19 Ağustos 2011 Cuma
Engin Baytar Mevzuya Geldi!
Tanıl Bora da Bıraktıysa...
Uğur Vardan’ın pazartesi sabah yazdığı gibi oldu. Federasyon, dağa sezaryenle fare doğurttu. Aktif sürüncemeye geçtiler.
Etik Kurul’un şikeye teşebbüsü tespit ettiğine ama teşebbüsün neticesinden emin olamadığına dair bir haber sızmış. Teşebbüsün şike demek olduğunu bir onlar kabul etmiyor herhalde. Zaten meselenin püf noktası burası değil mi? Futbolun hukuku, asliye ceza veya borçlar hukuku değildir. Şikeyle ilgili karar, mahkemeden çıkmaz. Futbol düzeninin etik ölçülerini gözeten, futbol-içi bir karar organından çıkar. Futbol Federasyonu’ndan beklenen: Türkiye’deki mevcut futbol rejimi aynen devam edecek mi etmeyecek mi? Bunun kararını vermesiydi. ‘Durmak yok, yola devam’ kararı verdi.
Futbolu yöneten kurulların mevcut yapısından başka bir şey beklenebilir miydi? Ceza Kurulu’na sevk edilmesine kızan Trabzonspor Başkanı Sadri Şener’in “Benim de federasyonda 4-5 adamım olsaydı böyle mi olurdu!” diye hayıflandığı bir yapıdan söz ediyoruz. ‘Büyük’ kulüplerin ve ‘ligin ekonomik değeri düşmesin’ derdindeki oligarkların markajı altında ses vermeye çalışan kamuoyu baskısı, statükoyu kırmaya yetmedi. ‘Statüko kırıcı’ sıfatıyla böbürlenen hükümet mi yapacaktı bunu? Karardan üç gün önce Başbakan’ın Fenerbahçe Başkanı’yla akçeli konularla ve Federasyon seçimleriyle ilgili ‘istişareleri’ hakkında telefon kayıtları yayımlanmışken? Ankaraspor’un Bank Asya 1. Lig’e geri alınışına dair pazarlıkların alenen cereyan ettiği bir etik ortamda? Daha ‘derine’ inelim: Yıllarca Diyarbakırspor’un ve Doğu-Güneydoğu takımlarının üst liglere terfilerinin resmen ‘teşvik edildiği’, yani basbayağı devlet eliyle şike yapılan bir düzende? İsmail Uyanık’ın Radikal’deki açıkladığı üzere, milli maçlar dahi ‘ayarlanırken’?
Bunları zaten bilen biliyordu, rivayeten, sezgi yoluyla veya aklederek pek çoğumuz biliyorduk. Fakat apaçık ortaya dökülmesi başka bir şeydir. Görmezden gelinen bir kabahatin yüzlenmesinin hayatı ve ilişkileri değiştirmesi gibi. Bazılarının daha eşit olduğunu hep bilirken, ‘sözde’ bir ilke olan ‘Herkes eşittir’ ilkesinin açıkça reddedilmesinin başka bir şey olması gibi. Şike bütün dünyada tipik bir ‘Herkesin bildiği sır’ vakasıdır; sır faş olduğu zaman, varsın sırf düzeni sürdürmek için olsun, bir onarım yapılması gerekir. Hiçbir şey yapmamak, insanları alenen hiçe saymaktır.
‘Dar Alanda Kısa Paslaşmalar’ filminde Erkan Can’ın çocuklara söylediği laf var ya: “Hayat futbola fena halde benzer.” Güzel yanından, ikisinin de takım oyunu olmasından hareketle söyler o bunu. Ama çirkin yanı da var: ‘Gücü gücü yetene helâl’ düzeni, paranın iktidarı, kolpa... Bunlarda da futbolla hayat fena halde birbirlerine benzemiyorlar mı? Taraftar milletinin kahir ekseriyeti, tıpkı hayattaki gibi, ‘öyle veya böyle’ kazanmayı istemiyor, saha dışı etkenleri de ulu kulübünün gücünü göstermesinin meşru bir aracı saymıyor mu?
Gazeteler, Federasyon’un eyyam kararını öngören yatırımcıların borsada voli vurduğunu yazıyor. Kulüplerin hisseleri yükselmiş. Borsa ‘bilmiş’ yani. Zaten: Şüphesiz o her şeyi bilendir. Ve malûm, borsanın memnuniyeti önemli.
Bu ligin sohbeti çekilmez
Hakan Kulaçoğlu 25 Haziran’da Fotomaç’ta, Trabzonspor’un Halil Altıntop transferi hakkındaki değerlendirmesini ‘Ayrıca, borsaya da bildiririm’ sözleriyle bağlamıştı. Kulüplerin transfer görüşmelerini ve neredeyse her meselelerini ‘borsaya bildirmeleri’ ‘söyleminin’ ironik bir taklidiydi bu. Ben de, 11 yıldır bu sütunlarda yazdığım haftalık lig değerlendirmelerini artık sürdürmeyeceğimi borsaya bildiririm. Bu ligin sohbetini yapmak içimden gelmeyecek. Lige verilen aralarda yazdığım yazılar var ya; gol sevinçleri üzerine, çirkin futbolcular üzerine, ‘fark attıkça atmak caiz midir yoksa bir noktada merhamet edip durmak mı gerekir?’ üzerine filan... En iyisi hep öyle şeylerden bahsetmek. Futbol hevesi benim için, lige verilmiş uzun bir aradadır artık.
Galatasaray'dan Açıklama
Galatasaray Spor Kulübü'nden Kamuoyuna Açıklama
TFF’nin son kararından sonra Türk futbolunun geleceği açısından ciddi endişe duyduğumuzu belirttik. Bu endişenin nedenlerini açıklıkla dile getirmenin zamanı bugündür.
Futbol, dünyada bir çok ülkenin en önemli imaj unsurlarından biri haline gelmiştir. Globalleşen dünyada, oyunun tek bir kuralı vardır: Rekabet. Bu rekabet tabii ki uluslararası kurallar çerçevesinde yapılır. Aksi halde futbolun marka gücü, değeri ve evrenselliğinden söz edilemez. Herkes, kendi kurallarını uygulayacak olursa, başarının evrensel ölçüsü kalmaz.
Dünya çapında sıfır hata toleranslı bu rekabetin ardındaki neden, sadece imaj meselesi değildir. Bu rekabetin ekonomisi de son derece ciddi boyutlara ulaşmıştır. 2010-2011 sezonunda Şampiyonlar Ligi’nde dağıtılan gelir tutarı 754 milyon Euro’ya ulaşmıştır. Ülkemiz, bu gelirin sadece 20 milyon Euro'sunu elde edebildi. Diğer uluslararası rekabet alanlarını ve dolaylı gelirleri hesaba kattığımızda Avrupa’nın en genç nüfusuna sahip ve futbol aşkının son derece yaygın olduğu ülkemizin bu ekonomiden aldığı pay %2’nin altındadır. Önemli bır futbol ülkesi olan İngiltere'nin aldığı pay 200 milyon Euro'dur.
UEFA Kupası ve Süper Kupa almış kulübe, Dünya üçüncüsü ve Avrupa dördüncüsü olmuş bir Milli Takıma sahip ve nüfusunun yarısından fazlası 24 yaşın altında olan Türkiye’ye, yakın bir zamana kadar futbolun geleceğe damgasını vuracak yeni yıldızı olarak bakılmaktaydı. Son dönemde yaşadıklarımızdan sonra bu noktadan ne kadar uzaklaştığımız ortadadır.
Üstelik oluşan kararsızlık ortamının, daha geçtiğimiz günlerde Olimpiyatlara yeniden ve büyük bir şevkle aday olan, gün geçtikçe uluslararası organizasyon kabiliyeti ve kredibilitesi artan ülkemizin, tüm spor dünyasındaki imajı açısından da büyük bir olumsuzluk yarattığı ortadadır.
Türk futbolunun bugün verdiği sınav, yıllar sonra nice uğraş sonucu elde edilen özerklik konumuna rağmen kendini yönetme becerisine ve erkine sahip olup olmadığı sınavıdır.
Gelişmelerin ilk gününden beri son derece açıklıkla belirttik: Hiç kimsenin üzüntüsü, acısı, bizim sevincimiz olamaz. Hepimiz aynı gemideyiz ve geminin adı Türk Futbolu’dur. Gerçek şudur ki, gemimiz ağır bir yara almış, futbolumuz mahkemelere düşmüş, kişisel ve toplumsal dramlar ortaya çıkmıştır. Ancak alınan bu yara, her gün biraz daha büyürken, hiçbir şey yokmuş gibi davranmak daha büyük maliyetlere yol açacaktır. Gün dövünme, tartışma, kavga günü değildir. Hep beraber oturup ortak bir akıl ve strateji oluşturma günüdür.
Bu strateji “zaman kazanma”ya dayandırılamaz. Kendimizi yönetme becerisi ve erkine sahip olduğumuzu kanıtlamamız için atılması gerekli adımlar bellidir. Geciktikçe bedel daha da ağırlaşacaktır. En kötüsü bu adımları biz zamanında atmaz isek, başkalarının bizim adımıza atması kaçınılmazdır. Kurallar çerçevesinde hatalarımızla yüzleşip gereğini biz yapmazsak dünyada bunu üst kuruluşlar yapar. Kendi kangrenli parmağımızı kendimiz kesmezsek, birileri gelir kolumuzu keser. “Biz yapamadık, onlar yaptı” diyemeyiz. Uygar dünyanın saygın bir üyesi olmak, öncelikle hatalarımızla yüzleşip, kendimize karşı dürüst olmaktan geçer.
Türk Futbol endüstrisinin yöneteni bellidir. Futbol tarihimizin en önemli problemi önlerine gelmiştir. Böyle bir meselede adaleti tam ve net olarak sağlamak çok zordur. Ancak onun görevidir. Bu görevi başkalarına bırakamaz, devredemez. Bizlere düşen ise kendilerine sonuna kadar destek vermek ve yardımcı olmaktır.
Futbolumuzdaki bazı şahsiyetlerin hırsları, bir an için akıllarının önüne geçmiş olabilir. Bu her bireyin, her an başına gelebilir. Bu durum bazı haksızlıklar ve adaletsizlikler yaratmış olabilir. Ancak dünyada barışın en büyük çimentosu olan spor dünyasında hiç kimsenin söz konusu rakibi de olsa bir tek gün bile özgürlüğünün sınırlanması istenemez.
Ama ne anlayış, ne acıma, ne dostluk duygularımız hataları ortadan kaldırmaz. Yapmamız gereken, FIFA ve UEFA'nın tüm kurallarını, uluslararası futbol camiasının örf ve adetlerini eksiksiz yerine getirmektir. Ne eksik ne fazla. Böyle bir uygulama hata yapan futbol yöneticilerimizi, spor insanlarımızı hapisten kurtaracağı gibi, Türk futbolunun kaderini kendimizin çizmesi demek olacaktır. Bu uygulamayı başkasına bırakmak, yapacağımız en büyük hata olur.
110 yıllık geçmişi olan, artık kültürümüzün bır parçası olmuş futbolumuzun kaderini, başkalarının çizmesini kabullenmek gibi bir tarihi hatayı yapma lüksümüz yoktur, olamaz.
Aksi takdirde tarih, hepimizden hesap sorar.
GALATASARAY SPOR KULÜBÜ
Bıyıklı Adam!
30 yıldır Nou Camp stadında futbolcuların sahaya çıktıkları çıkış tünelinden sorumlu olan Francesc Satorra, bir gün bu kadar ünlü olacağını hiç hayal etmiş midir acaba? Barcelona-Real Madrid maçının sonu yaklaşırken futbolcular arasında çıkan arbedeye Mourinho da dahil olup, Barcelona yardımcı hocası Vilanova'nın gözüne parmağını soktuğu fotoğrafta, Satorra arka fonda olayları izleyen kişi olarak yer alıyordu. Bu resim sanal alemdeki bloglar, facebook, twitter üzerinden o kadar paylaşıldı ki, "bıyıklı adam" dünyaca meşhur oldu. Twitter üzerinden #eldelbigote hashtagı ile artarken popularitesi Satorra'nın, facebook üzerinden de "Mourinho ve Vilanova'nın arkasındaki bıyıklı adam" adıyla 2 bini aşkın takipçisi olan grup kurulmuş. Bu populariteyi paraya çevirmeyi düşünen bir grup da "The Observer" adıyla Satorra'nın t-shirtlerini de satışa çıkarmış...
Çok Güzel Hareketler Bunlar
18 Ağustos 2011 Perşembe
Steaua Bükreş:2-0:CSKA Sofya




Mourinho'nun Yarası
17 Ağustos 2011 Çarşamba
Galatasaray'ın Kaptanı Sabri
Aaron Biber
16 Ağustos 2011 Salı
Aslanlar Sezonu Açtı
Geride bıraktığımız sezon her açıdan takımımız açısından olağanüstüydü. Herkes yeni sezonu merak ediyor haliyle. Galatasaray geçtiğimiz sezon karakter olarak çıtayı en yükseğe koydu. Bu sezon için sorulacak en kritik soru bence o karakteri tekrar yakalayıp yakalamamak oalcaktır. Çünkü kadro, kağıt üstünde zaten üst düzey. Şampiyonluk ve başarılarla süslü bir sezon olması dileğiyle...
Agüero'nun Gazabı
15 Ağustos 2011 Pazartesi
Ultras Muslera
CSKA Sofya:1-0:Chernomorets
ЦСКА - Черноморец 1:01:0 Зику - 79'ЦСКА: Мболи, К. Стоянов, Попов, Трифонов, Бандаловски, Янчев, Галчев (Адемар - 75'), Зику, Платини, Нелсън (Живец - 85'), Делев (П. Стоянов - 90')Черноморец: Колев, Дянков, Бонев, Николов, Кишишев, Фо-Поре, Балджийски (Христов - 83'), Дяков (Кики - 87'), Цонков, Хамрун (Крумов - 77'), Андонов
Bundan Sonra Ne Olacak?
13 Ağustos 2011 Cumartesi
"Doktor! Kes Şu Ayağı!"
Hodri Meydan,Tatangalar ve Usame
Hafta Sonu Şifresiz Maçlar
"Dünya Fidel'in Heykelini Yapmalı"
Hoşgeldin Cesc
12 Ağustos 2011 Cuma
Yıldırım Bosna Spor Logosu

Premier Lig ve Kramponlar
İngilizlerin Daily Mail gazetesi ilginç bir araştırma yapmış ve bu yıl ligde mücadele edecek olan topçuların hangi marka krampon giyeceklerini listelemiş. Top oynayan gençler çok meraklıdır ayakkabı markalarına, bu yazı da onlara gelsin:















































