19 Ekim 2011 Çarşamba

Ali Sami Yen Benim Stadım


Cevad Prekazi: Taraftarlarla maç seyretmek istiyorum... Amigoların arasında izlemek istiyorum Galatasaray'ı...
Ceyhun Yılmaz: Abi, o zaman senle Türk Telekom Arena'da bir maç izleyelim...
Cevad Prekazi: Yok. Ben sevmiyorum orayı... Ali Sami Yen benim stadım, Galatasaray'ın stadı...
Ceyhun Yılmaz: Ali Sami Yen mi kaldı abi? Toprak oldu orası şimdi...
Cevad Prekazi: Benim babam da rahmetli ama ben hala onu seviyorum...

Yukarıdaki diyalog Lig TV 2 kanalında yayınlanan 21 programından. Ne müthiş adamsın sen Cevad Prekazi. İşte, bu sebeple seni seviyor bu taraftar... Bizden olduğun, bizim gibi düşündüğün için...

16 Ekim 2011 Pazar

Galatasaray:2-1:Bursaspor


Bir futbol kulübünden öte, spor kulübü olan Galatasaray'ın müzesine iki kupa kazandırdığı 24 saatin son anlarında Galatasaray, uzun bir süredir mağlup edemediği Bursaspor'u yenip, sarı-kırmızıya gönül verenleri "zevkten dört köşe" yapmak arzusundaydı. Engelsiz Aslanlar, üç sene üst üste olmak üzere yine Kıtalararası şampiyonluğu kazanmış, basketbolcu kızlar Cumhurbaşkanlığı kupasında Fenerbahçe'yi mağlup etmiş, voleybolcular da Ankaragücü'nü 3-0'la geçmiş, sıra Fatih Terim'in takımına gelmişti...

Milli takımlara as kadrodan bir çok oyuncu gönderen Galatasaray teknik heyeti, liglere verilen arada "maç seyretmemiş", Florya'da rakibini iyi analiz etmiş, iç sahada yapacağı maçın taktiğini hazırlamıştı. Son haftaların formda oyuncusu Batalla'yı Pitbull Melo ile "kovalatan" Galatasaray, rakibin sağ ve sol beklerinin de ileriye çıkmasını Kazım ve Riera ile durdururken, Fatih Terim Elmander'e de Hakan Şükür'lük vazifesi vermişti. Soğuk ve yağışlı havaya aldırış etmeden, topçular da özverili bir oyun sergileyince, hocanın "evdeki hesapları, çarsıya da uyacaktı" ve Galatasaray Bursaspor'u kendi yarı sahasına hapsedecekti. İlk devre, bu baskılı oyun golü getirecek, ikinci yarı sahanın da ağırlaşması ile Galatasaray'lı oyuncularda fiziki yorgunluk gözlenip, top Bursasporlulara geçecek ve "geldi gelecek" denilen gol, "acemice" bir hata sonucu oluşan kornerden genç "kaptan" Serdar Aziz'den gelecekti Bursaspor adına...

Yukarıda anlatılanlar iki yıldır Galatasaray adına ara ara sahneye konmakta, bize pek yanabı gelmemekte ama son 10 dakikada yaşanılanlar Galatasaray'da kazanma ruhunun geri geldiğinin bir ispatı olarak ele alınmalıdır. İyi oynadığı, önde götürdüğü bir maçta yediği golle "demoralize" olan Galatasaray'lı topçular, bundan önceki senelerde kolayca pes edip, "havluyu atarken," bu gece son 10 dakikada kalesinde gördüğü golü çıkarmak adına Bursasporun üzerine gidip, galibiyet golünü aradılar ve arzu ve çabalarının karşılığını da 88de atılan golle aldılar. Gol, Galatasaray'a galibiyeti getirirken, yeni imajıyla "yepyeni" bir başlangıç yapmaya karar veren Baros'a da büyük bir moral olmuş oldu.

Fatih Hoca geri döndüğünde, kendisinden beklentimiz Rijkaard ile kaybolan "kazanma hırsının", geri getirilmesiydi. Bu gece defanstan çıkartılan her pozisyonda gol atmışçasına "kükreyen" Melo'yu, nefes nefese kalıp sakatlanma pahasına koşturan Engin'i gördükçe geleceğe yönelik içimizde olumlu ümitlerin yeşerdiğini söylemek lazım. Takım maç kazanır, maç da kaybeder ama taraftarın istediği mücadeledir, formanın hakkını vermektir, Fatih Terim'in bu takımı da bize özlediklerimizi geri getirecektir. Bu gece bunun sinyallerini çok fazlasıyla aldık bile...

Blogta hakemlerden oldukça nadiren söz etmekteyim, maç bitmiştir, hakem çalmıştır düdüğünü, ne konuşsak boştur düşüncesindeyim ama bu gece hakemin iki takım adına da birer penaltısını göz göre göre "es geçmesi" ayıptır, günahtır...

Ne Yaptılar:
Muslera: Kalesine pek top gelmedi,
Sabri: Fatih hoca onu ileri uçta ve ortada oynatmayı deniyor ama Sabri'nin yeri sağ bektir. Bu gece de sağ bekte "arı gibi" çalıştı durdu, önündekilere de güven verdi.
Gökhan: Galatasaray'ın en zayıf halkası. Şimdilik Ujfalusi ile ikili yaptı Fatih Terim onu ama her an bir hata yapıp, takımı yakacak görüntüsü var. Sonra da yerini Servet'e bırakacaktır... Stoper olarak basit oynamayı kafasına iyice yazmalı...
Ujfalusi: Gökhan ne yapmıyorsa, Ujfalusi onu yapıyor, oynadıkça güven veriyor, takımdaki yerini de bulmuşa benziyor: Stoper...
Hakan Balta: Geçen senelerdeki tutukluğunu Fatih Terim'in gelişiyle atmışa benziyor. Almanya'ya attığı gol sonrası, kendine güveni daha da gelmiş, eskisi gibi cesurca gidiyor rakip kaleye, defansta da yanınadki oyunculara "eskortluk" yapmıyor artık...
Melo: Savunma yapmasın, atak yapmasın, pas atmasın fark etmez, sadece sahada bulunsun yeter! Daha ligin başlangıcı olmasına rağmen, Türkçe'yi konuşmasa da takımın ruhu oldu. Melo'daki kazanma hırsı diğer topçuları da ateşliyor.
Kazım: Hırslı ve istekli başladı ama erken sakatlandı.
Selçuk: Direksiyonun başına geçti artık. Takımı oynatıyor, yönlendiriyor, sorumluluk alıyor. Olması gereken de buydu...
Engin: Kendisini ispat etme uğraşı içinde, Fatih Terim'in aradığı futbolcu tipi. Hocadan gazı öyle bir alıyor ki, ya sahada nefessiz kalıp yığılıyor, ya da kendini sakatlıyor. İlk golde yaptığı asist öncesi adam eksilmesi, cesurca ceza sahasına girmesi, Fatih Terim'in onu alma amacıydı.
Riera: Alışma devresinde, kapasitesi var ama kendisini gösteremiyor. Zamana ihtiyacı var.
Elmander: Gol atması dışında rakip defansı yaptığı presle boğması takıma büyük fayda sağlıyor. Her an gol atma potansiyeli var...
Eboue: Sonradan girdi, "penaltı" pozisyonu dışında pek gözükmedi.
Sercan: Eski takımına karşı oynamak zordur, Sercan da heyecanlı başladı, garip bir korner yaptı, bir de gol geldi, işler tam arapsaçına dönerken Sercan adına, bereket Baros sahneye çıktı... Fatih Terim korkusu mudur nedir, Bursa'da olduğu gibi bencillik yapmıyor, sürekli pas verme derdinde, oysa golcü bazen bencil olmalıdır.
Baros: Eleştiri okları üzerine gelecekken, futbol ilahları yanındaydı, bitime 7 dakika kala girdi, galibiyet golünü getirdi. Yeni imaj yeni başlangıç olsun istedi, umarım da olur...


Stat: Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Arena
Hakemler: Hüseyin Göçek, Orkun Aktaş, Kemal Yılmaz
Galatasaray: Muslera, Sabri Sarıoğlu, Gökhan Zan, Ujfalusi, Hakan Balta, Melo, Kazım Kazım (Dk. 39 Eboue), Selçuk İnan, Engin Baytar (Dk. 67 Sercan Yıldırım), Riera (Dk. 83 Baros), Elmander
Bursaspor: Carson, Basser, Stepanov, Serdar Aziz, Gökçek Vederson, Sestak (Dk. 90+1 Ömer Erdoğan), Adem Koçak, N'Diaye (Dk. 63 Insua), Ozan İpek, Batalla (Dk. 63 Tagoe), Turgay Bahadır
Goller: Dk. 21 Elmander, Dk. 88 Baros (Galatasaray), Dk. 80 Serdar Aziz (Bursaspor)
Sarı Kartlar: Dk. 34 Elmander, Dk. 40 Ujfalusi, Dk. 79 Melo, Dk. 89 Sabri Sarıoğlu (Galatasaray), Dk. 25 Gökçek Vederson, Dk. 26 Ozan İpek, Dk. 81 Turgay Bahadır (Bursaspor)

Kızlar da Cup'tı


"İnsan gençken, gönlü de gençse mutludur." der William Shakespeare. Sporla yatıp kalkan, hatta sporu hayatının bir numaralı unsuru yapmayı fazlasıyla iddalı kılan bir ülkede yaşıyoruz ve olgunlaşmış bu anlayışın içinde kendimize yer edinmeye çalışıyoruz. Stadlara gidiyoruz, evlerimizde maçlar izliyoruz, amatör ruhla spor faaliyetlerinin içinde yer alıyoruz kimi zaman. Hasbelkader, bizim gibi bazılarıda blogspot uzantılı sayfalara uykusundan feragat edip, mesaisinden artırıp bir şeyler karalıyor. Ancak Shakespeare'in anlayışını Galatasaray'a uygularsak son yıllarda bir hayli mutsuzduk. Çünkü tribünlerdeki popülasyonu oluşturan bizler, hatanın değil de yanlışın peşinde koşan kurumlarımızı desteklerken bir hayli de yara almıştık. Bundandı belki de küskünlüklerimiz, kırgınlıklarımız, "nerede o 2000'lerdeki Galatasaray taraftarı" sözlerine maruz kalışımız. Yanlışların içinde bizler de yanlış yaptık ancak son 1 yılda basketbolda yaşanan devrim niteliğindeki gelişmeler sonrası taraftara olarak biz de bir şeylerin değişmesi gerektiğinin farkına vardık. Galatasaray bu ülkenin en önemli spor kurumu ve son günlerde yaşananlar şunu gösteriyor ki seyirci- takım bütünleşmesiyle, spor kültürüne sahip kurumu olma yolunda da önemli adımlar atmakta. Hafta içinde erkeklerin 1 yıl içinde nerelere geldiği ve daha önemlisi yolun başındayken böyle büyük başarılara imza atılmasının önemine değinmiştik. Buna Oktay Mahmuti bir söz ekledi ve "onlarla daha iyi oynadığımız bir gerçek. Bunu da kendileri her maçta yaşayarak tecrübe ediyorlar" diyerek taraftarın katkısını perçinlemiş oldu.

Engelsiz aslanlarımız daha önce 2 defa uzak doğu topraklarında inanılmaz başarılara imza atıyorlar ve biz de onlara Ahmet Cömert'de destek oluyoruz. Yine gittiler ve kıtalar arası şampiyon olarak gelip kendi başarılarını dünya çapında perçinlemiş oldular. Galatasaray taraftarının yine üzerine düşen, aslan parçalarını salonda eskisinden daha fazla desteklemeye devam etmek. Ayrıca burada eskisi gibi taraftara salon çağrısı yapmayacağım. Hem kızlara hem erkeklere hem de engelsiz aslanlar'a artık taraftarı sahip çıkıyor. Bugünkü maçla bu bir kez daha perçinlenmiş oldu ve Taurasi'ye gördüğüm en iyi seyirci dedirtebildi. Galatasaray taraftarı bugün bir kez daha kazanılan bir kupada belki de en önemli unsur oldular ve basketbolun bir hafta sonu boşluğu değerlendirmesi olmadığını, bu kurumu fazlasıyla önemsediklerini bir kez daha gösterdi. Tüm bu gelişmeler biz taraftar ve izleyici sıfatı kazanmış kişileri fazlasıyla mutlu ediyor. teşekkürlerimizi ediyoruz ve etmeye devam edeceğiz. Şunu unutmadan tabi: Eski yönetimi... Adnan Polat ve ekibi kabul edilmeli ki futbolda beklenen başarıların gösterimini sağlayamadılar ancak basketbolda çok akıllı bir planla, kurumun başına basketbol akıllarını getirerek istediklerini elde etmeyi başardılar. Bunu unutmadan geçmeyelim. Kızları da fazla bekletmeyelim

Geçtiğimiz yıl Ceyhun hoca'nın takımın başıan getirilmesi ve Fowles'ın alınmasıyla başlayan süreç Avrupa'da bizi tatmin etmeyen bir seviye ile bitmiş, ligde de finalde ezeli rakibimiz fenerbahçe'ye kaybetmiştik. Ancak atılan adımlara yenileri eklenip önceki yönetim güle güle hediyesi ile Dünyanın en iyi oyuncusu Diana Taurasi'yi kadroya katma başarısı gösterdi. Sonrasında Ceyhun hoca müthiş akıllı hamleler yapıp Prince, Tina Charles, Alba Torrens, Şaziye gibi süt seviye oyuncuları takımına katılmasını istedi ve yeni yönetim bunları başardı. Ayrıca Sariye Kumral ve Ayşe Cora gibi kaliteli yerliler de kadroya monte edildi. Bunlara İvanka Matic eklenerek kadro tamamlandı Alınan WNBA patentli oyuncular ligin en değerli 15 oyuncusu arasında. Fowles zaten kadrodaydı WNBA'de bu sezon MVP olarak hem kalitesini ortaya koydu hem de bizleri gururlandırdı. Alba Torrens ise Avrupa'nın yetiştirdiği en büyük yetenek ve oyuncu olma yolunda emina dımlarla ilerliyor. Şutu dışında kusursuz bir fudemental'a sahip. Tüm bu eklentiler üzerine Galatasasaray'ın daha iyi bir takım ve daha büyük bir takım olma beklentisi oluşuyor haliyle. Ancak WNBA sezonunun geç bitmesi bizim takımı o seviyede görmemizi biraz daha bekletecek. Hafta arasında Avrupa ligi maçında hazır görünmemiştik ve iyi savunma yapmamıştık. Bugün daha iyi gördük ki günden güne oyuncular takım olma yolundaki süreci çabuk geçecekler. Ayrıca Ceyhun hocanın takıma "önce savunma" felsefesini empoze çalışmaları bu kadronun değerini bir kez daha artıracağa benziyor. Takım zaten hücum özellikleri yönüyle her maç 75 atabilecek seviyede ve birçok avrupa takımından üstün durumda. Geçtiğimiz yıl buna yakın bir sayı baremi ile oynasak da savunmada aynı düzeyde yememiz ve winner oyunculara sahip olmamamız takım olgusunun sekteye uğramasına neden oluyordu. Fowles'ın dışında başka kaliteli uzunumuzun olmayışı da bazı maçlarda teslim bayrağını erken çekmemize sebep oluyordu. Ancak gördük ki Tina Charles'ın katkısı çok önemli olacak. Nevriye-Nevlin-Matovic'den oluşan Fenerbahçe uzun rotasyonuna karşı adeta tek başına savaştı Tina Charles ve kalıbına caydırıcılığını da ekleyerek Nevriye ve Nevlin'i devreden çıkardı. Bahar da ona kritik anlarda yardım etti ve son 1 dakikada fark 4 sayı iken kullandığımız hücumda sorumluluk alarak farkı açtı ve takım için önemini bir kez daha ortaya koydu. Ayrıca Işıl ve Fowles'ın olmadığı günde takımın karakterini yansıtmasında Şaziye ve taraftarla birlikte ön plandaydı. Sariye ve Prince'in ön alandaki baskısı, özellikle Prince'in Birsel ve Angel üzerindeki savunma baskısına hücumdaki skorerliğini eklemesi (ilk 15 dakikada atılan 32 sayının yarısı kendisine aitti)Torrens'in çok yönlü oyunu, agresifliği ve anlayışı takdire şayandı. şunu da ekleyeyim; Torrens kadınlarda bugüne kadar gördüğüm en iyi fundamental'a sahip oyuncu. Sayı katkısı ile oyununu değerlendirmek kendisine yapacağımız en büyük haksızlık olur. Takım olarak İlk yarıda fenerbahçe'yi 0/8 üçlük 31 sayıda tuttuğumuzu ve Fenerbahçe'nin maç içinde hiç öne geçemediğini de unutmamak lazım.

Kulübümüz ve basketbol camiası adına 2011-2012 sezonu nazar boncuğu seviyesinde başladı. 3 kupa ile sezonu açmanın dışında yapılan yatırımın, ortaya konan mücadelenin ve anlayışın hediyesi, soluk alması oldu bu kupalar. 3 takımımız da emin adımlarla çizdikleri yolda ilerliyorlar. Buna Fatih Terim önderliğinde Futbol takımımız da katıldı. Voleybolda çok ciddi yatırımlar yapıldı basketbol baz alınarak. Tüm bu yatırımların ürünleri de günden güne olgunlaşıyor. Son olarak rakibi fenerbahçe'nin oyuncularını, madalya töreni için sahaya çıkarken alkışlayan Ankarada'ki Galatasaray taraftarına alkışı borç biliriz.

Akışlar Şimdi de Size

Çarşamba gecesi Kayseri'de Fenerbahçe'yi yenerek Cumhurbaşkanlığı kupasını havaya kaldıran Galatasaray'lı basketçi erkeklerden sonra, bugün de kızlar Ankara'da yine Fenerbahçe'yi mağlup ederek basketbolu bu memlekette "en iyi biz oynarız" dediler... Aslında gün dünyanın uzak köşesinden gelen Kıtalararası Şampiyonluk haberiyle başlamıştı, Engelsiz Aslanlar üç sene üst üste Dünyanın En Büyüğü olurken, başkentte alınacak bir kupa daha vardı ki, onu da Ceyhun Yıldızoğlu'nun "kızları" alarak bir günde iki kupa kazandırdılar Galatasaray müzesine. basketbolda seneye Galatasaray mükemmel bir şekilde başladı, umarım devamı da gelir... Çarşamba gecesi "Alkışlar Size" demiştik Oktay Mahmuti'nin aslanlarına, şimdi alkışlar bu gece de size Sarayın Sultanları...

Galatasaray Dünyanın En Büyüğü vol.3


Engelsiz Aslanlar, Japonya'da düzenlenen Kıtalararası Kupada Miyagi Max'ı 68-51 yenerek üçüncü kez ard arda Dünyanın En Büyüğü oldular. Aslanlarımızı kutluyoruz ama bu başarının yetmediğini, bizim Galatasaray olduğumuzu ve "dört sene üst üste şampiyon olduk" tezahüratını çok sevdiğimizi de hatırlatmak istiyoruz...
Bir yerde rekor varsa, bir yerde kupa varsa, orada da Galatasaray vardır bu memlekette, bu kadar basit...

15 Ekim 2011 Cumartesi

Halkın Stadı


Tek Yumruk grubunun hazırlamış olduğu
"Ali Sami Yen Stadı haramilerin değil halkındır!" pankartı...

13 Ekim 2011 Perşembe

"Şimdi Onlar Ağlasın"


"Viyana'nın rövanşını almak için dört yıldır beklediğimiz bir şanştı ve bize bunu sunduğun için teşekkürler Tanrım. Türkiye güçlü bir takım ama bizim kadar değil. Ayrıca, onlar duygularıyla oynadıkları için, iç sahada iyi oynayıp, dışarda kaybediyorlar, Almanya'ya, Azerbaycan'a yenildiler, Avsuturya ve Belçika ile berabere kaldılar, bu nedenle ikinci maçı Hırvatistan'da oynayacak olmamız avantaj."
Yukarıdaki sözler Hırvatistan teknik direktörü Slaven Bilic'e ait. 2008'de milli takıma karşı kaybetmelerini hala unutamamış Hırvatların hocası ve verdiği demeçte oldukça hırslı olduğu açık seçik ortada, zaten heyecanlı bir kişiliğe de sahip. Sadece hoca değil, intikam çığlıkları atan, Hırvat basını da kaybettikleri maç sonrası üzgün ve ağlayan Hırvat futbolcuların resimlerini yayınlayıp, "2008'de biz ağladık, şimdi siz onları ağlatın" diye başlamış bile maçın 15 kasımdakı maçin heyecanını yaşamaya...

En Erken Kırmızı Kart


Milli takımlar düzeyinde en erken kırmızı kart görme "rekoru" kimdedir bilemiyorum lakin İran ile Bahreyn arasında oynanan Dünya Kupası Eleme Grubu maçında Bahreyn'li Rashed Al Hooti'nin gördüğü kart, tarihe geçecek nitelikte. Maçın başlama vuruşundan hemen sonra 21 yaşındaki futbolcu İran'lı Andranik Teymourian'a "çift dalınca" maçın Avustralyalı hakemi Peter Green doğrudan kırmızı kartını çıkarttı cebinden. Böyle talihsiz başlayan maçın, iyi sonuçlanacağını beklemek "romantiklik" olurdu ve futbolun acımasız yönü skorbord tabelasında kendini gösterdi:
İran:6-Bahreyn:0

Bulgaristan Milli Takımı Hagi'nin Peşinde


Lothar Matthaus yönetiminde çıktığı EURO 2012 eleme grubu maçlarında istediğini alamayan Bulgaristan milli takımı önümüzdeki yıllarda takımı yönetecek hoca arayışlarına başlamışken, Romanya'nın Total Sports radyosuna göre teknik direktörlük için göre en kuvvetli aday Gheorge Hagi. Bora Militunovic, Winfried Schafer, CSKA'nın şimdiki hocası Radukanov ile Litex'in hocası Penev'in de aralarında bulunduğu adaylar arasında, Bulgaristan Futbol Federasyonu başkanı Mihailov'un tercihinin Hagi olduğunu belirten radyo, ayrıca Stoichkov ile Hagi'nin Barcelona günlerinden beri iyi dost olduklarından, Stoichkov'un "Karpatların Maradonası"nı ikna edebileceğini belirtmiş. Romanya milli takımı için de Hagi'ye teklif gelmiş ama hoca teklifi reddetmişti...

12 Ekim 2011 Çarşamba

Türkiye-Hırvatistan?!


EURO 2012'ye katılmak için yapılacak eleme maçları kuraları çekilip, gruplar belli olduktan sonra, Almanya'nın birinci olup, milli takımın ancak ikinci olacağını söyleyen sözüm ona "otoriteler", nedense Milli takım grubu onların dediği gibi ikinci sırada bitirip, Play-Offa kaldığında dudak büker oldular. İsteyen beğensin, isteyen beğenmesin, sonuca bakıldığında Hiddink'li ulusal takım kendilerinden bekleneni yerine getirdi ve yarın karşısına çıkacak rakibi beklemeye koyuldu. Birinci torbada olsaydık, daha ümitli plan yapardık 2012 yazı için ama Hiddink'in dediği gibi "Turkish way" bir stilimiz var, günümüz günümüzü tutmuyor, havamızı yakalarsak, yenemeyeceğimiz takım yok, basiretimiz bağlanırsa, Azerbaycan'a puan verebiliriz.
Yarın saat 14.00'da başlayacak kura çekimi için Oğuz Çetin ve Okan Buruk görevlendirilmiş, umarım dişimize göre bir rakip seçerler ama benim içimden geçen bize Hırvatistan'ın çıkacağı. Diğer eşleşmeler de şu şekilde olursa, hemen gidip bir piyango bileti alacağım.

Türkiye-Hırvatistan
Portekiz-Bosna Hersek
İrlanda Cumhuriyeti-Estonya
Çek Cumhuriyeti-Karadağ

Şimdi de sizin tahminleri alalım bakalım, hepsini tutturana ödül yok, sallamak serbest:

1.Torba: 2.Torba:
Hırvatistan Türkiye
Portekiz Bosna-Hersek
İrlanda Cumhuriyeti Karadağ
Çek Cumhuriyeti Estonya

Alkışlar Size


Bütün alkışlar sizin,
bütün mutluluklar senin olsun Oktay hoca...

Yenilmez Armada



Geçtiğimiz sezon final serisi öncesi dile getirilmişti bu sihirli söz. Biz de takımımızın hakkını teslim ederek destek vermiştik ve bu sayfalara taşımıştık bu sihri. Bazıları bizlerle dalga geçmişti hatta. Ancak gelinen nokta öyle ortada ki artık kimsenin söz söylemeye artık hakkı yok. Galatasaray basketbolu Oktay Mahmuti, kurmayları ve yönetim önderliğinde, eşsiz sinerjileriyle günden güne büyüyüyor. Geçtiğimiz yıl bu zamanlarda play-off'a kalsınlar da başarı saysınlar deniyordu. O hor görülen, dışarıda bırakılan, kaale alınmayan çocuk öyle güzel büyüdü ki, 1 yılda adım adım herkesi geçiverdi. 1 yıl içinde Galatasaray basketbolu üst seviye ve hatta elit bir takım haline geldi ve biz de buna günden güne şahit olduk ve bu keyfi yaşadık. Bu kupa, bu kısacık süreçte ortaya konan mücadelenin ,kararlılığın, doğruları yapmanın, dersler almanın, aklın, azmin, çalışmanın, zekanın, ahlakın hediyesidir. Galatasaray artık büyümüş ve yolunda emina adımlarla ilerleyecek boyuta, olgunluğa, dik duruşa erişmiştir. Bize bu gururu yaşatan, bu yolda emeği geçen herkese binlerce kez teşekkürler. Asıl savaş, asıl mücadele şimdi başlıyor. Yenilmez armada doğdu, büyüdü. Artık dillere destan olma aşamasında...

10 Ekim 2011 Pazartesi

Juan Pablo Pino Tutuklandı


Galatasaray'dan Suudi Arabistan'ın Al Nassr takımına transfer olan Kolombiyalı Pino, kamuya açık yerlerde dini dövmelerini gösterdiği için Arap polisi tarafından tutuklanmış. Kolsuz bir t-shirt giyip, eşiyle beraber Riyad'da bir alışveriş merkezinde gezerken, kolundaki İsa dövmesinin gözükmesi üzerine çevresindekilerin sözlü tepkilerine maruz kalan Pino, olaya Arabistan "ahlak polisinin" müdahale etmesi ile ne olduğunu anlamadan, kendisini karakolda bulmuş. Al Nassr takımı konu hakkında bir açıklama yapmazken, Pino'nun olay hakkında özür dilediğini ve hatta ülke geleneklerine saygılı olmak adına eşine kapalı kıyafetler aldığı sözlerine yer vermiş... İyi ki sadece kolunu görmüşler, bir de yukardaki fotoyu görseymiş Araplar, artık sınır dışı ederlermiş bizim Kolombiyalıyı...
Bu arada Suudi Arabistan emniyeti, yabancı futbolculara mektup yollayıp, Arap gençleri kötü etkiledikleri sebebiyle maçlar sırasında kollarındaki dövmeleri bir şekilde kapatmalarını tavsiye etmiş ve iki kolunda da dövme olan Pino'nun bir fotoğrafını bu mektupların içine iliştirmiş...

9 Ekim 2011 Pazar

Reha Muhtar'dan "Rıdvancığına"

Reha Muhtar, Vatan gazetesindeki köşesinde Türkiye-Almanya milli maçını yorumlayan Rıdvan Dilmen'e "Bu milli takımı yorumlamaya layik olmadığını" belirten bir yazı yazmış. Buyurun:

“Ne diyor bu” dedim önce anlamadım...

Daha doğrusu anladım da konduramadım, “yok bu kadarını yapmaz artık” diyerek direniyor bilinçaltım...

Hayır yaptı...

“Kusura bakmayın ben kulaklığı bırakıyorum... Daha fazla dayanamayacağım bizim futbolcuların durumuna...” gibisinden eften püften, rezil mi rezil bir gerekçeyle...

Bütün bir maç yorumcu diye “Ahh... Yapmaaa... Yapmaaa... Ver topu sağa... Dikkaat...” diye vecizelerle maç yorumlayan!!! Rıdvan Dilmen arkadaş, “Almanya maçında Türk Milli Takımı’nın ezik!! haline dayanamamış da kulaklığı çıkartıp, daha fazla yorumlculuk yapamamış...”

Sevsinler...

***


Ona yirmi yıldır tanıştığı bir arkadaşı, kardeşi olarak bir sır vereyim, bunu hiç unutmasın...

Önceki gece Almanya karşısında A Milli Takım’da oynayan bütün futbolcuların, istisnasız hepsi, onun yorumcu olarak yaptığı işten çok daha iyisini yaptılar...

Ukalalığa bakın...

Kendisi gibi futbolcu kardeşlerine yönelik saygısızlığın daniskasına bakın...

“Bu kadar ezilmelerine tahammül edemiyormuş, kulaklığı çıkartıyormuş... Alman milli takımında, bizim milli takımdan bir bilemedin iki futbolcu ancak oynarmış... Bu ne rezaletmiş...”

***


Adama sorarlar...

Sen ne oynamıştın, milli takımdayken Rıdvan Bey?..

Sen oynarken dünya kupasını mı kazandık, dünya kupası finallerine mi gittik, ortalığı mı yıktık geçtik?..

Sen sakatlığını bahane edip aylarca futbol oynamıyordun...

Ne Fenerbahçe’de ne Milli Takım’da?..

Kim oluyorsun ve hangi hakla, Milli Takım’da oynayan futbolcu kardeşlerini böyle saygısızca küçümseyerek “acz” içerisinde gösteriyorsun?..

Kora kor mücadele etti o futbolcular, dünyanın şu anda en iyi üç takımından biri olan Almanya’yla...

Maç 3-1 değil berabere de bitebilirdi...

Almanya’ya tarihimizde ilk kez mi 3-1 yeniliyoruz?..

Bugün 3-1 giden maçı “içine sindiremeyen sen”, İnönü Stadı’nda İngiltere’ye 8-0 yenildiğimiz maçta 8 kez topu santraya koymayı nasıl içine sindirdin?..

O takımın “kurtarıcı ası” sendin Rıdvan kardeş...

Tarihinin en rezil sonucunu aldı Türk Milli Takımı sayende ve sanki o takımda oynamamışsın gibi, önceki gece sizden bin kat daha mükemmel bir şekilde Almanya’yla mücadele etmeye çalışan futbolcu kardeşlerini küçümseyerek kulaklığı fırlatıp atıyorsun...

Ayıp değil mi milli takımdaki futbolcuları böyle küçümsemen, hiç haketmedikleri halde acz içinde göstermen?..

Acz içinde olmuş olan varsa İngiltere karşısında 8 kez topu santra yuvarlağına koyan sendin Rıdvan kardeş, başkası değil...

Ayıptır ayıp...

***


Yaptığın öyle bir ayıp, öyle bir skandal ki, neresinden tutmaya çalışsam elimde kalıyor... .

Bir kere sen yorumcusun amigo değil...

NTV sana maç yorumlamak için milyon dolar para veriyor...

Gölgeye kızıp küsmen ve gitmen için değil...

Wimbledon tenis finalini; farz-ı mahal Eurosport kanalında yorumlayan bir yorumcu tenis maçının ortasında, “Kusura bakmayın çok kötü oynuyor ve eziliyor oyunculardan biri... Ben bu aczi anlatamam” deyip, yorumculuktan vazgeçerse o Eurosport onu nereye koyar biliyor musun?..

Kapının önüne...

***


Yorumculuk desen zaten maç esnasında yaptığının adı yorumculuk değil...

Bütün bir maç ah vah çekip durkmaktasın...

Sağa at, sola at diye içinde kalmış teknik direktörlük duygularını tatmin ediyorsun...

Sonra da matah bir şey yapmışsın gibi, “daha fazla yapamayacağım” deyip, yayından ayrılıyorsun!..

Arkadaş!..

Fenerbahçe’nin starı olduğun ve patronların da Fenerbahçeli olduklarından mıdır, bunca afran tafran?..

“Bana bir şey olmaz, istediğime istediğim gideri yaparım” demenin arkasında başka bir şey mi var?..

“Başbakan nasıl olsa Fenerbahçeli o beni futbolculuğumdan seviyor” diye mi düşünüyorsun?..

“Arkam sağlam” diye mi kasılıyorsun?..

Bir süre önce de “Aziz Abi benim işleri çözer” diye ortalıkta dolaşmaktaydın...

Ortaya karışık kebap gibisin Rıdvan kardeş...

İster kebap ol, ister şöbiyet...

O tarafı beni ilgilendirmez fakat, saygısızlık çok ayıp bir şey Rıdvan kardeş...

Hem izleyiciye...

Hem de senden bin kat daha onurlu mücadele eden futbolcu kardeşlerine...

Hani seni tanımıyoruz sanki...

İngiltere karşısında eli belinde tam 8 kez santra yuvarlağında tüneyen Rıdvan...

Sanki Lionel Messi’dir mübarek!..

Hoşgeldin Bora

Tribünümüze hoş geldin Bora bebek...
Blog yazarımız Göksel ve eşi Elif'i tebrik ediyoruz, Bora ile birlikte sağlıklı, mutlu, huzurlu bir ömür diliyoruz...
ultras/Movement Blog

Yeni Model Baros


Kazıttırdığı saçlarıyla Milan Baros, sakatlık, şanssızlık, talihsizlik, her ne varsa, geride bırakıp, yeni bir başlangıç yapmış gibi...


8 Ekim 2011 Cumartesi

"Proud of my teammates"


"6 games in 8 days. Two tournament wins. Proud of my teammates. Now time to rest. Thx GS fans. @galatasaraysk @TurkishHoops"

Yukarıdaki sözler Jaka Lakovic'e ait. Bugünkü maçtan sonra twitter hesabı üzerinden takım arkadaşlarına ve taraftara 8 gün içerisinde 6 maç kazanarak büyük iş başarmaları üzerine teşekkür ediyor ve onlarla gurur duyduğunu söylüyor yeni yıldızımız. Çok önemli bir noktaya değinmiş ki biz de yazmadan geçemedik.Galatasaray bu süreçte alternatifli kadrosunu iyi kullanarak önce EuroLig'e kaldı sonra da kupa elemesinde son sekize adını yazdırmayı başardı. Her ne kadar Türkiye kupası elemeleri antrenman tadında geçse de, dün oynanan Erdemir maçını fark 20 kapısını kırmışken, rehavetin etkisiyle 3 sayı ile bitirmenin faturasını, bayağı bir fırça ile kesti Oktay Mahmuti. Bu iki turnuva boyunca gördüğümüz ve bizleri en çok sevindiren nokta ise Galatasaray'ın günden güne üzerine 3'er 5'er koyan bir takım görüntüsünde olması. Lakovic'in sözleri aslında takımdaki sinerjinin ne denli üst boyutta olduğunu gösteriyor ve sezon öncesi günlerini yaşadığımızı düşünürsek bu bizim için çok büyük bir kazanım. Türkiye kupasının parlayanı Furkan Aldemir oldu ve bugünkü maçtaki all-around oyunuyla da organizasyona damgasını vurdu. 18 sayı - 9 ribaund -5 blok - 3 asist - 3 top çalma... İstatistikler her şeyi söylüyor ve Furkan da günden güne parlamaya devam ediyor. Bunların dışında en güzel görüntü ise takımın, Furkan'ı titizlikle beslemeye ve büyütmeye çalışması. Bu ortamda Furkan'ın oyununun daha büyümemesi imkansız zaten. Artık futbol klişesi ile; önümüze bakacağız ve önümüzde Cumhurbaşkanlığı kupası var çarşamba günü. Rakip de Fenerbahçe. Söylenecek fazla söz yok. Harika bir maç bizi bekliyor...

Bi' Sakin Ol!


Sevgili Arda...
Sen, kendinin de farkında olduğun şekilde, kötü oynadığın bir maçta, oyundan alınınca, tepkileri başka tarafa çekmek adına hocana herkesin gözü önünde posta koy, o Hollandalı ise seni "yemek için bekleyen" gazetecilerin önünde aşağıdaki naif açıklamayı yapsın:

"Arda bana oyundan çıkınca 'Soyunma odasına gidebilir miyim?' diye sordu. Ben oyuncumuzun Salı günü oynayacağımız maçta fit olabilmesi için fazla risk almadım ve onu değiştirdim. Türk oyuncular böyle şeylere sinirlenebilir "

Görüyor musun büyüklüğü?
Görüyor musun daha ne kadar yürüyeceğin yolun olduğunu?

Öte yandan kameraları her gördüğünde, "ben memleketimi yurt dışında en iyi şekilde temsil ediyorum" ana fikirli cümleler kur, sonra yaptığın hareketle İspanya'da AS gazetesi yukardaki haberi yapsın...
Bu mu Türkiye'yi en iyi şekilde temsil etmek...

Daha önce de yazdık, bir sakin ol, yanlış yoldasın, Arda kardeşim...


Made In La Masia


Alt yapının önemini hala kavramayan var mı?
Hepsi La Masia'dan çıkma...


7 Ekim 2011 Cuma

Hoşgeldin Zaza


Birkaç gündür koşturmacada olduğum için gündemi takip edemedim. Ve ne zaman böyle bir durum olsa haberler üst üste geliyor. Zaza Pachulia bu süreçte parçalının yeni adayı olmuş. Öncelikle Hoş geldi, sefa geldi ve iyi ki geldi. İnsanlık olarak, sporcu duruşu ve kişiliği olarak 5 yıldız, 10 numara artık nederseniz bilemeyeceğim ama en üst seviyede olduğu aşikar. Galatasaray açısından da şu süreçte alınabilecek en kaliteli ve kadro düşünüldüğünde yapbozun eksik parçası olarak düşünülebilecek, eksik bölgeye tabiri caizse cuk oturacak bir oyuncu. Sert, mücadeleci, orta mesafe şutu olan, ikili oyunları iyi bitirebilen, pozisyon bilgisi üst düzey olan ve alan paylaşımı konusunda da çok hünerli olan kaliteli bir pivot Zaza. Hiçbir şeyi üst seviye yapmıyor olabilir ama bir Alanis Morissette şarkısında geçtiği gibi "her şeyden biraz" görüntüsü içerisinde. Eurolig elemesinde en eksik olduğumuz kaliteli ve kalıplı uzun açığımızı kapatacağı da aşikar. Oktay Hoca'nın tabiriyle "takım içi dengeleri bozamayacak ve takıma çok faydalı olacak bir oyuncu" Zaza. Halihazırda NBA sezonu günden güne iptal boyutuna giderken bizi daha da sevindiren bir transfer oldu. Oktay Hoca ve ekibini, yönetimi bir kez daha kutlamak gerek. Zaza transferi gerçekten çok önemli bir hamle. Ayrıca takip etmek isteyenlere twitter adresi de şu: http://twitter.com/#!/zaza27

4 Ekim 2011 Salı

Görevden Alınan Kim?

Sakaryasporlular elbette daha fazla isim sayacaklardır ama benim Sakaryaspor ve teknik direktör dendiğinde aklıma gelen iki kişi vardır: Şaban Yıldırım ve Coşkun Demirbakan... Bu hocalar, zor dönemlerde yeşil-siyahlı takımı alıp, en güzel günlerini yaşatmışlar, taraftarın gönlünde ayrı bir yere sahiptirler. Bu sene başında transfer yapması yasaklanan Sakaryaspor, çoğunluğu alt yapıdan gençlerle çıktığı Bank Asya yolculuğunda bir kaç maç kaybedince , durum tespiti yapan Şaban hocaya kızan yönetim televizyonda canlı yayında bulanan hocayı arayıp gayri ahlaki bir şekilde hocanın görevine son verebilmiştir. Sakarya'nın içinde olmayan bizler bile, sahipsiz kalan, Tatangaların kulübü devralmak adına para biriktirdiği dönemleri hatırlayıp, bu kara günlerde bir tane bile "varlıklı" babayiğidin ortaya çıkmadığını bilirken, şimdi hangi yüzle ortaya çıkıp, canlı yayında "Sizi görevden aldık" diyebiliyor Şaban hocaya... Unutmayın, siz yokken de Şaban hoca vardı, sizden sonra da Şaban hoca olacaktır... Sakaryaspor'a hizmet yapmak istiyorsa kulüp yöneticisi sayın Cihan Yıldıran, öncelikli olarak elini cebine atıp, transfer yasağını ortadan kaldırmalı... Gerisi zaten gelir, kah Tatangalar iteler takımı, kah Şaban hoca ya da Coşkun hoca "küllerinden oluşturur" Sakaryaspor'u...

Ağır İşçi Arda!


"Bizler ağır işçi gibi çalışıyoruz. Sabah antrenmana gidiyoruz. Maçların, kampların baskısı ve stresini yaşıyoruz. Ailelerimizin çektiği yürek heyecanı da var. " demiş Arda Turan, milli maç için geldiği Türkiye'de Federasyonun Tam Saha dergisine verdiği röportajda.
Uzakta olmanın rahatlığı ile de Galatasaray, taraftar ve ülke futbolu hakkında da sonra pişman olacağı "lakırtılar" da etmiş Arda ama onlara girmek istemiyorum şimdilik, İspanya liginde oynamasının heyecanına, gençliğine, şan ve şöhretin bu günlerde etrafında dolaşmasına veriyorum lakin naçizane tavsiyem Türkiye'de yaşanılanları bırak artık geride, sen İspanya'daki hayatına bak, sevgilinle medyadan uzak yaşa gençliğini, bunları hak ediyorsun da... Her gördüğün kameraya, her arayan telefona röportaj verme, zira yavaş yavaş "çuvallamaya" başlıyorsun... Yuvam dediğin yuvaya dönüş yollarını kapıyorsun...
Unutma...

Ağır işçilik konusuna geri dönersek, siz futbolcular iki idman yaptığı için ağır işçiyse, dükkanı kapatır kapatmaz günlük kazancıyla sizleri izlemek için tulumuyla stada gelen fotoğraftaki abi nedir acaba?
Baskı demek, alacağı arabanın modelini seçememek, kız arkadaşıyla basından kaçmaksa, evin kirası, çocuğun dershane taksidi, haberlerdeki doğalgaza-elektriğe gelen zammı düşünmek nedir acaba?
Umarım sen hep o bahsettiğin baskıları yaşarsın da, fotoğraftaki abinin sıkıntılarını yaşamazsın...

N'olur Arda, bak İspanya'da keyfine, konuştukça saçmalıyorsun, kalbimizi kırıyorsun...



Foto futbolinka blogtan...

Almanya'da Ekim Bir Başka


Bayern Münih'li futbolcular her sene olduğu gibi yine Ekim ayında geleneksel Octoberfest'te giymişler geleneksel kıyafetleri, vurmuşlar biranın dibine...




Millet Maç Derdinde, Onlar...

Bayern Munich'in Hoffeheim ile oynadığı maçta arzulanan gol gelmeyince, kırımızı-beyazlı deplasman tribününde bulunan bir çıft etrafına aldırmadan "golü" atmışlar. Binlerce taraftar arasında çekinmeden donlarını indiren "çılgın" ikili, unutmuşlar yeşil sahalardaki mücadeleyi, başlamışlar "kendi maçlarına"... Olaya şahitlik eden ve görüntülerini çeken bir taraftar: "Gözlerime inanamadım, onlar etrafına aldırmadan pantolonlarını indirdiler ve başladılar sevişmeye, ama olanın farkına varan taraftarlar ikiliyi uyardı" şeklinde belirtmiş gördüklerini. Yapılan ikaz sonrası "sevişmelerine" ara veren çift, devre arasında da "mevzuya" devam edince, bu kez tribünden atılmaktan kurtulamamış...

İmparatorun Elbise Dolabı

Fatih Terim'in "soyunma odasından" görüntüleri kızı Buse blogunda yayınlamış... Bir de babasıyla röportaj yapmış, okumak isteyenler için link yukarda, ben bir soruyu alıntılıyorum:

Asla giymem diyeceginiz bir sey var mi?
Parmak arası terlikten hoşlandığım söylenemez. Ben giymem.






3 Ekim 2011 Pazartesi

Galatasaray Feels Devotion Vol.2


Haliyle dünden bir heyecan silsile içinde kaybolmuş durumdayız. EuroLig'in isminin büyüsü bizleri fazlasıyla içine çekti. Doğaldır seviniyoruz, her yerde, tüm platformlarda bu başarıdan bahsediyoruz. Ancak bence asıl vurgulamamız gereken durum bunun Galatasaray açısından çok büyük bir adım olduğudur. Rytas'ın EuroLig'in önemli bir takımı olduğunu, Litvanya seyircisinin en üst düzeyi görmüş bir seyirci olduğunu ve aslında bir organizasyonu ve camiayı geçerek devler arenasında yarışmaya hak kazandığımızı altını çizerek söylememiz gerekiyor. Bu, bir eşiği geçmek, aslında olunması gerektiği yere, adeta kazıya kazıya ulaşmaktır. Galatasaray, EuroLig'e kalarak sadece bir işi başarmamış, camiası ve taraftarı açısından tutun da Eurolig kurmaylarının olaya bakış açısına kadar değiştirerek bu adımı daha da anlamlı kılmıştır. Ayrıca bu başarıyı sadece 3 maçla sınırlı tutmak abesle iştigal olur. Kesinlikle, öncelikle Cem Akdağ'ın takıma gelmesi ile ayağa kalkılan ve taraftarın da desteği ile def edilen o 2009'daki sezon başı kabusundan sonra camia bir bakıma uyanması ile başlamıştır bu süreç. Adnan Polat yönetimi de belki de Galatasaray başında en doğru kararları basketbol takımı üzerine verdi ve bu ülkenin bana göre en iyi basketbol aklını ve ekibini takımın başına getirdi ve onları destekledi. Oktay Mahmuti bu aklı uzun yıllar boyunca arzuladığı bir ortamda uzun vadeli (3 yıl) bir plana döktü ve ilk yıl için muazzam denebilecek ama kendisi için pek de şaşılmayacak bir derece ile takımını BBL finaline taşıyıp o destansı hikayeyi yazmasını sağladı. O noktaya ulaşmak, o karakter çıtasını en üst seviyeye koymak için var gücü ile çalışıp emek sarfetti tüm takım. Aslında O 3 galibiyeti ve Eurolig hediyesini geçtiğimiz yıl ortaya koydukları bu emekle hazırlamışlardı. 39 yaşındaki Haluk Yıldırım için bu takımın en önemli yükü onun üzerinde derken Oktay Mahmuti ile dalga bile geçildi. Büyük Koç, Caner Topaloğlu'ndan bir yıldız, Shumpert'ten bir winner, Andric'ten bir skorer pivot, Shipp'ten harika bir takım oyuncusu yarattı vs. vs. Sonuç olarak ilk maçın yazısında da değindiğim gibi takımı kendi kurdu, sistemi oyuncularına anlattı ve o sistemin kusursuz bir şekilde işlemesi için binlerce, belki de milyonlarca defa kafa patlattı. Üstün karizması ve inandırıcılık yeteneği ile de oyuncularına sistemini benimsetti. Her şeyden önemlisi basketbol maçlarını derbilerden ibaret olarak gören taraftarı, basketbol izlemek için Abdi İpekçi'ye getirmeyi başardı. Öncelikli amacı bir takım yaratmak ve sahaya çıkan her oyuncunun bu takım için, forma için, sistem için, kazanmak için her şeyi yapan bir takım yaratmak olan bu hocaya oyuncuları da onun kadar destek verdiler, takımı sahiplendiler, oynadıkları oyundan keyif aldılar, saha yer aldıkları dakikanın, sayının adedine süresine bakmaksızın bu yapı için ellerinden geleni fazlasıyla sergilediler. Böylece Galatasaray bugünlere geldi. Şimdi ise yeni eklenen oyuncularla ve oturmuş sistemleri ile daha büyük bir denizde yüzecekler ve çok daha büyük ve güzel oyunlar ve maçlar sergileyecekler.

Evet dünden beri harika duygular içerisindeyiz. Ancak daha harika olan şey ise Oktay Mahmuti ve oyuncularının bu harika gösterisini büyük keyifle izlemek ve onlara desteğini her şartta sürdürmek. Takım çok büyük bir adım attı ancak aslan parçalarının bu başarısının anlamlı olabilmesi için taraftar olarak geçtiğimiz yıldan daha fazla takımımıza destek vermemiz gerekiyor. Ben ilk günden beri Eurolig'in rengi olacağımızı ve şu görüntüden sonra ise bunu kanıtlayacağımızı düşünüyorum. Yeter ki Barcelona veya Union Olimpija fark etmeyecek şekilde o salonu dolduralım 200-300 kişiye takımımızın maç oynamasını sağlamayalım. Bunu da aşarsak 3 yıl dolmadan bu takım çok önemli işler başaracaktır. Gurubu ve yolumuzu sonra konuşuruz. Şimdi bu hediyenin tadını çıkarma zamanı...

Galatasaray Feels Devotion


Ülkersiz, Cafe Crown'suz sadece "Galatasaray" adıyla basketbolcularımızın yazdığı destan hakkında blogta Gürkan mutlaka bir şeyler karalayacaktır ama ben dünden beri sürekli Euroleague'in I Feel Devotion jenerik müziü dinliyorum büyük bir zevkle ve 90larda Galatasaray'ın Şampiyonlar Ligine ilk çıktığı günleri yad ediyorum...


Torres&Fabregas


Bir zamanlar Fabregas ve Torres...
Öyle bir geçer zaman ki...


Avusturya Milli Takımı





Fotoğrafta gördükleriniz Avusturya ulusal voleybol takımı değil Azerbaycan maçına hazırlanan Avusturya ulusal futbol takımı oyuncuları....
Ununu elemiş, eleğini duvara asan takım ne yaparsa, Avusturyalı topçular da onu yapıyorlar, ayak topu yerine "el topu" oynuyorlar...

2 Ekim 2011 Pazar

Ankaragücü:0-3:Galatasaray

Bu hafta da Litvanya'daki tarihi basketbol finali ile Ankara deplasmanı aynı saate denk gelince, Oktay Hocanın takımından yana kullandık tercihimizi ve 3-0lık galibiyeti göremedik. Özetler pek bir şey ifade etmez oyun analizi adına, izlemeden takımı yazmak da olmaz bu sebeple geçen hafta olduğu gibi, maç yorumlarını siz blog takipçilerine bırakıyorum...
Nasıldı Galatasaray?

Stat: 19 Mayıs
Hakemler: Fırat Aydınus, Serkan Ok, Aleks Taşçıoğlu
MKE Ankaragücü: Özden, Uğur, Ediz, Aydın, Özgür, Kağan (Dk. 62 Güven), Rajnoch, Hürriyet, Turgut, Tisdell, Ergin (Dk. 73 Umut)
Galatasaray: Muslera, Sabri, Gökhan, Ujfalusi, Hakan, Felipe Melo, Kazım, Selçuk, Engin (Dk. 74 Baros), Riera (Dk. 64 Eboue), Elmander (Dk. 83 Sercan)
Goller: Dk. 12 Rajnoch (kendi kalesine), Dk. 20 Kazım, Dk. 85 Baros (penaltıdan) (Galatasaray)
Sarı kartlar: Dk. 41 Kağan, Dk. 79 Ediz, Dk. 84 Aydın (MKE Ankaragücü), Dk. 87 Kazım, Dk. 90+1 Baros (Galatasaray)

Mourinho Benim Ruh İkizim

"Jose Mourinho’nun da hayatını oynamak isterim. Onu çok iyi tanıyorum, çay bardağını tutuşundan attığı şeker sayısına kadar biliyorum. O benim ruh ikizim. Ben de giyim kuşamına onun gibi önem veren biriyim"
Ertem Şener
Spor Spikeri

1 Ekim 2011 Cumartesi

Yeni ismiyle: "Galatasaray"


Geçtiğimiz yılı, fazlasıyla epik ve realist bir tablo ile noktalayıp, karakter çıtasını da takımlar düzeyinde ulaşılması güç, çok üst bir seviyeye koyarak kapatmıştı 2010-2011 sezonunu Galatasaray. Final serisi ve öncesi hala dün gibi akıllarımızda yer ediyorken sıcağı sıcağına transferleri önümüze koymaya başlamıştı bir anda Oktay Mahmuti ve ekibi. Daha 1 ay bile geçmemişken Jerry Johnson,Ermal Kurtoğlu ve Radoslav Rancik'in ayrıldığını görmüş ve biraz burulmuş, Ender Arslan, Jamon Lucas Gordon, Cevher Özer, Furkan Aldemir, Darius Songaila ve Jaka Lakovic'in "parçalı" ile fotoğraflarını görüp heyecanımıza yenilerini eklemiştik. Malum, araya milli maçlar girdi ve biz de bu süre zarfında basketboldan uzak kalmamış olduk. Ama en çok "Gelenek sahibi olmak" temelinde yola çıkan ve hala bu yolun başında olmasına rağmen böylesine bir senaryo ile bizi kendisine çeken bir takımın taraftarı olmak, bizi fazlasıyla heyecanlandırıyor. Bu noktada yönetmen koltuğunda oturan Oktay Mahmuti'nin payı -herkes için de kabul görecektir ki- en büyüktür. Galatasaray basketbol takımı adeta bir Nuri Bilge Ceylan filmi gibi. Oktay MAhmuti de Nuri Bilge Ceylan da elindeki malzemeyi kullanma ve ondan maksimum verim alma konusunda tartışılmaz bir noktadalar. En önemlisi ise kadrolarındaki isimler kim olursa olsun ellerindeki isimlere kendilerini fazlasıyla inandırmış v bu anlayışda ego denen tek dişi kalmış canavarın bulundukları ortamda yer almadığıdır.

Nuri Bilge Ceylan'ın sinemanın o değişen yüzünde, listede ilk sırada yer alması tesadüflerle ve yetenekle anlatılamaz. Aynı şekilde Galatasaray ve Mahmuti'nin anlayışı da. Mahmuti, kariyerinin belki de en mutlu günlerini yaşıyor(çaktırmasa da) ve belki de hayatı boyunca çalıştığı kadrolardan ve isimlerden hiç bu kadar verim almamıştı. Daha da önemlisi, takımını buna inandırmış ve oyuncularını bu anlayış ve sistemden zevk alır boyuta getimiş durumda olması. Dünyanın çok az yerinde savunma yapıp, top çalmaktan, kendini yerden yere atıp sahada 2 dakika bile olsa yer alsa da, bu süre zarfında en iyisini yapmak için deli gibi çalışan bir takım görürsünüz. Bu bir şans mıdır yoksa şans kendiliğinden mi yaratılır takdir sizin. Ortada olan tek şey; geçtiğimiz yıl "karakter ve takım kimliği" özelinde gelinen noktanın oyuncular tarafından benimsenmiş olması ve onu kaybetmemek ve ona zarar vermemek için hala var gücüyle çalışması ve performans ortaya koyma çabasıdır. Dünkü maçı izledikten sonra ortaya çıkan görüntü de bunun yansımasıdır.

Sezonun ilk maçı olması tutukluk ve düzen açısından bazı sorunlar ortaya koyabilir. Ancak Eurolig hedefi olan bir takım için bunlar bir mazeret değil,ilk elin günahı olmaz sendromu kapsamında çabuk atlatılması grekn bir krizdir. Geçtiğimiz yıldan oktay Mahmuti ve ekibinin elinde olan bir omurga var. Bu omurgaya yeni parçalar ekleneyerek sistemin farklı bir şekilde ama daha iyi işlemesini istiyor Oktay Mahmuti. Omurgayı karakterli oyunculardan kurduğu için, bu oyuncular yeni gelenlere de bu düzeni hemen benimsetmiş durumadalar. Tüm bu ince ve geri planında olağanüstü bir beyin takımının olduğu planlar sahaya uygulandığında ise başarısızlık söz konusu bile olmuyor. İşte bu anlayıştır Furkan'ı böylesi parlatan, Gordon'u 10 yıldır takımdaymış gibi savunma delisi yapan, Andric'i Tutku ile "lorel ve hardy" boyutuna getiren, Shipp'in skorer bir yıldızdan basketbol tabiriyle takımın pis işlerden sorumlu bakanı pozisyonuna evrilten, sahaya giren 12 oyuncudan da verim almayı başartabilen. vs. vs. Songaila ve Lakovic'de bu sisteme dahil olduklarında çok daha güzel bir senaryo ortaya çıkacağı kesin. Açık ve net konuşmamız gerekir ki Paok, 3 gün üst üste maç yapılacak bir organizasyonda ilk gün maçı için ideal bir takımdı. Bugün de Asvel, onun en fazla bir tık ötesi olacak. Paok karşısında kendimizi, özellikle uzunların savunma performansını fazla test edemedik. Bugün kazanıp yarın ev sahibi Rytas'a kaybedebiliriz de. Bunların hiçbir önemi yok. Önemli olan Mahmuti ve ekibinin yeni rol arkadaşları ile birlikte taraftarı, camiayı ve basketbol severeleri, ortaya koymaya çalıştıkları ürüne sonuna kadar inandırmış olmasıdır. Dünkü hoş görüntünün özeti ise bundan ibarettir.

Blog Widget by LinkWithin