22 Haziran 2009 Pazartesi

İtalya:0-3:Brezilya








İtalya:0-3:Brezilya
Goller:Luis Fabiano 37' & 43', Dossena 45' (kk)

  • Final gibi maç olacak düşüncesiyle bütün gün bekledik İtalya-Brezilya maçını, zaten bu sıcakta şehirde başka ne yapılır ki, liglerin olmadığı dönemde ne izlenir ki, o da ayrı bir yazı konusu tabii. Rakı sofrası kuruldu, mezeler hazır ama bir sorun vardı, şalgam buzlukta unutulmuş ve donmuştu, suya dönüş yaparak kurulduk ekran başına... Büyük takım gibi başladı İtalyanlar, kendilerinden emin ve "gerektiği zaman kazanabileceklerini" gösteren bir edayla oynuyorlardı. Brezilya ise daha çekingen başlamıştı oyuna ama dakikalar ilerledikçe o savunmasıyla ünlü İtalyanlar hatalar yapmaya başlamasınlar mı... Özellikle de dün "Üç Hollandalı" yazısını yazarken aklıma gelen ve Galatasaray'a bir gelse "kurban keserim" dediğim Dossena'nın tarafını yol geçen hanına çevirdiler "plaj çocukları" ve maç öyle bir hal aldı ki, arka arkaya darbe yiyen boksörün gong sesini beklemesi gibi hakemin ilk yarıyı sonlandıran düdüğünü beklemeye başlarken, arka arka gelen üç kroşe ile nakavt oluverdi Lippi'nin talebeleri...
  • İkinci yarı artık herşey bitti derken, maçın 70 küsür dakikalarında bir şans daha geldi İtalyanların önüne. "Artist" Mısır'ın havasını alıvermiş Amerikalılar ve İtalyanlar'ın atacağı bir gol onları üst tura çıkaracaktı. Güçleri yettiğince uzaktan şutlarla bulmaya çalıştılar golü fakat Julio Cesar çıktı karşılarına. Bitime 6-7 dakika kala yan komşunun gelmesiyle maçın en kritik anları izleme şansım olmadı lakin gol de olmamış ve İtalyanlar boynu bükük evlerinin yolunu tumka zorunda kalmışlar...

21 Haziran 2009 Pazar

Her Zaman Her Yerde




Üç Hollandalı


Hagi gelince Romen, Skibbe gelince Alman, Rijkaard gelince de Hollandalı futbolcular Galatasaray ile anılıyor ya, gelenek devam ediyor ve hem iç basında hem de dışarda sürekli Galatasaray'ın transfer listesine Hollandalı futbolcular yazılıyor. Bugün şöyle bir bakındım yabancı basına Galatasaray ile ilgili ne var diye üç isme rastladım daha önce adı pek geçmeyen: Piet Velthuizen, John Gijsbert Alan Heitinga ve Klaas-Jan Huntelaar... İlk isim 22 yaşında ve 1.89 boyunda Vitesse'nin gelecek vaad eden kalecisi, diğer ikisini de zaten bilmeyen yoktur, biri Atletico Madrid'in defans oyuncusu Heitinga ile Real'in bu sene 20 milyon vererek aldığı Hollandalı ligi gol kralı... Üçü gelebilir mi Galatasaray'a oldukça zor ama Galatasaray'daki "sesslik" ortamını gördükçe, bir fırtına kopacak diye bekle diyor kalbimin bir köşesi...

Parker'ın Değeri?



Kargaya yavrusu kuzgun görünürmüş...

İspanya:2-0:Güney Afrika






İspanya:2-0:Güney Afrika
Goller:David Villa 52', Fernando Llorente 72'


Rekora koşarken takılmak istemedikleri bir engeldi Güney Afrika takımı İspanyollar için, onlar da golsüz biten ilk yarıdan sonra penaltı kaçırmalarına rağmen buldukları iki golle futbol tarihine isimlerini yazdırmış oldular. Milli takımlar seviyesinde 15 ardı ardına galibiyet ile rekor kıran "Boğalar", yenilmezlik serilerini de 35 yaptılar ve Brezilya'nın rekorunu egale etmiş oldular... İspanyollar galibiyete sevinirken, Irak maçının beraber bittiğini duyan Afrikalılar ise mağlubiyete sevindiler, artık o borularla bütün gece kutlama yaparlar...



Irak:0-0:Yeni Zellanda










Irak, galip gelip üst tura çıkmak isterken, Yeni Zellanda da memlekete en azından 1 puanla dönmenin hesaplarını yapıyordu. Kaleci Moss'un devleştiği maçta komşu beraberliğe yenilgi almış gibi üzüldü, hele de İspanya'nın ev sahibini 2-0 yendiğini öğrendiğinde...


Tevez'e Yol Verildi


Manchester United uzun süredir Tevez'in sözleşmesini yenileme derdindeyken, Arjantinli sürekli işi sürüncemede bırakıyor," bugün olmaz yarın olsun" diyerek geri atıyordu, en sonunda Sir Alex'in de şalter atmış olacak ki "Defolsun gitsin" diyerek "Apaçiye" yol vermiş... Bugün itibarı ile Tevez serbest, parasına güvenenlere duyurulur...

20 Haziran 2009 Cumartesi

Sen Sarıyla Kırmızı...



Gece uyku tutmadı, millet bu saatlerde kimbilir ne düşünürken, benim aklıma gelecek sezonun formaları geldi, ne zaman çıkacaklar, nasıl olacaklar derken, mor forma çıkacak diye ortaya atılan söylenti kabüs gibi sarıverdi bedenimi. Ne alaka mor renk? Galatasaray'ın rengiyle ne bağlantısı var ki? Kim çıkarmış bunu? Uyutmayacak bu sorular beni çünkü cevaplarını bulup rahatlamam lazım ama yok ki açıklaması... Bir de turuncu vardı bu sezon... Olmaz dedik, olmasın dedik, yapıldı, satıldı kapış kapış, hala da satılıyor... Kewell'a yakıştı deniyor, parçalı yakışmamış gibi... Mora dönersek turuncudan, bu formalar da satılacak bize inat, belki de turuncudan daha çok tutulacak ama neden? Kriter nedir forma alırken? Farklı olmak mıdır, yeniye sahip olmak mıdır, şekil yapmak mıdır dosta düşmana? Peki rengi de kaybedersek ne kalır ki takım tutmak için elimizde? Zaten bizden dediğimiz futbolcular üç kuruş fazla alınca rakipte alıyorlar soluğu, bayrak adam dediklerimiz flama dahi olamıyor, arma sevdalıları da uzaklaştırılıyor takımdan 3 günlük başarı sevdasına, stadımıza şirket isimleri veriliyor milyon dolarlar uğruna kurucumuzun adının üzerine tül perde çekiyoruz, Galatasaray isminin yanına Cafe Crown getiriyoruz, bazen de A.Ş. ile sonlanıyor Ali Sami Bey'in kurduğu takımın adı. Armamızla oynanıyor, yıldızlar ekleniyor, etrafı bazen yuvarlak, bazen de üçgen içine alınıyor G ve S harfleri... Her şey değişirken hep sarı kırmızı kalacağız derken, eldeki son kaleye de göz dikmişler birileri... Değiştirelim demişler renkleri, moru giysin demişler Galatasaray'ın aslanları, mor mor... Uymamış zevkleri Ali Sami Bey'le, oysa ne güzel beğenmişti o iki rengi Şişman Yanko'nun dükkanında: "Sarı-Kırmızı alevinin takımımız üstünde parıldamasını tasavvur ediyor ve bizi derhal galibiyetten galibiyete götüreceğini tahayyül ediyorduk. Nitekim de öyle oldu" Adama sormazlar mı, mor rengin takım üstünde parıldamasını kim tasavvur ediyor ve bizi hangi galibiyeten galibiyete götüreceğine inanıyor...

O An!



Samanlıkta basılmış gibi...

Doğru Söz!



"Türkiye'de tıpkı Brezilya'da olduğu gibi futbolcular topla uğraşmayı, eğlenmeyi çok sever. Fakat Türk futbolcular taktik antremanları, yeşil sahada doğru pozisyonu anlatacak antreman çalışmalarını sevmez. Ruslar ise bu konuda daha disiplinli."

Artur Zico
CSKA Moskova teknik direktörü

Türk futbolunu değerlendirirken

Rafet vs Alexis




Aguero-Riquelme-Oktay-Serdar


Artık hayal ürünü mü dersiniz, pembe dizi mi dersiniz, komplo teorisi mi dersiniz bilemem ama bu haberler ve yorumlar doğruysa kickette yılın haberciliğini yapmış oluyor. Maradona'nın milli takımın başına gelmesinin ardından Riquelme'nin 28 yaşında ulusal takımdan affını istemesi ve Kun Aguero ile Maradona'nın kızının evliliği hepimizin bilgisi dahilinde ama bu ilişkileri kurcalayınca neler çıkmış neler. Olaylara sırayla bakalım:
  • Maradona'nın kızı Giannina, bir zamanlar Boca Juniors'lu Juan Riquelme'nin futbolcu kardeşi Cristian Riquelme ile ilişki yaşamış...
  • 2002 senesinde Cristian fidye için kaçırılmış, abisinin gereken parayı ödemesi sonrası serbest bırakılmış, Juan Riquelme de pılı pırtısı ne varsa toplayıp bütün ailesiyle beraber İspanya'ya göç etmişti...
  • Cristian ve Sergio Aguero Arjantin u21'de takım arkadaşı olup yan yana top oynamışlar ve A takıma da birlikte çağrılmışlar...
  • İki arkadaş iki sene önceye kadar "kanka" muhabbeti yaparken, Sergio'nun Cristian'ın haberi olmadan Giannina ile çıkmaya başladığı haberleri ortaya atılmış ve kızın da hamile kalmasıyla işin gerçeği ortaya çıkmış...
  • Bu ilişkiye bozulan Cristian başlamış kızı rahatsız etmeye ve baba Maradona bunu duyunca da çağırmış Juan Ramon Riquelme'yi ve "kardeşine sahip çık" diye vermiş ayarı...
  • İkili arasındaki konuşma pek de iyi gitmemiş olacak ki Maradona damadını milli takımın ilk onbirine alırıken, Riquelme'de "böyle ulusal takım seçiminin içine ederim" diyerek bir daha Arjantin Milli Forması giymeyeceğini açıklamış...
  • O tarihten bugünlere kadar Sergio Kun Agüero hep milli takımın değişmeziyken, son maçta ise kayınpederinin yanında kulübede oturmak zorunda kalıyor. Sonra mı?
  • Kaybedilen maçın üzüntüsünü eşiyle paylaşmak yerine, Agüero bir bara gidiyor, tabii ona sarışın bir hatun eşlik ediyor, çift içip, dans edip, gecenin beşinde mekandan ayrılıyorlar...
  • Maradona'nın damadının yanındaki hatunun da Arjantinli manken Pia Martinez olduğu söyleniyor, her ne kadar hatun bunu inkar etse de. Burası daha da ilginç, Pia'nın eski sevgilisi de bir futbolcu: Real'li Gago... Başka dedikodulara göre sarışın Pia değil, bir şarkıcı...
  • Bütün bu olaylar Maradona'yı da germeye başlıyor ve kızı ile Aguero'nun geleceğini de sorgulamaya başlıyor...
  • İşlerin daha da ilginci, Diego Maradona, Riquelme kardeşleri milli takıma çağırabileceğinden de bahsederek Sergio'ya mesajı yolluyor...
Bütün bunları okurken aklıma bizim Oktay ile Serdar Topraktepe'nin "kız meselesi" yüzünden aralarında geçen olaylar aklıma geldi... Nasıldı o mevzu:
Oktay çok sevdiği kız arkadaşı Sezer'i en yakın arkadaşı Serdar ile tanıştırır. Zaman geçer ve ikili arası açılırken, Serdar ile Sezer yakınlaşmaya başlar, hatta kimse bilmeden de gizliden nişanlanırlar... Ama ne olduysa olur ve Oktay ile Sezer tekrar barışır ve birden aile içinde yapılan sade bir nikahla evlenirler. İki arkadaş birbirine düşman olurken, Beşiktaş kulübü de Serdar'ı Kocaelispor'a verir. İkilinin kapışması bitti zannedilirken, Oktay, Serdar'ın kendisini ölümle tehdit ettiğini öne sürerek emniyete başvurur, Serdar da Oktay'ı "Nişanlısını elinden almakla suçlar", sonrası üç nokta...

Orası Arjantin, burası Türkiye, kahramanlar farklı, senaryo aynı... Senaryo demişken, Teoman'ın Romantik filmine atalım pası ve öyle bitirelim yazıyı:

Arkadaşımın Aşkısın

Yılın Babası


Aslında herkesin babası, kendine göre yılın hatta yılların değişmez en iyi babasıdır ama babalar günü yaklaşırken İngiltere'de yapılan bir ankette Chelsea kaptanı John Terry, 2009 yılının babası seçilmiş..."Bir çok ödül kazandım ama bu aralarında en anlamlılarından biri" diyerek de baba olmanın önemini de vurgulamış Terry. Kutlarız kendisini, bir de bütün babaların babalar günü kutlu şimdiden kutlu olsun... Anneler günün popularitesini, şafşatasını geçemedi ama babalar ağırdır, şamatadan hoşlanmazlar ki zaten...

19 Haziran 2009 Cuma

Mısır:1-0:İtalya






Mısır:1-0:İtalya
Gol:Mohamed Homos 40'

  • İtalya'nın favori olduğu maçta Mısır'ın galibiyeti turnuvanın da ilk sürprizini gerçekleştirmiş oldu dün gece. Aslında, Brezilya karşısında vermiş oldukları mücadele, ki maçı izleyemedim, bu maç için de İtalyanlara "biz tehlikeli takımız" mesajını vermesi gerekiyordu ama çizmenin çocukları maça pek de hırslı başlamadılar. Belki başlamak istediler ama güçleri bu kadardı demek de yerinde olabilir... Zaten kadroya bakınca, en azından bir Del Pierro burada iş yapardı demeden edemiyor insan... Mısırlılar ise güçlerini bilerek, kontralarla gelmeye çalıştılar rakip kaleye ve bu atakların birinde buldukları köşe atışından attıkları golle maçı kazanmasını bildiler... Aslında, İtalyanların yediği golü artık amatörde bile yemiyorlar, çünkü kornerlerde "ön direk-arka direk" paylaşımı her zaman yapılır ama savunmalarıyla meşhur "gök mavililer" bu işi unutunca, Mısır'lılar da kestiler cezayı. Buffon gibi bir kaleci için eksi puan...
  • Normal şartlarda gönlümüz hep güçsüzden yanadır ve gole kadar da Mısır'dan yana davrandık ama golden sonra yaptıkları "zaman öldürme" çabaları o kadar komikti, o kadar çocukçaydı ki, "Şu İtalyanlar iki tane atsa, görseler...." diye az geçirmedim içimden. Özellikle kaleci Al Hadary ikide bir sakatlık numaralarıyla hem hakemi hem de İtalyanları çıldırttı, Gattuso'nun sahaya girmediğine dua etmek lazım. Dua demişken, golden sonra, maçtan sonra Tanrıya el açan bir takımın Brezilya maçındaki "bariz" penaltıya olan itirazları olsun, dün gece oyunu bozmak adına yaptıkları olsun "İlahi" gücün ne kadar hoşuna gidiyor acaba...
  • İtalyanlar ilk kez katıldıkları turnuvada gruplardan çıkamama tehdidi ile baş başa kaldılar. Pazar günü Brezilya karşısında mutlak galibiyet almaları gerekir Güney Afrika'da kalabilmeleri için, Mısır'lılar ise onlara göre daha avantajlı şimdilik... Ama, İtalyanlar zorlu maçları severler, Brezilya'yı mağlup edecekler diye bir his var içimde nedense...
  • Maçta bu Afrikalıların çaldığı borulara bir çözüm getirmek lazım yoksa seneye Dünya Kupasında bu işi daha da abartırlar, söylemdi demeyin...

ABD:0-3:Brezilya






ABD:0-3:Brezilya
Goller: Felipe Melo 7', Robinho 20', Maicon 62'



18 Haziran 2009 Perşembe

Yeşil Bant








Simon Kuper boşa dememiş "Futbol asla sadece futbol değildir" diye, İran'da yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerini Ahmedinecad'ın bir kez daha kazanmasını protesto eden 8 İranlı futbolcu deplasmandaki Güney Kore maçına Ahmedinecad'ın rakibi ve reformcu lider Musavi'nin seçimde kullandığı renk olan yeşil bileklerle sahaya çıkarak yeni cumhurbaşkanlarına "istenmiyorsun" mesajı yollamış oldular. Sadece onlar değil, tribünde yer alan İranlılar da "Özgür İran" pankartları ve Musavi posterleriyle bu tepkiye katılmış oldular. Protesto hoş güzel ama devre arasında memleketten gelen telefondaki tehditler karşısında yılmayıp, maçı aynı şekilde tamamlasaydı komşunun topçuları iki kat fazla tebrik alacaklardı ama kaptan Mahdavikia dışında hepsi bileklikleri söküp atmışlar...

Suç ve Ceza






Drogba'nın Barcelona maçı sonrası hakem Ovrebo'yu tehdit edip hakaretler etmesinin cezası açıklandı:
UEFA'nın düzenlediği turnuvalardan 4+2 maç men... Tabii yine de iyilik tarafı tutmuş UEFA yetkililerinin ve demişler ki, eğer Drogba 2 yıl boyunca disiplin suçu işlemezse, sadece 4 maç ceza ama aynı eylemi tekrarlarsa 2 maç ceza daha alacak... İngilizler fazla bulmuşlar cezayı ama bana göre oldukça yerinde... Bu arada maçtan sonra hakeme "hırsız" diyen Bosingwa da 3+1 maç ceza almış...

Çok Mu Şey İstedik?


Eski Açık tribünü "şarapçıların "mekanı olmaktan kurtarıp, biz zamanın universiteli gençlerini oraya yerleştirip, imrenilen bir tribün olmasını sağlayan Alpaslan Dikmen abimizin adını yaşatmak için bu tribüne Alpaslan Dikmen tribünü adının verilip bu sene Eski Açık kombinelerinde Alpaslan Dikmen resmini istedik, çok mu istedik sayın Galatasaray'lı yöneticiler? Transferlerde eski topçuları hatırlayıp, onlarla beraber imza törenleri düzenlemeniz alkış aldı, yeni kombinelere Galatasaray tarihinde iz bırakmış anların fotolarını yerleştirmeniz de oldukça şık olmuş ama Alpaslan Dikmen nerede? Galatasaray uğruna harcanmış bir hayat bunu hak etmiyor mu?

Neydim Ne Oldum#20


Cristiano Ronaldo

Real Betis Taraftar






Real Betis'in küme düşmesi sonrası kulüp yönetimini protesto etmek için yollara düşen Betis taraftarları...

Rijkaard ve Völler


1990 Dünya Futbol Şampiyonası...
Rijkaard ve Völler...


Güney Afrika:2-0:Yeni Zellanda






Güney Afrika:2-0:Yeni Zellanda
Goller: Bernard Parker 21' & 52'

  • Basketbol maçı sonrası çıkan olaylar ve kupa töreninin yapılıp yapılmayacağı merakına kurban giden bir maç oldu Güney Afrika-Yeni Zellanda karşılaşması... Maç sonuna bakınca sevindiğim olay, futbolun ilahlarının sahne almış olup Irak maçında gole giden topun çizgide Parker'a çarpıp, girmemesi sonrası bu gece Parker'ın iki gol atıp galibiyeti getiren adam olması...

Blog Widget by LinkWithin