22 Haziran 2011 Çarşamba

Gelelim Fasulyenin Faydalarına


Başlıkla çok alakasız bir giriş yapayım öncelikle.(gerçi yazı da öyle olacak) Bu TTNET denen kuruma önce lafım. Cuma akşamından beri kesik olan internetimi dün akşam üzeri geri getirmeyi başardılar. Fiber optik kablo muhabbetlerinin yapılmaya, reklamının çekilmeye başladığı dönemde bir internet bağlantısının 4 gün süre ile düzeltilememesi kadar saçma bir durum var mı acaba? Müşteri hizmetlerini arayıp kullanamadığım günlerin parasını iade edin o zaman dediğimde bizim öyle bir yetkimiz yok deyip sallıyorlar. Ulan 55 lira alırken güzel. Fiberoptik kablo reklamının paralarını neyden alıyorsunuz. Cem Yılmaz'a o paraları neyle ödüyorsunuz sanki. Ayrıca her yıldırım düştüğünde modem yanacaksa nasıl bir alt yapı var açıklamalılar. Hat geldi modem çalışmıyor diyorum. Cuma günü yakın yere yıldırım düştü modeminiz yanmıştır diyorlar. Gerçekten de yanmış ama bu nasıl bir alt yapıdır, nasıl bir hizmettir anlayamadım. Konuyu hukuki boyutlarda arayacağız artık. Blog okurlarının da bu konuda duyarlı olduğunu biliyorum. Haberi olsun böyle saçma durumlardan herkesin.
4 gün sanal alemden uzak kalınca tv'den takip ettik gündemi. Bildiğiniz gibi Fenerbahçe şampiyon oldu. Hakemler çok tartışıldı. Seri uzun uzadıya konuşuldu. Hem Fenerbahçe hem bizim takım transfere de hızlı girdi. Ardından bizim yapılanma olayı açığa çıktı. Yapılanma olayı adına daha sonra bir yazı yazacağım. Çünkü yemek daha pişme aşamasında. Ancak ortaya çıkan görüntü üzerine ilk sözüm Oktay Mahmuti'nin takımın başında kalması gereğidir. Taş yerinde ağırdır ve Galatasaray'ın bu sezonda kazandığı misyonu devam ettirecek tek kişi yine Oktay Hoca'nın kendisidir. Jure Zdovc çok kaliteli bir koç ama benim nacizane isteğim Oktay Mahmuti'nin devam etmesinden yanadır. Eğer Ceo koltuğuna oturur Zdovc getirilirse(ki 1-2 gün içinde kesinleşecek bu durum) zaten sezon değerlendirmesi ve gelecek başlıklı yaımızda yer alacaktır. Biz şimdilik transferlere ve final serisi sonrasına değinelim.

Final serisi belki de en istediğimiz ayrıca istemediğimiz şekilde bitti. İstediğimiz basitti: Seriyi bırakmamak ve son ana, hatta şampiyonluğa kadar gitmek. Seri başında zaten Fenerbahçe'nin zaten iyi bir kadro ve yapılanma olduğuna değinmiştik. Ayrıce onları saf dışı bırakabilecek noktaları da belirlemiştik. Ancak o noktalarda genelde kaybettiğimiz için seri 4-2 ile sonuçlandı. Fenerbahçe'yi tebrik ediyoruz. ama son yazımda da değinmiştim. Seri biteli neredeyse 1 hafta olmasına rağmen hala biz konuşuluyorsak bu serinin asıl kazananı biziz demektir. Ancak Şampiyon ibaresinin karşılığında Fenerbahçe yazıyor ve bize düşen onları alkışlamak.
Serinin bolca konuşulan bir diğer konusu hakemlerdi. Daha şimdiden yorumlarda size-bize muhabbetleri yapılıp çetereler tutulmuş. Konu hakemler olunca iş kısır döngüden öteye gidemiyor. Abdi İpekçi'deki maçlar baz alınmış ama ilk maçı kazanan biz olmamıza rağmen hakemlerden dert yanan ve canı acıyan bizdik. Serinin genelinde de bu böyleydi. Maçlar farklı bitince tabela zihniyetiyle hakemler konuşulmuyor. Zaten ben konuşulması taraftarı değilim. Basketbol, futboldan daha çok ayrıntısı olan bir spor. Anlık kararlar çoğu zaman maçın kaderini belirleyebiliyor. Mesela Jasikevicius'un kaşının açılmasında kasıtlı bir dirsek var mıydı onu göremedik. Belki de pozisyon içinde yaşanmış bir talihsizlik de olabilir. Ayrıca Ömer-Tutku gerginliğinde fitili yakan Ömer'in kendisiydi. Kasıtlı bir teknik faul aldı ki takımını gaza getirsin. Ama orada yanan Tutku oldu. Ancak Tutku ona kötü bir söz söyledi mi o da bilinmez. Tüm bunları düşünerek sağlıklı yorumlar yapabilmeliyiz. Gerçek şu ki bu final serisinde hakemler kötüydü. Özellikle sevgili Recep Ankaralı. Kendisi hakemlerin piridir. EuroLig 4'lü finalinden tutun, Avrupa ve dünya şampiyonaları dahil bir çok uluslar arası platformda bizi çok başarı ile temsil etmiştir. Dünyada ilk 10'a kesin girer kalitesiyle. Ancak formsuzluk her meslekte ve hayatın her aşamasında olan bir şeydir. Serinin bu denli değişken ve dinamik olması, atmosfer, mücadele, söylentiler vs vs. hepsinden etkilenmiş olabilir. Ancak Recep Ankaralı kalitesindeki bir hakemin bu acemiliklere düşmesi insanı bu tartışmalara sokuyor. Mutlaka kendini düzeltecektir. Benim yakından tanıdığım sevgili Erşan abi (Erşan Kartal)'nin de kötü yönettiği maçlar oldu. Kendisini tanımasam gerçekten kötü düşünebilirdim belki de. İşin özü; dediğim gibi bu bir kısır döngü ve hakemler hiçbir şartta taraftarı mutlu etmez. Ben mutlu olmadım takımım adıma verilen kararlardan, bu bir gerçek.

Transferler ise bütün bu konuşulanların üstünü örten, unutturan veya rafa kaldıran en ana etken ülkemizde. Galatasaray ortaya koyduğu bu harika görüntü üzerine önümüzdeki senenin çalışmlarına erken başladı. Gerçi erken sözcüğü yanlış. Çünkü sezon devam ederken yapılması gerekiyor sonraki sezonun planlaması. Öncelikle gidenlere değinelim. Gidenlerin içinde en şaşırdığım tabi ki Ermal Kurtoğlu. Evet anlaşması 1+1 yıllık idi ama takımı sahiplenişi, takıma katkısı, sistemdeki önemi ve işleyişi açısından önemli biriydi bizim için. Ayrıca kendisi Galatasaray formasını giymekten, taraftarın desteğini hissetmekten, sevdiği bir sistemde ve sevdiği bir koçla oynamaktan çok mutluydu. Tabi ki soru "ne oldu?" olacak. Sorunu cevabı yok gerçekten. Ermal yüksek bir bedel öneren Efes'e geri döndü. Hayırlı olsun ama en çok merak ettiğim şey "ne oldu?" sorusunun cevabı...

Ayrılan diğer isim "Rado" yani Radoslav Rancik oldu. Rado taraftarın gözdesiydi. 3'lü çektirmek bildiğiniz gibi onun göreviydi. Takıma katkısı gerçekten göz ardı edilecek cinste de değildi. Özellikle forma skandalı sonrası yaşanan süreçteki performansı, etkinliği ve duruşu muazzamdı. Final serisinde kendisini ne kadar aradığımız da ortada... Rado'nun gidişi tamamiyle teknik yönlerden. Bundan sonraki kariyerinde ben şahsım adına başarılar diliyorum.
Giden tarafında adı yazan son isim Jerry Johnson. Jerry'nin olmayacağı, tutmayacağı daha ilk günlerde belli olmuştu ancak akıllara zarar hızını kullandığı ve deliciliği ile takıma katkı verdiği her dakikada takıma çok katkısı oldu. En güzel performansını final serisine saklamış ama orada bile uzaya fırlatıldığı dakikalar ile ayaklarının yere bastığı dakikalar eşitti diye düşünüyorum.

Gelelim gelenlere... İlk söz Ender'in ve kendisini tanıtma gereği duymuyorum haliyle. Kariyerinin en olgun ve en başarıya ve basketbola aç döneminde takıma katılması kadar önemli bir durum yok. Jerry'nin hızına Ender'in aklı kesinlikle tercih sebebidir. Ender, sistem içinde de çok önemli bir parça olacaktır. Türkiyenin en iyi yerli oyun kurucusundan 2'sini kadroda bulundurmak kolay bir şey değil. Ender'in verdiği röportajlardan da ne kadar istekli olduğu görülüyor. Geride bıraktığımız sezonun devre arasında Tuncay Özilhan'a takılmıştı bize transferi. Kısmet bugüneymiş.

Furkan Aldemir resmi olarak açıklanmadı ama Sabri abi Karşıyaka'nın açıklamasını koymuş bloga ve en azından bir taraftan işin resmileştiğini göstermiş oldu bizlere. Furkan'da anlaştığını söylüyor. O zaman hayırlı olsun demek kalıyor bize. Geçtiğimiz yıl Oktay Mahmuti çok istemişti kendisini ancakKarşıyaka kulübü hiçbir oyuncusunu satmayacağını açıklamıştı. Furkan, 91 jenerasyonunun sunduğu cevherlerden biri basketbol adına. 2.10'luk boyu, fiziği, mücadeleci yapısı, ribaunt sezgisi, pota altı hakimiyeti ile şimdiden elit olacak seviyede. Kendini geliştirmesi gereken çok özelliği var.( özellikle şutu) Ama daha 20 yaşında olduğunu ve yolun başında olduğunu unutmamak lazım. Furkan'ın bir çok özelliği Mehmet okur'a çok benziyor. Mehmet Okur'un gelişimini takip edenler de bunu destekliyorlar. Dolayısıyla Furkan, Galatasaray'ın misyonu çerçevesinde kadroya katılması gereken çok önemli bir parçaydı ve bu parça da tabloya yerleştirilmiş oldu.

Son sözleri Cevher için söyleyelim. Cevher hem 3 hem 4 numara pozisyonlarında oynayabilen, güçlü, atletik ve son yıllarda kazandığı şutör sıfatıyla kendine çok önemli kariyer edinmiş bir oyuncu. Milli takımın da her zaman değişilmeyen isimlerinden. Ayrıca Beşiktaş'ta kaptanlığa kadar yükselip o yaşanan sıkıntılarda hep onurlu ve gurulu bir davranış sergilemesi bizim dinamiklerimiz açısından önemli argümanlar. Cevher, isim olarak Ender ve Furkan'ın gölgesinde kalsa da bu sezon yapılan en doğru hamle olarak bana göre kayatlara geçmeli. Çünkü uzun rotasyonunda üçlük tehdidi olan, sert, agresif ve bir o kadar da çalışkan başka bir tecrübe bulmanız imkansız...
( bu arada Luksa Andric sözleşmeyi uzatmış, yağılması çok önemli bir hamleydi. Hayılrı olsun...)

1 yorum:

Anonim dedi ki...

cevhere sevindim gerçekten uzun zamandır takip ediyorum kendisini

Blog Widget by LinkWithin