23 Nisan 2015 Perşembe

Trabzonspor:2-1:Galatasaray


Ligin son haftaları yaklaşırken, şampiyonluk hedefinin ve heyecanın da hala varlığını koruyorsa, tek amaç vardır: Galip gelmek ve puan toplamına bir üç puanı daha eklemek... Ama Galatasaray, pazar gecesi Trabzon'da mağlup oldu ve haftayı puansız kapadı. Hele ki rakipleri Beşiktaş ve Fenerbahçe'nin galip geldiği bir hafta sonunda böyle bir mağlubiyet oldukça ağır oldu... Geriye 7 maç kalırken, rakiplerin mutlaka tökezleyeceğine inanıyorum da Hamza Hamzaoğlu'nun takımının artık puan kaybetme kredisi sona erdi...

Fenerbahçe futbol takımına Riza dönüşü yapılan silahlı saldırı sonrası liglere verilen bir haftalık aranın Galatasaraylı topçulara hiç de yaramadığını Trabzon'da izlemiş olduk. Özellikle ilk devre, hangi yönden estiği belli olmayan rüzgarın da etkisiyle, Galatasaray sahada hiç bir varlık gösteremedi. Trabzon takımı da öyle Muslera'yı pek zorlamadı da sahanın etkisizlerinden Selçuk'un kaptırdığı bir topla çıkılan kontra atakta "şansın" da yardımıyla ev sahibi Özer'le öne geçiverdi. yenilen gol de Galatasaray'ı "kış uykusundan" uyandırmadı ama Hamit'in sakatlanıp Emre Çolak'ın oyuna girmesi sarı-kırmızılılar adına kırılma noktalarından biriydi. 33. dakikadan sonra Galatasaray gol için daha çok rakip kaleye gitmeye çalıştı, özellikle Emre ile cesurca dikine gittiler ve ev sahibi kapanmak durumunda kaldı. Oyunun Trabzonspor yarı sahasına yıkılması Galatasaray adına pozisyon getirmese de, devre biterken Emre'nin uzun mesafeli şutu direkten dönerken, Burak kariyerinin en rahat pozisyonlarından birinde topu boş kaleye yuvarlayamıyordu... Soyunma odasına beraberlikle gidilmesi "işten bile değildi"...


İçerde ne konuşuldu bilinmez de ikinci devreye bambaşka bir Galatasaray sahaya çıktı. Dalmış oldukları derin uykudan uyanmışlar, şampiyonluğun ellerinden kaçmakta olduğunu kavramış futbolcular önce beraberlik, sonra da galibiyet için Hakan kalesine geliyordu da, bu anlarda ya file bekçisi başarılı oluyor, ya da topun canı filelerle kucaklaşmak istemiyordu. Şampiyonlar Liginde Beşiktaş formasıyla Liverpool'dan 8 gol yedikten sonra kariyer grafiği dibe doğru hareketlenen Hakan Arıkan, hangi takımda oynadıysa oynasın Galatasaray'a karşı başarılı maçlar çıkartmıştı, pazar gecesi olduğu gibi. Galatasaray'a karşı ayrı bir motivasyonu var demek...  Galatasaray yine de bu olumsuz faktörlere rağmen beraberliği Emre Çolak'ın "şık" vuruşuyla bulurken, galibiyeti de arzuladı ama son dakikalarda "Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan da oldu" ve bu sezon Galatasaray maçlarını boş geçmeyen Medjani ile ev sahibi 2-1lik bir galibiyetin sahibi oldu.



Hakan Balta:
Beğeneni vardır, hayran olanı vardır, hatta koskocaman Türkiye'deki stoperler arasından en iyisi diye görülerek Fatih Terim tarafından milli takımda da stoper pozisyonunda oynatılıyor Hakan Balta ama ben onu stoperde hiç yeterli bulmuyorum. Takımın her maç kalesinde gol görmesini durdurmak için Hamza Hamzaoğlu defansta arayışlarda ve Trabzon'da Chedjou'nun partneri olarak Hakan görevlendirilmiş ama pek çok maçta olduğu gibi Balta yine hatalarla dolu bir maç çıkardı. İlk golde ağır kaldı, ofsaytı bozdu, ikinci golde Yatabare'ye eskortluk yaptı, iki gol iki hata, daha ne olsun... İyi niyetli, etliye sütlüye bulaşmayan, topunu oynamaya çalışan bir topçu Hakan ama bunlar bu seviyede Galatasaray'da oynamak için yeterli olmuyor...


Telles:
Hakan'ın stoperliği neyse Telles'in de sol bekliği o. Brezilya'dan "milli takıma seçilecek genç yetenek" diye allandırılıp pullandırılarak geldi Telles ama o günden bugüne kadar mevkisinde bir gelişme gösteremedi. En büyük eksiği de fiziksel olarak rakip hücum adamları karşısında "çelimsiz" kalması. Bazen bir omuz darbesiyle, bazen ufak bir dokunuşla yerde kalabiliyor Brezilyalı da yediği "fake"ler, belinin kırıldığı çalımları hiç yazmayalım daha iyi. Hamza Hamzaoğlu'nun beğendiğim yanlarından biri olan oyunculardan değişik mevkilerde yararlanma işi Telles'i sol açığa kaydırıp, daha verimli olmasını sağlamışken, sol beke de Olcan başarıyla monte edilmişti. Keşke Trabzon'da Olcan sol bek başlayıp, Telles kulübede kalsaydı...


Emre Çolak:
Maçı çevirmeyi en fazla isteyen oyunculardan biriydi Emre, hatta Trabzon'da değil de Ali Sami Yen'de oynarmış gibi cesurca oynayan yegane oyuncuydu Galatasaray'da lakin bu çabası ve arzusunun neticesini alamadı. Hep büyükler örnek olmayacak ya ufaklara, Emre Çolak da abilerine örnekti Trabzon'da... Böyle cesurca dikine oynamaya devam et Emre...

Trabzonspor taraftarı:
Futbolcu profesyoneldir ama taraftar amatördür. Futbolcu sahadaki her maçı kazanmak ister,maç sonu prim vardır, transfer vardır, bu sezon A takımında oynarken, ertesi sezon B takımına transfer olur.Oysa taraftar için durum hiç öyle değildir, onun yeri hep aynı tribündür, sevdası hep aynı renkleredir. Bu sevgisini yaşarken de "kardeş" takımları ve "hasımları" vardır... Galatasaray taraftarı olarak Fenerbahçe'nin Bursaspor ile şampiyonluk mücadelesi yaşadığı sezonda Galatasaray-Bursaspor maçında sahadaki ev sahibi topçular her ne kadar mücadele ettiyse galibiyet için Sami Yen'deki taraftar tam tersi kendi takımlarının mağlup olmasını istedi. 2010-2011 sezonunda yine İstanbul'daki Galatasaray-Trabzonspor maçında tribünlerin gönlü Trabzonlularla birlikteydi, onların Fenerbahçe ile girdikleri yarışta yara almasını istememişti sarı-kırmızılı taraftarlar. Şike sürecinde Trabzonspor'un şampiyonluk kupasını alması için en fazla kamuoyu yaratan yine Galatasaray taraftarıydı. O sezondan bu sezona kadar İstanbul'daki her Galatasaray-Trabzonspor maçında iki takım futbolcuları el ele tribüne çağrılır, "2010-2011 sezonu şampiyonu Trabzonspor" pankartları açılır...
Peki, Trabzonlular ne diye Galatasaray'a küfretti maç boyu... Empati yapıyorum, takımlarından ayrılmış ve "satışa geldiklerini" düşündüklerinden olsa gerek Burak ve Selçuk'a küfrediyorlar da Galatasaray'a bu öfke ve kin neden? Takımlarının kazanmasına sevinilir de bu sevinci sabaha kadar uyumayıp, şehirde tur atmaya kadar götüren neden nedir? Galatasaray puan kaybedip, Fener sene sonu 1 puan farkla şampiyon olursa, Trabzonspor taraftarı da sarı lacivert kafilenin sevincine ortak olacak mı? Olacak herhalde... Olsun da, onların bileceği işler bunlar ama pazar gecesinden bugüne bakıyorum, etrafımdaki Galatasaraylılardan hep aynı cümle: "Bundan sonra Trabzonspor benim için bitti."
Tekrar edelim, sahadaki mücadeleye hiçbir lafımız olmaz, futbolcu çıkacak kazanacak, "maç verelim" demeyecek, herkes hakkıyla kazanacak ya da kaybedecek ama taraftarın maç seçme lüksü vardır. "Ben olamıyorsam, düşmanım da olmasın" deme özgürlüğü vardır... Galatasaray bu sezon yarıştan kopar ve son 1 hafta kala matematiksel şampiyonluk ümidi kalmaz ise, Galatasaray-Beşiktaş maçında "Varsın Beşiktaş kazansın" derim...


Stat: Hüseyin Avni Aker
Hakemler: Ali Palabıyık, Mehmet Cem Satman, Kemal Yılmaz
Trabzonspor: Hakan Arıkan, Salih Dursun (Dk. 75 Aykut Demir), Bosingwa, Uğur Demirok, Mustafa Akbaş, Medjani, Özer Hurmacı (Dk. 70 Yusuf Erdoğan), Mehmet Ekici, Erkan Zengin, Deniz Yılmaz, Cardozo (Dk. 84 Yatabare)
Galatasaray: Muslera, Sabri Sarıoğlu, Chedjou, Hakan Balta, Telles, Hamit Altıntop (Dk. 33 Emre Çolak),  Selçuk İnan, Sneijder, Yasin Öztekin (Dk. 46 Olcan Adın), Umut Bulut, Burak Yılmaz (Dk. 66 Pandev)
Goller: Dk. 20 Özer Hurmacı, Dk. 85 Medjani (Trabzonspor), Dk. 67 Emre Çolak (Galatasaray)
Kırmızı kart: Dk. 90+5 Özer Hurmacı (yedek kulübesinde) (Trabzonspor)
Sarı kartlar: Dk. 21 Uğur Demirok,  Dk. 42 Mustafa Akbaş, Dk. 72 Salih Dursun, Dk. 78 Erkan Zengin, Dk. 90+5 Hakan Arıkan ve Mehmet Ekici (Trabzonspor), Dk. 39 Umut Bulut, Dk. 68 Burak Yılmaz (yedek kulübesinde), Dk. 90+1 Sneijder, Dk. 90+2 Chedjou, Dk. 90+5 Muslera, Hakan Balta ve Sabri Sarıoğlu (Galatasaray)

Hıncal Uluç'tan Bombalar


Pazartesi gecesi oynanan Fenerbahçe-Bursaspor maçında yaşanılan tartışmalı pozisyonların, ki Bursaspor'un Belluschi ile attığı golün tartışılacak yanı yok, Lig TV'nin Maraton programı yorumcuları tarafından "es" geçilmesine Sabah gazetesi yazarı Hıncal Uluç, açmış ağzını yummuş gözünü, bombalamış ta bombalamış...
Son zamanlarda böyle "soba odunuyla adam döven" bir yazı okumadım...
Buyurun:

 Utanmanın Bittiği Nokta
Tümer Metin'i bir kenara bırakıyorum. Helva dövücünün hık deyicisi olmaya soyunmuş. Parasını alıyor, keyfine bakıyor. Sorun onda değil.. "Sorun bir penaltı kuralını dahi bilmekten aciz birini oraya koyup, pozisyon analizi yaptıranda" diyeceğim ama, onu oraya koyanın amacı o zaten.. Maçı beraber izliyorlar. Patron izlerken fikrini söyleyip, Tümer'e işareti veriyor. Yahu Tümer kardeşim penaltı kuralı 18 içindeki on kusurlu hareketi sıralar. Sadece o kadar. Topun, ya da futbolcuların pozisyonları asla önemli değildir. "Şu pozisyona bakın.. Belluschi'nin topa dokunmasına imkan var mı" sorusu ne cehalettir?. Ama ne Şansal, ne de Mustafa, rezaleti yüzüne vurmuyorlar. Çünkü onların işine gelen de o.. "Hasan Ali'nin topa yönelmek için bir şeye tutunması lazım. Onun için tutuyor, Belluschi'yi" diye saçmayı zıvanadan çıkarıyor, Tümer. "Penaltı"yı itiraf ediyor aslında.. Demek Belluschi'yi, kendisine bir avantaj sağlamak için tutmuş. Yani kasıtlı.. O zaman.. "O zaman 'Devam' diyor" Tümer.. Mustafa da, Şansal da sessizlik içindeler.. Mustafa Denizli, bu ülkenin en yürekli futbol adamı olarak ün yapmış.. Hücum Futbolunu, cesareti, risk almayı, sadece futbol değil, hayat dersi olarak öğretmiş adam, Maraton'da kuklaya dönmüş.. Aziz Yıldırım'ın kuklası.. "Ya Erman gibi onu da kovdurursa.." Bir de.. İhtiyaç olduğu zaman Beşiktaş da, Galatasaray da yüzüne bakmadı. Hocalık yapacaksa, tek umut Fener.. O zaman da Aziz Beyi kızdırmamak lazım. Önder Özen sendromu.. Kafasında hocalık olan biri yorumculuk yaparsa, böyle yapıyor işte.. "Fener kapısı açık kalmalı.. O zaman Aziz Beyi kızdırmak yok.." O "Yürekli" adam Mustafa Denizli'nin düştüğü acıklı hallere baktım ve eski dostuma fena halde üzüldüm. Değer mi Mustafa?. Üç kuruş için değer mi?. O "Denizli" adına bir ömür verdin sen.. Üç kuruş için kirletilir mi?. Volkan ve Belluschi'ye yapılan iki net penaltı var. Volkan üstten itilirken, alttan çelmeleniyor. Belluschi üstten çekilirken alttan çelmeleniyor. Yani 10 kusurlu hareketten biri yukardan, biri aşağıdan ayni anda.. İki penaltı da katmerli.. Mustafa Denizli, zavallı bir halde mırıldanıyor.. "Ben burda kararsızım. Hakem 'Devam' dese itirazım olmaz.. Başka bir karar alsa da.." "Başka bir karar" ne Mustafa?. Başka karar ne?. "Penaltı" lafını telaffuzdan bile korkuyorsun. Hakem hatası Galatasaray lehine olunca, 40 yıl önceki maçtan görüntü hazırlatıp "Ekranda yan yana oynatın" komutu veren sen değil misin?. İstesene maçan sıkıyorsa, Emre'ye "Elim sende" yaptığı için verilen ve Fener'e 3 puan getiren penaltı kararını.. Oynattırsana bunlarla yan yana.. Sıkmaz değil mi?. Muslera ve Hakan'a olay yerine koştukları için sarı kart çıkardı hakem.. "Peki Fener Kalecisi Volkan, Emre olayında, hem de kışkırtıcı olarak koşup geldiği halde kart çıkmadı. Gösterin o pozisyonu" demeye de yüreğin yetmedi. Lafı geveledin, korkundan. "Fener maçı" bile diyemedin. Ya Aziz Bey "Atın bu adamı" derse LigTV'ye?. Hele "Kahraman" Şansal.. "Kaleci kalesini terketti ise sarı karttır. Lamı cimi yok. Başka hakemlerin kararı bizi ilgilendirmez" derken, "Başka Hakem"in, Volkan'ı, Fener'i koruyan hakem olduğunu cin gibi biliyordu. Ayni Şansal, Volkan pozisyonunu yorumlarken, o rezil maçın ardından bu kuralı niye unuttu, yuttu acaba?. Çünkü, Maraton'un asli görevi, misyonu, hakemlere "Fener lehine hata yapmakta özgürsünüz. Sizi koruruz. Ama ister Fener, ister başka maçta Fener'in aleyhine olacak, dördüncü yıldızı engelleyecek hata yaparsanız sizi bitiririz" mesajını vermek. Beyinlerine yerleştirmek. Mustafa, hiç yüzü kızarmadan "Maçı Bursa Fener'e ikram etti" dedi. "Hakem Göçek hediye etti" diyemedi. Maraton'un piyerosuna inanmayın. O 11 santim ofsaytı istediğin gibi çıkarabilirsin. Niye, piyeronun hazırlanması on saat sürdü.. 11 santim farkı bulana dek denendi de ondan. İki net penaltı verilmedi, Caner'e, Bruno Alves'e ve Bekir'e çıkması gereken kırmızı kartlar çıkarılmadı. Bunlar, "Utanmanın Bittiği Nokta" dediğim Maraton'da tartışılmadı bile. "Hakem, hakem olsa, Fener maçı 8 kişi bitirirdi" denmedi. Ey Şansal kardeşim.. Sana soruyorum.. Maçan sıkıyor mu?. Gelecek Maraton'da "Hıncal Uluç sormuş, işte cevaplıyorum" diyebilir misin, görüntüleri de kullanıp.. "Galatasaraylı bazı yazarlar" deme.. "Hıncal Uluç" de, çekinmeden de, göreyim yüreğini.. İlk yarının bitmesine saniyeler var. Bir duran top atışı için Fener stoperleri Bursa alanına doluşmuş. Bursa kalecisi topu kapıyor. Fener savunması yerini almadan ve devre bitmeden topu hızla oyuna sokmak istiyor eliyle.. Bekir, Bursa 18'i içindeki Bekir felaketi seziyor ve Bursa kalecisinin topu çıkarmasına engel olmak için kasti faul yapıyor, onu tutuyor.. Tüm görüntüler elinde Şansal?. Sıkıysa yayınla ve cevap ver?. "Bir kalecinin topu hızlı oyuna sokmasını önlemek için, ona kasıtlı faul yapmak, sarı kart değilse nedir" söyle Şansal.. Söyle.. Yüreğin yetiyorsa söyle.. Galatasaray'ın kazandığı bir maçta taş atışı kadar önemsiz bir pozisyonu kırk kez gösterip "İşte maçın kırılma anı" diyen sen değil misin?. Bekir"in atılması anı, maçın değil, Maraton'un kırılma anı Şansal.. Sayende.. Yayında adı bile anılmadı bu pozisyonun.. Çünkü birlikte maç izlediğin emir kulları tembihlendiler, konuyu açmamaya.. Maraton'un planını, üçünüz beraber maç izlerken çiziyorsun çünkü, işine geldiği gibi.. Sarı kart "İkinci Sarı" olacaktı Şansal.. Fener ikinci yarıya 10 kişi çıkacaktı. Biliyorsun değil mi?. Onun için sakladın pozisyonu, onun için konuşturmadın değil mi?. İki penaltı verilmiyor. Üç Fenerli atılmıyor. Bal gibi gol, ofsayt diye toz ediliyor.. Ayni durumda maçı Fener 1-0 kaybetseydi, Hüseyin Göçek şimdi nerdeydi Şansal?. Kırk katıra mı bağlamıştınız onu, kırk satırla mı doğramıştınız?. Fener şampiyon olacak Şansal.. Hamza ve Biliç'in hataları yetmiyor, şampiyonluğa.. Garantiye almak, hakemleri bağlamak gerek. Onu da Şansal, Mustafa, Tümer üçlüsü, sezon başından beri hem de nasıl bilinçli yapıyorsunuz. Helal olsun!.. Dördüncü yıldızı size vermeleri gerek. Hedefi Fener'i şampiyon yapmak olan Maratoncuların, hakemleri nasıl terbiye ettikleri unutulursa, vefasızlık olur. Aziz Yıldırım en büyük şampiyonluk primini bu üçlüye vermeli. Yetmez. Mustafa Denizli'yi seneye Fener'e Futbol Direktörü yapmalı.. Hak etti çünkü..

20 Nisan 2015 Pazartesi

Çatalcaspor:0-1:Zonguldak Kömürspor

Çatalcaspor üçüncü lige çıkınca, deplasman hariç iç saha maçlarını blog sayfalarında yazma kararı almıştım, daha kolay olacaktı yazmak, takımlar ve oyuncular hakkında bilgi kaynakları daha "bolca"ydı ve Süper Lig tadında yazılar yazmayı umuyordum, ama  takımın sahası onarıma girip, Çatalcaspor ilçede maça çıkmayınca bizim planlar da suya düştü. 3. Ligin ilk devresi boyunca onarıma giren Çatalca Ziya Altınoğlu Stadı ligin ikinci yarısına yetişti ve sarı-kırmızılılar iç sahada oynamaya başladılar maçları, bizler de Çatalca'da ilk defa bilete para ödeyerek maç izlemeye başladık. İstanbulspor, Niğde Belediyespor, Şekerspor, Çorum Belediyespor derken Zonguldakspor maçını yazmak nasip oldu. Zonguldak'la başladık ve bu sezon yazma işini iki hafta sonra Kırıkhanspor maçıyla noktalayacağız. Bizim çocuklar da acemisi oldukları ligde "zayıf bir karne" aldılar sezonun sonu yaklaşırken, ben de izlediğim maçları blog satırlarına aktarmak konusunda sınıfta kaldım. Kusura bakmayın...
Gelelim maça... BAL liginde aynı grupta yer almak dışında daha önce tarihlerinde yan yana gelmemiş Çatalcaspor ile Zonguldakspor arasında nasıl bir husumet yaşanmış olmalı ki, bir hafta boyunca Çatalca sokakları maça davet posterleriyle doluydu. Hatta maça gelenlere bayrak dağıtılacağı müjdeleniyordu ki, maksat stadı doldurmaktı. Oysa Çatalcaspor, puan durumuna bakıldığında "ununu elemiş, eleğini duvara asmıştı",  Ne düşme, ne de çıkma derdi vardı. Bizim takımın tersine Zonguldak bir üst lige çıkmak için ölüm kalım maçlarına çıkıyor, Tuzla ve Darıca Gençlerbirliği puan kaybetsin diye bekliyordu. Taraftarı da deplasman tribününü tıka basa doldurmuş, pankartlar telleri kaplamıştı. Geçen sene Çatalca'daki maça gidemediğim için ne olup bittiğini bilemiyorum da, maç öncesi Çatalcalı yöneticiler ve bir taraftarın Zonguldak Kömürspor yöneticisinin önderliğinde Zonguldaklılarla atkı değişimine gitmesi, sert bir şekilde reddediliyordu deplasmancılar tarafından... Ayağına kadar gidip, reddedilmek tribün jargonunda "fena aşağılama" da, dedik ya yöneticisi de topçusu da "acemi" bu ligde, çok üstünde durulmadı bu "aşağılama" hareketinin.


Bu görüntülere bakar, Zonguldak taraftarının atkı gösterisini seyrederken, takımlar sahaya çıkıyor ve başlarındaki sarışın hakemi görünce, derin bir "Eyvah" çekiyorduk. Ümit Özat değilim, "Kadınlar futboldan ne anlar" demem, tersine erkeklere tur bindirecek seviyede futbol bilen bir sürü kız tanırım ama maçın altında ezilmeyen bir kadın orta hakem görmedim. Haklı da çıktık endişelerimizde, ilk on dakikada idare etti maçı da dakikalar ilerleyip, sertlikler kızışınca, kakarlar da sapmaya başladı. Hele ki, Zonguldakspor'un attığı golde serbest vuruşu tekrarlatması tepkileri üzerine çekerken, Çatalcalı Erhan'ı doğrudan kırmızıyla oyundan ihraç etmesine tribünde anlam veren olmadı. O andan sonra maç daha da kızıştı, üzerine oynamaya başladı Çatalcalı topçular da, kadın hakem tesir altında kalım "eyyam" yapmamak adına, ipleri iyice kaçırdı elinden, faulleri çalmadı, çaldıkları faul değildi, tereddüt etti, geç kaldı, kısaca olmadı, yakışmadı maça... Kulübeden pek çıkmayan, hakeme itiraz nedir bilmeyen Kadir Akbulut bile bir pozisyonda sahaya girecek hale geldiyse, varın durumun vahimiyetini düşünün...


Puan durumundaki sıralarından farklı başladı takımlar maça, Galibiyeti isteyen, daha arzulu gözüken Çatalca, belki de koca sezon boyunca bulamadığı kadar rahat iki net pozisyonu değerlendiremedi Muhammet Yılmaz'la. "Atamayan atarlar" diye futbolun yazılı olmayan kuralı yine baş gösteriyor ve "madenciler" Hüseyin Yılmaz'ın barajı delip geçen serbest vuruş gölüyle öne geçiyordu. İkinci devre artık alıştığımız tipik Çatalca "baskını" ile başlıyor, 10 kişi olmasına aldırmadan beraberlik için saldırırken "Çatalcalı Aslanlar", Zonguldaklılar kontralarla Sercan'ın kalesine geliyor, rahatça farkı açacak pozisyonları çömertçe harcarken, son dakikalarda ıkına sıkına maçı 3 puanla bitiriyorlardı.
Artık ligin son haftaları oynanırken, gelecek senenin takımını yapmaya odaklanmalı Kadir hoca ve devre arasında transfer ettiği 1.Amatör Ligin 40 küsür golle gol kralı olan Burhan Türk'e daha fazla şans vermeli, hatta Erhan'ın yokluğunda ilk onbir başlatmalı. Zira, 10 dakika kala oyuna giren Burhan, kısıtlı zamanda yaptıklarıyla, az kalsın beraberliği getirecek o kafa vuruşuyla formayı çoktan hak etmiştir.


19 Nisan 2015 Pazar

Biraz Samimiyet Lütfen


Galatasaray, Kasımpaşa'yı berbat oynadığı ve 2-0 yenik kapadığı ilk devrenin ardından kendini biraz sıkıp maçı ciddiye alarak 3-2 yenmesinin ardından, NTVSpor'un Fenerbahçeli yorumcusu Rıdvan Dilmen'in Galatasaray'ın puan kaybetmenin kıyısından dönme hayal kırıklığı ve öfkesiyle "Veysel Sarı, Galatasaray'da oynarken Galatasaray'a bu kadar katkı sağlamamıştı.." cümlesini futbol severler anımsayacaktır. Bu yersiz suçlama, havada kalmamış, sosyal medyada "Veysel Galatasaray'a maç sattı" linçine dönüşmüş, Kasımpaşalı futbolcu twitter hesabından açıklama yapmak durumunda kalmış, Kasımpaşa kulübü resmi bildiri yayınlayarak oyuncusuna sahip çıkmıştı.
Ve gelelim bu geceye...  Trabzonspor, şampiyonluk hedefindeki Galatasaray'ı İstanbul'a puansız yollarken, maç sonu bonservisi Galatasaray'da olan Salih Dursun, üzerindeki stresi dışa vuran şu açıklamayı yapıyordu: "Maça çıkmadan önce en çok korktuğum şey, bu maçta hata yapmaktı. Çok korktum hata yapmaktan. Ekmeğimi buradan kazanıyorum."
Bize bu yazıyı yazdıran ise, NTVSpor'un Fenerbahçeli yorumcusu Rıdvan Dilmen'in ironik açıklaması: "Salih Dursun hata yapmayı şaibeye yol açabilecek diye düşünüyor. Bu nasıl bir şey ya. Bu çocuklar ekmek yiyor"...
Galatasaray puan kaybettiğinde "hoşgörü" timsali kesilenler, nedense Galatasaray kazandığında yüzleri sinirden kızarmış bir halde "saldıracak" ve "suçlayacak" birilerini arıyorlar... Veysel'in linç kampanyasının startını verenlerin, Salih Dursun'a "acımaları" hiç de samimi değil...


Manisaspor:1-1:Galatasaray


"Sezonu kapatmak neymiş... İki-üç ay sahalardan uzak kalmak neymiş... Bizim bildiğimiz Melo, bir ay sonra Nisan başındaki Kasımpaşa maçında formasını giyer... Hadi Pitbull, yanıltma bizi..." demiştik Melo'nun ameliyat haberini yazarken bloga. Nisan başını kaçırdı da ay ortasındaki Manisaspor kupa rövanşında sahada tekrar formasını terletti Melo, yanıltmadı da bizi... Brezilyalı topçu hakkında bilen de bilmeyen de, özellikle saha içindeki "kazanma" hırsından dolayı "kara çalan" haberler yapıyor da, Melo'nun profesyonelliği, işine karşı saygısı tüm genç futbolcu adaylarına örnek gösterilebilecek seviyede. O kadar topçu gördük ki, ufacık sakatlıktan sezon ve sezonları kapatan, belinden ameliyat olup doktorların 5-6 ay tedavi süreci biçtiği Melo, iki ay sonra sahalarda... Mucize mi? Hayır! Kendine bakmak ve sahada olmayı çok istemek...

İlk maçın 4-0 Galatasaray galibiyetiyle bitmesinin ardından formaliteden öteye geçmeyen rövanşta Melo'yu tekrar aramızda görmek güzeldi de, kupa maçlarında şans bulup, "Bu nasıl kaleci" dedirtip hayal kırıklığı yaratan Sinan'ı kurtarışları da gözümüzün pasını silmişken, Hakan'dan yediği komik golle yine "görevini" yapmış oldu Sinan Bolat. Peki Yekta? Attığı golden daha kolayını bir defans oyuncusu gibi nasıl dışarı attı. Dedik ya "formalite" maçıydı, konsantrasyon yoktu, kafalar Manisa'da değildi, umarız o kafalar Trabzon'dadır, onu da yarın gece göreceğiz...



Stat: Manisa 19 Mayıs
Hakemler: Alper Ulusoy, İsmail Şencan, İbrahim Bozbey
Manisaspor: Umut Kaya, Gafurov, Erdi Öner, Ümit Yasin Arslan (Dk. 58 Ali Fırat Okur), Mikic, Gökhan Sazdağı (Dk. 67 Dimitrov), Hakan Turan, Hakan Barış, İsmail Köse, Oğuzhan Kayar, Şaban Genişyürek (Dk. 83 Yusuf Akyel)
Galatasaray: Sinan Bolat, Tarık Çamdal (Dk. 82 Kaan Baysal), Koray Günter, Semih Kaya, Olcan Adın, Dzemaili, Melo (Dk. 62 Sabri Sarıoğlu), Yekta Kurtuluş, Aydın Yılmaz (Dk. 46 Sinan Gümüş), Emre Çolak, Pandev
Goller: Dk. 76 Hakan Turan (Manisaspor), Dk. 1 Yekta Kurtuluş (Galatasaray)
Sarı kartlar: Dk. 34 Hakan Barış, Dk. 77 Ali Fırat Okur (Manisaspor), Dk. 51 Sinan Gümüş (Galatasaray)

17 Nisan 2015 Cuma

Çarşaf Mı Battaniye Mi?

Olacak O Kadar'ın o meşhur sözü aklıma aklıma geldi yukardaki fotoyu görünce, hani Oya Başar, Levent Kırca'ya "Ne Godun La Gafana?" diye soruyordu ya, ben de Pep'e soruyorum "Ne Sardın La Boynuna Öyle?"

14 Nisan 2015 Salı

Eduardo Galeano da Cennete Gitti


Caner Eler ve arkadaşlarının Can Yayınlarının desteğini alarak çıkardığı Socrates dergiyi fellik fellik arar, spor edebiyatına getirdiği taze soluktan mutluluk duyarken, yine Can Yayınlarından çıkan Gölgede ve Güneşte Futbol adlı kitabıyla futbol edebiyatı adına şaheserlerden birini yazan Uruguaylı Eduardo Galeano'nun bugün hayatını kaybettiğini büyük üzüntüyle öğrenmiş olduk. "Elimde şapkam, dünyanın dört bir yanını geziyor ve stadyumlarda yalvarıyorum: 'Tanrı rızası için, güzel bir maç lütfen' "... diyerek izlenimlerini kitaplaştıran ve bu eserle tanıştıktan sonra "deli" gibi futbol edebiyatına merak saldıysak, kütüphanemizde yüzden fazla futbol kitabı misafir ediyorsak ve 2007den beri bu blogu yazıyorsak en büyük ilham kaynağımız olan Eduardo üstada bir selam daha çakalım ve gittiği cennette Garrincha'ya, Eusebio'ya, Barbosa'ya ve nice futbol efsanelerine selamlar yollayalım... Ne diyordu Galeano, kitabının son sayfasında :"Bundan sonra bana düşen tek şey, yitirilen bir aşktan sonra ya da bir maç sonunda hissedilen o kahredici yalnızlık ve hüzünle başbaşa kalmak olacaktır."  Bu geceki ruh halimizi ne de güzel yazmış üstat...





Galatasaray 2015-2016 Formaları Sızdı


Bir kaç gündür foothyheadlines.com sitesinin haberi kaynak gösterilerek Galatasaray'ın gelecek sene giymesi muhtemel formalar internet ortamında dolaşıyor. Şimdilik iki tane forma örneği sızmış ve birinci forma hala gizliliğini korumakta. Bu iki vasat formayı gördükten sonra iç sahada giyilecek birinci formanın kesinlikle özlediğimiz parçalı olması gerektiğini düşünüyorum. Siyah üzerine ince turuncu çizgili deplasman forması "eh işte, idare eder" dedirtse de, kolları siyah kırmızı olan forma tam bir "işporta malı"...  Her ne kadar bizim göz zevkimize hitap etmese de göğsündeki armadan ve muhtemel dördüncü yıldızdan dolayı yine de storelarda bol miktarlarda satılacaktır ama keşke dördüncü yıldızın şanına uygun "şahane" formalar tasarlasaydılar...

Hayatta Futboldan Başka Şeylerin Olduğunu Öğrendim


"Önceleri maç kaybettiğimizde ya da sahada yanlış bir şey yaptığımda çılgına döner, üç dört gün boyunca kimseyle konuşmazdım. Fakat şimdi maçtan sonra eve gidiyorum, oğlumu görür görmez her şeyi geride bırakıyorum. Baba olmak beni mental yönden çok geliştirdi ve hayatta futboldan başka şeylerin olduğunu da bana öğretti."

Lionel Messi
Barcelonalı Futbolcu

Oğlu Thaigo Messi'nin hayatını nasıl değiştirdiğini anlatırken

Deplasman


Rapid Bükreş taraftarı deplasman yolunda...
Yıl 80'ler...
O güzel günleri yaşayan o güzel abilere özlemle...

8 Nisan 2015 Çarşamba

Geçmiş Olsun Fenerbahçe



Futbol güzel oyundur... 
Futbol tutkudur...
Futbol rekabettir...
Ama...
Futbol, insan yaşamına kast etmek değildir...
Rekabet yeşil sahada kalsın...
Rekabet tribünde olsun....
Ama...
Rekabet sokağa taşmasın...

Geçmiş olsun Ufuk Kıran...
Geçmiş olsun Fenerbahçe...

Galatasaray:4-2:Kardemir Karabükspor


Ligin bitimine doğru geri sayım başladı... 10 Hagi haftasında Kasımpaşa "enteresan" bir şekilde geçilip,milli maç arasından sonra 9 Hakan Şükür haftasında rakip Süper Lige tutunmaya çalışan Kardemir Karabük'tü. Hedefe doğru geri sayımın başladığı bu haftalarda artık güzel oyundan bahsetmek olmaz, tek hedef vardır: Kazanmak... Şampiyon olmak istiyorsan "k-a-z-a-n-a-c-a-k-s-ı-n"... O oynamış, bu oynamış, şu diziliş, bu diziliş fark etmeyecek... Sahaya çıkacaksın ve "k-a-z-a-n-a-c-a-k-s-ı-n"... Taraftarınla da kenetlenip, hedefe doğru kayıpsız yürüyeceksin....


Pazar günü, alışık olmadığımız bir gündüz maçında Galatasaray da bu hislerle çıktı Ali Sami Yen'e... Diğer maçlara nazaran taraftarı da yanındaydı, bundan sonra artarak olacağı gibi. ultrAslan'ın başlattığı kampanya da müthiş: Maça gelemiyorsan, koltuğun boş kalmasın, kombineni ücretsiz devret... (Twitter üzerinden @kombinenidevret hesabı)
Hamza hocanın milli maça sakladığı ve orada sakatlanan Burak'tan yoksun Umut'u gol silahı olarak başlattığı maçta daha ilk saniyelerde öne de geçecekti Galatasaray ama Umut beceriksizdi. Yine de işi ilk dakikalarda bitirmek için var gücüyle saldırdı Galatasaray da, gol ayakları kabiliyetsiz olunca, taraftarı ayağı kaldıran golün gelmesi acemi kaleci Aziz'in "asisti" ile oldu Yasin'e... Karabük kalecisi golde ne kadar hatalıysa, peşi sıra Sneijder'in gollük vuruşunu o kadar beceriyle çıkardı, farkın iyice açılmasını önledi. İlginçtir topu ayağında tutan deplasman takımıydı ama pozisyonlar Galatasaray'dan gelmişti ilk devrede. Haklarını yemeyelim, soyunma odasına beraberlikle gidecekti Yılmaz Vural'ın topçuları da Muslera kanat takmışçasına bir uçtu, pir uçtu...


İçerde çok farklı şeyler konuşmuştur Karabük hocası da 48de Sneijder, Metin Türel'in o meşhur  "Hagi sana 40 metreden bir çakar nereye koyacağını bilemezsin o istatistikleri" sözünü hatırlatırcasına attığı serbest vuruş golüyle maçın iplerini Galatasaray'ın eline alıyordu. O da yetmezmiş gibi Umut da kaçırdıklarının yanında bir de sağlam vurunca farkı 3 yapınca, herkes rahatladı. Taraftar rahatlasın da, futbolcuya ne oluyordu ki? Bitime yarım saat vardı ve yarışın nefes nefese gittiği bir ortamda, averaj hesaplarının telafuz edildiği zamanlarda üç yetmezdi, beş lazımdı, 6 lazımdı, yedi lazımdı... Böyle düşünmediler topçular, ders de almadılar Başakşehir maçından ve gol kaçırma "komedileri" arasında sessiz sedasız Karabük skoru 3-2'ye getiriverdi. Tribünde de homurtular başlıyordu ki Sneijder devreye girdi ve dördüncü golü atıp, liderliği tekrar Galatasaray'a getirdi...



Stat: Türk Telekom Arena
Hakemler: Tolga Özkalfa, Serkan Ok, Volkan Narinç
Galatasaray: Muslera, Sabri Sarıoğlu, Chedjou, Hakan Balta, Telles, Bruma (Dk. 78 Emre Çolak), Hamit Altıntop, Selçuk İnan, Yasin Öztekin (Dk. 88 Olcan Adın), Sneijder, Umut Bulut
Kardemir Karabükspor: Abdulaziz Demircan, Erdem Özgenç, Yiğit İncedemir, Mabiala, Tanju Kayhan, Traore (Dk. 67 Onur Ayık), Musa Çağıran, Furkan Özçal, Ahmet İlhan Özek (Dk. 61 Erkan Kaş), Hakan Özmert, Fatin Candan
Goller: Dk. 26 Yasin Öztekin, Dk. 48 ve Dk.90 Sneijder, Dk. 59 Umut Bulut (Galatasaray), Dk. 71 Hakan Balta (Kendi kalesine), Dk. 86 Furkan Özçal (Kardemir Karabükspor)
Sarı kartlar: Dk. 40 Erdem Özgenç, Dk. 50 Ahmet İlhan Özek, Dk. 79 Yiğit İncedemir, Dk. 86 Fatih Candan, Dk. 90+3 Tanju Kayhan (Kardemir Karabükspor), Dk. 52 Telles (Galatasaray)

Teoman- "Kadının Gidişi"



bir sabah uyanınca
derdin, yoksam yanında
kalk sor kendine
bu kadın nerede diye

bir sabah uyanınca
o yalnız yatağında
bak gör aynaya
eserinle gurur duy bir daha

benle gülen, ağlayan
o kadın nerde şimdi diye
haykır tüm sesinle
yastıklara sarılırken

ismimi fısıldayan
bazen şarkı mırıldanan
o ses yok, gülüş yok
danset sessizlikle

ses duyamazsın
iz bulamazsın
kadının gidişi sessiz olur
derdin inanmazdım

uyanamazsın
başka kollarda
kadının gidişi sessiz olur
derdin inanmazdım

24 Mart 2015 Salı

Katalan Tayfa


Nereye böyle beyler... Hayırdır?

Kasımpaşa:2-3:Galatasaray


Kötü haberi başta verelim: Seneye Galatasaray'ın başında Hamza Hamzaoğlu olmayacak... Lakin bu Hamza hocanın Galatasaray'dan ayrılacağı anlamına da gelmiyor, Prandelli sonrası yaptıklarıyla ve takımı tanıması dolayısıyla yeni yönetimin getireceği muhtemelen yabancı bir hocanın, Klinsmann olur, Heynckes olur, Lucescu olur veya başka birinin yardımcısı olarak Florya'da görev yapmaya devam edebilir. Hatta ve hatta Milli Takımdan kovulacağını düşündüğüm ve gelecek yeni yönetimin yabancı bir teknik adam bulamadıkları takdirde kapısını çalacakları Fatih Terim'in yardımcısı olarak da Galatasaray görevine devam edebilir. İlk defa bir Avrupa Şampiyonasına grup üçüncülerinin dahi gitmesi söz konusuyken, Türkiye Milli Takımı üçüncü bile olamazsa, Yıldırım Demirören, Fatih Terim'e "yeter" diyebilir, zira bu elemelerde Fatih hoca "karizmayı fena çizdirdi".  Öyle ya da böyle kesin bir şey var ki, Fenerbahçe maçı sonrası oynanan Başakşehir ve Kasımpaşa maçlarında çıkardığı kadrolar ve oyuncu değişiklikleriyle Galatasaray gibi bir kulübe "hafif" geldi Hamza Hamzaoğlu. Bir hafta evvel Başakşehir karşısında takım 2-0 önde giderken, fark belki daha da açılacakken, sahanın iyilerinden Yasin'i çıkarıp, oyunu rolantiye alma düşüncesi çok değerli 2 puana mal olurken, bu cumartesi gecesi de az kalsın şampiyonluk yarışına veda ediyordu Galatasaray, hem de "ahı gitmiş vahı kalmış" Kasımpaşa karşısında.


Geçenlerde Louis van Gaal'in Manchester United'da takımı maça nasıl hazırladığına dair bir yazı okudum bir yerlerde. Kendileriyle oynayacağı rakibinin 2 hafta evvelden iki maçını izlettiriyor bir hocasına ve onun raporları doğrultusunda Ryan Giggs bir analiz hazırlıyor. United kurmayları bir araya gelip, bu analiz doğrultusunda Manchester'in oyun planını oluşturuyorlar ve oyunculara bunu sunuyorlar. Ertesi gün idman sahasına geçip, 11'e 11 çift kale yaparken, Ryan Giggs rakip takım hocası oluyor, asıl takımı da diğer yardımcısı Albert Stuivenberg çalıştırıyor ve rakip üzerinde değişik oyun varyasyonları deniyorlar. Ertesi gün, idman görüntülerini oyunculara- savunmacılar, orta sahalar ve forvetlere- ayrı ayrı izlettirip, hatalarını ve eksikliklerini gösteriyorlar... Adam markajı yapacak oyuncularla da tek tek görüşen United teknik ekibi, en son her oyuncuyla bireysel görüşmeler yapıp, maça hazırlıyor. Sonra da maç öncesi ve devre arasında pek söyleyecek sözüm kalmıyor diyor Hollandalı hoca... Elin yabancısı bu kadar detaylı çalışırken, Hamza hocanın Kasımpaşa'yı seyretmediğini söylemeyeceğim ama nasıl analiz edemediğine şaştım kaldım maçı seyrederken. Zaten Galatasaray'da maç analistleri, yardımcı hocalar, oyuncu scotları hangi kritere göre seçiliyor, ahbap çavuş ilişkileri mi yeterlilik düzeyleri mi derseniz, "hamili kart yakınımdır" prensibi daha ağırlıkta zannedersem... Orası ayrı bir yazı konusu olsun, biz maça dönersek, hocası gitmiş, bir hafta kiminle çalıştığı belli olmayan ve kontra atak dışında herhangi bir silahı olmayan Kasımpaşa'dan Galatasaray iki tane içler acısı gol yedi... Göz göre göre bile bile... Birinde savunma oyuncumuz "kaval kemiği" ile top uzaklaştırma amatörlüğü gösterdi, birinde de sanki maçın 90+ları oynanırmışçasına tüm takım gol için Kasımpaşa ceza sahasına gitti.


Yeni hoca geldiğinde takımda bir hava değişikliği olur, oyuncular canlanır denir de, bu bizim takımlara Türk hoca geldiğinde gerçekleşir, van Gaal'in tersine bizimkiler maç günü ve maçtan dakikalar öncesi bolca nutukla, "vatan millet Sakarya" edebiyatıyla, "aslanım, koçum" gazlamasıyla sahaya sürerler topçuları, onlar da bu motivasyonla ekstra bir gayret sarfederler. Kasımpaşa'da Jan Wouters bunları yapacak bir kişilik olmadığı için Galatasaray'ı analiz edip, güçleri doğrultusunda bir takım sürmüş sahaya. Gücü diyorum, elde avuçta olan topçulardan hücümcular belli seviyedeyken, savunmacılar Bank Asya ayarında bile değildi. Gencecik ve belli ki maçtan evvelki gece gözüne uyku girmemiş kaleci Ertaç, Galatasaray'dan savunma yapmayı, pozisyon almayı bilmediği için gönderilen Veysel, 19 yaşında çaylak Dvali ve uzun zaman sonra forma giyen İlhan... 15 dakika içinde bu savunmaya Galatasaray'ın üç gol atması şaşılacak ve abartılacak bir sonuç değilken, ilk devre bu golleri atamaması şaşırtıcı ve sinir bozucu bir durum...

Maçtan evvel Pınar Argun'a verdiği demeçte "Sabri de Burak da sakat ama biz Sabri'yi riske girerek oynatacağız ama Burak'ı oynatmayacağız, maçın gidişatına göre oyuna alabiliriz" derken, Fatih hocadan "Burak'ı Hollanda maçına sakla, Hamza" talimatı mı aldı acaba Hamza Hamzoğlu... Zira, Umut'un tek forvet olmayacağını "çoluk çocuk" görmüşken, takımını golcüsüz sahaya sürmenin başka nasıl bir açıklaması olabilir ki? Burak'ın CV'sindeki Gol Kralı apoleti bile tedirgin etmeye yetti oyuna girdikten sonra Kasımpaşa savunmasını ki, goller de o şaşkınlık dakikalarında geliverdi.


Ve Olcan Adın... Sol açık, sağ açık, ileri uçta "yokları oynayıp" kovulmanın eşiğine gelmişken, Hamza Hamzaoğlu'nun takdir edilesi bir kararıyla sol beke monte edilen ve o bölgeye de "aşısı tutan" Olcan'ı tekrar sağ açığa görevlendirmek fikrini kim soktu acaba hocanın aklına. Belki bekleneni veremiyor Bruma ama bu kadar geniş alanların olduğu, orta sahaların kolay geçildiği bir mücadelede çok daha verimli olabilirdi.

Galatasaray ilk defa 2-0dan maç çevirmedi, Sami Yen'de Real Madrid'i de soyunma odasına iki farklı mağlup gittikten sonra üç golle uğurlamıştık İspanya'ya ama bu Kasımpaşa'dan 2 gol yemek şampiyonluk arzuluyorum diyen bir takıma yakışmadı. Kötü oynarken kazanmak iyidir, hoştur ama bu kötü oyunların sayısı artarsa, puan kayıpları gelir ki bu da bitime 9 hafta kala pek de hoş karşılanacak bir durum olmaz.

Karamsar bir yazı oldu da, Yasin'in her maç yükselen formu, Hamit'in Melo'nun boşluğunu aratmaması, Sneijder'in maç sonu taraftara üçlü çektirmesi kara bulutlar arasından yansıyan gün ışığı gibi içimizi ısıttı, onları da belirtmeden koymayalım noktayı bu haftaki yazıya...



Stat: Kasımpaşa Recep Tayyip Erdoğan
Hakemler: Hüseyin Göçek, Mustafa Emre Eyisoy, Erdem Bayık
Kasımpaşa: Ertaç Özbir, Veysel Sarı (Dk. 88 Malki), Donk, Dvali, İlhan Eker, Scarione, Castro, Alpaslan Öztürk (Dk. 78 Barış Başdaş), Tunay Torun (Dk. 61 İbrahim Halil Çolak), Babel, Adem Büyük
Galatasaray: Muslera, Sabri Sarıoğlu (Dk. 85 Emre Çolak), Chedjou, Hakan Kadir Balta, Telles, Olcan Adın (Dk. 46 Burak Yılmaz), Selçuk İnan, Hamit Altıntop, Yasin Öztekin (Dk. 90+1 Yekta Kurtuluş), Sneijder, Umut Bulut
Goller: Dk. 16 Castro, Dk. 43 Tunay Torun (Kasımpaşa), Dk. 52 Selçuk İnan, Dk. 55 Umut Bulut, Dk. 65 Burak Yılmaz (Galatasaray)
Sarı kartlar: Dk. 36 Veysel Sarı, Dk. 62 Alpaslan Öztürk, Dk. 87 Barış Başdaş (Kasımpaşa), Dk. 58 Telles, Dk. 66 Burak Yılmaz (Galatasaray)

20 Mart 2015 Cuma

Galatasaray:2-2:Başakşehir Futbol Kulübü


Bu sezon kaçırdığım ilk maç oldu Başakşehir maçı, aslında seyrettim de göz ucuyla izledim desem yeridir, kızımın doğum günü vesilesiyle gelen misafirlerle ilgileniyordum, bizim golleri gördüm de 80den sonra gelen beraberlik gollerini izleme şansım olmadı. 2-0'dan içerde maç vermeyiz havasında, televizyonun olduğu odadan rahatlıkla çıktım ya, Hamza Hoca da belki oyuncu değişikliklerinde o rahatlıkla karar vermiştir, Manisa kupa maçından beğendiği ve Fenerbahçe derbisinde şans veremediği Dzemaili'yi oyuna alırken o da iki puanın uçup gideceğini tahmin edememiştir. Hafta boyunca hocaya yüklenildi de son 10 dakikada skoru koruyamayan topçuların hiç mi günahı yok?

Aslında şampiyonluk yolunun dönüm maçlarından biriydi Başakşehir maçı, bir gün sonra Fenerbahçe'nin Ankara'da kaybetmesi hiç sürpriz değildi, Mesut Bakkal'ın gelişiyle "taş" gibi takım olmuştu Alkaralar, bir hafta önce de "can çekişen" Kayseri Erciyes'i dağıtmışlar, öncesinde de "ölüm kalım" maçında deplasmanda Balıkesir'i yenmişlerdi. Derbiden yenilmemize rağmen 1 puan farkla ayrılmışken, Başakşehir'i yenip farkı dörde çıkaracak ve yaklaşan Fenerbahçe-Beşiktaş derbisinde farkı iyice arttırma şansı doğacaktı...

Olmadı... Fırsatı tepti Galatasaray... Hem de 2-0 öne geçip, pek de fena olmayan bir oyun sonrası kaybedildi 2 puan... Moralleri bozan da bu oldu... Maçın tekrarını seyrettirmeyen de bu hayal kırıklığı oldu... Bloga bir hafta dokundurmayan da bu hayal kırıklığı ve öfke oldu...
Artık olan oldu, önümüze bakma vakti... Kasımpaşa'yı yenip, Fenerbahçe-Beşiktaş derbisinin sonucuna göre yol haritası çizme vakti...



Stat: Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Arena
Hakemler: Bülent Yıldırım, Ekrem Kan, Kemal Yılmaz
Galatasaray: Muslera, Sabri Sarıoğlu (Dk. 46 Tarık Çamdal), Chedjou, Koray Günter, Olcan Adın, Bruma, Hamit Altıntop, Selçuk İnan, Yasin Öztekin (Dk. 66 Dzemaili), Sneijder, Umut Bulut
İstanbul Başakşehir: Volkan Babacan, Uğur Uçar (Dk. 77 Tayfun Pektürk), Yalçın Ayhan, Epureanu, Ferhat Öztorun, Visca, Mahmut Tekdemir, Badji, Alparslan Erdem (Dk. 60 Enver Cenk Şahin), Mossoro (Dk. 77 Mehmet Batdal), Perbet
Goller: Dk. 43 Selçuk İnan, Dk. 49 Umut Bulut (Galatasaray), Dk. 79 Mehmet Batdal, Dk. 85 Enver Cenk Şahin (İstanbul Başakşehir)
Sarı kartlar: Dk. 8 Epureanu, Dk. 12 Ferhat Öztorun, Dk. 40 Alparslan Erdem, Dk. 51 Mossoro, Dk. 90+1 Volkan Babacan (İstanbul Başakşehir), Dk. 10 Sneijder, Dk. 37 Olcan Adın, Dk. 90+2 Chedjou, Dk. 90+4 Muslera (Galatasaray)

14 Mart 2015 Cumartesi

Fenerbahçe:1-0:Galatasaray


Bu sene ligin heyecanını arttırmak için sık sık vurgulanan “Dördüncü Yıldızı Kim Takacak?” sorusunun cevabının Galatasaray olması için puan durumunda avantajlı bir konumda gitti Kadıköy’e Galatasaray. Liderdi Hamza hocanın takımı ve ev sahibi Fenerbahçe onların 4 puan gerisinde yer alıyordu. Bu hesap Galatasaraylı topçulara bir rahatlık getirmişken, öte yandan medyanın “bilmem kaç yıldır Kadıköy’de Galatasaray kazanamıyor” söylemi bir baskı unsuru olarak şüphesiz ki üzerlerinde dönüp dolaşıyordu hafta boyunca. Rakipte ise durumlar tam tersine işliyor, kaybetmeleri halinde Galatasaray’la fark neredeyse üç maça çıkacak, şampiyonluk hesapları iyice meşakatlanacak  ve zaten son haftalarda yaptıkları puan kayıpları sonrası taraftar tepkisi  iyice ayyuka çıkacaktı. Hatta, İsmail Kartal’ın koltuğunun tehlikede olduğu söylentileri de fısıldanıp duruyordu sağda solda. Bu aksiliklere karşın sarı-lacivertliler de iç sahada oynamak gibi bir avantaja sahiptiler, seyirci desteği ile rakiplerine ilk dakikalardan itibaren baskı kurup, erken golle maçı lehlerine çevirmeyi planlıyorlardı.


Derbi maçının heyecanı ve Kadıkoy’de oluşacak taraftar baskısını kaldıramayacakları düşüncesiyle Hamza Hamzaoğlu son haftalardaki başarılı ve istikrarlı kadrodaki Bruma, Koray ve Yasin gibi oyuncuları yanına oturtmuş ve “büyük” maç tecrübesi fazla olan Hakan Balta ve  Umut‘u sahaya sürmüştü. Sadece tecrübe değil, aynı zamanda “kora kor” mücadeleyi yapabilecek fiziki kapasitesi yüksek oyuncularla da oynamak hedefindeydi Hamza hoca, zira böyle maçlarda duran toplar oldukça değer arzediyordu. Diğer pek çok sezonda olduğu gibi yine hızlı başladı oyuna Galatasaray, hatta daha 4. dakikada öne bile geçecekti, Selçuk’un ceza sahası dışından gelişine vurduğu topla.  Galatasaraylı oyuncular Ali Sami Yen’de oynarmışçasına rakiplerini öyle bir baskıya aldılar ki, 11. dakikada Burak, Volkan’la baş başa kaldığında zoru başardı, topu auta attı. Maçın da kırılma noktasıydı bu erken dakikalarda kaçan pozisyon, öne geçebilseydi sarı-kırmızılılar, mutlak kazanmak zorunda olan Fenerbahçeli futbolcular her geçen dakika daha da strese gireceklerdi.  Gol olmadı da, oyunun kontrolünü yine rakibine vermedi Galatasaray ilk yarıda, oldukça bilinçli oynadılar, topun arkasında hep kalmayı başardılar ve deplasmanda derbi nasıl oynanır dersi verdiler seyirciler…


Lakin, devre sona ererken, maçın o dakikaya kadar yıldızlarından olan Hamit’in acemice Hakan Balta’ya verdiği pasta Emenike’nin araya girmesi  Hakan’ın sakatlanmasına vesile olurken, Hamza Hamzaoğlu’nun da derbi planlarını altüst ediyordu. Zira, hiç hesapta olmayan bir Hakan-Koray değişikliği ile ikinci yarıya başlıyor ve oyuna müdahale şansı azalıyordu. Oysa, Fenerbahçe’nin tüm hatlarıyla gol bulmak için Galatasaray yarı sahasına yığıldığı anlarda Umut ve Telles’in yerine Bruma ve Yasin değişiklikleri ile hem ani hücum silahı elde edilecek, hem de Sneijder’in verimliliği artacaktı, ki Yasin ikinci yarıda takımı adına önemli pozisyonlarda ismi geçen futbolcuydu. Ayrıca, Hamit’in yorulmaya başladığı dakikalarda Emre’nin oyuna dahil olması Galatasaray orta sahasına direnç getirecekti ama beklenmeyen sakatlık planları bozdu. Buna rağmen, rakip Fenerbahçe’ye Sow’un ceza sahası içinde vurduğu ve Muslera’nın çıkardığı pozisyon ile sonrasında kornerden yapılan kafa vuruşu  ve bir serbest atışta direkten dönen top dışında pek de etkili bir gol pozisyonu vermedi Galatasaray savunması.  İşler pek de fena gitmezken, Galatasaray’ın gol için yüklendiği bir dakikada Sabri’nin boşluğundan yararlanan Kuyt, ceza sahasına girmeye cesaret edemeyip, uzaktan salladığı bir şutta futbolun ilahlarının da yardımıyla takımını öne geçirip, Fenerbahçe’de bu sene sık sık görmeye alışık olduğumuz “sakatlık numaralarının” startını veriyordu. Memleketin en gözde hakemlerinden sayılan Cüneyt Çakır, bu “yatışları” normal sürenin içinde kabul ediyor ve sadece 4 dakika uzatma gösteriyordu, oysa ikinci yarı oyun oynanırken 5 oyuncu değişikliği yapılmış, FIFA oyun kurallarında her değişiklik için 30 saniye eklenirken, sadece bu “gir-çıklar”  iki buçuk dakikaya tekabül ediyordu. Kim bilir Galatasaray'ın uzatmada bulacağı bir gol keyifleri kaçırabilirdi...


Kadıköy’den mağlubiyetle dönen Galatasaray şampiyonluk yolunda bir rakibi ekarte etme şansını kaybetti ama hala 1 puan farkla liderliğini sürdürmekte ve bu hafta sonu oynayacağı Başakşehir maçı oldukça kritik bir öneme sahip. Kısacası ipler hala Hamza hoca ve oyuncularının elinde...


Hamit Altıntop:
Melo’nun ameliyatı sonrası Hamit’in onun yerini doldurup doldurmayacağı en büyük endişelerinden biriydi Galatasaray’ın. Tecrübeli oyuncu Sivas ve Erciyes maçlarında gösterdiği performansla rahat bir nefes aldırdı hocasına ve takım arkadaşlarına. Fenerbahçe derbisinde de pek başarılıydı Hamit, ta ki ilk devrenin son dakikasında yaptığı o gereksiz geri pasa kadar. İkinci yarı, fiziksel olarak oyundan da düşünce, rakip takım daha çok baskılı gözüktü Galatasaray yarı sahasında… Ama yine de maçın yıldızı olabilirdi, maçın sonlarına doğru "yolladığı güdümlü füzeyi" Volkan son anda çıkarmasaydı...

Olcan Adın:
Gaziantep, Trabzon gibi oynadığı takımlarda hep hücum hattında görmeye alışık olduğumuz Olcan, Hamza hocanın ani bir plan değişikliği ile sol beke monte edilmişti. Oynadığı maçlarda fena işler de çıkarmıyordu ama onu esas görmeyi arzuladığımız en yakın maç Fenerbahçe derbisiydi. Kadıkoy’de de sol bek başlattı Olcan’ı Hamza ve oyuncusu da onu yüzüstü bırakmadı. Sarı kart gördüğü Emenike’yi düşürdü pozisyon dışında konsantrasyon kaybı yaşamadı ve artık Galatasaray’ın "kadrolu" sol beki olduğunu tescilledi bu maçla…

Galatasaray taraftarı:
Derbide yoktu Galatasaray taraftarı, yıllar öncesi çıkan manasızca deplasmana rakip taraftar almama kararı sonrası ama onlara bu cumartesi büyük görev düşmekte. Bu sene pasoligi protesto eylemi neticesinde tribünler büyük güç kaybetti ama yine de 20-30 bin Galatasaraylının pasolig sahibi olduğu bilinmekte. Bu kişiler cumartesi akşamı Ali Sami Yen’i doldurup takımlarına sahip çıktıkları takdirde, Galatasaray da rakibini çok farklı yenecek ve bu sinerji şampiyonluğun yolunu açacaktır.  Eskiler hatırlar, 96-97 sezonunda Galatasaray Ali Sami Yen’de Fenerbahçe ile karşılaşmış ve 4-0 gibi ağır bir yenilgi almış ama o maçın ertesi hafta  İnönü stadında oynanan Sarıyer maçında taraftar tribünleri salkım saçak doldurmuş, Galatasaray 4-0 galip gelmiş ve o “gaz” Galatasaray’a şampiyonluk ve şampiyonluklar  getirmişti.

Duygun Yarsuvat:
Başkana söyleyecek söz çok ama kulüp başkanı olmasından dolayısıyla saygımızdan tek ricamız var: Başkanım, nolur susar mısın artık?



Stat: Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu
Hakemler: Cüneyt Çakır, Bahattin Duran, Tarık Ongun
Fenerbahçe: Volkan Demirel, Gökhan Gönül, Alves, Egemen Korkmaz, Caner Erkin, Mehmet Topal, Emre Belözoğlu, Kuyt, Diego (Dk. 77 Webo), Emenike (Dk. 66 Alper Potuk), Sow (Dk. 85 Selçuk Şahin)
Galatasaray: Muslera, Sabri Sarıoğlu, Chedjou, Hakan Balta (Dk. 46 Koray Günter), Telles (Dk. 58 Yasin Öztekin), Hamit Altıntop (Dk. 89 Emre Çolak), Selçuk İnan, Olcan Adın, Sneijder, Burak Yılmaz, Umut Bulut
Gol: Dk. 81 Kuyt (Fenerbahçe)
Sarı kartlar: Dk. 43 Hakan Balta, Dk. 58 Umut Bulut, Dk. 62 Olcan Adın, Dk. 64 Burak Yılmaz (Galatasaray

5 Mart 2015 Perşembe

Derbiye Kitapla Gel Adana


İstanbul medyası pazar günü oynanacak olan Fenerbahçe-Galatasaray derbisine kilitlenmişken, memleketin güney ucunda da taraftarlar derbi ateşiyle ısınmaya başladı bile çoktan. 8 Şubat pazar günü eski adı Adana 5 Ocak, yeni ismi Fatih Terim Stadında Adana Demirspor ile Adanaspor karşı karşıya gelecek. Torosların bu dev kapışması öncesinde Çukurova Üniversitesi Sinerji Kulübü "40. Yıla 40 Kütüphane" projesi kapsamında köy okullarına kütüphane kurmak için taraftarın desteğini beklerken, "Derbiye Kitabınla Gel Adana" sloganıyla düzenlediği kampanya ile kitap toplamayı amaçlamakta. Maç günü sabah 9'dan itibaren Kuzey Kapalı, Kuzey Maraton ve Güney Kale Arkası girişlerinde stand kuracak olan Snerji Kulübü üyeleri Adanalı futbolseverlerden kitap bağışı beklediklerini açıklamışlar...


Kimileri

Fenerbahçe tribünlerinde bir zamanlar babası kapıcılık yapan Rıza Çalımbay'la ilgili geçmiş yıllarda açılan "terbiyesiz" pankarta, Mersin İdman Yurdu taraftarları böyle cevap vermiş...



Galatasaray:4-0:Manisaspor


Ligde şampiyonluk yarışının kızıştığı ve dördüncü yıldızı takacak olanın büyük ölçüde belirleneceği derbi müsabakası arifesinde Manisaspor ile karşılaştı Galatasaray kendi evinde. Akılların Kadıköy'de olduğu bir zaman diliminde böyle maçlar oynamak zordur, topçuyu maça konsantre etmek başlı başına bir sıkıntıdır, hele ki rakip senden bir alt ligin zayıf ekiplerinden biriyse. "Nasılsa kazanırız" vardır topçuların aklında da, maçlar oynanmadan kazanılmaz, "yumuşak atın tekmesi de pek olur". Diyelim oyuncuyu maça inandırdın  "sakatlanır mıyım" korkusuna ne yapacaksın? Maç içinde yaşanılacak bir pozisyonda istenmeyen bir sakatlık seni derbide o oyuncun olmadan sahaya çıkmaya mecbur ederse, hesabını nasıl vereceksin? Böyle bir ortamda Sneijder dışında tamamen yedek kadrodan oluşan oyuncuların oluşturduğu bir ilk onbirle Manisaspor karşısına çıktı Galatasaray. Müsabaka sonrası neden Sneijder'in oynadığı ile ilgili demeçleri takip etme şansım olmadı da Wesley topu ayağına her aldığında "Aman sakatlanmasın" korkusunu yaşayan bir tek ben değildim herhalde. Yazdıklarım Manisaspor teknik direktörü Dilaver hoca için de geçerliydi, onlar da hafta sonu Elazığspor ile kümede kalmak için kritik bir maça çıkacaklardı ve hoca da kalecisinden forvetine geniş çaplı bir rotasyona girmişti. Kısaca Galatasaray'ın yedekleriyle Manisaspor'un yedekleri arasındaki "hazırlık maçı" havasında oynanan kupa maçının ilk ayağını Galatasaray rahat bir oyun sonrası 4 farklı kazanmasını bildi.



Blerim Dzemaili:
CV'si hiç de fena olmayan Blerim Dzemaili, Prandelli döneminin günah keçilerinden biriydi. İtalyan hoca transferin son günlerinde Pandev'le birlikte İtalya'dan getirmişti İsviçreli topçuyu ve Selçuk'un formsuz olduğu o "kara günlerde" can simidi gibi sarılmıştı kendisine. Lakin, takım kötüyken, Dzemaili de kötüydü ve Selçuk ve Burak gibi onu koruyan Türk gazeteci-yönetici abileri yoktu taraftarın hesap sorduğu ve eleştirdiği vakitlerde. Prandelli'nin ayrılmasıyla Hamza hocanın gelişi ve kupa maçları Emre, Yasin, Olcan gibi "kıyıda köşede" kalmış topçular için gün ışığı görmek manasına gelirken, Dzemaili o dönem sakatlık derdiyle boğuşuyordu. Lig bitip, hazırlık kampında gösterecekti hocasına kendini de yine kurtulamamıştı sakatlıktan, "satılsın, gitsin" baskılarına Hamza Hamzaoğlu "Ben bu çocuğu illaki oynatacağım, bir adam boşu boşuna Torino, Parma ve Napoli'de oynamaz, İsviçre milli takımı ile Dünya Kupalarına gitmez" deyip, bekledi Dzemaili'nin hazır olacağı günü ve Manisaspor karşında sahaya sürdü. Oyuncusu da hocasını mahcup etmedi, gol attı, penaltı yaptırdı, rakibi oyundan attırdı, sahada basmadık çim bırakmadı ve maçın "all-star"ı olarak sahadan ayrıldı. Melo'nun sakatlığı sonrası Hamit'in performansı bize derin bir oh çektirirken, Dzemaili'nin Manisaspor maçındaki formu yüzleri iyice güldürdü.


Emre Çolak:
Ligde Bursaspor maçının son beş dakikasında kazanılan penaltı sonrası topun başına Emre geldiğinde "Melo ve Sneijder varken bu çocuk ne alaka?" diye şaşkın gözlerle bakışan taraftarın endişesine inat Emre klas bir vuruşla beraberliği sağlamıştı. Dün gece de Dzemaili'nin düşürülmesiyle hakem penaltı noktasını gösterirken Sneijder yine topu Emre'ye bıraktı. Genç oyuncu da Panenka penaltısı tabir edilen bir vuruşla topu ağlara yollarken, Türk ve yabancı futbolcuların disiplin anlayışlarını ortaya koyuyordu. Dzemaili sanki derbi maçına çıkmışçasına varını yokunu sahaya koyup, "ölümüne" oynarken, Emre "lakayıt" bir şekilde penaltı atıyordu. "Yeteneği var, özgüveni fazla, ilk defa Panenka atan Emre mi" diyen olacaktır mutlaka ama Sneijder sana penaltı kullanma jesti yapıyorsa, sen ciddi bir vuruşla o topu filelere yollayacaksın. O vuruşun gol olması sonrasında "Umarım bunu lig maçında denemez" korkumuz kazanılan ikinci penaltıyı kaçırmasıyla son erdi, zira rakip kaleciyi küçümsemenin iyi bir dersini aldı Emre... Futbolun tanrıları sağlam çarptı Emre'yi, iyi de oldu...

Stat: Türk Telekom Arena
Hakemler: Mustafa Kamil Abitoğlu, Bülent Gökçü, Asım Yusuf Öz
Galatasaray: Sinan Bolat, Tarık Çamdal, Semih Kaya (Dk. 46 Sinan Gümüş), Hakan Balta, Telles, Emre Çolak, Dzemaili, Yekta Kurtuluş, Yasin Öztekin (Dk. 78 Aydın Yılmaz), Sneijder (Dk. 55 Olcan Adın), Pandev
Manisaspor: Umut Kaya (Dk. 58 Bayram Olgun), Muhammet Sercan Türkeri, Ümit Yasin Arslan, Erdi Öner, Berk Neziroğluları, Metin Yüksel (Dk. 46 Subasic), Oğuzhan Kayar, Sefa Küpeli (Dk. 45 Mikic), Hakan Barış, İsmail Köse, Dimitrov
Goller: Dk. 34 Dzemaili, Dk. 40 Emre Çolak (Penaltıdan), Dk. 68 ve 88 Pandev (Galatasaray)
Kırmızı kart: Dk. 39 Muhammet Sercan Türkeri (Manisaspor)
Sarı kartlar: Dk. 42 Dzemaili, Dk. 78 Yekta Kurtuluş (Galatasaray), Dk. 42 Sefa Küpeli, Dk. 49 Berk Neziroğluları, Dk. 90 Ümit Yasin Arslan, Dk. 90+1 Mikic (Manisaspor)

2 Mart 2015 Pazartesi

Galatasaray:3-1:Kayseri Erciyesspor


Lider olarak çıkmıştı Galatasaray, Kayseri Erciyesspor maçına  kendisine uğursuz gelen cuma gecelerinden birinde, hiç de beklemediği bir liderlikti bu aslında. Sivas'ı deplasmanda devirdikten sonra Beşiktaş'ın Eskişehir'de kaybetmesi bekleniyordu ama Fenerbahçe'nin Kadıköy'de Roberto Carlos'un Akhisar Belediyesi'ne puan bırakacağı, hatta kaybedeceği tahmin edilmiyordu. Futbol işte, çoğunlukla sonuçlar belli olsa da, rakibi "küçümsemeye" gelmez, tokadı yersin en ummadığın anda. Kendilerine liderliği getiren Fenerbahçe-Akhisar Belediyespor maçından dersini almış olan Galatasaray'lı topçular, puan sıralamasının zayıf ekiplerinden Kayseri Erciyesspor'u küçümsemeden, ciddiye alarak, liderliği devam ettirmek için çıktılar maça. Hızlı da başladı Galatasaray, golü de erken buldu Bruma'nın getirdiği ve Umut'un tamamladığı topla. Soyunma odasında Hamza Hamzaoğlu'nun yazdığı senaryo kusursuz işlemişti, erken gol geldi, ardından bir de ikincisi gelip, farka gidilecek ve üç puan garantilenecekti. Bruma'nın karşı karşıya vuruşunu Caner; Sneijder ve Hamit'in uzak mesafeli toplarında Zülküf başarılı olunca, ikinci gol gelmedi ama deplasman takımı Sneijder'in memleketlisi, Real Madrid günlerinden takım arkadaşı Drenthe'nin harika pasına Vleminckx'in "Allah ne verdiyse abanmasıyla" jeneriklik bir golle beraberliği sağladı.
Soyunma odasına pek rahat gitmedi Galatasaray ama dönüşte bu işi "evelemeden gevelemeden" bitirmeye o kadar niyetliydiler ki, işler sıkıştığında bu sene "çilingir" görevine soyunan Chedjou'nun kafasıyla tekrar öne geçmesini bildi. "Golden çok pozisyon öncesi Selçuk'la Chedjou'nun göz göze gelip anlaşmaları beni mutlu etti" diyordu Hamza hoca öne geçtikleri golü anlatırken. İkinci yarı da farkı arttırmak için çabaladı Galatasaray, lakin bir türlü üçüncü gol gelmezken, uzatmalarda sonradan oyuna giren Sylla sezon sonu geldiğinde yapılacak muhasebelerde belki de şampiyonluğu etkileyecek, takımını kümede tutacak bir pozisyonda topu Muslera'ya nişanladı. Ve pozisyon dönüşünde Sneijder öyle bir gol attı ki, "bu takımın tartışmasız 10 numarası benim" diye bir kez daha onaylattı cümle aleme...
Galatasaray, bazı bölümlerinde zorlansa da hak ederek aldığı 3 puanla zirvedeki yerini bu hafta da garantilerken, cumartesi Konya'da Fenerbahçe'nin, bu gece de Beşiktaş'ın Balıkesir karşısında ikişer puanları bırakmasıyla oldukça kârlı bir haftayı geride bırakmış oldu...


Wesley Sneijder:
Memleketin spor yorumcusu da, teknik adamı da, hocası da, futbolcusu da sık sık yabancı düşmanlığını hortlatarak "Bize para verilmezken, şu yabancılar milyon dolarlar alıyor" diye veryansınlarda bulunuyorlar ya, maalesef Sneijder de bu isyanlardan payını çokça almıştı. Ama, Wesley'in dünkü oyunu, maçı kazanma isteği, özellikle attığı goldeki çabasını gördükten sonra bazılarının da kendisine bir özür borcu yok mu acaba? Bizler Metin Oktay'ı seyredememiş nesil olarak Taçsız Kral'ı anlatan anılarla büyüdük ama Hagi'yi seyretmenin gururunu ve mutluluğunu hep yaşadık. Yeni nesil bizden Hagi'yi dinlerken o günlere imrenerek bakıyor ya, onlar da şu an elindeki değeri doya doya sahiplensin, doya doya izlesin Sneijder'i zira ilerde çocuklarına ve torunlarına "Bu takımda Sneijder oynadı ve bu gözler onu canlı canlı seyretti" diye onurla anlatacaktır.


Hamit Altıntop:
Balıkesirspor maçında Melo'nun sedye ile sahayı terketmesi sonrası Sivasspor maçına yetişeceğini beklerken, orada da tedbir amaçlı sahaya sürülmediğini zannederken, hepimizi şoke eden bir haberle sarsıldık hafta içi: Melo ameliyat olmuştu. Biz sakatlığı ona yakıştıramazken, pitbull hastanede pozlar veriyordu. Takım için böyle vazgeçilmez bir oyuncunun boşluğu nasıl dolacak endişesi yaşanırken, Sivasspor maçından sonra Erciyesspor karşısında da Hamit sahanın yıldızlarından biriydi Galatasaray adına. Blogumuzun sıkı takipçileri iyi bilir, istatistik kağıdındaki rakamlarla çok aramız yoktur, maç izlerken gözümüzün gördüğü, kalbimizin attığı, aklımızın aldığına inanırız ya, Hamit'in maçta kaç kilometre koştuğunu bilmeyiz de, sahanın her yerinde Hamit vardı cuma gecesi. Sadece pozisyonun gereklerini yapmadı, yeri geldi son adam gibi defanstan top da çıkardı, basketboldaki Yugoslav faulü misali atak kesmek için rakibini de düşürdü, Zülküf'e de o sert şutlarını tanıttı. Hamit bu form grafiğini sürdürürse, sakatlık dönüşü Melo'nun forması da tehlikeye girer, hele ki Melo'suz Hamza Hocaya +1 yabancı hakkı şansı da ele geçmişken...



Stat: Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Arena
Hakemler: Tolga Özkalfa, Volkan Narinç, Cevdet Kömürcüoğlu
Galatasaray: Muslera, Sabri Sarıoğlu, Chedjou, Koray Günter, Olcan Adın, Bruma (Dk. 78 Emre Çolak), Selçuk İnan, Hamit Altıntop, Yasin Öztekin (Dk. 68 Telles), Sneijder (Dk. 90+3 Dzemaili), Umut Bulut
Suat Altın İnşaat Kayseri Erciyesspor: Zülküf Özer, Caner Osmanpaşa (Dk. 30 Barış Memiş), Diakhate, Boye, Anıl Karaer, Cenk Ahmet Alkılıç, Yasin Pehlivan, Murat Yıldırım (Dk. 82 Sylla), Serdar Gürler (Dk. 71 Necati Ateş), Drenthe, Vleminckx
Goller: Dk. 5 Umut Bulut, Dk. 53 Chedjou, Dk. 90+1 Sneijder (Galatasaray), Dk. 31 Vleminckx (Suat Altın İnşaat Kayseri Erciyesspor)
Sarı kartlar: Cenk Ahmet Alkılıç, Dk. 72 Yasin Pehlivan (Suat Altın İnşaat Kayseri Erciyesspor), Dk. 70 Hamit Altıntop, Dk. 88 Emre Çolak (Galatasaray)

Blog Widget by LinkWithin