11 Kasım 2007 Pazar

Esentepe Boğazköy Sultantepe'yi yendi...[2-0]

  • Güneşin gökyüzündeki bulutlarla saklambaç oynayıp, sürekli yakalandığı bir havada oynandı Boğazköy-Sultantepe maçı...Esmer bulutların yağmur tehditine karşı 2 takım güzel bir futbol oynayıp, zevkli anlar izlettirmek istediler belli ki onları izlemeye gelen az sayıdaki taraftara ama maalesef öyle olmadı... Boğazköy "rüzgardopingle" saldırsa da ilk yarı etkili olamadı...
  • Maçın hakemleri pembe kıyafet ile çıkmışlardı nedense, hoşumuza gitmiyor bu kıyafet diyoruz, hakem dediğin siyah giyer siyah...
  • Havanın soğuk olması, çekirdek satışlarını düşürmüş belli ki, tribünde herkesin elleri çepte, gözü sahadaydı...
  • Maç Boğazköy-Sultantepe idi ama konuşulan takım siyah-beyazlı Beşiktaş idi...Neden 8 yemişinden tutun da Sinan Engin'in mafya oyunlarına, Ertuğrul'un Beşiktaş'a uygun olmadığına,"ben olsam o takımı kesin şampiyon yaparım ya abi" cümlesine kadar sürdü maç yorumları tribündekilerin...
  • Gol sevinci izleyemeden geçen ilk devreden sonra, rüzgarın kanatlarını kuşanan Sultantepe olmuştu ve golün de sarı-mavililerden geleceği bekleniyordu...Nitekim, sağlı sollu ataklarla yoklamaya da başlamışlardı rakip kaleyi ama her maçın kırılma noktası olduğu gibi, bu maçta da Sultantepeli oyuncunun çift sarıdan kırmız ile saha dışına yollanması işleri değiştirdi...
  • Ard arda gelen Boğazköy golleri bir anda durumu 2-0 getiriverdi.. Bu andan itibaren de iki takımda "bitse de sıcacık evimize gitse" havası ortaya çıktı ki çok uzatmadan hakem de maçı bitirdi...
  • Maçta dikkati çeken oyuncu, maalesef amatörde isimlerini bilmeden maç izliyoruz, Boğazköy'den 11 numaralı, tribünden "kel" diye çağrılan oyuncuydu...
  • Maçla ilgili en çarpıcı yorum da tribünden gelen diyalogta yer aldı:
-"Hangi ligte bunlar?"
-"Süper amatör"
-"Bunlar süperse ben mega profesyonelim"

"Bu Gülü Yetiştireceksen Canın Yanacak..."



İş Bankası'ndan Güzel Bir Çalışma...

Bursa Nutku'nu aklıma getirdi...
"Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, “Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır” demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır. Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, “Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir” diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, “demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek” Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, “ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.” İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!"

Atam Sen Rahat Uyu...


  • 10 Kasım gecesi saat 01.00 de çıktığımız Anıtkabir yolculuğumuz 10 kasım gecesi saat 22.00'da nihayetlendi...Son günlerde gelişen olaylardan sonra Ata'mızn huzuruna çıkıp,ona bağlılığımızı göstermemiz, onun her daim izinden gideceğimizi belirtmemiz açısından yararlı bir ziyaret oldu..
  • Yapılacak gezimizin en heyecanlıları hiç kuşkusuz ki 3 başarılı kızımızdı..Geçen sene yapılan Bilgi yarışmasında bir köy okulunda okumalarına rağmen, bir çok kolej, Anadolu lisesi ve fen lisesini yenerek finale kadar yükselmiş, finalde ise şansız bir şekilde 2 soruyu yanlış bilerek İstanbul ikincisi olan öğrencilerdi..Kendileri final öncesi "Hocam, yarışmanın birincilik ödülü Belçika gezisi, ama biz Belçika'ya gitmek istemiyoruz...Biz Anıtkabir'i hiç görmedik, biz birinci olursak, Ata'mıza bizi götürürler mi?" demişler, oldukça duygulanmıştım ve bir şekilde ben sizi götürcem demiştim..Daha sonra tribundergi.com sitesinde yaptığımız bu öğrencilerimizi Ankara'ya götürmek maksatlı fanzin satış kampanyamız ile öğrencilerimiz dün Ankara'ya götürdük..Bu aktivite için bize katkıda bulunan bütün arkadaşlarıma buradan teker teker teşekkür ediyorum...

9 Kasım 2007 Cuma

Şut ve....

Futbol heryerde...

Kaynak

8 Kasım 2007 Perşembe

Çalıkuşu

"O küçük bir çocuktu kuşlarla konuşurdu" yazarmış mezarı başında; kadınlar, alkol ve futbol sevgisi ile geçen bir hayata veda edip, edebi uykusuna yattığı yerde...

Yenilsende Bazı Bazı...

Yenilsende bazı bazı, biz buna razıyız da, açıklara 55, kapalıya 120 ytl verenler razı mazı değil..."Müşteri her zaman haklıdır" prensibi doğrultusunda paralarının karşılığını istiyorlar, umurlarında mı Sabri'nin ne kadar Galatasaray aşkı ile oynadığı, bas küfrü gitsin...Nasılsa "çapulcular"dan kurtuldular, 120'yi versin de isterse küfretsin isterse alkışlasın...

7 Kasım 2007 Çarşamba

N'aptın Beşiktaş?


  • Muthiş bir ortam yaratılmıştı maç için...Her türlü sebze meyve, meze ve yanında Efe Rakı..Hem de yaş üzüm Rakısı...Bir de televizyonu bağladık mı projeksiyon cihazına...Evde sinema ortamı yarattık valla..Bugünkü maç sonrası diyorum ki, "Plazma out, projeksiyon in"..Dev ekran ne menem bi' şeymiş, insanı Erman Toroğlu yapıyor valla...
  • Hoş ortamda başlayan maç, Delgado'nun hırsı ile bizim masadakı herkese ümit verdi...Bir sürpriz olur Beşiktaş alır dedik..Ama sadece biz dedik, biz ümit ettik...Ne bilelim Hakan'ın rekor(!) peşinde olacağını...
  • Maç başladı, ilerleyen dakikalarda goller geldi...Geldikçe geldi..Adamlar da durmadı, attıkça attılar..Onlar attı, bizim rakılar bitti, onların goller bitmedi...
  • Bu Hakan kim kardeşim ya...Benim bildiğim bir sezon öncesi, benim de deplasmanda bulunduğum maçta Galatasaray'ın iki penaltısını kurtardı yıldız oldu...Ligin ikinci yarısında ise seyircisiz oynanan maçta ayağındaki topu kaptırarak komik bir gol yedi...Elinde Rüştü varken- ha çok mu iyi, Avrupa'da dökülüyor- neden onun tecrübesinden yararlanmazsın ki, Hakan'da ısrar edersin..
  • Bu mağlubiyet sonrası Beşiktaş yönetimi Ertuğrul Sağlam ile olan bağlarını gözden geçirmeli(Ne cümle oldu ama, Kazım Kanatvari)..Hocam iyisin hoşsun ama, olmuyor böyle...Mülayimlik, mütavizilik nereye kadar...
  • Maç sonu o kadar kızdım ki, bir çok Beşiktaş taraftarı benım hislerime sahip değildir...Sen ki 8-0 ile tarihi bir yenilgi alıyorsun, maç sonu neden seni desteklemeye gelen taraftara gitmioyorsun..Oysa ki iki hafta önce Slavia Prag, Arsenal'e yenilmiş, Praglı topçular hemşehirlilerinden özür dilemişlerdi stadı terk etmeden...Beşiktaş bunu yapsaydı belki skoru biraz unuturduk, acımız hafiflerdi...
  • Maçla ilgi daha fazla yorum yapardım ama neyse..Zaten şu an Kanal 1 de Adnan Aybaba maçı yorumluyor...Yarın da gazeteler ve televizyonlar bol bol bu "işten" konuşacaklar...

6 Kasım 2007 Salı

Çekilsene be Kadın #5[06-12 Kasım]

6 Kasım Salı
21:45 Liverpool - Beşiktaş (star)
21:45 Olympiakos - Real Madrid (d spor)

7 Kasım Çarşamba
21:45 Fenerbahçe - PSV Eindhoven (star)
21:45 Barcelona - Rangers (d spor)
21:45 Sporting Lizbon - Roma (BJK TV)

8 Kasım Perşembe
20:00 Galatasaray - Helsingborgs (d spor)

9 Kasım Cuma
20:00 Denizlispor - Trabzonspor (lig tv)

10 Kasım Cumartesi
13:00 Eskişehirspor - Samsunspor (d spor)
14:45 Sunderland - Newcastle United (fox)
16:30 Stuttgart - Bayern Münih (ntv)
20:00 Beşiktaş - Sivasspor (lig tv)
23:00 Valencia - Real Murcia (ntv)

11 Kasım Pazar
13:00 Boluspor - Antalyaspor (d spor)
13:30 Feyenoord - Ajax (business channel)
15:30 PSV Eindhoven - AZ Alkmaar (business channel)
16:00 Inter - Lazio (24)
16:00 Kayserispor - Fenerbahçe (lig tv)
17:00 Bolton Wanderers - Middlesbrough (fox)
20:00 Galatasaray - Gençlerbirliği (lig tv)
22:00 Villareal - Sevilla (ntv)

12 Kasım Pazartesi
20:00 Malatyaspor - Kayseri Erciyesspor (d spor)

Kaynak

Basketbol Maçları da bizden:
6 Kasım Salı
18.00 : Galatasaray-Girona 'ULEB Cup' (Kanal 24)
18.30:Siauliai-Türk Telekom 'ULEB Cup'(CNN Türk)
20.15:Fenerbahçe-Lottomatica Roma 'Euroleague' (Kanal 24)


5 Kasım 2007 Pazartesi

Mary Pierce

"I'm a different person off the court than I am on the court, where I'm very competitive, a perfectionist, and I can be hard on myself sometimes. Off the court, nothing really bothers me. I'm easy-going."
Biz seni "court"larda sevdik be Mary, dışı bizi "enterese" etmez...Üzme tatlı canını e'mi...

İsfit Hatadan Döndü

1 Hafta evvel 1. amatör kümede oynanan Muratbey-Selimpaşa maçının sonucu isfit.org sitesine 6-0 şeklinde yazılmış, ona göre puan tablosu çıkarılmıştı..Oysaki ki maçın sonucu 7-1 şeklindeydi..Ha ne fark eder sonuçta fark 6 diyen olur ama 1 gol de atsa, Selimpaşa'nın attığı gol görülmeye değerdi..İl temsilcisine maille ulaştığımda, hakemlerden gelecek son raporlara göre skoru tescil edeceklerini bildirmişti, oyunculara da skoru sorduğumda 7-1 olduğunu söylemişlerdi ve nihayet dün gece itibariyle 7-1 lik skor www.isfit.org sitesinde tescillendi..

Roy Houghton

Efsane 8 numara Roy Houghton...Futbola ait en eski hatıralarımdan...

4 Kasım 2007 Pazar

Dar Alanda Kısa Paslaşmalar

torba suat: niye böyle oldu be abi? ben çok sevmiştim be abi. o kadar mektup gönderdim insan bir cevap yazar. benim günahım ne be abi?
hacı: bak koçum! belli olmuyor ama benim bir tek kulağımın arkası kaldı. artık acı çekmekten ve acı çektirmekten zevk almamayı öğrendim. sevgililer...heh! bizim olanlar ya da olmayanlar... hepsi iz bırakır. bu izler şimdi seninki gibi çok derinini çiziyor. hepsi kalır! ama inan yeni izler de olacak. yaşlıları düşün... sanki her şeyi bilirlermiş gibidirler. ama öyle değil. heh!.. ne kadar acı çekersen çek şunu hiç unutma; çizilecek bir yer hep vardır ve çizecek bir yer... ressam olur insanlar başkalarının kalbini kazıya kazıya, ya da resim olurlar senin gibi; kazına kazına.
torba suat: beni çok derin kazıdılar be abi... ama altından sarı yeşil çıktı hehe!...
"Hayat futbola fena halde benzer. Futbol şahsi beceri gerektirir ama aslinda ayakla oynanan bir spordur. Ayni zamanda toplu halde oynanan bir oyundur. Dört dogru pas, %90 goldür. hayat da öyle degil mi?.." diye yaşantımıza dair ince ipuçlar veren, endüstriyel futbola karşı mahalle kültürümüzü yücelten bir yapım... Rafet El Roman'dan Müjde Ar'a, Savaş Dinçel'den Erkan Can'a kadar filmde rol alan bütün oyuncular üzerlerine düşen görevi layıkıyla yapmış, bize de CD'sini tekrar tekrar izlemek düşüyor...Ayrıca,burdan amatör futbolun emekçilerine bir selam da çakalım ve pası filmin özetine atalım:

Fuarda Bi' Pazar Günü


  • Pazar günü erkenden Bursa'dan dönüş yapıp, Kitap Fuarı'nın son gününe yetişip bir kaç yeni çıkan kitapla kütüphanemi zenginleştirmek istedim..Saat 13.00 gibi İstanbul'a geldim..Yeni Bosna'dan Beylikdüzü istikhametine giden otobüsler Fuar'dan oldukça fazla istifade ettiler..Dolu dolu gidiyorlardı hiç gitmedikleri gibi..Burdan kar çıkarmayı düşünen Gürpınar istikhametine giden otobus kapatmış akbil cihazını, dışardan "Fuarrrrrr, Fuaarrrr" diye yolcu topladıktan sonra, "akbil bozuk abi" diyerek 0.9 ytl yerine, 1,30 ytl alıyordu herkesten...
  • Fuar alanına geldiğimde dışardaki kalabalık, içerdeki yoğunluk hakkında beni aldattı...Fuarın son gününe özgü bir kalabalık yoktu nedense...
  • İki kere tur atmama rağmen fuarın içinde, istediğim kitapları bulamadım..Hele de futbolun edebiyatına özgü yazılmış eserlerde kıtlık vardı..2 yıldır bütün futbol edebiyatı kitaplarımı fuardan alırken, bu sene elim boş döndü...İtthaki ile İletişim bile "eksik kadro" ile katılmışlardı fuara...Bu sene artık internetten alacağız kitaplarımızı...
  • Pazar gününün yıldızı gene geçmiş yıllarda olduğu gibi İpek Ongun'du..Ne sıra vardı be kardeşim, bi ara Fener deplasmanı için Samı yen'de satılacak 100-200 biletin kuyruğunda olduğum günler aklıma geldi...Gözlemledim ne yapıyorlar diye, Hatun herkesle ufak sohbetler ediyor, sonra imzalıyor kitabını, en sonunda da fotoğraf çektiriyor...Nerden baksan 1 dakika...Eh sırada bekleyenlerin harcadığı zamanı siz hesaplayın..
  • İmza günü demişken, mail mi atsam tertip komitesine ne yapsam, önimizdeki yıl, yazarlara düzenledikleri "imza showları" ayrı bir salonda yapsınlar...İmza almak istemiyorum ama imza kuyruğundakilerden dolayı kitap da alamıyorum...Almasam da kitapları inceleyemiyorum...İmza isteyen başka bir salona, haydi...
  • Kitap fuarı ile birlikte son yıllarda gelenek olmuş üzere Sanat fuarı düzenlenmiş gene...Akımlardan anlamasak da göze hpş gelen resimler heykeller vardı..Bir de "Başka Türkiye" yok adında bir resim sergisi vardı, ülkedeki 70 milletten fotolar vardı...Beğendim doğrusu...
  • Kitap alamadık ama defter aldık...3 İstanbullu ve Milli takım adına yapılmış "harita metod" defterler vardı..Şöyle düşünün, ilkokul ya da orta okul yıllarında defterlerimize gazetelerden kesip futbolcu resimleri yapıştırıyorduk ya, aynen onların bilgisayardan çıkmış versiyonu...Nostalji yapmak isteyenler, mutlaka edinsinler...
  • Kitaplarla ilgili dikkatimi çeken bir konu, son günlerdeki terör olaylarından dolayı "asker" lerle ilgili kitapların bolluğuydu..Bir de "dini" yayınevlerinin kalabalıklığı...
  • Çıkarken elimiz boş dönmesin diye "kitap okuma lambası" aldım...Çin icadı türü bir şey ama pratik gibi..Yatağıma yatıp kitap okumak büyük zevk veriyordu ama uyku gelince lambayı söndürmek için kalkmak bir işkence...Artık lamba söndür derdi yok, keyfimize keyf katacağız maşallah...3 ytl fiyatı..Fuar dışında seyyar bir amca, daha basitini satıyordu, fiyat sormadım...
  • Unutmadan, Avcılar Atatürkçü Düşünce Derneği, geleneksel masa üstü Atatürk takvimlerinden yine bastırmış, edindim 2 adet...2008'de de Atam gözetecek beni bilgisayarımın karşısındayken...

Timsah, Özlüce'de...


Haftasonu Bursa'ya ani bir kaçamak yaptık, sebebi ziyaretimiz "hayırlı" bir işti...Arkadaşımızın düğününde bulunmak gerekti, biz de "gerekeni" yaptık..terminale indiğimden beri çeşitli panolarda Bursaspor formalı bir genç ile bayan yer alıyordu..Kombine filan reklamı mı acaba diye düşünürken, biraz daha dikkatli okuyunca Özlüce tesislerinin reklamı olduğunu okudum..Dünya çapında bir tesis olacak diye söylenen Özlüce'nin 7 Kasım günü saat 14:00'da açılışı yapılacakmış...Vakıfköy tesisleri ilk açıldığında da ülkenin en sağlam antrenman alanıydı timsahın yuvası, Özlüce'de öyle olacak gibi...Hayırlı olsun Bursaspor'a...Tesisler herşey tamam da, Bursa'ya özlenen "istikrarlı" yönetim ne zaman gelecek...

2 Kasım 2007 Cuma

"El Chelo" nihayet...#2


Bekleyenler daha bi' hasretle sarılırlarmış sevdiklerine ilk görüşme anında ki, yalnız geçen günlere nispet olsun diye...Dün gece de El Chelo'muz hasretimize inat, öyle nazik bir vuruşla ağları sarstı ki, "sen hep böyle at, biz seni 5 haftada bir de görmeye razıyız" dedirtti...Gol attı, penaltı yaptırdı, vurdu, düştü, düşürüldü, oynadı işte, ıslattı formayı, ısıttı kalplerimizi Marcelo Adrian...N'olur böyle "güzel şeylere" devam et Arjantinli, tangoyu bizlere daha sık göster...

En Sevdiğim "An"

Sihirli An...Sihri de Büyüsü de Asla Değişmez...

Kaynak

tribünler @ siyaset meydanı

Gecenin 2 buçuğu cıvarı uyanınca uykudan, açık kalmış televizyonun kendi halinde çalışmasına boş ve manasız gözlerle bakıp, bi' kaç kanal "ziyareti" yaparken atv kanalında rastladım programa...Gözlerimi ovuşturup katılanları seçmeye çalışınca, Galatasaray'dan "Sebo reis" ile GFB'den "Sefa reis" i gördüm...Ayrıca Fener-Galatasaray'dan Yücel, AlpaslanD., Edip vs vs... oradaydı...Program, tribünlerin son haftalarda teröre olan tepkilerini konu almış ve Ali Kırca-izlediğim bölümlerde- besteler hakkında konuşuyordu..Hele stüdyoda bulunanlara söyletmeye çalıştığı "beste" -Bursaspor versiyonuna daha önce yer vermiştik- programı kapattıracak türde küfürlüydü...Neyse ki "lay lay" ile geçiştirildi en can alıcı cümleler...Programda neden diğer takımlar yoktu, atv neyi amaçlamıştı, orada bulunanların "background"ları neydi, zart zurt uzun uzun tartışmayacağım ama benim programdan aldığım ve 2 tribün liderinin verdiği mesaj "Şehitler Ölmez/Vatan Bölünmez/Bu Böyle Biline"

1 Kasım 2007 Perşembe

Çekilsene be Kadın #4[01-05 Kasım]

1 Kasım Perşembe
19:15 Lietuvos Rytas - Maccabi Elite (skytürk) eurolig
20:00 Galatasaray - Denizlispor (lig tv)
20:45 Axa FC Barcelona - Fenerbahçe Ülker (24) eurolig

2 Kasım Cuma
20:00 Trabzonspor - Ankaraspor (lig tv)
20:00 Oyak Renault - Beşiktaş (e2) TBL

3 Kasım Cumartesi
13:00 Samsunspor - Malatyaspor (d spor)
14:00 Galatasaray - Karşıyaka (ntv) TBL
14:30 Kilmarnock - Celtic (business channel)
14:45 Arsenal - Manchester United (fox)
17:00 Middlesborough - Tottenham Hotspur (fox)
17:00 Darrüşşafaka - Mersin Büyükşehir Belediyespor (ntv) TBL
18:10 Nancy - Bordeaux (kanal a)
19:00 Fenerbahçe - Beşiktaş (lig tv)
19:15 Blackburn Rovers - Liverpool (fox)
20:30 Heerenveen - PSV Eindhoven (business channel)
23:10 Gremio - Figueirense (lig tv)

4 Kasım Pazar
03:00 Utah Jazz - Golden State Warriors (ntv)
13:00 Antalyaspor - Altay (d spor)
15:00 Moto GP Valencia (ntv)
16:00 Sivasspor - Kasımpaşa (lig tv)
18:00 West Ham United - Bolton Wanderers (fox)
19:00 Gaziantepspor - Galatasaray (lig tv)

5 Kasım Pazartesi
19:00 Sakaryaspor - Giresunspor (d spor)

Kaynak

31 Ekim 2007 Çarşamba

"Bizi Sevenlere İhanet Etmeyelim Baba"

"Sarı-kırmızılı renklere küçükten beri hayrandım.Galatasaray İzmir'e geldiğinde okuldan kaçar, maça giderdim.Bence Galatasaraylılık din gibi,mezhep gibi yerleşmiş, köklü bir inançtır.Galatasaray'ı işte bunun için tercih eder ve Galatasaraylılığımla her zaman gurur duyarım."

"Fenerbahce 20 bin, adalet bir yıl için 10 bin lira transfer ücreti teklif ederken, ben Galatasaray ile yıllığına 8 bin liraya anlaşma yaptığım gün mutluluktan uçuyordum..."

"Sahaya çıkmadan önce Allah'a dua eder, sahaya en son çıkmayı uğur sayardım.Aut çizgisini geçerken daima sağ ayağımı atardım.Maça başlamadan önce arkadaşlarım kaleye şut atarken, ben dolanıp durur, oyun başlayıncaya kadar topa vurmazdım... Sakatlandığım zaman, secde ederek iki elim önde 'Allah'ım sen bacaklarımı koru' diye dua ederdim."

"Galatasaray'ın alt yapısında 18 tane metin vardı... Galatasaray'daki bu metin'lerin sayısı bana söylendiğinde önce inanmamıştım. futbol okulunun çeşitli kademelerinde bu metin ismi dikkat çekmiş ve onları biraraya getirmişler. sonra da bana haber verdiler,gittim hepsini kucakladım."

"Fenerbahce'ye attığım ağları yırtan golüm çok konuşulmuştu.Hikayesi ise şöyledir ;Fenerbahce ile oynayacağımız her maçın havası ayrı olurdu. 1959 yılının 10 haziran günü oynayacağımız milli lig'in ilk final maçının önemi çok büyüktü. futbol federasyonu bu kritik maça yugoslavya'dan hakem getirmişti. tansiyon yüksekti.Maçtan bir gece önce Çınar otelde yugoslav hakemin üç fenerbahçeli yöneticiyle birlikte yemek yediği görülünce, İstanbul'da kıyamet koptu. Galatasaray kulübünün telefonları ihbarlarla inliyordu:'maç Çınar otel'de masa başında satıldı...yugoslav hakem fenerbahce'yi galip getirmek için ne lazım gelirse yapacak!..' bunun üzerine Galatasaray kulübü hakemin değiştirilmesi için federasyona başvurdu. hakem şaşırmıştı. ve ağlayıp sızlamaya başlamıştı. 'ne olur Galatasaraylılar'a söyleyin böyle bir sebepten dolayı memleketime dönemem maçı namuslu bir şekilde yöneteceğim.'

Yöneticilerimiz bir toplantı yaptı, hakemi kabul etti ve o yugoslav hakemle iki takım maça çıktı. 10 haziran 1959... dolmabahçe stadı yükünü almış, ezeli mücadeleyi bekliyor. sıcağa rağmen tribünler herzamanki gibi rengarenk... oyun hızlı başlamıştı. maçı mutlaka kazanmak istiyorduk. Çok hırslıydık... turgay uzun bir degaj yaptı. boş top, ceza sahasının üstüne süzülmüştü. topa kaleci Özcan arkoç ile birlikte yükseldik. Özcan topa uzanabilmek için adeta benim sırtıma tırmanmıştı.. Çok yükselmiş, bu sebepten de dengesini kaybetmişti. İkimiz birden yere düştük. Özcan anlayamadığım bir şekilde kıvranmaya başladı. o anda fenerbahce tribünleri benim Özcan'a vurduğumu zannederek küfretmeye başlamıştı. o çirkin tezahüratın ilk defa muhatabı oluyordum. Şaşırmıştım ve utanmıştım. suçlu olmamama rağmen utanmıştım. o sırada yanıma fenerbahçeli nazi erdem ve basri dirimlili geldiler. İkisi de çok sevdiğim arkadaşlarımdı...

Benim kasıtlı bir hareket yapmayacağımı benden iyi bilirlerdi.Ben onlarla konuşurken birden diz kapağıma bir tekme yedim.Acıyla tekmeyi vurana baktım.Bana vuran,kendine fenerbahce'de yer edinmeye çalışan Avni idi. o acıyla ben de Avni'ye bir yumruk attım.Yumruğu Avni'nin suratına indirince saha karıştı.Antrenörümüz George Dick, Eşfak Aykaç,Muzaffer Bozok ve menajerimiz Osman İncili beni olaylardan sıyırıp saha dışına götürmeye çalışıyorlardı. o kargaşa arasında yöneticimiz Muzaffer Bozok ile Osman İncili yugoslav hakeme kızıyorlardı. aradan iki üç dakika geçmiş, saha boşaltılmıştı. yugoslav hakem hışımla yanıma yalaştı ve saha dışını gösterdi.O güne kadar hiçbir hakemden bu kararı duymadığım için neye uğradığımı şaşırmıştım. Hırsımdan ağlıyordum.Sahadan çıkmadan önce gidip fenerbahçe tribünü önünde çakıldım.Ben gidince onlar da şaşırdı.Biraz önce o çirkin kelimeleri bana layık gören insanlardı onlar.Durdum.Bir baştan bir başa o triibünleri süzdüm. Sonra eğildim ve bana küfedenleri selamladım.

Ortalık sakinleşmişti.Ben soyunma odasına gitmeye kara verirken Suat,Turgay ve diğer arkadaşlarım kolumdan tutup 'Dur,hakem kararını değiştirdi galiba" dediler.

Oyun duralı 7 dakika olmuştu ve 7 dakikadan sonra yugoslav hakem beni sahadan atmaktan vazgeçmişti.Karar değişince fenerbahçeli futbolcular kahroldular.

Bundan sonra yüz binleri ağlatan tek golü ben atacaktım.37.dakikada ağları parçalayan bazukayı fenerbahce kalesine ben yolluyordum. Allahım rüya gibiydi sanki o an...

Nuri bir pas atmıştı,sola doğru kaçtım.Osman hızla üzerime geldi,onu atlatmak benim için zor olmadı.Aut çizgisine kadar gittim sol ayağımı çizgiye dayayıp topu kepçeledim.En büyük korkum Naci idi. Naci Erdem ekseri bu toplara çift dalardı.Fakat ondan da sıyrıldım.Evet, önümdeki topa çok dar açıdan vurmak zorundaydım.Bu bir an meselesiydi. bu kısa zaman içinde başımı kaldırdım ve kale içinde bir noktaya tüm kuvvetimle vurdum.Kaleci Özcan, köşeyi kapatmıştı.Buna rağmen top hızla kaleye girdi.İnanın topun baktığım noktadan dışarı çıktığını ve ağları parçaladığını sonradan öğrendim. golden sonra arkadaşlarımın sırtındaydım. tribünlerden 'cim bom bom..." sesleri yükseliyordu. halbuki hakem de dahil, golü dolmabahçe satdındaki kimse farketmemişti. hakem önce aut vermiş, sonra parçalanmış ağları görünce gole hükmetmişti. maçtan sonra fenerbahce'nin eski kaptanlarında fikret arıcan 'vallahi azizim bizim zamanımızda topa en iyi vuran adam Bekir'di...ama itiraf edeyim ki Metin daha iyi vuruyor...' diyordu . "

"Eşim ve ailesinin sürekli baskısındaydım. evliliğimin ilk günlerinde topu bırak diye diretmişlerdi. gülüp geçmiştim bu komik sözlere. ben nasıl aç susuz yaşardım ki? futbol benim dünyamdı. topu bırak emri yerine gelmeyince bu defa daha komedi bir teklifle karşılaştım ' Galatasaray'ı bırak İzmir'e dön...' diye diretiyorlardı. Galatasaray'ı bırakacağım ha? Allah korusun! Allah yazdıysa bozsun! Galatasaray benim dünyam, Galatasaray benim yuvam. nasıl bırakırım Galatasaray'ı? evet İzmir'i eşim kadar severim. ama benim bir de sevdiğim Galatasaray'ım var.
O aralar bizim rusya seyahatimiz vardı. eşim oya, kafasındaki acı planı İzmir' de uygulamaya koymuş. benim adımı ve imzamı kullanarak, beden terbiyesi genel müdürlüğüne bir mektup götürmüş...gazetecilere de 'metin Galatasaray'da satışa çıkarılmasını istedi ' demiş... aman yarabbim... böylesi görülmüş şey değildi. İzmir bölge müdürü mektubu almış ve 'peki efendim' demiş. 'mektubu hemen ankara'ya yolluyorum...'
bu mektubu ciddi zanneden galatasaraylıları bir telaş almış. ben rusya'da iken bir yardım kampanyası açılmış. amaç para toplayıp benim Galatasaray'da kalmamı sağlamak. bunu duyunca oya İzmir'den feryadı basmış ' metin 500 bin liraya bile Galatasaray'da kalmayacak '
haber bana ulaştırılınca, gazetecilere bir açıklama yapmak zorunda kaldım. ve şu mesajı ilettim :

'Galatasaray'da kalmaya ailece karar vereceğiz.İzmir'i, eşim oya kadar severim ama benim bir de yürekten bağlandığım Galatasaray'ım var.'
ama oya, topağacı'ndaki evi boşaltıp, eşyaları İzmir'e götürmüş. olacak iş mi? o eşyaların bir çoğunu evlenirken galatasaraylı taraftarlar hediye etmişlerdi. ne derdim galatasaraylı taraftarlara ben ?Rusya'da artık daralmaya başlamıştım. nihayet yeşilköy'e inmiştik. ama gözlerime inanamıyordum, İzmirsporlu yöneticiler beni kaçırmaya gelmişlerdi hem de bavul dolusu para ile. ama galatasaraylılar da korumaya.

Meğer biz Rusya'dayken komuoyu ikiye bölünmüş, Oya mı kazanacak,ben mi? ben Galatasaray'ı seviyordum elbette benim dediğim olacaktı. ve rüçhan atlı'nın otomobiline biniyordum. Önce bizim eve gittik. kayınvaldem 'buraya galatasaraylılar giremez ' deyip kapıyı rüçhan ağabeyin yüzüne kapamıştı. hava elektriklenmmiş eşimle tartışmıştık, yüzüklerimizi atmıştık. bir basın toplantısı düzenleyerek 'ben parayı Galatasaray'a tercih etmem ' diyor ve Galatasaray'da kalıyordum.Avukatım Süha Özgermi Karşıyaka adliyesindeki üçüncü celsede boşanma işini bitirmişti bile...

30 Ekim 2007 Salı

İlk Yarı 1, İkinci Yarı 2...

Kaptan, Gençlerbirliği'nde...

Futbolculuk kariyerinin "tatsız" sonlandırılması sonrası, kulübedeki yerini Gençlerbirliği yardımcı antrenörü olarak alan Büyük Kaptan, Kayseri Erciyes ve Bursaspor maceralarından sonra tekrar "bu işe" başladığı takıma döndü...Sene başı "Gençlerbirlikliler" ile anlaşmaya uğraşmış, olmamış ve Bursa'ya gelmişti... Görevine son verilince yeşil-beyazlılarda, pek te beklemeden Ankara'ya yerleşiverdi kaptan...Canı gönülden başarılı olmanı diliyorum Bülent kaptan, ama ne olur "yedek antrenörlerden" olma... Bir sezon içinde o takımdan bu takıma gezenler tayfasına katılma, zaten demişsin ki " Başarı için istikrar şart"...Evet kaptan, ait olduğun yere gidene kadar orda kal, kal ne olur kal...

2014'te Uykusuz Geceler...


Gecenin köründe onanacak maçlara hazırlanmaya başlayalım şimdiden...Uykunun bölünmesi, saat kurup maça 5 dakika 10 dakika kala uyanmalar, grup maçları sırasında tv karşısında uyuya kalmalar... Bir de o saatte bira-patates keyfi yapılır mı, yapan yapar gene ama bünye o saate ayarlı değil ki, biraz zorlanacak artık...Haketti mi Brezilya, etti tabii bu kadar kazanılan kupaya bakarsak, bir de tek adaymışlar zaten, kime verecek başka FİFA...

29 Ekim 2007 Pazartesi

Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun


Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir...
Mustafa Kemal ATATÜRK


28 Ekim 2007 Pazar

Derbi Çatalca'nın...[1-0]

  • "Derbinin derbi gibi olması için pazar günü oynanması gerekir" diye hep içimden geçiririm...İş yok, güç yok, tatil günü ve kendimi tamamen maçın atmosferine verebiliyorsun...Federasyon da ne düşündü bilmem-onların kendince bildikleri vardır, tedbir, sahanın boş olması vs. vs- ama Çatalca derbisini pazar günü oynandı...
  • Çatalca ilçesinin merkez takımı Çatalcaspor ile Çatalca ilçesine bağlı Akalan köyünın takımı Akalanspor top oynamaya oldukça müsait bir havada Çatalca Ziya Altınoğlu Stadında karşı karşıya geldiler...Daha önceki topiclerde belirttiğim gibi Trakya'nın sarı-kırmızı renklere sempatisi sonucu iki kulüp de aynı renklere sahipti ama maçta ev sahibi kırmızı rengi ağırlıkta kullanarak "derbi kostümlerini" kırmızı forma şort ve çoraptan oluştururken, Akalan ise ismindeki "ak" kelimesine bağlı kalarak ak forma şort ve sarı tozluk ile hazır bulundu sahada...Hakemler ise siyahı tercih ettiler, çok ta iyi ettiler...

  • Derbinin olmazsa olmazı seyirciler de, pazar günü olmasından dolayı oldukça fazla ilgiliydiler maçla...Ligin başlamasından bu yana Ziya Altınoğlu Stadı en fazla sayıda insana ev sahipliği yaptığı gündür, bu pazar günü...Çatalca bölgesinin futbol kültürüne uzak kişiler bu kalabalığın, Çatlacaspor taraftarı ağırlıklı olacağını, ya da en kötü "kafa kafaya" olacağını düşüneceklerdir lakin taraftarların tamamına yakını Akalan köylüydüler..."Küçük yerde, ilişkiler samimidir" derler, bu bağlamda köylerinin takımına destek için gelmişlerdi Akalanlılar...Çatalcalılar ise "kuvvetle muhtemel" aynı saatlerde oynanan Beşiktaş-İstanbul belediyespor maçı için kahvelerde yerlerini almışlardı...

  • Futbolun birleştirici yanı yine ortaya çıktı maç öncesinde...Köyünden uzak olan, Çatalca'da ikamet edenler ya da iş güç vesilesiyle "köy kahvesine" çıkma fırsatı bulamayanlar, maçta görüşüp hal hatır sorma fırsatı yakalayıp, eski günlerden 5-10 dakikalığına da olsa dem vurma fırsatı ele geçirdiler...Bu ikili üçlü diyaloglar o kadar fazla idi ki, "iyi ki varsı futbol" demeden kendimi alamadım...Yaşasın Futbol...Kitlelerin afyonuymuş...Peh...Hadi ordan...
  • Çatalcalı taraftarlar maça alaka göstermemiş olsalar da, kulüp yönetiminde yer alan eskinin futbolcusu, günümüzün televizyon yorumcusu Engin Verel tribünde maçı izleyenler arasındaydı...Engin Verel'in sağlam göbek yaptığını buradan belirtelim...
  • Seyircilerden bahse devam ederken, dünkü maçlar yorumunda belirttiğim "çekirdek" olayı bu derbi maçta oldukça abartıldı...İki kişiden birinde çekirdek paketi vardı desem yalan olmaz...Kulüpler çekirdek firmalarından sponsor alsalar, iyi gelir yaparlar deriz demesine de, esas istediğimiz formaların reklamsız, sponsorsuz sade olmasıdır...
  • Derbi maç sadece iki tarafın taraftarlarına hitap etmedi, aynı zamanda Çatalca yöresi amatör takımlarında oynayan topçular, futbol maçı kaçırmayan "iyi futbol dilencileri", takım başkanları ve antrenörleri tribünlerde yerleini almışlardı...Doğal olarak en ilgi çeken şahsiyet, bir önceki günün yıldızı Muratbeyli "bedenci"ydi...
  • Karşılaşmanın öneminden mi, Cumhuriyet bayramı arifesi olmasından mı bilinmez Çatalcaspor antrenörü takım elbise ile sahada yer alırken, ki kendisi daha önceki maçlarda eşofman ile yönetiyordu takımını, Akalanspor çalıştırıcısı, cezasından dolayı yine karşı boş tribünlerde takımına taktikler verdi...
  • Maç "derbi" adına yakışır şekilde başladı, sert, heyecanlı, sürükleyici...Daha önceki haftalardan pek beğeni vermeyen Akalanspor, favori gösterilen ev sahibi(?) Çatalca karşısında çok üstün başladı oyuna...Kalecilerinin cezasının bitmesi ve maçta görev alması da defansa güven vermiş olacak ki oldukca rahat oynadılar...Çatalcaspor ise "Akalanlı Emre'yi" sahaya kaptan olarak çıkarmış, 1-2 oyuncu dışında ideal kadrosu ile mücadele ediyordu...
  • Yetiştiği takıma karşı oynamak, futboculuk mesleğinin en "gıcık" yanlarından biridir..Tribünlerin bir gözü hep sende, yaptığın en ufak hareket o göze batar, en bariz küfürleri sen işitirsin...İşte Çatalca kaptanı da bu duyguları yaşadı bugün...Kendi köyüne karşı oynadı, sadece oynamadı bir de gol atarak, "evlat darbesi" vurdu Akalan köyüne...
  • Sert başlayan maç, sakatlıklar yüzünden sık sık durdu ki maçta en çok koşanlardan biri de sağlık görevlisi oldu...Bir orda bir burda sürekli yerde yatan futbolculara koşmasından sonra, bu pazar mesaisini tam hakkıyla yaptığına şahit oldu izleyenler...
  • Güzel ve heyecanlı geçen ilk yarıda gol çıkmadı ama kimse o an orada bulunduğundan pişman değildi...Kırkbeş dakika bir soluk gibi geçmişti...
  • Derbilerin olmazsa olmazı, seyirci ile oyuncu arası atışmalar maçın devre arasında burada da yaşandı ama "emniyet", "emniyet" görevini yaparak Çatalcalı 2 numaralı oyuncuyu "emniyetli" şekilde soyunma odasına götürdü..
  • İkinci devre daha da sertleşti oyun, daha da yerde yatan oyuncu sayısı arttı, sağlıkçıya daha da çok iş düştü...Bu sertliklerden birinde, Akalanspor ceza sahası önünde oluşan serbest vuruşu kaptan Emre plase bir vuruşla, kalecinin tuttuğu direğe çarptırarak derbiye yakışır bir gol atarak "hain evlat" damgası yeme pahasına takımını öne geçirdi...
  • Gol sonrası ise Türk futbolcusunun"bariz" özelliği ortaya çıkarak Çatalcaspor geriye yaslandı, Akalanspor da saldırdıkça saldırdı..Maçın son dakikalarında da gol fırsatı buldular ama eşitlik olmadı, basınımızn deyimiyle "Çatalca bir attı, üç aldı"...
  • Maç sonu ise "derbilerde görmeye alıştığımız" hareketler cereyan etti soyunma odası koridorlarında...Ve emniyet güçleri araya girerek ortalığı sakinleştirdi...

Manu Chao

''Üçüncü dünya ülkelerini temsil eden yegane takım olduğu için konserlerde Galatasaray forması giydim.''
Manu Chao
(Mart 2006)




27 Ekim 2007 Cumartesi

Bey, Paşa Maşa dinlemedi...[7-1]

  • Cumartesi gününün ikinci maçında fikstür Muratbey ile Selimpaşa'yı eşleştirmişti...Alibeyspor'un maçı kazanmasından sonra, acaba bugün "bey"lerin günü mü olacak düşünceleri vardı zihinlerde...Gençler maçından sonra, "büyükler" maçı olacak olması, gökyüzündeki güneşte de bir ciddiyet durumu oluşturmuş olacak ki, 2 saat önceki güler yüzlü hali yerini "kaşları çatık bulutlara" bırakmıştı...
  • Maç öncesi iki takımın da maça beyaz renkli formalar ile çıkma düşüncesi ufak çaplı bir forma krizi yaşanmasına sebep olmuştu ama Selimpaşa'nın yeşil renkli formalar tedarik etmesi ile bu sorun tatlıya bağlanıverdi...Ekipmanlardan söz açmışken, Muratbey sahada beyaz forma, siyah şort ve tozluk ile hazır bulunurken, Selimpaşa ani forma "revizyonu" sonrası yeşil forma beyaz şort ve çorap üçlüsü ile başlıyordu...Forma mevzusundayken hala, Muratbey'in kalecisine dikkat çekeyim, göğsünde "Siemens Mobile" yazan Real Madrid olması muhtemel bir 12 numaralı, eskilerin deyimi ile "kaleci kazağı" giymişti...
  • Maça hızlı başlayan Muratbey bir iki tehlikeli atak sonrası golü buldu ve rahatladı...Zaten ilk yarının ortalarında ikinci golü de bulunca, oyun iyice "rolantiye" alındı, her ne kadar antrenörleri saha dışından "bağırış çağrış" ikaz etmeye çalışsa da...Tipik bir orta saha mücadelesi izlettirdiler izleyenlere...
  • Selimpaşa'da oynamaya çalışan 4 numaralı saçları kazınmış kaptan oyuncuları vardı ama o da bir yerde, yan hakemle ofsayt tartışmaktan, Muratbey'in ataklarına pek direnemedi...
  • Maçın ilk yarısının heyecansız geçmesi sonrası, maçtan çok tribünlere, seyircilere dikkatim çekildi..Fena sayılmayacak bir kalabalık vardı ama tezahürat olayı hiç yoktu...Kalabalığın en önemli uğraşı İzmirlilerin "çiğdem" dediği, biz Trakyalıların çekirdeğini "çitletmek"ti...O kadar ki sana kim daha fazla kabuktan"tepecik" yapacak diye yarış halindeydiler gibi...
  • Oyun öyle sıkıcı bir ilk devre yaşattı ki, Muratbeyli oyuncu soyunma odasına giderken, seyircilere İddia sonuçlarını soruyordu...Yeni bir Gökdeniz mi yetişiyor diye düşünmeden edemedim o anda...
  • İkinci devre, özellikle Selimpaşa daha istekli başladı ve pozisyonlar da buldu ama topu ısrarla ceza sahasına kadar çalımlarla sokma, hatta kaleciyi de çalımlama istekleri, aradıkları gölü ancak PlayStation'da atabilecekleri kanaati yarattı biz seyircilerde...
  • Muratbey ise uzun toplar ve tek paslarla üçüncü ve dördüncü golleri arka arkaya bulunca iyice rahatladı oyunda...
  • Muratbey'de beden eğitimi öğretmeni olan 11 numaranın soldan getirdiği toplar ve attığı gollerle skordaki ara gittikçe açıldı ve fark 7'ye kadar çıktı...İlk yarısı sıkıcı geçen oyunda ikinci devre bolca goller izleyince içimiz ısındı, soğumaya başlayan havada...
  • Maçın en güzel gölü hangisi derseniz, o da Selimpaşa'dan geldi...Oyunun son dakikalarında ceza sahası dışındaki serbest vuruşu kaptanları 4 numaralı oyuncu, oldukça sert bir şekilde köşeye "zımbalayıverdi"...
  • Maçın hakemi "emekli" olma çağına gelmiş gibi, sanki uzatmaları oynuyordu...Çok terlemeden maçı bitirmeyi bildi...Kart çıkardığını da hatırlamıyorum..."Keşke bütün maçlar bu havada geçse" der gibiydi maç sonu sentetik çim zemini terk ederken...

Alibey, Çatalca'da kazandı...[0-4]


  • B Gençler Ligi'nin Çatalca'da oynanan maçında Çatalcaspor, Alibeyspor'u konuk etti kendi sahasında... Tek kanallı dönemde kalma söz ile " hava ve saha şartları" futbol oynamaya müsaitti...Öğle üzeri güneş tepeden maksimum sıcaklığı ile "güzel bir maç ortamı" için elinden geleni yaptı...
  • Çatalcaspor'un gençleri sahaya kırmızı forma, siyah şort ve siyah "tozlık"( bu tabire ilk duyduğum günden beri "hastayım") ile çıkarken, misafir oyuncular "ekipman" olarak beyazın ağırlıkta olduğu forma-şortlar ve yeşil çoraplar ile çıkmışlardı...Hakemler ise hakemi hakem yapan "siyah" kıyafetlerini giymişlerdi...Hakemlerin renkli forma giymesini sevmedim, sevemeyeceğim...
  • Tribünlerde günün ilk maçı olması ve gençlerin oynamasından dolayı çok az seyirci vardı, gelenler de "evlatlarını" izlemeye gelen anne babalar, abilerini gururla izleyen "minik" kardeşler, ve sınıfındaki "platonik" aşkını gizliden takip eden kızlardı...Unutmadan, bizim gibi "güzel futbol dilencileri" de vardı tribünlerde tek tük...
  • İlk yarıda denk mücadele içinde geçen maçta, misafir Alibeyköy'ün ağır bastığı görülüyordu lakin meşin yuvarlağı, kale çizgisinden sokmayı beceremediler...Ev sahibi ise, kontra ataklarla, öne geçme uğraşı veriyordu...Başta belirttiğim gibi, çabalar nafile kaldı ve gol sevinci yaşanmadı Çatalca Ziya Altınoğlu Stadında...
  • İkinci yarıya oyuncu değişikliği yaparak başlayan sarı-kırımızılılar, oyuna da aktif başladılar ama 50-55.dakkika cıvarı yedikleri gol sonrası, oyuna ilgileri dağıldı...Zaten gençlerde böyledir, gol yedikleri anda, tüm ilgi alaka biter..
  • Alibeyspor, attığı ilk golden sonra iyice oyuna ağırlığını koydu ve maç sonuna kadar 3 gol daha atarak maçı 4-0 ile kazanmasını bildi...
  • Yabancı transferi, yabancı sayısı diye yırtınan "3 İstanbullu" Süper Lig takımı, ağırlığı altyapılara verseler, amatör ligleri gençleri bir izleseler...Ne yetenekler yetişiyor ülkemizde..Alibeyspor'da 10 numara ile oynayan genç, elinden tutulursa çok iyi yerlere gelir...Zidanvari çalımlar, ince paslar, oyunu okuması ile izleyenleri kendine hayran bıraktı...
  • Ülkemiz insanı futbolu seviyor, gençlerimiz internetin yaygınlaşması ve uydu yayınlarının evlere gelmesi ile Dünya futbolunu çok iyi biliyor ve yakından takip ediyor... Saçlarından ayakkabılarına kadar, tozluklarındaki plasterden kollarındaki kaptanlık bantlarına kadar herşey televizyonda izledikleri abileri gibi...Kendilerine idöl seçme çağlarında olan gençlere, büyüklerinin "örnek model" olması gerekiyor ama Milli takım kaptanımızın el kol hareketleri yapması( kendince haklı sebepleri olsa da) basın mensuplarına, nasıl örnek olacaksa...
  • Herşey hoş güzel gelişiyor da, şu kırık çıkıklar olmasa...Tamam, futbolun doğasında var sertlik ama, saha içinde kırılan kol, maçın tadını kaçırıyor...Bugun gene kırık, çıkık, burukuk şüphesiyle hastaneye gitti iki genç topçu...
  • Amatörün en sevdiğim yanlarından biri de maç sonundaki "primleridir"...Endüstriyel'in henüz ele geçiremediği gençler, galibiyeti başkanın ısmarladığı köfte-ekmek- duruma göre dürüm- ve ayran üçlüsü ile şakalaşar kutlamayı bilmektedirler...Tabii, köfte ekmek zifayeti esnasında, "Beyler idman pazartesi 5te, ona göre" duyurusu gelmese...

26 Ekim 2007 Cuma

Rwanda'da Bir Maç Günü

Mario Alberto Kempes nam-ı diğer El Matador

Toprak Sahalarda Bu Hafta #1 [27-28 Ekim]

TarihStatSaatTakım 1Takım 2KategoriGrup
27 10 2007 CumartesiÇATALCA SAHASI13:00ÇATALCAALİBEYB.G.2
27 10 2007 CumartesiÇATALCA SAHASI15:00MURATBEYSELİMPAŞA1.A.L.1
28 10 2007 PazarÇATALCA SAHASI15:00ÇATALCAAKALAN1.A.L.2

Çekilsene be Kadın #3[26-29 Ekim]

26.10.2007 CUMA
19.00 Fürth-B.Monchengladbach / http://www.sporx.com
20.00 Kayserispor-Trabzonspor/ Lig Tv
21.30 E.Frankfurt-Hannover 96/ http://www.sporx.com

27.10.2007 CUMARTESİ
13.00 Kocaelispor-Elazığspor/ D Spor
16.30 Stuttgart-B.Leverkusen/ http://www.sporx.com
16.30 Schalke 04-W.Bremen/ Ntv
17.00 M.United-Middlesbrough/ Fox
18.10 Metz-Nancy/ Kanal A
19.00 Kasımpaşa-Fenerbahçe/ Lig Tv
19.00 Torino-Cagliari/ 24
23.00 R.Madrid-D.La Coruna/ Ntv
23.10 Cruzeiro-Atletico/ Lig Tv

28.10.2007 PAZAR
13.00 Kartalspor-Sakaryaspor/ D Spor
15.00 Köln-Paderborn/ http://www.sporx.com
15.30 Bolton-Aston Villa/ Fox
16.00 Beşiktaş-İstanbul BŞB/ Lig Tv
16.00 Palermo-İnter/ Ntv
16.00 Milan-Roma/ 24
18.00 B.Dortmund-B.Münih/ Ntv
18.00 Liverpool-Arsenal/ Fox
19.00 Lens-Rennes/ Kanal A
19.00 Denizlispor-Galatasaray/ Lig Tv
20.00 Barcelona-Almeria/ Ntv
21.30 Genoa-Fiorentina/ 24
22.00 Paris SG-O.Lyon/ Kanal A

29.10.2007 PAZARTESİ
19.00 Karşıyaka-Antalyaspor/ D Spor


Kaynak

25 Ekim 2007 Perşembe

Hakkını Verin Sadece...



Görüntüler Arsenal-Slavia Prag maçı sonrası...7-0 la kaybeden Praglılar, kendilerini desetklemeye gelen taraftarlarının önünde diz çökmüş af diler durumda...Taraftar da ne kadar kızgın olsa da alınan mağlubiyete, yine büyüklük gösterip bağışlamış vaziyette...Aslında, af diletmek, diz çöktürmek değil bizim çabamız, "o forma kutsaldır nasip olmaz herkese" diyoruz, topçularımız da göğüsleri üzerlerinde taşıdıkları armanın tribünlerdeki bizler için neler ifade ettiğinin farkına varıp,"hakkını verseler sadece" bize yeter de artar bile...

24 Ekim 2007 Çarşamba

"mutluydum, o uyudu..."


Live...

Animation...
Bir iskambil falında, çıkmıştık birbirimize
o güzel kupa kızıydı, sinek valesiydim bense
geceyarısı o perşembe rastladım köprü üstünde
ağlama dedim, o ağladı trabzanlardan indiğinde

saçların mı ıslak yoksa ıslak mı yaşamak dedim
senin için rüzgarda hep yağmur mu var
gözlerin mi daldı yoksa sıkıldın mı sorulardan
hiç geçmez mi gözlerinden bu sonbahar?

bir kar tanesi ol, kon dilimin ucuna
bir kar tanesi eri ağzımda

sırılsıklamdı soyundu, vücuduma dokundu
biraz pürüzlü tenimde yaşam hücrelerimi buldu
mutluydum o uyudu sarıldım sayıklarken
tanımadığım o adları yanımda, çırılçıplak

rüyamda gururluydum, biliyordum diyordum
inanmak lazımmiş meğer iskambil fallarına
uyandım, bakakaldım, hayali bir parmağın
bıraktığı yazıya, pencere camının buğusuna
hoşçakal

22 Ekim 2007 Pazartesi

Donatalım Dört Bir Yanı Bayraklarla

Sizleri yarın sabahtan itibaren Aziz şehitlerimizin uğruna, onların tabutlarını saran aziz ve şanlı Türk Bayrağı ile evlerimizi ve iş yerlerimizi donatmaya davet ediyoruz. Ülkemizin dört bir yanı al bayrağımız ile donatılsın ki, vatanımızın sahipsiz olmadığı görülsün...

Büyük Kaptan'dan Buraya Kadar...

Bugün itibariyle Büyük Kaptan Bülent Korkmaz, Bursaspor'daki misyonunu tamamlamış olup,artık kendisini sarı-kırımızı formalı oyuncuların başında antrenör olarak görmeyi dilemek çok fazla bir şey istemek değildir..Bu genç takım da olur, PAF takım da olur, A takım da...
Gel kaptan gel kaptan
Alınacak çok kupa var be kaptan

Bizden Biri Lincoln

21 Ekim 2007 Pazar

Bu Vatan Bölünmez Bu Böyle Biline!!!


21 Ekim 2007 günü saat 00.20 sıralarında, Irak'ın kuzeyinden topraklarımıza sızan PKK terör örgütü mensupları tarafından, Hakkari/Dağlıca'da konuşlu Piyade Taburunun emniyet unsuru olan bir bölüğümüze kalabalık bir grupla üç ayrı bölgeden silahlı saldırıda bulunulmuştur.

Çıkan çatışmada 12 şehit, 16 yaralı verilmiştir.

Saldırıya anında misliyle karşılık verilmiş; teröristler, silahlı helikopterler tarafından görerek, mevcut ateş destek vasıtaları ile görmeyerek ateş altına alınmıştır. Şu ana kadar 23 terörist etkisiz hale getirilmiştir. Ayrıca, olay bölgesinin güneyinde teröristlerle yeniden temas sağlanmış olup, çatışmalar devam etmektedir.

Teröristlerin kaçış istikametleri manevra birlikleriyle takip edilmektedir. Birliklerin harekatı ile koordineli olarak, 63 adet muhtemel hedef ağır silahlarla ateş altına alınmıştır.

Kamuoyu gelişmelerden ayrıca bilgilendirilecektir. Saygı ile duyurulur.

Şehitler Ölmez...Vatan Bölünmez...Mekanları Cennet Olsun...

Referandummuş, Evetmiş, Hayırmış, Seçimmiş, Yüzdelik dilimlermiş, zartmış zurtmuş, Puan kaybıymış, galibiyetmiş, vesaire vesaire...Söz konusu vatansa gerisi teferruattır...Şehitlerimizin yerini ne doldurabilir ki? Sözlerin bittiği nokta bu olsa gerek...

20 Ekim 2007 Cumartesi

Fatih Uras'ın "kolej" takımı....


  • Küresel "ısınmaya" inat, iyice soğuyan havada oynandı Akalanspor-Fatih Üniversitesi maçı Çatalca Ziya Altınoğlu Stadında...Bir de gökyüzünde ağırdan ağıra nazlanarak hareket eden bulutlar iyice üstümüzde kasvetli bir hava yarattılar...Sadece içimizi karartmakla kalmadılar, bir de hafiften ıslattılar bu maçı izlemeye gelen 3-5 futbol "manyağını"...
  • Seyircinin sayıca azlığı maç başındaydı, lakin Fatih Üniversitesi'nin başında eski milli kalecimiz Fatih Uraz'ın olduğu pekte çabuk yayılmış olacak ki ilçede, birer ikişer "şöhret görme" meraklıları doldurmaya başladılar tribünleri..
  • Akalanspor klasik beyaz üzeri sarı-kırmızı çizgili formasıyla çıkarken sahaya, rakip ise mavi formayı tercih etmişti..
  • Hakem triosu, iki hafta önce olduğu gibi yine maça geçikmeli çıktı ve tribünlerden"Hocaaa, davul zurna mı getirseydikk başla diye beyaaaaa" narası duyuldu ki, soğuktan titreyen bünyelere ılık bir meltem tebessümü estirdi...
  • Hanı basında hep duyarız ya, "Galatasaray'da kolej havası var", "Ertuğrul Sağlam kartalda kolej havası estirdi", "Roberto Carlos kolej takımına gelmiş gibiyimi dedi" tarzı "kolej" meraklısı haberler, esaslı "gerçek" kolej takımını Fatih Uras oluşturmuş..Adı üstünde kolej=üniversite... Gencecik çocuklar mücadele hissi ile oradan oraya koşuşturuyorlar, yandan hocaları sürekli bağırıp yönlendiriyor..İlerki haftalarda çok can yakacak bu takım...Bir de üniversite öğrencileri maçlara gelse de tribün desteğini de alsalar arkalarına..
  • Maç başlarında hakem oyun kontrolunu ele almak için sert davrandı ve Fatih üniversitesi yardımcı antrenörünü saha dışına attı..Ne fayda ki, amatörde saha içi ile saha dışı sadece 1 yazıyla "bir" metre mesafede...
  • Akalanspor ilk golü buldu maçta ama soyunma odalarına önde gidemedi ve ceza sahasında elle yapılan müdahaleye hakemin verdiği penaltı sonrası durum 1-1 eşitlendi...
  • İlk yarıda etkisiz olan Fatih Üniversitesinden 11 numaralı oyuncu (amatörün kötü yanı topçuların adlarını bilemememiz) yerini 13'e bıraktı...Fatih Hoca'nın bağırşalrından adının Musa olduğunu anladığımız bu topçu oldukça yetenekli.. Kabiliyet demişken, kumaşı sağlam bir topçu da Fatih Üniversitisenden 8 numarayla oynayan Murat..O da ikinci devre yorularak oyun dışı kaldı...
  • İkinci yarının ortalarında Akalan defasının hatasını değerlendiren 10 Numaralı Okan, üniversite takımını 2-1 öne geçirdi...
  • Maçın bitişine 15 dakika kala Fatih üniversitesi 10 kişi kaldı ve genç takım tecrübesizlik örneği göstererek geriye çekildi ve sürekli akın yedi...Ve son dakikada olan tartışmalı penaltı sonrası Akalanspor durumu 2-2 ye getirdi..Taraflar pek memnun kalmasa da puanları paylaştı...
  • Maçın hakemi oldukça kötü bir yönetim sergiledi...Ama bir yan hakem vardı ki, evlere şenlik...Gözü önünde 2 metre dışarı çıkan topa bayrak kaldırmama gafletinde bulundu ki, herkese güldürdü kendini...
  • Saha içinde 60lı yaşlarda herşeye müdahale eden, oyuncalara "otur yerine", hocaya "hocam tamam sakin ol" seyirciye "gereksiz bağırmayın" diyen bir kişi vardı, üstünde tanıtım kartı filan da yoktu..Onun hareketlerine isyan edip, hakeme şikayet eden Fatih Üniversiteli yedek oyunculara da, bahsi geçen şahıs, saha komiserine numaralarını not ettirerek, disiplin kuruluna vereceğini belirtti...Maçın hakeminin yedek kulübesine kadar depar atıp gelerek belirttiğine göre "şahıs" Federasyon Temsilcisiymiş...Sen kartını boynuna takma, tanıştırma kendini, sonra ceza yazdır..ne güzel memleket...
  • Maç sonu gene amatöre has manzaralar vardı, hakeme saldırılar, itiş kakış, bizim sahada görüşcez tehditleri...
  • Tribünde söylenilenlere göre aynı grupta yer alan Çatalcaspor, deplasmanda Karacaköy'ü 2-0 yenmiş yönündeydi...Şöyle bir ayrıntı var ki, bir önceki hafta Akalanspor-Karacaköy oynamış, Karacaköyden 2 oyuncu atılmış, birinin kolu kırılmıştı..Aynı hafta da Çatalcaspor, Batıköy'ü farklı yenmiş, Batıköylü oyuncular bir önceki haftadan cezalıymışlar...Akalanspor, bu hafta da Çatalcaspor'a çalıştı, iki hafta sonra Fatih Üniversitesi ile oynayacak olan Çatalca gene rakibini eksik yakalama şansına erişti..
  • Son olarak Fatih Uras'tan o kadar bahsettik, edebiyatçı yönünü de analım ve yazmış olduğu Kaleciyi Vurun ve Futbolun Arka Bahçesi kitaplarını tavsiye ederim..Futbolun toprak sahalarından milli maçlara kadar herşeyi dolu dolu yaşamış Fatih Hoca...

19 Ekim 2007 Cuma

Efsane Forma Vol.#2


"Forma dediğin uzun kollu olur" idi hep düşüncem ve söylemim..Ve efsane Metin Oktay formasının uzun kollusunu da çıkartarak kulübümüz benim gibi düşünenlere güzel bir hediye vermiş oldu...Fiyat olarakta kısa kollu forma gibi uygun bir fiyat belirlemişler...Bize de koleksiyonumuza eklemek düşer artık...
Formaya ulaşmak için tıklayın...

Blog Widget by LinkWithin