göçek sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster
göçek sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster

25 Ağustos 2021 Çarşamba

Galatasaray:2-1:Hatayspor



Geçen sene ligin kaderini etkileyen takımdı Hatayspor...

Birinci ligden Süper Lige çıkıp, oynadığı oyunla herkesi büyülerken, koca sezon yaptıklarını tek bir maçla yerle bir edivermişlerdi: Beşiktaş deplasmanında 7 gol yemenin açıklamasını hala yapamıyorlardır bile...

Beşiktaş'tan 7 gol yemekle kalmamış, Galatasaray'ı da 3-0la Hatay'dan yolculamışlar ve toplamda  siyah-beyazlılara Galatasaray karşısında +10 gibi müthiş bir averaj hediye etmişler ve Galatasaray da 2 golle şampiyonluğu kaçırmıştı...

İşte Galatasaray, pazartesi gecesi rüzgarlı bir Olimpiyat stadı atmosferinde bu Hatay'ı konuk etti. Galatasaray için Olimpiyat Stadı pek tatlı anılar barındırmıyor ama ne derler: "Denize düşen yılan sarılır". Yakında adı değişecek olan "Türk Telekom Arena" ya da bize göre "Ali Sami Yen"in çimleri yeni sezon yetişmeyince Başakşehir Fatih Terim Stadından sonra bir de İkitelli'ye düştü yollar...


Takım Danimarka'dan dönmüş, Marcao-Kerem kavgası hala akıllardan çıkmamış, başkan Burak Elmas TFF'nin Rizespor vasıtasıyla "aba altından sopa göstermesine" sessiz kalmayıp, "hodri meydan" demiş, taraftarlar da "Buraya stad yapanın" diye küfrede küfrede almışlardı tribünlerdeki yerlerini... Bunca olumsuzluk içinde ilk defa yan yana oynayan Luyindama ve Nelsson'un "ayaklarının kayması" da hiç yadırganacak bir talihsizlik değildi ve Galatasaray da Lobjanidze'nin golü ile yenik duruma düşüyordu, daha dakikalar üçü gösterirken... Geçen yıl Ankaragücü'nde, bu yıl Hatay'da, Galatasaray'a gol atmayı seviyor Gürcu oyuncu Saba...

Geçen sezon "Galatasaray geriye düştüğü maçları çeviremiyor" diye bir algı vardı ve bu anlayış gittikçe topçular üzerinde de baskı oluşturmuş, takım gol yediğinde krizlerin meydana gelmesine neden oluyordu. Hatay karşısında iki devrede de attığı gollerle bu algıyı ortadan kaldırdı Fatih Terim'in "genç" takımı...

Algı demişken "idmanlarda ayak tenisi oynuyor" denilen takım, 113 bin km ile dört büyükler arasında haftanın en fazla koşan takımıydı istatistiklere göre. Çıplak gözle de görülüyordu Galatasaraylıların hırs ve azimleri. Rakibe birinci bölgede baskı yapıp, bir çok top kazanırken, tek eksik meşin yuvarlağı kaleye sokmaktı. Köşe vuruşlarında da eski maçlara göre fark göze çarpıyordu, kaleyi tutmasa da yapılan ortaları rakipten çok sarı-kırmızılılar vuruyordu.


Geçen hafta Giresun'da Feghouli'ye "asistin asistini" yapan Taylan, bu kez de 45 metreye Kerem'e uzun attı, genç topçunun getirdiği topta Cicaldau, Romanya'da sıkça yaptığı ceza sahası içine koşularından birini yapıp, topu direğe nişanlarken, Feghouli kendi adına sezonun ilk golünü atıyordu. Gol güzeldi, mutluluk verdi de Taylan'ın pası hepsinden özeldi. İdolü "Gerrard" olan bir topçu bunları maç içinde daha çok tekrarlamalı...


İkinci devre de kaldığı yerden devam etti Galatasaray: Diagne'nin sırtı dönük oyunu, Taylan-Berkan'ın enerjisi, Boey'in "Ne ciğer var be arkadaş" denilen performansı ile rakip takımı iyice boğarken, tek eksik golün gelmemesiydi...

Ve dakikalar 66yı gösterirken Fatih Terim, van Aanholt, Berkan ve Cicaldau'nun yerine Babel, Ömer Bayram ve Emre Akbaba'yı saha sürerken inceden de olsa tribünden bir uğultu yükseldi... Futbolcu yuhalamak zaten kitabımızda yok da pandemi ile birlikte taraftarları saran bir hastalık da türedi: Futbolcuya karşı ön yargı. 

Youtube kanallarında, twitter hesaplarında "Ömer bayram maça girdiğinde televizyonu kapatırım" diyenler maalesef Ömer'in Feghouli'ye al da at pasını ve Ömer'in Luyindama'ya asistini kaçırdılar... Oyunun bitmesine 3-4 dakika kala Ömer önce taç çizgisi kenarında faulu aldı, golü getiren orta ile sarı-kırmızılı forma altında 21. asistini yaptı... 

Takıma yeni katılan oyuncuların ayaklarının tozuyla mucize yaratmalarını beklemek "komik ötesi" olur, o sebeple Nelsson'u da ilk maçtan ne yerer ne övmek isterim ama seyrettiğim kadarıyla ülkesinin vermiş olduğu karakteristik yapı olarak soğukkanlı ve basit oynamayı seven bir oyuncu. Ayrıca, "ayağı da temiz" ve pas alışverişinde pek sıkıntı yaşamıyor. Takıma gelen yeni topçuların ilk maçta gol atma alışkanlığı vardı, Danimarkalı da penaltı kazandırıyordu az kalsın ama hakem Hüseyin Göçek beyaz noktayı göstermeye cesaret edemedi maalesef...

Hüseyin Göçek demişken, iki sezon önce Konya maçında verdiği "alakasız" penaltı sonra Galatasaray maçı alamayan hakem ilginçtir federasyonla Galatasaray'ın arasının "limoni" olduğu bir dönemde maç yönetmek üzere görevlendirildi. Peki neler mi yaptı? Baskı altında olduğu o kadar belliydi ki, düdükleri tereddütlü çaldı, Nelsson'un düşürüldüğü pozisyonda penaltı vermeye cesaret edemedi. Bu arada iki haftada iki penaltı güme gitti... Bakalım bu seri ne kadar sürecek?



Stat: Atatürk Olimpiyat 

Hakemler: Hüseyin Göçek, Mustafa Emre Eyisoy, Mehmet Kısal  

Galatasaray: Muslera, Boey, Luyindama, Nelsson, Van Aanholt (Dk. 66 Ömer Bayram), Taylan Antalyalı, Berkan Kutlu (Dk. 66 Babel), Feghouli (Dk. 86 Barış Alper Yılmaz), Cicaldau (Dk. 66 Emre Akbaba), Kerem Aktürkoğlu (Dk. 77 Mustafa Muhammed), Diagne 

Atakaş Hatayspor: Munir, Kamil Ahmet Çörekçi, Falette, Fatih Kuruçuk, Adekugbe, Ribeiro (Dk. 46 Onur Ergün), Lobjanidze (Dk. 88 Sadık Baş), Boudjemaa, Diouf (Dk. 76 El Kaabi), Emre Çolak (Dk. 46 Traore), Saint Louis (Dk. 62 Kamara) 

Goller: Dk. 3 Lobjanidze (Atakaş Hatayspor), Dk. 30 Feghouli, Dk. 88 Luyindama (Galatasaray) 

Sarı kartlar: Dk. 2 Luyindama (Galatasaray), Dk. 23 Ribeiro, Dk. 84 Falette (Atakaş Hatayspor)


24 Şubat 2021 Çarşamba

Alanyaspor:0-1:Galatasaray


Türkiye Süper Ligi 26. Hafta
20.02.2021 / 19.00

" Bir tuzağı daha bertaraf etmenin mutluluğu içindeyim." diyordu maçın bitiminde sıcağı sıcağına Galatasaray teknik direktörü Fatih Terim. Normalde maçlar iki devre oynanırken, Alanya'da "üç devre" oynanan bir "oyun!" seyrederken futbolseverler, hoca da  maçın en çok konuşulan ikinci devresinden bahsediyordu. Peki neler olmuştu cumartesi gecesi Alanya Bahçeşehir Okulları Stadında?

Bu sezon, önce ligin ilk yarısında Ali Sami Yen'de, sonra da iki hafta evvel kupada yine İstanbul'da Galatasaray Çağdaş Atan'ın takımına mağlup olmuştu. İki karşılaşmada da deplasman ekibi birbirine benzer stratejiler ile saha çıkmış, özellikle ilk yarılar orta sahayı güçlü tutup, forvet oyuncuları ile de sarı-kırmızılı stoperlere hatta kalecilere baskı yaparak rakibini kilitlemesini bilmiş ve iki maçı da kazanmıştı. Aynı hatayı sürekli yapmak Fatih Terim gibi tecrübeli bir hocanın işi olmayacağı için, Galatasaray deplasmandaki maça çok daha farklı bir anlayışla çıkmıştı, Fatih Terim'in deyimiyle "oyun anlayışının dışına çıkan" bir Galatasaray vardı sahada. İstanbul'daki karlı havanın da idman yapmasını etkilemesi sebebiyle Antalya'da geçirilen kamp dönemi de topçuların maça konsantre olmaları konusunda oldukça büyük etken olmuştu. 


Alanyaspor'un hiç beklemediği şekilde Donk'un yerine fiziken güçlü Luyindama ile Babacar'ı marke eden Galatasaray'da, Yedlin de sağ beke görevlendirlmişti. Taylan ve Belhanda'nın yerine de Etebo ve Gedson ile orta sahaya fiziki dinamizm katılmış, cezası biten Arda da 96-2000 senesi Fatih Terim'inin saha içindeki Hagi'si olmuştu. Genç, dinamik ve güçlü oyuncularla oluşturulan kadro da ev sahibine beklemediği bir direnç göstermiş, onların rahatça top yapmalarını engellemiş ve Morafona'nın kalesinde tehlikeler yaratmıştı. Önce Mostafa Mohammed kendi gayreti ile kaptığı topla golü denemiş, meşin yuvarlak ev sahibi file bekçisinin bakışları arasında direğe çarpmış, çok geçmeden bu kez Mostafa Onyekuru'ya bir pas atmış, onun da ayak içi plasesi auta gitmişti. Bir başka atakta Fernades'in ortasında Onyekuru ofsaytta kalırken, ev sahibinin ilk tehlike atağında Salih'in vuruşu direkten dönüyordu. Salih ve arkadaşları "ahlar vahlar" içinde saç baş yolarken, Mostafa ve Onyekuru'nun savunmacılarını sağ kanada çekip, sol tarafı boşalttığı bir anda Yedlin "efsane" bir uzun pasla Emre Kılınç'ı kaleci ile karşı karşıya bırakıp, Galatasaray'ı öne geçiren golün asistini yapıyordu. Pozisyonların olduğu, zevkli bir mücadele seyretme hayali kurarken, haçın orta hakemi Zorbay Küçük ve VAR hakemi Emre Malok sahneye çıkıp, ilk devre bitti deyiverdi...


Evet, karşılaşmada kronometre 23. dakikayı gösterirken, Alanya ceza sahası içinde topu kontrol edip, dönmeye çalışan Onyekuru'ya Umut'un attığı tekmeyi herkes görürken, maçı yönetenler göremiyordu. Zorbay Küçük'ün gördüğünü düşünüyorum lakin VAR'dan uyarı gelmeyince o da pozisyonu devam ettiriverdi. "Aklımıza gelen, başımıza gelmez umarım" diye düşünürken, Babacar, Luyindama'nın kafasına tekme atıyor, sarı-kırmızılı stoper kanlar içinde yerde kalıyor ama maçı yöneten Zorbay Küçük "ağzını kapayıp, VAR ile bir şeyler konuştuktan" sonra Alanyalı futbolcuya sarı kart gösterip maçı devam ettiriyordu. Oysa ki Cüneyt Çakır'ın Beşiktaş-Galatasaray derbisinde Diagne'ye çıkardığı kırmızı kart hala akıllardaydı. Bunlarla bitecek miydi hakemlerin "şov"u? İlk devrenin bitmeye yaklaştığı dakikalarda Gedson Fernandes topu alıp, ani bir atağa kalkarken, Tzavellas'ın sağından atıp solundan geçme düşüncesindeydi ama nereden bilecekti rakibinin bir kaleci edasıyla topu elle keseceğini ve yan hakem ile dördüncü hakemin gözleri önündeki pozisyonda "üç maymunu" oynayacaklarını... Oysa bu iki arkadaş maçın ikinci 45 dakikasının başlarında Ömer'in eline çarpan topta Zorbay Küçük'ü büyük heyecanla uyarmışlardı.


Peki, Alanya-Galatasaray maçını yöneten hakemlerin böyle tereddütlü ve özellikle de Galatasaray aleyhine kararlar vermelerine ne sebep olmuştu? Hafta içi başta medya trolleri olmak üzere, Fenerbahçe sportif direktörü Emre Belezoğlu'nun Zorbay Küçük hakkında sarf ettiği sözler olabilir mi? Hatta aynı demeçler içinde Fenerbahçe-Göztepe maçını yönetecek Hüseyin Göçek ismi geçip, Hüseyin Göçek'in söz konusu maçta sergilediği "komik ötesi" yönetimi görünce neden olmasın diyebiliyoruz gönül rahatlığı ile.

İlk devrenin uzatma dakikaları biterken, Henry Onyekuru "iki adımdan" topu Morafona'nın koruduğu kalenin içine yollayabilse, Fatih Terim'in bahsettiği "tuzağı" çok daha erken bertaraf etmiş olacaktı Galatasaray ama maalesef olmadı...

Ve maçının "üçüncü bölümü" de Yedlin'in Davidson tarafından ceza sahasına girerken düşürülmesine hakemlerin tekrar sessiz kalması sonrası ev sahibinin kurduğu amansız baskı karşısında Galatasaray'lı oyuncuların yorgunlukla beraber skoru koruma iç güdüsü içinde savunma yapması ile başladı. "Topu rakibe vermek" diye bir deyim uyduruldu son yıllarda, zayıf takımların oyununu güzellemek için. Futbolda güçlü olan takım topu ayağında tutar, sağlı sollu paslarla rakibi ceza sahasına hapseder ve bir yolunu bulup, golü atar, Galatasaray'ın sürekli yaptığı gibi. Cumartesi gecesi Galatasaray karşısında çok konsantre ve hocalarının sezon boyunca oynattığı sistemi içelleştirmiş bir futbolcu topluluğu vardı ki, sarı-kırmızılılar ister istemez kapanıp, gol yememek için oynadılar.  Öncelikle ev sahibi takım halinde öyle istekli ve bilinçli oynarken, Galatasaraylılar da yine takım halinde hatasız savunma yapınca, iki teknik adam da kulübeye bakıp oyuncu değiştirme gereği duymadı. Fatih Terim son 10 dakikada Arda ve Emre Kılınç'ı yanına alıp, Taylan ve Kerem'i maça sokarken, Çağdaş Atan da gol ümidi olarak Kadzior ve Mustafa Pektemek'i sahaya sürdü. Fakat, kimi oyuna dahil ederse etsin Alanya kenar yönetimi "Galatasaray'ın Muslera'sı vardı", nam-ı diğer "haksız rekabet sahneye çıktı, bir çok pozisyonda soğukkanlılığı ile arkadaşlarına moral verirken, sadece elle değil, uzatma dakikalarında Pektemek'in kafa vuruşunu ayakla da çeliyordu ve oldukça kritik bir üç puanın kazanılırken "çorbada tuzu" da oluyordu.


Galatasaray
zorlu bir fikstür sürecini Alanya deplasmanında kazanılan üç puan ile sonlandırırken, önünde nispetten "zayıf" takımlarla yapacağı maçlara yelken açtı. Lakin, ligin ilk yarısında puan kaybettikleri maçlar da göz önüne alındığında rakibin adı ya da gücünden ziyade konsantrasyonun kaybedilmesi durumunda istenmeyen sonuçlarla noktalanabilir karşılaşmalar. Bunun yanında yine Alanya deplasmanında görüldü ki Galatasaray kalan haftalarda sadece saha içindeki rakiplerle değil, saha dışındakilerle de mücadele etmek zorunda kalacak ve bu mücadele Galatasaray'ın üç puan kazandığı her haftanın ardından daha da zorlaşacak... O halde, Fatih Terim'in bir sözüyle de bitirelim "Herkesin bir oyunu varsa, Allah'ın adaleti şaşmaz ve Allah her zaman iyilerin yanındadır."


Stat: Bahçeşehir Okulları 

Hakemler: Zorbay Küçük, Kerem Ersoy, İbrahim Çağlar Uyarcan 

Aytemiz Alanyaspor: Marafona, Tayfur Bingöl, Tzavellas, Caulker, Moubandja, Umut Güneş (Dk. 83 Kadzior), Berkan İsmail Kutlu, Salih Uçan (Dk. 90 Mustafa Pektemek), Efecan Karaca , Davidson, Babacar

Galatasaray: Muslera, Yedlin, Luyindama, Marcao, Ömer Bayram (Dk. 90 Donk), Etebo, Gedson Fernandes (Dk. 82 Linnes), Emre Kılınç (Dk. 79 Taylan Antalyalı), Arda Turan (Dk. 79 Kerem Aktürkoğlu), Onyekuru (Dk. 90 Babel), Mustafa Muhammed

Gol: Dk. 18 Emre Kılınç (Galatasaray)

Sarı kartlar: Dk. 33 Babacar, Dk. 59 Salih Uçan, Dk. 65 Tzavellas (Aytemiz Alanyaspor)

10 Ağustos 2019 Cumartesi

Akhisarspor:0-1:Galatasaray


Kupayla sezona başlamak da başka güzel oluyor...
Tadına varmak lazım...
Hele ki Lig Şampiyonluğunu kazanıp, Türkiye Kupasını da müzeye götürdükten sonra üçüncü kupayı almak, tarihte pek fazla rastlanamayacak ( ki Galatasaray bunu üçüncü defa başarıyor) bir duygu...
Kutlu olsun...

Aslında Süper Kupa, adı üstünde kupaların kupası, en büyük kupa, futbolcuların sezona ara verip, bazılarının henüz tatil dönüşü, bir çoğunun da kamplardan fiziki yüklenmelerinin en yoğun olduğu haftaların ardından yapılması kaanatimce kupanın değerini düşürüyor. Bir de bazen kupayı oynamaya hak kazanan teknik adamlar ya da topçular transfer sezonunda o takımdan gitmiş olup, maça çıkanlar bu  "lütfü" piyango misali elinde bulanlar oluyor. Oysa ki, liglerin sona erdiği haftanın hemen üç gün sonrası olan çarşamba "sıcağı sıcağına" Süper Kupa maçı yapılmış olsa, zevk ve heyecanı kat be kat fazla olur. Futbolcuların da oyuna odaklanmaları ve kondisyonlarının en tepe noktasında olacağı düşünüldüğünde, "çata çat" kıran kırana bir final izleyecektir tribündeki ve televizyon başındaki futbolseverler...


Süper Kupayla ilgili "görüş-eleştiri"miz bir kenarda dura dursun, Ankara'daki maçtan akılda kalanlara geçersek, Bordeaux ve Panathinaikos maçlarına göre çok "silik" bir oyunla kazandı Galatasaray, Süper Kupa'yı... Burada etken Fatih Terim'in saha kenarında olmayışı mı, yoksa rakibin küçümsendiği mi bilinmez de, büyük taraftar desteği ile çıktığı maçta sarı-kırmızılılar Akhisarspor kadar net pozisyon bulamadılar. Küme düşen Ege temsilcisi elindeki "kalbur üstü" topçuları yollamış ve Birinci Lige uygun bir kadro kurmuş ama 23. Şampiyonluğu hedefleyen ve Şampiyonlar Liginde özlediği başarıları tekrar yaşamak isteyen Galatasaray'a göre daha fazla arzuluydu. Galatasaray adına ilk devre biterken Belhanda'nın gol attığı ve sonraki dakikalarda gelen atakları dışında akılda kalan pozisyon neredeyse yok gibiydi. Tam tersi direkten auta giden Burhan Eşer'in kafa vuruşu, yine Burhan'ın kafasını Muslera'nın son anda çelmesi ve son dakikada genç oyuncu Bertuğ'nun boş kale yerine Yuto Nagatamo'nun topuğuna topu çarptırması yürekleri ağzımıza getirdi. Bizim kadar Fatih Terim de oyundan memnun kalmamış olacak ki, maçın son düdüğü ile birlikte yüzünde donuk bir ifadeyle oturduğu koltuğunda çakılı kaldı.


Peki, neydi yolunda gitmeyenler? Öncelikle savunmada oynayan Luyindama ve Marcao sanki hazırlık maçı oynarcasına "lakayit" bir tavır sergilediler. Özellikle Brezilyalı stoper neredeyse sahada hiç yoktu, rakibini kaçırdı, hatalı paslar attı ve de son dakika ceza sahası içinde en yapılmayacak olanı yaptı, topun auta çıkmasını beklerken "uyuyakaldı"... Dün de instagram hesabını hackletmiş Marcao... Yaşadığı bir sıkıntılar mı var acaba, kafasını işine mi veremiyor, derdi tasası neyse, umarım en yakın zamanda çözülür... Falcao transferi Galatasaray'ın gündemini bir aydır meşgül ediyor ve Kolombiyalı oyuncunun memlekete getirilmesi artık "namus meselesine" döndü. Fransızlar da bunu fırsata çevirip, bedavaya verecekleri oyuncuyu bonservisle satma derdindeler. Evet, Akhisar maçında görüldü ki takıma golcü şart, Falcao bu boşluğu dolduracak. Bu arada elde bir de Diagne var ama bu "sosyal medya ergenine" nasıl güvenip yola çıkacaksın ki? Kendisiyle birlikte Afrika Kupasında final oynayan Feghouli İstanbul'a dönüp, Süper Kupa maç kadrosunda kendisine yer bulurken, Diagne eşine Gucci'den hediyeler alıp, bunları sosyal medya hesabından paylaşmayı düşünüyor. İş ahlakı mı, iş ciddiyeti mi, ne dersen de, Diagne ile uzun yola çıkmak için insanın "sağlam deli" olması lazım...


Diyeceğim o ki, Falcao'ya odaklanmak iyi hoş ama esas sorunlardan biri Fernando'nun yerinin hala doldurulmuş olmadığı. Fatih Terim, Akhisar karşısında o bölgeye Jean Michael Seri'yi koydu ama Fil Dişili oyuncu "ben buraların yabancısıyım" der gibiydi. Görünen o ki, ligin başlamasına kadar 6 numaraya bir oyuncu gelmeyecek, o halde joker Donk ön liberoda görev alıp, Seri Selçuk'un yerinde orta sahada oynamalı Denizlispor deplasmanında. Kısa vadeli böyle bir çözüm belki de Fatih Hocanın da kafasında vardır da, Melo tipli "savaşan" bir oyuncu bulmalıyız transfer sezonu bitene kadar. Nainggolan gelseydi, Falcao'dan da daha yararlı olacaktı ama maalesef eşinin sağlık sorunları nedeniyle İtalya'dan ayrılmak istemedi.


Yenilerden Jimmy Durmaz ve Emre Mor kendilerine güvenen Fatih Terim'i hayal kırıklığına uğratmayacaklar gibi, Adem Büyük de keza öyle. Belki doğrudan ilk onbirde şans bulamayacaklar ama hoca maç esnasında arkasını dönüp kulübeye baktığında rahat bir nefes alacak, zira oyuna girdiklerinde her an maçın havasını da skorunu da değiştirebilecek yapıdalar. Babel için çok bir şeyler yazmaya gerek yok, Hollandalı futbolcu saha içindeki performansı kadar saha dışındaki "abilik" rolü ile de takıma büyük katkı sağlayacaktır.


Onyekuru'dan bahstmeden bitirmeyelim yazımızı. Ne alaka Henry Onyekuru diyenler olacaktır da, bu çocuk Galatasaray'ı "acayip" sevmiş. Kulübü Monaco ile anlaşıyor, bizim Henry sağlık kontrolüne gitmiyor. İnstagram hesabında fitness çalışması videosu paylaşıyor altında Galatasaray logolu eşofman. Ailesiyle fotoğraf paylaşıyor üstünde 22. Şampiyonluk T-Shirtü...  Kısaca Galatasaray'ı sevmiş, ikinci bir Denayer vakası yaşıyoruz bu günlerde. Bizim de ona ihtiyacımızın olduğunu Akhisar maçında gördük. Yeşil-siyahlı oyuncuların yaptığı atakta Muslera topu yakalıyor ve ani bir refleksle sol kanada degaj yapmak üzereyken, birden duruyor, zira orada alışık olduğu üzere savunma arkasına koşu yapan bir Onyekuru yok... Topu elinde tutuyor Muslera, takım arkadaşlarının yerlerine yerleşmesini bekliyor ve Marcao'ya yollayarak meşin yuvarlağı oyunu başlatıyor, tabii o zamana kadar rakip de pozisyonunu almış oluyor. Bruma, Rodrigues, Onyekuru ile atağa çabuk çıkan kanat oyuncuları ile hızlı oynamaya alışmıştık, şimdi o boşluğu kiminle dolduracağız, Emre Mor mu? Belki ama çok da emin değilim...


Saha içine konsantre oluyoruz, iğneyi başkasına çuvaldızı kendimize batırıyoruz ama bu senenin oldukça zor geçeceğini maçı yorumlayan Erman Toroğlu hiç çekinmeden dile getirdi: "Galatasaray lehine hata yaparsan kelleyi koparırız, Galatasaray aleyhine hata yaparsan devam" Maç içinde kendisine pek iş düşmediği için adı çok anılmasa da Halil Umut Meler'in Yuto Nagatomo'nun ceza sahası içinde düşürüldüğü ve net penaltı olan pozisyonda VAR'ın kararını bile beklemeden "oyna devam" demesi bu sene Galatasaray'ın başına geleceklerin ufak bir fragmanı mı yoksa? Bülent Yıldırım ve Serkan Çınar'ın klasman düşürülmesi ama Ali Palabıyık, Halis Özkahya ve Hüseyin Göçek'e dokunulmaması Erman Toroğlu'nu haklı çıkarmıyor mu?
Biz gereken tespitleri yapıyoruz, artık "aksiyon alma" işi yönetimde... Umarım şu Falcao transferi biter de, onlar da biraz bu işlere kafa yorarlar...

Bitirirken yazıyı, kupa tekrar hayırlı olsun...
Darısı önümüzdeki senelere...


STAT: Ankara Eryaman Stadyumu
HAKEMLER: Halil Umut Meler, Mustafa Emre Eyisoy, Kerem Ersoy, Arda Kardeşler
VAR HAKEMLERİ: Abdulkadir Bitigen, Ali Şansalan, Bahattin Duran
AKHİSARSPOR: Gökhan Değirmenci, Vrsajevic, Cocalic, Rotman, Aykut Çeviker (Ahmet 81’) , Tolga Ünlü, Alperen Babacan, Burhan Eşer (Onur 64’), Kadir Keleş, Bjarnason, Erhan Çelenk (Bertuğ 70’)
GALATASARAY: Muslera, Mariano, Luyindama, Marcao, Nagatomo, Selçuk, Seri, Jimmy (Feghouli 81’), Belhanda (Donk 90+1’) Adem (Emre Mor 72’), Babel
GOL: Belhanda (39’)
SARI KARTLAR: Bjarnason (34’), Tolga (56’), Mariano (66’), Belhanda (66’)

3 Aralık 2018 Pazartesi

Beşiktaş:1-0:Galatasaray


"Türkiye'de futbol Galatasaray'a karşı oynanan bir oyundur" diyordu ya Harry Kewell, ne yalan söyleyelim memleket hakemleri her hafta Oz Büyücüsünü haklı çıkarmak için ellerinden gelenleri ardına koymuyorlar.
Bu hafta Galatasaray'a "çakma" sırası Cüneyt Çakır'daydı...
Fırat Aydınus, Halis Özkahya ve Hüseyin Göçek derken, "senaryonun" esas oğlanı Cüneyt Çakır'ı unutmuştuk da,  o hiç vakit kaybetmeden kendisini hatırlatmayı bildi İnönü'de dün geceki derbide.
39 bin seyircinin seyrettiği maçtan bir gün önce 40 bin 500 Galatasaray taraftarı bilet ücreti ödeyip dünyada bir rekor kırarak takımın idmanını seyretmiş ve "Biz yakarsak söndüremezler" diyerek  Ali Sami Yen'i "Cehenneme" cevirmiş, futbolculara ve Fatih Terim'e "Yenilsen de yensen de taraftarın senle" mesajı vermişti...
Sadece Sami Yen'de değildi sarı-kırmızılı taraftarlar,Taksim'de toplanmış, Gümüşsuyu'ndan aşağı salınmış ve Vodafone Park'ta da kendilerine ayrılan yeri doldurmuş, "İnönü deplasman sayılmaz" tezahüratını ev sahibi taraftarlara dinletiyordu...



Sakatlar, cezalılar az değildi, geçen hafta da haksız bir penaltı sonrası öfkesine hakim olamayan Serdar Aziz de "yoklar" listesine adını yazdırınca, Fatih Terim stoper kontenjanından Ahmet Çalık'ı eklemişti "zoraki" üçlü defansta Maicon ve Ozan'ın yanına. Onların sağını ve solunu da Yuto ve Mariano ile takviye etmişti. Fernando takımın lideri olacak, Selçuk ve Feghouli de orta sahada oyun kuracak, Eren indirecek, Onyekuru vuracaktı ya da Onyekuru ortalayacak Eren gol atacaktı... Elde avuçta ne kaldıysa, onlarla en iyisini yapmayı hedeflemişti maçtan önce Fatih hoca, "Çıkın ve Galatasaray'ın ne olduğunu gösterin" demişti belki de takımına...

Karşı kulübede Fatih Terim olmayınca Şenol Güneş de, Cüneyt Çakır da pek rahattı... İç sahada oynayınca Beşiktaşlılar da arkalarında taraftar desteği ile baskılı ve coşkulu başladılar da, daha 7. dakikada, yazıyla "yedinci" dakika, Galatasaray'ın gelişen kontra atağında Vida eliyle topu çeldi ve hakem sadece düdük çalmakla yetindi. Ümit vaad eden atakmış, elle bilerek oynamaymış, sarı kartmış hepsi unutuldu gitti... Yayıncı kuruluş da pozisyonu tekrar gösterme zahmetinde bile bulunmadı...
Her şeye rağmen iyi niyetle, adalet içinde bir maç oynamayı bekliyorduk da, safmışız, temiz kalpliymişiz... Haddimizi bildirdi Cüneyt Çakır... Bu sezon Galatasaray üzerine kurgulanan bir senaryo vardı, roller dağıtılmıştı ve herkes üzerine düşeni yapacaktı... Polyanacılıktan daha on dakika olmadan uyanmıştık...

Beşiktaş hem ev sahibi olmanın, hem de hakemin kollamasıyla Galatasaray'ı baskı altına almaya çalışıyor ama öyle "ah vah" dedirtecek pozisyon bulamazken, Cüneyt Çakır yine sahneye çıkıyor ve Ozan'ın nizami olarak ayakla müdahale alanındaki topa kafa uzatan Mustafa'nın pozisyonda "endirek" serbest vuruş veriyor, ardından da barajdaki Eren'in eline çarpan topta VAR'ın uyarısıyla penaltı noktasını gösteriyordu...


Beşiktaş öne geçmişti de Galatasaray yine oynamaya çalışıyor ama dedik ya, rakip bir değildi ki, yardımcı hakemler de ev sahibine "yardım" etme yarışındaydı. Sarı-kırmızılıların ataklarında pozisyonların bitmesi beklenmeden "yan hakem" çart diye bayrağı kaldırıyor ve Cüneyt Çakır düdüğünü üfleyerek pozisyonu bitiriyordu. "Aman gol mol olur da, başımız belaya girmesin" der gibi... Oysa sezon öncesi VAR uygulması devreye girerken, tereddütlü pozisyonlarda bayrak kalkmaz ve beklenilir denilmişti ama... Ama işte...


Tüm bunlara rağmen Galatasaray yine oyunda hakimiyeti sağlıyor, sağlı sollu kornerlerle Karius'un kalesini ablukaya alıyor, futbolun ilahları Ozan'a "daha gençsin, gol sevinci için biraz daha bekle" diyor, topu direğe nişanlıyorlar. Pes etmiyor Galatasaray, gol için yine de geliyor da el ile oynamak ev sahibine nasılsa serbest, Vida'nın kolu açıkken çarpan topta, VAR'a bakarak  hakem penaltı yok diyor... Bizler televizyondan başında, tribündeki sarı kırmızılı taraftarlar yine ümitlenirken, Muslera maçın özetini elleriyle anlatıyor: "VAR'a bakacak ve yine penaltı vermeyecek"..




Kızıyoruz, küfrediyoruz, lanet ediyoruz da, oynanacak bir ikinci devre daha var.. Futbolculuk da zor iş... Bizim öfkeden elimiz ayağımız tutmazken, onlar sahaya çıkıp, sonu belli bu senaryonun içinde 45 dakika daha mücadele edecekler... Ediyorlar da, hem de ellerinden gelenin en iyisini yapıyorlar... "Her türlü desteği" arkasına alan ev sahibini kendi yarı sahalarına hapsediyorlar, önce beraberlik, sonra galibiyet istiyorlar da beklenen gol bir türlü gelmiyor.


Fernando vuruyor top Karius'ta kalıyor, Necip Onyekuru'yu yaka paça düşürüyor, hakem VAR'a bakıp penaltı kararını iptal edeceğini bilerek penaltı noktasını gösteriyor da artık ne bizler ümitleniyoruz, ne de sahadakiler Galatasaray lehine bir karar bekliyor... "Onyekuru elle oynadı" diye işaret ediyor ya Cüneyt, "evet oynadı da, ondan önceki Necip'in formayı çekmesi ve ayakla çelmesi ne olacak" diye sorsak, cevap verir mi? Vermez... Çekme demişken, Lens'in Linnes'i formadan çekmesi ceza sahası dışında olunca "çart" diye düdük çalıyor ve 30 saniye boyunca gösteriyor hareketi maçın hakemi... Ama pozisyon, ceza sahasında olunca "görmedim, duymadım"...

Ve bu kirli oyuna sinkaflı bir küfür yapıştırma şansı önce Ömer Bayram'a geliyor, Kayseri deplasmanındakine benzer bir pozisyonda yine Allah'a sığınarak voleyi çakıyor Ömer de top auta gidiyor... "Ah ulan" diyoruz, "bu gol sadece Beşiktaş kalesine girmeyecekti ki..." derken, Feghouli'nin şutunda son 15 dakika forvet oynayan ve tüm hava toplarını kazanan Maicon'a gelen topu, Brezilyalı topukla kaleye yolluyor da, top Karius'un bakışları arasında auta çıkıyor... Bu daha fena "girecekti" kaleye...

Galatasaray taraftarı coşuyor deplasmanda, ev sahibi tribünler biraz ıslık, biraz tırnak yiyerek dakika sayıyor,  Beşiktaş takımı tüm hatlarıyla savunma yapıyor ve kontra ataklarla farkı ikiye çıkarmaya çalışıyor... Caner atamıyor, Quaresma atamıyor ve Maicon'un indirdiği topta Eren ceza sahası önünde düşürülünce hakem serbest vuruş çalıyor. Şans bir kez daha yüzümüze gülüyor da, oradan Sneijder atardı, eski Selçuk atardı, belki Emre Akbaba atacak ama  Maicon kaleye biraz daha uzaktan atar. Brezilyalı'nın topu geriye çekmesine izin vermeden hakem spreyle çizgiyi çekiyor ve Maicon'un vuruşunda topun yüksekten aşağı düşme mesafesi yeterli olmuyor ve meşin yuvarlak auta çıkarken, Cüneyt Çakır son düdüğü çalıyor...

Galatasaray'a karşı kurgulanan bu senaryonun yönetmenleri ve aktörleri bu "kirli oyunun" sonunda bizi üzeceklerini, bezdireceklerini, yıldıracaklarını düşünüyorlar ya, fena halde yanılıyorlar...
Galatasaray öyle bir takım ki, ezmeye çalıştıkça daha güçleniyor, üstüne geldikçe daha da kenetleniyor...
Komik olan şu ki, bunu hala anlayamadılar...
"Cim bom bomun sen çok yaşa, canım feda olsun sana" boşa mı diyoruz...
Sen çok yaşa Cim Bom, sen çok yaşa...





STAT: Vodafone Park
HAKEMLER: Cüneyt Çakır, Tarık Ongun, Bahattin Duran, Koray Gençerler
VAR HAKEMLERİ: Mete Kalkavan, Alper Ulusoy, Mustafa Emre Eyisoy
BEŞİKTAŞ: Karius, Adriano, Necip, Vida, Caner, Medel (Lens 70’), Dorukhan, Quaresma, Ljajic, Mustafa (Love 81’), Güven (Hutchinson 46’)
GALATASARAY: Muslera, Mariano (Linnes 79’), Ozan, Ahmet, Maicon, Nagatomo, Fernando, Selçuk (Muğdat 74’), Feghouli, Onyekuru (Ömer 83’), Eren
GOL: Ljajic (18’)
SARI KARTLAR: Eren (17’), Fernando (40’), Medel (40’), Selçuk (42’), Mariano (45+’), Adriano (52’), Ljajic (86’), Karius (90+’)

29 Kasım 2018 Perşembe

Hüseyin Göçekseverler Derneği


Galatasaray başkanı Mustafa Cengiz'in geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada "düdüğü asmasını" istediği Hüseyin Göçek, Halis Özkahya ve Fırat Aydunus'tan Hüseyin Göçek ve Halis Özkahya'nın Merkez Hakem Kurulu tarafından "ikinci bir değerlendirmeye kadar" dinlendirilmesi kararının ardından Kulüpler Birliğinde bulunan Galatasaray dışındaki 17 takım başkanı bir deklarasyon imzalayarak bu iki hakeme sahip çıktıklarını belirtmişler.
Halis Özkahya'da çok canlar yakmıştı da özellikle Hüseyin Göçek'i bu kadar seven kulüp başkanlarını görünce, googlea "Hüseyin Göçek Tepki" yazdım ve bakın karşıma neler çıktı:



Kendi canları yandığında Hüseyin Göçek'ten her şekilde şikayetçi olan, maçlarına istemeyen, "şehirlerine sokmayanlar", söz konusu Galatasaray olunca birden hak hukuk unutup "Hüseyin Göçekseverler Derneğine" dönüşüvermişler... İlginç değil mi?

24 Kasım 2018 Cumartesi

Galatasaray:1-1:Konyaspor


Başım ağrıyor, başım...
Hem de fena halde ağrıyor, ha çatladı, ha çatlayacak...
Sanki dün gece koca bir rakı bitirmişçesine...
Ama içmedim ki dün gece...
Maç izledim...
Galatasaray, Konyaspor maçını seyrettim...
Sami Yen'de oynuyordu Galatasaray, taraftarıyla kenetlenmiş bir Galatasaray vardı...
Bir çok sakata, cezalıya, başında hocası olmamasına rağmen fena bir oyun da oynamıyordu...
Az da not tutmamıştım hani maça dair: Fernando'nun ilk dakikalarda şutunu, Onyekuru'nun Ömer Bayram'ın ortasında kafa ıskasını, Galatasaray'ın oyuna hükmedişini, 3-5-2'nin Galatasaray'a ne kadar da yakıştığını, Aykut Kocaman'ın yine "korkak" oyununu, Ozan'ın gelişimini yazacaktım...

Eduardo Galeano'nun öykü kitabına da başlamıştım bu hafta, oradan güzel alıntılar yapacaktım maç yazımın içinde...
Ama şimdi yazamıyorum...
Başım ağrıyor...

Gözlerimi kapadıkça Serdar Aziz'in kayarak topa müdahalesini ve hakemin penaltı çalmasını görüyorum...
Küfrediyorum, lanet ediyorum ama çıkmıyor aklımdan...

Serdar Aziz rakibine dokunmadan topa müdahale ediyor ve hakem penaltı noktasını gösteriyor...

Yine o lanet pozisyon... Yine geldi gözümün önüne...

İtiraz ediyor topçular, Mariano VAR'a bak diyor, yabancı dili yoksa hakemin diye eliyle VAR işareti yapıyor ama Hüseyin Göçek pozisyona bakmıyor bile...
Ne konuşuyor, ne söylüyor belli değil ama pozisyonun tekrarına bile bakmadan penaltıyı kullandırıyor...

Shakespeare'in "to be or not to be" deyişi gibi yenmek ya da yenilmek değil mesele...
Haksızlığa isyanım...
Sinirim buna...

Hakem de insan, tabii ki hata yapacak... Video Yardımcı Hakem bu hataları önlemek için getirildi... Görüntüyü ekranda izleyip, hatandan dönebilirsin... Oyuna daha fazla adalet getirmesi için uygulanmaya kondu VAR sistemi...

Peki, sen bir futbolcunun senin üstüne top fırlatacak kadar öfkelendiği pozisyonu neden izlemezsin?
Cevabı az buçuk tahmin ediyorum...
Öfkem buna...

En fatanatik Fenerbahçeli Rıdvan Dilmen'den tutun da, Fatih Terim'i sevmeyen Ahmet Çakar'a...
Erman Toroğlu'ndan Önder Özen'e...
Ali Ece'sinden Mehmet Demirkol'una...
Herkesin "böyle penaltı olmaz" dediği yerde biri saha içinde Hüseyin Göçek, öbürü VAR odasında Halis Özkahya nasıl ve neden penaltı kararında birleşebiliyorlar...

Amaç ne?
Oyun ne?
Operasyon kime?

Bugüne kadar böyle söylemlere tüm yüreğimle inanmazdım, güler geçerdim,  taraftarın öfkesini dindirmek için ortaya attığı "komplo teorileri" olduğunu düşünürdüm de...

Dün gece bardak taştı...
Dün gece Galatasaray'a ve Fatih Terim'e operasyon yapıldığı o kadar açık seçik ortaya çıktı ki...

Başakşehir mi şampiyon yapılmak isteniyor?
Fatih Terim'e karşı davayı kaybeden Federasyon hocadan intikam mı almak istiyor?

Hüseyin Göçek "sağ olsun" tüm soruların cevabını verdi...

Lig TV, Bein Sport olmadan aramızdaki ilişkiyi sonlandırmıştım...
E-Bilet çıktığından beri kendimce protestomu yapıp, maçlara da gitmiyorum...
Bu kirli düzenin parçası olmamaya çalışıyorum...
Hasretimi içime atıp, kahveden oradan buradan takip ediyorum Galatasaray'ımı da...

Sevdiğime uzaktan yapılan "kahpece" saldırılar, fena halde kalbimi sızlatıyorum... Kafamı bozuyor...

"Oyun abi bu, kafanı bu kadar takma" diyenler olacaktır da, oyun oyun olmaktan çıktı artık...
Öfkem buna...
"Güzel oyunu" fena halde kirlettiler...
"Hayat fena halde futbola benzer" diyoruz ya...
Hayatımızın da içine ettiler, futbolumuzun da...

Sinirim buna...
Öfkem buna...
Benim bu baş ağrım sanırım daha geçmeyecek...



STAT: Ali Sami Yen
HAKEMLER: Hüseyin Göçek, Mehmet Cem Hanoğlu, Erdem Bayık
GALATASARAY: Muslera, Ozan Kabak, Maicon, Serdar Aziz, Mariano, Fernando (Dk. 81 Celil Yüksel), Selçuk İnan (Dk. 67 Muğdat Çelik), Ömer Bayram, Feghouli, Onyekuru, Eren Derdiyok
ATİKER KONYASPOR: Serkan Kırıntılı, Skubic, Fallou Diagne, Uğur Demirok, Ferhat Öztorun (Dk. 80 Hadziahmetovic), Jonsson (Dk. 72 Fofana), Jevtovic, Ömer Ali Şahiner, Traore, Milosevic, Jahovic (Dk. 72 Yatabare)
GOLLER: Dk. 69 Uğur Demirok (Kendi kalesine) (Galatasaray), Dk. 90 Skubic (Penaltıdan) (Atiker Konyaspor)
KIRMIZI KART: Dk. 87 Serdar Aziz (Galatasaray)
SARI KARTLAR: Dk. 48 Ozan Kabak (Galatasaray), Dk. 57 Traore, Dk. 90+3 Serkan Kırıntılı, Dk. 90+5 Hadziahmetovic (Atiker Konyaspor)

30 Eylül 2018 Pazar

Galatasaray:1-0:Erzurumspor


"Her şeye rağmen cuma gününde alınan 3 puan iyidir." diyordu Fatih Terim, 1-0 kazanılan Erzurumspor karşılaşmasından sonra.
Peki, neydi bu "her şeye rağmen"?

Ligde oynadığı karşılaşmalarda sadece iki beraberlik alabilmiş ve hocasını Galatasaray maçı öncesi göndermiş olan "Dadaşlar"ın İstanbul'da Galatasaray'a kafa tutacaklarına kimse ihtimal vermiyordu. Öyle de oldu, hakemin ilk düdüğü ile beraber geri çekildiler, Galatasaray'lı topçular kendi evlerinde her zaman yaptığı gibi "horozlandılar" ve baskıyı kurdular. Hatta öyle bir baskı ki, geçen sezondan ağzımızda tadı kalan ve bu sene Ali Sami Yen'de pek yapamadıkları rakibi sağdan soldan kapatıp, boğma eylemini gerçekleştirdiler. Tarafın da desteğini arkasına alıp, ilk düdükle birlikte Galatasaraylıların "baskınına" maruz kalacağını elbette bekliyordu mavi-beyazlı topçular da bu kadarı fazla geldi, şaşkına döndüler, ayağına gelen topları rakiplerine verdiler, oyun kuramadılar, adeta amatör bir takım görüntüsü sergilediler.


O anlarda Galatasaraylılar ne mi yaptılar? Maicon'un ilk dakikada direkten dönen vuruşu hariç, geçen haftadan kalan "Laubali, la la laubali" şarkısını söylemeye devam ettiler. Özellikle Garry Rodrigues'in Brumalaştığı ve mahalle maçlarındaki bencil veletler misali "top benim istediğime atarım, istediğime atmam" dercesine pas tercihleri Erzurumspor'un oyunda tuttu. Sadece Garry değildi tabii Erzurumspor kalecisi Sehiç'i "yıldız" yapan, Donk'un Hagivari pasında N'Diaye'nin top kontrolünde beceriksizliği, Emre Akbaba'nın cılız vuruşları da Bosnalı kaleciyi ön plana çıkardı...

Galatasaray aradığı golü bulamıyordu, ciddiyetsiz oynuyordu da, bu onların sorunuydu. Yakasındaki FIFA kokartının söküleceği de hakem Alper Ulusoy'un sorunudur, Galatasaray'ın değil. Hakem işini yapmalıydı, gördüğünü çalmalı, duyduğunu uygulamalıydı ama Alper Ulusoy ceza sahası içinde Garry Rodrigues'in çekilmesini gördü, VAR'dan uyarıyı da aldı ama penaltı noktasını işaret edemedi. Çok ilginç değil mi? Eskiden "hakem görmedi" denir paçayı kurtarırdı hakemler de, şimdi Video Hakem Uygulaması ile bizlerin televizyondan gördüğünü, 5-6 ekranın karşısında oturan VAR hakemleri de görüyor ama yine yanlış kararlar veriliyor... Kafamızda binbir tilki ile maça çıkıp, yüreğimizde korkularla maç yönetince, adil oyun için teknoloji de fayda etmiyor. Sonra neden bize Avrupa Şampiyonası vermiyorlar diye üzülüyoruz. Vermezler arkadaşım, vermezler...


Galatasaray "kilidi açacak" golü bulamayınca Erzurumspor'a da bir heves geldi, hem savunmada dirençlendiler, hem de ufak ufak Muslera'nın kalesine gitmeye çabaladılar ilk devrenin sonlarına doğru. Soyunma odasının sihrini bekledik de, değişen bir şey yoktu ikinci yarıda da. Eren'le ve N'Diaye ile yine kaleci çalıştırmaya devam ediyordu sarı-kırmızılı topçular da, Fatih Terim Emre Akbaba'nın ilk devre sakatlanarak oyundan çıkması sonrası yapması gereken hamleyi yaptı: Donk'u kenara alıp Onyekuru'yu da oyuna soktu, Feghouli de 10 numara pozisyonuna geçti. Hal böyle olunca da Galatasaray tekrar baskıyı kurdu, topu daha hızlı dolaştırdı ve kazanılan korner atışında Maicon bu sezonki ilk golünü attı. Golde sol bek olmasına rağmen sağ kanattan ortayı yapan "Galatasaray'ın çocuğu" Ömer'in de hakkını teslim edelim. Yuto'yu dinlendirmek için bu sezon ilk defa çocukluk sevdası parçalı formayı giyen Ömer, bindirmeleriyle, enerjisi ve çalışkanlığı ile beğeni toplasa da, çoğu ortasının rakip savunmaların kafasına isabet etmesi "zaafını" geliştirmeli formayı Yuto'dan almak için.


Sadece Galatasaray'ı rahatlatmadı Brezilyalı savunmacı Maıcon, oyunun son dakikalarında "Ha bir sıfır olmuş, ha iki sıfır, ama atarsam puan alırım" düşüncesi ile Galatasaray kalesine cesurca gelen Erzurumspor'lulara geçt vermedi, maçın da yıldızı oldu...

Yazının başında hocanın sarf ettiği "her şeye rağmen" sözünü kısaca özetlersek:
-Galatasaraylı futbolcuların kafalarının Porto maçında olup, ciddiyetsiz oyununa,
-Emre Akbaba'nın ilk yarıda sakatlanmasına,
-Hakemin tartışmasız penaltı olacak pozisyona devam kararı vermesine,
-Milyon euroluk Feghouli'nin sahada "sağlıklı yaşam için spor yapmasına"
rağmen maç kazanılıyorsa, sevinmek lazım...


Bir zamanlar e-bilet yoktu, biz de giderdik maçlara, iç saha deplasman fark etmez değil, deplasmana daha bir istekle giderdik. O vakitler de dışarıda kaybederdi Galatasaray, hem de felaket oyunlar da oynardı. "Ulan bi' daha gelmeyeceğim" diye oflayan puffayanlara "Lan oğlum, hadi Ali'ye küstün, Veli'ye küstün anlarım da Galatasaray'a nasıl küseceksin?" diyen Alpaslan abimiz vardı. On yıldır da yok... Kahrolsun kara Eylül diyoruz hep o vahim kazayı hatırladıkça. Alpaslan Abi şimdi bizi Metin Oktay'la Ali Sami Yen'le Karıncazmez Şevki'yle yan yana cennetten izliyor da, onun öğretisini devam ettiriyor Galatasaray tribünleri, ultrAslan'ın üniversiteli gençleri. Geçen pazar hiç beklenmedik bir Akhisar yenilgisi sonrası yine hayıflanmalar, küfürler havada uçuşmuştur Akhisar deplasman tribününde de, cumaymış, iş günüymüş, İstanbul trafiğimiş, soğukmuş demeden Ali Sami Yen'i dolduran yine aynı arma sevdalılarıydı...  Hem de bu kez sadece Alpaslan abilerine selam çakmadılar yaptıkları pankartlarla, Çorlu'da meydana gelen tren kazasında hayatını kaybeden Galatasaray aşığı "Büyük kaptan Oğuz Arda Sel"e de selam yolladılar.


Son söz teşekkürler Dadaşlar... Sami Yen'e gelen bazı "vefasız" ve saygısız taraftarlar gibi Galatasaray'ın değerlerine küfür etmek yerine "Alpaslan ölmedi kalbimizde yaşıyor" tezahüratı ile tribün koşturanların tribün emekçisine verdiği değeri gösterdiğiniz için...


STAT: Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Stadyumu
HAKEMLER: Alper Ulusoy, Mustafa Emre Eyisoy, Volkan Ahmet Narinç, Mustafa Öğretmenoğlu
VAR HAKEMLERİ: Hüseyin Göçek, Ali Şansalan
GALATASARAY: Muslera, Mariano, Maicon, Serdar, Ömer, Donk (Onyekuru 65’), Feghouli (Yunus 83’), Badou, Emre (Fernando 38’), Rodrigues, Eren
BB ERZURUMSPOR: Sehic, Auremir,Acka, Lokman, Schwechlen, Kone, Scuk, Sunu (Erhan 70’), İbrahim (Taylan 74’), Emrah (Osman 89’), Munsy 
GOL: Maicon (74’)
SARI KARTLAR: Ömer (45’), Kone (49’), Lokman (62’), Fernando (71’), Mariano (90’)

Blog Widget by LinkWithin