22 Haziran 2016 Çarşamba

Serdar Aziz


Göçmen şehridir Bursa, evinden barkından kopmuş, ana vatana gelenlerin memleket edindikleri mekandır Uludağ'ın etekleri. Bulgaristan, Yunanistan, Makedonya, Arnavutluk, Bosna... Osman Bey'in torunları zorunlu göçler, mübadeleler, asimilasyonlar sonrası ilk fırsatta dede topraklarında almışlardır soluğu. Bu ailelerden biri de 1955 yılında Yugoslavya ile yapılan anlaşma sonrası Makedonya Manastır'dan yeşil Bursa'ya göçen Aziz ailesidir. Tabii, kolay değildir göçmenlik, yer yurt, para pul geride bırakılmıştır da yeni bir hayat kurulacaktır, aile akrabalarının yanına yerleşir Zafer Mahallesine ama sevmez başkalarına yük olmayı göçmenler, özgürlüğüne de düşkündürler, bir göz oda olsun ama kendi evi olsun isterler ve çoluk çocuk, hanım yenge bir işe girerler vakit kaybetmeden. Sadri Aziz de aile bütçesine destek olmak için bir fabrikaya girmiştir ama gece düşlerinde Manastır'da bıraktığı futbol takımı vardır. Mahalleli onları, onlar etrafı tanıdıkça, Sadri'nin futbol yeteneği de fark edilir ve genç topçu artık Hipodrom sahasının toprak zemininde geçirir pazar izinlerini. Gündüzleri fabrikada, hafta sonları top peşinde yorulmaktadır da hiç şikayetçi değildir bu durumdan Aziz'lerin çocuğu.  Günler haftaları, haftalar ayları kovalar, Sadri  meşin yuvarlaktan sonra bir de Yenişehirli Nejla'ya gönlünü kaptırır.  Sözdü, nişandı, düğündü derken, genç çiftin bir oğulları olur. Baba Sadri, ilk evladını kucağına alır, öpüp, koklar ve her baba gibi kendi hayallerini evladına nasip etmesini diler yaradandan ama sevdiremez futbolu oğluna. İkinci evlat da kız olunca, 23 Ekim 1990 günü Zübeyde Hanım Doğum Evinde kucağına aldığı Serdar'dadır son ümidi: Futbolcu olacaktır Makedon Sadri'nin evladı...


Plastik toplarla mahalle arasında başlayan futbol serüveni, okul yıllarında sınıf ve futbol takımlarına seçilmeyle devam eder. Hafta içi ders "işkencesi" hiç çekilmez de, hafta sonu Bursa Atatürk Stadyumunda baba ile gidilen Bursaspor maçları her şeyi unutturur. Unutmak demişken, İnter Toto Kupasını nasıl unutabilir ki o minik yüreği, nasıl da ağlamıştır babasının kollarında o gece... Teksas tribününde kaptan Adnan'ları, Yalçın'ları, Sedat'ları izlerken o formaların içinde kendisini düşler de, futbol okulundaki hocaları onu orta saha oyuncusu yapmak isterler. "Boyun kısa oğlum, zayıfsın da, nasıl boğuşacaksın o forvetlerle" derler ve 6 numaralı formayı verirler Serdar'a. İnatçıdır ya Makedonlar, tuttuğunu koparırlar ya, zıplar, koşar, basketbol oynar da, ergenlikle birlikte genlerin de etkisiyle boyu uzar sarışın veledin.
10 yaşında Bursa Güvenspor'dan çıkar ilk lisansı, artık stoper oynayacaktır ve hafta sonları gittiği maçlarda Egemen'i seyreder titizlikle: Topu alışı, oyuna sokuşu, rakibe basışı, hakeme itirazı, forması, tozlukları, kramponları. Sadece Serdar'ın değil, Teksas tribününün de bayrak adamıdır kaptan Egemen. İki sene sonra Bursapor alt yapısına geçiş yapınca, futbol okuluna da para vermekten kurtulur, belki bir gün futboldan para da kazanacaktır, neden olmayacakmış ki? Futbol sevgisi ve hırsı birleşince, alt yapı kategorilerinde sürekli hocaların radarındadır genç Serdar ve artık idmanlarını izlediği "abilerinin" arasına karışma vakti gelmiştir. Genç oyunculara şans vermesiyle tanınan Raşit Çetiner, Genç Milli Takımdaki hocalık görevinden ayrılınca Bursaspor'un teklifine "evet" demiş ve ilk iş olarak namını çok duyduğu Vakıfköy Tesislerindeki genç yetenekleri keşfetmeye soyunmuştur. "Kim var elinizde?" diye sorduğu hocalar, ağız birliği etmişçesine "Serdar" cevabını verince, 16 yaşında liseli Serdar da hayallerine kavuşmuştur. Artık tribünden izlediği, Vakıfköy'de idmanlarını takip ettiği as takım ile antrenmanlara çıkacaktır. Lakin, Bursaspor zor bir süreçten geçmekte, tarihlerinde ilk defa düştükleri Birinci Ligten Süper Lige çıkma çabasındadır tüm camia. Başarılı da olur Raşit hoca, takımı üst lige çıkarır ama Serdar'ın talihsizliği olsa gerek, ona güvenen hocası sağlık sorunları nedeniyle görevi bırakmak zorunda kalır. Engin İpekoğlu genç oyuncuyu kadroda tutar da Bülent Korkmaz'ın Bursa'ya gelişiyle Serdar Aziz'ın adresi üçüncü ligde mücadele eden Merinosspor olur. Önce hocasına kızmış olsa da genç yetenek, daha sonra şöyle anlatacaktır o günleri: "Süper Lig'den 3. Lig'e gönderilmek insanda ister istemez bir moral bozukluğuna yol açıyor. Ama düşününce, Süper Lig'de kadroya giremiyorsunuz, maç oynayamıyorsunuz. Hocalarım da benim iyiliğimi düşündükleri için böyle bir karar veriyor. Üstelik Merinosspor zaten Bursaspor'un takımı. Yabancılık çekme gibi bir sorun yoktu. Aynı yerde, aynı tesislerde çalışıyorsunuz. Merinosspor'da yarım sezon oynadıktan sonra Samet Aybaba gelince beni yeniden A takıma çıkardı. Güvenç Kurtar döneminde ise ön libero ve sağ bek oynadım." Evet, zorlu üçüncü lig koşulları, Serdar'ın futboluna tecrübe katar, artık daha da özgüvenli ve sağlam basar ayakları yere.


Ve İstanbul'a Şükrü Saraçoğlu deplasmanına gidilen bir maçta, soyunma odasında Serdar'ın adını yazar Samet Aybaba taktik tahtasına. İki gün önce kutladığı doğum gününde verilen hediyelerin en değerlisidir Samet hocasının ona uzattığı forma. Güiza'yı tutacaktır, Semih Şentürk'e gol attırmayacaklardır partneri ve abim dediği Ömer Erdoğan'la birlikte. Görevlerini yapar yeşil-beyazlı stoperler, Fenerbahçe'nin forvetlerine geçit vermezler ama takım oyunudur futbol, maçı 5-2 kaybederler. Artık Bursasporlu taraftarlar da ismini öğrenmeye başlar Serdar Aziz'in ve alt yapıdan çıkan bu oyuncuya ayrı bir sempati duyulur tribünlerde. Genç savunma oyuncusu da elinden geldiğince mücadele eder, çocukluğunda hayallerini kurduğu yeşil-beyazlı formayı ıslatmadan terk etmez yeşil zemini.


İlk maç gibi ilk gol de unutulmaz ya, Serdar da PAF liginde attığı iki golden sonra 2008-2009 sezonunda Antalya deplasmanında kafayla kariyerinin ilk golünü de atar. "O maçtan önce yaklaşık 10 haftadır oynamamıştım. Stoper mevkiinde sakatlıklar olunca şans buldum. Maçtan önce en az 10 kişi bana gol atacağımı söylemişti. Oyuna da iyi başladım ve bu başlangıç moralimi yükseltti. Hücuma çıktığım bir pozisyonda takıma korner kazandırdım. Kornerde de Ali ağabeyin iyi ortaladığı topu kafayla ağlara gönderdim. Gerçi top birisine de çarptı ama sonuçta benim golümdü. Futbol hayatımda unutulmayacak bir anıydı benim açımdan." diye anımsar hala o mutlu günü. Güvenç Kurtar ile Bursaspor taraftarının arası açılınca hoca görevi bırakır ve Ertuğrul Sağlam, Serdar Aziz'in yeni hocası olur.  İlk sezonda Ertuğrul hoca Serdar'a forma vermese de, onunla yakından ilgilenir, moral verir ve özgüvenini sağlaması için A2 takımı maçlarına yollar. Serdar da diğer takım arkadaşları gibi hocasına inanır ve güvenir, tekrar yeşil-beyazlı forma ile Bursa Atatürk Stadyumuna çıkacağı günleri iple çeker. Gerçi mutludur da Serdar, oynamasa da Bursaspor tarihine ilk şampiyon olarak yazılan kadronun içinde yer almıştır. Ertesi sene işin içine Şampiyonlar Ligi girince rotasyonda kendine çokça yer bulur, Süper Lig ve Ziraat Türkiye Kupası maçlarında artık ilk onbire onun adını yazar Ertuğrul Sağlam...


Türkiye futbol kamuoyu Serdar Aziz ismini yeni yeni öğrenirken, dede topraklarından bir davet gelir genç stopere: "Gel bizim ulusal takımımızda oyna" Makedonya Futbol Federasyonu ülke futbolunu ayağa kaldırmak için Galli teknik adam John Benjamin Toschak ile anlaşmış ve kurt hoca Avrupa'daki Makedon asıllı topçuları tararken Bursaspor'lu topçuya da kancayı takar. "Makedonya milli takımında oynarsan, seni Real Madrid'e de götürürüm" diyen Toschak'ın teklifini elinin tersiyle iter Serdar ve "Ben Türk'üm, ay-yıldızlı formayı giyeceğim" der.  Defalarca kez genç milli takımlarda giydiği kırmızı beyazlı formayı, 16 Kasım 2014 günü Kazakistan maçında sırtına geçirir. Pek çok topçuya nasip olmayacak şekilde o maçta bir de gol atar Serdar... Sadece milli takımlardan değil, her transfer sezonunda İstanbullu üç büyüklerden de teklif alır Bursalı Serdar ama sürekli "Ben Bursa çocuğuyum, burada büyüdüm ve burada bayrak adam olmak istiyorum." diyerek teklifleri geri çevirir.  Bir bir kopar Bursa'dan takım arkadaşları da o inatla yeşil-beyazlı formaya bağlı kalır, kimse Bursa'dan gideceğine ihtimal vermez de, şanssız bir sakatlık yaşar ama tedavi süresince sahipsiz kaldığını düşünür. Yerel medyada da kendisi hakkında asılsız söylentiler çıkınca, iyice çöker. Hamza Hamzaoğlu da Galatasaray'dan gelen teklifi cazip bulup, "satılsın" raporu verince, Serdar Aziz'in futbol kariyerindeki ikinci takımı Galatasaray olur...


"Kahramanı olmak istediğim bir masalım var" der ya Serdar Aziz'in her şarkısını ezbere bildiği Sagopa Kajmer. İşte sana fırsat, yaz bir İstanbul masalı, içinde kahraman sen ol.

2 yorum:

Osman Kayıkçı dedi ki...

Severek izlediğim bir futbolcu Serdar Galatasaray kadrosunda kesinlikli daha da sivriliecektir

Nakkas ilkogretim Okulu dedi ki...

Kalemine sağlik hocam güzel ve duygulu bir yazı olmuş.

Blog Widget by LinkWithin