21 Ağustos 2017 Pazartesi
Sen Misin Panenka Atan
Cumartesi gecesi Romanya Liginde oynanan Juventus Bükreş-Steaua Bükreş maçının uzatma dakikalarında oldukça ilginç anlar yaşandı ve kıyamet koptu. Kırmızı-mavili ekibin 2-1 üstünlüğü ile devam eden maçta, hakem son düdüğü çalmak üzereyken Steaua'lı oyuncular topu elle eleyince hakem penaltı noktasını gösterdi. Ev sahibi ekip adına topun başına geçen George Calintaru vuruşu kalecinin sağına ya da soluna atmak yerine panenka vuruşu yapmayı tercih edince penaltı kaçtı. Tabii, mağlubiyetten beraberliği yakalayacakken böyle "vurdumduymaz" bir vuruşla yenilen mavi-beyazlı topçular da öfkelerini Calintaru'dan aldı. Hatta soyunma odasında oyuncular arasında kavganın yaşandığı ve genç oyuncunun elinin kırıldığı dahi söylenmekte. Böyle "vahim" bir durum sonrası Rumen medyası da boş durmamış ve George Calintaru'nun Steaua Bükreş armalı şort ile çektirdiği fotoğrafı bularak ateşe benzinle yaklaşmış...
Osmanlıspor:1-3:Galatasaray
Kızdırmaya gelmez bu Galatasaray bu sene, adamı fena çarpar...
Geçen haftaki maç öncesi Kayserispor'un hocası "Komandolar gibi arenaya çıkacağız, onları öldürüp, geri döneceğiz" demiş, Kayseri'ye nasıl döndüğünü anlamamıştı. Dün geceki maçtan evvel de memleket futbolunun "en tuhaf" hocası Bülent Uygun basın mensuplarına verdiği röportajda "Kimse yenilmez değildir. Başaracağız. Yeni bir oyun anlayışı deneyeceğiz, bam bam bam yok, tik tak,tak tik..." diye hayli iddialı konuşmuş, lakin biz televizyon başındakiler Muslera'nın oldukça şık formasını ancak 49. dakikada görebilmiştik...
Pazartesi gecesi bıraktığı yerden devam etti Ankara'da Galatasaray iştahlı ve arzulu oyununa. Twitterda bir kullanıcının yazdığı gibi arkadaşlarına saldırıldığını gören otopark mafyası elemanları gibiydi Galatasaraylı topçular, top Osmanlıspor'a geçince rakibin başına birden 3-4 adam üşüşüveriyor. En uçtaki Gomis'le başlayan pres Rodriguez, N'Diaye, Tolga ve Fernando ile devam ediyor ve rakip topu gelişigüzel uzaklaştırmak zorunda kalıyor. Bu hafta da golünü attı "kara panter" Gomis ama benim gözümde onu gollerden ziyade değerli kılan hırsı, rakibe yaptığı baskı ve çevresindeki takım arkadaşlarına alanlar yaratıp, onları oyuna dahil etmesi. Unutmadan, topa "küfreder" gibi vurması da kalecilerin kabusu olacaktır bu sene...
Maçı seyrederken varlıklarını pek hissetmezsiniz, asistle ya da golle çok nadir işleri olur, çizgiden de top çıkarmazlar ama yoklukları ve varlıkları takımın performansını doğrudan etkiler ön liberoların. Galatasaray'ın da iki haftadır parmakla gösterilen oyununun temel taşlarından biridir Brezilya'lı Fernando. Defansta Maicon ve Serdar'ın önünde sigorta misali rakibi durduruyor, futbol zekasıyla araya mükemmel giriyor, rakibi hırpalıyor ve deyim yerindeyse stoperlere "hamur yumuşaklığında" rakipler geliyor. Tabii sadece rakibe "hoşgeldin" demiyor Fernando, Galatasaray ileriye çıkarken, bekler Mariano ve Linnes'i güvenle rakip sahaya yollayıp, üçlü defansa geçen Galatasaray'ın "süpürücü" liberosu oluveriyor. Melo'dan sonra özlediğimiz savunmadan oyun kurmayı da sade ve başarılı bir şekilde yerine getiren Brezilya'lı Galatasaray adına büyük bir kazanç olacaktır bu sene...
Fernando'nun savunmayı üçlemesiyle Mariano ve Linnes kanat oyuncusu olarak "devşirilirken", Rodriguez ve Tolga Ciğerci de daha çok ortaya geçip, rakip ceza sahası önünde etkili olma şansı buluyorlar, Tolga Ciğerci'nin geçen sezon ısrarla deneyip başaramadığını, bu sezon iki maçta da başarması başka nasıl açıklanır ki? Mahalle maçlarında hepimiz forvet olmak isterdik ya, rakip kovalamaktan çok topu koşturmak pek çok futbolcu gibi Linnes ve Mariano'nun da tercihi ve ileri çıkınca yüzleri gülüyor, esas görevlerini daha da istekli yapıyorlar. Serdar Aziz'in Osmanlıspor'lulara verdiği ikinci gol şansında topu çizgiden çıkaran Linnes'in yükselen performansı da gözlerden kaçmamalı...
Galatasaray adına iki haftada işler beklendiğinden iyi gidiyor, hatta iyi kelimesi az kalır, harika bir takım seyrediyoruz ve bu ruhun bozulmaması tek dileğimiz. Ama Selçuk'un sonradan oyuna girmesi sırasında yüz ifadesi "midemizi bulandırmıyor" da değil. Böyle iştahlı ve arzulu bir takımda yer almak herkesin arzusu olması gerekirken, asık suratla sahaya ayak basmak yakışmıyor Selçuk İnan...
STAT: Osmanlı
HAKEMLER: Halil Umut Meler, Cevdet Kömürcüoğlu, İlker Takpak
OSMANLISPOR: Hakan Arıkan, Vrsajevic, Numan Çürüksu, Maxsö, Pinto, Lawal (Dk. 67 Özer Hurmacı), Tugay Kacar, Umar (Dk. 86 Mehmet Umut Nayir), Hasan Kılıç, Musa Çağıran (Dk. 46 Regattin), Serdar Gürler
GALATASARAY: Muslera, Mariano, Serdar Aziz, Maicon, Linnes, Tolga Ciğerci, Fernando, Rodrigues (Dk. 73 Yasin Öztekin), Ndiaye (Dk. 81 Selçuk İnan), Belhanda, Gomis (Dk. 87 Eren Derdiyok)
GOLLER: Dk. 14 Maicon, Dk. 31 Gomis, Dk. 56 Tolga Ciğerci (Galatasaray), Dk. 58 Serdar Gürler (Osmanlıspor)
SARI KARTLAR: Dk. 52 Hasan Kılıç, Dk. 71 Vrsajevic (Osmanlıspor), Dk. 65 Ndiaye, Dk. 75 Fernando (Galatasaray)
15 Ağustos 2017 Salı
Galatasaray:4-1:Kayserispor
"Ne top oynadı Galatasaray be"
Bugün belki de milyonlarca Galatasaray taraftarı gururla bu cümleyi sarf edecektir iş yerlerinde, tatil yaptıkları mekanlarda, otobüste yahut kahvelerde çaylarını zevkle yudumlarken... Zordur liglerin ilk haftası, sezon başı fizik kondisyon istenildiği ölçüde yüklenmemiştir, havalar sıcaktır, eksik bölgelere transferler tam yapılmamıştır, rakipler "kapalı kutudur"... Puan kayıpları da normaldir, boşa dememişler "ilk elin günahı olmaz" diye, "gala gecesinde" meydana gelebilecek ufak tefek aksaklıklar olağandır, uzun lig maratonunda telafi edilebilir... Galatasaray'ın da kendisi gibi "yeniden" kurulan renkdaşı Kayserispor karşısında pazartesi gecesi uğraması muhtemel "iş kazası" belki ufak tefek homurtular çıkartacaktı ama yine de "tolere" edilecekti kuşkusuz... Ama yaz sezonunun "transfer şampiyonu" Galatasaray, öyle bir oyun oynadı ki "ağzımız açık kaldı" desek yerindedir. Rakip yarı sahada basan, ceza sahası cıvarında dönen topları alan, rakibi kovalayan ve en önemlisi "dikine" oynayan Galatasaray'ı öyle bir özlemişiz ki, maç bitti ama biz seyretmeye doyamadık, sonraki maçı da dört gözle beklemeye koyulduk...
Cumartesiye kaç gün kaldı?
Zaman da geçmiyor be...
Galatasaray'ın bu hızlı oyunu sadece bizi değil, rakip Kayserispor hocası Sumudica'yı da çok şaşırtmıştı ki maçtan evvel İstanbul'a deplase yapmadan gazetecilere verdiği röportajda "Komadolar gibi Arena'ya çıkacağız, onları öldürüp, geri döneceğiz" şeklinde epeyce iddalı bir söylemde bulunurken, dün gece "Biz oklarla geldik ama onların tüfekleri vardı. Bugün komando olan Galatasaray'dı" diye meslektaşı Tudor'un takımını övmüştü.
Peki daha bir ay evvel Östersunds gibi kendi ayarının çok da altında bir takıma elenen Galatasaray, nasıl da "ölüm timine" dönüşüvermişti...
Öncelikle Fernando ve N'Diaye'nin takıma katılmaları Galatasaray'ın "kabuk değiştirmesinin" en temel nedeni. Özellikle Tudor'un Selçuk'un yerine Badou N'Diaye'ye şans vermesi başka bir deyişle yana ve geriye oyun yerine dikine gitmeyi tercih etmesi dünkü galibiyet ve göze hoş gelen oyunun temel anahtarıydı. Senegalli oyuncu "sekiz numaramız" gibi kurnaz davranıp "garanti" pas tercihleriyle istatistik kağıdına oynamak yerine taraftar için, galibiyet için, futbolun ruhu için oynayınca maçın da yıldızı oluverdi. Gol atmadı, asist yapmadı ama Galatasaray taraftarının Melo'dan sonra belki de kaybettiği ruhu yansıttı sahaya. Yeri geldi taraftarı ayağa kaldırdı N'Diaye, yeri geldi takım arkadaşı için koşarak mevzuya atladı, yeri geldi üç rakibini geçerek takım arkadaşlarına pozisyon yarattı... Transfer ücreti gereğinden pahalıydı ama bu oyununu sürdürürse Galatasaray'a para kazandırarak gidebilir yurt dışına...
Golcünün ilacı goldür, yaşamak için nasıl ki hava ve suya gerek duyarız, forvet adamları da gol atarak kendilerine gelirler, Bafetimbi Gomis de Galatasaray'a transfer olduğundan beri hazırlık maçları ve UEFA Avrupa Ligi karşılaşmalarında rakip ağları sarsamamıştı ve Kayserispor karşısında siftahı yaptı... Hem de ne siftah... İki gol bir asist... Hatriğin de kıyısından döndü. Gol atması için Galatasaray'a transfer edildi "siyah aslan" ama şimdiye kadar izlediğim maçlarda Gomis'in Didier Drogba'da olduğu gibi takım arkadaşlarına pozisyon yaratmada da maharetli olduğu pek açık, hatta Igor Tudor'un yapılacak bir forvet transferi ile çift forvetli bir oyun tercih etmesi halinde Gomis attığı golden çok attırdığı gollerle adından söz ettirebilir. Örnek mi? Bakınız Belhanda'ya ceza sahası içinde yaptığı asiste...
Belhanda demişken, Sneijder'in yerine alınıp 10 numara da sırtına geçirilince üzerine gereğinden fazla yük yüklendi, lider olması beklendi ama Faslı oyuncu bambaşka karakterde biri. Futbolu seviyor, topla sarmaş dolaş olmaktan zevk alıyor, ayak bilekleri de maharetli ama "güvenerek kavgaya girilecek" tipte biri değil, daha çok "zengin muhidin şımarık çocuğu" havasında. Skoru 3-1e getirdikten ve rakibin "gardı" düştükten sonra daha fazla "yumruk" atmak yerine Belhanda "kedinin fareyle oynaması" gibi top ezmeyi seçti, bacak araları, topuk pasları denedi... Göze hoş gelen hareketler de, futbolun şakası olmuyor, acımayacaksın rakibe...
Tolga Ciğerci üzerinden de Igor Tudor'a bir tebrik yollayalım yazımızın devamında. Yasin ve Sinan'ı yanında oturtup, Tolga ile başladı oyuna Hırvat hoca. Hatta oyun başlarında Tolga'yı orta alanda gezdirip, "sürpriz golcü" gibi rakip cezası sahasına kaçırmaya çalıştı, ne bizler ne de Sumudica bekliyordu böyle bir hamleyi ve hocanın taktiği Galatasaray'ın ilk golü ile meyvesini verdi. Tabii sadece ataklarda beklentisi yoktu Tolga'dan hocanın, güçlü enerjisi ile geriye de koşmasını umdu oyuncusundan, ters kanatta Rodriguez'den beklediği gibi. İkisi de görevlerini yaptılar, Kayserispor ceza sahasına orta da kestiler, Muslera'nın önünde rakibi de durdurdular. Önlerinde ileri-geri koşan enerjik kanatlar olunca Mariano ve Linnes de daha rahat hareket ettiler, bolca forvete destek çıkıp, topu rakip yarı sahaya yığmada etkili oldular. Sabri'nin enerjikliği ve çalışkanlığı hep beğenimizi kazanmış ama son paslardaki isabet oranı bizi üzmüştü, Mariano Eboue'den sonra aradığımız sağ bek olduğunu gösterdi, sürekli hücüma çıkıyor ve adam eksiltmesi ile yaptığı ortalar oldukça başarılı. Linnes'in yaptığı asiste de şapka çıkartarak Carole ile geçen günlere yanmamak elde değil. Juventus'tan gelecek Asamoah ile birlikte sol bek pozisyonunda Linnes iyi bir rekabete girecek ve kazanan Galatasaray olacaktır.
Harika geçen gecenin topçular kadar bir diğer kahramanı da tribündeki seyircilerdi. hafta içi maçı olmasına rağmen uzun yıllar TT Arena tribünlerinde görmeye hasret kaldığımız bir kalabalık vardı. Kombine fiyatlarının ucuz olması, yeni transferlerin getirmiş olduğu heyecan ilk maçı 30 bin taraftara oynatmıştı ki bundan sonra iç sahadaki ilk maçta bu sayı 50 bine rahat ulaşır. Taraftar ve takım bütünleşince de Galatasaray rakiplerini kolayca boğar da TT Arena'nın stada gelenlere kazandırdığı kötü bir huydan bahsetmeden olmaz: Oyuncu yuhalamak... Sami Yen'de oynadığımız yıllarda yoktu böyle kötü alışkanlıklar, oyuncu beğenilmese de formayı giydiği müddetçe tepki verilmez, maç sonu gereği yapılırdı. Oysa yeni stadımızda çok da rahat çalınıyor ıslıklar, ediliyor küfürler. Sinan her ne kadar da yaz sezonunda verdiği demeçler, yaptığı hareketlerle tepkiyi hak etmiş olsa da, mükemmel bir gecede takımın ruhunu bozacak şekilde onu ıslıklamak yanlış oldu... Sinerjiyi, konsantrasyonu bozacak hareketler bunlar... Dikkat...
"Kahrolası yan toplar" diyerek bitirelim...
STAT: Türk Telekom
HAKEMLER: Halis Özkahya, Mehmet Cem Satman, Hakan Yemişken
GALATASARAY: Muslera, Mariano, Serdar Aziz, Maicon, Linnes, Tolga Ciğerci, Fernando (Dk. 82 Koray Günter), Rodrigues, Ndiaye (Dk. 73 Sinan Gümüş), Belhanda (Dk. 86 Eren Derdiyok), Gomis
KAYSERİSPOR: Lung, Lopes, Levent Gülen, Kana Bıyık, Sapunaru, Güray Vural, Boldrin (Dk. 46 Mendes), Espinoza (Dk. 56 Badji), Deniz Türüç, Gyan (Dk. 71 Bia), Umut Bulut
GOLLER: Dk. 16 Tolga Ciğerci, Dk. 35 Belhanda, Dk. 37 ve 87 Gomis (Galatasaray), Dk. 29 Levent Gülen (Kayserispor)
SARI KARTLAR: Dk. 18 Belhanda, Dk. 90+1 Sinan Gümüş (Galatasaray), Dk. 18 Boldrin, Dk. 19 Espinoza (Kayserispor)
KIRMIZI KART: Dk. 85 Lopes (Kayserispor)
14 Ağustos 2017 Pazartesi
Topun Oyunda Kalma Süresi
2017-2018 sezonu Süper Lig geçtiğimiz hafta sonu itibarı ile başladı ve Bein Sports maçlarda yorumcu olarak eski kaleci "Barthez" Ömer'i çıkarmaya başladı. Ligin açılış maçı olan Başakşehir-Bursaspor karşılaşması ve pazar geceki Beşiktaş-Antalyaspor maçlarında spikerin yanında Ömer Çatkıç vardı. Kaleciler saha içinde en geride yer alırlar ve sürekli arkadaşlarına talimat vermek durumundadırlar, o yüzden "çeneleri düşük olmalı", Ömer de bu alışkanlığını emeklilik sonrası mikrofon karşısında da gösteriyor, sürekli yorum yapıyor, tavsiye veriyor, hoca eleştiriyor, hepsine tamam da, Ömer Çatkıç'ın Beşiktaş-Antalyaspor maçında topun oyunda kalma süresi ile ilgili eleştirisini duyunca, eski günler aklıma geliverdi. Bizim "Bartez" Ali Sami Yen'de çıktığı her maçta oyundan zaman çalma konusunda pek maharetliydi ki o aut atışları en az 1 dakika içinde kullanılırdı ve Galatasaray taraftarı maç boyu kendisinin ve sülalesinin kulaklarını çınlatır, o da yetmez kafasına kartopu yemişliği bile vardı. "Taraftar bu, çabuk sinirlenir" demeyin hemen, memleket sahaların gördüğü en temiz kalpli adamı bile çıldırttıysa Ömer Çatkıç, şimdi kalkıp "Oyuncular çok yerde kalıyor, hep faul oluyor, topun oyunda kalma süresi çok az" eleştirisi hiç ama hiç yapmamalı...
13 Ağustos 2017 Pazar
Güle Güle Wesley Sneijder
"Giden her sevgilinin ardından hep biz olduk el sallayan" bestesini söylerken nereden bilecektik Galatasaray formasını giyen en klas 10 numaralardan Wesley Sneijder için de göz yaşımızı içimize atarak, sinirden, öfkeden, çaresizlikten uykusuz gecelerde, Wesley'sizliğe alışmaya çabalayacağımıza.
Alışır mıyız?
İmkanı yok...
Felipe Melo'nun gidişi bile hale yüreğimizi sızlatırken, bir de Wes'in "acımasızca" parçalıdan koparılışı... Olacak iş mi?
Oldu...
Dursun Özbek başta olmak üzere, Igor Tudor'un isteği ile "ayrılık fermanı" yazıldı...
Berbat geçen sezonda, Galatasaray adına iş yapanlardan biriydi Wesley Sneijder ama onun karizması hem başkan Dursun Özbek'e, hem de yeni hoca Igor Tudor'a ağır gelmişti, sözünü esirgemezdi Hollandalı, "taşı gediğine koymakta" maharetliydi. Hal böyle olunca, "kellesi" koparılmalıydı"...
Ve Melo'da da izlediğimiz o bilindik senaryoyu tekrar uygulamaya koydular. Önce medyadaki "hatırlı" gazeteciler(!) vasıtasıyla maaşı konuşulmaya başlandı Sneijder'in "Galatasaray'ın en çok kazananıydı" ve Finansal Fair Play vardı. Oysa dertlerinin para olmadığı, yapılan transferlere harcanan milyonları görünce anladık. "Paragözlükle" lekemeleye çalıştılar 10 numarayı, "sallama tweetler attı gazeteciler ama 4.5 milyon euroyu bir kalemde bırakarak gitti Wesley...
O da yetmedi kilolu dediler, Ibiza'da açtığı mekanda "götü göbeği şişirdi" dediler de sağlık kontrollerinden fotoğraf paylaşmaktan korktular, yalanları yüzlerine çarpılacak diye.
"Ne oynadı ki Sneijder, 17 asist yapmış, kaçtanesi gol oldu" diyerek Wesley'i itibarsızlaştırmak adına kendi cahillikleri ortaya çıktı, rezil oldular...
İstanbul'a geç gelmesi dert oldu ama onu da Dursun Özbek yalanladı, "İzinlidir Wesley" dedi, neden mi dedi, yalanları yatsıya kadar sürmüyordu başkanın, sosyal medyada rezil rüsva oluyordu her gün neredeyse...
O kadar savaş açtılar ki Wes'e, topçuların gözünü korkuttular, tatlı-acı bir çok anıyı paylaştıkları arkadaşlarına "bir güle güle" demekten men ettiler... Bir tek Sabri vardı Sneijder'in Türkiye'ye veda ettiği dakikalarda yanında...
Tabii sadece futbolcular değildi Wesley'i yalnız bırakan, veda mesajı yazamayan, Galatasaray tribünlerinin lokomotifi ultrAslan bile Wes'in gidişi sonrası "..." nokta yazarken, Semih Kaya için minnetler düzmüştü...
Bu kadar "dışlanacak" ne mi yapmıştı Wesley Benjamin Sneijder?
175 maçta 45 gol atmıştı...
8 kupanın kazanılmasında pay sahibi olmuştu...
Türk Telekom Arena'da Volkan'ı pek çok defa üzerken, "sağlı sollu" füzelerle "ayı avı" belgeseli çektirmişti...
İki gün süren maçta Juventus'lu Buffon'un belki de asla unutamayacağı golü kaydetmişti...
Ama bunlar sadece tabelaya yansıyanlarken, saha içinde duruşuyla ve tavırlarıyla Galatasaray'ın lideriydi Wesley Sneijder...
"Atara atar, gidere gider, onun adı Wesley Sneijder" di...
Ve maalesef artık ayrılık şarkıları dinlediğimizde, rakıyı kadehinin dibini gördüğümüzde aklımıza gelecek o koca yürekli adam ve o şahane besteye başlayacağız, belki sesimizi duyar gittiği uzaklardan diye:
"Fener ağlamaaaaa, Fener ağlamaaaaa"
Volkanı Hiç Affetmeyeceğim
13 Mayıs 2013 tarihinde Şükrü Saraçoğlu stadında oynanan Fenerbahçe-Galatasaray derbisinin son anlarında Volkan Demirel ile Sabri Sarıoğlu kapışmış ve iki oyuncu da kırmızı kartla oyun dışında kalmıştı. Maçtan sonra televizyonlara konuşup, Sabri'yi suçlayan Volkan'a, "Galatasaray"lı oyuncu şöyle cevap vermişti:
"Zaten son dakikaydı. Volkan bana sert bir müdahale yaptı. Ben de Volkan’a 'ne gerek var neden yapıyorsun' dediğimde ise anneme ağza alınmayacak bir şekilde küfür etti. O gün de Anneler Günü'ydü. Dışarıdaki bir insana yüz yüze böyle küfür ettiğiniz zaman Allah korusun cinayet bile çıkabilir. Ben de orada çok sinirlendim. Verdiğim görüntülerden dolayı özür dilerim ama o anda sinirime hakim olamadım. Dışarıda da bir başkası bana öyle kelimeler kullansa ben de aynısını yaparım. Galatasaray gibi büyük bir camianın kaptanıyım. Bu sorumluluk bilinci biliyorum. O tatlı yük de beni hiçbir zaman yormuyor. Nerede nasıl davranması gerektiğini çok iyi biliyorum. Takım arkadaşlarımı yalnız bıraktığım için özür dilerim.
Benim küfür ettiğime dair yalan beyanlar verdiği için kendisini kınıyorum. En yakın zamanda bunu düzeltmesini bekliyorum. Yoksa ben Volkan diye birisini tanımıyorum. Ben Galatasaray kaptanıyım, şampiyon olduk, çok mutluyuz. Derbi maçı kazanmak isterdik olmadı. Fenerbahçe kazandığı için tebrik ediyorum. Önemli olan lig sonunda şampiyon olmaktır. Biz de bu şampiyonluğu kazandık”
Evet 2013 yılında Sabri "Ben Volkan diye birisini tanımıyorum" demişti. Yıllar geçti, iki oyuncu başka derbilerde karşı karşıya geldi ama Sabri Sarıoğlu sözünden dönmedi, bakmadı Volkan'ın yüzüne, sıkmadı rakibinin elini.
Ve "Galatasaray'ın çocuğu" Sabri, Dursun Özbek yönetimi tarafından Galatasaray'dan koparıldı ve bu gece Göztepe formasıyla, hatta kaptan olarak Fenerbahçe karşısına çıktı. Takımlar seremoniye çıkıp, el sıkışma merasimi başladığında Volkan'ın eli yine havada kaldı... Bir söz söylemişti 4 sene evvel Sabri Reyis ve lafının arkasında hala duruyor "adam gibi"... Umarım bu hareketi Galatasaray'da hala kaptanlık yapıp, "doğuştan Galatasaraylıyım" diye şanlı armayı "öpme şovları" ile göz boyayıp Galatasaray taraftarı ve formasına her türlü çirkefliği yapan Fenerbahçe'li topçularla "kanki" hayatı sürenlere ders olur...
22 Temmuz 2017 Cumartesi
Tesadüfün Böylesi
Bu Boluspor ne kadar cömert bir takım diyeceğim de, Gaziantepspor'dan Ertuğrul'a göre daha iyi ve tecrübeli bir kaleci olan Gökhan'ı "bedava" almışlar, aynı şekilde Balıkesirspor'dan İshak, Adana Demirspor'dan Göksü, Yeni Malatya'dan İrfan "beleş"e alınmış ama Fenerbahçelilere 1 milyon verilmiş...
Tesadüf mü?
Ben bilmem...
Finansal Fair Play'ı çıkaran UEFA baksın bakalım bu transfer "fair" mi?
21 Temmuz 2017 Cuma
Galatasaray:1-1:Östersund
El birliği ile Galatasaray kulüp tarihinde ilk defa Temmuz ayında Avrupa kupalarına veda etti.
Futbolcu transfer edilmeden eldekiler satıldı, "çer çöp" dururken birisi ego uğruna, birisi de "ne idüğü" belirsiz sistemine uymadığı için eldeki en değerli futbolcu Wesley Sneijder'i zorla Galatasaray'dan kopardı... Ne oturduğu koltuğun ağırlığını bilebildi birisi, ne de çalıştırdığı takımın büyüklüğünü anlayabildi öbürüsü..."Uçaklar inecek" masallarıyla taraftar kandırıldı ama Bülent abinin dediği gibi artık "Başkanı, yöneticisi, teknik kadrosu ve futbolcularının olduğu bir uçak kalkmalı İstanbul'dan. Armayı burada bırakarak"...
STAT: Türk Telekom Stadyumu
HAKEMLER: Bastian Dankert, Mike Pickel, Rene Rohde, Robert Kampka
GALATASARAY: Muslera, Maicon, Ahmet, Linnes, Carole (Eren 57), Tolga, Selçuk, Yasin (Rodrigues 70), Belhanda, Sinan, Gomis
ÖSTERSUNDS: Keita, Petterson, Papagiannopoulos, Gero, Sema (Hopcutt 82), Widgren, Bachirou, Nouri, Mensah, Mukiibi (Bergqvist 69), Ghoddos (Edwards 68)
GOLLER: Ahmet (69) / Nouri (60)
SARI KARTLAR: Gomis (20), Muslera (39), Tolga (49), Rodrigues (87), Belhanda (90+)
14 Temmuz 2017 Cuma
Östersunds:2-0:Galatasaray
Temmuz ortasında resmi maç, futbolsuz geçen bu yaz günlerinde çölde vaha misali yüzümüzü güldürürken, daha temmuz ortasında sinir ve öfkeden kudurmak, koskoca sezon ruh sağlığımız için hiç de olumlu bir sinyal değil. Hele hele bu felaket göz göre göre, bağıra çağıra geliyor ve müdahale etmesi gerekenler "sus pus" takılıyorsa, öfkemiz kat be kat artıyor.
Geçen sezon ligi dördüncü sırada bitirince Galatasaray'ın temmuz 14'te UEFA Avrupa Liginde maça çıkacağı belliydi ve teknik direktör Igor Tudor ile yöneticiler ona göre kamp programı yaptılar (mı?). Hele ki kuralar çekilip, rakibin liglerin devam ettiği İsveç'ten olduğu öğrenilince, işin daha sıkıya alınması gerekiyordu. En azından biz öyle olmasını beklerken, Dursun Özbek yönetimi hiç gereği yokken elindeki en değerli oyuncu olan Wesley Sneijder'i takımdan "kovmak" için kafayı çeşit çeşit senaryolara yorarken, "uçaklar inecek" hikayeleriyle "transfersever" taraftarın gönlünü kazanıyordu. "Son iki yıldır ilk üçe girememiş bu takımı yeniliyoruz" sloganıyla daha yerlerine oyuncu alamadan Sabri, Hakan Balta, De Jong gibi oyuncuları kadro dışı bırakan Hırvat teknik adam "Oyun planımda Sneijder'a yer yok" diyerek Hollanda'lıya da kapıyı kapamıştı. Bu şartlarda yaz ortasında mont-eldiven giyilen İsveç'in Östersunds kabasında suni çim sahada sezonun ilk maçına çıktı Galatasaray. Oyun başladı başlamasına da Galatasaray'lı topçular topa ilk defa dakikalar 03.32'yı gösterirken dokundu ama sonrasında yine top 2 dakika boyunca ev sahibinin ayağındaydı. İşin daha da vahimi Keita'nın koruduğu kalenin ceza sahasına ilk girdiğimizde skorborddaki saat 14.38'i işaret ediyordu. Koskoca 15 dakika Galatasaray rakip ceza sahasını göremiyordu. Ne Real Madrid karşısında, ne Juventus karşısında, rakip kim olursa olsun Galatasaray'ın böyle mahkum ve etkisiz oyununu hatırlayanları yorumlar bölümüne bekliyorum, ben hatırlamıyorum da... "Östersunds maça müthiş derecede iyi konsantre olmuş" diyordu karşılaşmayı anlatan Cem Yılmaz, peki Galatasaray koskoca Slovakya kampında neye konsantre olmuştu? 21. dakikada Yasin'in getirdiği ve Gomis'in gelişine kötü vurduğu top ile Selçuk'un 30 küsür metreden kullandığı serbest atış dışında Galatasaray, kendisinden hayli hayli zayıf olan rakibi karşısında etkisizdi. Peki neden? Galatasaray'ın Sneijder'i yoktu da ondan... Orta sahada aldığı topu ayağında tutacak, gerektiğinde sorumluluk alacak, Gomis'e ara paslar atacak, kanatlarda Yasin ve Rodriguez'i kaçıracak "on numara" olmayınca, koskoca bir hiç gibi geçen bir 45 dakika izledik Galatasaray adına. Maç sonu Sneijder sorusunu duyunca "hayalet görmüş gibi" kaçan Igor Tudor, rövanşta Belhanda olacak diyordu basın toplantısında da, ben Faslı topçuya nedense pek güvenemiyorum, zira aynı hazırlık maçında sakatlanan ve tedavisi daha uzun sürecek diye açıklama yapılan Eren'i sahada görüp, Belhanda'yı sakat mazeretiyle kadroda göremeyince, nedense Belhanda'nın ipiyle kuyuya inmekte tereddüt ettim.
İlk yarıdaki golsüzlüğe lanet ederken, daha da kötüsünün olacağını tahmin edebiliyorduk ama dile getirmekten korkuyorduk. Golü bulabilirdi Östersunds ve felaket de gerçekleşti, hem de Galatasaray'ın "biraz" daha derli toplu gözüktüğü bir zaman diliminde. 1-0 mağlupken, eşitlik için rakip kaleye gitmek gerekirken, kenarda Eren'i görünce maç boyu sahada hayalet gibi dolaşan Sinan'ın çıkmasını bekliyorduk ama tabelada Gomis'in numarası yanıyordu, tam da yeni transferin oyunun içine girmeye başladığı anlarda, topla sıkça buluşup, rakip kalede pozisyonlar yakaladığımız dakikalarda. Geçen sezon bolca yaptığı "manasız" değişikliklerden birini daha yapmıştı Tudor, şaştık kaldık... Sinan'ı da değiştirmek için 87. dakikayı bekledi ki yerine giren Emrah daha erken girse, fark yaratabilecekti. Emrah Başsan belki 3-5 dakikada fark yaratamadı ama Carole "kötü bir sol bek nasıl olur" konusunda geçen sezondan beri açık ara önde, farkı her maç açıyor... Karşılaşmanın ilk dakikasından son dakikasına kadar tel tel dökülen Carole'un kanadından iki golün de gelmesi tesadüf olmasa gerek. Bizim hocamız topçularına rakiple alakalı neyi çalıştırmış bilmem de rakibin İngiliz hocası Carole'un geçen sezon Fenerbahçe derbilerinde nasıl takımını mağlup ettirdiğini oyuncularına belli ki izlettirmiş. Merak ediyoruz, Fransız oyuncuda bu ısrar neden? Galatasaray'ın öncelikli ihtiyaçlarından biri sol bek iken sağ beke transfer neden yapılıyor? Hakan Balta ve Linnes sol tarafta Carole'dan çok daha iyi oynayacakken, hatta iddia ediyorum sağ ayaklı Sabri dahi Fransız sol bekten faydalı olabilecekken neden Carole? Umarım bir gün bir gazeteci Tudor'a bu soruyu sorar da belki de hoca cevap verir...
Gece felaketti ama ilk defa resmi bir müsabakada Galatasaray forması giyen Gomis ve Maicon gelecek adına ümit verdiler. Bafetimbi Gomis sırtı kaleye dönük aldığı toplar ve arkadaşlarına yarattığı pozisyonlar ile Drogba'yı anımsatırken, Maicon da takımın yediği ikinci golde "berbat" bir çalım yemesine rağmen, saha içinde duruşu, defansta "ağır abi" tavırlarıyla Galatasaray'da formanın hakkını verecek oyunculardan biri.
Kuruluş amaçlarından biri "Türk olmayan takımları yenmek" olan Galatasaray, uzun zamandır bu gayesini gerçekleştiremiyor ve bu gece de kendi seviyesine hiç yaklaşamayacak bir takım karşısında aldığı mağlubiyetle tarihine kara bir leke daha sürdü. Igor Tudor maç sonu "Biz bu turu geçeceğiz" derken acaba yenilecek bir gol halinde rakibe dört gol atılması gerektiğinin farkında mı? Biz taraftar olarak "Galatasaray bitti demeden bitmez" diyoruz ve "Galatasaray'ın olduğu yerde umut vardır" diye önümüze hep ümitli ve hevesli bakıyoruz ama bu takımın başındakiler kulübün vizyonundan oldukça uzaktalar ve ne yaptıklarını bilmez halde camiayı uçuruma sürüklemekteler.
STAT: Jamtkraft Arena
HAKEMLER: Juan Martinez Munuera, Diego Barbero Sevilla, Cesar Manuel Noval Font, Mario Melero Lopez
ÖSTERSUNDS: Keita, Pettersson, Papagiannopoulos, Widgren, Mensiro, Mukiibi (Bergqvist 75), Sema (Somi 88), Bachirou, Nouri, Gero, Ghoddos (Hopcutt 80)
GALATASARAY: Muslera, Linnes, Ahmet, Maicon, Carole, Yasin, Tolga, Selçuk, Rodrigues, Gomis (Eren 69), Sinan (Emrah 87)
GOLLER: Ghoddos (68), Hopcutt (90+)
SARI KARTLAR: Gero (18), Pettersson (35) / Tolga (17), Yasin (90+4)
12 Temmuz 2017 Çarşamba
Golenzo Streetwear'den Yaz Ortası Sürprizleri
2014 senesinde "tribün modasını hayata taşı" diyerek "yeşil sahalara" ayak basan Golenzo Streetwear, bu yaz başı çıkarmış olduğu t-shirtler ve polo yaka t-shirtle taraftarın büyük beğenisini alırken, "yaz boyu yeni sürprizlere hazır olmamız gerektiğini" belirtmişti markanın ortaklarından Tugay. Bizler sıcakların rekor kırdığı günlerde serinleyecek yerler ararken, onlar boş durmamış, sözlerini gerçekleştirmek için çalışmış olmalılar ki, bu sabah instagram hesaplarına baktığımızda üç sürpriz ürünle "Günaydın" dediklerini gördük takipçilerine. Öncelikle taraftarların yorumlarda sürekli talep ettiği şapkayı üreterek, "bir hasreti sonlandırdılar". İlk aşamada sadece siyah renk olarak üretilecek ve nakış işleme ile "ultras" ibaresi olan şapka için ön siparişler alınmaya başlandı bile. Artık, "bucket hat" adı verilen balıkçı şapkalardadır sıra diye düşünüyoruz... Malum önümüzdeki sene Rusya'da Dünya Kupası var ve Ruslar bu tarz şapkayı çok sever, milli takımın peşinden gittiğimizde ortama uyum sağlamak lazım, değil mi?
Rusya demişken, yolculuk akla geliyor ve Golenzo'nun bu yaz en büyük sürprizi ve benzer taraftar malzemesi üretenlerden farkı çıkarmış olduğu iki adet "tarz" çanta. Golenzo Casual Spor Çanta tamamen deriden yapılmış ve taraftarın deplasman yolculuklarında yanından ayırmayacağı türden. İki t-shirt, bir blue-jean, atkı, varsa bez pankart ve fanzin ile kitapları attığın gibi çantaya, başlasın deplasman serüveni. Yeri gelmişken, sosyal mesaj da verelim: Kitap okuyun arkadaşlar, futbol edebiyatı okuyun, Eduardo Galeano'dan Gölgede ve Güneşte Futbol da okuyun, Simon Kuper'den Futbol Asla Sadece Futbol Değildir de okuyun, Tanıl Bora'dan futbola dair ne buluyorsanız okuyun, takımıza ait yazılmış kitapları okuyun...
Okuyun derken, Golenzo okullu takipçilerini de düşünmüş ve Ultras Sırt Çantasını da pazartesinden itibaren satışa sunacağını belirtmiş. Üniversiteyi bitireli çok oldu ama keşke bizim zamanımızda olsaydı böyle ürünler, kampüste konuştururduk tarzımızı, gösterirdik kimliğimizi: Taraftarız işte, armaya adanmış hayatımız, sefasını da çekeriz, cefasını...
Çantalar ne kadar hoşumuza gittiyse, Golenzo'nun kendine has çıkarmış olduğu "badge" de markanın mührü gibi olmuş. Tahminimiz odur ki, bundan sonra çıkarılacak polar, mont gibi ürünlerde bu "kol etiketini" bolca göreceğiz, görmeliyiz de zaten...
Bu yazıyı noktalarken, Golenzo'nun instagram hesabına baktığımda "taze taze" atkıların geleceğini de görmüş oldum. Dedik ya, "adamlar durmuyor, taraftar için üretiyor"... Enerjileri tükenmesin, ilhamları bol olsun...
9 Temmuz 2017 Pazar
Ümit Karan Malatyaspor'da
Yaz sezonun gelmesiyle takımlar kadrolarını yenileme çalışmalarını son hızla sürdürürken, Süper Lige yeni yükselen Yeni Malatyaspor, İrfan Buz'la devam etmeyip Ertuğrul Sağlam'ı takımın başına getirmişti. Onlar yeni hoca alacaklar da "hemşoları" boş mu duracak? Amerika'da yaşayan Malatyalı iş adamları tarafından kurulan ve Cosmopolitan 1. Liginde mücadele edecek olan Malatyaspor USA, takımın teknik direktörlüğüne Ümit Karan'ı getirdi. Futbolu Eskişehirspor'da bıraktıktan sonra kırmızı-siyahlı takımda sportif direktörlük yapan , sonrasında da Tepecikspor'da aynı görevde bulunan Ümit, ilk hocalık tecrübesini "düşler ülkesinde" yapacak. Konu ile ilgili görüşlerini dile getiren Malatyaspor USA başkanı Teoman Mutlu, hedeflerinin Amerika'da yer alan yetenekli Afrika ve Latin Amerika kökenli oyuncuları keşfedip, Türkiye Süper Ligine kazandırmak olduğunu, Ümit Karan'la birlikte gösterecekleri performansla Amerika MLS Ligine giriş hakkı elde etmeye çalışacaklarını belirtti.
7 Temmuz 2017 Cuma
Güle Güle Sabri Reis
O geldi, bu gitti derken, sessiz sedasız ayrıldı Sabri reis Galatasaray'dan. Eleştireni, saygısızca dalga geçeni çoktu, yetenekleri sınırlıydı ama bizden biriydi Sabri reis... Hırslıydı, arzuluydu, formasını terletmeden kenara geldiği maç hatırlamıyorum da, daha önemlisi Gayin Sinli armaya, parcalı formaya ters bakana haddini bildirmekte pek maharetliydi. Tabii bunları Opta'lardaki Transfermark'lardaki kuru istatistikler yazmaz. Varsın yazmasın, onun adı Galatasaray tarihine çoktan yazıldı bile... Yolun açık olsun Sabri Sarıoğlu... Nasılsa bir gün yine kesişecek yollarımız. O güne kadar güle güle...
6 Temmuz 2017 Perşembe
Maradona, Napoli Şehri Onursal Hemşehrisi Oldu
Ünlü Arjantinli futbol ilahı Diego Armando Maradona'nın Napoli aşkını bilmeyen yoktur, Napoli halkının da kendilerini iki defa İtalya şampiyonu yapmış "Tanrı'nın eli"ne sevgileri o kadar büyük ki İtalya 90 Dünya Kupası sırasında Maradona için Arjantin'i desteklemeleri hala aklımızda. Tabii arada karşılklı böyle büyük sevgi varken, şehrin belediye başkanı Luigi de Magistris, ünlü oyuncuya şehrin onursal hemşehrisi ünvanını vermiş. Kentin populer meydanında yer alan belediye binasında yapılan törende, şehrin simgesel anahtarını teslim alan Maradona, "Dünyada o kadar yer gezdim, kimse beni Napolililer kadar hoş karşılamadı, bu yüzden ben bu şehre ilk ayak bastığımdan beri kendimi sizlerden biri olarak gördüm" derken, De Magistris'e de teşekkür etmeyi unutmadı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





















































