24 Ocak 2014 Cuma

SB Elazığspor-:1-0:Galatasaray


Elazığ dendiğinde aklınıza Gakkoşlar mı, Keban barajı mı yoksa çayda çıra oyunu mu gelir bilmem de biz geçen yıldan beri bu güzel şehrimizi Melo'nun kaleye geçip penaltı kurtardığı yer olarak hatırlardık hep, taa ki bu çarşamba kupada yaşanan o talihsiz ana kadar. Ligin devre arasına 3 gün arayla sıkıştırılan Türkiye Kupası fikstürünün üçüncü maçı için Elazığ'ya giderken Galatasaray, 3 puan alıp grupta "kafasını rahatlatmak" niyetindeydi. Yeni transferlerden Umut Gündoğan'ın ilk onbirde yer aldığı 3-5-2 sisteminde kaleye Aykut'u geçirip, Ceyhun'u Beckenbauer tarzı libero olarak görevlendirip yanlarına da Chedjou ve Hakan Balta yerleştirilmişti. Geldiğinden beri yenilen "basit"gollerle başı belada olan Mancini, lig başlayana kadar savunmayı oturtmaya ısrarcuydı ki, kupa maçlarını da fırsat belleyip, en iyisini aramaktaydı. Elazığ'da "sert" zemindeki oyuna pek iyi başlamadı Galatasaray, kaptan Burak'ın hırsına Drogba'nın "halsizliği" eşlik edince ilerde Ivesa'yı zorlayamazken, ev sahibi savunmanın arkasına attığı toplarla gol aramaktaydı. Bir kez denediler sol taraftan girerken Serdar Gürler, Ceyhun düşürdü kart gördü, ikinci denemede de ters taraftan Aydın, Serdar Özkan'ı düşürdü ve o "bakamadığımız" an gerçekleşti. Serdar Özkan ağlıyor, Melo Allah'a yalvarıyor, Burak göz yaşlarını saklamak için dudaklarını ısırıyor, Mancini, Bruma'dan sonra Aydın da mı der gibi bakıyordu...Ambülans 5-10 dakika sonra sahadan çıkıp oyun başlayınca, kimsede maça karşı "iştah" kalmamıştı. Hangi üç puan insan sağlığından daha değerli olabilirdi ki?

İkinci devre Galatasaray kazanma adına biraz daha fazla gitmek istedi rakibinin üzerine, özellikle Aydın'ın yerine giren bir diğer yeni transfer Salih Dursun'un kanattan getirdiği toplarla gole de yaklaştı ama forvetler becerikli olmayınca, skor değişmezken, Okan Buruk ısrarla topçularını kontraya zorluyordu ki Serdar Gürler karşı karşıya Aykut'u geçemezken, aradan pek vakit geçmeden Riera'nın "Bunun neresi penaltı?" dedirten pozisyonunda Murat Türker düdüğü çalıp, penaltı noktasını gösteriverdi. Aykut'u seversiniz, sevmezsiniz, hele ki bir Şampiyonlar Ligi ön eleme maçında Steaua Bükreş'e karşı talihsiz bir oyun sonrası silinmişti bu taraftarın "defterinden" ama benim için Aykut, Sabri, Necati, Emre Aşık "özel" oyunculardır. İşte o Aykut, az kalsın gecenin kahramanı oluyordu da top parmaklarının ucuna değerek gecenin skorunu ortaya çıkardı.

Antalya maçında daha önce hiç Süper Lig karşılaşmasına çıkmayan Abdülkadir Bitigen nasıl "korkakça" ve "sersemce" kararlar verdiyse kendisi gibi yine daha önce Süper Lig maçı yönetmeyen Murat Türker, onları telafi etmek istercesine "fazla cesur" davrandı, daha da ötesi  ismini duyurmak ister gibi "çat çat" kırmızıları çıkardı, penaltıyı çaldı... Lakin, hoca ne kadar çabalasa da , bu maç onun adıyla değil, Aydın'ın ayağının kırıldığı maç olacak anılacaktır. Hele "kaderin cilvesi", bir Trabzonspor kupa maçında Soner'in darbesiyle ayağı kırılan Okan Buruk'un gözleri önünde olması, geceyi daha da dramatikleştirmişti...


Hiç yorum yok:

Blog Widget by LinkWithin