14 Ağustos 2016 Pazar

Beşiktaş:1-1:Galatasaray (0-3)


Süper Kupa... Adı üstünde, o ligin en büyük kupası... Uzun bir lig maratonu sonu şampiyonluk ipini göğüslemiş takım ile bir çok elemeden hasarsız atlamış ve ülkenin ikinci kupasını almış ekibin kapışması... Sezonun en iyi iki kulübünün "en iyilerin iyisi" olma mücadelesi... İşte böyle "manalı" bir maçın takımlar yeni kamptan dönmüşken Ağustos ayında değil de sezon finali olarak Haziran ayında, daha takımlar tatile gitmeden oynanması lazım, başka bir deyişle takıma yeni katılan topçularla değil de Süper Kupa arenasında mücadele etmeye hak kazanan topçularla oynanması gerekir fikrindeyim yıllardır. Belki şampiyon olmuş kadrosuna güvenmesinden, belki de bizim gibi düşünüp "hak eden topçulara hakkını verdiğinden" Şenol Güneş, yeni transferleri kenarda tutup, takımda geçen yıldan kalan futbolcularla çıktı sahaya Konya'da... Jan Olde Riekerink ise zaten geçen sene "yırtık yamalı" bir kadroyla kazandığı Türkiye Kupası'nın verdiği krediyle Olcan, Umut, Tarık gibi esame listesini dolduran "boş" topçuları da kadro dışı bırakarak, yeni oluşturulan Galatasaray'da Tolga Ciğerci ve Bruma'yi eklemişti geçen sezonun "eskilerinin" arasına.


Bruma, hazırlık kampının yıldızıydı da Tolga Ciğerci kimdi? Lucas Leiva, Johansen, Lassana Diarra derken Melo'nun boşluğunu doldurma görevi Tolga Ciğerci'ye verilmişti ve Riekerink eldeki Dzemali, Hamit ve Donk'tan daha formda görüp takımla henüz 3-4 idman yapan genç topçuya formayı teslim etmişti. Kadrolar açıklandığında "acabalar" vardı akıllarda ama 120 dakika ve penaltılar bittiğinde soru işaretleri "Hımmm, olur bu çocuk"a dönmüştü. İzlediğimiz kadarıyla iyi bir kesici Tolga, rakibe dişini gösteriyor, öyle elini kolunu sallaya sallaya geçilmeyecek Galatasaray orta sahası.  "Yumuşak karın" bu sene sertleşeceğe benziyor... Bir de penaltı attı... Sneijder, Eren, Bruma dururken... Cesaretli ve özgüvenli de...


Bruma demiştik, Süper Kupa'nın kahramanı kurtardığı penaltılar ile Muslera oldu ama karşı kale tarafında Galatasaraylıları heyecanlandıran hep Bruma oldu. Hazırlık maçlarında attığı "plase" gollerle "Thiery Henry'yi mi seyretmiş bir sene boyunca" dedirtti de onun işi bu sene fileleri sarsmaktan ziyade "asist" olacak. Lakin, daha genç, daha da pişmesi lazım, her geçen gün de üstüne koyarak gidecektir. Bir pozisyonda Beck'in üzerinden aşırttığı top ve sonrasında Marcelo'yu geçip Beşiktaş ceza sahasına girdiğinde, tecrübeli olsa herkesin beklediği kale çizgisinin önüne atmak yerine meşin yuvarlağı penaltı noktası cıvarında boş durumdaki arkadaşına aktarırdı ama Bruma kolayı seçti maalesef. Şimdilik yeri garanti gözüküyor da "sarı" Sinan, Yasin ve Podolski rekabeti bakalım ne düzeyde olacak ters kanat için.


Linnes de fena gözükmedi gözüme aslında dün gece, oysa Manchester United maçında yapılan hatalar sonrası apar topar "sağ bek" arayışına girilmiş ve Cavanda transfer edilmişti Trabzonspor'dan. Yeri gelmişken bir dip not, ne zaman Trabzon'dan topçu alsak şampiyon olmuşuz, istatistik bilimi böyle söylemiş. ( Selçuk, Burak, Olcan geldikleri sezonlarda şampiyonluk yaşamışlar) Konumuza dönelim, maça çok iyi başlamış olmasa da,  iyi bitirdi Linnes, özellikle Quaresma karşısında bocalamadı. Cavanda rekabeti "rahatını" bozacak, idmanda forma mücadelesi kıran kırana olacak. Ters tarafta Carole de maçın ilk dakikalarında yaptığı hatalı bir geri pas dışında fena değildi, şimdilik en sağlam onun mevkisi ama Cavanda'nın da sol bek oynamışlığı var, oraya da devşirebilir hoca Belçikalıyı...


Hollanda'nın Fransa'da Avrupa Şampiyonası oynamaması Galatasaray için büyük şans oldu. Hatta Uruguay'ın da Copa Amerika'dan erken elenmesi başka bir piyango bizim takım adına. Zira Sneijder ve Muslera yaz tatilini aileleriyle doyasıyla geçirdiler, kafa dinlediler, hazır döndüler takıma.  Kampta olsun, hazırlık maçlarında olsun Wesley takımın en formda ve hırslı oyuncularından, dün gece de öyleydi, çoğu sezon bu aylardaki "göbekli" görünüşünün tersine fit hali ve dayanıklılığı gözlerden kaçmadı. Orta sahada rakibine bastı, kaleyi gördüğünde "sağlam" yapıştırdı...

Geçtiğimiz günlerde sürpriz bir kararla kaleci hocamız Claudio Taffarel Galatasaray'dan ayrıldığını açıklamıştı, yemek verdi bizimkiler onun onuruna, pasta kesildi, çiçeklerle uğurlandı Tafo ama "branştaşına" en klas vedayı Muslera yaptı. Türkiye'ye geldiği ilk yıllarda Dünya Kupası maçlarında kurtardığı penaltılarla nam salmıştı Claudio Taffarel. Hatta Arsenal finalinde onun kalede olması kaçırtmıştı Suker'e Viera'ya penaltı atışlarını.  "Hocasını" da kurtardığı iki penaltı ve kaledeki kendinden emin duruşuyla Cenk'e kale direğinin üzerinden topu auta attırmasıyla uğurladı Muslera dün gece. Sadece kaleciliği de değil, sempatikliği de kapmış Taffarel'den Uruguaylı eldiven, Neydi o kurtardığı penaltı sonrası dansı?


Son olarak gelelim tribünlere. Pasoligin olmaması, derbide iki takım taraftarına da eşit yer ayrılması özlediğimiz görüntülerdi. Tribünler de pankartlarla, bayraklarla ve meşalelerle derbinin atmosferine renk kattılar. Tabii yine maç yorumcularından "nasıl sokuyorlar bunları" laflarını duyduk da, meşalenin futbolun ruhu olduğunu öğretemedik. Meşale, konfeti, davul, pankart, bayrak, bunlar tribünün olmazsa olması... Ama sahaya atmayın be kardeşim? Hele ki Muslera'yı da çıldırttıysak, vardır bi' yerde bi hata, değil mi ama?



Galatasaraylıların  "başkanıyla hocasıyla, oynanan maçlarıyla yaşanılan krizlerle"  kısaca "keşke hiç yaşanmış olsaydı"dediği bir sezonda kazanılacak üç kupanın ikisini almak Galatasaray'ın büyüklüğünü bir kez daha ispatladı dosta düşmana. Mehmet Demirkol'un da dediği gibi "Galatasarayın genetiğinde zafer var"... Kazanılacak bir kupa varsa, Galatasaray finaldeyse, maçın sonucu zaten bellidir...



Stat: Konya Büyükşehir
Hakemler: Mete Kalkavan, Ceyhun Sesigüzel, Esat Sancaktar, Ali Palabıyık
Beşiktaş: 29- Tolga Zengin (K), 6- Dusko Tosic, 10- Olcay Şahan, 13- Atiba Hutchinson, 15- Oğuzhan Özyakup, 18- Tolgay Ali Arslan (Dk. 73, 17- Ömer Şismanoğlu), 20- Necip Uysal (Dk. 106, 3- Adriano Correia), 21- Kerim Frei (Dk. 46, 7- Ricardo Quaresma), 23- Cenk Tosun, 30- Marcelo Antonio Guedes, 32- Andreas Beck.
Galatasaray: 1- Fernando Muslera, 8- Selçuk İnan (K), 10- Wesley Sneijder, 11- Lukas Podolski (Dk. 43, 9- Eren Derdiyok), 14- Martin Linnes, 18- Sinan Gümüş (Dk. 87, 7- Yasin Öztekin), 20- Bruma, 21- Aurelien Chedjou, 22- Hakan Kadir Balta, 23- Lionel Carole, 27- Tolga Ciğerci.
Sarı Kart: Dk. 57 Andreas Beck, Dk. 87. Oğuzhan Özyakup, Dk. 99 Necip Uysal (Beşiktaş), Dk. 77 Tolga Ciğerci (Galatasaray)
Goller: Dk. 100 Hakan Kadir Balta (Galatasaray), Dk. 107 (Kendi kalesine) Aurelien Chedjou (Beşiktaş)

9 Ağustos 2016 Salı

Tecrübe Farkı


Galatasaray transferde uzun süren sessizliğini bozarak peşi sıra oyunculara sözleşme imzalatıyor bu transfer sezonunda, önce Serdar Aziz, sonra Eren, dün Tolga ve bugün Cavanda... Oyuncuların Galatasaray'a maliyeti, faydalı olup olamayacakları ayrı bir tartışma konusu da , ben medya önünde sözleşme imzalamaya çıkarken giydikleri kıyafetlere takılı kaldım. Başkan ve başkan yardımcıları ile aynı masaya oturacak olmalarından ve muhattaplarının o kulübün en yetkili kişileri olmasından dolayı, ciddi bir ortamın söz konusu olacağından buralarda takım elbiseden tutun, en basitten şık bir gömlek giyilmesi gerekiyorken, Tolga Ciğerci dün sıradan bir günde sokağa çıkar gibi bir t-shirtle "arzı endam" etti kameraların karşısına. Oysa Serdar Aziz şık bir ceket ve gömlek, Eren Derdiyok gömlek ve bugün de Cavanda "damat" gibi hazır gelmişlerdi imza törenlerine. Tecrübe farkı sadece sahada değil, günlük yaşamda da ortaya çıkıyor aslında ama genç topçulara "abilik" eden menajerler sadece "para" mı düşünüyorlar diye sormadan da edemiyor insan, yeşil saha dışında da tavsiyeler vermezler mi oyuncularına... Belki de bizimkiler Tolga'yı İstanbul'a sözleşme şartlarını konuşmaya getirip, Almanya'ya dönüşte kararını değiştirmesin diye apar topar imzaya çıkardılar... Olur mu olur, ihtimal dahilinde... Ama beterin de beteri var derler ya, Tolga'dan daha fenası olarak da Ozan Tufan'ı hatırlıyorum geçen sene herkesin smokinle geldiği Türkiye Profesyonel Futbolcular derneğinin spor ödülleri gecesinde giydiği siyah t-shirtü ile, yorum sizin...





6 Ağustos 2016 Cumartesi

Mourinho-Ronaldo Kapışması


Fransa ile Portekiz arasında oynanan Euro 2016 final maçında sakatlanan ve oyundan çıkmak zorunda kalan Cristiano Ronaldo'nun maçın son dakikalarında teknik direktörmüşcesine saha kenarında takım arkadaşlarına direktifler yağdırması, kupa sarhoşluğunu yavaş yavaş üzerinden atan Portekiz'de eleştirilmeye başlandı. Bu eleştirilere Manchester United'ın çiçeği burnunda hocası Jose Mourinho da katıldı, başarılı hoca "Final maçının son bir kaç dakikasında Ronaldo'nun saha kenarında yaptıkları hiç bir şeye yaramadı. Sahada işini yapan 11 oyuncu vardı ve onlara direktif vermekle yükümlü bir de teknik direktör bulunuyordu kenarında. Ben Ronaldo'nun çizgi kenarında yaptıklarını seyrederken, herkesin kazanmayı istediği bir kupaya yaklaşmış bir takımı gören aşırı duygu yüklü bir adam izledim. Duygusal kontrolunu kaybetti ama bu çok da fena bir şey değil, lakin tecrübelerim bir kez daha gösterdi ki böyle önemli anlarda futbolcular kendi küçük dünyaları içinde kayboluyorlar." diye açıkladı düşüncelerini.

Mourinho'nun bu sözlerine Ronaldo'nun cevabı gecikmedi. Real Madrid'li futbolcu, instagram hesabında takım arkadaşlarıyla birlikte üzerinde kupa zaferinin tüm Portekize ait olduğu manasına gelen "onbir milyonda bir" hashtagı olan t-shirtle bir foto yayınlayıp, altına "çabuk hatırlatma"  yazdı. Sadece bununla da kalmadı, İspanyol As gazetesine verdiği bir demeçte de eski hocasının kulaklarını çınlattı  "Ben kariyerim boyunca bütün hocalarıma saygılı oldum, onlardan hep birşeyler öğrenmeye çalıştım. Bu 2013 yılının Ağustos ayında da hocam bana saldırdığında böyle olmuştu. Bizim ülkemizde çok meşhur olan bir deyimde de bahsedildiği gibi, yemek yediğim tabağa tükürmem."

Şimdi herkesin merak ettiği bu söz dalaşının devam edip etmeyeceği, sürmesi halinde boyutunun ne seviyeye varacağıdır, zira iki spor adamı da alttan alacak egoya sahip değil...



Soğuk, Çok Soğuk


Memleket esnafından "orantısız zeka"...

Babaya Orta Parmak


Ülkemizde yayınlanacak yayınlanmayacak derken 2016 Rio Olimpiyat oyunları tüm heyecanıyla başladı, başlamasına da ilginç ve tuhaf haberler de Brezilya'dan ajanslara düşmeye başladı. İşte onlardan biri  Kanadalı yüzücü Santo Condorelli'ye ait. Aslında daha yüzme yarışmaları başlamadı ama bu haber sonrası herkes merakla Condorelli'nin havuza çıkacağı anı bekleyecek. Neden mi? Genç yüzücü her yarışma öncesi "rahatlamak için" kameralara dönüp orta parmağını gösteriyormuş... Bunu yapmasının sebebini de babası Joseph Condorelli şöyle açıklamakta: "Yüzmeye başladı ilk günlerde havuzun başına gelip, heyecandan öylece hareketsiz kalıyordu Santo. Bir gün ona dedim ki, 'Havuzun başına geldiğinde rahat olmalısın, yarışı düşünmemelisin" Bunu nasıl başarabileceğini bana sorduğunda ise 'Umursamadığını herkese göster' dedim. Bir gün tribünde oğlumun müsabakasının başlamasını beklerken, Santo kulvarın başına geldi ve bana orta parmağını gösterdi. İşte o gün bugündür böyle işaretleşir olduk"



Beşiktaş-Fenerbahçe Maçı…Canlı

Bir çok dergide öyküleri ve denemeleri yayımlanan Kemal Çavuş dostumuzun son öyküsü de futbola dair, bizi kırmadı, daha dergilere yollamadan ultras/Movement blogda yayınlamak için bize yolladı, kendisine teşekkür ediyoruz...


Beşiktaş-Fenerbahçe Maçı…Canlı  
    Hala hatırladıkça acı acı gülmekten kendimi alamıyorum. Uzak bir ile tayin olmuştum ama bürokratik işlemler tamamlanmadığı için birkaç gün daha beklemem gerekiyordu. İyi bir otele yerleştim. Canım çok sıkkındı. Daha doğrusu şaşkındım, sanki kocaman bir el beni tutup, yaşadığım yerden kaldırıp,  çok uzak başka bir yere koymuştu.  O gün Beşiktaş Fenerbahçe maçı vardı. Ben de maçı seyretmek için kaldığım otelin karşısındaki kahveye gitmeye karar verdim.  Kahvede maç seyretmenin,  otelde tek başına seyretmekten daha zevkli olacağını düşündüm.
Maç olduğu halde kahvehane hiç de kalabalık değildi. Demek ki buralarda insanlar maç için kendini fazla yırtmıyor diye düşündüm.  Maç başladı. Nedense çok heyecanlıydım bazen küfür bile kaçıyordu ağzımdan. Benden başka seyreden yoktu. Ben bağırdıkça, yaşlı birkaç kişi dönüp bakıyordu, sonra sohbetlerine devam ediyorlardı. Bir seferinde gol pozisyonu oldu kendimi kaybettim: “Ulan bir kere de vur şu topa be, bir kere olsun vur!” Kafası puşili birkaç ihtiyar gene dönüp bana baktılar ama öyle sakindiler ki, sessizce uzun ağızlıklı sigaralarını tüttürmeye devam ettiler. Sanki ağızlarından duman değil de kocaman sessizlik üflüyorlardı. Ettiğim bütün küfürler onların üflediği sessizlik tabakası altında ezilip yok oluyordu. Ben kuduz gibi debelenmeye devam ediyordum. Neyse sonunda maç bitti.  Kahve dolmaya başladı.  Ne oluyor demeye kalmadan bir de baktım ki kahve ağzına kadar dolmuştu. Dışarıda bile, kapı aralığından maçı ayakta seyretmeye razı olan seyirciler vardı.
       Ne olduğunu geç de olsa anlamıştım tabi ama iş işten geçmişti. Şaşkınlığımdan bir türlü kalkamıyordum. Sanki doksan dakika boyunca kendi kafamda yarattığım görüntülere bağırmış gibi hissediyordum kendimi. Benden başka kimsenin görmediği görüntülere... Derken maç tekrar başladı. Bundan önceki maç boyunca ben bağırırken arada bir bana bakan ihtiyarla göz göze geldik. Sonra kahveciden ve ihtiyardan duyduğum utanç artık dayanılmaz hale geldi, üstelik; ikinci bir “şimdiki zamanı” yaşamayı kaldıracak gücüm de kalmamıştı. Sessizce yerimden kalktım. Kahveciye çay parasını uzattım ama almadı sonra da sırtıma vurup, “hadi bakalım, bu da benden olsun” dedi.  Otelin yolunu tuttum. Yatağa uzandım. Ben küfür ettikçe bana bakan o puşili ihtiyarın bakışları uzun bir süre gözümün önünden gitmedi.
Kemal Çavuş
19-05-2016

4 Ağustos 2016 Perşembe

Kaç Yaşındasın Birader?

Daha önce 5 defa FIFA U-17 Dünya Kupasını kazanan Nijerya milli takımında bu cumartesi Nijer Cumhuriyeti ile oynayacakları 2017 U-17 Dünya Kupası eleme grubu maçı öncesi büyük şok yaşanıyor, zira yapılan kemik ölçümü testlerinde 26 oyuncunun yaşlarının büyük olduğu ortaya çıkmış. Bu haber üzerine, apar topar yeni oyuncular kadroya çağrılırken, Nijerya Futbol Federasyonundan bir yetkili "Bu tamamen skandal. Bu çocukları seçen ve U-17 Milli Takımımızla ilgili bütün hocaların görevine son verdik. Böyle bir felaketin nasıl olduğunu araştırıyoruz" derken, geçmişten ders almamışa benziyor Nijeryalılar. 6 sene evvel de Birleşik Arap Emirliklerinde düzenlenecek olan 2013 U-17 Dünya Kupası öncesi yapılan testlerde, Nijerya milli takımının bazı oyuncularının yaşlarının büyük olduğu ortaya çıkmış, takımın hocası " Biz testlerimizi Nisan'da yapmıştık, şimdi aylarda Temmuz, o günden bugüne bu çocukların kemikleri uzamıştır, bu çok normaldir" diye kendini savunmuştu...

Zika Zika



Brezilya'da yapılacak 2016 Rio Olimpiyat oyunları öncesi instagram hesabında sivrisineklerin taşıdığı Zika virüsü korkusunu ortaya koyup, sivrisineksavar fotoları paylaşan Amerika Kadın Milli Takım kalecisi Hope Solo'ya Brezilyalılardan büyük tepki gelmeye başladı. Dün oynanan Yeni Zelanda maçında topla her buluştuğunda tecrübeli kaleci tribündeki 10 bine yakın taraftar "Zika... Zika... " diye protesto etmiş Hope Solo'yu... Başarılı kaleci ise "Tribünden söylenileni duymadım ama taraftarlar eğleniyorsa, ne mutlu bana" diyerek geçiştirmiş tepkiyi. Brezilyalılar ise kendilerinin ve ülkelerinin bu tip paylaşımlarla küçük düşürüldüğü için Amerikalı kaleciye hala öfkeliler...



İlahi Adalet


Dün gece Monaco-Fenerbahçe maçında Portekizli hakemin çaldığı penaltı beni 2014 yılının ekim ayına götürdü. Galatasaray, Fenerbahçe ile TT Arena'da karşılaşmış ve Sneijder'in müthiş iki "füzesi" ile tam maçı 2-0 galip kapatacakken, taç çizgisini 1-2 metre geçen topu Hasan Ali dışarıdan çevirmiş, yan hakem bayrak kaldırmamış, Galatasaray'lı topçuların "topun taça çıktığı" için duraksamasından yararlan Fenerbahçe skoru 2-1'e getirmişti. Hatırlanacağı üzere söz konusu maçın oynandığı sezonun son haftaları Galatasaray-Fenerbahçe-Beşiktaş arasında kıran kırana geçmiş, şampiyonu puanların değil, "averajın" belirleyeceği konuşulmaya başlanmış ve Fenerbahçe o "haksız" golle şampiyonluğu kazanacak duruma gelmişti. O derbi gecesi pozisyonun "kahramanı?!" Hasan Ali topun taca çıktığını itiraf etmiş olsaydı maçın hakemine, belki bir çok futbolseverin duasını alacaktı ama o beddua ve ah almayı seçti, takımına bir gol kazandırma pahasına.

Allah'ın adaleti şaşmaz derler, hesap bir gün bir yerde hiç beklemediğin anda kesilir ya, işte Şampiyonlar Ligine 1 adım kala oynanan Fenerbahçe'nin 2-1 kazandığı maçın rövanşında hakem Hasan Ali'nin rakibine belki de hiç teması yokken bir penaltı çaldı ki, Fenerbahçe'nin koca bir sezonuna mal oldu. İşin tuhafı pozisyona Hasan Ali'nin hiç de itiraz etmemiş olması. Öylece dona kaldı sarı-lacivertli futbolcu. O anda düdüğü belki Portekizli hakem üfledi ama 2014 Ekim'inde beddualarla lanetlenen Hasan Ali Kaldırım, "kul hakkı yemenin" cezasını ödemiş oldu... Herkes şaşar ama "İlahi adalet" şaşmaz be Hasan'ım...





Palyaco Daum

Almanca konuşulan ülkeler olan Almanya, Belçika, İsviçre, Avusturya gibi ülkelerde kullanılan Rosenmontag karnivalı için palyaço kılığına girmiş Christoph Daum...


3 Ağustos 2016 Çarşamba

Çok Seviyormuş Fena Aşıkmış



Çok seviyormuş
Fena aşıkmış
Ben olmasan bir saniye yaşayamazmış
Benmişim onun için hayatın anlamı
At yalanı s.keyim ulan inananı

Bir mesaj atmış
Ya semtin ya ben
Karar verip cevap yazacakmışım hemen
Hassiktir ordan lan seni sümüklü
Sen kimsin ki terk edeceğim Eyübümü

İstemem esmer
Ne de kumralı
Bizim sevdamızın rengi eflatun sari
Sizlerin olsun alın dünyanın malı
Yeter bize Eyüpsutanimizin adı

Pokemon Avlamak Yasak


Son günlerin çılgın modası "Pokemon Go", Monaco prensliği tarafından yasaklandı. Bu gece Monaco'nun II.Louıs Stadında oynanacak olan Monaco-Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi ön eleme rövanş maçı öncesinde, Fransız yetkililer stadın etrafına "Pokemon avlamak yasak" uyarıları asarak, taraftarların girilmesi yasak bölgelere girişini engellemişler. Aslında iyi de etmişler, zira oyunlara "sapkınlık" derecesinde bağlı olan gençler gördükçe, sahada pokemon var diye içeri atlayacak binlerce taraftar olabilir... Sonra, yoksa işin ayıkla pirincin taşını...

UEFA'ya Üyelik


Kızılyıldız-Ludogorets maçında, ev sahibi tribünler UEFA'nın Kosova'yı üye kabul etmesini protesto edip, UEFA'ya katılım şartını UEFA'ya hatırlatırken...

31 Temmuz 2016 Pazar

Forvet Alın


Galatasaray'da forvet transferi krizi artık akıl alamaz boyutlara ulaştı.
Burak Yılmaz'ın gidişi sonrası forvetsiz kalan Galatasaray'da taraftarlar başta sosyal medya olmak üzere hep platformda golcü oyuncu transfer edilmesi gerektiğini belirtirken, yönetim "gözünü kulağını" kapıyordu bu isteklere.
Son olarak elimize ulaşan bir fotoğrafta, plajda "forvet alın" diye sırtına yazı yazdırmış Galatasaray taraftarı görülüyor...
Alın ulan şu forveti...
Ne bekliyorsunuz?
Taraftar çıldırsın mı?

29 Temmuz 2016 Cuma

Galatasaray 2016-2017 Sezonu Formaları

Galatasaray, 2016-2017 Sezonu formalarını bugün itibarı ile görücüye çıkardı. Gerçi formanın daha resmi tanıtımı yapılmadan, GS Store ve Nike mağazalarında satışa sunulmadan, bit pazarında satılıyordu ya, bu da Nike'ın tasarım ekibinin ne kadar güvenilir olduğu ya da Galatasaray'da forma ile ilgili son kararı verecek komisyonda "sızıntı" olduğu sorularını akla getirmiyor değil...


 Formaların kritiğine gelecek olursak, öncelikle bir sene aradan sonra Galatasaray, Nike'a dört yıldızı yan yana koydurabilmiş. Bravo! Oysa geçen sene taraftarın o kadar isyanına, protestosuna rağmen, koskoca Galatasaray kulübünün bir spor malzemesi üreticisine sözünü geçirememesi fiyaskosu yaşanmıştı. Fiyaskodan da beterdi aslında durum, Nike daha lig sona ermeden Galatasaray'ın yeni sezon formalarını tasarlamış ve müşterisinin başarılı olacağına "o kadar güvenmiş!?!" ki 3 yıldızlı forma üretmiş, hem de üç-beş tane değil binlerce adet. Kısaca, Nike firması 2014-2015 sezonu şampiyonu olarak Fenerbahçe'yi ilan etmiş aklınca. Bu durum bile sözleşmeyi feshetmeye yetecekken, bizim "dirayetli!" yöneticiler "yama" yıldızlı formalarla bir sezon sahaya çıkardılar takımı, taraftara istemedikleri forma sattılar. Bayern Münih de 4. yıldızı aldığında üste koymuştu ya son yıldızı, o masalla uyudu bir kısım
Galatasaray taraftarı...

Nike ve Galatasaray yönetimi "parçalının" bu kulübün vazgeçilmezi olduğunu anlamış gözüküyorlar bir kaç sezondur. Ama, endüstriyel futbol ya, taraftar müşteri ya, her sene yeni bir dizayn yapıp, taraftarın cebindeki paraya göz dikilecek ya, yakından bakıldığında "kör olma tehlikesi" yaratacak bir kıl incesi çizgilerle açık ve koyu tonlarla oluşturmuşlar sarı-kırmızı parçalıyı. Beğendik mi? Pek değil, klasikler arasında yerini alır mı? Güldürmeyin...



 İkinci tanıtılan forma ise  gördüğümüzde aklımıza Neuchatel zaferini, UEFA kupasını getiren beyaz rengin kullanıldığı deplasman forması olmuş. Vücuda yapışan "beyaz" forma işte, başka bir detayı da yok ama Nike kendi logosunu kırmızı renkle  vurgularken, beyaz fon üzerine sarı yıldızları tribünden görmek için taraftara dürbün dağıtırlar artık. Keşke yıldızlar kırmızı renk olabilseymiş... Öyle değil mi?


Genel olarak yeni formalarımız pek "gönlümü çalmasa" da, kalp üzerinde Galatasaray arması olması, içinde Sneijder'ı, Sinan'ı görecek olmam yeni sezon için heyecanlandırmadı desem, yalan olur...

25 Temmuz 2016 Pazartesi

Litex Is Not CSKA



ultras/Movement blogda yazılarımıza İngilizce başlık atmak pek huyumuz değildir de CSKA Sofya taraftarlarının başlatmış olduğu isyana sanal alemde biz de "karınca kararınca"destek olmak adına "Litex is not CSKA"  dedik. Peki "Litex CSKA Değildir" ne anlama geliyor? Buyurun dilimiz döndüğünce CSKA Sofya'nın kurtarılma adına nasıl tarihte silindiğini anlatalım...



Bulgaristan A Grupa önümüzdeki günlerde başlayacak ve fikstürü inceleyenler CSKA-Sofia adında bir takımı göreceklerdir. Bulgar Futbolunu kıyıdan köşeden bilenler, bunda bir tuhaflık görmeyeceklerdir, zira zaten Bulgaristan'da Levski ve CSKA rekabetinden dolayı CSKA'ya aşına olacaklardır, ama komşuyu biraz daha yakından tanıyanlar "Ulan bu CSKA, borçları yüzünden geçen sene üçüncü lige düşürülmedi mi, ne çabuk A Grupaya tekrar geldi?" diye merak edeceklerdir. CSKA Sofya, maalesef ait olduğu lige dönmedi, hatta Bulgaristan tarihinde bir ilki başarıp üçüncü ligde oynayan bir takım olarak Bulgaristan Kupasını kazanıp, ikinci lige de çıktı ama maalesef Bulgaristan hükümeti, iş adamı Grisha Ganchev ve bazı taraftar grupları tarafından "ölüm fermanı" yazıldı.

Filmi bir sene kadar geriye saralım. CSKA Sofya, birikmiş borçları nedeniyle UEFA Fair Play kıskacına takılmış, Bulgaristan Futbol Federasyonu tarafından lisans verilmemiş ve üçüncü lige düşürülmüştü. O "kötü günlerde" Litex Lovech'in sahibi olan iş adamı Grisha Ganchev, Bulgaristan'ın küçük kenti Lovech'ten başkent Sofya'ya "taşınmanın" en kolay yolu olarak CSKA'yı satın almak olarak düşünür, bu işe girişir ama Bulgaristan Futbol Federasyonun gerekli onayları vermemesi, taraftarların sert protestoları nedeniyle Litex, CSKA olmaz. Litex olmazsa Sofya takımı olan Lokomotiv Sofya'yı CSKAlılaştırmak ister, yine başaramaz. Aradan bir sezon geçer, CSKA ligi zirvede bitirir, ikinci lige yükselir, Bulgaristan Kupası alır ama Ganchev, takımın borçlarını ödemekte zorlanır ve Litex'i CSKA yapma işine tekrar girişir. Bu sefer Bulgaristan Futbol Federasyonu da iş adamının yanındadır, isim ve lisans değişimi konusunda kuralları yumuşatırlar, Bulgaristan Başbakanı da Spor Bakanına CSKA Sofya'nın stadı Bulgarska Armia Stadiumunu (Bulgaristan Ordu Stadyumu) kullanma sözleşmesini sonlandırıp stadı yeni CSKA-Sofia takımına tahsis etme emri vererek 31 defa Bulgaristan Şampiyonu olan CSKA'nın ipini çeker.  Sadece Litex de değil, yeni CSKA'ya katılacak olan takım, alt yapısıyla meşhur olan Chavdar Etropole da Grisha Ganchev tarafından satın alınıp, yeni oluşturulan kulübe dahil edilmiştir.


İşin en acı tarafı ise Sektor G'deki taraftarların büyük bir kısmı da geçen yıldan farklı olarak şimdi Ganchev'in kararının arkasında yer almaktadırlar. Office Boys ve Animals grubu Grisha Ganchev'i kurtarıcı olarak görüp, başkanlarının "emrinde" olduğunu göstermişler. Özellikle Animals grubu üyelerinin başkanın "tetikçisi" olarak çalıştığı belirtiliyor taraftar forumlarında. Öte taraftan ise CSKA Sofya'nın sağlam tribün gruplarından Ofanziva, süresiz olarak tribün faaliyetlerini askıya aldığını açıkladı geçtiğimiz günlerde.

2016-2017 sezonunda  Litex+Chavdar karışımı "melez" CSKA-Sofia, Bulgarska Armia Stadında orjinal CSKA'nın armasıyla, formasıyla oynayacak maçlarını, zamanla Başbakanın ve Futbol Federasyonun "desteği" ile  kulübün tarihini ve kupalarını da "satın" alacak belki zira "orjinal" CSKA borçlarıyla, kaderiyle kendi başına terk edilmiş durumda ve çok yakında iflasını açıklayacak durumdadır. Manchester United'ın satılmasını protesto eden "gerçek" taraftarlarının kurmuş olduğu FC United benzeri bir oluşum maalesef Bulgaristan'da çok zor çünkü hükümet-mafya-spor iç içe geçmiş vaziyette ve bunlara karşı gelmek hiç de kolay değil...



Peroksit Sarıları


Hagi'li Romanya'nın 1998 Dünya Kupası'nda saçlarını "civciv sarısına" boyayarak maçlara çıktığını hatırlayan pek çok blog okurumuz olacaktır. Peroksitle saçları sarıya boyama modası bu yaz tekrar ortaya çıkmış olacak ki Messi, Aaron Ramsey, Samir Nasri, James Rodriguez, Sinan Gümüş, Fabio Borini gibi topçular yeni imajlarıyla boy göstermeye başlamışlar. Bakalım bundan sonra kimler berbere gidip "sarart koçum" diyecek...










23 Temmuz 2016 Cumartesi

Omuz Omuza


Taraftar grupları takım, şehir, renk, semt ayrımı gözetmeden 23 Temmuz gecesi saat 21.00'de İstiklal Caddesinde bir araya gelip, demokrasi yürüyüşü yapacaktır.
Duyurunun tam metni için resmin üzerine tıklayın...

Emrah Başsan


Şimdilerde üçüncü ligde mücadele eden Kocaelispor, 1991-1992 sezonunda müthiş bir performans gösterip eskinin birinci ligi, yeni adıyla Süper Lige çıkarken, Gebze'de de Başsan ailesi 17 Nisan gecesi Emrah adını verdikleri oğullarını kucaklarına alırlar. Sosyal bilimciler ikizler üzerinde yaptıkları deneylerle dahi kişilik gelişiminin kalıtımsal mı yoksa çevreden mi geldiğini tam olarak açıklığa kavuşturamasalar da, minik Emrah'ın futbol sevgisinin temellerinde Güvenç Kurtar'ın hocalığını yaptığı Saffet Sancaklı kaptanlığındaki efsane Kocaelispor'un yeri yadsınamaz.  Baba inşaatlarda usta, anne ev hanımı olunca, aile zaten kıt kanaat geçiniyor, futbol okuluna verilecek para nerede? Emrah orta halli her Türk çocuğu gibi sokaklarda başlar top peşinde koşmaya. Rutin bellidir: önce Star TV'de en sevdiği çizgi film Road Runner izlenir ve sonrası o heyecanla sokaklarda "Biip biip" top peşinde koşulur, yakala yakalayabilirsen bu ufaklığı. Türk filmi klasiğidir ya, inşaatlarda türkü söylerken keşfedilir İbrahim Tatlises, Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur, bizim kahramanınız da mahallede arkadaşlarıyla maçı yaparken Trabzonspor Futbol Okulunda hocalık yapan bir antrenör tarafından fark edilir. Oyun alanının en gerisinden, kaleyi koruyarak futbola başlar Rüştü Reçber hayranı Emrah ilk kulübü Dolayobaspor'da ama sonradan mevkisi sol bek olur. Savunma yapmaktan ziyade hücumu seven bu "pırpır" topçunun hevesini, Davut hocası da görür ve artık yeni mevkisi sol açıktır. Amatör Dolayobaspor şampiyon olurken, iki sene üst üste gol kralı olarak sivrilen genç kanat oyuncusu Emrah Başsan'ın da yeni evi Pendikspor olur.  Neden Kartalspor değil de Pendik? Emrah'ların evine daha yakın olduğu için tabii. Hocalar bakımından da şanslıdır Emrah, bu sebeple her gittiği takımda da hocalarına saygıda kusur etmez, Pendik'te de Erkan Başsoy tutar elinden bu genç çocuğun, maddi manevi yanındadır, cebine harçlık koymuşluğu da vardır, takım idmanından sonra bireysel çalıştırmışlığı da Emrah'ı... Aklında "Futbolcu olmak istiyorsan, her zaman yeteneklerini ve gücünü sahaya yansıtmalısın" diyen babasının da sözü olan Emrah, Pendik'te Sinan Yücer, Abdülkerim Durmaz, Alp Pehlivan gibi hocalardan aldığı bilgiyle her geçen sezon futbol aklını ve yeteneklerini geliştirir ve lise diplomasını almasından sonra Antalyaspor'a transfer olur.  Tabii, 5 yıllık kontrat yaptığı kırmızı-beyazlılarda top koştururken, başka bir hedef de Akdeniz Üniversitesi'de dört yıllık bir fakülte okumaktır.


Mehmet Özdilek, Emrah'ı ısrarla takımında görmek istemiş ve genç topçu da bir çok teklif arasında Antalya'yı seçmiştir. Birliktelik iki taraf için de beklenildiği gibi gelişir: Akdeniz ekibi genç topçudan daha ilk sezon beklediğinin ötesinde yararlanmaya başlar, sol kanat, sağ kanat, forvet arkası, orta saha her yerde başarıyla görev yapar Emrah. Genç topçu da huzurlu bir ortam bulur gittiği kulüpte, Necati Ateş, Ömer Çatkıç ve Ali Tandoğan gibi tecrübeliler kol kanat gererler yeni transfere.  "Bana “Futbol ne için oynanıyor?” diye sorsan cevabım “Gol” olur. O zaman topu arkadaşımla en kısa sürede en iyi yerde buluşturmak zorundayım. Topu aldığımda ilk hedefim sağa ya da sola değil, rakibin ceza sahasına göndermek. Çünkü orada ne kadar çok bulunursak o kadar şans yaratmış oluruz. Her zaman önümdeki oyuncuyu oyundan düşürmeyi hedeflerim. Benim için iyi maç bunu ne kadar yapabildiğime göre değişir." diye futbola bakışını anlatır Emrah Başsan,  Four Four Two dergisine verdiği röportajda. Bundan sebeptir ki, 5 yılını geçirdiği Antalyaspor'da hocaları sürekli onu kadroda görmek istemişlerdir.  Sanal alemde de revaçtadır Emrah, Football Manager oyununun efsanesidir, gençler bilgisayar başında onu transfer etmek için uğraşır da bundan kendisinin haberi yoktur. Oyunun değil gerçeğin peşindedir zira genç topçu, kendi mevkisinde oynayan Ronaldo, Messi, Robben, Alexis Sanchez ve Ribery gibi topçuların CD'lerini alıp, seyreder boş zamanlarında. En kötü huyum dediği, kötü oynadığı maç sonları, kafasını dağıtamayıp, kendi videosunu da defalarca izlediği vardır, tabii...


Antalyaspor'un Mehmet Özdilek yönetimindeki müthiş çıkışıyla birlikte Emrah da yeni takımındaki ilk sezonunda parlar ama ikinci sene işler pek istediği gibi gitmez, daha az süre almaya başlar ilk onbirde...  Mehmet Özdilek'in istifa edip yerine Samet Aybaba'nın gelmesiyle yine takımın aranan oyuncu olurken, o sezon küme düşerler, 7 gol 6 asistle oynayan genç oyuncuya Süper Lig ekiplerinden teklifler gelir de o gemiyi terk etmez. Ertesi sene hedef büyüktür, Antalyaspor'u tekrar Süper Lige çıkarmak, başarılı olunur da... Emrah Başsan yine baş roldedir: 36 maç 11 gol 9 asist...


Galatasaray ve Fenerbahçe 2014-2015 sezonu sonunda Emrah'a kancayı takarlar lakin Akdeniz ekibi Eto'o'lu kadrosunda tutmak ister oyuncusunu. Emrah da pek hevesli değildir, birlikte oynamak ister Kamerunlu yıldızla. "Biri bana “Bir gün burada Eto’o’yla aynı takımda oynayacaksın” dese inanmazdım. Hepimiz kariyerine çok büyük saygı duyduğumuz için söylediği her şeyi yapmaya çalıştık.  Eto’o bize abi gibi yaklaştı ve kesinlikle egoist biri değildi. Onun sayesinde çok maç kazandık. Soyunma odasında yaptığı konuşmalar hepimizi çok etkiledi. Bazen sahaya onunla çıkmak bile yetiyordu." diye açıklayacaktır yıldız oyuncuyla geçirdiği bir sezonu daha sonra.

Antalya ile beş yıllık kontrat biter, boşa çıkan Emrah Başsan'ın aklını çeler Galatasaray ve genç yıldız tekrar İstanbul'un yolunu tutar. "Kadere inanan insan tesadüfe inanmaz. Tesadüfe inanan adamsa kaderini kendi elinde tutamaz." der Ramiz Dayı, Emrah'ın "sabah akşam gösterseler, bıkmadan izlerim" dediği Ezel dizisinde. Şansla, tesadüfle gelinmez Galatasaray'a ve bu temmuz ayında atılan imzanın arkasında Emrah'ın Dolayobaspor'dan başlayıp Antalyaspor'a kadar uzanan futbol kariyerinde hırsla, azimle döktüğü alın teri ve hocalarına saygıyla onlardan öğrenme iştahı yatmaktadır. Bruma, Yasin, Sinan, Podolski arasından kendine yer bulur mu kadroda diye merak edilmeye başlandı da, biraz desteklenip, arkasında durulursa bu çocuğun Galatasaray'ın vazgeçilmezi olacağına inanıyorum... Tabii, Antalya gecelerinde boy gösterdiği kadar, İstanbul'da "takılmaya" başlarsa, o zaman durum vahim... Ama Emrah, hayatın ne kadar zor olduğunu bizzat en yakını olan babasından çok erken yaşlarda öğrenmiş ve babasının futbolla ilgili nasihatını asla unutmayacaktır...


22 Temmuz 2016 Cuma

Türkiye Futbol Fanzinleri Sergisi


Avrupa Futbol Taraftarlar Derneğinin geçtiğimiz günlerde İzmir'de düzenlediği bir dizi aktivite arasında bir de Futbol Fanzinleri Sergisi yer alıyordu. Futbola dair her türlü koleksiyonlarıyla tanınan Barış Karacasu'nun arşivinin konuk olduğu sergide bizim ultras/Movement Fanzini de görmek bizi mutlu etti. Blog yazmaya başlamadan çıkarmıştık u/M fanzini ve yazılarımızı ikinci sayıyla devam ettirmek amacındaydık ama bloga yazmak, okuyucularla interaktif iletişimde olmak daha cazip gelse gerek, bir türlü ikinci sayıyı çıkaramadık. Bu yaz blogda yer alan yazılardan bir derleme ile ikinci sayıyı çıkarma planım vardı ama yaz bitiyor, hala bu işe başlayamadık, o da "yalan" olacak gibi. Ama bir gün ikinci sayı çı-ka-cak...





Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal...

Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak,
sönmeden yurdunun üstünde tüten en son ocak...

Blog Widget by LinkWithin