23 Mayıs 2013 Perşembe

Galatasaray:2-0:Trabzonspor

Göksel'in kartıyla maça gidince Göksel tarzı bol fotoğraflı bir maç analiz yazısı yazmak gerekir diye düşünerek ligin son maçını öyle yazmak istedim. Bu arada yazıyı daha pazar günü hazırladık da yayınlaması bugüne (Çarşamba) kaldı, blog takipçileri bağışlasınlar artık...


Federasyon mu, kulüpler mi, dört büyüklerin maçlarındaki "deplasman yasağına" kim karar veriyorsa, bu kararlarını bir kez daha gözden geçirmelerinde fayda var, ya da Galatasaray-Trabzonspor maçlarında iki tribün de takımlarını desteklesinler, ne olur ki? Cumartesi gecesi maç öncesi ve maç içinde çok sayıda bordo-mavi formalı taraftar sarı-kırmızılıların arasında yer alıyordu. Ne oldu? Kavga? Olay? Hiç biri. Dostça muhabbet edildi, tezahürat yapıldı kol kola...


Dostluk demişken, sadece tribünler değil, saha içindekiler de maç öncesi el ele tribünleri selamladılar ki, "sahalarımızda görmek istediğimiz" türden hareketlerdi. Futbolda şiddeti düzeltmeye karar vermiş!? medya nedense bu görüntüleri jet hızıyla geçerken, kendilerince yine polemik ve provakasyon yaratacak mevzular bulmaktan geri kalmadı: Seremoniye neden Fenerbahçe formalı çocuk çıkmadı?


Galatasaray kulübünü Fenerbahçe formalı bir çocuğa tahammül edememekle suçlayanların, Galatasaray taraftarının Burak Yıldırım için açtığı pankartı görmezden gelmeleri doğaldır. Hatta, Fenerbahçe'ye transfer olduktan sonra Emre Belözoğlu'nun CV'sinden Galatasaray'ı silen karşı yakanın kulübüne karşı, Galatasaray stadyuma astığı dev bayraklarda eski oyuncusunu onurlandırmıştır. Olsaydı kalplerde "art niyet" o isim 3-4 bayrakta yer almazdı, kesin...


Yüzlerce sayfalık iddanameler, ortaya dökülen tapeler, medyada yayınlanan fotoğraflar, mahkemenin vermiş olduğu kararlara rağmen, Federasyon Fenerbahçe'yi 2010-11 sezonun şampiyonu ilan ederken, tribünlerin şampiyonu Trabzonspor'du. Daha önce Bursa'da böyle bir pankart açılmıştı, cumartesi gecesi saat 19.05'te Arena'da da hak ettiği tacı elinden alınmış halkın sevgilisi kral gibi karşılandı Trabzonspor. 



Maçın puan olarak herhangi bir önemi olmamasına rağmen, iki takım da başlangıç düdüğü öncesi kümelendiler ve "galibiyet yemini "ettiler. Aslında, yemin yerine veda konuşması belki de daha doğru tabir olacaktır, zira dedik ya "unlar elenmiş, elekler asılmıştı"...

Riera'nın golü sonrası Muslera'nın bir kaleden ötekine yaptığı koşu görülmeye değerdi. Hatta, en çok sevinenin de Melo olduğunu belirtelim. Bu takım neden  iki sene ardı sıra şampiyon oluyor diye merak edenler, bu fotoya baksın dursun...


Sakatlık sonrası Melo, sahayı öyle bir terk etti ki, taraftara veda eder gibiydi. Zaman geçmeden bonservisi alınmalı Juventus'tan ve pitbull rahatça tatilini yapıp, hazır olarak katılmalı kampa zira bu takım için değeri tartışılmaz. Geçen seneki performansını aratan bir sezonun son çeyreğinde bir kımıldadı, Galatasaray Schalke, Real demeden galip geldi, şampiyonluğu kazandı içerde...

Kaç aydır U-20 Dünya Kupasının tanıtımı yapılıyor, bilet satışı teşvik edilmeye çalışılıyor ama anladığım kadarıyla bizim "futbolseverlerden" bu turnuvaya talep yok. ultras/Movement blog olarak biz de yukarıdaki afişi yayınlayarak destek olalım turnuvaya. Biletler hala indirimli olarak tff.org'da satılıyor, yapın programınızı, edinin bir kaç bilet, yazı futbolsuz geçirmeyin...


Maç sonu stadın her köşesinde meşale vardı, nasıl girdi, nasıl yakıldı, araştırmak bizim işimiz değil de, ilginç olan stada gelirken metro içinde 10 adımda bir seyyar satıcıların meşale satıyor oluşuydu. Bunları alenen satmak yasal mı değil mi,? Var mı bilen?

Kırmızı halı, podyum, kupa töreni, konfetiler... Bir hafta evvel hayatını kaybeden Fenerbahçe taraftarı ve Reyhanlı'da yaşamını yitiren vatandaşlarımız için abartılı şampiyonluk kutlaması yapmayacağını belirtmişti Galatasaray yönetimi, yapmadı da, sade ve şık bir tören yaptı. Ama işin arka planında "karıncalar" gibi zamanla yarışarak o podyumu hazırlayan "sarı t-shirtlü" arkadaşların hakkı teslim edilmeli, hem maddi hem manevi yönden. Onlar koşturdu, halı serdi, halı gerdi, podyum taşıdı, monte etti, vida taktı, ayar çekti, onlar çalıştı biz seyrederken yorulduk...

Kupalar hep saha içindekilere verilir de, Galatasaray'ın perde arkasındaki kahramanları-masör,tercüman,malzemeci,basın danışmanı,doktor,vb...- podyuma çıkartıp, taraftara alkışlatması oldukça şıktı... Fatih Terim'in olduğu yerde böyle güzellikler de oluyor, onu sadece kavgayla, tartışmayla itibarsızlaştırmaya çalışanlara hatırlatalım...

Ve şampiyon. Sevinmek en çok onların hakkı... Kutlu olsun... Seneye de dördüncü yıldız takarız umarım...



Stat: Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Arena
Hakemler: Hüseyin Göçek, Selçuk Kaya, Erdem Bayık
Galatasaray: Muslera, Eboue, Semih Kaya, Dany, Riera, Hamit Altıntop (Dk. 82 Umut Bulut), Selçuk İnan, Melo (Dk. 41 Amrabat), Emre Çolak, Burak Yılmaz, Drogba (Dk. 82 Elmander)
Trabzonspor: Tolga Zengin, Zeki Yavru, Giray Kaçar (Dk. 46 Cech), Mustafa Yumlu, Celustka, Aykut Akgün, Zokora, Adrian (Dk. 46 Olcan Adın), Sapara (Dk. 64 Soner Aydoğdu), Yasin Öztekin, Henrique
Goller: Dk. 34 Riera, Dk. 52 Burak Yılmaz (Galatasaray)
Sarı kartlar: Dk. 64 Zokora, Dk. 68 Cech, Dk. 84 Yasin Öztekin (Trabzonspor)

3 yorum:

Pedro Munitis dedi ki...

resimler güzel,yazı olmamış.Cık!!

Pedro Munitis dedi ki...

Resimler güzel,yazı tam olmamış.Cık!!

lorik başgan dedi ki...

trabzon'da öğrenciyim, sivas maçı sonrası, gömleğimin içindeki forma ve boynumdaki atkı yüzünden 40 kişinin saldırısına uğrayan 4 GALATASARAYLIdan biri olarak böyle güzel görüntülerin sadece istanbul'da olacağı inancındayım.. sonuç mu? vermemekte direndiğim atkı sağlam da, formamın arkası yok..

Blog Widget by LinkWithin