22 Mayıs 2018 Salı
Çatalca Sadece Cim Bom Bom'undur
Göztepe:0-1:Galatasaray
ultras/Movement'in Maç Onbiri:
1- Yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik... Ya da şampiyonluk maçı geldi çattı. Zirveyi ilgilendiren maçlar aynı anda oynanıyordu da, herkesin dikkati İzmir'deki karşılaşmadaydı, öyle ki Fenerbahçe ya da Beşiktaşlıların mekanı haline gelmiş kahvehaneler dahi Göztepe-Galatasaray maçını seyrettiriyordu müdavimlerine. Beraberlik Galatasaray'ı şampiyon yapacaktı, galibiyet ise kupanın yanına deplasman fobisinin de bittiği bonusunu armağan edecekti Fatih Terim'in takımına. İpler elindeyken, rakiplerle işi yokken, kontrollü başladı oyuna sarı-kırmızılı topçular. Renktaşları da hadlerini aşmadan oynadılar. Peki ne mi seyrettik ilk dakikalarda? Cevap basit, kendilerini kanıtlamış iki taraftar grubunun karşılıklı tribünde üstünlük kurma mücadelesi vardı Bornova stadında. Stadın kapasitesi oranında 5 bin Göztepeliye karşılık 500 Galatasaraylı vardı... Daha çok topu ayağında tutup, oyunu soğutarak savunma arkasına Garry'i kaçırma amacındaki Galatasaray bu arzusunu 10. dakikada gerçekleştirdi ve sağ bek Tayfur'a sarı kart çıkarttı. Tehlikeli bölgeden serbest vuruş kazanıldı da sahada Selçuk ya da Maicon olmayınca topun başına Garry geçti, top kaleyi tutmadı. Sonrasında ev sahibi biraz kıpırdandı, sağlı sollu ortalar ve ceza sahası dışına seken toplarla pozisyonlar aradı da Muslera faktörü devreye girdi, gol sevinci yaşamasına izin vermedi ev sahibi ekibin. Çok az pozisyona sahne olan ilk devrede akılda kalan iki pozisyonun birinde Gomis'in savunma arkasına sarkıp, topla buluşur buluşmaz attığı sert şutu Beto iyi kucaklarken, yine Gomis'in ceza sahasına girdiğinde rakibi tarafından elle itilmesine Cüneyt Çakır sessiz kalmıştı...
İlk yarıdaki oyun Fatih Terim'in oyunu değildi. Tamam beraberlik şampiyonluğu getirecekti de Galatasaray'ın genlerinde beraberliğe yatmak yoktu, o halde hoca saldı dizginlerini takımın. Hal böyle olunca da Göztepe sahasında daha fazla göründü Galatasaray ve o anların birinde penaltıyı da buldu. Kim atar telaşı yaşanmadan Gomis topun başına geçti ve şampiyonluğu perçinledi. Golden iki dakika önce oyuna giren Sinan'in da Feghouli'ye göre daha arzulu ve istekli olması, Göztepe'nin ligin zirvesini değiştireceği goller için "şuursuzca" saldırmasıyla Beto'nun kalesinde pozisyonlar da buldu Galatasaray ama gol kaydına muvaffak olamayınca 21 şampiyonluk 1-0lık deplasman galibiyetiyle geldi.
2- Son iki haftaya girilirken, Galatasaray'ın şampiyon olması için kolay bir formül vardı: Oynayacağı iki karşılaşmada yemeden atacağı 1 gol sarı-kırmızıları mutlu sona götürecekti. Malatyaspor ve Göztepe maçlarında üzerine düşeni yaptı Fernando Muslera, kalesini gole kapadı. Takım arkadaşları da 1 değil üç gol atınca, şampiyonluk geldi...
3- Savunma bekleri olarak Yuto ve Linnes vardı Göztepe karşısında. Maçın "stresi" göz önüne alındığında daha tecrübeli olan Mariano sağ beke yazılabilir miydi? Hoca, savunma tarafı daha başarılı olan Norveçliye güvenmiş demek ki, ilk devre her ne kadar "titrek" görünse de Linnes, fena bir maç çıkarmadı. Yuto ise bildiğimiz gibi konsantre ve arzuluydu. Özellikle maç sonu sevinçlerindeki azim ve Galatasaray'a bağlılığını gördükçe, ne yapıp edip bonservisi alınmalı diyorum. Devre arası Galatasaray'a gelmemek için taze gelin gibi nazlanan Asamoah'ın menajeri başlamış zemin yoklamaya da, bin Asamoah bir Yuto etmez. Lakin şimdi Inter'liler Japon topçuyu vermemek için binbir dereden su getirecekler. Bakalım nasıl çözecek bizim yönetim bu sorunu... Defansın göbeğinde ise Denayer artık banko oldu, yanına Serdar geldi ligin son maçında. Belçikalı da kiralık, hoca onun da "tapusunu" isteyecektir yaz sezonunda.Onu Yuto'ya göre daha kolay alabiliriz... Haziranda Dünya Kupası oynayacak Denayer, umarım dönüşte kaldığı yerden devam eder...
4- Devre arası giden N'Diaye, takımı küme düşünce geri dönmenin yolunu yapmaya başlamış da artık Galatasaray o bıraktığı Galatasaray değil, Fernando yeni partner buldu yanına: Donk. Sadece güçlü değil Hollandalı, Avrupalı topçulara özgü "kafası da çalışıyor". Duracağı yeri iyi seziyor, rakibe müdahale zamanlamasını ayarlıyor. Son maçlarda orta alanının yükünü taşırken, cumartesi gecesi partneri Fernando da "final nasıl oynanır" dersi verdi seyredenlere. Galatasaray'ın ani çıkışlarında belki attığı bir kaç isabetsiz pasla Garry Rodriguez'i kızdırmış olsa da, rakibi bozmada, oyundan zaman çalmada, maçı soğutmada genç oyunculara ders verecek hareketlerde bulundu Brezilyalı orta saha. İşte biz de buna tecrübe diyoruz. Ne demiş futbol ulemaları, kimisinin enerjisi, kimisinin tecrübesi...
5- Belhanda'nın maçlarda istenilen performansı sergilememesi Dünya Kupasına gitmeden bir sakatlık yaşama korkusu olmasından olabilir de Feghouli'ye ne oluyor? Göztepe maçında dağlara taşlara attığı bir serbest vuruş dışında neredeyse hiç topa değmeden saha dışına alındı Fatih Terim tarafından. Hoca, Cezayirli oyuncuyu kenara aldı da, istatistik ve koşu mesafeleriyle "kafayı bozmuş" hocalar olsa maç sonuna kadar Feghouli'ye sahada tutarlardı zira ilk devre sonunda Galatasaray takımının en çok koşan oyuncusu olduğunu işaret ediyordu rakamlar. Bal yapmayan arı mı desek acaba?
6- Göztepe hocası Tamer Tuna forvet oyuncusu Tayfur'u Garry Rodriguez'in karşısına koyunca, bizim "speedy Gonzalez" de daha 10. dakikada rakibine sarı kart aldırdı. Rakibin zayıf bölgesiydi sağ tarafı ama nedense pek oradan hücum etmedi sonraki dakikalarda Galatasaray, dedik ya kontrollü oyun tercih ettiler. İkinci devre daha çok ön plana çıktı Garry, hatta "kulağı çekilmiş" belli ki, hep Gomis'i aradı gözleri son topu vermek için...
7- "İyi şeyler iyi kalpli insanların başına gelir" diyordu Fatih Terim maçtan sonra. BeInSports kanalında maçı yorumlayan Reha Kapsal da aynı sözleri sarf etti Gomis'i anlatırken. Geldiği günden beri kişiliği ve saha içindeki mücadelesi ile taraflı tarafsız herkesin sempatisini kazanmıştı Fransız oyuncu ve attığı gollerle rekorları da alt üst etti. Beşiktaş ve Akhisar maçlarında kaçırdığı penaltılar sonrası Fatih Terim'den ve Galatasaray taraftarından o kadar büyük destek aldı ki maçın 66. dakikasında kendi yaptırdığı penaltı sonrası yine tereddütsüz topu eline aldı ve beyaz noktaya dikti. Böyle "final" maçlarında hocalar genellikle penaltı attıracak adam bulamazlar, sorumluluktan kaçan çok olur, kimisinin ayağı çeker, kimisinin baldırı. Gomis topu penaltı noktasına koydu ve tereddütsüz bir vuruşla fileleri havalandırdı. Attığı golle sadece şampiyonluğu getirmedi, aynı zamanda Alex'e ait olan "bir sezonda en fazla gol atan yabancı oyuncu" rekorunu da 29 golle kırmış oldu. Tebrikler koca yürekli adam...
8- Geldiği günden beri polemiklerden uzak durup, sadece takımıyla ilgili konuştu Fatih Terim. "Benim de zamanım gelecek" dedi ve şampiyonluktan sonra uzun bir basın toplantısı gerçekleştirdi. Orada dikkatimi çeken şöyle bir söz sarf etti hoca: "Eğer Arsene Wenger gibi kalsaydım, 7 şampiyonluk değil 15 şampiyonluk kazanırdım"... Gerçekçi mi, hem de nasıl. Ne diyor hoca: "Biz mekanın sahibiyiz."..Ünal Aysal döneminde gidişi/kovulması kalbimizi kırmıştı da o ayrılıkla ilgili umarım bir gün tam ve net açıklamalar duyarız ve kim haklı kim haksız gün yüzüne çıkar.. Igor Tudor ile özgüvenini yitirmeye başlamış bir takımı alıp şampiyonluğa taşımak ancak Fatih Terim gibi "karizması" olan ve "mekanın sahibi" hocaların yapacağı bir işti... Bunu başardın hocam... Teşekkürler...
9- Ali Sami Yen'i rakiplere cehennem eden, Igor Tudor'u göndertip, Fatih Terim'i takımın başına getirten, hatta Dursun Özbek'in seçilmemesini sağlayan, yenilgiler sonrası havaalanlarına gidip oyunculara moral veren, Arda Turan'ı takım havasını bozacak diye aldırtmayan ve her şeyden önemlisi takımı şampiyonluğa konsantre eden Galatasaray taraftarı bu sezonun yıldızı... Başkan Mustafa Cengiz konuşurken araya girip "Şampiyon Göztepe taraftarı" dedi ve çok eleştirildi ya Rıza Kolcuoğlu... Esas şampiyon Galatasaray taraftarı bu sene... Emeği olan dostları kutluyorum...
10- Az bir süre çalıştı, belki sonradan geldi ama özlenen ve arzulanan başkan gibi hep taraftardan yana davrandı Mustafa Cengiz. Bazı başkanların "apaçi", bazılarının "çapulcu" dediği taraftara gereken değeri verdi ve Galatasaray'ın gerçek sahibinin şanlı ve büyük taraftar olduğunu her zaman söyledi. Kendisi de taraftarlığın gereklerini yerine getirdi, iç saha dış saha fark etmeden maç kaçırmadı, yalnız bırakmadı oyuncularını...Önümüzde bir kongre süreci var, umarım yaptıklarıyla bir dönem daha kulübün başında kalmayı ona layik görür Galatasaray kongre üyeleri...
11- Ve şampiyonuz... 21. şampiyonluk hayırlı olsun... 5. yıldız için kaldı geriye dört şampiyonluk... Ve ait olduğun Şampiyonlar Ligine de hoş geldin Galatasaray... Özlettirmiştin kendini...
STAT: Bornova
HAKEMLER: Cüneyt Çakır, Bahattin Duran, Mustafa Emre Eyisoy
GÖZTEPE: Beto, Tayfur Bingöl, Wallece Reis, Kosanovic, Leo, Ghilas (Dk. 51 Ömer Şişmanoğlu), Selçuk Şahin, Rotman (Dk. 86 Axel), Gouffran, Castro, Demba Ba (Dk. 84 Muhammed Enes Durmuş)
GALATASARAY: Muslera, Linnes, Denayer, Serdar Aziz, Nagatomo, Feghouli (Dk. 64 Sinan Gümüş), Fernando, Donk, Rodrigues (Dk. 89 Yasin Öztekin), Belhanda (Dk. 85 Selçuk İnan), Gomis
GOL: Dk. 66 Gomis (Penaltıdan) (Galatasaray)
SARI KARTLAR: Dk. 10 Tayfur Bingöl (Göztepe), Dk. 74 Rodrigues (Galatasaray)
15 Mayıs 2018 Salı
Galatasaray:2-0:Evkur Yeni Malatyaspor
ultras/Movement'in Maç Onbiri
1-Bitişe iki kala taraftarının önündeki son maça Malatyaspor önünde çıkmıştı Galatasaray. Ne diyordu Fatih Terim, pek sık kullanmadığı twitter hesabından attığı tweette: Konsantrasyon... Öyle bir "konsantre" olmuş ki sarı-kırmızılı topçular, daha maçın başlama düdüğüyle birlikte deplasman ekibinin iki pas yapmasına izin vermeden sarstılar fileleri. Rakip savunmacıların "uyuşukluğunu" değerlendiren Garry Rodriguez kaptığı topla ceza sahasına girdi, Gomis de kendisini tutan stoperi boşa çekince, Belhanda'ya ligin en erken golünü atmak düştü. Daha 30. saniyede gol atmak Fatih Terim'in takımını rahatlatırken, "kapanmaya" gelen Malatya'nın tüm planlarını bozmuştu. Stadı tıka basa dolduran taraftarının yoğun desteği ile Galatasaray bir gol daha arzulamıştı ki, 12. dakikada onu da buldu, bu sefer orta sahada Belhanda'nın çaldığı topla yine "speedy" Rodriguez hareketlendi, ceza sahasına girdikten sonra boştaki arkadaşı Gomis'i gördü, kara panter de takımının ikinci golü rahatça atıverdi. Daha çeyrek saat dolmadan Garry Rodriguez iki asistle yıldızlaşırken, 16. dakikada yine "gol" atma dürtüsü depreşti, Malatya ceza sahası önünde bir pozisyonda, Linnes sağ tarafta "demarke" beklerken, şut atmayı tercih etti. Kameralar Fatih Terim'i gösterdiğinde hoca kızgındı. Erken gelen goller Galatasaray'ı daha "bilinçli" oynamaya iterken, yine de Malatya kalesinde gol aramadı değil ev sahibi oyuncular, 27'de Sinan'ın pasıyla topla buluşan Rodriguez ve 38de ceza sahası dışından Sinan rakip kaleci Farnolle'yi geçemediler. Malatya hiç mi gelmedi Galatasaray ceza sahasına derseniz, ilk devre biterken Boutaib'in yapılan ortaya gelişine vurduğu şut dışında bir tehlike hatırlamıyorum.İkinci devre de Galatasaray oyun kontrolünü elinde tuttu, savunmayı sağlama alarak, "yakalarsam" üçüncüyü de atarım dedi. Rodriguez 58. dakikada yine bir plase denedi, auta gitti, Sinan 64'te Fernando'yu ceza sahasına soktu, Brezilyalının sert ve isabetli şutunda Farnolle nasıl başarılıysa, maç bitimine dakikalar kala Yasin'in şutunda da bir o kadar başarılıydı. İkinci devrenin ortalarında biraz kıpırdasa da Malatyalı topçular, maçın bitimine 15 dakika kala sakatlanan Chebake'nin yerine oyuncu değişiklik hakları dolduğu için oyuncu sokamadıkları için eksik oynayıp, skoru kabullenmek zorunda kaldılar...
2- Rakip takımın neredeyse ciddi atağının olmadığı karşılaşmada Muslera'ya da görev düşmedi tabii ki. Uruguaylı file bekçisi nadir gelişen Malatyaspor ataklarında yine de çok dikkatli ve konsantre gözüktü...
3- Mariano'nun sakatlığında Linnes sağ kanadın tapusunu aldı, fena da gitmiyor, bu hafta partneri Sinan'dı ve onunla da iyi verkaçlarla pozisyonlar aradılar karşı kalede. Öte yandan Yuto Nagatomo kendi kanadında rakipsiz, Latovleviçi günlerini sayıyor Galatasaray'da. Bakalım sezon sonunda Yuto'nun bonservisi satın alınabilecek mi? Bugünlerde herkes Garry'nin yükselen performansını konuşuyor, Fatih Terim'in gelişine bağlıyor siyahi topçunun müthiş çıkışını da, Nagatomo'nun ikinci devre takıma katılımı Rodriguez'in arkasını sağlama alırken, hucuma çıkışlarıyla da takım arkadaşını rahatlatması çok önemli. Bu arada unutmadan, bir pozisyonda Malatyalı oyuncu Yuto'nun ayağına bastı ve bizim Japon yerde kaldı, Bülent Yıldırım düdük çalmadı. Ah be Bülent hoca, Japon adam yalan söyler mi, ayak gitmiş işte, al bak fotoğrafa...
4- Maicon-Serdar ikilisine Başakşehir karşılaşmasında Denayer'i de stoper bölgesine bir alternatif olarak ekledi Fatih Terim ve o maçtan bugüne kadar savunmada tek banko Belçikalı topçu oldu, Serdar-Maicon sakatlık ve ceza durumlarına göre değişe değişe forma giymeye başladılar. Malatya karşısında Brezilyalı yeşil zemindeyken, Serdar kenarda ısınıyordu. Rakibin çok etkili pozisyonun olmadığı maçta, Maicon-Denayer ikilisine de pek iş düşmedi.
5- Fatih Terim'in Donk'tan nasıl bir topçu yarattığını izledikçe şaşırmadan edemiyoruz. Kadroya alınmayan, genç takımla idmanlara çıkan ve çok nadiren forma şansı bulduğunda bile "kazmalık" örnekleri sergileyen Hollandalı oyuncu, şu anda Galatasaray'ın olmazsa olmazı. Orta saha ile savunma arasında öyle değerli işler yapıyor ki Donk, ligin ilk yarısında söz konusu bölgenin en iyi adamı Fernando'yu Fatih Terim artık daha ileride değerlendiriyor. Sadece oyunculuğu ile değil, karakteri ile de son maçta alkışları aldı Ryan Donk. Fatih Terim'in genç oyuncu Ozan'a şans vermek için kendisini çıkarttığında Hollandalının koşarak çıkmasına vurgu yapan muhabire şöyle cevap veriyordu Donk:" Ozan'ın daha fazla süre alması için acele ettim. yavaş hareket ederek onun süresinden çalmak istemedim"...
6- Belhanda'nın cezası nedeniyle Akhisar karşısında Selçuk'la oynamıştı Galatasaray ama "kaptanın" o bölgede zayıf kaldığını yazmıştık geçen haftaki maç yazımızda. Bu hafta tekrar Belhanda formasına kavuştu ve ligin en erken, kendisinin de en "kolay" golünü attı. Transferi sürecinde taraftarın görmeyi en çok arzuladığı taklasını da üçüncü defa attı sezonun bitimine bir hafta kala. "Gelecek planlarımda Belhanda var" dediğine göre Fatih Terim, önümüzdeki sene yine Faslı oyuncu ile oynayacağız demek anlamına geliyor bu demeç lakin Dünya Kupasından dönecek ve az tatil yapacak olan Belhanda umarım bu seneyi aratmaz."Varlığın dert, yokluğun yara" der ya şarkıda, öyle bir topçu Belhanda, oynarken beklediğimiz performansı göstermiyor da, yokken de "Nerdesin Belhanda" diyoruz. İlginç...
7- Feghouli'nin cezalı olmasından dolayı Malatyaspor karşısında oyuna Sinan Gümüş'le başladı Fatih Terim. Anneler gününde, annesi de tribündeydi ve keşke gol atıp annesine koşabilseydi Sinan ama olmadı. Geçen sene pek yapmıyordu ama Fatih Terim'in gelişiyle özgüveni de yükseldi ve ayağına aldığı toplarla dikine dikine rakibin üzerine korkusuzca gitmeye başladı genç oyuncu. Başarılı da oluyor, rakip eksiltebiliyor, arkadaşlarını pozisyona sokabiliyor. Göztepe maçında belki yine kulübede oturacak, formayı Feghouli'ye verecek hocası ama Sinan, herkes Dünya Kupasına odaklanmış, kupa yorgunluğu yaşarken iyi bir sezon başı hazırlık geçirerek seneye takımın vazgeçilmezlerinden olabilir.
8- Cumartesi gecesi yaptığı iki asistle ligteki asist sayısını 10'a yükselten Garry Rodriguez yine maçın iyilerinden biriydi. Özellikle ilk golde topu çalmasındaki hızı "usain Bolt'u kıskandıracak" türdendi. Takımı için oynadığında çıtayı çok yükseklere çıkarabilen, performansı ile taraftarlı tarafsız herkesin alkışını alıyor Garry ama bazen ön plana çıkmak istiyor, gol hazzını yaşamak istiyor. Bu da normal, her topçu gol atmak ister ama çok müsait durumda olan takımdaşları varken, kaleye vurmak hiç hoş olmuyor. Bunu sadece biz yazmıyoruz, hocası da mimikleriyle gösteriyor...
9- Alanya deplasmanından sonra iki hafta arka arkaya penaltı kaçırarak gol "açlığı" yaşamıştı Bafetimbi Gomis ve Malatya karşısıda "şeytanın bacağını kırdı" ve rahatladı. Fransız oyuncu attığı golle bir sezonda en fazla gol atan yabancı oyuncu olan Alex'in rekorunu da 28 golle egale etmiş oldu. Geçen hafta kaçırdığı penaltı sonrası göz yaşlarına boğulmuştu, Galatasaray taraftarı ve takım arkadaşları Gomis'i onore etti, maç sonu Sinan tribünden aldığı ultrAslan bayrağını Gomis'e verdi ve "kara panter" galibiyet sevincini takımın önünde bayrak sallayarak kutladı.
10- Fatih Terim sadece takımı maçlara hazırlayıp, şampiyonluğa gitmiyor her geçen haftada, aynı zamanda Florya'dan çıkan gençleri de bir bir taraftarla tanıştırıyor. Geçen haftalarda Gökay ve Celil'i maç kadrolarına almıştı ama oyuna sokmaya fırsat bulamamıştı. Cumartesi gecesi genç mi genç, pırıl pırıl bir çocuk adım attı Ali Sami Yen'e, adı Ozan'dı... Çok fazla süre almasa da, böyle kritik bir süreçte bir gencin çocukluk düşlerini gerçekleştirmek ancak Fatih Terim gibi "efsane" hocaların yapabileceği bir iştir... Sağolasın hocam...
11- Güneşin pırıl pırıl vurması, tıka basa dolmuş tribünler şampiyonluğu müjdeler... Cumartesi gecesi de öyle büyülü bir hava vardı "Ali Sami Yen" stadında... Koca sezonda iç sahada bir beraberlik dışında Galatasaray tüm maçları kazanmıştı ve bunda en büyük pay o büyük taraftarındı... Onlar ellerinden geleni yaptılar, şimdi kaldı bir... Söz sırası Fatih'in aslanlarının... Haydi...
STAT: Türk Telekom
HAKEMLER: Bülent Yıldırım, İsmail Şencan, Asım Yusuf Öz
GALATASARAY: Muslera, Linnes, Maicon, Denayer, Nagatomo, Fernando (Dk. 83 Selçuk İnan), Donk (Dk. 90+1 Ozan Muhammed Kabak), Sinan Gümüş (Dk. 69 Yasin Öztekin), Belhanda, Rodrigues, Gomis
EVKUR YENİ MALATYASPOR: Farnolle, Chebake, Mina (Dk. 25 Doria), Sadık Çiftpınar, Cissokho, Azubuike, Diallo (Dk. 46 Murat Yıldırım), Eren Tozlu (Dk. 73 Mustafa Eskihellaç), Aytaç Kara, Adem Büyük, Boutaib
GOLLER: Dk. 1 Belhanda, Dk. 12 Gomis (Galatasaray)
SARI KARTLAR: Dk. 8 Diallo, Dk. 57 Sadık Çiftpınar, Dk. 61 Boutaib, Dk. 68 Doria, Dk. 86 Mustafa Eskihellaç (Evkur Yeni Malatyaspor), Dk. 61 Rodrigues (Galatasaray)
8 Mayıs 2018 Salı
TM Akhisarspor:1-2:Galatasaray
ultras/Movement'in Maç Onbiri
1- Güzel oyundan ziyade kazanın haklı olduğu haftalara girmiş bulunuyoruz... Herkese hoş geldin diyelim şimdiden... Geçen hafta Galatasaray'ın iç sahada Beşiktaş'ı mağlup etmesinin ardından, daha yeşil zeminde mücadele eden topçuların terleri kurumadan "Anti-Galatasaraylılarca" başlanmıştı Galatasaray'ın Akhisar'la oynayacağı maçın çalışması: "Okan Buruk, kupayı düşünerek maça yedeklerle çıkarsa "ahlaksızlık" yaparmış, Akhisar, Galatasaray'a kaybederse küme düşermiş, Okan Buruk futbol oynadığı eski kulübü Galatasaray'a yatarmış, mışta mış... " Medyadakiler yetmezmiş gibi, Fenerbahçe teknik direktörü Aykut Kocaman bile kendi rakibi Bursaspor'u analiz etmek yerine Okan Buruk'a nasihatler yolluyordu yaptığı basın toplantısında. (Sanki Galatasaray'ın rakibi sadece Fenerbahçe; Başakşehir ve Beşiktaş hocalarından Akhisar-Galatasaray maçı ile ilgili söylemler hiç kulağıma gelmedi)... Gündem oluşturmak yetmedi tabii, Federasyon da Fatih Terim'in maçtan sonra dediği gibi "Akhisarcığım sen üzme kendini, biz seni düşünürüz" dercesine tarihte görülmemiş bir şekilde kupa finaline bir haftadan az bir zaman kalmışken, maç gününü değiştiriverdi. İllaki Okan'ı "as kadroyla" sahaya çıkaracaklardı... Çıktı da Akhisar... Unutmadan, "güzel" de bir hakem yolladılar, fırsat buldukça kollasın Galatasaray'ın rakibini diye...
"İşte bu ahval ve şerait içinde" çıktı Galatasaray Akhisar deplasmanına. Arkalarında kendilerine ayrılmış deplasman tribününü hınca hınç dolduran sarı-kırmızılı taraftarlar, akıllarında Fatih Terim'in "konsantrasyon" emri başladılar karşılaşmaya bizim topçular. Ev sahibi de erken gol atmak istiyordu, cılız ataklarla gelirken Muslera'nın kalesine, Donk'un bir maestro edasıyla boş koşu yapmakta olan Linnes'e yolladığı topta, Norveçli de bir o kadar harika bir kontrolle Feghouli'yi ceza sahasına kaçırırken, onun ortasında Garry'ye dokunmak kalıyordu. Alanya'da olduğu gibi erken öne geçmişti Galatasaray deplasmanda ve yine söz konusu maç gibi 20. dakika dolmadan farkı ikiye çıkarmıştı. Bu kez atağı başlatan Serdar Aziz oldu, savunmadan çıkarttığı topla orta saha cıvarında boş olan Selçuk'u gördü, kaptan da "speedy" Rodriguez'e en sevdiği toplardan birini attı, Yeşil Burun Adalı oyuncu da artık imzası haline gelen "ayak içi plase" ile kaleci Fatih'i ikinci kez mağlup etti.
Daha ilk devrenin ortalarına gelinmeden farklı öne geçmek tribündeki Galatasaray taraftarına şampiyonluk şarkı söyletirken, sarı-kırmızılılar o kadar da rahat gözükmüyorlardı sahada, zira ev sahibi bir umut golü için ataklarını sıklaştırıyordu. İşte o anlardan birinde Seleznyov, daha önce Karabükspor-Galatasaray maçında Cüneyt Çakır'a yedirdiği gibi, kendini yere bıraktı ve Ali Palabıyık'ın çoktan arzuladığı an gerçekleşti: Ev sahibi penaltı atacaktı... Topun başına geçen Soner, pek yapmadığı işi yaptı, meşin yuvarlağı auta attı! Gözlerim hemen hakeme gitti, ne mi gördüm, yüzü ekşimiş, gönülsüzce aut noktasını işaret eden bir "şahsiyet"... Dedim ya Alanya deplasmanına çok benzettim dün geceki maçı diye, Alanyalılar 2-0dan sonra farkı çabuk bire indirmişti, Okan'ın takımı penaltı kaçırarak o fırsatı tepti. Ve devre biterken, yine Ryan Donk'un başrolde olduğu bir pozisyonda, Hollandalı orta sahada kaptığı topu Fernando ile buluşturdu, onun pasında Garry Rodriguez yine topu "plaseledi" de bu sefer kale direği genç oyuncunun hattrick yapmasına izin vermedi.
İkinci devre de Akigolar arzulu başladı karşılaşmaya, daha 5 dakika olmadan Linnes'in arkasına kaçırılan Barbosa'nın ortasında şans Seleznyov'dan yanaydı, Ukraynalı futbolcunun vuruşunda top direkten döndü ama sonrasında yerdeki Serdar Aziz'e çarparak Muslera'nın kalesine girdi. Farkı azaltan ev sahibi Galatasaray kalesine gelirken, bu sefer de karşılarında Muslera'yı buldular. Özellikle Muğdat'ın Denayer'in arkasına sarktığı ve koşarken kontrol ettiği topta Muslera'nın "kontrupiyede" kalmasına rağmen topu ayağından alması, devamında da bir refleks daha göstererek Seleznyov'dan da çalması meşin yuvarlağı maçın unutulmaz anlarından biriydi. Oyunu rakibe verip, geriye yaslanan Galatasaray, belki topla çok oynamadı ama az ve öz pozisyonlar da buldu, lakin Gomis'in şutları kaleyi tutmuyordu. Ve maçta uzatma dakikaları oynanırken, Sinan'ın pasıyla ceza sahasına giren Linnes düşürülünce hakem penaltı noktasını gösterdi. Beşiktaş maçında Gomis'in kaçırdığı penaltıyla ilgili soruya "Bir daha penaltı kazansak, yine Gomis'e attırırım" diyen Fatih Terim'in isteği ile Fransız oyuncu topun başına geçti ama kısmetsizlik o ya, yine topu ağlarla buluşturamadı. İlginçtir aynı kaleye, iki penaltı da dışarı gitti. Kalan 2-3 dakikada ev sahibi beraberlik için saldırsa da, Muslera günündeydi, geçit vermedi...
2- Akhisarspor ile oynanan bir maçtan sonra ev sahinin o zamanki hocası Cihat Arslan kullanmıştı "haksız rekabet" tamlamasını Fernando Muslera'yı tanımnlarken. Ligin son haftalarında yine ön plana çıkmaya başladı Uruguaylı eldiven yaptığı kurtarışlarla. Kalecinin görevi tabii, gol kurtarmak ama Muslera yendiğinde normal denecek topları çıkarmaya başladı. Her maç neredeyse %100 lük bir iki top çıkarıyor ki, söz konusu pozisyonların gol olduğunu düşündüğümüzde, Galatasaray'ın puan tablosundaki yeri çok farklı olabilirdi. Dün gece peşi sıra Muğdat ve Seleznyov'un topunu çıkarması uzun süre hafızalardan çıkmayacak...
3- Mariano'nun sakatlığında Linnes'le başaldı sağ kanatta Fatih Terim, sol kanat yine Yuto'ya emanetti. Akhisar'ın attığı goldeki hatası dışında yine beklenilen oyunu oynadı Norveçli sağ bek, ilk golün hazırlayıcısı oldu, Gomis'in kaçırdığı penaltının mimarıydı. Japon meslektaşı da bölgesini savunmakta maharetliydi, istekliydi de en önemlisi Nagatomo'nun maç ciddiyetine "hastayım"... Büyüdüğü diyarlarda meşhur olan "robotlar" gibi, sadece karşılaşmaya odaklanıyor Japon topçu, dış etkenlerle çok meşgul olmuyor, görevini yapıyor...
4- Cezasının bitimiyle Serdar Aziz tekrar 4 numaralı formayı sırtına geçirdi ve Maicon kulübeye çekildi. Serdar rakibin "uyanık" Ukraynalı forveti ile boğuşurken, Denayer de Muğdat'ın koşularına önlem almaya çalıştı. 2-0'dan sonra Donk'un da aralarına girmesiyle daha rahat ettiler. Serdar'ın sakatlanmasıyla oyuna giren Maicon da görevini fena yapmadı, hava topu vurdurmadı rakip oyunculara.
5- Galatasaray'ın Tudor'la geçirdiği ligin ilk devresinde Fernando ne kadar önemliyse Fatih Terim döneminde de Ryan Donk o denli ehemmiyetli işler yapıyor. Belhanda'nın yokluğunda Selçuk'a on numara oynama görevi veren Terim, istediğini alamayınca Fernando'yu ileri sürdü ve Selçuk'la Donk'u ön liberoda oynattı. Tabii maçın gidişatına göre, Donk'u Denayer-Serdar arasına çekerek savunmayı da beşledi Hollandalı oyuncuyla. Ama nerede görev verilirse verilsin, hep pozisyonların "kahramanıydı" Donk: top çaldı, atak başlattı, atak kesti, uzun pas attı, rakibi durdurdu... Felipe Melo'nun gidişi sonrası onun yerini dolduracak bir oyuncuyu çok aramıştık, lakin bir türlü bulamamıştık, Donk aranan kan olabilir mi?
6- Beşiktaş maç yazısını yazarken, Belhanda'nın yerine Selçuk oynar ve iyi de oynar demiştim, Terim beni yanıltmadı ama kaptan fena halde terse yatırdı. Tabii televizyondan izlerken maçları tüm sahayı göremiyorsun (passolig protestomuz hala devam ediyor) ve Beşiktaş maçını tribünden izleyen bir arkadaş hafta içi şöyle demişti: "Abi, Selçuk bitmiş. Hiç koşamıyor...." Artık yaşın da ilerlemesiyle maalesef Selçuk eski günlerini aratıyor... Melo ile oynadığı zamanlarda 10 numaralık da yapmıştı, hem de kendisini alkışlatarak yönetmişti takımı bir çok maçta ama ne kadar iyi niyetli oynasa da demek ki artık gücü yetmiyor. Yine de ikinci golde asist yaparak istatistiklere adını yazdırdı.
7- Kazanan haklıysa, ikinci golde Gomis boş pozisyonda beklerken, kafasını kaldırıp arkadaşını gördüğü halde kaleye şut atan Garry'e laf söylemeyelim ve alkışlayalım. Ligin sonu geliyor, belki de transfer teklifleri de geliyor ki Rodriguez kendini göstermek istiyor, göstersin lafımız yok, o attıkça Galatasaray kazanacak ve umarım ki kalan maçlarda da bu kadar becerikli ve şanslı olur. İki gol atıp, bir de direkte patlayan şut bir deplasman için harika bir performans, maçın adamı olmayı çoktan hak etmiştir Garry Rodriguez...
8- Gecenin şanssızı Bafetimbi Gomis oldu. Bir penaltı kaçırdı, bir boş kaleye sokamadı topu ve son dakikada Yasin'in "al da at" derecesine pasında meşin yuvarlağı kaleci Fatih'e nişanladı. 30 gol barajını yakalamak işten değildi... Çok mu önemli? Hiç de önemli değil. Bunu kazanılan maçtan sonra yazmıyorum, kaybetseydik de aynı düşüncede olacaktım: karakteri ile, insanlığı ile, kazanma hırsı ile, attığı gollerle Bafetimbi Gomis zaten çoktan Galatasaray tarihine adını yazdırmış oldu bile. Ben karşılaşmadım lakin sosyal medyada kendisine hakaret eden "Galatasaraylılar??!!" varmış... Tercüman Mert ona söylemiştir de, bir kere de buradan yazalım, sosyal medyanın ergenlerine kulak asmasın, onlar dün Muslera'ya da gitsin dediler, Galatasaray efsanesi Hagi'ye de küfrettiler. Aslolan maç biter bitmez Bafetimbi Gomis tezahüratı ile kendisini tribüne çağıran deplasman yapan cefakar taraftardır, raconu onlar keser.
9- Haftalardır maçlardan evvel ya da maçlardan sonra tüm rakip teknik direktörler hakemler ya da rakipler hakkında konuşup, algı yaratma uğraşı verirken, konuştuğu zaman ülke gündemini sarsacak kapasitede olan Fatih Terim susmaktaydı. Akhisar maçı sonrası yine çok konuşmadı da, sadece "Allah çalışanın ve hak edenin yanında, onun adaleti şaşmaz" demekle yetindi. Hocanın röportajı sonrası BeInSports kanalında "Lafı gevelemesin, bir şey biliyorsa doğrudan söylesin" gibi lakırdılar edilince, basın toplantısında ilk defa konuştu hoca. "Zaten bizim oynayacağımız takımı bizden önce hazırlıyor herkes. Yazılı ve görsel basın başta olmak üzere şimdi öbür takımı hazırlarlar. Oyuncularımı kutluyorum, takımıma lazım olan 3 puandı." derken, "konuşmuyoruz, seslenmiyoruz dediğiniz gibi, bu görmüyoruz veyahut da izlemiyoruz, anlamıyoruz manasına gelmesin, her şeyin farkındayız. mümkünse konsantre vaziyette kalmak istiyoruz. Muhakkak ki bir defa konuşacağım, bu son maçtan sonra mı olur, daha önce mi olur, bilmiyorum, enterasan işler oluyor. Ben de açıkçası bu kadar gergin bir ortamı daha germek istemiyorum."
Bu arada ilginçtir, Fatih Terim Galatasaray'ın başında olduğu zaman onu acımasızca eleştirenler, hoca Galatasaray'ı bırakınca birden Terimci oluyorlar. Demek ki dertleri Fatih Hocayla değil, Galatasaray'la... Bunu da gör ey Büyük Galatasaraylı...
10- Ali Palabıyık maçın hakemi olarak atandığında Galatasaray aleyhine kararlar vereceğini bu hakemi azıcık tanıyan her Galatasaray'lı biliyordu. Biz kendisini bir Eskişehirspor kupa maçında Melo'yu atarken tanımıştık. Maç başlar başlamaz zaten, hep takdir haklarını ev sahibinden yana kullanırken, çaldığı penaltı ile "tüy dikti". İşin daha vahimi de hem uydurma bir penaltı çaldı Galatasaray aleyhine, hem de haklı olarak itiraz eden Feghouli'ye sarı kart gösterdi. Soner penaltı atışını auta atınca, yüzü asık bir şekilde aut noktasını gösterirken, "Yukarda Allah var, Allah haksızlığa izin vermez" diyen Donk'a da sarı kart gösterdi. İlginçtir, düdükten sonra topu iki adım sürüp kaleye şut atan Mustafa Yumlu ise görmezden geliniyor Ali Palabıyık tarafından...
11- Okan Buruk'la bitirelim. Galatasaray taraftarı dışında herkes nedense Okan'ı Galatasaraylı olarak lanse ediyor da bizim için Okan Buruk sıradan bir teknik direktörden öte değildir. "Kalbimde kalbine yok ki kinim, bence artık sen de herkes gibisin".demişti ya Nazım Hikmet şiirinde, Okan Buruk da yaptıklarıyla kalbimizden uçtu gitti... Keşke Fotospor'dan, Milliyet'ten fotoğraflarını kesip biriktirdiğimiz, kısa boylu, umbro forma içinde tozlukları düşmüş genç ya da Erman Toroğlu'nun yönettiği bir Galatasaray-Trabzonspor maçında Soner'in darbesiyle yerde kalıp, ayağı kırıldıktan sonra sedye ile sahadan çıkarken göz yaşlarını içimize akıttığımız Okan olarak kalsaydı. Ne mi yaptı Okan, ligin ilk devresindeki maçtan sonra yazdık, bir kez daha hatırlatalım da, belki bundan sonra Galatasaraylı Okan laflarını duymayız.
"Okan'a dönersek, "Bu kadar vasıfsız bir insan, Galatasaray kulübesinde duruyorsa gerçekten bundan eski Galatasaraylı olarak utanç duyuyorum" demiş Akhisar'ın teknik adamı. Boyunu aşan sözler sarf ederken, tek doğru laf etmiş, "eski Galatasaray"lı... Ve öyle kalacak bir şahsiyet.. Yeni nesil pek hatırlamaz, eskiler de hiç unutmaz, 2001 yılının bir mayıs akşamı oynanan Galatasaray-Ankaragücü maçını. Dört sene üst üste şampiyon olmuş Galatasaray, beşinci şampiyonluğa doğru koşarken, iç sahada kaybettiği bu maçla tarihi bir rekorun sahibi olamamıştı. O maçta ne mi olmuştu, İnter'le ön sözleşme yapmış Okan "herhangi bir sakatlık" sonrası transferinin gerçekleşmeme ihtimaline karşı daha ilk yarıda kırmızı kart ile sahayı terk etmiş, "kardeşi" Emre Belözoğlu da maç boyu sahada yürüyüp durmuştu. İşi daha dramatik yapan sözler özel bir toplantıda Galatasaray eski yöneticisi Celal Gürcan'dan gelmişti: "Takıma iyi bir kaleci aradığımız dönemlerde Çanakkale Dardanel'de oynayan Engin İpekoğlu adı söylendi bize. Dardanelli yöneticilerle şartları konuştuk, bizden oynatmadığımız bir kaleci, Okan ve bir miktar para istediler. Okan'ın adını duyunca, 'Okan Galatasaray'ın çocuğu, sakatlığından dönemese de, Florya'da dursun bize yeter' diye transferi orada noktaladık. Oysa bizim zamanımda sahip çıktığımız evladımız, İnter'e giderken İtalyanların 'Galatasaray'la sözleşme yenilemeyin, onlara vereceğimiz bonservisin bir kısmını size verelim' teklifine hayır diyememişti."
Böyle bir Galatasaray geçmişi olan Okan Buruk, umarım bir daha Galatasaray ismini ağzına almaz... Bu taraftar iyiliği de kötülüğü de, "Biz sağlıklı yaşam için spor yapmıyoruz" diyeni de, "Gelin sözleşme yapalım, Galatasaray para kazansın" diyeni de, Okan'ı da, Ümit Davala'yı da unutmaz..."
STAT: Spor Toto Akhisar
HAKEMLER: Ali Palabıyık, Kerem Ersoy, Serkan Olguncan
TELESET MOBİLYA AKHİSARSPOR: Fatih Öztürk, Miguel Lopes, Dany (Dk. 87 Larsson), Mustafa Yumlu, Kadir Keleş, Onur Ayık (Dk. 74 Olcan Adın), Soner Aydoğdu (Dk. 77 Bilal Kısa), Sissoko, Barbosa, Muğdat Çelik, Seleznov
GALATASARAY: Muslera, Linnes, Denayer, Serdar Aziz (Dk. 78 Maicon), Nagatomo, Feghouli (Dk. 71 Sinan Gümüş), Fernando, Donk, Rodrigues, Selçuk İnan (Dk. 71 Yasin Öztekin), Gomis
GOLLER: Dk. 15 ve 18 Rodrigues (Galatasaray), Dk. 50 Serdar Aziz (kendi kalesine) (Teleset Mobilya Akhisarspor)
KIRMIZI KART: Dk. 90 Milan Lukac (yedek kulübesinde) (Teleset Mobilya Akhisarspor)
SARI KARTLAR: Dk. 31 Feghouli, Dk. 33 Donk (Galatasaray), Dk. 62 Mustafa Yumlu, Dk. 77 Muğdat Çelik, Dk. 86 Miguel Lopes (Teleset Mobilya Akhisarspor)
5 Mayıs 2018 Cumartesi
Steven Gerrard Glasgow Rangers'ta
Liverpool efsanesi "büyük kaptan" Steven Gerrard futbolu bıraktıktan sonra yeşil sahalardan uzak kalamamış, Liverpool'un genç takımını çalıştırarak "hocalık" yolunda ilk adımını atmıştı. Nasılsa bir gün "kırmızıları" çalıştıracak diye beklerken, bugün aldığımız habere göre Steven Gerrard İskoçların ünlü takımı Glasgow Rangers ile 4 senelik bir anlaşma yapmış. Rangers'ın ekonomik sıkıntılar nedeniyle alt liglere düşürülmesi sonrası meydan Celtic'e kalmış, onlar güle oynaya kupaları alırken, mavililer de tekrar ait oldukları lige dönme uğraşları içine girmişlerdi ve son iki sene tekrar eski güzel günleri yaşamaya çalışmaktaydılar İskoçya Premiership'te... Teknik adamlık tecrübesi belki yok Gerrard'ın ama futbolculuk yaşantısı boyunca bir çok hocayla çalışıp, onlardan çok değerli bilgiler ve deneyimler aldı "Büyük Kaptan" ve arkasında taraftar desteği olan Rangers gibi bir takımda mesleğe ilk adımları başarıyla atacaktır. Bu arada İngiliz gazetelerin yazdığına göre, Gerrard'ın ilk transfer hamlesi Fenerbahçe'de oynayan eski takım arkadaşı Martin Skirtel olacakmış... Haydi hayırlısı...
4 Mayıs 2018 Cuma
Arda'nın Cezası Ne Olacak?
Galatasaray-Fenerbahçe Süper Kupa Finalinde Engin Baytar'a Cüneyt Çakır'a yaptığı yukarıdaki fiziksel hareketten dolayı 11 maç ceza vermişti Futbol Federasyonu, şimdi herkesin merak ettiği soru bakalım Arda Turan'a aynı ceza uygulanacak mı? Üstelik Arda, Sivasspor maçının son dakikalarında sadece yan hakeme hakaret edip, hırpalamakla kalmamış, ardından karşılaşmanın orta hakemine de pek hoş olmayan hareketlerde bulunmuştu... Adalet terazisinin nasıl tartacağını merak ediyoruz, bakalım isimler mi ağır basacak, hak-hukuk mu?
Bitmeyen Maç
15 gün evvel oynanan ve olaylar sebebiyle yarıda kalan Fenerbahçe-Beşiktaş, Türkiye Kupası maçının Türkiye Futbol Federasyonu tarafından kaldığı yerden oynatılmasına karar verilince siyah-beyazlı yönetim bu karara itiraz edip, maça çıkmayacaklarını ilan etmişlerdi spor kamuoyuna. "Olurdu olmazdı, çıkardı çıkmazdı" derken bu gece saat sekiz buçukta Fenerbahçeliler stada gelirken, rakipleri Ümraniyedeki tesislerinde idman yapıyordu. Hal böyle olunca maçın hakemi Mete Kalkavan, ilk maçta yaptığı gibi bir kez daha maçın tatil edilmesi yönünde düdüğünü çaldı... Federasyondaki yetkililer şimdi Fenerbahçe'yı galip ilan edecekler ama futbol arşivlerine bitmeyen karşılaşma olarak geçecek Fenerbahçe-Beşiktaş yarı final rövanş mücadelesi.
Biz bu gece İstanbul derbisinin oynanmamasıyla meşgulken, The Guardian'da yayınlanan bir makale "günün anlam ve önemine" pek de yakıştı. Hikaye Fulham'ın 1982-83 sezonuna harika bir başlangıç yapıp, bitmeyen bir maçla sezonu noktalamasını anlatıyor. Londra'nın siyah-beyazlı ekibi Malcolm Macdonald yönetiminde bir önceki sezonda İngiltere İkinci Ligine çıktıktan sonra, Birinci Lige başka deyişle Premier Lige çıkmayı amaç edinmişti. Kalesinde Gerry Payton, savunmada Tony Gale, Roger Brown, Jeff Hopkins, orta sahada "adamım" Ray Houghton, Robert Wilson, Ray Lewington ve golcüleri Gordon Davies ile Dean Coney ile bu hedef hiç de zor değildi. Beklenildiği gibi de başladılar lige, Bolton, Newcastle, Middlesbrough, Grimsy gibi takımları "dörtleyerek" beklentileri boşa çıkartmadılar. Ligin ilk yarısını sona ererken, herkes Fulham'ın şampiyon olacağını rahatlıkla söylüyordu. Neden demesinler ki, Fulham sezonun ikinci yarısında kendi evi olan Craven Cottage'da Grimsy'i tekrar dört sıfırla geçince, bir maçları da eksik olmasına rağmen üst lige çıkacak ilk üç sıra için en yakın takipçileri Leicester'a 7 puan fark yapmışlardı, az mı? 15 sene sonra artık herkes Fulham'ı Premier Ligte görmeyi bekliyordu...
Ama ne olduysa sezonun son beş haftasında oldu. Fulham'ın kadrosunun tecrübesiz ve geniş olmaması nedeniyle, son haftalarda bazı kritik oyunculardan yoksun çıktıkları maçlarda skor gelmeyince panik yapmaya başladılar ve Leicester, Sheffield Wednesday ile QPR'a peşi sıra kaybettikten sonra ilk defa Premier Lig potasından uzaklaşıp, dördüncü sıraya indiler. Carlisle galibiyeti siyah-beyazlıları biraz neşelendirse de, artık üstlerinde Leicester vardı ve onlar da küme düşme tehlikesi yaşayan Burnley'i yenmeleri halinde üçüncülüğü yani Premier Ligi garantileyeceklerdi.
Ama futbolun tanrıları Fulham'dan yanaydı, Leicester zayıf rakibi karşısında pozisyon üstüne pozisyon kaçırıyor, meşin yuvarlağı bir türlü kale direkleri arasından geçiremeyince maç 0-0 bitiyor ve ipler tekrar Fulham'ın eline geçiyordu: Kazan ve Premier Lige çık... Londralılar sezon başı koydukları hedef için kazanmak istiyordu da Derby'li "koçlar" da küme düşmemek için "ölüm kalım savaşı veriyordu"... Hayati finalin golsüz biten ilk yarısından sonra, ceza sahasına yapılan ortada kafayla indirilen topa Bobby Davision öyle bir vole çaktı ki, takımının kümede kalma ümitlerini yeşertirken, Fulham'ın hayallerini çime gömüyordu. Lakin ne olduysa o golden sonra oldu. Ev sahibi taraftarlar yavaş yavaş tribünü terk edip, saha kenarına gelmeye başladılar, hatta bazıları oyun alanı içine bile giriyordu ama hakem ısrarla maçı oynatıyordu. Son 10 dakika tam bir kaos hakimdi mücadelede, bazı taraftarlar kurtarış yapan kalecilerinin sırtını sıvazlamak için sahaya giriyor, bazıları taç çizgisi kenarında mücadele eden Fulhamlı Wilson'a tekme atıyordu. "İçimden geçen benim de o taraftara bir tane çakmamdı ama bunun yaparsam tamamen bir karmaşaya sebep olacağı için dişimi sıktım" diyordu Fulhamlı oyuncu daha sonra verdiği röportajda. Federasyon görevlileri her ne kadar taraftarı trübüne davet eden anons yapsa da, taraftarın sahayı boşaltmaya niyeti yoktu. Ve maçın 89. dakikasında hakem Ray Chadwick düdüğünü çaldığında, patlamaya hazır Derby taraftarı maçın bittiği düşüncesiyle sahaya dalar, kimisi kendi oyuncularını kucaklarken, kimisi rakibi yumruklar. Misafir takım oyuncuları canlarını zor kurtarmış, kendilerini soyunma odasına kilitlemişlerdi. Tabii, kargaşa orada bitmez, maçın hakemi iki takıma da daha oynayacakları 78 saniye olduğunu, son düdüğü çalmadığını ve duydukları düdük sesinin ofsaytı belirttiğini açıklayıp, sahaya davet etse de, maçın tekrar başlaması için çok az ümit vardır: Fulhamlılar içeri kaçarken hırpalanmamış ve sağlam sadece 10 oyuncuları kalmıştı. Hadi onlar oynasa da, taraftar nasıl sahayı boşaltacaktı. Bir müddet beklemenin ardından hakem maçı bitirdiğini açıklar iki tarafa da...
"Futbol oyun kuralları maçın 90 dakika oynanmasını emrediyor" diye ne kadar yırtınsa ve maçın tekrar oynatılması gerektiğini belirtse de Fulham menajeri Macdonald, karşısında birlik olmuş Leicester menajeri Gordon Milne ve Derby başkanı Mike Watterson'ı bulmuştu. Fulham yönetimi hemen ertesi gün maçın tekrarı için lig komitesine başvursa da, "Maçın tekrar edilmesi başta Leicester'a olmak üzere diğer takımlara haksızlık yaratacağı" cevabını hayal kırıklığı içinde alır. Menajer Macdonald bu karara da itiraz edeceklerini ve oyuncularını tatile yollamadığını belirtse de verdiği röportajda, onların 38 sayfalık dilekçesi kararın değişmesine yeterli olmaz. Olayı mahkemeye de götürmeye karar verir Londralılar ama oradan da arzuladıkları karar çıkmayınca, mağlubiyeti kabul etmek zorunda kalırlar...
Fulham yenildi, Leicester Queens Park Rangers ve Wolverhamtop Wanderers'ın ardından üçüncü olarak Premier Lige yükseldi ama futbol tarihinin tozlu raflarında 78 saniye oynanmış maç olarak yer etti Derby-Fulham karşılaşması...
1 Mayıs 2018 Salı
Galatasaray:2-0:Beşiktaş
ultras/Movement'in Maç Onbiri
1- Şampiyonluk yarışının kafa kafaya son haftalara girdiği sezonda, bitime 4 maç kala Galatasaray evinde ezeli rakibi Beşiktaş'ı ağırladı. Derbiler zaten zorlu geçer de, maçtan saatler evvel Başakşehir'in Ankara'da kazanmış olması, maçın önemini daha da arttırmıştı, iki takımın da kaybetmeye tahammülleri yoktu artık. Fatih Terim'in Galatasaray'ı daha şanslıydı, kendi sahasında ve şampiyonluğa inanmış taraftarının desteğini alarak çıkmıştı maça, deplasman ekibi ise kupada Fenerbahçe ile oynadıkları ve tribün olayları nedeniyle yarıda kalan maçın TFF tarafından "kaldığı yerden" oynanması kararıyla sarsılmış ve kafaları biraz daha dağınık konuk olmuşlardı Seyrantepe'ye. Sezon başında Galatasaray'ın ligi silip süpürmesi neticesinde bu fırtınayı durdurmak için "şeytan" Rıdvan'ın ortaya attığı "sahada İstiklal marşını bilen oyuncu yok" bahanesiyle yerli oyuncudan yana oluşan kamuoyu, Galatasaray'ın maçlar kaybetmesiyle heyecanını yitirmişken, Fatih Terim pazar günkü derbide asil kadrosunda yer alan Serdar Aziz'in cezalı olması sebebiyle Maicon'la başlamış, başka bir deyişle 11 yabancı ile sahada yer almıştı. Mücadeleye sarı-kırmızılı futbolcular beklenildiği gibi başladılar ve daha dakika dolmadan Garry Rodriguez ile öne geçmeleri işten değildi. İlerleyen dakikalarda Galatasaray yine rakibinin üzerine giderken, Beşiktaş tecrübeli oyuncularıyla oyunda dengeyi sağlayıp, ani ataklarla Muslera'nın koruduğu kaleye gitmeye başladı ki, Denayer'in hatasında, Mariano'nun sakatlığından kademeye giremediği bir pozisyonda Negredo topu aşırttı "Nando"nun üzerinden de top auta gitti. Ve bir kaç dakika sonra Galatasaray'ın "çalışılmış" bir atağında Muslera degajı yaptı, Gomis maç boyunca sıkça yaptığı gibi hava topunu Rodriguez'e indirdi, Garry topu bindirme yapan Nagatomo'ya yolladı ve Gomis'in rakip iki stoperi çeken boş koşusu sonrası Fernando'ya rahat bir gol atmak kaldı. Coşkulu taraftarı önünde öne geçmişti Galatasaray, oyunu daha kontrollü oynarken, Beşiktaş özellikle Quaresma ile gol pozisyonu arıyordu da arkada boşluklar da vermişti ki 35. dakikada Feghouli'nin kaptığı topta Gomis'e "al da at" diye verdiği pozisyonda Fransız oyuncu Fabri'yi geçemedi. O pozisyon gol olsa, maç belki de çok erken kopacaktı.
İkinci devre iki takım da orta sahaları kolay geçince, karşılıklı kalelerde pozisyonlar yarattılar. Galatasaray Rodriguez ve Feghouli ile net pozisyonları cömertçe harcarken, siyah-beyazlılar da Tolgay, Quaresma ve Babel ile bulduğu gol fırsatlarında Muslera'yı geçemedi. İki takımdan birinin gol atması beklenirken, Gomis "güçlü fiziğinin" yardımıyla kaptığı topla ceza sahasına girdi, Tosiç'in "yaka paça" künde denemeleri "kara panteri" yere yıksa da o pes etmedi, topa vurdu, seken top Garry'nin önünde kaldı ama onun vuruşunu da Fabri önleyince hakem Fırat Aydınus avantajın bittiğine karar verip, beyaz noktayı gösterdi. Tosiç kırmızı kartla oyun dışında kalırken, Gomis'in Konya maçından sonra pazar gecesi de aynı kaleye penaltı atışı skorbordu değiştirmedi. Kaçan penaltı acaba Beşiktaş adına kırılma noktası mı derken, maçın yıldızlarından olan Linnes'in "Marianovari" çalımlarla ceza sahasına kadar gelip, Rodriguez'e yaptığı asist farkı ikiye çıkarıyordu. 2-0 öne geçen ve rakibinin moral olarak yıkıldığı son yirmi dakikada Galatasaray taraftarının da isteği ile üçüncü gol için geldi Fabri'nin koruduğu kaleye de, Futbol Tanrıları skoru çoktan tescillemişti, Galatasaray'lı topçular maalesef tabelayı değiştiremedi.
2- Fatih Terim'in takımın başına geçmesiyle birlikte Taffarel'in de Florya'ya dönüşü sonrası Muslera'nın da performansında gözle görülür bir yükseliş oldu. Özellikle ligin zirvesinde yer alan Başakşehir, Fenerbahçe ve Beşiktaş maçlarında kalesini gole kapayarak takımının kazandığı puanlarda büyük pay sahibiydi Uruguaylı eldiven. Dün de koruduğu kalede güven verdi Fernando Muslera, özellikle Quaresma'nın ikinci yarıda vurduğu plaseyi harika bir şekilde kornere çelerken, maçın son dakikasında Talisca'nın kafa vuruşunu Fatih Terim'i bile hayret içinde bırakacak şekilde müthiş bir refleksle kurtardı...
3- Dakikalar 22'yi gösterirken, Mariano kasığındaki sıkıntı nedeniyle saha kenarına doğru yol alırken, kimin aklına gelirdi ki Linnes'in maçın yıldızı olacağı. "İki harika sağ bekim var" diyen hocasını haklı çıkarırcasına öncelikle Babel ve sonrasında Lens'i durdurarak savunma görevini başarıyla yerine getirdi Norveçli oyuncu. Ama ondan da değerlisi, topu ayağına aldığında Beşiktaş ceza sahasına doğru cesurca çıkışlarıyla oyunun rakip yarı sahada oynanmasını sağladı. Gomis'in kaçırdığı penaltı sonrası da kaptığı topla cesurca ilerleyip, Rodriguez'e attırdığı golle de maçın fişini çeken adam oldu.
4- Bir gazetede yazı yazacak olsam ve derbinin başlığını atmam istense, "Galatasaray bekleriyle kazandı" derdim... İkinci gol nasıl ki Linnes'in asistiyle geldiyse, Galatasaray adına perde de Yuto Nagatomo'nun harika pasıyla açıldı. Nasıl ki Yuto'nun Fernando'ya attırdığı golde Gomis'in Pepe ve Tosiç'i bir ters koşu ile kendi yanına çekip "altıpası" boşaltmasını istatistik kağıtları yazmayacak, Yuto'nun Quaresma'yı "bezdirdiği" mücadeleyi de kimse yazmayacak ama Japon sol bek geldiği günden beri ortaya koyduğu arzulu ve özellikle "disiplinli" mücadeleyle taraftarın gönlünde yer kazandı bile. Keşke sezon sonunda bonservisi alınsa...
5- Serdar Aziz'in geçen hafta gördüğü sarı kart ile cezalı duruma düşmesi sonrası derbide savunmaya Maicon ve Denayer ikilisi ile başladı Galatasaray. Bu ikili hiç de fena performans sergilemedi rakip forvetler karşısında da önce Denayer'in hatasında Negredo, ikinci yarı da Maicon'un hatasında Babel topu üç kale direği arasında geçiremeyince sarı-kırmızılı savunmacılar karşılaşma sonrası hocalarından geçer not aldılar. Denayer'in Başakşehir maçı sonrası formayı kapması, Maicon'un da derbideki arzulu mücadelesi sonrası bakalım haftaya Serdar Aziz'in dönmesiyle Fatih Terim hangi ikiliyi seçecek savunmada...
6- Denayer gibi Ryan Donk da Başakşehir maçı sonrası formayı kapıp, bırakmak istemeyenlerden. Hollandalı oyuncu orta sahada Selçuk'un yumuşaklığının aksine sert ve güçlü mücadelesi ile rakipleri sindirirken Fernando ile birlikte başarılı bir ikili oluşturdular. Brezilyalı orta saha zaten sezon başından beri savunmanın lideri gibi oynayıp, rakip hücumcuları ilk karşılayan adam olurken, Donk'la birlikte duvar iyice sertleşti. Derbilerde gol adamlarına aşırı önlem alınır da böyle maçları orta sahalardan çıkacak sürpriz isimlerin çözmesi beklenir, Fernando da bunu başardı...
7- Derbi kazanılınca, her şey toz pembe gözüküyor ama Belhanda'nın "yokları" oynaması pazar gecesi de devam etti. Faslı oyuncu Alanyaspor maçında olduğu gibi Beşiktaş karşısında da yaptığı top kayıpları ile rakibin ataklarını başlatan isim oldu. Ne zaman ki, Tosiç oyundan atıldı, rakip eksik kaldı ve Medel stopere geçmek için orta sahayı boşalttı, o vakit Belhanda biraz daha rahatladı ve topla oynamaya başladı. Derbinin ilk yarısında gördüğü sarı kartla cezalı duruma düşen Belhanda'nın yerine Akhisar deplasmanında Selçuk'la başlayacak Fatih Terim ve Selçuk da iyi bir mücadele sergilerse, son iki hafta Belhanda kulübede oturabilir.
8- Pazar gece oynanan derbide gol atmasına rağmen Garry Rodriguez'i hala eski formundan uzak görüyorum. Önceki haftalarda Gomis başta olmak üzere takım arkadaşlarına gol attırmak için oynayan Garry, son maçlarda bencilleşti, Brumalaştı... Bir çok pozisyonda takım arkadaşları müsait pozisyonda top beklerken, kaleye vurmayı seçiyor genç oyuncu ki, Gomis'in kaçırdığı penaltı sonrası direkten dönen topu "stop" etmek ya da bir arkadaşına paslamak varken, gelişine vurması bile kafa yapısını gösteriyor. Sene sonu için aklını menejerler mi çeliyor, kendini daha fazla göstermek mi istiyor bilinmez de, "kendisine oynayan" yerine oynatan adam rolünü devam ederse çok daha başarılı olacaktır...
9- Golcüler attıkları gollerle değerlendirilir, Gomis de bugüne kadar rakip filelere yolladığı 27 golle görevini fazlasıyla yaptı ama Beşiktaş ve Fenerbahçe karşısında siftah yapamadı maalesef. Dün gece kendi ekmeğini taştan çıkardı ve bir penaltı yaptırarak, o çok arzuladığı gole yaklaştı da kale direği skoru değiştirmesine müsaade etmedi. Penaltı kaçırması Fransız topçunun moralini fena bozdu, maç sonu sevinç gösterilerinde bile yüzünde buruk bir tebessüm vardı da, kara panter kazandığı hava topları ile, ilk golde rakip savunmanın dengesini bozmasıyla, Beşiktaş yarı sahasında top tutup takım arkadaşlarını rahatlatmasıyla üç puanın mimarlarından oldu.
10- Derbiler geride kaldıktan sonra hesap kitap yapılınca Fatih Terim'in başarısı da ortaya çıkıverdi. Riekerink ve Igor Tudor dönemlerinde derbi kazanamayan Galatasaray, Fatih hocanın gelişiyle birlikte iç sahada Beşiktaş, Trabzonspor ve Başakşehir'i yendi, deplasmanda Fenerbahçe ile berabere kaldı. Hoca, derbiye de iyi hazırlamıştı takımını, iyi etüt etmişlerdi Beşiktaş'ı ve maç öncesi planladıkları gibi gerçekleşti oyun... Bu arada Fatih Terim'in maçtan önce Beşiktaş soyunma odasına gidip Şenol Güneş'e geçmiş olsun dileklerinde bulunması oldukça değerliyken, sahaya çıktığında Şenol Güneş'le "kafa bulan" Galatasaray taraftarını da bir el işareti ile susturdu. Oysa, geçen hafta Kadıkoy'de Şenol Güneş'e dakikalarca küfreden taraftara Aykut Kocaman kayıtsız kalmıştı... Adamlık mı? İşte böyle olur...
11- Bu senenin yıldızı Galatasaray taraftarı, derbide yine takımının arkasındaki itici güç oldu ve maçın kazanılmasında büyük etkendi. Maç öncesinde Elmander'in yumruk şovu ile başlayan coşku, galibiyetin gelmesi ve sonrasında da tribünlerinden atılan konfetilerle bayram sevincine döndü pazar gecesi Ali Sami Yen'de...
STAT: Türk Telekom
HAKEMLER: Fırat Aydınus, Serkan Ok, Aleks Taşçıoğlu
GALATASARAY: Muslera, Mariano (Dk. 22 Linnes), Maicon, Denayer, Nagatomo, Fernando, Donk, Feghouli (Dk. 78 Sinan Gümüş), Belhanda (Dk. 84 Selçuk İnan), Rodrigues, Gomis
BEŞİKTAŞ: Fabricio, Gökhan Gönül, Pepe (Dk. 61 Vida), Tosic, Adriano, Tolgay Arslan (Dk. 81 Oğuzhan Özyakup), Medel, Quaresma, Talisca, Babel, Negredo (Dk. 35 Lens)
GOLLER: Dk. 23 Fernando, Dk. 70 Rodrigues (Galatasaray)
KIRMIZI KART: Dk. 65 Tosic (Beşiktaş)
SARI KARTLAR: Dk. 4 Belhanda, Dk. 90+2 Fernando (Galatasaray), Dk. 44 Adriano, Dk. 76 Talisca (Beşiktaş)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






























































































