24 Nisan 2008 Perşembe

Yılın Derbisi#2


Pzara günü saat 19.00da oynanacak Galatasaray-Fenerbahçe maçının hakemi de belli oldu: Fırat Aydınus... Yardımcıları da Bülent Gökçü ve Serkan Ok olacaklarmış... 4.Hakem Süleyman Abay... Umarız "adam gibi" maç yönetirler de maçtan sonra golleri atan ya da kaçıran topçular konuşulur, hakemler değil...

Başın Sağ Olsun Lampard


Chelsea'nin başarılı oyuncusu Frank Lampard annesini kaybetti. Annesinin rahatsızlığı sebebiyle hastanede bulan ve lig maçlarına çıkamayan Lampard, Liverpool maçında takımını yalnız bırakmadı ve Anfield'te sahaya çıktı. Profesyonellik işte, sadece sözleşme imzalarken ortaya çıkan bir durum değil...Belki de Riise'nin golüne en az sevinen oyuncu olmuştur, aklı hastanede kalmıştır ama sahada elinden geleni de verdi... Chelsea camiasında da çok sevilen bir kişi olan Pat Lampard'a Tanrıdan rahmet, geride kalan ailesine de baş sağlı diliyorum...

Sopalılar#7




Borussia Dortmund

Fotoları maille yollayan Enis İnan'a teşekkürler...

Neydim Ne Oldum#7


Sergio Leonel "Kún" Agüero


Nuno Gomes

Barcelona:0 - 0:Manchester United








Kezman'ın 89da penaltı kaçırmasından sonra, kupa maçında da Lincoln kaçırınca, herkes penaltı kaçırabilir geyikleri dönmeye başlamıştı, hatta Hürriyet'in salı günleri çıkardığı ekinde "penaltı kaçırılır mı, kurtarılır mı" konusu işlenmiş, kalenin kaç metre olduğu, penaltı noktasının kaleye uzaklığı, topun hızı ve kalecinin refleksi hesaplanarak bilimsel veriler ortaya konmuştu... Dergi İngiltere'ye gitmemiş olmalı ki, senenin en başarılı futbolcusu olarak açık ara önde giden Ronaldo, belki de takımını en büyük kupanın finaline götürecek golü atamadı... Önlerinde bir maç daha var, ama İngiltere'deki maç sonunda sevinen Barca olursa, kaçan balık büyük olur misali, bu penaltı çok konuşulacak çok...

23 Nisan 2008 Çarşamba

Temiz Futbol


Aşağıda futbolun temizliğine kara leke süren hakemleri yazmışken, hala bir yerlerde saf ve lekesiz kalabilmiş olanlar için bu fotoyu bir saygı amacıyla buraya "asmak" istedim...

Hakemlere Kırmızı Kart


Özellikle son haftalarda verdikleri yanlış kararlar ile tepki çeken Bulgar hakemlere, Bulgar Futbol federasyonu yapıştırdı "tokat" gibi cezaları. Bekyarov bu hakemlerden en çok tepki çekeni ve zaten "sabıkalı" olanıydı. Özellikle Bekyarov'un 3.lig takımı olan Kalikra'nın Bulgaristan Kupasında Çerno More'ye 3-1 yenildiği maçtaki "olay" yönetimi Bulgaristan'ı ayağa kaldırmıştı... Angel Bekyarov ile birlikte yardımcısı Dumbalakov'da sezon sonuna kadar maç yönetmeme cezası verildi, diğer yardımcısına da 5 maç ceza geldi... Bu arada Bulgaristan'da öyle gözlemci filan raporları sadece baz alınmıyor, yalan makinesi de kullanılıyor hakemlerin maçla ilgili soruşturmalarında...

Yılın Derbisi#1


Galatasaray ile Fenerbahçe arasında oynanacak derbi maç yaklaştıkça, dikkatler ve hazırlıklar da o yöne çevrilmeye başladı... İşte maçta emniyeti sağlamak üzere İl Spor Güvenlik Kurulunun aldığı tedbirler:

Alınan kararlar:

-Ali Sami Yen Stadı'nın 23 bin 257 kişilik kapasitenin %5'i olan 1162 kişilik koltuk, konuk takım taraftarlarına ayrıldı.

-Fenerbahçeli taraftarlara deniz yolunu kullanmamaları, karayoluyla gelmeleri önerildi.

-Bileti olmayan taraftarlar stat çevresine yaklaştırılmayacak.

-Bir kişide en fazla 2 bilet olmasına dikkat edilecek.

-Karaborsa bilet satışına izin verilmeyecek ve sert yaptırımlar uygulanacak, buna teşvik edenler için ceza da ağır olacak.

-Derbi için 4000 polis ve Galatasaray Spor Kulübü'ne ait 250 özel güvenlik elemanı görev yapacak.

-Maç günü saat 10.00'da eşgüdüm toplantısı statta yapılacak.

-Güvenlik önlemleri pazar günü 13.00'ten itibaren alınacak.

-Stat kapıları 14.00'te açılacak.

23 Nisan



Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Kutlu Olsun...

Ah Vah Dediklerimiz#3







Yıldız olmadan yolu bir şekilde memleketimize düşen oyunculardan biri de Andry Shevchenko... 94-95 sezonunda Dinamo Kiev'de başladığı futbolculuk kariyerinde ilk sezon pek kendini gösteremese de, daha sonraki sezon gollerine başlamış ve özellikle 97-98 senesinde ligte ve Avrupa kupalarında attığı gollerle Avrupalıların ilgisini çekmişti. Valeri Lobanovsky'nin teknik yönetiminde daha da kendini geliştiren Sheva, soğuk Ukrayna'dan Akdeniz ülkesi olan İtalya'nın Milan'ına transfer oldu ve orada da bayrak adam oldu... Tabii, daha sonra astronomik transfer ücretiyle Chelsea'ye aldı onu memleketlisi Abramovich... İşte, Sheva'nın daha kendini yeni yeni göstermeye başladığı dönemlerde yolu bizim topraklara da düşer... 1996 senesinde Samsun'da yapılan Türkiye-Ukrayna dostluk maçında gol atar ve Trabzonspor'lu yöneticilerin ilgisini çeker. Şota ve Arçil'in başarısı sonrası, Karadeniz'in diğer yakasından oyuncuların Trabzon kentinde başarılı olacağı fikri ile Andriy'de 97-98 sezonunda yönetinme tavsiye edilir ama transfer edilecek futbolcunun "efektif" olmasından çok "sansasyonel" olmasına önem verem yöneticiler, "ünlü değil" diye bu topçuyu almazlar... Ve sonra da Trabzon'da ki kahvelerde her Milan maçında "kulakları çınlatılır" dönemim yöneticilerinin...

"Own Goal"

Dün gece Riise'nin golünden sonra youtube şöyle bir bakayım dedim, kendi kalesine atılan gollerle ilgili nasıl videolar var diye, "own goal" yazdığımda ilk karşıma çıkan videoyu da burada paylaşayım, 1 numara seçilen tam bir takım marifeti olmuş, herkesin ufak da olsa bir katkısı var golde, ama benim favorim Arsenal'li Dixon'ın attığı...


Bizim topçuların kendi kalesine attığı golleri hatırlamaya çalıştım da, ilk aklıma gelen Recep'in Malmö maçındaki "uçar volesi"... Sonra, Edu'da oldukça sabıkalı bu konuda, Chelsea zaten Avrupa'da gol atmıyor, David Kadıköy'de, Riise Anfield'te atıverdi golleri... Bir de İnönü'deki Beşiktaş-Galatasaray maçında Halilagiç'in geri pasında Fevzi'nin ıskası var aklıma gelen... Videodaki gibi biz de "Türk Top On Kendi Kalesine Atılan Goller" yapabilir miyiz acaba...

Böyle Mi Olacaktı?



Futbol işte, boşuna demiyoruz "fena helde hayata benzer" diye... Her an herşey olabilir, en mutlu anında gelen bir acı haberle yıkılırken, kafan dertlere takıkken, bir telefon çalmasıyla, havalara uçarsın, hep istediğimiz gibi gitmez yaşam, dün gece olduğu gibi... Sen çık sahaya, spikerlerin ünlü deyimiyle "futbol resitali" ver tribündeki ve televizyonları karşısındaki seyircilere ama hakemin bitiş düdüğü çalındığında başın önde terk eyle yeşil zemini... Yok mu adaletin futbol, yok tabii, sanki dünyanın var, sanki hayatın kantarı hep eşit tartıyor... Ne de müthiş başlamıştı herşey, Kop tribünleri inletirken, "kırmızılılar" "mavililere" top göstermiyordu, sağlı sollu akıyorlardı "kasklı" kalecinin üstüne doğru... Bir de devre bitmeden gol gelmedi mi, "tarih tekerrürden ibarettir" sözünü hatırlayıverdik oracıkta... Biraları tazeleyip, deplasmana gidecek daha avantajlı bir skor olur ümidiyle oturduk televizyon karşısına ikinci devrede, "show" aynı hızla devam ediyordu ama ara ara Chelsea'de gelmiyor değil di, o kadar da olsun diyerek, zevkini çıkartıyorduk oyunun... Dakikalar geçtikçe "garantici gol" gelmiyor, Cech 3 direk arasında devleşiyordu... eh olsun, 1-0 da iyi skor diye biraları "fondip" yaparken, Riise çıkıverdi meydana, ve maça damgasını vurdu... O nasıl vuruştur be John Arne Riise... Müthiş bir piayno resitali çeken, piaynistin tam alkışlar geleceği anda yanlış notaya basması gibi olmuştu herşey... Bizim biralar boğazımızda düğümlenirken, Kop'un "You will never walk alone"u yarıda kalmıştı ama yarıda kalmak ile bitmek aynı değildir... Devam edecektir, etti de, "you will never walk alone" be Liverpool, inadına hem de, asla yalnız yürümeyeceksin, asla...

Liverpool: Reina, Arbeloa, Carragher, Skrtel, Aurelio (Riise 61'), Kuyt, Alonso, Mascherano, Babel (Benayoun 75'), Gerrard, Torres.

Chelsea: Cech, Ferreira, Carvalho, Terry, Ashley Cole, Lampard, Makelele, Ballack (Anelka 86'), Joe Cole (Kalou 63'), Drogba, Malouda.

Sarı Kart: Terry.
Goller: Kuyt 43', Riise 90'

22 Nisan 2008 Salı

Nereye Yahu?

Hani mahalle maçında ya da halı sahada, topu ayğında çok tutup, süekli önüne gelene çalım atmaya çalışana takım arkadaşı der ya "al topu da evine götür" diye, Yunanistan liginde de kuralları alt üst eden bir gol atılmış... Bunu yardımcı hakem ve orta hakem nasıl "pas" geçmiş, bir anlam vermek zor, özellikle yan hakem pozisyona oldukça yakın... Maçla ilgili daha sonra ne karar verildi bilmem böyle bir gol yemek, oldukça "koyar" adama... Buyurun izleyin:

Kalkmak Üzerine



"Selçuk Dereli kalk diyor, Lincoln kalkamıyor ama kalkan Galatasaray taraftarı."
Ümit Aktan
İstanbul Büyükşehir Belediyespor-Galatasaray maçı
Lig Radyo

Şampiyonlar#5











Sürekli kırmızı -beyazlıların şampiyonluk haberlerini yapınca, Porto'dan bir şekilde özür dilemek lazım. Ara ara "blog kesintisi" yaşadığım günlere denk gelen şampiyonluklarını gecikmiş de olsak buradan kutlamak gerekir. Kendi sahalarında elli bin kişi önünde oynadıkalrı maçta Amadora'ya yarım düzüne gol atarak üçüncü kez arka arkaya şampiyonluklarını kutladılar...

Liga 2007/08, 25ª jornada
5 de Abril de 2008
Estádio do Dragão, no Porto
Assistência: 50.138 espectadores

Árbitro: João Vilas Boas (Braga)
Assistentes: Alfredo Braga e Celso Pereira
4º Árbitro: Jorge Ferreira

F.C. PORTO: Helton; Bosingwa, Pedro Emanuel «cap», Bruno Alves e Fucile; Raul Meireles, Paulo Assunção e Lucho; Tarik, Lisandro e Quaresma
Substituições: Tarik por Mariano (65m); Bosingwa por Bolatti (73m); Paulo Assunção por Farías (8om)
Não utilizados: Nuno, João Paulo, Kazmierczak e Adriano
Treinador: Jesualdo Ferreira

E. AMADORA: Nelson; Moreno, Maurício «cap», Hugo Carreira e Hélder Cabral; Marcelo Goianira; Tiago Gomes, Celestino, Mateus e Mendonça; Anselmo
Substituições: Moreno por Wagnão (14m); Celestino por Nuno Viveiros (55m); Mateus por Marco Paulo (73m)
Não utilizados: Pedro Alves, Pedro Pereira, Adul e Giancarlo
Treinador: Daúto Faquirá

Ao intervalo: 2-0
Marcadores: Lucho (9m), Tarik (11m), Quaresma (65m), Maurício (a.g., 71m), Bruno Alves (77m) e Lisandro (81m)
Disciplina: cartão amarelo a Maurício (57m), Hugo Carreira (77m), Pedro Emanuel (83m), Raul Meireles (83m)

21 Nisan 2008 Pazartesi

Çerno More: 0-2: CSKA Sofia




Bulgaristan'da lider yoluna dolu dizgin devam ediyor. Başkentin kırmızılıları deplasmanda Varna'da Çerno More'yi Nei'nin 9 ve 13. dakikalarda attığı gollerle rahat geçti ve puanını 65'e çıkardı... CSKA'lılar o kadar rahat ki, artık hangi maçta kupayı kaldırsak "fantezisine" dahi girmeye başladılar... Takipçileri Levski'de deplasmanda 3-0 kazandı ve puan farkının 10da kalmasını sağladı... Ligin bitimine 5 hafta var, 2 maçını daha kazandığı takdirde Bulgaristan'da da kupayı kırmızı-beyazlı bir şampiyon kaldıracak...
Çerno More maçına çıkan kadro:
12.Ивайло Петров 30.Йордан Тодоров 3.Александър Тунчев 6.Кирил Котев 13.Никола Вуядинович 18.Флорентин Петре 5.Тодор Янчев 28.Маркиньос 11.Емил Гъргоров 8.Велизар Димитров 99.Неи
Ve puan durumu:
№ Отбор М П Р З ГР Точки
1 ЦСКА 25 20 5 0 40 8 32 65 т.
2 Левски 25 17 4 4 48 14 34 55 т.
3 Локомотив (Сф) 25 14 7 4 43 25 18 49 т.
4 Литекс 25 12 8 5 39 21 18 44 т.
5 Славия 25 12 7 6 34 23 11 43 т.
6 Черно море 25 11 6 8 32 25 7 39 т.
7 Черноморец 25 10 8 7 32 25 7 38 т.
8 Пирин (Бл) 25 11 5 9 26 22 4 38 т.
9 Локомотив (Пд) 25 10 6 9 27 21 6 36 т.
10 Ботев (Пд) 25 8 6 11 32 41 -9 30 т.
11 Вихрен 25 7 5 13 19 25 -6 26 т.
12 Берое 25 6 6 13 19 28 -9 24 т.
13 Спартак (Вн) 25 5 5 15 15 32 -17 20 т.
14 Марек 25 5 3 17 16 50 -34 18 т.
15 Беласица 25 4 4 17 13 39 -26 16 т.
16 Видима-Раковски 25 3 5 17 13 49 -36 14 т.

Michel Preud'homme




Jean-Marie Pfaff'ı tanıdık futbolla ilk bilinçli temasımız olduğu yıllarda Belçika milliyetinden bir kaleci olarak, bir de Enzo Scifo vardı, orta sahada, Şifo Mehmet'ten sonra mahalle maçlarında biz de Şifo lakabını almak isterdik, ama Maradona diye anılmak her zaman vazgeçilmezdi...Büyümeye başlayınca, daha sıkı ilgilenmeye çalıştık futbolla ve futbolcularla, TRT3te Avrupa'dan Futbol vardı, kaçırmazdık mümkün mertebe, ezberledik ad soyad ve numaralarını oradan izlediğimiz futbolcuların... Bir de nedense Dünya kupaları o yıllarda daha heyecanlı ve zevkli gelirdi, memleketin takımı yoktu ama her birimizin tuttuğu bir takım vardı, Arjantin'i severdik Maradona'dan ötürü, Brezilyalıydık Pele'nin memleketi diye, turuncu formasına vurulmuş Van basten-Gullit-Rijkaard'a laf söyletmez, Almanlardan yana olurduk Brehme-Klinnsman-Mattheus üçlüsünden dolayı... İşte Preud'homme'u da o senelerde duymuştum... Kıvırcık saçlı ve uzunca bir kaleci diye kalmış hafızamda... Bir de dünya kupasında en iyi kaleci seçildi diye biliyordum, internetin nimetlerinden yararlanınca, 1994 Dünya Kupasında bu ödülü aldığını öğrenmiş olduk... Bu nostaljiye dalmamızın sebebi de Belçikali kalecinin bir aşağıda yer alan şampiyonlukta büyük payı olması... Belçika Liginin 2008 yılı şampiyonu Standart Liege ve çalıştırıcısı Michel Proud'homme. Kırmızı-beyazlılar en son 25 sene önce, 1983 yılında Ligi zirvede bitirmişler, tabii kalelerinde kimin olduğunu tahmin etmek zor olmasa gerek... Bir de o efsane kadroda başka bir tanıdık sima daha var: Erik Gerets... Bakalım tanıyabilecek misiniz...


Şampiyonlar#4











Belçika'da da şampiyonun adı belli: Standart Liege. Nedense oldum olası bu takımı severim, ilk olarak ismine vurulmuştum, söylenişi çok enteresan gelmişti, sonra da zaten her kırmızılı takıma olduğu gibi bir sempatim oluştu. Çok sık takip etmediğim bir lig Belçika ligi, Bruges ve Anderlecht'i bilirim, gerisini pek bilmem, zaten onlar da bizim gibi, kafaya oynayanlar her zaman bellidir. İddiaa oynarken de Standart Liege'e 1 verirdim evinde oynadığı maçlarda, çoğunlukla tutardı, daha bir severdik Standart Liege'i... Avrupa'daki ligleri incelerken rastladım, şampiyon olmuşlar, sevindim. Tesadüf müdür nedir, bugün buraya yazdığım şampiyonların üçü de kırmızı-beyaz formalı... Standart Liege, şampiyon olduğu maçta Anderlecht'i 2-0 ile geçmiş, iki gol de Dieumerci Mbokani Bezua'dan gelmiş. Belçika Jupiler Liginin bitmesine üç hafta var ve Standart, en yakın rakibi Anderlecht'in 10 puan önünde... Bu başarıda en çok kutlanması gereken de takımın çalıştırıcısı, eskilerin kalecisi Preud'homme... Ona da bir sonraki yazıda değineceğim...

Neydim Ne Oldum#6


Thierry Daniel Henry


Cesc Fabregas

Şampiyonlar#3


Bu hafta bir şampiyon da Yunanistan liginde belli oldu:Olympiakos. Her ne kadar gönlümüz Panathinaikos'tan yana olsa da kırımızı beyazlıları kutlarız. Olympiakos kendi evinde Iraklis'i 3-1 ile geçerek puanını 70'e çıkardı ve AEK'nın önünde ipi göğüsledi. Şampiyonluğu getiren gollerin ikisi Mitroglu'dan, diğeri de Djordjevic'ten geldi... Kadrolar burada:

Ολυμπιακός (Χοσέ Σεγκούρα): Νικοπολίδης, Πατσατζόγλου, Ζεβλάκοφ, Ραούλ Μπράβο, Λεονάρντο, Στολτίδης, Τοροσίδης (86' Πάντος), Γκαλέτι (72' Νούνιες), Τζόρτζεβιτς, Λούα Λούα (82' Μπελούτσι), Μήτρογλου.
Ηρακλής (Ανχελ Πεντράθα): Μπαντής, Περπερίδης (45' Μαλαγκουένιο), Γιαννούλης (54' Μαυρογενίδης), Κατσαμπής, Παπαζαχαρίας, Πουρσανίδης (80' Ασλανίδης), Μάρκες, Ααρον, Γιάντσης, Γκαρσία, Κομβολίδης.


Maçın golleri de burada...

Şampiyonlar#2







Hollanda'da da şampiyon bu hafta sonu belli oldu. PSV deplasmanda Vitesse'yi Lazoviç'in golü ile 1-0 geçerken 2007-2008'in de şampiyonu olduğunu ilan etti. Maç öncesi özellikle Ajax'lılar Vitesse'den sürpriz bekliyorlardı ama Eindhovenlılar çıktılar, oynadılar ve beraberlik dahi yetmesine rağmen, kazanarak şampiyon oldular... dördüncü defa arka arkaya şampiyon olan PSVLileri kutlar ve bizden bir beste armağan etmek istiyorum:
"Dört sene üst üste şampiyon olduk
Hollanda'nın kralı olduk
Gerçekleri tarih yazar
Tarihi de PSV Eindhoven"

Heyecan Geldi-mi-?


Bir çokları gibi biz de başta Cristiano Ronaldo'nun müthiş performansı sayesinde Manchester United'ı şampiyon ilan etmiştik ve "ağır aksak" giden Chelsea'ye şans dahi vermiyorduk, Arsenal ise zaten Eduardo'nun sakatlığından sonra kopmuştu yarıştan. Ama Londralı mavililer, 1-0, 2-10, 2-1 ile kendilereine gereken üçer puanları yavaş yavaş topladılar ve Manchester'ı rahat bırkmadılar zirvede. Geçen perşembe günü de "paranın" futbola etkisine en büyük örnek olarak, televizyonun isteğine göre perşembe günü maçlarını yaptılar, kazandılar ve Manchester'ı beklemeye başladılar. Sir Ferguson'un futbolcuları da Blackburn deplasmanına çıktılar, ayakları ewood Parkta, akıllarında Barcelona maçındaydı. Ve kendini bir şeye "adam gibi veremezsen" olacakları bellidir, kaybedersin. Kırmızı şeytanlar da kaybediyorlardı ki 88. dakikada Tevez çaktı kafayı, en azından 1 puan alarak döndüler evlerine... Öyle bir puan ki, Manchester'ı şampiyon yapacak bir puan belki de. yukardaki resmi uzun yıllar saklar Tevez arşivinde... Bu hafta Chelsea'ye kaybetseler bile, önlerindeki West Ham ve Wigan maçlarını kazanmaları halinde şampiyon olacaklar... Ama, futbolda çok emin konuşmamak lazım, her an her şey olabilir...

20 Nisan 2008 Pazar

Sopalılar#6


Saint Etienne


Saint Etienne


Saint Etienne


Saint Etienne

Bayern Kupa Beyi





Bayern Münih kupada uzatmalarda kazanmayı sürdüyor. İspanya'da Getafe ile yaptıkları dramatik maçın yıldızı Luca Toni, yine sahneye çıkıp Almanya Kupasını Bayern'e getirdi. Maçın golleri burada, burada ve burada... Ligte de bitime 5 hafta kala 10 puan önde gidiyor Bavyeralılar, bir de UEFA kupasında yarı finaldeler, bakalım sezonu kaç kupa ile bitirecekler...

19 Nisan 2008 Cumartesi

Amatörde Bi' Cumartesi

  • Baharın kendini iyice belli etmeye başladığı bir Cumartesi günü Çatalca bölgesinde 2 maç vardı. Müsabakalrın zamanı da havanın iyice ısındığı 14-16 saatleri arasında konmuş, suni çim zaten herzaman hazır, tribünler de dolmuş güzel günün keyfini çıkarmak isteyenlerce, gerisi de sahadaki topçulara kalıyordu, bol gollü maçlar izletmek...
  • İlk maç 6 puanlı İzzettin ile 13 puanlı Gazitepe arasında idi. Fenerköy ile İhsaniye'nin liderlik mücadelesi yaptığı grubun tatsız maçlarından biri olacak gibiydi ve ilk yarısı da öyle geçti. Zira, deplasman takımı bir kaç oyuncusunu getirmemiş, daha "sakalı terlememiş" gençler ile sahada yer alıyordu, ev sahibi de kahveden okeyden kaldırılmış ve "hadi be bi maç yapalım da dönelim" havasında dağılmıştı sahaya...Bir kaç karşı karşıya pozisyonun dışarıya atılması dışında çok da aklımızda kalacak pozisyonlar görmedik ilk 45 dakikalık bölümde.
  • Havanın sıçaklığından iki takım da soyunma odalarına gitmeyince, yedek kulübelerinde istirahat etmeyi uygun buldular, tribündekiler de hocaların taktiklerine kulak misafiri olma şansına eriştiler. Ama, hocalardan çok izleyenler konuşuyordu topçularla: "Oğlum, sen ne biçim topçusun, nasıl vurdun o topa!" , "Lan Ali, senin araba hala tamirde mi? Yarın bana lazım be", "Lan, bu 10 numaradan bi' b.k olmaz, sen kendin vursaydın ya topa"...
  • İkinci devrenin başlamasıyla ev sahibi biraz daha baskın oynamaya başladı. Uzaktan şutlarla kaleciyi avlamayı denediler ama bunu pek başaramayınca, bir kanat atağından, duvar paslarıyla ceza sahasına girdiler ve orada da 10 numaralı Can'ı topla buluşturdular, golcü oyuncu da kendisinden beklenileni yaptı ve İzzettinspor'u 1-0 öne geçirdi... Golden sonra nedense klasik Türk futbolun bir hastalığı olan "geriye çekilme" baş gösterdi ve deplasman takımı bu sefer ipleri eline aldı. Eksik kadro ile gelmelerine rağmen, genç oyuncuların azmi ve enerjisi ile maç sonuna kadar ayakta kalabildi Gazitepe ve bitime 5 dakika kala bulduğu penaltıyı 10 numaralı oyuncuları gole çevirince, eşitliği sağlamış oldular. Kalan sürede iki takım kendilerini pek zorlamadılar ve puanları paylaşarak, sahadan ayrıldılar...
  • Sıcak cumartesinin ikinci maçı ise iki Çatalca takımının "derbi" denilebilecek kapışmasıydı. İlk yarıda 0-0 sonuçlanmıştı iki takımın kapışması ve bu maç öncesi Kestanelik lider iken Subaşı ise 1 maç eksikle 7 puandaydı. İlk maça oranla, çekişmeli geçmesi beklenilen Kestanelik-Subaşı maçında tribünler daha doluydu.
  • Maça çok da etkili olmayan rüzgarı arkasına alarak Subaşıspor başlamıştı ama sarı formalı Kestanelikspor daha istekli ve hırslı başlamıştı. belli ki geçen hafta aldıkalrı Yeşilbayır mağlubiyetini unutturmak istiyorlardı. Ümit bağladıkları forvetleri Rıdvan'ın yokluğunda, sahanın her yerinde hatasız oynayabilen Gürkan ileri uca çekilmişti. Orta sahada mümkün olduğunca topu kendi ayaklarında tutup, ileri uca adam kaçırmayı düşünen Kestanelik takımı bir kaç pozisyon buldu ama bunları değerlendiremedi. Subaşıspor ise "yakalarsam çakarım" prensibi ile defansın arkasına uzun top atmaya çalışıyordu. Yaptıkları başka bir şey de hakemle bolca konuşmaktı ki müsabakanın hakemi konuşanı kartıyla cezalandırıyordu... Devre golsüz bitecek derken, ceza sahasında elle yapılan müdahaleye verilen penaltıyı, Kestanelik kaptanı son günlerde süper ligde gördüğümüz kaçırma modasına uyarcasına kalecinin üzerine nişanladı. Ne kaptanın üzülmesine, ne de kalecinin sevinmesine fazla zaman bırakmayan Gürkan, 2-3 dakika sonra öyle bir vole vurdu ki, golün olup olmadığını ancak ağlarda takılan topun yere düştüğü anda anladık... tabii golün sevinci de kaptan Hamit'in etrafında yapıldı...
  • İkinci devre aynı hırsla çıkan sarı-yeşilliler özellikle kanatlardan gelmeye çalışıyorlardı, yeşil-beyazlı Subaşıspor ise oyunu biraz daha rakip sahaya yıkmayı hedeflemişti... Top bir orada bir orada oynanırken, Kestanelikspor, defasına arkasına sarkıttığı 6 numarası ile ikinci golünü bulmuştu... İkinci golden sonra çok uzun bir ara olmadan yine rakibin ofsayt diye duraklamasından yararlanan 11 numaralı Cihan skoru 3-0 yapan golü attı ve olanlar oldu. Golden sonra, ilk sarı kartını sözlü itirazdan gören Subaşı kaptanı yine "konuşunca" hakem kırmızı kartı gösterdi ve ortalık karıştı. Takımın çalıştırıcı olan abisi orta sahaya kadar depar atıp, hakeme tekme salladı ve maçın hakemi yardımcılarını yanına çağırdı tabii sahanın içi karıştı. Bir de hakem şikayetçi olduğunu belirtince önce kimse bir şey anlamadı, fakat ısrarla "gereğinin yapılmasını istiyorum" diye diretince polisler, Subaşılı antrenörü, kimliğini alarak karakola götürdüler. Emniyetin sahanın içini ve etrafını boşaltmasıyla maç tekrar başladı ama bundan sonraki dakikalar formalite niteliğindeydi. Oyuncularda oynama hırsı kalmamış, maçın bitmesini ister vaziyetteydiler. Genç oyuncularına şans vermeye başladı iki takım ve maç da 3-0 ile sonuçlandı...
  • Grubun liderlik kovalayan diğer iki takımı Karaağaç ile Yeşilbayır maçında da büyük çaplı olayların olduğu haberi geldi tribünlere... İşler "kızıştıkça" sinirler de geriliyor demek, temennimiz müsabakaların kazasız belasız sona ermesi...

Kör Tuğrul


Özlüyoruz o günleri, futbolun hayatımızda herşey olduğu o günleri...

Mutluluk


Mutluluk, bizi zorlayan kadere karşı kazanılan zaferlerin en büyüğüdür.
Albert Camus

Blog Widget by LinkWithin