” diye sormuştum. Parlamento başkanı odasındaydık. “Biz Che Guevara çizgisinde çok önemli bir dönem yaşadık ama şu anda başka bir dönem var. Bir reform programı aslında çok küçüktür ama bizim için çok önemli sosyal değişiklikler yaratacağından, aynı zamanda önemli ve büyüktür... Şimdi zaten bu hükümet bir seçim hükümeti, bir cephe (koalisyon) hükümetidir. Bu hükümet biçimi zaten başka türlü bir değişikliğe de müsaade etmez. Bundan daha iyi bir yol olabilir ama bizim limitimiz bu; burada bundan daha büyük bir değişiklik yapamıyoruz, yapamadık... Gerçekliğin ne olduğunu anlamak zorundasınız. Düşünsel olarak, sosyal olarak anlamak zorundasınız. Biz yalnızca gerilla değiliz. Biz aynı zamanda mücadeleciyiz. Biz, kapitalizme karşı halkın yaşaması için mücadele ediyoruz; fantastik bir solu değil, gerçeğin solunu savunuyoruz...”
Bu akşam Uruguaylıyım. Bir gerilla grubunun maçı ortasında kesmesine de itirazım yok ama Pepe kızar mutlaka ve bütün Uruguay.

22 Temmuz 2011 Cuma

10 Liralık Fenerbahçe Sevgisi!

Maske bedava
T-shirt 10 lira
Taraftarın sevgisi paha biçilmez...

Master Card reklamına uyarlama yaparak bir giriş yapayım dedim yazıya. Bu gece Fenerbahçe taraftarı şike olayları sonrası sıkıntılı günler yaşayan başkanları ve takımlarına destek olmak adına Şükrü Saraçoğlu stadını hazırlık karşılaşması olmasına rağmen doldurup, tribünde kareografi hazırlarken, endüstriyel futboldan "sapına" kadar nasiplenmiş Fenerium yöneticileri, hazır bu kadar taraftarı ve onları bir araya getiren olayı yakalamışken "kar" yapmayı düşünmüşler, bir bakıma "sinekten yağ çıkarma" işine girişmişler. Ne sattılar, ne kazandılar beni ilgilendirmez, zaten 2-3 liraya mal olan bir penyeyi, "fırsattan istifade" 10 liraya satanların, Fenerbahçe sevgisinin sınırı de belli olmuştur, bıraksınlar dükkanlara yazdıkları "süslü püslü" lafları...

Şimdi "Gecenin bir yarısı Fenerbahçe taraftarını ilgilendiren bu yazıyı neden yazıyorsun?" derseniz, renkleri ne olursa olsun, taraftarın müşteri yerine konması kanıma dokunuyor da ondan...

21 Temmuz 2011 Perşembe

Etik Kurulu


Yaklaşık olarak bir aydır Türk futbolda elden ele gezen "saatli bomba" şimdi yukarıdaki beşlinin elinde.
Federasyon topu etik kuruluna attı.
İşleri oldukça zor.
Savcılıktan gelen dosyaları inceleyip, herkesin dört gözle beklediği kararları verecekler...
Herhangi bir etki altında kalmadan en doğru tespiti yapmalarını dilerken,
kolay gelsin diyelim şimdiden...

20 Temmuz 2011 Çarşamba

2011 Model İbra

Zlatan İbrahimovic yeni sezona yeni saç modeliyle girdi.
Yakışmış mı? Bence , evet...

Gazoz Kapağı


"Biz TFF'ye dedik ki: Kurumlar ayrı, kulüpler ayrı. Şahsi işler kulüpleri bağlamaz, soruşturmada adı geçen kulüplerin düşürülmesine şiddetle karşı durduk. Eğer küme düşürme olursa Türk futbolu uçuruma gider"
İlhan Cavcav
Gençlerbirliği Başkanı

"Geçenlerde İlhan Cavcav'ı dinledim, Fenerbahçe, Beşiktaş'ın küme düşmesini istemiyorum dedi. Bu ne demek? Konya'nın Sivas'ın düşmesi umurunda değil. Beşiktas, Fener düşmesin. Geçen sene Galatasaray kötüydü, biliyorsun, Galatasaray son iki maçta kurtardı. Eğer son maça kalsaydı ve rakip Gençlerbirliği olsaydı, İlhan bey kendi takımının mı yoksa Galatasaray'ın mı kazanmasını isterdi. Hayatınızda böyle saçma sapan bir demeç duyar mısınız?"
Bilgin Gökberk
Gazeteci

EskiÇarşı Kulübe El Koydu


Gebzespor'un hem Gebze Belediye Başkanı hem de takım yöneticileri tarafından sahipsiz bırakılmasına dayanamayan Gebzespor'un EskiÇarşı taraftar grubu kulübe gelerek yönetime el koydu. Bir aydır hiç kimsenin kulübe uğramadığını, topçuların sahipsiz kaldığını belirten taraftar derneği başkanı Recep Avcı, kulübü sahiplenen "adam gibi bir yönetim" gelene kadar kendi imkanlarıyla Gebzespor'u yaşatacaklarını belirtmiş. Yurt dışında olduğunda "taraftarın vefası" diye haber yapmayı seven medya, bizim memlekette olunca "zorla tesise girip kulübe el koydular" demeyi uygun bulmuş...




10-0


Bir şampiyon bir şampiyona bunu yapar mı demeyin, Finlandiya şampiyonu Helsinki, Galler şampiyonu Bangor City'e 10 gol atıp Şampiyonlar Ligi dışına itti.
Bakalım sonraki turda Dinamo Zagrep'e karşı ne yapacaklar...


Şampiyon Beşiktaş

Güzel insan Vedat Okyar anısına Vedat Özdemiroğlu'nun senaryosunu yazdığı Şampiyon Beşiktaş kısa filmi futbolun pisliklerinin ortaya döküldüğü bu günlerde biz futbol romantikleri için bir tutam nefes gibi. Buyurun...

19 Temmuz 2011 Salı

MANU Formasıyla Liverpool'lular Arasında

Manchester United forması ile Liverpool idmanına gelen gencin başına gelenler...
Malezyalılar gene insaflı davranmışlar, bizde olsa "istenmedik" olaylar da meydana gelirdi ama rakip formayla da maça gelecek taraftar pek olmazdı...

"Size Messi'yi Alayım Mı?"


Avrupa'nın en büyük piyango çekilişi olan EuroMillions'tan 161 milyon pound kazanan 64 yaşındaki Colin Weir'in hayalinin Barcelona'lı Messi'yi taraftarı olduğu İskoç amatör kulübü Largs Thistle'a getirmek olduğu öğrenildi. Katalan ekibinin taraftarı olan Colin, Arjantinli yıldızı televizyondan değil de her hafta 4 bin 500 kapasiteli Barrfields Park stadında izlemek için servetini harcamaya hazır olduğunu belirtirken, maddi zorluklar içinde bulunan Largs Thistle başkanı Jim McGinty ise " Colin bizim takımının vefalı taraftarlarından biri. O isterse bize Messi'yi de alır, Carlos Tevez'i de alır ama böyle baş döndürücü transferler yapmadan evvel kulübe borçlarını ödemesi için yardımda bulunursa, stad otoparkındaki bir numaralı alanı kendisine verebiliriz." şeklinde beyanatta bulunmuş.

18 Temmuz 2011 Pazartesi

Galatasaray 2011-12 Sezonu Formaları


Galatasaray taraftarının Nike ismini duyduğundan beri merakla beklediği yeni sezon formaları en nihayetinde görücüye çıktı. Tahmin edildiği üzere klasik ve en beğenilen forma olan "sarı-kırmızı parçalı" koleksiyonda yer alırken, geçmiş yıllarda üretilen mor, turuncu, pembe gibi Galatasaray ile alakasız renklerden yapılan formalar yerine, tamamen sarı olan bir ekipman hazırlanmış. Siyah forma ise deplasman forması olarak düşünülmüş, siyahın ağırlıkta bulunduğu formada kırmızıların yanına sarı renk eklenebilseymiş,daha başarılı bir çalışma olacakmış...
Galatasaray'a forma üreten markalar değişirken, renklerin tonlarında da değişiklik yer almış, adidas'ın kullandığı "vişne çürüğü" kırmızı ile "tok" sarının yerine, Nike kırmızı ve sarıyı daha açık bir renk olarak kullanmış formalarda...
Bizim forma beğeni sıralamamız:
1-Parçalı Forma
2-Sarı Forma
3-Siyah Forma

ya sizin?

16 Temmuz 2011 Cumartesi

"En üste oynamaya alışık olduğum için Galatasaray'ı tercih ettim."


Jaka Lakovic, İstanbul'a gelerek kendisini aslan yapan imzayı atmış oldu dün itibari ile. Lakovic, Galatasaray sistemi için çok önemli bir konumda olacak. Özellikle Fenerbahçe ile oynadığımız final serisinde sıkıntısını çektiğimiz winner oyuncu eksikliğini fazlasıyla kapatabilecek bir portföye sahip olması çok önemli. İkili oyunlardaki uzmanlığı ise tartışılmaz. Resmi siteye bir dizi açıklamalar yapmış ama benim dikkatimi en çok, yazının başlığına koyduğum sözü ile "Herhangi bir söz veremem ancak her maç ve antremanda yüzde yüzümü vereceğimi söyleyebilirim. İstatistikler çok önemli değildir, takım oyunu benim için daha ön planda çekti." açıklaması oldu. Akıl dolu bu açıklamalara, alkışlarla birlikte hayırlı olsun dileklerimizi sunuyoruz blog adına. Hoş geldin Lakovic...


Jaka Lakovic ile Sözleşme İmzalandı

Galatasaray Erkek Basketbol Takımı, 2010-2011 sezonunda FC Barcelona Regal forması giyen Jaka Lakovic ile iki senelik sözleşme imzaladı.

Medical Park Bahçelievler Hastahanesi’nde gerçekleştirilen sağlık kontrollerinin ardından Erkek Basketbol Takımı Genel Menajeri Ali Türsan'ın da katıldığı bir imza töreni düzenlendi.

İmza töreninden önce GSTV'ye konuşan Sloven oyun kurucu, burada olmaktan dolayı çok mutlu olduğunu, gelenekleri bulunan ve hedefleri çok büyük olan bir takıma geldiğini belirtti. Transfer sürecine de değinen oyuncu, bu evrenin çok hızlı ve kolay geçtiğini çünkü Galatasaray yönetiminin kendisine büyük bir ilgiyle yaklaştığını, ayrıca Galatasaray'ın Euroleague için mücadele edecek olmasının tercihini etkilediğini ifade etti. Yeni transferler ve antrenör Oktay Mahmuti hakkında "Daha önce pek çoğuyla karşı karşıya oynadım. Oktay Mahmuti yarışmacı bir takım kurdu" şeklinde bahsetti. İstanbul'a gelmeden önce milli takımdan arkadaşı, eski Efes Pilsen oyuncusu Bostjan Nachbar ve yine milli takımdan arkadaşı, Fenerbahçe Ülker'den Gasper Vidmar'dan şehir ve lig üzerine bilgi aldığını ve İstanbul'un çok güzel bir şehir olduğunu sözlerine ekledi. Galatasaray ve Fenerbahçe arasındaki rekabete de değinen Jaka Lakovic, maçlarda yaratılan atmosfere dair çok şey bilmediğini ancak hem Yunanistan'da Panathinaikos formasıyla Olympiakos'a karşı, hem de İspanya'da FC Barcelona Regal formasıyla Real Madrid'e karşı büyük maçlar oynadığını vurgulayarak, Türkiye'deki ortama çok çabuk uyum sağlayacağını ve bu tür maçların ligin gelişimi açısından önemli olduğunu söyledi.

Bu özel röportajın sonrasında Jaka Lakovic basın mensuplarının sorularını da yanıtladığı törende imzayı attı.

"Galatasaray'ı daha önceden biliyordum. Çok iyi bir yapılanma ve en üste oynamaya alışkın bir kulüp. Ben de en üste oynamaya alışık olduğum için Galatasaray'ı tercih ettim. Antrenörümüz Oktay Mahmuti'yle telefonla pek çok kez görüştüm ve iyi, yarışmacı bir takım yarattığına inandım. İlk hedefimiz elbette Euroleague'e kalmak olacak ve Galatasaray bunu başaracak güçte."

2004 - 2005 sezonunda Panathinaikos formasıyla Oktay Mahmuti'nin çalıştırdığı Efes Pilsen karşısındaki seride mükemmel performanslar sergilediği hatırlatılınca "O seriyi çok iyi hatırlıyorum ve oynadığım en heyecanlı serilerden biriydi, gerçek bir derbiydi ve Final Four'a kalmıştık. Oktay Mahmuti de takımını çok iyi yönetmiş ancak bir takımın kazanması gerekiyordu."

Euroleague tarihinin 2001 - 2010 arası 10 yıllık en iyi takıma aday gösterilen 50 oyuncudan biri olan Jaka Lakovic'e, 2001 - 2002 sezonunda 38 sayı attığı ve index değerlendirme sıralamasında Euroleague ikincisi olmasını getiren Real Madrid maçındaki gibi istatistikler vaad edip etmediği sorusuna Sloven guard "Herhangi bir söz veremem ancak her maç ve antremanda yüzde yüzümü vereceğimi söyleyebilirim. İstatistikler çok önemli değildir, takım oyunu benim için daha ön planda" şeklinde cevap verdi.

Sloven guard Türkiye'den Roko Ukic ve Luksa Andric'i beğendiğini belirterek sözlerini tamamladı.

Jaka Lakovic'ten sonra söz alan Erkek Basketbol Takımı Genel Menajeri Ali Türsan "Geçen seneki isimlerden ziyade felsefeyi devam ettirmeye çalışacağız. "Son topa kadar mücadele"den ödün vermiyoruz. Felsefede bir değişiklik olmayacak." dedi.

Yeni sporcumuza Galatasaray kariyeri boyunca başarılar diliyoruz.

14 Temmuz 2011 Perşembe

Teksas'tan Davet


Dün taraftarların kendi sitelerinde şike ve teşvik davasıyla ilgili tavır ve görüşlerini yayınlamıştık. Beşiktaş taraftarının yayınladığı bildiri sonrası Bursaspor'un en aktif taraftar grubu Teksas'ın "daveti" de aşağıda. Gün taraftar için birlik ve beraberlik günüdür, futbol toz duman içinde kalmışken, taraftarlar "fanatizim gözlüğünü" çıkarıp, kendi gelecekleri adına önemli kararlar alabilirler. Bir çok arkadaşı ceza evinde yer almasına rağmen, hırs, öfke,intikam duygularını bırakıp, "barış" çağrısı yapan Teksas'ın bu davetini yabana atmamak lazım...

Bursaspor taraftarları olarak, gündemdeki 'şike ve teşvik primi' soruşturması ile ilgili daha önce yayınlamış olduğumuz açıklamalarımız ve görüşlerimiz doğrultusunda, Beşiktaş tribünlerince yapılan çağrıya yanıt vermek için bir kez daha açıklama yapma gereği hissetmiş bulunuyoruz. Futbolun endüstriyelleşme evresinde olduğu ve bu evrimi büyük ölçüde tamamladığı yadsınamaz bir gerçektir. Bu evrim öyle bir evrimdir ki, her şeyden önce artık yüz binlerce insanın bir yaşam biçimi haline getirdiği bu ‘zevkin’ odağına futbolu değil, parayı adapte eder. Ve bu evrenin tamamlanmasına karşı durmamak ve bunu kabullenmek, işten çıkarmalar arttığında seyirci ortalaması düşen yani halkın takımı konumundaki hiçbir takımın onuruyla bağdaşmaz, bize yakışmaz. Bu kapsamda, Bursaspor taraftarı geçmişte olduğu gibi bugün de üzerine düşeni yapacaktır. Yeşil beyaz sevdalıları olarak bizler, “Temizlik ve temiz lig istiyoruz” sloganıyla çıktığımız bu yoldan asla dönmeyeceğiz. Bursaspor ile Beşiktaş tribünleri arasındaki sorunun, neye dayandığı hepinizin bilgisi dâhilindedir. Takımımızın küme düştüğü 2003-2004 sezonunda yaşanan çeşitli saha içi ve saha dışı olaylar, iki takım taraftarları arasındaki sorunun bu raddeye gelmesine neden olmuştur. Ancak bu sorunun asıl sebebi, bugün yayınladığı çağrı ile takdir toplayan Beşiktaş tribünlerinin, aynı tavrı o dönemde, aynı bugün olduğu gibi kanıtlarla ortaya konan bazı gerçeklere karşı gösterememiş olmasıdır. Bunu, sadece Beşiktaşlıların değil, tüm spor kamuoyunun değer verdiği bazı Beşiktaşlı merhum ve yaşayan spor yazarları da pek çok kez dile getirmiştir. Beşiktaş tribünlerinin daha önce açtığı bazı pankartlarla bu sorun giderilemez, önemli olan o pankartlarda ismi geçen kişilerin değil, Beşiktaş tribünlerinin gerçeklerle yüzleşmesidir. Bu konu, Beşiktaş tribünlerinin bir samimiyet sınavıdır. Ya geçecek, ya kalacaklardır. Bursaspor tribünleri, bu açıklamasıyla üstüne düşeni fazlasıyla yapmıştır. 2004 yılından kalan ve o gün kurulmadığı için bugün 51 renktaşımızın, kardeşimizin, ağabeyimizin cezaevinde olmasına sebebiyet veren o bir cümle ‘2004 senesiyle yüzleşiyoruz, Bursaspor ve tribünlerinden özür diliyoruz’ cümlesidir. Bu cümle, 7 yıldır kurulmadığı için büyük olaylar yaratan bir cümle olarak değil de, bu büyük gerilimi bir noktaya indirgemek için kurulan bir cümle olarak hatırlanabilir. Bu fırsat, hiç olmadığı ve bir daha hiçbir zaman olamayacağı kadar önümüzdedir. Gün, bizleri tel arkasında duran birer maymun olarak gördüğü ortaya çıkan kişilere ve oluşumlara karşı birlik günüdür. Stadyumda bir meşale yakıldığı için kulüplerin ceza aldığı bu devirde, ‘şike’ suçlaması delillendirilen kulüplerin ismi ve rengi ne olursa olsun TFF tarafından cezasız bırakılması, 2004 yılında ‘şike yapmadığı için düşen’ bizlerce kabul edilemez. Bizler, soruşturmanın odağında görülen kulüplerin sağduyu sahibi taraftarlarının da böyle düşündüğünü adımız gibi biliyoruz.Geçrek taraftarlar, hiçbir kupa veya başarıyı, onurunun önünde tutmamıştır, tutmayacaktır, tutmamalıdır. Son olarak, Kulüpler Birliği Vakfı’ndan çıkan ve altında tüm lig takımlarının imzasının bulunduğu bildirilen açıklamanın altına Bursaspor Kulübü imza atmışsa bile Bursaspor taraftarı asla imza atmamaktadır. Bunu bir kez daha tekrarlıyoruz. TEKSAS

İsmail İsa Golle Başladı


Bulgaristan'ın Levski Sofya takımından Karabükspor'a transfer edilen İsmail İsa, takımıyla çıktığı ilk hazırlık karşılaşmasında gol atarak takımın galip gelmesinde rol oynadı. Kardemir Karabükspor, kamp yaptığı Gerede Kampındaki son hazırlık karşılaşmasında Bank Asya ekiplerinden Caykur Rizespor ile karşılaştı ve maçı İsmail İsa ile Bilal'ın attığı gollerle 2-1 kazandı. İsmail'in attığı gol Karabük'te yapacakları adına da ipuçları taşıyor bir anlamda, zira genç golcünün en büyük özellikleri hava toplarına hakimiyeti ve fırsatçılığı... Maçın golleri burada...

13 Temmuz 2011 Çarşamba

N'oldu Sana Ayı Gökmen



Gökmen Özdenak, yaz tatilinde önce solaryuma girip, sonra sabahtan akşama güneş altında mı yatmış acaba?
Michael Jakson siyahtan beyaza gidiyordu, bizim "Ayı Gökmen" beyazdan siyaha gidiyor gün be gün...

Bu Adamlar Ne Yapıyor?



Bursaspor Taraftar Gruplarından Basın Bildirileri


Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı ve Kulüpler Birliğinin şike ve teşvik soruşturmalarıyla ilgili yapmış oldukları açıklamalar sonrası Bursaspor tribün grupları da kendi sitelerinde birer açıklamada bulunmuşlar.

bursasporum.com sitesinden:
Bu kirli düzene bizler dahil olmayalım!
Her zaman hukukun üstünlüğüne saygı duyduk, güvendik ve yargı sürecindeki konularda bekleme kararı aldık. Türk futbolunda birşeylerin düzeleceğine olan inancımız artmaya başlarken, Türkiye Futbol Federasyonu'nun "Elimizde şike ile ilgili delil yok" açıklaması ile Kulüpler Birliği'nin, "TFF'nin alacağı kararı destekliyoruz" açıklaması bize samimi gelmedi. Bu açıklamanın altına kulübümüz de imza atınca içimiz burkuldu. Kulüpler Birliği'nin en yaşlı üyesi sıfatıyla konuşan İlhan Cavcav'ın, "Hiç bir kulübün ligden düşürülmemesi yönünde karar aldık" demesi ise bardağı taşıran son damla oldu.

Şike yüzünde canı yanan bir şehrin takımının başkanının, "Hiç birşey olmamış" tarzındaki açıklamalara imza atmış olacağını düşünmek bile istemiyoruz. Eğer şike yapan takımlar gerekli cezayı almaz ve bu olaya yönetimimiz sessiz kalırsa kendilerinden bu kulübün sahipleri olarak gereğini yapmalarını istiyoruz. Bizleri sorgusuz sualsiz idam sehpasına koyup, ipimizi çekenlere vakt-i zamanında neden ses çıkarılmadı? Kulüpler Birliği o dönem neden tek ses olamadı?

Sevgili Başkan...

7 yıldır bu konularda mücadele veren camianızı ve taraftarınızı hiçe sayamazsınız. Yoksa bunun vebalinin altından siz ve yönetiminiz kalkamaz. 2004 yılından beri, sırf futboldaki adaletsizliğe, Bursasporumuz'a karşı yapılan haksızlığa, ahlâksızlığa, şerefsizliğe karşı mücadele eden camianızı ve bu uğurda cezaevine giren taraftarınızı yok sayamazsınız.

Eğer bu kirli düzenin içinde, konunun muhataplarının yalan söylediklerini düşünüyor, açıklamalarını samimi bulmuyorsanız çıkın açıklamanızı yapın. Sizlerin arkasında duracak koca bir camia var, bunu unutmayın!
teksas.org sitesinden:
Temiz lig istiyoruz
Gündemdeki 'şike ve teşvik primi' soruşturmasına dair açıklamamızdır;

Ülke futbolumuzda deprem etkisi yaratan şike ve teşvik primi soruşturması ile ilgili olarak bu güne kadar pek çok kişi, kurum ve taraftar gruplarından açıklamalar yapılmış, fakat Bursasporlular bu süreci izlemeyi ve sürece sağduyu ile yaklaşmayı tercih etmişlerdir. Ancak konuşma vaktimiz gelmiştir.
Hukuki süreç devam etmektedir. Bize göre 'malumun ilanı' olan bu olayların ortaya çıkarılması ve adı geçen kulüplerin ve şahısların suçluluğu veya suçsuzluğu konusunda yorum yapmak bize düşmemektedir. Ancak Mehmet Ali Aydınlar başkanlığındaki Türkiye Futbol Federasyonu'nun, kamuoyunun ve basının tavrı üzerine bu açıklamayı yapma gereği duymuş bulunuyoruz.
Öncelikle şunu ifade etmek istiyoruz. Çeşitli sosyal paylaşım ve medya platformlarında dillendirildiği gibi 'şampiyonluğun kulübümüze verilmesi' gibi bir beklentimiz yoktur. Tek beklentimiz adaletin tecelli etmesi ve yerini bulmasıdır. Bu anlamda, gereken yapıldığında o tür bir durum ile karşılaşılması halinde de tavrımız aynı olacak, tarafımızca herhangi bir kutlama yapılmayacaktır. Bursaspor taraftarı, bir kupaya hiçbir zaman onurundan daha fazla değer vermemiştir.
Türkiye Futbol Federasyonu'nun vermesi gereken kararın aciliyeti ortadadır. Ancak, acil bir karar alınması yönündeki gereksinim, görmekteyiz ki ilgilileri 'geçiştirici' bir karar almaya itmektedir. Kulüpler Birliği ve Türkiye Futbol Federasyonu yetkilileri arasında yapılan toplantıdan çıkan açıklamanın altına Bursaspor taraftarları olarak imza atmıyoruz. Bursaspor taraftarı, gerçek sahibi olduğu Bursaspor Kulübü'nün bu açıklamanın altına imza atması konusunda da gereken tavrı ortaya koymalıdır, koyacaktır. İlgili açıklamanın altına atılan imza, Bursaspor taraftarlarınca silinmelidir, silinecektir. Bursaspor taraftarı, 2004 senesini çok iyi hatırlamakta ve bu gibi 'şike' meselelerinde en keskin tavrı 7 senedir ortaya koymaktadır. 2004 senesi de, gerçekten ve herkes için adaleti savunan herkesin görmesi için 'tüm lekesiyle' mazide durmaktadır.
Türkiye Futbol Federasyonu, UEFA'ya üyedir ve bu üyelik, futbol konusunda uluslararası talimatlara uymaya söz verildiğini belirtir. Ancak mevcut durumda takınılan tavır, bu talimatlara aykırıdır ve UEFA'nın, bahsi geçen sonuçların çıkması halinde ülkemizi uluslararası etkinliklerden men etmesi kaçınılmaz olacaktır. Burada, Bursaspor'un suçu ne olacaktır?
Olaylı geçen Beşiktaş maçının ardından, "Cezalar artırılmalı", "Verilecek ceza örnek teşkil etmeli", "Bursaspor küme düşürülmeli" diyenler neredeler? Sorma gereği duyuyoruz. İlgili maç hakkında çıkan ceza kararının açıklandığı konuşmada geçen "Kırılma noktası" terimi, ne oldu da bu olayda unutulmuştur?
Bu soruşturmanın merkezinde bir Anadolu kulübü olması halinde, Türkiye Futbol Federasyonu'nun anında ve nasıl bir karar alacağını hepimiz biliyoruz. O yüzdendir ki, devir 'para ve havuz gelirleri' için imza atma değil, küçük balığı yiyen futbol düzenine baş kaldırma devridir. Anadolu kulüplerinin taraftarlarını, bu duruma karşı birleşmeye çağırıyoruz.
Temizlik ve temiz lig istiyoruz!

Teksas.org

ultrAslan ve Çarşı'dan Basın Bildirileri


Son günlerde Türkiye futbolunu sarsan şike ve teşvik soruşturmaları ile ilgili ultrAslan ve Çarşı grupları aşağıdaki bildirileri yayınlamışlar... Buyurun...

ultraslan.com sitesinden:
Son dönemdeki gelişmeleri müteakiben Türk futbolunun içine girdiği kaos ortamı tüm kamuoyunca malumdur.
Futbolu temizleme adına yapılan bu operasyonları başlatan Büyük Türk Yargısı'nın kararlılığı, olayların üzerine gidişi, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk' ün " Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim." deyişiyle son derece örtüşmektedir.
Hakedenlerin hakettikleri cezaları çekmeleri anlamında Türk Adaleti'ne olan inancımız tamdır ve bu sürecin Turk futbolunun temizlenmesi adına büyük bir fırsat ve milat olduğunu düşünmekteyiz.
Ancak, olayların başladığı gün " ivedi karar vereceğiz, yargıyı beklemeyeceğiz " diyen Türkiye Futbol Federasyonu'nun, 6 gün sonra karar değiştirip "acele karar vermeyeceğiz" demesi de son derece manidardır.

Türkiye Futbol Federasyonu'nun elinde kanıt olmadan harekete geçememesi ne kadar normalse, basına sızan belgeleri önemsememesi, böyle kritik bir ortamda ligin sağlıklı ve hakedenlerle başlatılması adına harekete geçmemesi ve geciken adaletle daha alt sıradaki takımların hakkının yenecek olması gerçeğiyle belgelerin bir an evvel temin edilebilmesi için uğraşı içinde olmamak ve bekleyeceğiz demekte bir o kadar anormaldir.
Türk futbolunda eşi ve benzeri görülmemiş böyle özel bir durum oluşmuşken sadece gerekenlere cezaları vermek ve adaleti hemen sağlamak adına kamuya yansımış yani gizliliği kalmamış delilleri talep edip, bir an önce gereğini yapma kararını veremezken, Galatasaray Spor Kulübü başkanının açıklamasına yakışmıyor diye karar verebilmek ne kadar doğrudur.
Ayrıca unutulmamalıdır ki, 1481'den beri kültürün simgesi, 1905'ten beri sporun beşiği olmuş Anlı, Şanlı Galatasaray Spor Kulübü'nün başkanına neyin yakışıp neyin yakışmadığını karar verecek tek merci sadece ve sadece yine Galatasaraylıların ta kendisidir.

Türkiye Futbol Federasyonu'nun, sadece gecikmeyen adalet isteyen Sayın Başkanımız Ünal Aysal'ı disiplin kurallarını uygularım diye tehdit etmekte gösterdiği aceleciliği adaletin yerini bulması için göstereceğine inanmak ve Türk futbolunun üstündeki bu kara bulutların bir an önce kaldırıldığını görmek istiyoruz.
ultrAslan olarak, kulübümüzün, başkanımızın ve bugüne kadar sarı kırmızıyı temsil etmiş herkesin yanında olduğumuz gibi, bundan sonra da olmaya devam edeceğiz.
Saygılarımızla
ultrAslan
forzabesiktas.com sitesinden:

"Futbol endüstriyelleşmiş olabilir.
Ama biz malul/meta değiliz.
Taraftarız.
Seyirciyiz.
Renklerine sevdalandığımız tutkunlarız.
Hangi Beşiktaşlı başarısızlıktan dolayı takımını terk etmiş?
Hangi Beşiktaşlı yenilgiden sonra takımına küsmüş?
Hangi Beşiktaşlı harama tevessül etmiş?
Yıllardır söyledik Şimdi bağırmak zamanı.
Şeref'inizle oynayın. Hakkı'nızla kazanın!
Beşiktaş'ı bir değerler manzumesine dönüştüren, "duruşumumzu" borçlu olduğumuz iki abide isme yakışanı yapın.
Biz Beşiktaş taraftarları...
Elle atılan golle hüzünlendik. Hak etmemiştik.
Kendini yere atıp penaltı kazanan oyuncuya öfkelendik. Hak etmemiştik.
Rakibine dirsek vuranı, çelme takanı ıslıkladık. Efendi davranılmamıştı.
Haksız yere ceza gören rakip oyuncuyu savunduk. "Eyyamcı hakem" diye bağırdık.
Böyle olmalıydık.
Gündelik yaşamımızda peşinde koştuğumuz ahlakı, erdemi dürüstlük ve olgunluğu sahada da görmeliydik.
Bizler Hatice'nin ahvalini de önemseyen, neticenin ille de başarısının biricik kriteri olmadığına inananlardık.
Bugün Türk futbolu büyük bir sınavdan geçiyor. Kaybettiğimiz, üzüntüden kahrolduğumuz maçların nasıl parayla satın alındığını, nasıl "ille de başarı" diyenlerin hayatımızın biricik sevdasını istismar ettiğini öğreniyoruz.
Bugün maaşımızdan arttırdığımız bir biletin, umudumuzu bağladığımız bir kuponun, harçlığımızdan biriktirdiğimiz bir deplasman biletinin ardında aslında ne oyunlar oynandığını, ne hile ve düzenbazlıklar olduğunu öğreniyoruz.
Bugün sevdalandığımız renklerin süregelen soruşturmanın sadece mağduru değil, zanlısı da olabileceğini öğreniveriyoruz.
Mahkemenin kararını vereceği son güne kadar bu olayda ismi geçen bütün Beşiktaşlılar bizim için maumdur. Onlara önyargı ile bakmayacağız.
Ancak diğerlerinin yaptığı gibi arkalarından peşi sıra gitmeyi de reddetmeliyiz. Acı ve sancılı da olsa doğrusu budur.
Artık "o" Beşiktalılar bize bizden olduğunu kanıtlamak zorundadır.
Zira bizim yıllardır -perde arkasını bilmeden- yaşadığımız düş kırıklığını Kayseri'de yaşayan "Boz Baykuşlar" ile empati kurmadan gerçeğin peşinde koşamayız.
Şimdi iki takım var. Biri namuslu ve dürüst olanların takımıdır. Diğerinde ise şikeci, düzenbaz ve hile ile çıkar peşinde koşanlar var.
Biz Beşiktaşlılar ilkini temsil ediyoruz. Etmeliyiz.
Onun içindir ki masum olduğuna inandığımız, sonuna kadar inanacağımız "zanlı" Beşiktalılarla aramıza mesafe koymalıyız.
Masumiyetlerini kanıtlayıncaya kadar ne "büyük" diye bağırırız ne de "yanındayız" diye destek veririz.
Artık aidiyet değil hukuk devreye girmiştir. Adaleti simgeleyen o gözü bağlı kadın kadar tarafsız ve objektif düşünürüz.
Zira biliriz ki eğer ki ortada Beşiktaşımızı zan altında bırakacak bir iddia varsa. Biz utanacağız.
Eğer ki puan ya da kupa için anlaşılmışsa o kupaya saygı duymayacağız.
Eğer ki bir kişi bile vaatle Beşiktaş'a karşı yeterince koşmamızsa biz sevinemeyeceğiz.
Kimse "Beşiktaşk" dediğimiz için her şeyi mübah göreceğimizi beklemesin. Biz sevdiğimiz renklerin sevdalıyız, belalısız olmayacağız.
Diyoruz ki:
Arının... Temizlenin... masumiyetinizi sadece yargıya değil, bizlere de kanıtlayın.
Sizi kucaklayalım. Coşkuyla gücünüze güç katalım.
Ama siz de arınıncaya, temizleninceye ve masumiyetinizi kanıtlayıncaya kadar Beşiktaş'la aranıza mesafe koyun. Beşiktaş'a yapılacak en büyük iyilik budur.
Diyoruz ki:
Tarihi bir fırsat elimizdedir.
Adını dürüstlüğü ile bizleri "şerefli ikinciliklerle" onurlandıran efsanevi başkanımızın diliyle adlandıralım.
"Fitbol"da temizlik hareketini biz Beşiktaşlılar başlatalım.
Formalarımıza, atkılarımıza bir siyah kurdela bağlayalım. Bilelim ki o kurdela sahibi olan bizler "Fitbol'da Temizlik Hareketi"nin erleriyiz.
Manifestomuzu birlikte yazalım.
Ey diğer renklere gönül verenler...
Bu yazıdaki bütün Beşiktaş sözcüklerinin yerine kendi takımınızı, siyah beyaz yerine kendi renklerinizi yazın...
Var mısınız?"

Bire Karşı On Yedi Ama Haklı


Galatasaray başkanı Ünal Aysal'ın Galatasaray.org vasıtasıyla kamuoyuna yaptığı ve bizim de aşağıda yer verdiğimiz açıklamasını dünden beri medya, Türkiye Futbol Federasyonu ve Super Ligte yer alan takımlar kendilerine "dokunan" yönleriyle ele alıp, çeşitli açıklamalar yaptılar. Galatasaray taraftarı açısından ise başkanın demeci taraftarının fikirlerini önemsediğinin bir göstergesidir. Federasyon başkanının yaptığı açıklamada Süper Lig takımlarının hepsinin aynı fikirde olduğunu belirtmesi sonrası Galatasaray taraftarının büyük bir tepkisi ortaya çıkmış ve "Galatasaray kulübünü de söz konusu teşvik ve şike iddialarına göz yummakla" suçlamıştı. Hatta, bu "pasifliğin" Digitürk'ün havuz ihalesinin devamı için (kasaya giren para) olma ihtimali biz dahil bir çok Galatasaray'lıyı üzmüş, endüstriyel futbolun saf duygularımızla sevdiğimiz kulübümüzü de pençesine almış olduğu gerçeğini görmek üzüntüyü öfkeye dönüştürmüştü. Kombine almama, GS Bonus, GS Store ürünü almama gibi taraftarın "güçleri yettiğince" düşündükleri protesto gösterileri sonrası Başkanın, hem de ikinci başkanını ezerek, yaptığı açıklama ile her ne kadar Süper Lig takımları ve Federasyonu karşısına almış olsa da, "Büyük Galatasaray Taraftarını" arkasına almıştır. Uzun yıllar "müşteri" yerine konan bir taraftar kitlesi, kendi duygu ve düşüncelerini dikkate alan yöneticiler görmeyi özlemişti...

Bu arada başkanın açıklamasına "Galatasaray-Fenerbahçe" rekabeti "gözlüğünü" çıkarıp bakılınca, ne kadar da isabetli tespitlerin yer aldığı açıkça ortada. Emniyetin elinde kanıtların olduğu ve bu belgelere dayanarak tutuklamaların yapıldığı bir dönemde "hiç bir şey olmamış" gibi davranıp, liglerin başlatılması gelecek adına tamamen bir kaosa neden olacaktır, zira emniyet birimlerinin paylaşacağı bir şike ya da teşvik kanıtı sonrası bazı kulüplerin küme düşürülmesi söz konusu olacak ve kaos başlayacaktır: O takımların oynadığı maçlar ne olacak; ligte o sene küme düşme kalkacak mı, kalkmayacak mı; bu sene Bank Asya'ya düşen Bucaspor, Konyaspor ve Kasımpaşa'nın üst lige tekrar çıkma durumları olacak mı, eğer çıkarsa Bank Asya maçları ne olacak, vs vs... Fenerbahçe özelinde baktığımızda ise yolun ortasına gelinmişken "Haydi bakalım. Her şey bitti" denmesi sarı-lacivertli camiada ne denli büyük bir travma yaratacağını tahmin etmek zor olmasa gerek...

Kısaca Türk futbolu tamamen bir kaosa girecek ve bu işten suçlu suçsuz herkes etkilenecektir. İşte buna benzer sıkıntıların ortaya çıkmaması adına Başkanın da belirttiği gibi, tüm kurumlar üzerlerine düşen vazifeleri ivedilikle yerine getirip, kamuoyunda ortaya çıkan güvensiz ortam bir an önce çözümlenip, herkesin "güven" içinde izleyeceği bir ligin başlaması gereklidir. Başkan ve yöneticilerinin ceza evinde olduğu bir kulübe, bugünkü şartlar içinde hangi taraftarın "iyi" gözle bakacağını düşünebiliriz ki? Bundan sonra özellikle Fenerbahçe gittiği her deplasmanda "para-şike-teşvik" sözleri içeren hakaretlere maruz kalmayacak mı? Başkanın talepleri aslında bir nevi Fenerbahçe'nin de menfaatine değil midir? Bekleyelim ve "ak koyun kara koyun çıksın ortaya" anlayışı neden bazılarını rahatsız etmekte?

Bu Ateş Üfleyerek Sönmez, Çözüm Zamana Yayılamaz

Türk futbolu çok ağır bir şaibe altında. Toplumumuzu sadece sportif açıdan değil sosyal açıdan da alt üst edecek kadar derin ve yaygın olduğu anlaşılan büyük bir sorunla karşı karşıyayız.

Göreve yeni başlamış olan Türkiye Futbol Federasyonu’nun ne denli ağır bir sorumluluk altında olduğunun bilincindeyiz. Kararların geciktirildiği her gün Türk sporuna zarar vermektedir. Bilelim ki dünyanın saygın bir gücü olmaya soyunmuş bir ülkesi olarak asıl verdiğimiz sınav etik değerlere sahip çıkma konusundaki kararlılığımızdır.

Galatasaray olarak biz, Türk futbolunun içine düştüğü bu karanlıktan bir an önce çıkarılması için tüm mercilerin, gerekirse liglerin bir süre ertelenmesi kararı dahil, üzerlerine düşen tüm görevleri zaman kaybetmeden yerine getireceklerine ve kararın verilmesi için gerekli bilgi ve delillerin Federasyon’umuza ivedilikle iletilerek sürecin hızlandırılacağına inanıyoruz.

Galatasaray camiası olarak alınacak her karar ve uygulamanın en yakın takipçisi olmaya devam edeceğiz.

Ünal Aysal
Başkan
Galatasaray Spor Kulübü

12 Temmuz 2011 Salı

Kişiler ve Kurumlar

"Kurumlarla kisileri ayirmak lazim. Bu islere karisanlara en agir cezalar verilecek. Kimsenin suphesi olmasin. Kisilerin yaptiklari kurumlara mal edilemez."

Yukarıdaki sözler Türkiye Futbol Federasyonu başkanlığına yeni seçilen Mehmet Ali Aydınlar'a ait.
Peki koca sezon boyunca taraftarların meydana getirdiği olaylar ve Federasyonun vermiş olduğu cezalara ne demeli?


Küfür eden taraftar, cezayı çeken kulüp...



Olay çıkaran taraftar, cezayı çeken kulüp...


Pankartı asan taraftar, cezayı çeken kulüp...

Hani kişilerin yaptığı kulüpleri bağlamazdı?

11 Temmuz 2011 Pazartesi

10 Temmuz 2011 Pazar

Nou Camp'ta İlk Düğün

Geçen sene Barcelona, Nou Camp'ı düğün törenleri için açacağını belirtmiş ve "cebi dolgun" Barca'lı bekarları salmıştı bir heyecan. Bugün elimize geçen yukardıkı videoya göre de "mabedde" ilk düğün yapılmış. Yeni çifte mutluluklar dilerken, "bu iş kaça patlar" diyenlere de buyurun diyoruz...

Unirea Urziceni Kapandı

Romanya'nın Chelsea'si diye anılan Unirea Urziceni'nin durumu "paralı başkan" peşinden koşanlara ders olacak nitelikte bir hikaye. 1954 senesinde kurulan 20 bin nüfuslu Urziceni kasabasının takımı olan mavi-beyazlı kulüp, 2002-03 sezonuna kadar Romanya Futbol Liginin Divizia C ve Divizia D liglerinde "hayatını kendince sürdürürken", paralı iş adamı Dimitru Bucsaru'nun takımı satın almasıyla Romanya İkinci Ligi olan Divizia B'ye yükseldi ve 7 sene sonra da ülkenin zirvesine çıkarak, Şampiyonlar Ligine yükselme şansı yakaladı. Devler Liginde kimsenin şans tanımadığı Unirea Urziceni, Dan Petrescu yönetiminde Glasgow Rangers'i deplasmanda 4-1 yenerek Avrupa'nın dikkatini çekerken, grup maçlarını 3. sırada tamamladı ve UEFA Avrupa Ligi elemelerine kaldı ama orada Liverpool'a elenerek Avrupa macerasını sonlandırmış oldu. Ertesi sene Romanya ligini ikinci sırada bitirip tekrar Şampiyonlar Ligine katılma vizesi alan Unirea, ön elemelerde elenince, grup maçlarına katılamadı, Avrupa Ligi ön elemelerinde Hajduk Split'e de kaybedince Avrupa hedefi bitmiş oldu. Takımın Romanya'da zirve yaptığı ve hem Romanya hem de Şampiyonlar Liginden gelen gelirlerle kasasını iyice dolduran Bucsaru, takımın gidişatından endişelenince, oyuncularını satma kararı aldı ve ligi de Steaua ve Dinamo Bükreş'in yedek takımlarından kiraladığı oyuncularla bitirmek zorunda kaldı, doğal olarak da küme düştü. Düşenin dostu olmaz misali, Bucsaru Unirea Urziceni ile herhangi bir bağlantısı olmadığını açıkladı geçtiğimiz aylarda ve takımı bütün borçlarla birlikte yüz üstü bırakınca, Urziceni belediye başkanı da borçları ödeyecek bütçeleri olmadığını söyleyip takımı kapatma kararı aldı...
Takımın dağılmasıyla herkes bir yana savrulurken, Unirea Urziceni'nin yıllardır deplasmanlara tek başına giden "yalnız kurt" lakaplı taraftarı Leonard Constantin de eski pankartları sandığa kaldırıp "Oyuncuların çoğu Steaua'ya gitmesine rağmen ben Steaua'yı tutmayacağım. Ben yalnız kurdum. Futbol benim için her şeydir, ben bu oyunu seviyorum ve kendime yakın bir takım bulurum illaki" diyerek, gemiyi terk eden son kişi olmuş...

9 Temmuz 2011 Cumartesi

Komşudaki Piliç

Bugün transfer piyasasındaki gelişmeleri takip ederken, gözüme bir haber ilişti: İngiltere Premier Ligin önde gelen ekiplerinden Arsenal, Chelsea ve Manchester United, Bulgaristan'ın Lokomotiv Plovdiv takımında oynayan Sırp oyuncu Nenad Lukic'i gözlerine kestirmişler. Sırbistan U-19 Milli takımında da oynayan Lukic, önümüzdeki günlerde Romanya'da yapılacak olan U-19 Avrupa Şampiyonasına takımını taşıyan oyuncuların başında gelmekte ki, genç oyuncu 5 maç oynayıp, 6 gol atmış ve bir asitle de takımına katkıda bulunmuş. Partizan alt yapısından yetişen Nenad, 2010-11 sezonun devre arasında Lokomotiv Plovdiv'e 3 buçuk senelik imza attıktan sonra uyum sürecinin ardından ligin son maçlarında Levski, CSKA ve Akamedik Sofya'ya karşı forma giydi. Kulüp takımında yeterince kendini gösterememesine rağmen, Bulgar yöneticiler Romanya'da yapılacak olan turnuvada oyuncularının futbol simsarlarının dikkatini çekeceğinden o kadar eminler ki, gelecek tekliflere karşı tüm kozları ellerinde tutmak adına Partizan'a transfer sözleşmesinden doğan tüm borçları çoktan ödemişler bile.
Bizim komşumuzdaki pilice karşı mahalleden göz koymuşlar, biz ise onun tavuk olmasını bekleyip, gözümüze kaz gözükeceği günlerin hesabındayız hala...

Son isim: Darius Songaila


Galatasaray'ın uzun süredir bir uzun alıp transferi kapatacağı söyleniyordu. Bir çok oyuncunun ismi anıldı. Son olarak ismi hiç geçmeyen biri geldi ve Darius Songaila Aslanlar kervanına katılmış oldu. Songaila, Litvanya'lı ve Litvanya ekolünde kazandığı takım oyunu, mücadele, ikili oyun anlayışları ile en bariz olarak da adeta atalarından miraz olan ve bütün Litvanya'lı basketbolscuların alameti farikası olan şut yeteneği ile yıllardır basketbol piyasasında üst seviye oyun oynadı. Avrupa kariyerinin ardından Tim Duncan'ın okulu olarak bilinen Wake Forest'da kolej kariyerini tercih eden Songaila 2002 draftinde Boston tarafından seçilip hakları Sacramento'ya takas edilmişti. Draft sonrası bir sezon Avrupa'da oynamayı tercih eden Songaila ertesi sezon Sacramento'ya geri dönüp Amerika macerasına başlamıştı Burada başlayan Nba kariyerinde kendisine önemli bir yer edinen Litvanya'lı 8 yıldır basketbolunu Amerika topraklarında idame ettirmekte idi. Ayrıca Yazları da sakatlığı olmadığı dönemlerde düzenli bir şekilde Milli formayı da terletmişti. Özellikle 2003'de şampiyon olan takımda yıldızını parlatan Songaila, daha sonra milli takım için en önemli uzun konumuna gelip 2005 ve 2007'de çok başarılı turnuvalar geçirdi. 2007'deki oyunuyla taraflı tarafsız herkesin beğenisini kazanan Litvanya'lının çeyrek finaldeki performansını herkes hatırlar. Oradan bugüne ise yaş 33'e gelip basketbolunun olgunluk döneminde Galatasaray formasını terletmeyi tercih etti.

Songaila 2.06'lık boyu ile pivot pozisyonunda adı geçse de aslında iyi bir 4 numara pozisyonu oyuncusudur. Üst düzey orta mesafe şutu ile hücumda etkili olan Songaila, savunmada da aktif ve atletik özellikleri ile ribauntlar konusunda bulunduğu takımlara her zaman önemli katkı vermiştir. Takım oyununa sadık kalan anlayışı, süre derdi olmaması, kazanma arzusu, isteği, hırsı ve güçlü fiziği ile takıma bolca katkı sağlayacaktır. Özellikle pick&roll oyunundaki üstün yeteneği Galatasaray takımının bu sezon tam anlamıyla 2'li oyunlara yöneleceğini gösteriyor. Ayrıca Songaila'nın orta ve uzak mesafe şutunun olması pick&pop oynama kalibresini de ortaya çıkaracaktır. Galatasaray'ın elinde 3 tane ikili oyun üstadı oyun kurucu(Ender-Lakovic-Tutku) üç tanede bitirici uzundan(Furkan-Andric-Songaila)oluşan bir yapı oldu. Bakalım bu sezon yapı nasıl şekillenecek. Songaila, Oktay hoca'nın üstün zekası ile karar verdiği yine çok isabetli bir transfer. Galatasaray bu sezon bir tık öteye çıkabilmek için tüm hamlelerini yapmış oldu. Hadi hayırlısı, yeni sezonu sabırsızlıkla beklemekteyim kendi adıma...

8 Temmuz 2011 Cuma

Tebrikler Sinem

Medyanın bütün dikkati şike olayı ve milletvekillerinin yemin krizindeyken, dün SBS sonuçları açıklandı ve İzmir'den Sinem Sınmaz Türkiye birincisi oldu. SBS, YGS, LGS, KPSS, ÜDS, ALES gibi hayatımızın her evresi sınavla dolu olunca, artık birincilerin de pek önemi kalmayıp, gazetelerin kıyısında köşesinde 2-3 cümleyle geçiştirilmeye alışmışken, Sinem'in sarf ettiği tek cümlenin altı koyu renkle çizilmeye değer. Çocuklarımızı ve öğrencilerimizi yarışlara hazırlanan atlar gibi sürekli "çalış çalış" komutlarıyla hafta içi okullara, hafta sonu dershanelere yollayıp, eve döndüklerinde odalarına kapayıp sosyalleştirmekten uzaklaştırırken, birinci olan Sinem demiş ki: "Günde 5 saat vakit ayırdım. Bunun 2 saatinde düzenli olarak ders çalışıyordum. Geri kalan 3 saatinde hem futbol oynadım, hem kitap okudum"
Demek ki neymiş, top oynamak o kadar da kötü değilmiş sayın veliler ve öğretmenler... Çocuklarımızın geleceğini kurtaracağız derken, onları tamamen robotlaştırmayalım lütfen... Ders de çalışsın, bilgisayar da oynasın, top da koştursun, kitap da okusun... Değil mi?

7 Temmuz 2011 Perşembe

Kobe İle İrtibata Geçeceğiz


"Eğer imkan bulabilirsek Kobe ile Deron Williams'la birlikte Avrupa'da oynamak isteyip istemediği hakkında konuşacağız. Eğer Kobe lockout sırasında bizde oynamak isterse, menajeri ve kendisiyle sözleşme için irtibata geçeceğiz."

Ergin ATAMAN
Beşiktaş Basketbol Antrenörü

EuroLeague Yolunda ilk Rakip: Paok


Bu sezon başarı çıtasını daha da üste koymaya çalışan takımımız için olmazsa olmaz bir hedef EuroLig. Wildcard'ı alabilmek için çok fazla uğraştık ancak Basketbol adına Avrupa arenasında pek fazla atılımımızın bulunmamaından kaynaklı ön elemelerden başlamak suretiyle bize bir yol çizilmiş oldu. Bu noktada ise rakibimiz-daha doğrusu ilk rakibimiz- Yunan ekibi Paok oldu. Paok hakkında çok fazla bir bilgim yok. Halihazırda Yunanistan'daki ekonomik kriz onları da mutlaka etkilemiştir. Kadrolarına baktığımda öyle çok üst düzey oyuncular bulunmuyor. Önemli oyuncular için de Rawle Marshall'ı, Nba patentli Robert Dozier'ı, Todor Gechevski'yi ve Mihalis Giannakidis'i sayabiliriz. Paok'u Paok yapan ateşli ve basketbolu bilen taraftarıdır. Biz Paok'u rahat geçebilecek güçteyiz. Şayet maçlar Yunanistan'da oynanırsa sadece atmosfer zorlayabilir. Gurup maçlarının İstanbul'da oynanması için kulübümüz Uleb'e girişimde bulunmuş. Maçlar da İstanbul'da oynanırsa işin kaymağı olur. Resmi site adına Eren Paok'u tanıtan bilgi hazırlamış. Biz de o bilgileri burada da paylaşmış olalım.Ayrıca bu turu geçtiğimizde rakibimizin Asvel-Gravelines maçının galibi olacağını, elemenin final maçında ise diğer gurubun takımları olan Lietuvas Rytas-Buducnost eşleşmesi ile Cibona Zagreb - Cholet Basket eşleşmesinin galiplerinin yapacağı karşılaşmadan tur atlayan taraf olacağını belirtelim. Buradan da galip çıkarsak Eurolig'de statü gereği C gurubunda, Real Madrid,Maccabi Electra Tel Aviv,Partizan ve Anadolu Efes takımlarıyla top 16 mücadelesi verecek. Şimdiden hayırlı olsun.

-------------------------------------------------------------------------------------

Rakibimizi Tanıyalım: PAOK BC

1926 yılında Yunanistan'ın Selanik şehrinde İstanbul'dan göç eden Yunanlılar tarafından kurulan kulüp, basketbol şubesini 1928'de açtı. Yunan Ligi'nde 1959 ve 1992'de olmak üzere iki şampiyonluğu bulunan PAOK, 1980'lerden itibaren büyük bir takım olarak anılmaya başladı.

Yunanistan temsilcisi 1991'de İsviçre'nin Cenevre şehrinde düzenlenen finalde, CAI Zaragoza'yı 76- - 72 yenip Saporta Kupası'nı kazandı. PAOK, 1992 Saporta Kupası finalinde Ricky Brown'un son saniye basketine engel olamayıp 63 - 65'lik sonuçla ayrıldı parkeden. 1993'te Atina'da düzenlenen Euroleague Final Four'a kalıp, yarı finalde Tony Kukoç liderliğindeki Benetton'a 77 - 79'luk skorla boyun eğdi siyah beyazlılar. 1994'te Prelevic, Berry ve Zoran Savic'li kadrosuyla iki maç üzerinden oynanan finalde Stefanel Trieste'yi geçen PAOK, Koraç Kupası'na uzandı ve aynı sezon Yunanistan Ligi final serisinde Olympiakos'a kaybetti. İlk Yunanistan Kupası'nı 1984'te kaldıran takım, 1995 ve 1999'da da bu başarıya ulaştı. Yine 1998 ve 2000 yıllarında Yunanistan Ligi final serisine gelip, şampiyonluk hasretini dindiremedi PAOK.

Tarihinin en parlak dönemini 1990 - 2000 yılları arasında geçiren Yunan temsilcisi, 2000'den itibaren o pırıltılı günleri bir kez daha göremedi. PAOK, 2004 - 2005 sezonu ULEB Kupası Çeyrek Finali'nde, kupayı şampiyonlukla bitiren Lietuvos Rytas'a elendi. Yunanistan Ligi'ndeyse en iyi dereceleri 2009 - 2010'da beşincilik ve geçtiğimiz sezonda üçüncülük oldu.

Yunanistan Ligi Play Off Yarı Finali'nde elenen düşman kardeşler PAOK ve Aris, üçüncü ve son Euroleague biletini almak için beş maçlık bir seri oynadılar. Seride 2 - 1 geriye düşen PAOK ezeli rakibi Aris'i son iki maçta yenip seriyi 3 - 2'ye getirdi ve ön elemelerde oynamaya hak kazandı.

PAOK maçlarını, 2000 yılında açılan 8500 izleyici kapasiteli PAOK Sports Arena'da oynuyor ve bu salon, Efes Pilsen'in üçüncülükle bitirdiği 2000 Euroleague Final Four'a ev sahipliği gösterdi.

PAOK'un antrenörlüğünü geçtiğimiz günlerde sözleşmesini üç yıl daha uzatan Yunanlı Soulis Markopoulos yapıyor. 1993 - 1994, 2005 - 2006 sezonlarında PAOK'u çalıştıran Markopoulos 2009 - 2010 sezonundan bu yana da takımın başında yer alıyor. PAOK'un başında 130 maça çıkan Yunanlı antrenör, bu maçların 79'undan galibiyetle ayrıldı.

PAOK kadrosunda ana hücum silahı olarak Yunanistan Ligi'nde 16.5 sayı ortalamasına ulaşan forvet Rawle Marshall'ı bulunduruyor. Yine oyun kurucu olarak Dante Stiggers ve şutör guard olarak Dionte Christmas tercih ediliyor. Pivot bölgesinde 2009 NBA Draftı'nda Miami Heat tarafından 2. tur 60. sıradan seçilen 25 yaşındaki Robert Dozier ve ribaund uzmanı, basketbol zekası yüksek 33 yaşındaki Makedon Todor Gechevski'yi dönüşümlü kullanılıyor. Atletizmi ve çok yönlülüğüyle guard Mihalis Giannakidis, tecrübeli forvet Georgios Dedas, bir diğer forvet Zvonko Buljan, kenardan gelip takıma yer kaplama ve agresiflik kazandıran genç yetenek Dimitris Kalambakas, guard Giorgios Apostolidis de takımın diğer parçaları.

PAOK ateşli taraftarının da etkisiyle yarışmacı ruhunu, onurunu ve azmini taşımaya devam ediyor.

PAOK'un 2010 - 2011 sezonu kadrosu şu oyunculardan (forma numara / isim / mevki / boy / doğum tarihi sıralamasıyla) oluşuyordu;

4 Rawle Marshall - Forvet - 2,01 m - 1982
5 Dionte Christmas - Guard - 1,96 m - 1986
6 Dimitris Arapis - Forvet - 2,02 m - 1990
8 Giorgios Apostolidis -Guard - 1,97 m - 1984
9 Georgios Dedas - Forvet - 1,98 m - 1980
10 Robert Dozier - Pivot - 2,06 m - 1985
11 Dante Stiggers - Guard - 1,88 m - 1982
12 Zvonko Buljan - Forvet - 2,06 m - 1987
13 Mihalis Giannakidis - Guard - 1,92 m - 1988
14 Nikos Kalles - Pivot - 2,11 m - 1987
15 Todor Gechevski - Pivot - 2,10 m - 1977
16 Dimitris Kalampakas - Forvet - 2,02 m - 1989
17 Pavlos Savides - Guard - 1,82 m - 1992
18 Mihalis Kazakos - Guard - 1,93 m - 1992
19 Anastasios Spyropoulos - Fovet - 2,05 m - 1995

Antrenör: Soulis Markopoulos

Blog Widget by LinkWithin