19 Ekim 2007 Cuma

Fortis Türkiye Kupası

Kupa'da kuralar çekildi..İşte grubumuz...

D GRUBU
GALATASARAY
SARIYER
DENİZLİSPOR
GENÇLERBİRLİĞİ OFTAŞSPOR
BURSASPOR

ve fikstür şöyle:

Hafta

1.MÜSABAKA

2.MÜSABAKA

BAY TAKIM


31 Ekim 2007

SARIYER
-
G.BİRLİĞİ OFTAŞ

GALATASARAY A.Ş
-
DENİZLİSPOR


BURSASPOR


6 Ocak 2008

BURSASPOR
-
GALATASARAY A.Ş

DENİZLİSPOR
-
SARIYER


G.BİRLİĞİ OFTAŞ


9 Ocak 2008

G.BİRLİĞİ OFTAŞ
-
DENİZLİSPOR

SARIYER
-
BURSASPOR


GALATASARAY A.Ş


16 Ocak 2008

GALATASARAY A.Ş
-
SARIYER

BURSASPOR
-
G.BİRLİĞİ OFTAŞ


DENİZLİSPOR


23 Ocak 2008

DENİZLİSPOR
-
BURSASPOR

G.BİRLİĞİ OFTAŞ
-
GALATASARAY A.Ş


SARIYER

Film Çekseydiniz Be Basel...


Çekilsene be Kadın #2 [20-21 Ekim]

20 Ekim Cumartesi
----------------------------------------------------
14:00 Orduspor - Karşıyaka / D Spor
14:30 Rangers - Celtic / Business Channel
14:45 Everton - Liverpool / Fox
16:00 Trabzonspor - Beşiktaş / Lig Tv
16:00 Sakaryaspor - Eskişehirspor / D Spor
16:30 Bochum - Bayern Münih / Ntv
17:00 Middlesbrough - Chelsea / Fox
19:15 Aston Villa - Manchester United / Fox
20:00 Fenerbahçe - Konyaspor / Lig Tv
20:30 PSV Eindhoven - VVV Venlo / Business Channel
21:00 Villarreal - Barcelona / Ntv
21:30 Reggina - Inter / e2
23:00 Espanyol - Real Madrid / Ntv

21 Ekim Pazar
----------------------------------------------
05:00 Palmeiras - Parana / Lig Tv
16:00 Livorno - Lazio / e2
20:00 Galatasaray - Ankaraspor / Lig Tv

Kaynak

Yakma Bunu Yakma...

Yazık değil mi bu kadar atkıya ama şimdi...


18 Ekim 2007 Perşembe

Deplasmana biiiirrrrrr kiiiiiiii....


Otobuslerdir deplasman yolculuklarının değişmezi...Bir koltuk bulmak nimettir, olmazsa da sıkışırsın bir yere, oturursun koridora...Bazen de trenle gidersin ya da 3-5 arkadaş olup kendi arabanızla...Pek sık olmasa da vapurla da yapılır "deplase", Beşiktaş'tan Kadıköy'e, Karşıyaka'dan Alsancak'a, Yalova'dan İstanbul'a...Lakin, ya kamyonla...Bir videoda Eskişehirlilerin arızalanan deplasman otobüsünü bırakıp, maça yetişmek için bir kamyon durdurduklarına şahit olmuştum, ama yoktur pek bizim kültürümüzde böyle şeyler...Bu resim de birden karşıma çıkıverdi, Japonların deplase tarzı da böyle olsa gerek...

Matildas


17 Ekim 2007 Çarşamba

Yalnız Bir İmparator vol.1

Güneş her akşam batıp hergün doğuyorsa
Çiçekler solup solup tekrar açıyorsa
En derin yaralar kapanıyorsa
En büyük acılar unutuluyorsa
Neden korkulur hayatta söyleyin bana
(ben neden hep aynı kalayım söyleyin bana)

Elbette bazen çiçek açıp bazen solacağım
Elbette daldan dala konup sonra uçacağım
Elbette bazen hızla dönüp bazen duracağım
Elbette bazen söyleyip bazen susacağım

İnanmadım asla inanamam
Herşeyin bir sonu olduğuna

Paul Breitner

"binlerce insanın katledildiği stadyumlarda top oynamam"


16 Ekim 2007 Salı

Kenarda hoca, bağır bağır bağırıyor...

Milli Takımlar Teknik Direktörü Terim de saha çizgisi kenarında 'rahat duramayan' isimlerden.

Milli maç ve Fatih Terim vesilesiyle, bir üslup ve 'motivasyon' meselesi: Teknik direktörlerin 'bağıran adamlığı' hakkında ne düşünmeli? Ve tabii kalecilerin, soylu yalnızlıklarının paradoksu olan vokal çalışmaları hakkında

TANIL BORA

Gençlerbirliği'ndeki teknik direktörlüğü beş lig haftası kadar süren Fuat Çapa, futbolcularla vedalaşırken, kaleci Gökhan Tokgöz şöyle söylemiş ona, mealen: "Hocam, sen bize medeni insanlar gibi davrandın, ama biz bundan anlamadık, anlamayız; senin bize bağırman lazımdı..." Zaten, ajanslara göre, kaptan Erkan'ın sözcülüğünü yaptığı bir heyet başkan İlhan Cavcav'a çıkmış ve demiş ki: "Bu hoca çok değerli bir insan, onu bırakmayın... Ama söyleyin, bize bağırsın..."
Nadir bir istek parçası olmadığını biliyoruz bunun. Tribün ahalisinin, yöneticilerin, yorumcuların ve bizzat futbolcu milletinin çoğunluğu değilse bile büyük kısmı, teknik direktörün bir bağıran adam olmasını istiyor. Hem hırs gösterisi (gösterişi) bakımından, topçular 'motive olsun' diye... Hem otoritenin baş alameti saydığından; otoriteyi işi lâyıkıyla bilmekte değil boruyu öttürmekte görerek... Ama bir zamandır, karşı görüş de güçleniyor. Geçen sene Bursa kanalı Olay TV'de pazartesi akşamları yayımlanan, Bursaspor'un ıcığının cıcığının çıkarıldığı sohbet programında, yorumcuların bu bağırma meselesinde ikiye bölündüğünü hatırlıyorum. Bir taraf Engin İpekoğlu'nun kulübesinde efendi efendi oturmasını yadırgıyor, diğer taraf ise sözgelimi Mesut Bakkal'ın taç çizgisinden içeri yarı beline kadar sarkmış, ağzından tükürükler saçarak bağırmasına anlam veremiyordu. (Cavcav'ın Bakkal'a ilk 'uyarısının' gerekçesi de bu olmuştu: "Sporculara fazla bağırıyor.")

Lobanovski örneği
Evet, gerçekten de bir teknik direktör bütün ilmini maçın oynandığı 90 dakikaya sığdıracakmışçasına hiç durmadan kenardan talimatlar haykırıyorsa, bunda bir yanlışlık var demektir. Talim-terbiyesini vaktiyle vermiş olmalıydı, oyuna müdahalesini özlü talimatlar ve pratik değişikliklerle yapabilmeliydi. 'Motivasyon' denecekse, kuşkusuz morali sendeleyen bir oyuncunun ateşlenmesi elzemdir ama eğitim çavuşu tarzında değil herhalde.
Peki herkes Lobanovski gibi olabilir mi? Kiyevski Dinamo'nun büyük üstadı, takımının zembereğini kurup çayıra saldıktan sonra, maç boyunca uykulu-asık bir suratla oturduğu bankta hafifçe ileri geri sallanmaktan başka bir 'müdahalede' bulunmazdı. Geçtiğimiz yaz 17 yaş altı dünya şampiyonu olan Nijerya'nın teknik direktörü Yemi Tela onu bile yapmıyordu, kulübesinde kıpırtısız bir münzevi idi.
Tekniği-taktiği boş verirseniz; futbolun folkloruna gönül verenler için hepsi ayrı ayrı neşe kaynağıdır bunların. Ayak parmakları üzerinde yükselmiş, ellerini boru yapmış, her bir elemana ayrı ayrı anlık taktik yetiştirircesine bağıran Yılmaz Vural da var bu folklorun içinde; iki parmağını dudağının kıyısına iliştirmiş, kaşlarının altından oyunu süzerken, 'Acaba küçük rok mu yapsam filimi mi çıksam' muhasebesi yaptığı izlenimini veren Mourinho da. Bazen de hüzünlüdür; eğitim çavuşuna değil, bir imdat çığlığına benzetebilirsiniz teknik direktörün bağırışını ("Eyvah, geliyorlar!"). Demirel tabiriyle 'çare bulma yerinde' oturanın çaresizliği...

Çenesi çıkan kaleci
Bir de kaleci bağırtısı var. Dünyanın her yerinde, kalecinin saha
içinde ha bire çene yapması beklenir. Önündeki personelle sürekli konuşup onları tavında tutmalı, icabında topu bırakmaları için uyarmalı, onlara yer göstermeli, barajın koordinatlarını ayarlamalı, korner kalabalığına nizam vermelidir. Bu bağırtılı çağırtılı sosyalleşme tarzı, kalecinin soylu yalnızlığının bir paradoksu gibidir. Lâkin burada da farklı üsluplar var. Kimi kaleci kalendermeşrep bir sükûnetle, arada bir ellerini çırpıp 'Haydi, haydi' diye ünlemekle yetinir, kornerlerde neredeyse bezgin jestlerle direk nöbetini hatırlatır ya da belalı bir rakibi işaret eder, o kadar. Buna karşılık mesela Peter Schmeichel, Toni Schumacher, nasıl da boyun damarları kabara kabara bağırır, kapı önünde top oynayan çocukları paylayan amcalar teyzeler gibi azarlarlardı o azman stoperleri! Ligimizde şimdilerde Orkun Usak vokalleriyle dikkat çekiyor. Kimseyi azarladığı yok ama top yarı alanına geçtiği anda öyle bitmek bilmez bir arya söylevine başlıyor ki; sanırsınız ek iş olarak radyoda maçı anlatıyor.
1966-1978 arasında Manchester United'in kalesini koruyan, şampiyonluklar gören, İngiltere milli kazağını giyen Alex Stepney de böyleymiş, çok bağırırmış. 1975 senesinde bir maçta Stepney'in başına gelen, ibretliktir: önündeki savunmacılara öyle bir bağırmış ki, şaka değil, çenesi çıkmış adamcağızın! Velhasıl, abartmamak lâzım.

15 Ekim 2007 Pazartesi

Deplasman Otobüsü


Dün gece bir kız gördüm çarşıda,
Altında yeşil-kırmızı tanga,
Domalmış çarşı'nın ortasında,
Veriyor ona buna...


vakit geçmiyor
alkol yetmiyor
a.q. yolu bitmek bilmiyor
cem uzan gelsin
tüm derler bitsin
bütün deplasmanlar 1 saate insin


Üzüntünde Kederinde En Kötü GÜNDE
Varsın Alem Ceksin Gitsin Biz Hep Seninle
Sanma Ne Sampiyonluk Ne Kupa Umrumda
TARİH YAZMAMIS Kİ BÖYLE BÜYÜK BİR SEVDA !

9 Ekim 2007 Salı

Başarılar "Mohikan"

Ünal Kahraman'ın Ümit Milli Takımdan Konyaspor'un başına geçmesiyle takımı yönetmek görevini devralan Son Mohikan Ümit Davala'ya başarılar...Yolun açık olsun Ümit, yolun açık...Futbol oynarken yaptikların, antreörlükte yapacakalrının temiantıdır, ki bunu ''Birçok takımda görev aldım, birçok hocayla çalıştım. Oyuncularıma bu birikimlerimi aktaracağım'' diyerekte belirtmişsin...

Unutulmayan an, işte bu an...UEFA şampiyonluğunun ilk adımı...

Alayına İsyan İnadına Ankaragücü


Taraftarın edebiyat alemine bir katkısı da Ankaragücü tribününden geldi..Duygu -Berkay ikilisinin hazırlamış oldukları kapsamlı araştırma, tüm "ultras"lara bir selam mahiyetindedir..Yayın Epos yayınevinden çıkmış, bugün yarın raflarda yerini alacaktır...Kitaptan bir alıntı yapalım ve biz de selam çakalım bir kez daha yazarlara:

"...: Taraftarlık, deplasman otobüsündeki “geyiktir”. Maçı izlemeden gidip gelinen yüzlerce kilometredir. Taraftarlık hatırlamakta zorlanacak kadar anı biriktirmektir. Şenliktir. Taraftarlık kavgadır, abartmadır bazen yalandır. Taraftarlık hem sıradan olmak, hem aykırı olmaktır. Dostluktur, sürekli yeni insanlarla tanışmaktır. Egemen medyaya alternatif oluşturmaktır. Taraftarlık espridir, ayrıntılara dikkat etmektir. Hayal kurmaktır, şu acımasız ve illüzyon dünyasında Behrengi’nin “küçük kara balık”ı olmaktır. Taraftarlık eylemektir, yüksek sesle bağırmak, ses tellerine garezi olmak ve sürekli “ergen” olma halidir. Aşktır, tutkudur, hesapsızlıktır. Taraftarlık müziklerden rocktır, protest olanıdır ve elbette arabesktir; illa klasik batı müziğinden örnek verilirse Beethoven’in Dokuzuncu Senfoni’sidir. Taraftarlık cop ve biber gazı yeme olasılığının yüksekliğidir, kendini Don Kişot hissetmektir. Tenefüs zilidir ve tenefüsün kendisidir. Kimi zaman kurgulanan bir itaattir. “Beleş biletle” işi olsun olmasın bu süreci bilendir. Taraftarlık örgütlü olmaktır, Kıvılcımlıcı bakışla “ilkelliktir”. Haylazlıktır, tebessümdür, “sert yapmaktır”. Her dinlediği müzikte “beste çıkar mı” diye düşünmektir. Çokça dendiği gibi “hayata gider yapmaktır”. Taraftarlık bazen kronik depresif hal, kimi zaman gülme krizidir. Sokaktır, gece parkta kalmayı bilmektir. Kuşak çatışmasıdır, çelişkidir. Amire, patrona ve yetkiliye bazen içinden, bazen kamusal olarak sövmektir. Ayar vermektir, şakadır. Yıldızlı gökyüzü, sıkılmış yumruktur. Bir açıdan bataklıktır, kaybeden olmaktır. Düğünlerde kesin sahnede olmaktır veya köşede durup sürekli ters bakmaktır. Komedi, gerilim, macera ve romantik filmdir. Çocukluğun Şeker Bayramı anılarıdır. Havadan ve sudan konuşmaktır. Efes’in efsane şişesine, sadece bir basit “şişe” gözüyle bakmamaktır. Dumandır, sistir, Bob Marley’dir, arka mahalledir. Duygudur, tatili sevme halidir, “damat” Lafargue’nin bahsettiği tembellik hakkıdır. Getto’dur, evde musluktan su içmektir. Taraftarlık, İtalya’da “ultras”, İngiltere’de “holigan”, Arjantin’de “barras bravas” olmaktır. Çocuklar gibi tedbirsiz, gezginler gibi tetikte olma halidir...

Yolumuz Açık Olsun...

Bugün yapılan kura çekiminde rakiplerimiz belli oldu olmasına ama tribünsel açıdan memnun olmadım, sebep ise istediğimiz tribünleri göremeyeceğimizdir Sami Yen'de...
İşte kuradan bize gelen takımlar ve maç günleri:

H Grubu:
Bordeaux
Austria Wien
GALATASARAY
Panionios
Helsinborg

(25 Ekim 2007) Bordeaux - Galatasaray.
(8 Kasım 2007) Galatasaray - Helsingborg.
(29 Kasim 2007) Panionios - Galatasaray.
(5-6 Aralık 2007) Maç Yok.
(20 Aralık 2007) Galatasaray - Austria Wien.

TSC Bırakıyor mu?


Avrupa şehri Bursa'ya Avrupai "ultras" tribünü yerleştirmek amacıyla kurulan Texas Supporters Club, bu hafta itibariyle faaliyetlerine son vermiş bulunmaktadır...Gerçi bu "jet haber" grub lideri Duka Mesut tarafından doğrulanmasa da, sezon başında grubtan ayrılıp maratona geçen çok sayıda Bursaspor sevdalısı vardı..Gruptan ayrılanların yarıdan fazlası da TSC'yi kuran kişilerdi...Tek başına grubu sürükleme görevi lider Duka'da kalmıştı ama o da buraya kadar sabredebilmiş..
Yaptıkalrı meşale showlar, zekice hazırlanmış pankartlar, saha içi ve dışında oluşturdukları kardeşçe ortam için kendilerine tesekkürü bir borç biliriz..

8 Ekim 2007 Pazartesi

Superclasico Bitti, ya Sonrası...


River maçın ilk devresinde attığı goller ile, biri de yakından tanıdığımız Ortega'nın, bizce ve bazı kaynaklara göre ölmeden yapılması gereken 50 "şeyden" biri olan dünyanın en büyük derbisi Super Clasico'yu kazandı 2 gole karşı kalesinde gol yemeyerek...Maç bitti ya sonrasında ne oldu diye düşünürken, Çinli Jiang Yuxia'ın bir yazısına rastladım:

BUENOS AIRES, Oct. 7 (Xinhua) -- Some 150 Argentine soccer fans were arrested on Sunday around Buenos Aires soccer stadium the Monumental, where Argentine soccer giant River Plate defeated Boca Juniors 2-0.
Police arrested River fans for breaking drugs laws or parole terms and arrested Boca fans from the La Doce (The 12) hooligans club, when they began fighting over ticket allocations on the away fans' stand. Sunday's security operation involved 1,300 officers, a record for such events.
Doce's members had previously fought a week ago in the Argentine city of Rosario, capital of Santa Fe province, where Boca lost 1-0 to rival Rosario team Newell's Old Boys. Police there arrested Doce's leader, Mauro Martin, and another Doce member, holding them for three days.
Two months ago, gunmen murdered Gonzalo Acro, a member of River hooligans squad Los Borrachos del Tablon (The Stand Drunkards). Rival Borrachos leaders Alan Schlenker and Adrian Rosseau are also feuding.
Kısaca tercüme edersek, derbiden sonra 150ye yakın taraftar Monumental stadı etrafında göz altına alınmış,Riverlı taraftarların suçu haplanmak ve emniyet tedbirlerine uymamak iken, La Doce'den içeri alınan taraftarların kabahatı ise bilet kavgasıydı...Bu arada editörün belirttiği ve rekor dediği duruma göre 1300 kişilik bir emniyet kuvveti yer almış stad etrafında...Doce üyeleri daha önceki hafta da mevzu yapmışlar, grup reisi Mauro Martin ve başka bir taraftar tutuklanmış, 3 gün boyu içerde kalmış...Bunun dışında, bu konuyla ilgilenler bilir ki River'ın lideri Gonzalo Acro vurulmuştu ve hala kan davası sürmektedir...

Şehitler Ölmez Vatan Bölünmez...


Genelkurmay Başkanlığı, Şırnak bölgesinde görev yapan bir birliğe, terör örgütü tarafından yapılan bir saldırıda 13 silahlı kuvvetler mensubunun şehit edildiğini bildirdi.
Genelkurmay Başkanlığı’nın konuya ilişkin basın açıklamasında, şunlar kaydedildi:
"Şırnak bölgesinde görev yapan bir birliğimize, 07 Ekim 2007 tarihinde terör örgütü tarafından yapılan bir saldırıda, 13 Silahlı Kuvvetler mensubu şehit edilmiştir.
Terör örgütü mensupları, yurt içerisinde operasyon birliklerimizle, yurt dışına kaçış noktalarında ise ateş destek vasıtalarıyla takip edilmektedir.
Terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetlerde ortaya çıkan bu tablo, mücadele azmimizi ve kararlılığımızı daha da artırmıştır."

Şehitler Ölmez Vatan Bölünmez...Başımız Sağolsun..Mekanları Cennet Olsun...


7 Ekim 2007 Pazar

Amatörde Bi' Pazar Günü...

  • Günün ilk maçı Mavi-Kırmızılı Karacaköy ile sarı-kırmızı renklerle sahip Akalanspor, zaten Trakya'da "acayıp" şekilde sarı kırmızı renklere sevdalı köy, ilçe ve bucak takımı var..Edirnespor, Çorluspor,çatalcaspor vs. vs... daha maçın başı bir çok olaylara gebe olacağını gösteriyordu ve hakem Karacaköy'ün kalecisini bir penaltı sonucu atıverdi..Tabii, yedek kaleci olmayınca santrafor kaleye geçti...Gol atmak başka, gol korumak başka tabii ki, neredeyim, ne oluyor diyemeden Karacaköy kalesinde 3 gol gördü...
  • Tribünler bir amatör ligten beklenmeyecek şekilde kalabalıktı..Hani derlerdi eskiden TRT1 de maçlar yayınlanırken, "yazdan kalma bir gün" diye, aynen öyle , belki de bu güzel pazar gününde iftar saatini bekleyen "kalabalık", köylerini desteklemek için yeni yapılan stadta yerlerini almışlardı..
  • Maçın ilk yarısının bitmesine az kala işlerin tersine döneceğinin ilk sinyali verildi ve Karacaköy hem penaltı kazandı hem de rakip kalecisiz kaldı..Neyse ki onların yedek kalecisi vardı...Devre 3-1 Akalanspor üstünlüğü ile bitti...
  • İkinci yarıya hakemler biraz gecikmeli çıktı..Neden niçin belirsiz...Ama ikinci yarıdaki kararları ile bu şüpheli gecikme, kafalarda soru işaretleri uyandırdı...
  • Karacaköy öyle bir başladı ki oyuna, arka arkaya goler bularak maçı 4-3 kazandı...
  • Karacaköy'de bir 8 numara vardı, adam bu işi biliyor...Hırslı, uyanık, kurnaz, vs vs...
  • Herşeyi yapıyoruz ama maalesef milletçe hep bir şeyi eksik yapıyoruz..Sen koskoca stad yap, herşeyini hazırla, hatta maç öncesi oyuncu isimlerini oku hoperlor ile ama maça bie ambulans getirmeyi unut, yada "getirteme"...Orada top oynayanlara yazık değil mi..Günün en kötü anı, Karacaköy oyuncusunun elinin kırılması ve "bağıra bağıra" saha dışına çıkarılıp, şahsi oto ile hastanaye götürülmesidir..Ambülans geldi tabii, ama hep görüp bildiğimiz gibi, iş işten geçince...
  • Amatörde hakem olmak için ya "sağır" olacaksın ya da çelik gibi sinir olacak...Miletimin insanı futbol profesörü olduğu için, her pozisyonda yan hakemin 7 değil 77 değil, 777 sülalesinin hatrı soruldu...Bravo yani elemana, bir dönüp tribüne bakmadı...allah bilir o da içinden "kayıyordur"...
  • Günün ikinci maçı ise Çatalcaspor ile Batıköy arasında oynandı...Arada kalite farkı belli ediyordu kendisini...Batıkoy'ün de kalecisi kart cezalısı olduğu için, yedek kalecinin güvensiz hareketleri sonucu Çatalcaspor erken gol buldu ve gol yağmuru tüm maç boyu sürdü...Sonuç mu:11-0...Düzüne olmaya 1 gol kaldı...
  • 9 numara Ramazan(?) bayağı bi gol attı..Kaç tane olduğunu sayamadım ya da unuttum...
  • 3-0 sonrası iftar hazırlığı için ve skor garanti olduğu için sdat aniden boşalıverdi..Devrede ise kalan 3-5 kişi de gitti...Sözde futbolu seviyoruz...Biz futbolu değil kendimiz seviyoruz...
  • İlk hafta 3-0 yenilen Çatalcaspor, bu hafta kazanarak 3 puanla tanıştı ve averaj düzeltti..
  • Çatalcaspor'a kırmızı formalar yakışıyor..sarı ağırlıklı formadan vazgeçmeleri iyi olmuş...
  • Akalanspor maçının yan hakemi bu maçta da yan hakem olarak çıktı ve gene tribün tarafındaydı..ve hakemlerin değişmez kaderi olarak "yine yeni yeniden" küfür üstüne küfür yedi...
  • Maç sonunda hakemlerin herhangi bir koruma olmadan ellerini kollarını sallayarak ilçe meydanında dolaşmaları da bir garip..ya maç boyu kendisine küfredenlerden biri, fiziksel tacizde bulunsa...Amatöre federasyon acilen el atmalı...Yoksa Tepecik Belediyespor maçı sonrası yaşanılanları çok duyarız, çok ah vah çekeriz...
  • Amatör futbola dair "ilginç" anlardan biri, oyuncuların maç sonunda, hemen ellerine sigarayı alıp 90 dakika boyunca temizlenmiş ciğerlerini zehirleme çabalarıdır...
  • Maçları izlerken en çok kalecilere acıyorum...İnsan iki kale arkasına 2 çocuk koyar ki, auta çıkan topları getirsin diye, ama neredee...Kaleciler, "zavallılar", 50 m. uzağa giden topları koşa koşa alıp, aut noktasına dikip, elleri belinde liberonun ne kadar uzağa vuracağına bakıyorlar ya....Ben de onlara dalıp kalıyorum...
  • Ramazan ayı olmasından dolayı çekirdekçiler bu hafta pek iş yapamadılar ama önümüzdeki haftalar son sürat çalışacaklardır...

6 Ekim 2007 Cumartesi

Green Street Hooligans

Sarhoş olmak ve dövüşmek. Hayatta yapacak başka ne var ki?

Tuttuğun takımın maçındasın. Stadyum dolu, tüm taraftarlar ayakta. Kıran kırana ve sert bir maç. Oysa sahada olup bitenler daha sonra olacaklar için sadece bir ısınma. Kargaşa başladığında sakın kaçma.
Kendini sonuna kadar savun. Savaş. Nefret ettiğin birini düşün.
Diye yapılmış filmin tanıtımı...Basit bir hooligan filmi önyargılarından sıyrılıp izlendiğinde insan psikolojisi ve toplum sosyolojisi hakkında önemli ipuçları veren bir yapım...Mutlaka edinip, izlenmesi gereken Green Street Hooligans'ın trailer'ı da aşağıda...

En Güzel Gol

Çekilsene be Kadın #1 [06-07 Ekim]

6 Ekim Cumartesi
FOX 14:45 Man.United - Wigan (Canlı)
NTV 16:30 Schalke 04 - Karlsruher(Canlı)
LİG TV 20:00 Manisaspor - Fenerbahçe (canlı)
NTV 21:00 Efes Pilsen - M.Timberwolves (Canlı)
Business Channel 21.00 PSV EINDHOVEN-WILLEM II TILBURG
24 21:30 Inter - Napoli (canlı)

7 Ekim Pazar
Business Channel 13.30 SPARTA ROTTERDAM-AJAX
FOX 14:00 Arsenal - Sunderland (canlı)
24 16:00 Fiorentina - Juventus (canlı)
NTV 16:00 Parma - Roma (canlı)
LİG TV 16:00 BJK - Gençlerbirliği (canlı)
Fox 17:00 Man.City - M'boro (canlı)
NTV 18:00 Barcelona - Atl.Madrid (Canlı)
LİG TV 20:00 Kayserispor - Galatasaray (canlı)
e2 20.00 Boca Juniors-River Plate (Canlı)
24 21:30 Lazio - Milan (canlı)

Zevkini Çıkara Çıkara...

"el Superclasico" River - Boca

07 ekim 2007 Pazar günü saat 20.00da NTV'nin uydudan yayın yapan e2 kanalında......tribünleriyle, futbol kalitesiyle, golleriyle beklentilere cevap verir umarım...

Çocuklar temiz kalsın...


Haber aşağıda:
Milli Takımlar Teknik Direktörü Fatih Terim, Emre Belözoğlu'nun, kızı Merve ile evleneceği için Macaristan maçındaki hareketi nedeniyle Federasyon'dan ceza almadığı şeklindeki iddiayı ortaya atan Onur Belge'yi mahkemeye verdi. Terim, avukatı İhsan Coşkun aracılığıyla mahkemeye başvuruda bulunarak Onur Belge hakkında 100 bin YTL'lik manevi tazminat davası açtı.
Avukat Coşkun, davalı Onur Belge'nin 17 Eylül 2007'de katıldığı Sporvizyon adlı programdasarfettiği "İsviçre maçında yaşanan olayların elebaşıları Fatih Terim ve Emre Belözoğlu'dur. ZatenEmre Belözoğlu'nun Fatih Terim'in kızıyla ilişki yaşadığı ve Terim'in damat adayı olduğu iddiaları var" şeklindeki sözler nedeniyle mahkemeye başvurduklarını ifade etti..

Artık çok fazla olmaya başladılar...Çocuklar temiz kalsin bari...Futbolcu ya da antrenör kendisiyle ilgili yapılan doğru-yanlış, ki çoğunlukla yanlış, haberlere alıştı ama, n'olur hemen bırakın aileler ve çocukları da bu pis dünyaya bulaştırmayın...

5 Ekim 2007 Cuma

Kim Çıkarsa Çıksın...


Sali günü, ayın 9'unda çekiliyormuş kuralar...Grup maçları yapacağız rövanşsız, bir takımla içerde diğeriyle dışarda, "tek devreli lig usülü" dedikleri...torbalara göre takımlar belirlenmiş, birer birer çekilecekler içinden ..İlk olarak bakalım kimler gruplara kalabilmiş...

1.TORBA
Villarreal 78.374.
B.Münih 73.640.
AZ Alkmaar 63.995.
Panathinaikos 55.415.
Basel 54.869.
Bordeaux 49.706.
Leverkusen 45.640.
Anderlecht 41.594.

2.TORBA
Tottenham 40.618.
L.Moskova 38.920.
Zenit 38.920.
Sparta Prag 37.851.
AEK Athens 36.415.
Hamburg 34.640.
Bolton 32.618.
A.Vien 30.104.

3.TORBA
S.Moskova 27.920.
Braga 27.107.
GALATASARAY 26.791.
A.Madrid 25.374.
Getafe 25.374.
Everton 24.618.
Fiorentina 21.808.
Rennes 20.706.

4.TORBA
Hapoel 19.338.
Kızılyıldız 19.256.
Kopenhag 19.129.
Toulouse 17.706.
D.Zagreb 17.3.
Panionios 16.415.
Nürnberg 14.640.
Boleslav 13.851.

5.TORBA
Aris 13.415.
Aberdeen 11.064.
Zürih 9.869.
Larissa 8.415 .
Aalborg 7.129.
Brann 6.509.
Elfsborg 4.478.
Helsinborg 3.478.

Bunlar arasından 4 takım bize rakip olacak, 2 si Sami Yen'e gelecek..Kim gelirse gesin fark etmez ama tahmin yapayım, ya da içimden geçeni yazayım....
1-Panathinaikos gelsin..Ama iç sahada oynayalım...Gate 13 de gelsin..Mutlaka gelsin...
2-L.Moskova gelsin...Fenerbahçeliler de Loko'ya başarı pankartı assın..
3-GALATASARAY
4-Kızılyıldız gelsin...Sami Yen'de Sırp taraftarlarla atışmak güzel olur...
5-Zürich gelsin...Beşiktaş'tan sonra bir tokat da bizden gelir...

Şampiyonlar ligi gibi grup oldu ama güzel oldu...

Yürüyoruz Biz Bu Yolda... [GS vs Sion]

  • 5-1 lik skor.." 2000 ruhu geri mi geliyor" türü düşünceler başladı tribünlerde...Herkes mutlu halinden ama bazılarının da sıkıntıları var gibi...İşte bir kaç örnek: Hürriyet demiş ki "Faciaya davet", sebep merdiven boşluklarının bırakılmması, bununla da yetinmeyip hakem meşale için uyarı yaptı filan da eklemiş...Akşam gazetesi ise Hakan Şükür çimlere "okunmuş su döktü" diyerek olayı dini yöne çekmek gayreti göstermiş...Takvim gazetesi ise Lincoln'un Kalli'ye bakmadığını söyleyerek, topçu-antrenör kavgası yaratmak için kıvılcımlar atıvermiş ortaya...Onlar birşeyler yazmış durmuş, peki biz ne diyoruz : "Yürüyoruz Biz Bu Yolda/Göğüs Gerdik Zorluklara...."
  • Lincoln'ün golü Hagi'yi hatırlattı..Hani UEFA şampiyonluğu yolunda Dortmund'a sallayıvermişti ceza sahası çizgisi üzerinden...sadece gol değil, yaptı asistler, attığı paslar, mest ediyor mest...
  • Barış "adamım" olma yolunda ilerliyor..Savaşıyor koşuyor...Kalli "formanı terletmeden soyunma odasına girme " demiş, görevini Alman disiplini içinde yapıyor bizim "Almancı"...
  • "Söz konusu Galatasaray ise her şey teferruattır" pankartı vardı tribünlerde... Hoş manalı bir pankart, şimdi bazıları çıkıp, Ata'mızın ""Söz konusu vatansa ise her şey teferruattır" sözünden alıntı diyecek, kimse de bunu inkar etmez ama takımı bölmeye bozmaya çalışanlara ince bir mesaj oldu bu pankart.
  • Lincoln-Arda yan yana leziz oynuyor...Seyrettir bize bu ikiliyi Kalli hocam...Gollerde birbirlerine nazir yaparcasına şık vuruşlar yaptılar...
  • Bouzid bir gol attı ki, tam attı...Futbola başladığında kaleciymiş, sonraları defansa yerleştirmişler boy uzun, hava topu bırakmaz rakibe diye..Ama dün gece, aslında golcü de olabileceğini gösterdi.."Servet ara sıra çıkıp gol atar da, ben atamam mı" dercesine bir vuruş yaptı...
  • Kırmızı forma da yakışıyor takıma...Parçalıdan sonra favori formam bu...2000de beyazlarla kazanmıştık kupayı, bu sene de kırmızı olsun bizim modamız...
  • Ümit Karan, atıyor hala gollerini...Devam eden sadece gol atması değil, gol sevinci de yıllardır aynı, saç sakal imajı da...Yakışıyor mu, yakışıyor ....
  • Gecenin en mutlusu Kalli...Yaptığı her şey başarıyı getiriyor, kimse de üstüne pek gidemiyor başarı olunca...Hele o sevinç gösterisi ne öyle be beyaz tilki...Hani yanlış anlayacaklar şimdi...
  • Tribünlerde seyirci olunca maçın tadı tuzu oluyor...Dün gece de seyirciyle herşey güzeldi.Bir meşaleye basın laf ediyor, yukarda belirmiştik, ama bunu sahaya atmayınca, sorun yok be kardeşim..Ne güzel renk katıyor ortama..Gol pastasının kreması bu meşaleler...Bu arada sevmiyorsun meşaleyi sözde ama nedense bütün spor programı jeneriklerinde gösteriyorsunuz..
  • VIP'ten bir kare...Adnan Polat bir başkan havasında; Fatih Hocam inceden inceye süzüyor takımı, İsviçre'ye hıncı hala geçmemiş gibi; ve "yapma bunu, yapma bunu" dedirtecek bi abi...

3 Ekim 2007 Çarşamba

bir pankart ve getirdikleri...

Bir pankart asılır Moskova'da ve bizim ülke çalkalanır...Ezeli rakip, rakibinin Avrupalı rakibine neden başarılar dilemiş...Yanlışmış, ayıpmış, öyleymiş böyleymiş...Bir kere isteyen isteyene başarılar diler...Rusya'da bildiğim kadar özgürlük var...İkinci olarak, madem benim ezeli rakibim, ben onun yenilmesini isterim, bu doğal değil mi? Ama burda hemen "sözde milliyetçilik" duyguları ortaya çıkıyor..."gavur"a karşı birlik olunmalıymış...Eyvallah kardeşim, vatan millet edebiyatını yapalım ama spordan önce başka yerlerde, biz sanki millet olarak her konuda birlik olduk da, bir tek futbol kaldı geriye...Ve bu konuda veryansin edenler, çok vakit ötede değil, bundan 3-5 sene evvel, kendi tribünlerinde takmadık, sipariş etmedik Avrupalı takım atkısı bırakmadılar...Herkesin atkısı kendine derken, rakibimi Avrupa'da desteklediğimde kazanacağı puanlar ve alacağı Euro-Dollar bazında ikramiyeler ile yapacağı transferlere de alkış mı tutmalıyım...Maalesef halk olarak samimi olamıyoruz...Duygularımızı açığa vurmaktan korkuyoruz...Yeri geldi mi "Avrupa'lı olmak lazım" diyoruz, ama Avrupalılar gibi davranınca da "bu gavur adetleri nereden çıktı" deyiveriyoruz...Asan asmış pankartını, maç oynanmış, iki takım puanları paylaşmıiş, başlamışlar hesaplar yapmayı bir sonraki maçlara, oysaaaa...Bazıları hala polemik, hala tartışma , hala sansasyon peşinde....

2 Ekim 2007 Salı

Endüstriyel'e Karşı Metin Oktay Forması

Beklenilen forma en nihayet çıktı satışa...hem de beklenilmeyecek fiyata...100 yıl formasındaki, bu kulübün tarihine adını yazdırmış yıldızların isimlerinin üstüne avea reklamını yapıştırmakta sakınca görmeyen zihniyet, nasılsa reklamsız saf bir forma çıkardı...Biz de hemen ediniriz ve üstümüzden çıkarmayız artık...Yıllardır forma almıyordum sırf reklamlara inat, şimdi verdik siparişi...Ne diyordu ultrasManifestte
"forma numaraları 1den 11e kadar olmalı; futbol takımları her sene aynı forma ile mücadele etmeli; forma arkasına isim yazılmamalı"
Manifesto'ya uygun bir forma bulmamız ne kadar büyük bir zevk...Yaşasın aveasız, adidassız, reklamsız Metin Oktay forması...Tez yoldan herkes edine...

1 Ekim 2007 Pazartesi

Puma advert...

Puma...Nostalji yapalım dedik bir yerde çıkınca karşıma...resmi bir reklam değil denmişti bir zamanlar kendisi hakkında, ama markanın reklamcılara para dökerek yaptıracağı tanıtımdan daha fazla tanıttı markayı...

Nery Castillo #21

Forza Castillo der, işimize bakarız...

29 Eylül 2007 Cumartesi

Sessizce oynandı ve bitti....[GS vs. BJK]

  • Başta işin en sevimsiz tarafından başlayalım... Taraftarsız derbinin, maçın hiç tadı tuzu olmuyor..."Heyt,huyt, adamm alllll, kaçıooo,çııııııkkkkk" gibi bağırmaları duymak hoş güzel belki ama, orada tribünden gelen davul sesleri eşliğinde tezahüratlara katılmak, inkar edilemez ayrı bir zevk ve tutku...
  • Seyircisiz derbiye bütün "işli" işsiz teknik direktörler,"ağır abiler",PAF takım oyuncuları ve genç takımdan ufaklıklara kadar sağlam bir izleyici kadrosu vardı...Numaralı tribün neredeyse, normal bir maç gününü aratmadı...Maçı izleyecekler izlemeyecekler ayrımı nasıl yapılıyor acaba..
  • İki takım başkanının hastalık ve ceza nedeniyle gelemedikleri bir derbi olarak istatistiklere geçen bir maçtı...Böyle de ayrı bir özelliği vardı, seyircisiz olmasının yanında karşılaşmanın...
  • Bir hafta önce tozluklara takılan plasterlere dikkat çekmiştik, bugün gene ayakları sarılı çok eleman vardı sahada ama Hakan Balta çekmiş tozluğu ayağına, giymiş kramponu ve fırlamış sahaya...Golünü de atıverdi bantsız tozluklarıyla...
  • Hakan Şükür'le Lincoln kadro dışı kalıvermişler, maça saatler kala aldık haberi, internet ahalisi çalkalandı...Kalli, Alman disiplini diyor başka bir şey demiyor geldiğinden beri ve hiç affı yok... Allah'tan takım derbii kazandı, yoksa bunu bizim medya acayıp büyütürdü...Verilmiş sadakası varmıs Beyaz tilki'nin...
  • Kaleci Orkun bugün ilk golünü yemiş, bu da maç spikerinin hafızalarımıza kazıdığı bir detay...Orkun demişken, saçları kestirdi de, imajı düzeltti biraz, çocuklar korkuyordu valla kendisinden...
  • Kahvede maç içinde Barış'a bolca küfür edildi ama "Almancı" iyi topçu, çok koşuyor ve de en önemlisi "ısırıyor"... Fakat, Linderoth, tam aranan kan, ne ciğer var adamda be kardeşim...Koş koş koş, yorulmaz mısın...
  • Serdar Özkan'da nedense bir "Küçük Emrah" halleri var, her düştüğünde hakeme bir bakışı var, acıyorum cocuğa ...
  • Nonda...Kara Boğa, kara yılan, kara panter, her neyse lakabı, ama "yırtıcı" santrafor mu denir ne derlerse, sağlam basıyor, hava toplarını alabiliyor, rakibi bozuyor...Çok gol atacak, çok yararlı olacak...Penaltılara da ilaç bulduk, klas attı penaltı golünü...
  • Seyircisiz derbide, Beşiktaş taraftarına ayrılması gereken yerde "Herşey Beşiktaş İçin" yazan bir pankart vardı...Ne zaman geldiler, ne zaman astılar...Bu yasal mıdır? Bu tip sorular aklımı kurcalamıştı maç boyunca korner atılırken arkada pankartı gördükçe...
  • Kahvehane milleti tuhaf millet..Maçın bitmesine 2 dakika var ve Beşiktaş saldırıyor, Beşiktaşlılar kahveden çıkıyorlar...Trafik yok, araç derdi yok, evlerine herkes yaya gidiyor, acelen ne? Ya takımın golü atarsa? Hanımın verdiği izin süresi mi bitti yoksa...
  • Kahvehane içinde meşale yakıldığına da ilk defa şahit oldum, demek daha öğrenecek çok şeyimiz varmış...Seyircisiz maçta, stad ortamı yaşatan kardeşlerimize teşekkürler...
  • Gecenin fotosu da resmi siteden..."Pençe Atma Aslanım Kükresen de Yeter!"

Nağmeler #6




İzmir'in Sokaklarında
Yürüyoruz Formalarla
Sayımız Yüz Binler Oldu
Sarısıyla Kırmızıyla

Sarın Güneş Gibi Olsun
Kırmızın Damarımda Kan
Sensiz Geçmesin Bu Yaşam
Senin İçin Bütün Kavgam

Bin Dokuz Yüz Yirmi Beşte
Doğdu ŞANLI GÖZTEPEMİZ
Issız Kuytu Köşelerden
And Olsun Ki Döneceğiz

O Günlere İnanarak
Dalgalan Sarı-Kırmızı
Acıların Arasından
Söyle İsyan Marşımızı

Kalksın Eller 3'lü İçin
Haykıralım GÖZ GÖZ İçin
Son Nefesi Verir Gibi
Şahadet Getirir Gibi

27 Eylül 2007 Perşembe

Nağmeler #5



Arkanda Biz Biz Vardık Senin Heryerde
Rize'de İzmir'de Eskişehir'de
Korktular Kaçtılar Bizi Görünce
Ankaragüçlüler Geliyor Diye
Anladım Yalanmış Başka Sevgiler
En Tatlı Sevgiler Sendeymiş Meğer
Şampiyon Olmadan Ölürsem Eğer
Kefenim Sarıyla Lacivert Olsun

Şifreli Yayına Karşı Amatör Futbol Kültürü

Başladı gene ligler yavaştan, sonra Avrupa maçları filan derken iyice girdik futbolun havasına...Biz havaya girdik ama geçen sene bir olan şifreli kanal bu sene ikiye çıkıverdi aniden, bir de hazırlık maçlarını da şifreli kriptolu kanallarda vermeleri yetmezmiş gibi, Avrupa maçlarını da "gizlemeye" kalkmadılar mı? Aksilik bu ya bizim takım da geçen sezondan "yasaklı" taraftara...Maça da gidemiyoruz...Kaldık radyolara...Neyse ki amatör maçlar başladı da futbola olan açlığımız iftar edercesine doymakta şimdilik...Göbekli, bıyıklı, kıllı adamların maça son hızla başlayıp, 30. dakka sonrası pes etmeleri mi, devre arası hoca taktik verirken tribünden sigara yakıp ciğerlerine bayram ettirenler mi, kulübenin arkasına çömelip tuvalet ihtiyacı giderenler mi, tribünlerden edilen günyüzü görmemiş sinkaflar mı, bir şişe Erikli suyla yapılan mucizevi tedaviler mi dersin, hayat dair ne varsa, hepsi o amatör sahalarda mevcut...Bir de federasyon da sitesinde maç programını yayınlıyor haftalık, hangi sahada kim kimle kapışıyor.. Bakıp programa, elde fotoğraf makinem atıyorum kendimi amatör sahalara...

Biraz da nostalji...

Üstada saygılar...

yürüyedur büyük Başkan...


Futbolu sevmem, futbolla tanışmam nerede ve nasıl başladı diye hiç soru gelmedi bana ama kafamda böyle bir soruya verilecek cevabı araştırınca hep geçmişte Platini'li bir Fransa milli takımı canlanıyor beynimde..Rakipte Bulgaristan idi ve Bulgarlar"Horozlar burada ötemezler" demişlerdi demesine de, mavi beyazlı Fransızlar kazanmıştı maçı...İşte o günden bugüne sempatim vardı Platini'ye...Bir de bir gün bir yerde "Bir futbol takımı bir varoluş şeklini, bir kültürü temsil eder" dememişmiydi, değişmez kahramanımdı artık benim..Düşüncelerimi yansıtmıştı...Sonra UEFA Başkanı oldu, hak etmişti bu görevi, yüzümde tebessümler oluşuyordu onu futbolun zirvelerinde görünce...Bu günlerde ülkemizde, bize çok yakın..Ve gene beni kalbimden vuran oku fırlattı : 'Türkiye'de futbolun tarihi, Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor arasındaki rekabete dayalıdır. Fenerbahçe'de 11 Brezilyalı, Beşiktaş'ta 11 Arjantinli, Galatasaray'da 11 Perulu oyuncu olursa, Türk kimliği ne olacak? Futbol, kimliği de yansıtılmalıdır. Beşiktaş mahallesinin gençleri Beşiktaş'ta oynasınlar, Ankaralılar Ankara kulüplerinde oynasınlar. Alt yapılar da futbol için çok önemli. Bugün siyasiler 'Herkese her şey açık olsun' diyor, bu düşünceye katılmasak bile mecburen idare ediyoruz.''
Devam et Başkan bu yolda...Seninleyiz seninleyiz...

26 Eylül 2007 Çarşamba

Nağmeler #4



Yağmurlu Bir Günde Görmüştüm Seni
Üstünde Çubuklu Formalar Vardı
Bir Anda Tutuldum Aşık Oldum Ben
Hayatın Anlamı Siyah Beyazdı
Ölümle Yaşamı Ayıran Çizgi
Siyahla Beyazı Ayıramaz Ki
Her Yolun Sonunda Ölüm Olsa Da
Sevenleri Kimse Ayıramaz Ki...

Nağmeler #3



Karlar Düşer Çığ Oluruz Coşarız
Arman İçin Salonlara Dolarız
Yağmur Yağar Sel Oluruz Akarız
CimBomBoma Sırılsıklam Aşığız
Rüzgar Eser Kasırgayız Yıkarız
Engelleri Hiç Tanımaz Aşarız
Günler Geçer Seviniriz Ağlarız
Zaferlere Bu Şarkıyla Koşarız

Nağmeler #2


Bu Vatan Bölünmez
Bu Böyle Biline
Bu Vatan Uğruna
Hazırız Ölmeye
Aponun Piçleri
Sabrımız Kalmadı
Bursalı Geliyor
s..ecek Ananı..

Nağmeler #1


Sen Uyu Ben Deplasmana Kaçayım...
Yollarda İnceden Cigara Sarayım...
Sevgilim Bu Gece Hiç Bekleme Beni...
Aşkından Önce Gelir Göz-Göz Sevgisi...

Hayatımızdan, fikrilerimizden, tutkularımızdan, kısaca bizden esintiler...

24 Eylül 2007 Pazartesi

Hoca mı olacaksın takıma? Buyur bakalım...

Geçen gün bir sohbette duydum, hattrick diye bir oyun varmış, menajerlik tipi..Gerçi yaklaşık bir 5 sene önce pazar günleri Sami Yen'e gitmeden arkadaş bilgisayar karşısına geçer, birşeyler ayarlardı, maç dönüşü de birşeyler kontrol ederdi...Oyna filan derdi ama, takmazdım, geçen haftaki arkadaşın ballandıra ballandıra anlatmalarına karşı koyamadım, girdim siteye...Üye oldum, hemen başlatmadılar tabii oynatmaya, aktivasyon bekle dediler...Geldi mail, aktive ettik ve başladık takımı çalıştırmaya...Zor işmiş zor, adsız sansız takımı çalıştırmak, hele amatör topçuların varsa, Allah kolaylık versin...Bundan sonra bizim ilçenin Süper Amatör takım hocasına daha bir saygıyla bakacağım, o takımı nasıl sahaya çıkarıyor diye...Tribünde, televizyon başında, kahvede takım antrenörüne ana avrat küfredenler, hadi girin oyuna da görelim bakalım bu iş kolay mı zor mu?
Hadi gir siteye, kur takımı, çalıştır bakalım....

Bant, Plaster vs. vs. Kültürü


90lı yılların başında maçları televizyonda izlerken dikkatimi çekiyordu futbolcuların tozluklarındaki "beyazlıklar", daha sonra gazetelerdeki resimlere özellikle bakıp, bunların ne olduğunu çıkartmakla uğraştım günlerce...Göze hoş geliyordu görünüm, bir de üç çizgili Adidas klasik krampon ile hiçte fena durmuyordu...Bu düşünceler beynimin bir tarafında yer edinmişken, topçuların saha kıyafetlerine dair, bir amatör küme maçında, tozluk üzeri beyaz çorap giyen bir "amatör" görünce, aklım daha da karıştı...Tabii, arayan istediği cevabı bulurmuş derler, soyunma adalarından, topçulardan, gazetelerden, o beyazlıkalrın bant olduğunu öğrendik...Ama, esas Hagi'nin gelmesiyle bu işi çözmeye başladık, ayrıntısını öğrendik, keserdi tozluğu Hagi, sonra da ayağını bir güzelce plasterle bantlar ki, o krampon tam otursun ki, istediği şutları hedefe "zımbalayıversin"...Rivayet odur ki, Emre'nin maç öncesi tozluğunu kesip, onun ayağına masörün yapacağı "plasterlemeyi" Hagi, büyük bir özenle yapıyormuş...Sonra çok gelişti bu olay, tozluk kesildi, ayak bantlandı; krampon üzerine çekildi, ayakkabının "dili" şutu bozmasın diye; bileğe ince şekilde çekildi, tekmelik rahatsız etmesin diye; hatta abartıldı dize çekildi plaster, tozluk aşağıya düşmesin diye...
Bugün, Kasımpaşa maçında tüm topçularda vardı plaster bant ayaklarda...Estetikte durdu hani, siyah tozlukla...Kırmızıya da yakışıyor ama, hem de daha güzel...

17 Eylül 2007 Pazartesi

Taraftar işe el attı...


Bursa her yönüyle çok farklı bir şehir...Bursa kulübünün içi ise tam bir bulmaca gibi...Her zaman kaynayan bir kazan vardır...İşler iyi gitse de sorunlar var, kötü gitse de... Belediye başkanı, şehrin varlıklıları, şehrin sevdalıları, hep kendilerince çözüm bulma peşine düşmüşlerdir, gerçek ya da sanal sorunlara...Takım iyi gider, çelme takılmaya uğraşılır başkana, kongre olur aday çıkmaz, seçilir biri, sonra seçilen eleştirilir, devrilmeye çalışılır,vs vs...Ve bu çark hep döner döner...Olan yine, her yerde olduğu gibi, taraftara olur... Geçen günler de topçular idman boykot etmiş...Ama ya çok genç olduklarından, ya da kulüp geçmişini iyi bilmediklerinden, yanlış yapmışlar... Bursa'da taraftar faktörünü unutmuşlar... Selim de geçmişi özlemiş, dalıvermiş antrenman sahasına, Duka Mesut daha sakin ama belli ki o da dertli...

"El Chelo" nihayet...

Arjantin futbolunu pek severdik, Maradona ilahtı kalbimizde...Bir de ulusal genç takımın kaptanı filan gelecek dendi ya, çıldırdık sevinçten...Yazdı basın, "yeni Hagi" geldi geliyor diye, bir de demezler mi "Frikikleri de penaltı gibi kullanıyor", aman aman, uzun zaman da frikik golümüz yoktu, hasret kalmıştık, "örümcek ağlarının temizlenmesine"...Geldi Marcelo Adrian, görkemli karşılandı, lig başladı, gol beklendi olmadı, frikik oldu heyecan duyduk, sarsmadı ağları, döktürmedi sevinç göz yaşları...Sonra uzaklaştı, kayboldu gözden, sakat dediler, dediler oynayamaz bu takımda, boş transfer dediler...Ama gizemli bir duyguydu bu Chelo ile aramızda..Kavuşamayan sevgililer durumu gibi...Karamsarca biraz, belki melankolik azıcık...Torpilliydi kalbimizde, gitmesine gönlümüz razı değildi, taliplileri de pek eften püften değillerdi, River'ı, Boca'sı ve Ajax'ı dünya futbolunun...Ayırmasınlar sevenleri istedik, dua ettik olmasın diye, vermesinler Marcelo'muzu...Ve öyle böyle düşünceler içindeyken, çıktı geçen gece Sami Yen'e, çaktı gölünü, kırdı bacağını şeytanın...Eh biz mutlu, O mutlu, gerisi bize ne...

9 Eylül 2007 Pazar

Okumak Lazım...

Barış ve Şener güzel bir çalışmaya imza atmışlar...Futbolun edebiyatına bir katkı daha...Kitapta yazısı yer alan arkadaşların yüreklerine sağlık...Almak lazım en acilinden..Kendileri anlatsın kitabı:

“Manyaklar, kafayı takmışlar hatta sıyırmışlar...” diye tanımlıyor elinizdeki derlemenin editörleri, kitaba katkıda bulunan yazarları. (Daha doğrusu, gazaplarından korkmasalar öyle tanımlayacaklarını söylüyorlar.) Futbolla düşüp kalkan ama bunu ortalama futbolseverden hayli farklı biçimde yapan, takıntılı insanlar. Kimisi ücradaki bir takıma veya uzak diyarlarda oynanan topa dikmiş gözünü, kimisi istatistiğe, kimisi “futbol folklörü” dediğimiz şeye veya olmadık bir teferruata... Futbol sevgisine verilen emekle dolu bu kitabın Erdinç Sivritepe’ye bir armağan olması, boşuna değil. Bilenler bilir; takıntılı bir futbol tutkusuna ömürlük emek gömmüş birisi Erdinç Sivritepe.

Futbol muhabbetiyle dolu bir derleme. Bir Yaşam Boyu İzmirspor (Erdinç Sivritepe), Antepspor’um Benim, Mazide Kalmış Sevgilim... (Bağış Erten), Kayseri Futbol Tarihine Bir Bakış (Ayhan Baynal), Piknikte Dömivole (Bozkurt K. Yılmaz), Futbolun Değişimi (Bülent Gürsoy), Futbolcu Resimleri (Cem Pekin), Tavşancılspor (Efkan Bucak), Almanya... (benim için) Pek Tatlı Vatan (Eray Özer), Sadri Alışık ve Ronaldinho (Hakan Dilek), RSSSF – Maç Sonuçları Belgeliği (Karel Stokkermans), Saymaca/Düzmece: Taraftar Takıntısının Bir Ucu (Mehmet Ali Çetinkaya), Nasıl Takım Tutmaya Başlanır? (Muhammed Şahin), Kulüplerin Gerçek Sahipleri Taraftarlar(mı)dır? (Murat Odabaşı), Asya’dan Futbol Manzaraları... (Mustafa Taha), Göztepe ve Onun Hazin Hikâyesi (Oğuz Reşat Sipahi), Yugoslavya’da Futbol: Yeniden, Birlikte... Mümkün mü? (Özgür Dirim Özkan), Taraftarlığın Tamiri: Takım Değiştirmek (Remzi Salihoğlu), Futbol Sevdasının Yanları: I - Fantezi Futbol (Serbülent Şengün), Sana Bir de Stadlarından Bakalım Aziz İstanbul (Tuncay Yavuz), Bir İnsan Neden Tirespor’u Tutar? (Yusuf Al), Oyun Bitti (Zeki Kumova)

Edinmek için: 1Tık 2Tık 3Tık

Güzel Oyuna Dair #3

Yalnız Mı Hissettinin Kendini Kalabalığın İçinde

İşimiz Gücümüz Futbol

Bir Düş Gibi Şimdi Çocukluğumuz


4 Eylül 2007 Salı

Güle Güle Ferhat...


Verdiğin emekler, döktüğün ter ve sahada göstermiş olduğun kişilikli mücadele için teşekkürler..
Gittiğin yerlerde mutlu ve başarılı olacağına şüphe yok...

u/M nasıl ortaya çıktı...

"Aşk kırıntısıyla doymaktansa, tek başıma aç kalırım bu hayatta" çalıyordu fonda, karar verdiğimde ultras/Movement'ı çıkarmaya karar verdiğimde...Futbol Kültürü kitaplarının yavaştan kitapçılarda yerlerini almaya başlaması hoş güzeldi de, Radikal Futbol'un yayından kalkması burkmuştu içimizi...Erkan Goloğlu, Hakan Dilek, Tanıl Bora'yı okudukça yazma iştahı oluşmuştu "bünyede"...Yazmaya başladık ara ara, özlem duydukça tribünlere, uzak kaldıkça sevdiğimizden, renklerimizden asker kışlasında ya da bekar evinde...Toplanmıştı yazılar defter aralarında, bilgisayarda wordte, orda burda... Baktık, Karşı fanzin yapıyor, Volkan abi'ye "yazı yollim mi abi" takılmacası, Pankart'ta yerim olmasına vesile olmuştu... Arkadaş grubumuz da fanzin çıkaralım havasına girince, başladık yazı istemeye amma velakin 1-2 kişi dışında yazı yollayan olmayınca, "tek başıma" çıkarmaya karar veriverdim ultras/Movement'ı...Yazılar vardı zaten, tribünde "anları yakalamak" hobimizdi, eh photoshop'u da az buz bilirdik, koyulduk çalışmaya ve ortaya çıkıverdi bizim "dergimsi"...Ee peki ne vardı ilk sayıda? "Elimde şapkam, dünyanın dört bir yanını geziyor ve stadyumlarda yalvarıyorum: 'Tanrı rızası için, güzel bir maç lütfen' " demiş üstad Eduardo Galeano...Kendisinin yolunda, İstanbul'da Bursa'da, İzmir'de Samsun'da, küçük stad buyuk stadyum, mahalle arsası sokak arası, nerede bir çift kale kurulup, top peşinde koşulduysa, karşı konulmaz bir tutkuyla izleyen biri olarak, kendi gördüklerim, duyduklarım, izlediklerim,hissetiklerim,yaptıklarım,fotoğrafladıklarımdan oluşan bir yazın ortaya koyduk... Şimdi de ikincisinin çalışmaları içindeyiz...İnsallah çok yakında çıkacak...

Blog Widget by LinkWithin