17 Haziran 2016 Cuma

Türkiye:0-1:Hırvatistan


Maç Öncesi:
Euro 2008 sonrası "ezeli ve edebi rakip" olduğumuz Hırvatlar ve Çekler'le yine bir Avrupa Şampiyonasında aynı gruba düşünce, maçın da rumuzu kendiliğinden "intikam" oluvermişti. Hırvatlar, sekiz sene öncesinin rövanşını Dünya Kupası elemelerinde bizden almışlar ama, hem onların hem de bizim kafamızda hala o efsanevi maç yer işgal ediyordu. Grevler, İŞID saldırıları hep hesaba katılmıştı Fransa'da ama taraftar kavgaları göz ardı edilmiş, turnuvaya da maçlardan ziyade bu "mevzular" damga vurmuştu. Herkes pazar günü Parc des Princes etrafında Türklerle-Hırvatlar birbirine girer mi derken, etrafta barış güvercinleri uçuşuyordu. Metroda karşılıklı tezahüratlar, Eyfel önünde Hırvatlarla selfie çektirmeler basın mensuplarının "sahalarımızda görmek istediğimiz hareketler" şeklinde haber yapacaklar anlardı. Tezahürat demiştik ama Hırvatların birbirinden değişik bestelerine biz bir tek "Kırmızı-Beyaz-Şampiyon-Türkiye" şeklinde cevap veriyorduk. Unutmadan, kültürümüzün vazgeçilmezi "ana avrat hal sormalar" da yok değildi. Kulüp seviyesinde yurt dışı deplasmanlarda ezilmiyoruz, hatta çok da sağlam gidip, iz bırakıyoruz da, milli takım seviyesinde bu işi yapamıyoruz. Avrupa ve Dünya Şampiyonlarına hiç ara vermeden katılırsak iki senede bir, belki bu durum değişebilir. Enseyi karartmamak lazım...




Değiştirmemiz gereken başka bir olay da "egomuz"...  Fransa'da bulunduğumuz sürece karşımıza çıkan İrlandalı, İsveçli, Hırvat, Alman, Fransız, Arnavut taraftarların forma arkalarında futbolcu isimleri yazarken, bizim kırmızı-siyah "örümcek adam" formalarımızda Ahmet, Mustafa, Köksal, Nihal, Arif gibi isimler yazıyordu, hakkını yemeyelim bir de bir sürü Arda forması gördük... Forma arkasına kendi adımızı yazınca, o sahada kendimizi mi görüyoruz acaba? Psikologlar, sosyologlar bir ses versin lütfen...


Ekipman ve giysiden devam edersek, Hırvatlarda ilginç olarak kafalarda su topu sporcularının giydiği başlıklar sıkça karşımıza çıkmış, bunu twitterda sorduğumuzda onların bu sporda başarılı oldukları ve bu başarının simgesi olarak taktıkları cevabı almıştık. Bizde ise sırta bayrak bağlama modası yıllardır geçmeyen vazgeçilmezimizdir.



Taraftarları incelerken, fotoğraflarken "Ulan iyi ki bu turnuva Türkiye'de olmadı, yoksa katliam çıkardı" demeden de edemedik. Hatırlayalım, bizim Federasyon Euro 2016'yı almak için çok uğraşmış ama Platini'nin gayretleriyle ev sahibi Fransa olmuştu. Hırvatlar ellerinde bira şişeleri ile Paris sokaklarında gezerken, Ramazan ayında yapılacak turnuvanın Konya'da olma ihtimali, tüyleri diken diken etmeye yetiyordu. Hele maç sonrası Fatih Terim'in basın toplantısında su içmesine gelen "densiz, hadsiz, kendini bilmez" eleştirilerini okuyunca, "aman aman, Allah korumuş" dedik...



Eğlenmeyi biliyordu rakibimiz Hırvatlar, maç öncesi bunun hakkını sonuna kadar da verdiler ki karşılaşma başlamadan bizim taraftarımız kendilerine ayrılan koltukları çoktan doldurmuş, boş sahaya bakarken, onlar stat dışında takılmakla meşguldüler... Belki de Türkiye'de maça girişlerde yaşanan "sıkı mı sıkı" polis araması alışkanlığı buna sebeptir, aynı dili konuşmamıza rağmen "anlaşamadığımız" özel güvenlikler bilinç altımıza bir korku işletmiştir, lakin tam tersiydi Parc des Princes stadı önünde, üç veya dört aramadan geçtik lakin fotoğraf makinemize de laf eden çıkmadı, cebimizdeki bozuk paralara göz koyan da olmadı... PSG maçlarında bu kadar kibarlar mı yoksa turnuvaya özgü mü diye şüphe etmemize sebep de, statta asılı bulunan "alkol, uyuşturucu, meşale, kavga, ırkçılık yasaktır" uyarı panosuydu. Maç içinde bir iki münferit meşale yakıldı, yakanlara ne yapıldı bilmem de, alkol stat içinde büfelerde satılıyor, su gibi tüketiliyordu...


Oyuncular sahaya ayak basmaya başladıklarında, maça 1 saatten az zaman kala da iki tribün yükünü almaya başlamış, Federasyonun bizim taraf koltuklarına bıraktığı ay yıldızlı bayraklarımızla kırmızı bir ortam yaratmışken, rakibimiz ise tribünleri  üzerine kendi şehirlerinin ve semtlerinin adını yazmış oldukları ülke bayraklarıyla donatmışlardı. Özellikle İngilizlere özgü bu alışkanlık, Hırvatlara da sıçramış anlaşılan. Bizde ise tribünde ultrAslan Tayfa, Es-Es Bando, Nefer, Red Boys ve Şehitler Ölmez Vatan Bölünmez pankartları vardı...



Karşılaşmanın başlamasını bekleyen taraftarın sıkılmaması, eğlenmesi ve maça kendini iyiden iyiye vermesi için turnuva organizatörleri iki ülkenin tribünlerine birer anonsçu görevlendirmişler, ellerinde mikrofonlar maçın havasına sokmaktaydılar gelenleri. Bu "arkadaşları" kim seçmiş bilemem de, Hırvat tarafındaki "eleman" tam bir amigo gibi gazlarken taraftarı, bizimki konuşmaktan aciz, takımın skorborda yazılan kadrosunu okuyamayacak kadar cahildi. Yazık... Fransızlar mutlaka ulusal federasyonlara danışmışlardır bu kişileri seçerken de, iki ülkenin tribün marşları çalındığında stadyumda, benzer bir skandal daha baş gösterdi, Hırvatların hep bir ağızdan söyledikleri bir beste varken, bizim taraftar marşımız ise kimsenin daha önce duymadığı "Hayde Türkiyem, hayde" şarkısıydı... Anonsçumuz da, taraftar şarkımız da özensiz bir şekilde seçilmişti... Üzüldük...


Bir eksi puanı da Nike firması aldı topçular sahaya ayak bastıklarında. Avrupa Şampiyonası kuraları çekileli aylar olmuş, hangi ülkenin hangi grupta yer aldığı belliyken, ülkelere forma ve ekipman üretiminde daha hassas davranılması gerekliydi, oysa sanki başka renk kalmamış gibi, iki takım da aynı renk ve tip eşofmanlarla sahada ısınmaktaydılar. Yedekler de dahil 30 küsür kişilik bir turkuaz ordusu... İBB Spor AŞ, amatör kulüplere forma ve eşofman desteğinde bulunur da, takımlar maça çıktıklarında göğüste İBB yazan tıpatıp aynı eşofmanlarla ısınır ya, aynı o manzara...


Maç:
Stat hoparlörlerinden kadrolar okunduğunda pek dikkatimizi çekmedi de, oyuncular ısınırken Ozan Tufan'ın ilk onbir arasında ısınması heyecanımızı düşürdü. Rakitiç, Modriç, Perisiç ve Brozoviç'li orta sahayı kendi takımında dahi forma şansı bulamayan Ozan Tufan'la durdurmak? Macera olsa gerekti ve Fatih Terim de maceraları seviyordu. Oysa, forvetlerinde sadece Mandzukiç'in olduğu rakipte, Hakan Balta'nın yanına Mehmet Topal değil de Semih konulur, Topal da ön liberoda savaşırdı. Kariyerinin son yıllarında iyi bir sözleşme koparmak için "taze gelin" misali nazlanan ve Aziz Yıldırım'dan "veto"yu yemiş, milli maçtan ziyade kafası kendi derdinde olan Gökhan Gönül ve kaç aydır maç oynamamış, yeni kulübü İnter'e sağlam gitme derdinde olan Caner de pek güven vermiyordu aslında. Öte yandan Barcelona'da "kulübe oyuncusu" olan Arda, şampiyon Beşiktaş'ın yedek forveti Cenk, Galatasaray'da  zor bir sezon geçirmiş Selçuk...  Fransa'ya gelirken de grup elemelerinde  milli takım olarak çok iyi gelmedik, ilk defa üçüncülerin bile katılabilecekleri bir turnuvaya son dakika golüyle geldik de hepsi unutulmuştu, ne de olsa takımın başında Fatih Terim vardı, "Türkiye bitti demeden bitmez" sloganımız vardı...  Bir de hazırlık maçında tarihimizde hiç gol atamadığımız İngiltere'ye, golü de bulmadık mı? Havamız yerindeydi...






Oyuna fena da başlamadık hani... Arda ile Hakan Çalhanoğlu ile geldik de Hırvatların üzerine, onlar da Srna ve Perisic kozlarıyla tehdit ettiler beklerimizi. İki takım da birbirini tartar, boşluklar ararken, Gökhan Gönül'ün ortasında Ozan bir kafa vurdu, vurduğuna pişman oldu. O ana kadar maçın gole yaklaşılan en etkili anıydı ve Ozan golü kaçırmıştı. Sonrasında genç topçu eridi gitti: Saçlarını yoluyor, Selçuk'a dert yanıyor, Caner'le pozisyonun muhasebesini yapıyordu. Golü bulsak oyun değişir miydi, Hırvatlar geri gelir miydi, bilinmez de devre golsüz bitecek derken, Modric bi' vurdu, tüm hayallerimizi yıktı... Tribünden Ozan'ın saç düzeltmesini görmedik de, Alman televizyonu iyi yakalamış, tekrar tekrar oynatıp "Bu adam rakibe koşacağına neden saçını düzeltiyor?" diye kafa bulmuş durmuş...





Fatih Terim'in soyunma odası dönüşleri meşhurdur, içeride verdiği gazla ne maçlar çevirmiştir Galatasaray ve Milli Takım da bu sefer içeriden keşke çıkmasaydık der gibiydi tribünler izledikleri ikinci yarıda. Gole ihtiyacı olan kırmızı beyazlı millilerdi ama saldıran Hırvatlardı... Sağdan geldiler. soldan geldiler, direkleri dövdüler de bereket şans yanımızdaydı ikinci golü bir türlü atamadılar. O kadar rahat oynayıp, akıl almayacak goller kaçırdılar ki, biz de gol için ümitlendik, futbolun yazılı olmayan kurallarından "atamayana atarlar" neden işlemesindi ki, hem biz bitti demeden bitmezdi oyun... Hakan Balta ile o pozisyonu da bulduk da, futbol tanrıları maçı hak eden Hırvatların tarafındaydı, düşmedi top Hakan'ın önüne gol yapacak şekilde...









Maç Sonu:
Yemekleri berbat, koltukları "Esenyurt minibüsü sıkışıklığında" ve hostesleri kafamızdaki hostes imgesini yeniden oluşturacak seviyede vasat olan Air France uçağını çekilir kılandı ücretsiz dağıtılan L'equipe gazetesi Fransa dönüşümüzde. Fransızcamız yok ama İngilizcemizle fotoğrafları yoğurunca dergi kalitesindeki gazetede yazılanlara  yorum yapma şansımız da oldu. Doğal olarak kendi ulusal takımlarına sayfalar dolusu yer ayırırken, Türkiye-Hırvatistan maçına da iki sayfa ayırmıştı Fransızlar ve karşılaşmanın "in-out"larını yaparak, maçın röntgenini kısaca çekmişlerdi: Modric, Rakitiç, Perisiç 10 üzerinden 8 ve 7 almışlar, Oğuzhan ve Arda ise 3 puan alabilmişlerdi... Maç içinde çekmiş olduğumuz fotoğraftan sonra "Umarım Arda bu taraftarın desteğine layik oyun oynar" demiştik, L'equipe yazarları da Arda'nın maçtan sonra taraftardan özür dileyen sözlerini yer vermişti.


Geriye dönüp baktığımızda hatıralarımızdan silmek istediğimiz bu maçtan sonra, geriye iki maç daha kalırken, İspanya'nın eski gücümde olmadığını not edelim ve yarın millilerden ümidimizi koruyacak bir sonuç haberi neden almayalım?



Stat: Parc des Princes
Hakemler: Jonas Eriksson, Mathias Klasenius, Daniel Warnmark (İsveç)
Türkiye: Volkan Babacan, Gökhan Gönül, Mehmet Topal, Hakan Kadir Balta, Caner Erkin, Ozan Tufan, Selçuk İnan, Oğuzhan Özyakup (Dk. 46 Volkan Şen), Hakan Çalhanoğlu, Arda Turan (Dk. 65 Burak Yılmaz), Cenk Tosun (Dk. 69 Emre Mor)
Hırvatistan: Subasic, Srna, Corluka, Vida, Strinic, Modric, Badelj, Brozovic, Rakitic (Dk. 90 Schildenfeld), Perisic (Dk. 87 Kramaric), Mandzukic (Dk. 90+3 Pjaca)
Gol: Dk. 41 Modric (Hırvatistan)
Sarı kartlar: Dk. 31 Cenk Tosun, Dk. 48 Hakan Kadir Balta, Dk. 90+1 Volkan Şen (Türkiye), Dk. 80 Strinic (Hırvatistan)

4 Haziran 2016 Cumartesi

Adalet

Fenerbahçe-Galatasaray derbisi yine futbolsuz geçen günlerin kurtarıcısı oldu, gündemi bir hayli meşgül etti, Euroleague finalinden eli boş dönmüş Fenerbahçe'ye lig tesellisi yolunda Galatasaray'ın harcanmasıyla biten bir derbi olarak da tarihte yerini almış oldu. Abdi İpekçi'deki seyircili maçta yaşanılanlara ve iki sene evvel Ülker Arenada olanlara dair Engin Biçer, harika bir tespitte bulunmuş facebook hesabından... Buyurun...


27 Mayıs 2016 Cuma

Galatasaray:1-0:Fenerbahçe


"Bir kupadan daha fazlası" sloganını Ziraat Bankası yıllardır kullanıyor da, bu cümle sanki bu seneki final için "düşünerek-taşınarak" yazılmıştı... Bir yanda Galatasaray, öte tarafta Fenerbahçe... Normalde takımların hiç de önemsemedikleri, yedek oyunculara forma şansı olarak gördükleri, hatta lig ve Avrupa maçları maratonunda yük olarak gördükleri Türkiye Kupası maçlarının "finali" her iki takım için de "kurtuluş" maçı manasına gelmişti. Geçen seneyi üç kupayla kapadıktan sonra berbat bir transfer süreci geçirip, lige erken havlu atan Galatasaray'lı topçuların Fenerbahçe derbisi kazanarak sezona "mutlu sonla" veda etmek istemeleri bir tarafa, UEFA'dan gelen 1 yıl Avrupa Kupalarından men cezasını lig beşinciliğini Osmanlıspor'a kaptırdıktan sonra, kupa alarak bu sene çekmek arzusundaydı Galatasaray yönetimi. Fenerbahçe açısından da, daha doğrusu Aziz Yıldırım tarafından da, maç müzeye konulacak bir kupadan çok farklı manalar taşıyordu. Galatasaray'ın "dördüncü yıldızını" taraftarına unutturmak amacıyla sene başında 50-60 milyon eurolara harcanarak oluşturulmaya çalışılan "yıldızlar karması", ön elemelerde Şampiyonlar Ligine veda etmiş, "kazanırız" dedikleri UEFA kupasından elenmiş ve "garanti" gördükleri Türkiye Ligi şampiyonluğunu Beşiktaş'a kaptırmıştı. Acun Medya'nın organize ettiği "Şöhretler Turnuvasında" kazanılan kupa dışında sezonu kupasız kapama tehlikesiyle karşı karşıya olan sarı-lacivertlilerde son hedef Ziraat Türkiye Kupasıydı. Öte yandan, rakibin Galatasaray olması ve sarı-kırmızılıları Avrupa'ya gitme hedefinden uzaklaştırmak "ezeli rakibin" hem maddi hem de manevi iştahını kabartıyordu. "Galatasaray'a kupa vermeyerek cezasını iki seneye çıkardık" fiyakası yazın gündemini oluşturmaya yetecekken, bu iki senelik süreçte Galatasaray'ın yaşayacağı maddi kayıp, Fenerbahçe ile Galatasaray'ın arasının açılmasına da imkan sağlayacaktı. Bir de Aziz Başkan'ın "Finallerde o çok nefret ettiği Galatasaray'a kupa kaptırma serisi" vardı, o da artık son bulmalıydı... Süper Kupa, Türkiye Kupası, adı ne olursa olsun, Anadolunun her şehrinde Galatasaray gülüyordu...


İşte bu şartlarda başlamıştı Antalya'nın "çiçeği burnunda" Arenasında Galatasaray-Fenerbahçe maçı... Pasolig uygulaması da olmayınca, tribünler de yarı yarıya paylaşılınca meşalesiyle, pankartıyla, davuluyla, konfetisiyle, küfürüyle tezahüratıyla "derbi gibi derbi" özlemine son vermişti futbol severler.  Galatasaray kötü bir sezon geçirmişti ama alt yapı için gelen ve birden A takım hocalığına terfi eden Riekerink'in gelişiyle maç ve maç bir gelişme olduğu da gözlerden kaçmıyordu, özellikle sezonun son maçlarında takım kadrosu oluşmuş, Galatasaray "top oynar" olmuştu. Hollandalı hocanın çıkardığı kadro akıllara yatmış, ama Semih'in sağ bek tercihi kafalarda "acaba" sorusu oluşturuyordu. Oysa, hoca TT Arena'da 0-0'lık sonuçla biten derbide Volkan Şen'e karşı Semih Kaya'yı kullanmış ve memnun kalmıştı oyuncusunun performasından. Fenerbahçe'de de "sağ bek" sorunu baş göstermiş, Gökhan Gönül'ün neden onbirde olmadığı polemiklere neden olmuştu.
İlk atak Fenerbahçe'nin "maden" gördüğü Volkan-Semih eşleşmesinden gelmişti ama sonrasında Galatasaray, Podolski biraz daha becerikli olsa maça 1-0la başlamış olacaktı neredeyse. Çokça eleştirilen Emre Çolak, serbest atış ustaları arasında topu alıyor, kale içine ortalıyor ve seken topta Alman golcü zor olanı yapıp, "iki adımdan" topu auta atıyordu.  Galatasaray kupayı arzuluyordu, Podolski golü daha da arzuluyordu ki, ceza sahası dışından sürekli kaleyi yokluyor, Fabiano'yu zor durumda bırakıyordu... Ve beklenen gol Emre Çolak'ın korner vuruşunda, Denayer'in kafa asisti ile Alman golcüden geliyordu. Sonrası malum: meşaleler, sis, duman... Arzuladığımız hareketler... Yenik duruma düşen Fenerbahçe, beraberlik için gelmeye çalışsa da, Galatasaray orta sahası ve savunmasıyla buna izin vermiyordu ki, devre arasında oyundan çıkana kadar sarı-lacivertlilerin gol ayağı van Persie topla buluştu mu, hatırlamıyoruz bile.


Galatasaray her maç üzerine koyarak toparlanıyordu ama ikinci devrelerde güç olarak oyundan düşüyordu, bunun sebebini de sezon ortası ve devre arasında takımı kampa götüren hocalara sormak lazım aslında. Ligin şampiyonunu belirleyecek maçlardan biri olan Beşiktaş derbisinde de ilk devre "şampiyonu" ezmişler, ama sonra "yorulup çözülmüşlerdi" Riekerink'in oyuncuları. Durum malumken, bir de Sneijder sakatlanmasın mı? Hollandalı milli maç ve ardından Rize deplasmanında yaşadığı sakatlıklardan belli ki tam kurtulamamıştı ama sahada bulunması "güven"di, organizasyon şefliği yapıyordu takıma. Wesley'in yokluğunu stoperden devşirme ön libero Chedjou ile doldurmayı planladı Hollandalı hoca, çok da iyi yaptı zira, savunmaya biraz daha güç kattı Kamerunlu oynadığı 45 dakikada... Fenerbahçe ise ikinci yarıya sezon boyunca çözüm bulamadıkları "van Persie mi Fernandao mu " sorusunun Fernandao cevabı ile başlamıştı. Sarı lacivertliler gol için geliyordu ama tehlikeli pozisyonları da Galatasaray bulmuştu, hele Sinan'ın yerine giren Sabri'nin ortasında Denayer biraz daha dikkatli vursa, maç orada bitmiş olacaktı. Sinan Gümüş'ten bahis açılmışken, genç topçu kendine güveni, topu dikine sürmesi ile derbiden de geçer not aldı. Fatih Terim, Sinan'ı Fransa'daki Avrupa Şampiyonası için neden düşünmez, bilinmez...
Galatasaray, geçen sezon kazandığı şampiyonluk yolundaki son 4-5 maç olduğu gibi "bir atıp Muslera'ya güvenerek" maçı kazandı ve Türkiye Kupası tarihinde üst üste 3 kez ve toplamda da 17. kez mutlu sona ulaştı.


Tartışmalardan uzak, "hır-gürden" ırak, hakemin pek konuşulmadığı derbinin sonunda Fenerbahçe'nin seramoniye çıkmaması, Aziz Yıldırım'ın "manasız" açıklamaları  aslında Galatasaray'ın kazandığı kupanın ne kadar da "bir kupadan daha fazlası" olduğunu bir kez daha hatırlattı.
Bu arada kupayı aldık da, yazının sonunda gereğinin yapılmasını talep edelim:
"Dursun Özbek istifa"


Stat: Antalya
Hakemler: Mete Kalkavan, Ceyhun Sesigüzel, Esat Sancaktar
Galatasaray: Muslera, Semih Kaya, Denayer, Hakan Kadir Balta, Carole, Selçuk İnan, Emre Çolak (Dk. 89 Linnes), Sinan Gümüş (Dk. 65 Sabri Sarıoğlu), Sneijder (Dk. 46 Chedjou), Yasin Öztekin, Podolski
Fenerbahçe: Fabiano, Şener Özbayraklı (Dk. 79 Gökhan Gönül), Kjaer, Ba, Hasan Ali Kaldırım, Mehmet Topal, De Souza, Alper Potuk (Dk. 68 Markovic), Volkan Şen, Nani, Van Persie (Dk. 46 Fernandao)
Gol: Dk. 30 Podolski (Galatasaray)
Kırmızı kart: Nani (Maç bittikten sonra) (Fenerbahçe)
Sarı kartlar: Dk. 37 Alper Potuk (Fenerbahçe), Dk. 37 Muslera, Dk. 61 Semih Kaya, Dk. 70 Hakan Kadir Balta, Dk. 72 Yasin Öztekin, Dk. 90+2 Sabri Sarıoğlu ve Selçuk İnan

26 Mayıs 2016 Perşembe

Winner

Zlatan İbrahimovic'in son 10 sezondaki istatistikleri...
Milan'da geçirdiği 2011-2012 sezonu dışında sürekli şampiyonluk yaşamış İsveçli topçu...
Kısaca, tam bir winner...

24 Mayıs 2016 Salı

Anamıza Avradımıza Küfredin


"Seyirciden rica ettim, doksan dakika sabredin, doksan birinci dakika maçı kaybedince anamıza avradımıza küfredin."

Yılmaz Vural
Adana Demirspor Teknik Direktörü

Elazığspor maçı sonrası duygularını açıklarken

21 Mayıs 2016 Cumartesi

Thank You, Mister


Ukrayna'da geçen 12 senenin hesabı...
Hiç de fena değil...

Stoichkov'dan Vefa


Bulgarların yetiştirdiği en ünlü topçulardan olan Hristo Stoichkov, dün gece "50 yıl 8 Numara" sloganıyla 50. yaş gününe özel bir gösteri maçı düzenlerken, bu sene içinde hayata gözlerini yuman eski takım arkadaşı Trifon Ivanov ile hocası Johan Cruyff'u da unutmadı. Tugay Kerimoğlu, Rüştü Reçber, Giga Hagi, Gheorghe Popescu, Maldini, Zamorano gibi eski yıldızların da yer aldığı gösteri maçı başlamadan Stoichkov, Ivanov'un eşi ve çocukları sahaya davet edip, onlara forma hediye ederken, gözyaşlarını tutamadı. Öte yandan saha kenarında top toplayan çocuklar da maç boyu 3 numaralı Ivanov forması ile görevlerini yaptılar. Hristo Stoichkov'un takımının 4-1 kazandığı maçın 14. dakikasında da maça ara verilip, Hollandalı efsane için saygı duruşu yapıldı.






17 Mayıs 2016 Salı

Avrupa'nın Şampiyonları


Görsel harika...
2016'nın Avrupa'da en değerli kupayı kaldıran takımları...

Portekiz EURO 2016 Kadrosu



Fransa'daki Avrupa Futbol Şampiyonası F Grubunun favori takımlarından Portekiz'de teknik direktör Fernando Santos 23 kişilik kamp kadrosunu açıklamış... Fenerbahçe'den Nani ve Bruno Alves'li Portekiz kadrosu aşağıdaki oyunculardan oluşacak:

Kaleciler: Rui Patrício (Sporting) Anthony Lopes (Lyon), Eduardo (Dynamo Zagreb)

Savunmacılar: Cédric Soares (Southampton), Vieirinha (Wolfsburg), Pepe (Real Madrid), Ricardo Carvalho (Monaco), José Fonte (Southampton), Bruno Alves (Fenerbahce), Rafael Guerreiro (Lorient), Eliseu (Benfica)

Orta Sahalar: William Carvalho (Sporting), Danilo (FC Porto), André Gomes (Valencia), Adrien Silva (Sporting), João Mário (Sporting), João Moutinho (Monaco), Renato Sanches  

Forvetler: Cristiano Ronaldo (Real Madrid), Nani (Fenerbahce), Ricardo Quaresma (Besiktas), Rafa Silva (Braga), Éder (Lille)

Hırvatistan EURO 2016 Kadrosu



Avrupa'da bir çok ülkede ligler sona erip, şampiyonlar büyük ölçüde belirlenirken, gözler de Fransa'daki Avrupa Şampiyonasına çevrilmeye başlandı. Biz de ultras/Movement blog olarak uzun bir süredir ara verdiğimiz maç yazılarımıza EURO 2016 maçları ile geri dönüş yapmayı planlıyoruz, umarım bir aksilik çıkmaz, bir sıkıntı olmaz da klavyemiz el verdiğince maçlarla siz sadık okurlarımızla birlikte oluruz. Yaz günlerimizi futbola doyuracak turnuvaya dair ilk haber olarak grupta ilk maçımızı oynayacağımız Hırvatistan'dan gelsin. Hırvatların çiçeği burnunda hocası Ante Cacic 27 kişilik EURO 2016 kadrosunu açıklamış. Beklenildiği gibi "Bana forma garantisi vermezseniz, milli takıma gelmem" diyen Dejan Lovren kadroda yok. Buna rağmen hoca Liverpool'lu savunmacıya kapıyı tam olarak kapamamış: "Takım arkadaşları ve hocasına nasıl davranması gerektiğini anlayacaktır, o zaman tekrar milli formayı giyebilir..."
Ante Cacic, Moldova ve San Marino hazırlık maçları sonrası takım kadrosunu 23'e indirecek ve nihayi listeye UEFA'ya bildirecek...

İşte Hırvatların 27 kişilik EURO 2016 aday kadrosu:


Kaleciler: Danijel Subasic (Monaco/FRA), Lovre Kalinic (Hajduk Split), Ivan Vargic (Rijeka), Dominik Livakovic (Zagreb)

Savunmacılar: Darijo Srna (Shakhtar Donetsk/UKR), Vedran Corluka (Lokomotiv Moscow/RUS), Domagoj Vida (Dynamo Kiev/UKR), Ivan Strinic (Napoli/ITA), Gordon Schildenfeld (Dinamo Zagreb), Sime Vrsaljko (Sassuolo/ITA), Tin Jedvaj (Bayer Leverkusen/GER), Duje Caleta-Car (Salzburg/AUT)

Orta Sahalar: Luka Modric (Real Madrid/ESP), Ivan Rakitic (Barcelona/ESP), Ivan Perisic (Inter Milan/ITA), Mateo Kovacic (Real Madrid/ESP), Milan Badelj (Fiorentina/ITA), Marcelo Brozovic (Inter Milan/ITA), Alen Halilovic (Sporting Gijon/ESP), Domagoj Antolic (Dinamo Zagreb), Marko Rog (Dinamo Zagreb), Ante Coric (Dinamo Zagreb)

Forvetler: Mario Mandzukic (Juventus/ITA), Nikola Kalinic (Fiorentina/ITA), Andrej Kramaric (Hoffenheim/GER), Marko Pjaca (Dinamo Zagreb), Duje Cop (Malaga/ESP)

16 Mayıs 2016 Pazartesi

Modric'e Saldırı


İspanya'da Barcelona'nın şampiyonluğunu ilan etmesinin ardından, bu sene de kupa göremeyen Real Madrid'li taraftarlar takımlarının kamp tesislerinin dışında belki de Madrid takımının en "kibar" topçusu Luka Modric'e tükürerek hakaret ettiler. Oyuncuların çıkışını bekleyen iki "ufaklık" arka planda yer alan muhtemelen babalarının "gazlamasıyla" Hırvat oyuncunun arabasına tükürürken, Modriç oralı olmayıp yoluna devam etti.  Bugün tükürenler, yarın Şampiyonlar Ligini kazanması durumunda bu topçuları yere göğe sığdıramayacaklardır. Lanet olsun, böyle taraftarlığa...


12 Mayıs 2016 Perşembe

Forma Mı Bu Şimdi?


İspanya Dördüncü Lig takımlarından Club Deportivo Palencia, dikkat çekmek istemiş olacak ki, insanın vücudunu andıran forma dizayn ettirmiş kendisine. Bu işe taraftarlar ne der bilmem de, ben bu fotolara bakınca anatomi dersinde hissediyorum kendimi?


7 Mayıs 2016 Cumartesi

Hartlepool Taraftarı ve Son Deplasman Ritueli


Koca sezon iç saha dış saha maç kaçırmamışsındır, her maçın kendine özgü bir anısı, hatırası vardır mutlaka da yine de sonlar her zaman özeldir, hele ki deplasmanda olanlar... İşte İngiltere İkinci Liginde mücadele eden Hartlepool United takımının taraftarları bu anları ölümsüzleştirmek ve dikkat çekmek için ligin son deplasmanına farklı farklı kostümlerle gitmeyi adet edinmişler, bir sene Bob Marley olmuşlar, bir sene Şirinler, başka bir yıl Penguen... Bu sezonun son dış saha maçına da Star Wars kostümü ile gitmeyi uygun bulmuşlar Pool taraftarı...Fikir dikkat çekici de, umarım hava bunaltıcı sıcak değildir, bayılırlar o kıyafet içinde, hele hele bira olayına girerlerse, tuvalet ihtiyacı gidermek oldukça meşakatli olacak, zira tulum baştan aşağı çıkmalı...







Liverpool Sokakları

Liverpool sokakları...
Eski günler geri mi geliyor?


6 Mayıs 2016 Cuma

Yönetim Gibi Yönetim


İngiltere'de Leicester City "peri masalı" gibi bir sezon sonrası ligi zirvede bitirmeyi garantilerken, dünyada da taraflı tarafsız her futbolseverin sempatisini kazandı. Bu başarıda tabii ki en büyük pay Ranieri ve topçularınındır, bu inkar götürmez de, bu kadroyu bir araya getiren, futbolcuların sadece saha içine odaklanmasını sağlayan yöneticilerin de emekleri görmezden gelinmez. Bizde en ufak başarıda televizyon stüdyolarına "çadır kuran" başkan ve eşrafının tersine, adlarını dahi bilmediğimiz bu idare kadrosu, nasıl başarılı olduklarını gösterircesine Leicester City'nin bu hafta iç sahada oynayacağı maç öncesi taraftarına pizza, bira ve cips dağıtma kararı almış. "Bu tarihi başarıda bir an bile bizi yalnız bırakmayan siz taraftarın da payı var, sevinç ve coşkunuza biz de karınca kararınca destek olalım" dercesine mavi-beyazlı taraftarlara jest yapan bu "kravatlı abilere" imrenmemek elde değil. Hele ki bizde her başarı sonrası, bilete nasıl zam yapsak, sezon biterken elde kalmış formaları nasıl yuttursak gibi düşüncelerle taraftarı soyacak kaz gibi gören yöneticiler akla gelince, topçunla, hocanla, yöneticinle, taraftarınla "ne mutlu şampiyonsun be Leicester" diye kıskanıyoruz işte...



1 Mayıs 2016 Pazar

İki Dakika Düşün

Geçtiğimiz hafta Trabzon'da oynanan Trabzonspor-Fenerbahçe maçının bitmesine iki dakika kala bir taraftarın sahaya girip çizgi hakemini darp etmesi sonrası, Federasyon bu hafta oynanacak maçlar öncesi "2 Dakika Düşün" sloganıyla karşılaşmaları 2 dakika geç başlatma kararı aldı. Üç dört yöneticinin bir araya gelip, karar alması kolay da, bu sporun hitap ettiği kitlelere danışılmazsa böyle durumlar, ortaya trajikomik sahneler de çıkabiliyor, kaş yapacağım derken göz de çıkabiliyor. İşte, haftanın açılış maçında Bursa'da Fırat Aydunus bunu denedi, tribünlerden gelen ıslıklar sonrası 10-15 saniye geçmeden "2 Dakika Düşün" eylemini sonlandırmak zorunda kaldı. Eskişehirspor-Trabzonspor maçında da Trabzonsporlu topçuların sırtlarını dönerek yaptıkları " protestonu protesto ediyoruz" tavrı pek de manidardı.
Tamam, tribündeki adam, yöneticisi, hocası, futbolcusu "futbol nereye gidiyor" diye iki dakika düşünsün de, hakemler de "biz ne yapıyoruz" diye bırakın iki dakikayı, 22 saat düşünseler yeridir... Geçen hafta Fenerbahçe maçında Trabzonspor'un lehine çalınmayan penaltı ile dün Eskişehirspor maçında aleyhlerine çalınan penaltıları yan yana koyunca, "iyi ki Trabzonsporlu değilim, isyandan, sinirden, kahırdan, öfkeden çatlardım herhalde televizyon başında" demeden edemiyor insan...
Herkes iki dakika düşünürken...
Hakemler de iki dakika utanır mı acaba...



Tribün Emekçilerinin Bayramı Kutlu Olsun

Sen maça dakikalar kala gelirsin ya...
Kuyruk beklemek bile seni sıkar ya...
Onlar günler öncesinden gelirler o tribünlere...
Geceler boyu boyarlar o pankartları...
Sabahın erken saatlerinde stada girip dağıtırlar kartonları, bayrakları, flamaları teker teker boş koltuklara...
Sen hazır kartonu iki dakika kaldırmaya üşenirsin ya...
Sahayı göremiyorum diye "ahlar" vahlarsın" ya...
Onlar maç boyu bakmazlar sahaya...
Tek dertleri iki dakikalık koreografinin hatasız olması...
Tek istekleri takımlarına bir ses, bir destek olmaları...
Yaşasın tribün emekçileri...
Yaşasın tribün çocukları...
Bugün sizin de bayramınız...
Kutlu olsun...

30 Nisan 2016 Cumartesi

ultrAslan UNI Hep Yanında


Sanma ne şampiyonluk,
Ne de kupa umrumda
ultrAslan-UNI hep yanında...


Şampiyon Galatasaray


"Sadece Nisan'ın yirmiyedisinde öykü kitabının kapak fotoğrafı çekilecek"...

Kaldığımız yerden devam edelim...
O fotoğraf çekildi...
Çekilmek zorundaydı da zaten...
Onbeş bin kişilik Abdi İpekçi Spor Salonunda, 20 bin taraftarın önünde kaldırıldı beklenilen kupa...
Deplasmanda dört sayıyla mağlup dönünce, ki bir buçuk baskete eş değer bir fark, Ergin Hoca isyanlardaydı, böyle kötü hücüm edemezdi bu takım...
Fransa'ya özgüymüş demek... İç sahada fırtına gibi, şimşek gibi, bora gibi başladılar...
Üçer üçer attılar, üçer üçer arttırdılar farkı...
Tribüne mi baksınlardı, sahaya mı konsantre olsaydılar Fransızlar...
Aslında onlar da İstanbul'a "turistik seyahata" geldiklerini biliyorlardı da, "çıkmadık candan ümit kesilmezdi" zorladılar şanslarını...,
Bir ara ümitlendiler de... Sadece ümitlendiler...
Yeri geldi taraftar... Yeri geldi Sinan, yeri geldi Eric , çok da kritik yerlerde "cimbombomun çocuğu Göksenin  "This is Ipekçi" olduğunu hatırlattı...
Zor olmayacaktı, olmadı da...
O kupa Türkiye'ye geldi...
O kupa Ergin Ataman'ın kollarında havaya kalktı...,
O kupa Sinan'ın ellerinde soyunma odasına gitti...
Tebrikler Cim Bom, tebrikler...


David Beckham


Dünden bügüne David Beckham...

25 Nisan 2016 Pazartesi

ultrAslan Edirne


Geçtiğimiz hafta sonu bir Edirne seyahatı gerçekleştirdik, öyle deplasman filan değil, gezip görmeydi amacımız. Limon Cafede kahvaltı, Selimiye Camii ziyareti, Tunca nehri fotoğraflaması ve ciğer ziyafeti derken, şehrin bir çok yerinin ultrAslan Edirne grubu tarafından stickerlandığına şahit olunca, "gözümüz gönlümüz" açılıverdi... Bir Samsun deplasmanı hatırlıyorum, Radu Niculescu'nun golüyle galip gelmiş ve üçüncü yıldızı takma yolunda büyük bir engel atlatmıştık, işte orada yolda gördüğümüz tüm tabelaları, mola yerlerinde tuvaletleri, stadyum içinde tüm deplasman koltuklarını ultrAslan stickerlerı ile süslemiştik, Edirne'yi gezerken o günler akla geldi...




8 Nisan 2016 Cuma

Son Topa Kadar


Son topa kadar dediysek...
Bu kadar da ciddiye alacağınızı bilmiyorduk...
Şimdi nedir bu Galatasaray, nedir söyle?
Son topla maçı uzatmaya götür...
Son topla maçı kazan, finale çık...
Ulan Galatasaray....
Ulan...
İyi ki varsın be...
İyi ki varsın...
İyi ki Galatasaray'lıyız...
Unutmadan...
Bu kadar heyecan...
Bu kadar adrenalin...
Bu kadar "ruh teslim" etmeler...
Bize yeter de artar...
Şu kupayı güle oynaya kazanalım, olmaz mı?
Bırakın bu finalin de hikayesi olmayıversin, değil mi?
Zaten bizim hayatımız Çehov'un, Sait Faik'in hikayelerini çoktan solladı...
En güzel...
En saf...
En gerçekçi....
En tutkulu hikayeleri hep Galatasaraylılar yazmadı mı?
Bu hikayenin sonuna zaten biz noktayı çoktan koyduk...
Sadece Nisan'ın yirmiyedisinde öykü kitabımıza kapak fotoğrafı çekilecek...
O kadar...

2 Nisan 2016 Cumartesi

İsmail İsa'dan Osmanlı Tokadı




Altı sene önce Lokomıtiv Mezdra ile CSKA Sofya arasında oynanan maçta İsmail İsa'nın attığı golden sonra kırmızı-beyazlı taraftarlara "sus" işareti yapması ile tribünün sahaya inmesi olayını ultras/Movement blog takipçileri hatırlayacaktır. Bugün İsmail İsa'nın facebook fan sayfasında attığı golleri izlerken, o gün dikkat etmediğim bir ayrıntı gözüme ilişti. İsmail neden susturdu CSKA'lıları? Neden mi? Sen tribünde " Turkey is not Europe" pankartı açarsan, Türk çocuğu sana Osmanlı tokadını yapıştırıverir... Buyrun video burada...

Ercan Güven'den Volkan Konusuna Nokta


Volkan Demirel'in milli takıma dönme konusu iyice kabak tadı vermişken, özür dileyip dilememesi tartışılıırken, ki bu polemikleri aslında Fatih Terim sonlandıracaktır ama o da nedense bu konuda sessiz kalmayı tercih ediyor, Ercan Güven "okkalı" bir yazı yazmış... Herkes bu köşe yazısını okuyup, kendine gelsin, ve bıraksın artık Volkan Demirel muhabbetini... Türkiye'de Fenerbahçe formasıyla gittiği her deplasmanda ıslıklanan adam Milli Takım kalecisi olabilir mi? Tüm memleketi tek yürek haline getirmeyi amaç edinen Fatih Terim bu sorunun cevabını düşünerek, ulusal takım kadrosunu açıklasın, özür mözür zaten hikaye....

Git şehit yüzbaşıdan özür dile!
Bıktık şu Volkan Demirel olayından!.. Gına geldi... Her gün “ölümcül” sorunlarla uyanan, günü şehit cenazeleri canlı yayınlarıyla geçiren, gece yorganı endişeyle çeken, sokaktan/stattan korkacak hale gelmiş bir ülkede Volkan’ın meseleyi şehvetle kaşımasına yazıklar olsun bir kere... Kimin umurunda kalede hangi Volkan’ın olduğu?
Hiçbirisi akrabamız değil ki... Volkan veya İbraham; uyduruk gol yiyor mu, yemiyor mu ona bakarız biz.
Soyadı Babacan olan Volkan pekala işini yapıyorsa, ne bizimle ne de takımla arasında güven sorunu yoksa, görev yerini terk etmiş Demirel için ne konuşuyoruz devamlı?
Hadi biz konuşuruz... O nasıl konuşuyor asıl?
YÜZBAŞI HALİL ÖZDEMİR HAKKINI HELAL EDER Mİ MESELA?
Hani milli forma kutsal bir vatan göreviydi? Kardeşim, sen küfür yedin diye milli görevini bırakırken kurşun yedikleri halde görevini aksatmayan vatan evlatlarına ne diyeceğiz sonra? Yarasını sardırıp askerlerinin başına koşan ve şehit olan yüzbaşı Halil Özdemir hakkını helal eder mi mesela?
Milli takıma davet alabilmesi için okkalı bir özür gerekirmiş... Cevaba bakın; kimse Volkan Demirel’den özür beklememeliymiş.
Boş verin bu işleri.
Olaya sadece “sportif çıkar” açısından bile baksanız, tıkır tıkır yürüyor Milli Takım. Gün olur Volkan Babacan formdan düşerse yerine bir başkası geçer; aynen devam... Hem garantisi mi vardı Volkan Demirel’in tek gol bile yemeden bizi finale taşıyacağının?
Yoktu...
Lakin, böylesine göze soktuğu yumuşak karnını kullanmak isteyenler olursa, yine en olmadık yerde bırakıp gitme ihtimali “sıfır”dı diyemez kimse.
İster özür dile, istersen dileme sevgili kardeşim... Allah Milli Takım’ı sana muhtaç etmesin!

Blog Widget by LinkWithin