20 Kasım 2011 Pazar

Deplasmanıma Dokunma#1




Fenerbahçe tribünlerinden deplasman yasağına tepki...

19 Kasım 2011 Cumartesi

Deplasmana Gitmek Hakkımız

Şike soruşturmasına "kıyısından köşesinden" bulaştırılmak istense de hiç bir şekilde adı lekelenmeyen Galatasaray'ın, Kulüpler Birliğinin aldığı "Şike soruşturması sebebiyle doğan olağan üstü durum sebebiyle Galatasaray, Beşiktaş, Fenerbahçe ve Trabzonspor takımlarının kendi aralarında yapacakları maçlara deplasmana taraftar götürmeme" kararına nasıl imza attığını ultras/Movement Blog olarak soruyor ve kararın altına imza atanları kınıyoruz ve diyoruz ki: iç sahada ya da deplasmanda maç izlemek her taraftarın hakkıdır...
Bu yasağın bir önce kalkmasını umarken, ultrAslan'ın da konuyla ilgili basın açıklamasını yayınlıyoruz:


Bu sene şike soruşturmasından doğan olağanüstü durum sebebiyle Kulüpler Birliği Vakfı'nın almış olduğu karara istinaden Türkiye Futbol Federasyonu'ndan yapılan açıklama; Galatasaray, Beşiktaş, Fenerbahçe ve Trabzonspor kulüplerinin, 2011-2012 sezonunda birbirleriyle yapacakları tüm müsabakalarda, deplasman takım taraftarları alınmayacak şeklindedir.

Dün kamuoyuna açıklanan bu haber taraftarların en doğal hakkı olan deplasmana gitme hakkının elinden alınması yönündedir. Temel hak ve özgürlükler açısından ve hukuki açıdan bu karar göz göre göre bizlerin deplasmana gidebilme hakkının çiğnenmesinden başka bir şey değildir.

Türk futbolunun sancılı bir zaman diliminden geçtiği bu günlerde yasakların ve cezaların taraftarlara verilmesi özellikle "4 Büyük Kulüp olarak adlandırılan" Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor yönetimlerinin ortaklaşa aldıkları bu karar kulüpleri ayakta tutan büyük taraftar kitlelerine haksız yere verilmiş bir cezadan öte bir şey değildir.

Bizler kendi kulübümüzün yönetimsel anlamda aldığı kararlara her zaman saygı duyarken, kulübümüzün de kendi taraftarlarının en doğal ve en temel hakkı olan deplasmana gitme hakkını bizlere danışmadan elimizden almasını yanlış buluyor ve kararı kınıyoruz.

Unutulmaması gereken en önemli husus; bir kulübün en önemli dinamizmi ona gönül vermiş taraftarlarıdır. Nasıl ki bir taraftar lisanslı ürünleri, sezonluk kombinesini alarak kulübüne destek olup takımını destekliyorsa bunu deplasmana giderek göstermesi de en az bunun kadar doğaldır.

Bu sebeplerden dolayı mantık dışı bir şekilde konulan bu yasağın kaldırılmasını ve en kısa zamanda bu yanlıştan dönülmesini Galatasaray Spor Kulübünden talep ediyoruz.

DEPLASMAN HAKKIMIZ ENGELLENEMEZ !

ultrAslan

Cihad Legia

Legia Varşova taraftarının Hapoel Tel Aviv maçı öncesi yaptıkları "Jihad Legia" kareografisi UEFA tarafından 10 bin euro para cezası ile cezalandırıldı. 29 Eylül günü oynanan UEFA Avrupa ligi maçında Polonyalı taraftarların açmış olduğu dev pankart maçtan sonra medyada, futbola siyaset soktuğu sebebiyle tepki çtoplamış, önümüzdeki sene ülkede yapılacak olan Avrupa şampiyonası öncesi de Polonya'nın eleştirilmesine neden olmuştu.

17 Kasım 2011 Perşembe

Taraftar Çıldırmış Gibiydi


"Hayatımda 100den fazla EL maci oynadim ama boyle tribunu ilk kez gordum. Bir ara fark 20 olduğunda asagi inecekler diye korktum.Bugun burada olan tum taraftarlar cildirmis gibiydi. Hayatımda ilk kez böyle bir tribün gördüm."

Juan Carlos Navarro
Barcelona'lı Basketbolcu

Galatasaray taraftarını anlatırken

Galiptir Bu Yolda Mağlup

Kelimeler kifayetsiz kalır demiş ya şair,
işte öyle duyguları yaşadık bu gece Oktay hocanın takımını izlerken...
Ama illaki bir kaç kelime etmek gerekirse:
"Seni seviyorum Galatasaray..."


Kafaya Kod Kazıma


Şu endüstriyel futbol insana neler yaptırıyor neler. Aşağıda Galatasaray'ın derbi maçı bırakıp 10 gün sonrasının reklamını yapmasını eleştirmişken, spor siteleri arasında dolaşırken daha vahim bir durumla karşılaştım. Bromley FC takımı oyuncuları oturmuşlar Rooney'in berberinin koltuğuna ve kafalarına Betfair bahis şirketinin mobil cihazlar için kullandığı kodu kazıtmışlar. Topçular başta bu fikre itiraz etseler de kazanacakları poundları düşününce "nasılsa kökü bende" deyip, tıpış tıpış kazıtmışlar "kelleri"... Ne diyelim, Allah akıl fikir versin...

16 Kasım 2011 Çarşamba

Endüstriyel Futbol


Bir kaç gün sonra Beşiktaş-Galatasaray derbisi oynanacakken, Galatasaray'ın resmi sitesindeki "Galatasaray-Sivasspor maç günü ağırlama paketi" reklamına ne denir?
Endüstriyel futbol mu?

5 Yaşında Manchester United'a Transfer

Manchester United'in scoutları transferde yaş sınırını iyice diplere indirdiler 5 yaşındaki Charlie Jacskon'ı kırmızı şeytanların futbol akademisine transfer ederek. 3 yaşındayken Footytotz adlı turnuvada keşfedilen Charlie, Manchester United futbol okuluna transfer edilecek yaşa gelene kadar beklendi ve sözleşme imzalandı. Çocuklarının genç yaşta böyle bir kulübe transfer olmasından bir çok aile mutluluk duyarken, Charlie'nin anne ve babasının yüzü pek gülmüyor, zira her ikisi de Manchester City taraftarı ve çocuklarının da idölleri arasında Balotelli ve Joe Hart bulunmakta. Üstüne üstelik, "ufaklık" da kırmızı formayı giyeceğini öğrendiğinde "ağlamaklı olmuş". Bu çocuk ilerde iyi bir topçu olur mu bilinmez ama iyi bir City taraftar olacağı kesin, her ne kadar da United altyapısında olsa da...

Rıdvan Bölücülük Yapıyor

Biz yazınca yemedik küfür kalmadı, bakalım Hıncal Uluç söyleyince ne olacak, medyamız nasıl bir tavır takınacak, kamuoyunun görüşü ne olacak... Hıncal Uluç da Rıdvan'ın "bölücülük" yaptığını belirtmiş. Buyurun okuyun bakalım:

Milli maçlar Anadolu'da oynansın' ne demek! Bunu böyle tahrik etmenin anlamı var mı? Milli maçları Galatasaray kulübü mü organize ediyor?

Televizyonda maçı yorumlayan Rıdvan Dilmen, Türk Telekom Arena'daki protestolara tepki gösterdi ve "Maçlar Anadolu'da oynansın" şeklinde bir öneri getirdi. Başta Fenerbahçeli oyuncular olmak üzere bu görüş taraftar da buldu. Siz ne düşünüyorsunuz? Maçlar Anadolu'da oynansa daha mı iyi olur?

Türkiye'deki bölücülükler yetmedi, bir de bu çıkıyor şimdi!.. Kadıköy'de oynanırsa Anadolu mu olacak? "Anadolu" derken orayı mı kastediyor? Bu ne demek ya!

Bunu böyle tahrik etmenin, bunu böyle deşmenin, böyle üstüne gitmenin âlemi var mı ki o stadın kapısında Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Stadı yazıyor. Galatasaray'a kiralamış.

Milli maçı Galatasaray mı organize ediyor? Galatasaray Kulübü'nün kartlarıyla mı giriyorsun? Hayır. Herkes nereden bilet alıyorsa oradan bile alıyor. Ayrılmış bir yer mi var?

RIDVAN DAHİL BUNLARA

Gazete öyle yazıyor; "Galatasaray'a ayrılmış tribünün önünde oynuyor Volkan." Öyle bir tribün mü var? Galatasaraylılara ayrılmış tribün mü var maçta!.. Nereden icat ediyorlar bunu!.. Biletler numaralı, numaralı biletleri de federasyon satıyor. Benim spor basınım akla hayale gelmez bir bölücülük içinde... Rıdvan dâhil bunlara...

Rıdvan'ın fena halde federasyona ve Fenerbahçe'ye yakınlaşma içinde olduğunu görüyorum ve çok üzülüyorum.

Çok severim ben Rıdvan'ı çünkü... "Türkiye'nin en iyi futbol yorumcusu" olduğunu da defalarca söyledim.

Ama son zamanlarda teknik direktörlük işi arıyor sanki... Bütün konuşmaları öyle...

Mehmet Ali Aydınlar'a ve Fenerbahçe'ye yontuyor durmadan... 'Aman kırmayayım, aman üzmeyeyim, onlara yakın görüneyim!' Böyle bir şey olmaz!..

Balkan Ligi Toplantısı Sonrası


Doğu Avrupa'da yer alan ülke takımlarının katılacağı Balkan Ligini oluşturmak adına ilk toplantı dün akşam Sofya'da yapıldı. Ev sahibi CSKA Sofya'nın yöneticileri ve teknik direktörü Dimitar Penev'in yanı sıra Bulgaristan'dan Levski, Ludororets, Lokomotif Sofya, Lokomotif Plovdiv ve Beroe'den yöneticiler katılırken, Bulgaristan dışından Dinamo Bükreş ve Kızılyıldız da toplantıya temsilci yolladı. Turnuvanın "can simidi" olacak sponsorlardan Türk Hava Yolları ve Gazprom da birer yetkilisini Sofya'daki toplantıda bulundururken, Ukrayna'dan federasyon seviyesinde temsilci katıldı.

Açılış konuşmasında söz alan CSKA Sofya başkanı Dimitar Borisov "Balkan Ligi Eylül'den Mayıs'a kadar sürecek ve Şampiyonlar Ligi ile UEFA Avrupa Ligi takvimine göre şekil alacak. Aklımızdaki plana göre 32 kulübün yer aldığı 4 takımlı 8 gruptan oluşacak bu turnuva. Bu projeyi gerçekleştirebilirsek, Balkan futbolunu yok olma noktasından tekrar eski parlak günlerine döndürebiliriz" diye tanıtırken kafasındaki projeyi, Balkan Liginin Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Liginden sonra Avrupa'nın üçüncü büyük turnuvası olacağını belirtti.

CSKA başkanı yaptığı konuşmada bu ligi oluşturmak için bir çok sebepleri bulunduğunu, özellikle Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligine katılımının zorluğu, gruplara kalınsa bile ekonomik açıdan güçlü Avrupalı takımlarla yarışmanın neredeyse imkansız olduğu, bunun da ülkede futbola olan ilgiyi azalttığına değinirken, Balkan Liginin genç ve yetenekli oyuncuların kendini göstermesi adına bir şans olacağını ve bir zamanlar Avrupa futbolunun can damarı olan Balkan Kulüplerinin alt yapı akademilerinin de yeniden canlanacağını açıkladı. Ayrıca, ligin kurulması sonrası bir çok takım elde edeceği gelir ile stadlarını reforme etme şansı bulacak ve taraftarı da tekrar tribünlere çekecek.
Borisov'un konuşması sonrası Balkan Liginin de formatı da yavaş yavaş şekillenmeye başladı. Buna göre:
  • Turnuvada Bulgaristan, Türkiye, Yunanistan, Romanya, Sırbistan, Rusya, Moldova, Beyaz Rusya, Azerbaycan, Kazakistan ve Ukrayna'dan takımlar bulunacak,
  • Katılım "gönüllülük" ilkesine göre olacak, hiç bir ülke federasyonu da da kulübe "zorla" lige katılması adına baskı kurulmayacak,
  • Her yıl bölge dışından Balkan ligine özel bir kulüp davet edilecek, bu Şampiyonlar Ligindeki durumuna göre Barcelona da olabilir, Real Madrid de, Milan da,
  • Öncellikle turnuvaya kendi liglerini 5., 6. ve 7. sırada bitiren takımlar katılacak,
  • Ön elemelerde Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligine katılan takımlar yer almayacak,
  • Ön elemeler sonrası gruplara yükselen takımlar belli olduktan sonra, Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Liginden elenen Doğu Avrupa takımları maçlarına Balkan Liginde devam edecek. Örneğin, Panathinaikos Yunan Ligini şampiyon bitirdi ve Şampiyonlar Ligi gruplarında da son sırayı alarak dördüncü oldu, yeşil-beyazlılar bundan sonra Balkan Ligi maçlarında yer alacak. Aynı durum UEFA Avrupa Ligi gruplarında 3. ya da 4. olarak elenen Balkan ülke takımları için de geçerli olacak.
  • UEFA ile Balkan Liginin geleceğini görüşmek üzere bir temsilciler kurulu oluşturulacak, bu kurul Balkan Liginin yapısını, gelirini-giderini ülke federasyonlarına tanıtacak ve sonraki toplantıya daha fazla katılımın olmasını sağlayacak,
  • Bir sonraki toplantı daha geniş bir katılımla 15 Aralık'ta yapılacak.

En fazla merak edilen konulardan biri olan Balkan liginin gelirinin nereden geleceği konusunda ise ilk toplantı sonra yapılan açıklamada, ilk aşamada Türk Hava Yolları ve Gazprom'un "para kasası" olacağı, ileriki aşamalarda yeni sponsorlara da açık olunacağı ve televizyon yayın hakları, bilet satışı, stadyum reklamları, 3 bin euroluk katılım paylarından kulüplerinin gereken maddi desteği bulacağı belirtildi.

Balkan Liginin ilk görüşmesine bizden Bursaspor'dan yetkililerin katılması bekleniyordu ama CSKA Kulübünden yapılan açıklamaya göre Bursaspor başkanı sağlık problemlerinden dolayı Sofya'ya gelemedi ama önümüzdeki hafta başkente gelip Borisov ile bire bir bir görüşme yapacak.


14 Kasım 2011 Pazartesi

Balkan Ligi

CSKA Sofya kulüp yetkililerinin ortaya attığı ama UEFA'nın karşı çıktığı Balkan Liginin kurulması adına ilk adım yarın gece saat 18.00 'da Sofya'da Hotel Vitosha'da atılacak. Kırmızı-beyazlı takımdan gelen bilgilere göre Sırbistan, Yunanistan, Romanya, Türkiye ve diğer komşu ülkelerden Kızılyıldız, Dinamo Bükreş, Voyvodina Novi Sad, OFK Bükreş, PAOK ve Aris gibi takımlar şimdiden lige katılacaklarını beyan ederken, Ukrayna ve Azerbaycan'dan da kulüplerin lige katılmak için istekte bulundukları açıklandı. "Doğu Avrupa Futbol Tartışma Platformu" adındaki toplantıya Bulgaristan'dan kurucu CSKA Sofya'nın yanı sıra Levski Sofya ve Ludogorets de katılacak. Beroe Stara Zagora ve Lokomotive Sofya'nın da yarın geceki toplantıya son anda iştirak etmesi beklenmekte. Bizden de Galatasaray ve Fenerbahçe'ye, "Balkan Ligi" için davet yollayan CSKA'lı yetkililer, bu iki kulübün programlarının yoğun olmasından dolayı olumsuz yanıt aldıklarını belirtirken, Bursaspor'un ise davete sıcak baktığını belirtiyorlar. UEFA, Şampiyonlar Ligi ve UEFA Avrupa Ligine alternatif olacağı sebebiyle Balkan Ligine soğuk baksa da, Gazprom ve Türk Hava Yolları gibi kuruluşlar bu alternatif turnuvaya sponsorluk yapmaya sıcak bakarken, Romanya, Türkiye ve Sırbistan'dan da televizyon kuruluşları turnuvanın yayın hakkını almak için yarın Sofya'ya temsilci yollayacaklar. Yarın geceki toplantıda Balkan Ligine katılmak için 40'a yakın takımın ismi belirlenecek ve 15 Aralık'ta Bükreş'te ikinci bir toplantı yapılacak. Bu toplantıya Galatasaray, Fenerbahçe, Olympiakos ve AEK'in özellikle davet edileceğini belirtiyor yetkililer...

13 Kasım 2011 Pazar

Galatasaray: 61 - Anadolu Efes:69


Hayat denen keşmekeş içerisinde bir çok şeyin farkına varamıyoruz çoğu zaman. Özellikle gözümüzün önünde gelişen, büyüyen, olgunlaşan unsurları. Farkında olamadığımız çok şey oluyor çoğu zaman. "Hadi yaaa" ile başlayan cümleler kurarkan bir yandan da hayıflanıyoruz "Nasıl olur?" diye. İşte belki de fark etmediğimiz olgulardan biri basketbolun yaptığı atak. Futbolun 3 Temmuzdan beri sürüklendiği yer de düşünüldüğünde salonların bu denli dolması belki de bir kabuğun kırıldığına işaret. Bugün 10.000'den fazla seyirci vardı İpekçi tribünlerinde. Galatasaray takımı, ilk defa Kazan maçı ile seyircisi ile buluşmuş ve taraftarına hediye veremese de mücadelesiyle gönüllerini tekrar kazanmıştı. Yani en son nerede bıraktıysa taraftar takımı, oradan geri almıştı. Yeni takım olmanın sıkıntılarını, Avrupa Liginin zorluğunu anlatıp durduğumuz bu ortamda basketbol ile arasındaki bağ derbilerden mütevellit olan bir kulüp takımının Efes Pilsen maçında bu seviyede seyirciye oynaması bir şeylerin değişmeye başladığı hissiyatını uyandırdı bende. Buna karşı çıkılabilir ancak ortada olan asıl ve önemli olan olgu ise Oktay Mahmuti'nin kulübe ve tarafatra öncülük ederek, kulübün geçmişinde fazlasıyla var olan ve unutulmaya yüz tutan "son topa kadar, son düdüğe kadar mücadele" anlayışını tekrar getirmesidir. Taraftarın basketbol takımına bu denli destek vermesi, bunula birlikte fark 14'e çıkmışken "bizler inandık" tezahüratlarını bütün Kazlıçeşme ahalisine duyuracak seviyede yapması ve maç sonunda dakikalarca iki takımı da ayakta alkışlaması hep bunun eseri. Çünkü onlar Shumpert, Ender ve Furkan'ın ard arda yere atlayarak bir topu oyuna kazandırmak için verdiği mücadele ile var oluyorlar. Oktay Mahmuti ve ekibi bir devin uyanışını sağlayıp, bir anlayışın diriltilmesini sağladılar. Barcelona maçı ve bundan sonraki basketbol maçları farklı olmayacak. Belki beşbin seyirci gelecek ama ihtiyaç olduğu her dakikada taraftar takımın yanında ve arkasında olacak. Bugün kaybettik ama kaybedilenenin sadece bir maçtan ibaret olduğu ayan beyan ortada.

Tribünlerin bu denli renki olduğu ortamda basketbolun kötü olması imkansız zaten. Taraftarı yoğun desteği altında bşladı maç. Galatasaray'da gözxe çarpan tek farklılık Shipp yerine Caner'in ilk beşte oyuna başlamasıydı. İlk hücum hakkını Efes kazanmış, Furkan'ın bloğuyla maçın gidişatı daha ilk anda kendini ele vermişti. Sonrasında Furkan'ın sayıları ile takımımız öne geçti. Anadolu Efes dev uzunu Barac'ı kullanmayı öngörmüştü. Oktay Mahmuti bu hamleye ikili sıkıştırmalarla karşılık verip 2 pozisyon Barac'ı durdurmayı başardı takım. Hücumda Lakovic'in 3'lüğü ile farkı açsak da 9-0'lık Efes serisi skoru 6-11 kendi lehlerine getirdi. İmdada Tv molası yetişirken, mola sonrası Ender'in üçlüğü oyunu dengeledi. Son bölümde Zaza ve Lucas'ın sayıları periyodun 19-23 Efes lehine bitmesine engel olamadı. Yenilen 23 sayı önemliydi elbet ancak Barac ve Vujacic'i daha devreye sokmamamız ve savunma dişlilerini daha sıkmamız periyot bazında önem arz eden konulardı.

2. periyoda Zaza'nın basket faulü ile girip farkı 1'e indirdi takım. Bu seriyi 5'e tamamladık ve bir anda 26-23 öne geçince Ufuk Sarıca'ya molayı aldırdık. İlk 2 dakika Efes sayı atamazken 5 hücumdan da boş dönmütü bu zaman zarfında. Zaza'nın bu süreçte 8 sayıyı bulması ve oyunda olduğu dakika bareminde Galatasaray'ın 14 Efes'in 8 sayı bulması, Zaza'nın takım için önemini göstermişti. 5.45 kala Efes'in faul hakkı dolunca, oyuna Shumpert dahil oldu yerinde bir hamle ile. Sonrasında Cenk ve Svanovic'in üçlükleri gelirken onlara yanıt Shumpert ve Ender'le geldi. Ancak mola sonrası Barac ağırlığını ortaya koyacaktı. Barac'ın savunmasında Andric rol oynarken, ona yardım gelmeyince Barac 6 sayı buluverdi Andric'e karşı. Efes savunmayı artırınca 32-37 devreyi çönde kapamayı başardı. Bu dönemde Shipp ve Shumpert'tan 2 boş üçlük kaçtığını da hatırlamakta fayda var.

3. periyodun klasik Galatasaray baskısı ile başlayacağını düşününler yanılmış oldu benim gibi. Songaila'nın basketi ile periyoda başlasak da, Barac kaldığı yerden skoru sürükledi. Sonrasında yardım gelince yine bocaladı. Efes'te diğer dişliler iyi çalışınca fark 10 sayıya kadar çıktı. Oktay Mahmuti molayı alarak farkın açılmasını engelledi ve oyuna giren Furkan savunmada, Lakovic hücumda kimlik ortaya koyunca fark yavaş yavaş kapandı ve 2 sayıya kadar düştü. Efes tam çözülecekken sahneye Kerem Tunçeri çıktı ve periyodun sonuna 5 sayı 2 asist sığdırarak takımının son periyoda diri girmesini sağladı.

Son periyoda Ermal ve Kerem ile 5-0 seri yakalayarak girdi Efes ve fark ilk defa 50-61 oalrak 11 sayıya çıktı. Oktay Mahmuti'nin molası sonrası takım sahaya daha canlı çıksa da Sinan'ın 3'lüğü salondakilere ve bize soğuk duş etkisi yarattı. Efes, skorda 64'ü buldu ve orada kaldı. Sonrasında Galatasaray kendini hatırlamaya başladı; savunma dozajını artırıp farkı yavaş yavaş kapadı. Bu bölümde Shumpert'ın 8 sayı atarak farkın kapanmasında önemli rol oynadığını hatırlatalım. Efes geçen 6 dakikalık süre zarfında sayı bulamadığı gibi, savunmada da bize çare bulamadı. Fark'ı 3 sayıya kadar indirsek de Efes son bölümü iyi oynadı. Oktay Mahmuti'nin maç sonunda dediği gibi son bir hamle ile yapılan savunma işe yaramamıştı ve sahadan yenik ayrılmamıza neden oldu bu anlayış.

Son periyottaki ger dönüşü ayrı ele almak lazım. Tribünlerin farkın 14 olduğu bölümde takıma desteğini sürdürmesiyle uyanan Galatasaray savunması takdire şayandı. Shumpert, Ender ve Furkan'ın yerden yere atladığı o bölüm uzun zaman konuşulacaktır. Galatasaray'ın kimliği kesinlikle o. Ancak bu kimliği unuttuğumuz ve fark açıldığında hatırladığımız bir gerçek. Yine de takımın mücadeleyi bırakmaması yukarıda da değindiğim gibi taraftarı en çok cezbeden bölüm. Bu karmaşa içinde ön plana çıkan hafta arasında olduğu gibi Furkan'ın oyunuydu. Furkan'ın gelişimini takip etmek, buna tanık olmak harika bir duygu. Yine yazının başında değindiğim Farkındalık konusunda asıl başlık belki de Furkan olacak zaman geçtikçe. Furkan'ı her maç ayrı bir gözle izlemeyi tavsiye ediyorum. Her maç üzerine bir şeyler koyarak ilerliyor genç adam. Takım olarak ön plana çıkacak en önemli unsur, Efes gibi bir takımı 38 dakikada 64 sayı atmasına izin vermek olacaktır. Bizim bugünkü ana sorunumuz hücumdaki paylaşımdı. Topu dolaştırmakta, tempoyu artırmakta, elimize geçen fırsatları değerlendirmekte sorunlar yaşadık. Efes de bunu iyi kullandı ve galip geldi. Her şeye rağmen çok güzel bir maç izledik ve Oktay Mahmuti takımına kızsa da takım olgusunun hala korunuyor olması sevindirici. Bu maçtan dersler çıkarıp bir kat daha zor olan Barcelona maçına konsanter olmalıyız. Ligdeki bu yenilgi sadece bir yenilgiden ibaret. Ancak THY Avrupa ligindeki ağır bir yenilgi, bir çok şeye gebe olabilir. Barcelona maçını kaybetsek de yenilmememiz şart bu noktada.

Galatasaray - Anadolu Efes


Milli maç buhranı üzerine güzel bir hafta sonu etkinliği göze çarpıyor ajandamızda. Şu an İstanbul'da olup, havayı İpekçi atmosferinde soluyacak olanlardan olamadığım için kendimi bahtiyar addedemiyorum haliyle. Her zamanki gibi Televizyon en büyük kurtarıcım. Çarşamba günü çok iyi oynadık. Uzun süre sonra tempoyu koruyup, dağılmadığımız, fark kapanıp skor bir süre denge de gitse de oyun olarak rakibi oyuna ortak etmediğimiz bir görüntü ile Ljubljana'dan ayrılmıştık. Bir de Furkan Aldemir gerçeği ile tabi... Bu çocuk günden güne, başka bir oyuncu olma yolunda, adımlar değil deparlar atıyor adeta. Sahada bulunduğu her dakikanın, saniyenin hakkını fazlasıyla veriyor. Allah kaza bela vermesin; takımı ve organizasyonu ne kadar benimsediği de ortada. Bir de 91 doğumlu olduğunu mantar panolarımızın bir köşesine tutturalım. Akılda kalmasında fayda var.

Takımın, Olimpia gibi klişe tabirle "Avrupa Ligi gediklisi" bir takımı, iyi bir basketbol ve kırılma anlarında ortaya koyduğu karakter ile geçmesini görmek, Efes maçı özelinde de bir o kadar sevindirici ve önemli bir detay. Öncelikle şunu kabul edelim ki Efes kağıt üstünde bizden, Olimpija'dan, hatta dörtlü final adayı birkaç takımdan daha elit. Ancak işin içine takım olgusu girdiğinde Efes'e "bu dünya ne sana ne 4'lü final adaylarına ne de sultan Süleyman'a kalır ya Efes!" diyebilmek için bir fırsatımız var. Öncelikle Efes , hala takım olgusunu yakalayamamış bir ekip. Düzenler tam oturmadığı için THY Avrupa liginde sorun yaşıyorlar. Bu sorunu yaşamalarındaki ana etkenlerden birinin, gurubunun zorluk düzeyi olduğunu da unutmayalım. Fakat şunu gördük ki İlievski, Vujacic, gibi oyuncuları bu kaotik ortamda düzen dışına rahatça çıkarabiliyorsunuz. Ancak iyi savunma yapma şartıyla. Vujacic, Maccabi açında epik bir destanın kahramanı olma sıfatına çok yaklaşmışken bir adım daha atamayıp, tutkularının esiri olup kendini yedi. Bunları kullanmak lazım işte. Bu noktada Oktay Mahmuti'den bir Evren Büker hamlesi görebiliriz. Oyun kurucular bazında ağır bastığımız ortada. Ayrıca Lakovic'in savunmasını Sinan ve Doğuş paylaşacaktır. Bunların ortaya çıkardığı boşlukta Shipp, Caner veya Evren(artık hangisi oynarsa)verecekleri katkı maç özelinde kilit noktalardan biri olacaktır.

Uzunlara girmek istiyorum, çünkü korku filmi senaryosuna dönüşebilir yazı. Efes uzun rotasyonu olarak Avrupa ilk 3'ün içinde kesinlikle. Allahtan Kerem Gönlüm yok da yüreklere su serpme deyimi önem kazanmış oluyor bizim adımıza. Barac, Ermal, Batista, Ersan, Savanovic... 4 numara pozisyonunda kesinlikle NBA'deki bir çok takımı bile kıskandırabilirler. Hatta Toronto bu uzun rotasyonu ile rahat play-off yapabilir doğu konferansının yapısı düşünüldüğünde. Uzun savunmasını ciddi şekilde test edeceğimiz bir maç olacak. O yüzden Cevher ve oynarsa Zaza'nı katkısı bizim adımıza elzem durumda. Shumpert, Andric ve Songaila'yı saymaya gerek yok sanırım.

Efes, takım olarak belli bölümlerde sıkıntı yaşıyor. Özelikle kafa kafaya girilen son çeyreklerde, ciddi mental düşüklükler yaşadıklarını gördük. Bu noktada bizim sabırla ve inatla savunmayı bırakmamamız ve düzen dışına çıkmadan her hücumu titizlikle işlememiz gerekiyor. Seyirci baskısının da bizim tarafımızda olacağını düşünmem müsebbiyle, oyunun son çeyrekte, bu şartlar altında bizim lehimize doğru görüneceğini düşünüyorum. Efes, Kinsey gibi önemli bir savunma dişlisi ve bence ana parçasını kullanamayacak. Bunu avantaja çevirmeliyiz. Kimlik ve oyun anlayışı dışında yaptığımız her hareket harakiri olur. Lakovic'in üzerine fazla yüklenmeden, bir anlamda diğer oyuncuların skor katkısı ile rakibe Lakovic'i unutturmak ve gerekli anda devreye sokmak lazım. Yoksa iş çok onun üzerine biner ve skor kısırlaşabilir. Son söz olarak maçın kilit noktasının uzunlar olduğunu bir kez daha hatırlatıp, takımımıza başarılar dileyelim.

12 Kasım 2011 Cumartesi

Üç Maymun

Milli takım tarihinin en kötü maçlarından birini oynamış, rakibi ne Almanya, ne Brezilya, ne de Arjantin... Bildiğin Hırvatistan... En son karşılaştığında bozguna uğrattığın Hırvatistan işte... İç sahada kendi taraftarın önünde oynarken, daha ilk dakikada yenik duruma düşüp, sonrasında "elin ayağına dolanıp" maçı 3-0 gibi bir skorla kaybettiğin Hırvatistan... Ve bu mağlubiyette formasını ıslattı diyebileceğin adam -Sabri dışında- yokken, üstelik Gökhan Gönül sahanın en kötüsüyken, kalecin Volkan ilk iki golde tribündeki adamdan farksızken, maç bitiminde "Bu maçta alınan skordan ziyade, tribündeki protestolar daha önemlidir" manasında açıklamalar yapan Rıdvan Dilmen, "Milli maçlar Anadolu'ya alınmalı" diyen Mehmet Demirkol, Güntekin Onay, Metin Tekin, size edecek "kibar"laf bulamıyorum, söyleyeceklerimi de blogun sayfalarına yazarak buraları kirletmek niyetinde değilim...

Oynanan "beceriksizce" oyuna rağmen taraftardan tek küfür gelmezken, sahanın kötülerinden olan kaleci Volkan'ın yaptığı kurtarışın ardından taraftara dönüp "hareket" yapması sonrası başlamadı mı yuhlamalar ve protestolar?... İlk golde Coluka'nın ortasında Volkan ne kadar topa cılız dokunduysa, ikinci yarıda bizim adımıza gelişen tek atakta Arda'nın ortasında Pletikosa aynı topa o kadar "etkili" dokunup uzaklaştırınca kaleci farkı ortaya çıkarken, milli takımın yediği ikinci golde "altı pasa" gelen topa çıkmayan Volkan ve rakibine kafa vurduran Gökhan Gönül bir kez daha kusurlu olunca, 2-0 geriye düşüverdik... Böylesine kritik maçta, böylesine bariz hatalar yapan bir oyuncu mahçubiyet, utanç, üzüntü, pişmanlık, yüz kızarması gibi duygular yaşayacakken, bizim ulusal kalecimiz "hem suçlu hem güçlü" olarak taraftara hareket çekmeyi kendine yakıştırıyordu. Üstelik kulüp takım kaptanı Emre, kendisini dizginlerken, arada taraftara da küfür sözleri ağızlarından çıkmıyor mu, biz mi yanlış anlıyorduk...

Peki bunları televizyon başındakiler görürken, önünde monitör olan, maçı canlı izleyen Rıdvan Dilmen görmüyor mu? Maçı basın tribününden takip eden Demirkol, Güntekin ve "Sarı Fırtına" Metin bu olanlara şahit olmuyor mu?
Elbette onlar bizden daha iyi görüyor her şeyi lakin içlerindeki "Galatasaray'a sallama" arzusu öyle dizginlenmeyen bir hal almış ki, ulusal maç dahi olsa ne söylediklerinin farkında değiller, üç maymunu oynuyorlar...
En son milli maç sonrası yaptığı yorumda Trabzonspor'un Avrupa'da oynadığını unutan Rıdvan Dilmen, "özürlerle" işi yırttı, lakin bu gece söylediği "Bu stadı yapanları protesto eden, milli takımı protesto eden taraftar" yakıştırmasıyla spor alemine hangi pencereden baktığını bir kez daha göstermiştir...
Bu maç İstanbul'da da olsa, Bursa'da da olsa, Ankara'da da olsa, dönüp taraftara hareket çeken futbolcu her yerde aynı protestoyla karşılaşırdı, bu bir gerçektir ama bugün "görmedim, duymadım, söylemiyorum" rolü kesenler, o gün de hiç çekinmeden üç maymunu oynayacaklardır...

11 Kasım 2011 Cuma

Gelincikler


On birinci ayın on biri bir çok kişi için farklı anlamlar ifade ederken, Britanyalılar için 11 Kasım tarihi 1.Dünya Savaşında hayatını kaybeden askerleri şükranla anma günüdür. Milli maçların oynandığı bu gün de İngiliz ve Galler milli takımları formalarında kırmızı gelinciklerle sahaya çıkmayı planlarken, UEFA ulusal formalarda herhangi bir simgenin olmasını yasakladığı için bu düşünceleri suya düştü. Buna rağmen Theo Walcot ve Ashley Cole kramponlarına kırmızı gelincik işlettirip sahaya öyle çıkacaklar. UEFA, yasak bir kez delinirse, arkası gelmez mantığı ile kuralını ihlal etmese de, İngiliz ve Galler milli takım oyuncuları sahaya kollarında siyah bant üzeri kırmızı gelincikle çıkacaklar...

Doktor Hristo Stoichkov


Bulgarların efsanesi Hristo Stoichkov, Bulgaristan'da ve dünyada sporun, özellikle de futbolun gelişip tanınması için gösterdiği gayretlerden dolayı Plovdiv Üniversitesi tarafından Doctor Honoris Causa şilti ile ödüllendirildi.

10 Kasım 2011 Perşembe

Dur Daha, Yarını Var!

Bosnalılar, Ronaldo'ya fena sarmışlar. Önce havaalanında Portekiz milli takımını karşılayan bir grup Bosna'lı taraftar, Ronaldo ortaya çıkınca "Messi, Messi" diye başlamışlar tezahürata. Sonrasında da akşam idmanında bizim "jöle kafaya" lazer tutunca, Ronaldo dayanamayıp göstermiş parmağı...
Dur daha, bunun bir de yarını var...
O parmak sonrası artık kafana meşaleyi yemezsen kendini şanslı hisset Cristiano kardeş, küfür ve hakaret zaten olacaktır da...


11.11.11 Canlı Yayınlar

14.45 Birleşik Arap Emirlikleri-Güney Kore/ Al Jazeera Sport Global
16.00 Gürcistan-Moldova/ 1TV
18.00 Suudi Arabistan-Tayland/ Al Jazeera Sport Global
18.00 Kamerun-Sudan/ Arryadia
21.00 Bosna Hersek-Portekiz/ RTP International
21.00 Fas-Uganda/ Arryadia
21.05 Türkiye-Hırvatistan/ ANS TV, Star TV
21.30 Yunanistan-Rusya/ ORT Europe
21.45 Ukrayna-Almanya/ ARD

Hırvatistan Play-Off Maçına Doğru#2

*İstanbul'a gelen Hırvatistan milli takım oyuncuları ayaklarının tozuyla İstanbul turu yapıp, Ayasofya'yı ziyaret etmişler..
*Corluka'nın yarınki maçta oynayıp oynayamayacağı belli değil. Bilic, son idmandan sonra kararını vereceğini söylerken, olumsuz bir durum karşısında, başka alternatiflerinin de olduğunu belirtmiş...
*Maçın oynanacağı günün tarihi 11.11.2011, onbirlerin ardı ardına geldiği bu günde, Hırvatlara göre maç da 1-1 bitecek ve golü de 11 numaralı Srna atacakmış... İlginç...
*Türkiye ve Hırvatistan arasındaki iki karşılaşma da ESPN kanalından yayınlanacak Avrupa kıtası dışına...


10 Kasım


Seni çok özlüyoruz Ata'm, hem de çok...

9 Kasım 2011 Çarşamba

Brezilya'yı İzlemek Mide Bulandırıcı


"Brezilya futbolu bu günlerde kış uykusunda. Futbolun başındakiler, bizim ülke kültürümüzden oldukça habersizler. Şu an Brezilya milli takımını izlemek işkence gibi. Bizim futbolumuz mide bulandırıcı bir hale geldi. Brezilya milli takımının maçını 90 dakika izliyorsunuz ve bir tane dahi dripling göremiyorsunuz, sanki Brezilya forması giymiş Avrupalı oyuncuları izliyoruz."
Socrates
Brezilyalı Efsane

Ocak Ayı Gelirken#1


Football-italia.net sitesine göre Galatasaray da Marco Boriello'yu transfer listesine ekleyen kulüpler arasına girmiş. 2010 yılında Milan'dan transfer edilen golcü oyuncu, geçen yıl Roma takımı adına 17 gol atarken, bu sene Bojan Krkiç, Totti, Osvaldo gibi aynı mevkide oynayan topçular arasında forma şansı bulamayınca gözden düşüp, ocak ayında satış listesine konması beklenmekte. Internet sitesinde belirtilene göre PSG, milli topçuyla ciddi bir şekilde ilgilenirken, Milan'a kiralanmak da başka bir alternatif...

Hırvatistan Play-Off Maçına Doğru#1

Biz Kurban Bayramı heyecanı ve telaşı sonrası ağırdan ağıra Hırvatistan ile yapılacak olan Play-Off maçına çevirirken dikkatimizi, Hırvatlar iyice girmişler "intikam" maçının havasına. Karşılaşmanın bizim memleketten yana olan izlenimlerini televizyondan, gazetelerden, bloglardan okuma şansımız var, biz maça Hırvatistan pençeresinden bakacağız maç gününe kadar elimizden geldiğince...

*Türk Telekom Arena'da kendilerine 2500 kişilik yer ayrılmasına karşın, Hırvatlar cuma günkü maça 400e yakın taraftar ile gelecekler. Öte yandan rövanş maçına 4500 Türk taraftarın geleceği yazılıyor Hırvat medyasında. Bu arada Biletix'te hala maçın biletleri satışta. Taraftara en çok ihtiyaç duyulan bir maçta 54, 77, 106 tl gibi fiyatlardan bilet satılması da ayrıca sorgulanması gereken bir konu.
*Hırvat gazeteleri Hiddink'in Hırvatistan milli takımına Bank Asya ligine düşmüş Bucaspor'da geçen sene oynayan Leko gibi oyuncuları davet ettikleri için pek de güçlü olmadığı ve turu Türkiye'nin geçeceği demecine yer verip, maç öncesi "ortalığı kızıştırmak" niyetindeler.
*Sakat oyuncuları olan ve kadro kurmakta sıkıntı çeken Bilic, ilk idmanda Pletikosa, Srna, Simunic, Vida, Corluka, Modric, Rakitic Eduardo'nun "sağlam" olduğunu görünce derin bir nefes almış.
*Bugün öğleden sonra yapacağı antrenman sonrası Hırvatistan milli takımı uçakla Türkiye'ye gelecek ve Türk Telekom Arena stadına 20 dakikalık mesafede olan Hilton hotelinde konaklayacak.
*Bucaspor'dan Dinamo Zagreb'e transfer olan Jerko Leko "Türk milli takımındaki bir çok oyuncuya karşı oynadım, oldukça etkili topçular. Türkler, topa sahip olup, oyunu yönlendirmek isteyen bir takım. İlk 20 dakika bize baskı kurup, erken gol atmaya çalışacaklardır" diye milli takımımız hakkında bilgiler vermiş...
*Yıllarca Türkiye'de çalışmış ve Türk futbolunu iyi tanıyan Saffet Susiç, Hırvatların Türklerden korkmamaları gerektiği ve Avrupa Şampiyonasına katılmak için iki takımın da eşit şansı olduğunu belirtmiş. Geçmiş yıllarda olduğu gibi Türk milli takımında fazla kaliteli oyuncu olmadığını ve Hırvatların ikinci maçı iç sahada oynayacakları için bir bakıma şanslı dahi olabileceklerini de eklemiş sözlerine Bosna Milli Takım hocası...

Peter Cech'in Kaderi


"Herkese Merhaba. Milano'dan sevgiler. Her şey yolunda giderse, cuma günkü maçta resimdeki gibi görüneceğim. Bu benim maskeli ilk fotoğrafım ve buraya yolluyorum. Peter"

Peter Cech'in facebook hesabından

Chelsea'nin Blackburn maçında burnunun kırılması sonrası cuma günü milli takımıyla oynayacağı play off maçına maskeyle çıkması bekleniyor.


8 Kasım 2011 Salı

Pop Star Pele

Pop star mısın, rock star mısın
Yoksa reklam yıldızı mısın
Anlayamadık sen ne ayaksın
Pele sen manyak mısın?

7 Kasım 2011 Pazartesi

Galatasaray:0-0:Mersin İ.Y.


Bayram öncesi hazırlıkları derken iç sahadaki Mersin maçı da karambole gitti, bereket ki ziyarete gittiğimiz yerde Lig TV vardı da söz-muhabbet arasında maça göz atma imkanım oldu. Medyada, televizyonda ne yazıldı, ne söylendi bilemiyorum lakin ben Galatasaray'ın ikinci yarıda oynadığı oyunu oldukça beğendim. "Skor yazarları" 3 puan alınmadığı için eleştiri getirmiştir oyuna ama dedim ya ben ikinci yarıda Fatih Terim'in takımını gördüm sahada... Darısı önümüzdeki maçlara...




Stat: Türk Telekom Arena
Hakemler: Fırat Aydınus, Serkan Ok, Aleks Taşçıoğlu
Galatasaray: Muslera, Eboue, Semih Kaya, Ujfalusi, Hakan Balta, Melo, Kazım Kazım, Sabri (Dk. 46 Ayhan Akman), Selçuk İnan, Reira (Dk. 46 Sercan Yıldırım), Elmander
Mersin İdman Yurdu: Sehiç, Erhan Güven, İbrahim Kaş (Dk. 82 Kamanan), Çağdaş Atan, Mustafa Keçeli (Dk. 72 İlhan Özbay), Hakan Bayraktar, Hasan Üçüncü, Ben Yahia, Erman Özgür (Dk. 59 Nduka), Moritz, Mert Nobre
Sarı kartlar: Dk. 12 İbrahim Kaş, Dk. 21 Ben Yahia, Dk. 23 Nobre, Dk. 81 Çağdaş Atan (Mersin İdmanyurdu), Dk. 45 Muslera, Dk. 83 Semih Kaya (Galatasaray)

Ivan Ergiç CSKA Yolunda


Bursasporun şampiyonluğunda önemli rolü olan ve bu yıl yeşil-beyazlı takımdan ayrılan Ivan Ergiç, bu hafta Bulgaristan'a gelip, CSKA Sofya ile idmanlara başlayacak. Bursa'dan ayrıldıktan sonra herhangi bir takımla idmanlara çıkmayan Ergiç, ocak ayı transfer sezonu açılana kadar kırmızı-beyazlı takımla birlikte idmanlara çıkıp, form tutacak ve ardından sözleşme imzalayacak. Avrupa Birliği dışı ülkelerden olan oyuncu kontenjanı şimdilik dolu olan CSKA, Brezilyalı Moraes ve Platini'nin Bulgar vatandaşlığına geçmesi sonrası boşta kalan kontenjanı Ergiç ile doldurmayı amaçlamakta. Bursa'dan ayrıldıktan sonra izini kaybedeceğimiz için üzüldüğüm bir topçuydu Sırp oyuncu, takip ettiğim CSKA'da kendisini izleyecek olmam benim için gecenin sevindirici haberi oldu.

Job's & Messına & Mahmuti...


"Kimi zaman başarılı olmanın ağırlığıyla, yeniden başlamanın hafifliği yer değiştirmelidir." diyor Steve Jobs, ünlü Stanford Üniversitesindeki konuşmasında. Manası fazlasıyla derin ve bir o kadar kallavi... Hayatımı, yaptıklarımı, sorguladığım şu günlerde Steve Jobs'un selamıyla karşılaşmak çok güzel. Bu karmaşanın içinde bir de basketbola yer ayırmayı istemek bir hayli önemli bir istek. Sonuçta basketbol benim yaşamımı biçimlendiren önemli bir unsur. Bazen yazı yazma konusunda yeniden başlamanın hafifliğini unuttuğumu düşünüyorum. Son 10 günde işim gereği çeşitli şekillerde yoğunluğum mevcut. Yoğunluğun perşembe günü sonuç alacak olması güzel. Ancak bu süre zarfında bazı şeylere vakit ayırmak gerçekten zor oluyor. Bu bir serzeniş değil; bir eksikliğin itirafı aslında. İş gereği yapılanların en çok zarar verdiği nokta, sizi siz yapan unsurlar oluyor. Belli bir süre sonra kendinize zarar veriyorsunuz yani. Hepsini düzenli ve sistemli bir şekilde yürütmek büyük işmiş baktığımda. Bir bakımdan da sıradan bir iş kimine göre. Bu konuda blogun sahibi, sevgili Sabri abimin önünde eğilmek gerek. Benim ne demek istediğimi anladınız sanırım. "Yazma"yı, diğer işlerimle aldatmak...
Steve Jobs'un bu sözünü biraz bizim erkek takımını düşündüğümde daha da derinleştirdim. "Bizde bir değişim söz konusu." sözünü, sslında son zamanlarda benden bunu çok fazla duyuyorsunuz. Hani bir şeyin olmasını çok istersiniz de bir süre daha beklemeniz ve sabretmeniz gerekir ya... İŞte, tam o noktadayız.

Hafta arasında, zamanında bunu yaşamış ve fazlasıyla iyi bilen bir ekiple karşılaştık. Futbol dünyasının "Artemio Franchi" ile tanıdığı, basketbolseverlerin de belki de ismini Ergin Ataman ile ilk defa duyduğu, Unesco'nun himayesine aldığı küçük ve rönesans havasını sonuna kadar ciğerlerine çekmiş, İtalyan şehri Siena'nın, mütevazi ekibi Montepaschi idi bu takım. Ergin Ataman'ın 2002'de Saporta'yı almasıyla ünlenmiş, Montepaschi banka gurubunun desteği ve önemli basketbol akıllarıyla sistemli bir şekilde büyüyen bir kurum aslında bu ekip. Şu anki antrenörleri Pianigiani, Ergin hocanın yardımcısıydı o zamanlarda. 2007'de takımın başına geldi ve günden güne takımı Avrupa Liginin elit 5-6 takımından biri ve bana göre en imrenilesi ekibi konumuna getirdi. Yolları aslında bize o kadar benziyor ki, bizim gibi sabırsız bir ülkenin vatandaşları(ben de dahil) bazen bunun farkına varmakta sıkıntı yaşıyoruz. Bu seviyeye gelene kadar adeta 5 yıl patırdandılar. Bir çok yara aldılar ve çıktıkların yolun ne boyutta zorlu olduğunu bilmelerine rağmen yılmadılar. O kadar çok çalıştılar ve o kadar çok sabır gösterdiler ki bizim etimolojimiz içerisinde yer alan "sabır taşı" sözcüğünün kendilerine söylenmiş olabileceğini bizlere hissettirdiler. Sonuçta ortada bir başarı var. Ancak başarı onlar için sadece bir sonuçtan ibaret. Çünkü adlarından bahsettirmeye başladıklarında asıl keyfi sürmeye başlamışlardı. 4'lü final oynamanın sadece yolda aldıkları bir yara olduğunu, asıl başarının orada kalmakla sağlanacağını bilecek kadar büyük beyinler vardı bu yapıyı oluşturanlar içinde. Bir anlamda Jobs'un yazının başında belirttiğim sözünü kendilerine hayat felsefesi addetmişlerdi. Her başarıyı bir yeniden başlayış olarak görüp bugünlere geldiler. Başarılı olmanın ağırlığını o güne güçlenip gelerek, son noktada yeniden başlamanın hafifliğiyle değiştirmişlerdi. O yüzden Pianigiani yıllardır orada, Stonerook da, Lavrinovic de, Kaukenas da. Bu vatandaşlar hallerinde memnun ve her güne, her çıkılan yeni yola, her yıla veya sezona farklı bakarak başlıyorlar bu yüzden. O yüzden oradalar. Gidenler çok oldu, içlerinden ayrılanlar oldu 2-3 düzine kadar belki de. Ama hala oradalar ve hala yaptıklarından inanılmaz zevk alıyorlar.

Tabi zafer yolunda çekilen çileler olan yaralar, onları zamanla iyileştiren birer panzehir oldu. Çünkü yer yer durup geriye baktıklarında, bedenlerindeki yaralara rağmen hala dimdik ayakta durduklarını gördüklerinde, daha da güçlendiklerini far ettiler ve bugünlere geldiler. Adeta bir "yurolig duvarı" oldular. Hatta çarşamba günü karşılarında, kendi geçtikleri yolu, kendilerine görev bilmiş bir takım gördüler. Yine duvar oldular daha önce bilmem kaç defa oldukları gibi. Ve biz de o duvara çarptık haliyle. Maç içinde bir çok şey yapmaya çalıştık ancak asıl yaptığımız şey başka bir şeye bürünmeye çalışmamaktı. Oktay Mahmuti'nin de istediği buydu bir bakıma. Çünkü bizi biz yapan değerler var ve Siena ekibiyle hiç benzeşmeyen değerler. Sadece akıl aynı akıl, yol aynı yol... Dolayısıyla yolun başında olan bizim takımın belki de kendine örnek bellediği bir takımdan ders alması kadar güzel bir argüman yok. O yüzden bu yenilgi çok değerli ve bir o kadar da kışkırtıcı. Bu kışkırtıcılık bizi mutlaka daha da iyi bir yöne itecek ve yolun aydınlanmasında bir ışık olacaktır. Dün GSTV'de "Aslanlar İtalya'da" adında Siena yolculuğunu anlatan harika bir program izledim. Programda en çok dikkatimi çeken Yurolig'in belki de gelmiş geçmiş en iyi 3-4 koçundan biri olan Ettore Messina'nın sözleriydi. Messina, kısaca Galalatasaray'ın daha yolun çok başında olduğunu, burada kalıcı olup önemli bir organizasyon olacağına inandığını, bunu sağlama noktasında önemli bir kulüp kimliği ve yapısının olduğunu ve en önemlisi bir basketbol aklının(Oktay Mahmuti) dümende olduğunu belirtti ve sabretmek lazım dedi. Aslına bakarsanız Oktay Mahmuti bunları geldiğinden beri bir çok defa dile getirdi. Bu ayki Galatasaray dergisini alın Oktay Mahmuti röportajını okuyun. Farklı bir şey yok, inanın. Galatasaray'ın gitmek istediği yolu, su yoluna çevirmiş bir adam Messina sadece. O yüzden onun söylediklerini değerli addedip, belki de takımımıza daha fazla inanıp destek vermemiz gerekiyor. Böyle güzel bir program hazırlayan Veli Yiğit, Eray Sözen ve ismin bilmediğim ama emiğini tahmin ettiğim isimlere teşekkür etmek de gerektiğini unutmadan.

Takımın bu yolda hala yaşadığı ve ileride de yaşayacağı sıkntılar tam da bu anlatılanlar noktasında berraklaşıyor. Montepaschi yenilgisi mutlaka bize önemli bir ders ve bu dersten gelecek adına notlar çıkarmak günün özeti konumunda. Sonrasında Hacettepe maçında benim gibi bir çoğunuzun da maçı hemen kopup antrenman havasında geçmesini beklemesi de düştüğümüz hatalardan biri. Bu hataya bizim çocuklar da düştü ve Oktay Mahmuti'yi belki de uzun süre sonra bu kadar sinerlendirdiler. Ancak bu düşünce de bize bir şeyler katacak. Çünkü hiçbir maç kafada oynandığı gibi oynanmıyor. Kapıyı erkenden kapatmak bazen çok kolay olmuyor. İçeri biraz soğuk hava girmesine neden olmak, bazen "sağlamak" sağlamak sözcüğü ile yer değiştitip olaya olumlu olumlu bakmamızı sağlayabiliyor. Maçının kırılma anını son periyodun ortalarında görmemizin nedeni biraz da bu. Sabırsızlanmak ve sabırısızlığın getirdi duygusal yoğunlukta yanlış kararlar vermek...

Bunların hepsi zamanla aşıalcak ve inanıyorum ki ileride bizim için birer hikayecik olarak belleklerimizde yer edecek. Geçmişe fazla takılmadan, dersleri çıkarıp ileri bakmaya devam etmek gerek. Hep söylüyorum ama; bu sıkıntılar devam edecek ve bizi olgunlaştıracak. Önemli olan yapılan işin değerini unutmamak ve aslında her günün yepyeni bir gün olduğunu unutmamak. Aslına bakarsanız, Steve Jobs'da Messina'da Pianigiani'de Oktay Mahmuti' de çevrelerine aynı şeyleri söylüyorlar.

4 Kasım 2011 Cuma

Adını Sen Koy

Karambol... Etten duvar... Uçan kafa... 3 puan... Tansiyon...
Kalp dayanmaz...
Şans meleği... Cen"k"aver... Allah korumuş...
Ne derseniz deyin, adını siz koyun ama ben böyle bir şey ilk defa gördüm...

3 Kasım 2011 Perşembe

Çarşı-Gecekondu El Ele


Haber Milliyet'in web sitesinden. İkinci öğretimde okuyan 3 genç kira ücretini ve üniversite harcamalarını karşılamak adına gündüzleri inşaatlarda çalışıp, akşamları derslerine devam ediyorlarmış... Kafeteryada, mağazada, benzincide, kitapçıda çalışan bir çok genç gibi, onların da inşaatta çalışması oldukça doğal lakin benim dikkatimi çeken başka bir ayrıntı var:
Üzerlerindeki forma ve t-shirtler...
Bir tanesi Ankaragüçlü, diğeri Beşiktaşlı...
Başka bir deyişle biri Çarşı'da, öbürü Gecekondu tribününde açmış gözünü...
Tribünde pek de "anlaşamayan" taraftarlar...
Bizim medyamız iki rakip taraftarın en ufak atışmasını haber yapmayı severken, Beşiktaşlı ve Ankaragüçlü iki gencin aynı evi paylaşıp, kol kola omuz omuza mesai yapmasını nedense es geçmiş...

Milan

Vektör sanatçısı Dinar Pratami Aji'den Milanlı yönetici ve futbolcu çalışmaları...

Lan Balotelli!



Yemediğin halt kalmadı, şimdi de sevgilin uzaktayken, porno yıldızlarıyla takılıyorsun...
Sonra da "Neden herzaman ben?" diye soruyorsun giydiğin t-shirtle...
Elde "cigara", yanında "hatun", ver malzemeyi paparazzilere, sonra da "Neden?"
Hep sen mi soracaksın, ben de şu boyunluk merakını sorayım:
Sahada boyunluk, idmanda boyunluk, sokakta boyunluk, ne bu boyunluk sevgisi be Mario?


1 Kasım 2011 Salı

Hoca Trafiği

Bulgaristan milli takımında aldığı başarısız sonuçlar sonrası görevden alınan Lothar Mattheus'un yerine kimin geleceği tartışılırken, Federasyon başkanı Mihailov kararını Litex'in eski hocası Luboslav Penev'den yana kullandı. Bulgar Milli takımı formasını 62 defa giyen Penev, Stoichkov, Kostadinov'lu efsane kadronun da değişmez forvetiydi. Hocalık kariyerine yetiştiği CSKA'da başlayan genç hoca, disiplinli ve çalışmayı seven yapısı ile dikkati çekerken, kırmızı-beyazlı kulübün "sahipleri" Titan grubu yöneticilerinin kaprisleri sonrası görevden alınmış, vakit kaybetmeden Litex ile sözleşeme yapıp, turuncu-beyazlı kulübü Bulgaristan şampiyonu yapmıştı. Federasyonun daveti sonrası kulübü Botev Vratsa'yı bırakıp Litex'te de göreve gelen Atanas Dzhambazki bu hafta takımı başında çıktığı ilk maçta deplasmanda Lokomotiv Sofya'yı 2-1 yenmeyi başardı. Aslında "hoca trafiği" CSKA'dan "manasızca" gönderilen Radukanov'un yerine Luboslav Penev'in amcası olan Dimitar Penev'in CSKA'ya teknik direktör yapılması ile başlarken, milli takım için de adı geçen Radukanov, Bulgaristan B Grupada mücadele eden Botev Plovdiv ile anlaştı. Geçen yıl maddi sıkıntılar nedeniyle küme düşürülen taraftar potansiyeli bakımından Bulgaristan'ın önde gelen kulüplerinden olan Botev, yeni ve "paralı" başkan ile A Grupa'yı hedeflerken, bu yolda da Radukanov gibi bir hocayı boşta bulunca, hemen kapıverdi. Bu hareketlilik burada bitmeyecek, zira bu sene başarısız maçlar çıkaran, en son derbide CSKA'ya kaybeden Levski de istifa sinyalleri veren Georgi İvanov'un yerine Sırb hoca Jankovic, Nikolay Kostov, Maurizio Trombetta ve Ilia Gruev listeye yazılmıi Mavi-beyazlı takımın patronu Batkov, bu hocalardan birini seçtiğinde Levski de değişim başlayacak...

Blog Widget by LinkWithin