20 Mart 2016 Pazar

Sizin İnsanlığınız Kaç Para?

 
"Sizin insanlığınız attığınız paralardan daha değersiz"

Hatırlanacaktır, PSV Eindhoven taraftarı Şampiyonlar Liginde takımlarının oynayacağı Atletico Madrid maçı için geldiği İspanya'da sokakta dilenen sığınmacılara bozuk para atıp, onlarla dalga geçmişti. Bu görüntüler sosyal medyada yer almış, Hollandalılara çeşitli kesimlerden tepkilerden gelmişti. Bugün oynanması planlanan lakin güvenlik nedeniyle ertelenen Galatasaray-Fenerbahçe derbisi öncesi de Galatasaray taraftarı "Sizin insanlığınız attığınız paralardan daha değersiz" pankartı astı tribünlere...
ultrAslan-UNİ'yi duyarlılıklarından dolayı kutlarız...



Türkiye Milli Takımı 2016 Avrupa Şampiyonası Formaları


Milli Takımın bu yaz Avrupa Şampiyonasında giyeceği formalar federasyonun web sitesinde görücüye çıktı ve 24 Mart tarihinde kargoya verilecek şekilde ön siparişle satışa sunuldu.  Forma koleksiyoncuları vakit kaybetmeden arşivlerini zenginleştirmek için siparişi vermişlerdir de, bana göre Nike, Galatasaray formalarında olduğu gibi yine çuvalladı bu işte. Al bayrağın renklerinden oluşan kırmızı-beyazlı formalar gitmiş ve yerine ne hikmetse siyah-kırmızılı bir ekipman ortaya çıkıvermiş... Hatta çorabı ve şortuyla topçuların üzeri kırmızıdan ziyade siyahın ağırlıkta olacağı bir düzene bürünmüş. Oysaki, milli takımların karakterisitik formaları olur, ana şekil bellidir de, belki ufak tefek hatlarla oynama yapabilir forma tedarikçileri. Milli takımın da göğüste şerit üzerine ay-yıldız vazgeçilmezdir, değişmemelidir.
Değiştirilimiş...
Kim karar vermiş?
Bilemiyorum...
İkinci forma da ilkinin bir benzeri, hatta yıllar evvel karşı çıktığımız turkuaz rengin ağırlıkta olduğu bir kombin yapmış Nike tasarımcıları... Modada her sene belki renkler değişir ama ulusal takımlar olsun, kulüp takımları olsun renkleri sabittir, sevsen de sevmesen de, sıkılsan da sıkılmasan da, renklerle oynayamazsın, yeni renkler türetemezsin...
O renkeler aşık olup, takım tutan milyonlarca taraftar varken, o renklerin kulüpler için tek tek anlamı ve manası vardır...
Kırmızı ve beyaz bizim milletimizin rengiyken, turkuaz ve siyahın bu formalarda ne işi var, ne manası var, bize bir zahmet bu formaları tasarlayanlar anlatabilir mi?
Ama n'olur burada ve buradaki gibi "laf kalabalığı yaparak değil,
siyahın, turkuazın manası nedir? Neden siyah ve turkuaz?
Kısa ve öz cevaplar bekliyoruz...
Lütfen




Hazır mıyız?

Geçen pazar Ankara'daki Gençler maçından sonra başladık geri sayıma...
Aslında o da değil, işlerin felaket gitmeye başladığı, lig yarışından uzaklaştıktan sonra bekledik bu günü her gün geriye sayarak...
Bekledik, bekledik, bekledik...
Beklerken de, her gün daha gür söyledik o meşhur besteyi...
İşte o gün geldi...
Şimdi sabahtan başladık haykırmaya....
Feneeeeerrrrr...

29 Şubat 2016 Pazartesi

Ya Gelirsek

Beşiktaş taraftarı bu gece oynanacak olan Fenerbahçe derbisi öncesinde Fenerbahçe Stadını ziyaret edip, rakiplerine mesaj yollamış:
"Deplasman yasağının kalktığı gün, Kadıköy iskelesine yanaşacak bir vapur delikanlı, size en büyüğün kim olduğunu gösterecek. YA GELİRSEK..."

28 Şubat 2016 Pazar

İşin Sırrı Montta Değil Çalışmakta


"Bu işlere, emek lazım, mücadele lazım, azim lazım, oyunculara öz güven aşılamak lazım. Herkes mont giyer, eldiven giyer, ayakkabı giyer. Bu işin sırrı çalışmak ve istemektir. Çalışmaz ve üretmezseniz sahada başarılı olamazsınız"

İbrahim Üzülmez
Gençlerbirliği Teknik Direktörü

Giydiği montla ilgili yapılan eleştirilere cevap verirken


Bir Gün Lider Olunca


Doğdum günden beri sana aşığım
Nerede olursa olsun seni savundum
Aniden bir gün sıralamada lider oldun
Birçok kişi seni sevdiğini hatırladı...

Curva Napoli


27 Şubat 2016 Cumartesi

Salih'in Kırmızı Kartı ve Düşündürdükleri


Galatasaray-Trabzonspor maçında olayların ve itiş kakışın içinde hakemin elinden kırmızı kartı kapıp, hakeme "Çık dışarı" yapan Salih Dursun'un alacağı ceza, spor kamuoyundan göreceği tepki nasıl olacaktı? Bir hafta boyunca merakla bunları gözlemledim ve maalesef ne basın, ne de Futbol Federasyonu beni yanıltmadı... Neden mi?


Hafızalarımızı 14 sene geriye gitmesi için zorlayalım... Galatasaray, Kadıköy'de Fenerbahçe ile karşılaşıyor ve tahmin edin ne oluyor?  Maçın hakemi Ali Aydın Emre Aşık, Batista, Hasan Şaş ve kaptan Bülent Korkmaz'a kırmızı kart gösteriyor. Galatasaray 7 kişi oynamak zorunda kalıyor son 10 dakikayı ve Fenerbahçe saldırdıkça saldırıyor, Mondragon devleşiyor, maç ilk yarıda atılan golle 1-0 ev sahibinin lehine bitiyor... Maçın ertesi ne Ali Aydın'a federasyondan tepki geliyor, ne de Fenerbahçe'ye niye Galatasaray'a gol atmak için hücum ettiğine dair sitemler duyuyoruz... Ama bu hafta bolca duyduk Selçuk'un neden penaltıyı dışarı atmadığı eleştirilerini, Deniz Ateş Bitnel'in düdüğü asması gerektiği fetvalarını...


 Devam edelim ve filmi 2-3 sene geriye saralım... Galatasaray ile Fenerbahçe'nin Süper Kupa mücadelesinde memleketin "ayrıcalıklı" hakemi Cüneyt Çakır'ın yanlış kararına itiraz eden ve hakemi hırpalayan Engin Baytar'ı hatırlayalım. Kaç maç ceza aldı Engin, hatırlıyor musunuz? 11 Maç ceza aldı Galatasaray'lı oyuncu... Sadece aldığı cezayla da kalmadı, yazılı ve görsel basında, spor programlarında "idam(!)" edildi durdu günler haftalar boyunca...


Hafızaları biraz daha zorlayalım mı? Salih Dursun "çık dışarı" demişti ya, saha kenarını Emre Belezoğlu'na gösteren Felipe Melo'yu anımsayalım... Emre'nin kart gördüğü hareketi tartışmaktan ziyade Melo'nun memleket futbolunun "küçük prensi" Emre'yi "postalamasını konuşmadı mı spor kamuoyuna yön veren "ağalar" derbinin ertesi günü...

Şimdi ne olmuş peki? Türkiye Futbol Federasyonu, kendi hakemini küçük düşüren, hatta daha açık konuşalım rezil eden Trabzonsporlu oyuncuya 3 maç ceza verdi. Yazıyla yazalım üç maç ceza. Bir de oy çokluğu ile verilmiş karar, toplantıya katılan bazı yetkililer bunu bile fazla görmüş olmalılar...  Trabzonspor bu karara itiraz edecektir, Tahkim de 1 maç indirim yaparsa, ödül gibi olur Salih'e bu hareket...

Bu yazıyı karalamaktaki maksat Salih'i suçlamak, hakemi aklamak değil kesinlikle... Hatta iyi de ders oldu genç hakemlere, Deniz Ateş Bitnel'in yaşadıkları, zira son yıllarda Cüneyt Çakır'ı kendilerine rol model alıp "ukalaca ve vurdumduymazca" patır patır kart göstermeleri futbolun ruhunu zedeliyordu... Ama Trabzonspor'un kendi topçularına sahip çıkarak, t-shirtler bastırarak bayrak adam yaptıkları Salih'i böyle göstermelik bir cezayla "geçiştirmeleri" Federasyonun başına iş açacaktır... Milletçe örnek almayı severiz, karşılaştırma yapmaya bayılırız. Ligin sonu yaklaşırken, zirve mücadelesi kızışırken, düşme hattı cayır cayır yanarken, hakemler hatasız mı maç yönetecek zannediyorsunuz?  O vakit canı yanan, kırmızıyı gören topçu saldırmaz mı hakemin kartına? İstemez mi kolay yoldan taraftarın kalbini kazanmak? Kart "hırsızlığını" geçip, çıkar o kokartı deyip, hakemin kokartını yırtarsa sahadaki futbolcu, ne olacak peki?

Trabzonspor başkanı "Bu düzen değişecek, bu adaletsizlik bitecek" derken eğer samimiyse, önce Salih'in cezasının daha fazla olması için Federasyona itiraz dilekçesi vermeli... Yapabilir mi? Sanmam...




Taraftarın Öfkesi


Geçen hafta içi oynanan UEFA Avrupa Ligi son 16'ya kalma karşılaşmalarının rövanşında Rapid Wien'li taraftarlar İspanya'da gördükleri muameleye o kadar içerlemişler ki, evlerindeki maçta doğrudan düşüncelerini belirtmişler: Puta Valencia... (Orospu Valencia)


"Bütün dünya şunu bilmeli ki, Damia Vidagany ve Julian Suescum ( İlk maçta Rapid Wien pankartlarını stada sokmayan kişiler) orospu çocuğudur"

Deplasman Birası



Avrupa Liginde Liverpool deplasmanına giden Augsburg taraftarları yanlarında sadece bayrak, pankart, atkı almamışlar, koli koli biraları da taşımışlar Almanya'dan... Peki yeter mi, aşağıdaki tayfayı görünce devede kulak kalır bu kadar bira...


16 Şubat 2016 Salı

Aşk Bodrumda Yaşanıyor Güzelim

 

Bülent Serttaş gece gündüz düşünse, en baba reklam ajanslarıyla çalışsa böyle tanıtamazdı " Aşk Bodrumda Yaşanıyor" şarkısını. Önce, Polis Özel Harekat, Cizre'de  bir bodrumda sıkıştırdığı terör örgütü mensuplarını etkisiz hale getirdikten sonra duvara "Aşk Bodrumda Yaşanıyor Güzelim" sözlerini yazmış ve sosyal medyada paylaşım rekorları kırmıştı bu görsel. Bu hafta sonu da Eskişehirspor-Antalyaspor maçında ev sahibi tribünler "Aşk Bodrumda Yaşanıyor Güzelim" pankartı açınca, Bülent Serttaş'ın şarkısı tekrardan gündeme düştü...



Uçup Giden Üç Puan Kaç Bileklik Eder?


Geçtiğimiz hafta bizim kulüp "Tek Bilek Tek Yürek" adını verdiği bir kampanya başlatarak, sözüm ona dayanışma ama bir yandan da taraftardan para toplama işine girişti. "Sözüm ona dayanışma" diyorum çünkü dayanışma olması için karşılıklı güvene ihtiyaç varken, yönetime geldiğinden beri başkan Dursun Özbek'in en başta transfer olmak üzere taraftara verdiği sözler tutulmazken, kulübün lokomotifi durumundaki futbol takımında işlerin felaket denecek durumda olması sarı-kırmızıya gönül verenlerin gözünde başkanın itibarını iyice düşürmüş vaziyette. UEFA'nın finansal fair play diyerek başkanı "hesaba çekmesi" ve Galatasaray'ı Avrupa kupalarına almamakla tehdit etmesi sonrası, UEFA'ya bütçeyi düzeltme projesi olarak "bi' şeyler" sunmak gerekiyordu ve "Tek Bilek Tek Yürek" adını verdikleri çalışma ortaya atıldı. Nedir işin mantığı, taraftara "Kulübünü seven en kötü günde ona sahip çıkandır" fikri empoze edilecek ve 10 TL karşılığında bileklik satılacak... 25-30 milyon ortalama taraftarı olan bu kulübün her taraftarı bir bileklik alsa, 250 milyon TL eder, yarısı alsa 125 milyon TL eder. Hadi onu da geçtim 1 milyon bileklik satsan 10 milyon TL para eder... Hesap kolay, duyguyu ve sadakatı, paraya çevir... Kulübe üye yapmaya gelince, taraftarı dışla, adam yerine koyma ama forma satmaya, bileklik satmaya gelince "En büyük taraftar"... Neyse konumuz o değil, onu da detaylı yazarız bi' ara...

Başkan Dursun Özbek bu hesapları yapa dursun, ona bilmem danışmanları futboldaki "asıl" hesaplardan bahsettiler mi? Mesela turnuvayı düzenleyen kurumların maç başı galibiyet primlerinden, katılım paylarından bahis açan oldu mu? "Fenerbahçe'nin de Şampiyonlar Liginde gruplara kalmasını istiyorum" diyen eski teknik direktör Hamza Hamzaoğlu'nun UEFA'nın vereceği katılım payından haberi olmadığı kesin de, başkanın da Şampiyonlar Liginde oynanan her maçta alınan galibiyet başına verilen 1.5 milyon euro (4 milyon 950 bin TL), gruptan çıktığında 5.5 milyon euro (18 milyon 150 bin TL) para ikramiyesinden haberi olmasa gerek. Çünkü bunu bilse Benfica, Astana, A.Madrid'li gruptan toplayabildiği kadar puan ve üst tura çıkmak için 2-3 sağlam transfer yapardı. Hadi Şampiyonlar Ligini geçtik, Türkiye Ligini sevabına mı oynuyoruz? Bizim federasyon da diyor ki "Ben kulüplere galibiyet başı 1 milyon 300 bin TL veriyorum"... Kazan maçları, al parayı...

Tamam, her maçı kazanacaksın diye bir kural yok, ama lig sonuncusu Mersin'den iki maçta 1 yazıyla yazıyorum "bir" puan çıkarmayacaksın...  Bileklik hesabıyla anlatacak olursam sayın başkan, iki gece evvel Mersin'de "bonkörce" bırakılan üç puan, 130 bin taraftarın bileklik parasının çöpe atılması demek değil mi? Sezonun ilk yarısında TT Arena'da oynanan maçı da hesaba katarsak, orada da puansız Mersin'e 1 puan vererek 1 milyon 300 bin TL yerine 650 bin lira almış olduk... 65 bin bileklik parası "puf dedi uçtu"...

Mersin'de sadece muhtemel puan ve paralara "güle güle" demedik, aynı zamanda stoper Denayer'in sağ bek, Linnes'in kulübede oturacak şekilde bir organızasyonla stoper oynayan Semih Kaya'nın gereksiz kırmızı kartıyla Türkiye Futbol Federasyonuna 3000 TL ceza ödeyeceğiz. ( TFF Disiplin talimatı her kırmızı karta 3000 TL, sarı karta 1500 TL para cezası uyguluyor) 3000 lira, 300 bilekliğin çöpe gitmesi demek... Yazık... Haaa, bi' de, Semih'in sözleşmesinde maç başı 15 bin euro ödenecek yazıyor, yani 49500 lira alacak bizim sarışın stoper Mersin İdman Yurdu maçındaki "muhteşem!" oyunu karşılığı... 4 bin 950 taraftarın bileklik parası da stoperimizin banka hesabına yatacak... Yasin, Sneijder, Donk, Carole, Chedjou'nun sarı kartlarını da varın siz hesaplayın...

Evet, sayın başkan... Bilmem bu hesaplardan haberiniz var mı? Havuzun kapağı açılmış, siz çatlak sıvamakla uğraşıyorsunuz. Sizin sektörden örnek verecek olursak, odalar pis, yemekler berbat, siz hizmetli ve aşçılarla vedalaşmak yerine onların maaşlarını düşürüp, kar yaptığınızı zannederken, rezervasyonlar iptal ediliyor, yurt dışı turist kafileleri rakip hotelleri tercih ediyor, farkında değilsiniz...


2 Şubat 2016 Salı

Yarına Umut Ol

2016 yılının ilk ayını geride bırakırken, iş yoğunluğu, özel yaşam, Galatasaray'ın içinden çıkılmaz durumu derken bloga hiç yazı yazmadığımı üzülerek fark ettim. Tabii, boynu bükük bırakmayacağız bu sayfaları, yıllarca bizi takip eden dostları yarı yolda bırakmayacağız, yine döneceğiz bloga, paylaşacağız düşüncelerimizi, fikirlerimizi dilimiz döndüğünce. Ve yılın ilk yazısını da "memlekete görmek istediğimiz güzel hareketlerden" biri olan Yarına Umut Ol sosyal sorumluluk projesine ayırmak istedik. Simay Salı ve Berin Yıldırım adlı iki arkadaş, modern Çalıkuşu olarak maddi imkansızlıklar nedeniyle eğitim, spor ve sanat yönünden geri kalan köy okullarına yardım ulaştırmayı kendilerine vazife edinmişler, yüzlerce çocuğun yüzünü güldürmüşler. Kendilerinin bana atmış olduğu maili sizinle paylaşıyorum ve blogumuzun takipçisi öğretmen ve öğrencilerimizi "kitap kumbarası" konusunda Simay ve Berin'e destek çıkmaya davet ediyorum. Detaylı bilgi Yarına Umut Ol facebook sayfasında...

"Merhaba,
Turkiyenin farkli bolgelerindeki koy okullarina gidiyoruz. Cocuklara spor, bilim, sanat, okuryazarlik dallarinda egitim atolyeleri duzenleyerek onlarin hayal guclerini gelistiyoruz. Buna ek olarak okullara ihtiyaclari dahilinde cesitli gonderimler yapiyoruz spor malzemesi,kirtasiye, kitap vb. Buyuk projelerimizde kendi alaninda uzman kisilerin de destegini almaya calisiyoruz. Basketbol, voleybol turnuvalari duzenlemeyi planliyoruz.  Donem donem buyuk projeler yapiyoruz. Sizinle ortak bir proje yapmayi cok isteriz! Ama ilk etapta sizin en buyuk yardiminiz okulunuza afisimizi asip kitap kumbarasi yerlestirmek ve takibini yapmak olabilir :) cok tesekkur ederiz"

1 Ocak 2016 Cuma

Hoşgeldin 2016


Futbol dolu günleriniz olsun...

31 Aralık 2015 Perşembe

Karlar Düşer

 Karlar düşer...
Düşer düşer ağlarım...
Hep ismini...
Hep ismini anarım...



29 Aralık 2015 Salı

Teksas Ultras Deplasmanda



Sorarsan hepimiz e-bilete hayır diyoruz, pasoligi protesto ediyoruz da bu arkadaşlar sanki bir başka yapıyor bu işleri. Teksas'ın gençleri iki yıldır elektronik biletin geçerli olduğu A takım maçlarını bırakıp, u-19'un peşindeler... Sadece genç timsahları değil, filede, potada yeşil-beyaz Bursaspor adının geçtiği her yeri inletiyorlar... Bırakın abileri takıma destek vermek bahaneleriyle Bursa Atatürk Stadında yerlerini alsınlar, onlar bildikleri yolda ilerlemeye devam ediyorlar...
Yolları açık olsun... Deplasmanları bol olsun...



Futbol Bu!

Gençlerbirliği'nde başkan İlhan Cavcav'ın teknik direktör kovmada gösterdiği maharet ve rekor! denemelerinden sonra kırmızı-siyahlı takımın taraftar grubu karakızıl başkanlara hitaben bir mektup yazmışlar ve takımı çalıştırabileceklerini belirtmişler. Belli mi olur, başkan bu teklife belki evet der, futbol bu!


28 Aralık 2015 Pazartesi

Altıncı Gün


"İncil'in söylediği gibi beş gün çalışacaksın. Yedinci gün Allah'a ibadet günü. Altıncı gün için ise futbol günüdür."
 Anthony Burgess
Yazar

27 Aralık 2015 Pazar

Alkol, Kavga ve Botev Plovdiv

Botev'li Bultraslar açıkça söylemişler, yaşam felsefemiz bu demişler:
"Alkol, kavga ve Botev Plovdiv"

Futbol Silah Kullanılmayan Bir Savaştır


"Eğer dünyayı kaplamış kötülük zincirine bir halka daha eklemek istersen bunu Araplarla İsraillilerin, Almanlarla Çeklerin, Hintlilerle İngilizlerin, Ruslarla Lehlerin, İtalyanlarla Yugoslavların karşılaşacağı ve her birinin de yüzbinlerce taraftar tarafından izleneceği futbol müsabakaları organize etmekten daha iyi bir yol düşünülemez.  Futbolun fair-play ile alakası yoktur. Futbol kin, kıskançlık, kibir, tüm kuralları reddetme ve şiddeti seyretmenin verdiği sadistçe mutlulukla birbirine sıkı sıkıya bağlıdır, başka bir deyişle futbol silah kullanılmayan bir savaştır."

George Orwell
Yazar

26 Aralık 2015 Cumartesi

Futbol ve Siyaset


Maçın uzatma dakikaları yaklaşıyordu ki Gavrila Balint'in kafa golü Steaua Bükreş'i 1988 Romanya Kupası finalinde ezeli rakipleri Dinamo Bükreş önünde 2-1 öne geçiyordu. Tam gol sevinci için ellerini havaya kaldırmıştı ki Gavrila, maçın yan hakemi de ofsayt bayrağını havaya kaldırıyordu, oysa herkes golün nizami olduğunun farkındaydı. Ve bundan sonra olanlar Çavuşevsku rejimi altındaki futbolun saçmalığı ile Steaua-Dinamo rekabetinin geldiği boyutu anlatması açısından manidardı. O gün tribünde olan binlerce kişi, Valentin Çavuşevsku'nun -Nikolay Çavuşevsku'nin oğlu ve aynı zamanda Steaua Başkanı- Komunist Parti'nin locasından Steaua'lı topçulara sahayı terk etmeleri için işaret etmesine şaşkınlıkla şahit oluyordu "Çılgın bir gündü, gücün gösterişiydi" diye anlatıyordu yaşanılanları o günün Dinamo Bükreş teknik direktörü Mircea Lucescu. "Oyuncularıma ' Haydi ama, siz profesyonelsiniz' dememe rağmen, onlar da sahayı terk ettiler. Birilerinin bize ne yapmamız gerektiğini söylemesi için yarım saat kadar saha kenarında bekledik." Kargaşa ve bilinmezlik sürerken, Dinamo Bükreş savunma oyuncusu Ioan Andone bu yaşanılanları protesto etmek için birden şortunu indiriyor ve daha sonra kendisini bir yıl futboldan men edecek cezayı alacak hareketi yapıyordu: Komunist Parti locasına dönerek penisini gösteriyordu.  En nihayetinde maçın hakemi karşılaşmayı tatil ediyor ve kupa Dinamo Bükreş takımına veriliyordu. "Biz de kupayla evlerimize döndük ama sevincimiz sadece bir gece sürdü zira ertesi gün federasyon kupayı geri istedi çünkü Çavuşevsku maçı Steaua'nın kazandığına karar vermişti." diye gülerek sözlerini sürdürdü Mircea Lucescu.
İki yıl sonra, Çavuşevku rejiminin yıkılmasının ardından Steaua Bükreş kulübü kupayı Dinamo Bükreş'e teklif etti ama onlar böyle bir teklifi sert bir dille reddettiler. Hal böyleyken, o senenin kupası da sahipsiz kalmış oldu.



En Noel Baba


Bir insana her şey yakışır mı?
Muslera'ya yakışıyor işte...

25 Aralık 2015 Cuma

4 Milyon Euro mu? Koyver Gitsin


Galatasaray'ın tarihinde elde ettiği UEFA ve Süper Kupa'da en büyük emeği olan topçulardan Hagi'yi  "Bu adamdan teknik direktör olmaz" diyerek çok bilmiş(?) futbol ulemalarının (?) gazıyla memleketten iki defa kovduk ya, işte o hoca olmaz denilen Hagi'ye takımlarını çalıştırması için Rusya Premier Lig ekiplerinden Rubin Kazan 4 milyo euro yıllık ücret ve her ay Hagi Futbol Akademisine de kontrat süresince 50 bin euro bağış yapmayı teklif etmişler. Söz konusu çılgın teklifle Romanya'nın en fazla kazanan teknik adamı olacak olan Gica Hagi, Ruslara "Paranız sizin olsun, benim ideallerim var" diyerek kapıyı göstermiş. "Teklifi reddetmemdeki en büyük etken burada büyük bir projeyi yürütüyor olmam ve şu an bu işi yarıda bırakamayacak oluşum. Şimdi başlamış olduğumuz işin tam ortasındayız ve her şey istediğimiz gibi gidiyor. Çıktığımız yol sona erdiğinde ancak o zaman bunun gibi tekliflere açık olacağım. Bana teklif edilen rakam müthiş, profesyonel açıdan bakılırsa harika bir teklif aldım ama ben kararımı Rubin Kazan yetkililerine olumsuz cevap vermekten yana kullandım. İyi ya da kötü zaman gösterecek ama tek düşüncem burada kalıp iyi işler yaptığımızı görmek. Sadece takımın başında teknik direktör olarak değil, ayrıca Akademiyi ve kulübü organize eden biri olarak da burada kalmak en hayırlısı olacaktır" diye Rumen basınına teklifi kabul etmeme gerekçelerini anlatan Hagi, kişilik yapısını da bir kez daha göstermiş olmuş bilenlere bilmeyenlere. Hatırlıyorum da bu senenin ortalarında bir gece Fenerbahçe başkanı Aziz Yıldırım Habertürk kanalında canlı yayına çıkmış ve "Bana Ribery, Hagi, Popescu geldi ama onları almadım" demişti, o gece çok gülmüş, "Atma Aziz, din kardeşiyiz" demiştik... Gelmiş mi sizce Hagi? Paragöz di' mi Hagi? Ah ulan ah...





Bileti Attı Arabayı Kaybetti


Geçtiğimiz günlerde Romanya'nın FC Botoşani kulübü taraftarı maçlara çekmek, tribün desteğini arttırmak için araba ödüllü bir kampanya düzenledi. Kırmızı beyazlı ekibin yöneticileri 2015'in son maçı olan Concordia Chiajna maçına bilet alan taraftarlar arasında yapacağı çekilişle son model bir Dacia Logan otomobil vermeyi planladıkları piyango organizasyonunda, Stephan Ciocan  isimli taraftar arabayı kazandı lakin maç biletini ibraz edemediği için eli boş dönmek durumunda kaldı stadyumdan. "Bileti attım çünkü bir işe yarayacağını düşünmedim. Araba çekilişi için baş vururken kuralları hiç okumadım, zaten arabanın bana çıkacağı zerre kadar aklıma gelmemişti." diye duygularını belirten şanssız taraftar, kendisi adına bu talihsizliğin  herhangi bir sıkıntı yaratmadığını, Dacia Logan'dan daha iyi bir arabaya sahip olduğunu belirterek içini de ferah tutmuş. "Bir şeyler ümit eder ve kaybederseniz, o tam bir felakettir ama ben bu çekilişe girerken, hiç bir ümidim yoktu. Ben maça geldim, takımımın 5-1lik galibiyetini gördüm ve bundan sonraki maçlara da gelmeye devam edeceğim. Aslına bakarsanız kısmetimde yokmuş araba, zira çocuklarıma aldığım maç biletleri cebimde dururken, benim biletimi atmışım" şeklinde sözlerini sürdüren Stephan'a FC Botoşani kulübü teselli ikramiyesi olarak futbolcuların imzalarının bulunduğu forma ile maç topu hediye etmiş...


Acı


Esnaf haklı...

20 Aralık 2015 Pazar

Sütten Çıkmış Ak Kaşık


"Sezon başında Cüneyt Tanman ile Hamza hoca sürtüştü. Transfer döneminde bir türlü anlaşamadılar. Cüneyt, "Konoplyanka'yı alalım" diye önerdi, Hamza hoca ısrarla karşı çıktı. Mario Gomez gündeme geldi, "Alacağımız golcü Burak'ı üzmemeli, kırmamalı" dedi. Niasse ve İzlandalı Sighthorsson'u istedi. Hamza hoca Melo'nun gönderilmesini istedi. Ben de "Niye gönderelim. Ondan iyisini mi bulacağız" dedim. O da "Bilal var, Hamit var bana yeter" dedi. Israrla göndermek istemedim. Hamza hoca "Takımda kimse sevmiyor. Gönderelim" diye tutturdu. Ben de "Mancini istiyor ama bedava istiyor. Melo'yu niye bedava göndereyim" dedim. Transferin sonlarına yaklaşırken Melo kalacağını anladı. Bana geldi. "O zaman sözleşmemi uzatalım" dedi. Ben de uzattım. Hamza hocanın hemen haberi oldu ve Florya'dan Seyrantepe'ye adeta uçarak 15 dakikada geldi. Bana "Bu iyi olmadı başkan" dedi. Ben de "Niye iyi olmadı. Oynatmak istemezsen kenarda tutarsın, tribüne gönderirsin. Zaten sözleşmeli oyuncumuzdu. Sözleşmesini uzattım. Dert etme" dedim. Hamza 5 dakika hiç konuşmadı. Oturduğu yerde terledi. O an aklından bir şeyler geçti. Belki istifa etmeyi düşünmüştür. Transferin son gününde Inter 5 milyon Euro önerdi. Hamza "Başkan hemen gönderelim. 5 milyon Euro iyi para" deyince artık dayanamadım. Gönderdim. Şimdi geriye dönüp baktığımda kendime kızıyorum. Keşke "Konoplyanka'yı da aldım. Melo'yu da göndermiyorum. Bu oyuncularla takımı oynat" deseymişim. 4. yıldızı taktı, 3 kupa kazandı diye bir baskı oluştu. Bu baskı altında doğru düşünsen bile doğru hareket edemiyorsun."

Yukarıdaki konuşmanın videosunu izlemedim, başkan tam olarak böyle demiş mi bilemiyorum ama internet sitelerinin hepsi de yazmış, haber yapmış... Kulüpten de yalanlama gelmediğine göre, doğru olarak kabul edeceğiz. Ve Galatasaray'ın içinde bulunduğu durumun ciddiyetini daha iyi anlayacağız aslında...
Öncelikle Dursun Özbek'in sözlerinin hepsinin gerçek olduğunu varsayalım. Galatasaray'ın hocalığına kadar yükselmiş, takımla üç kupa kaldırmayı başarmış bir teknik adamın kendisine önerilen dünyaca ünlü topçuları reddetme gerçeklerine bakar mısınız? "Futbolcu küsecekmiş"... Ya da Melo'yu göndermek arzusuna ne demeli? "Onun yerine Bilal oynayacak" Futbolla az biraz alakası olan herkes Bilal ile Melo'nun kıyaslanamayacağını bilir...
Fakat... Lakin... Ama...
Ben bu sözleri "satış" olarak görüyorum. Keşke Hamza Hamzaoğlu görevi bırakmadan başkan bunları söyleseydi, hatta bırakın açıklamayı, başkan gibi davranıp, doğruları yapsaydı da "yanılmışım, kandırılmışım" masalları anlatmasaydı medya üzerinden taraftara... Galatasaray başkanının yaptığı koltuğu sağlama almak, taraftar baskısını azaltmak için "gidenin arkasından sallamak". Hiç ama hiç yakışmadı başkan...
"Meğer bizim taraftar sütten çıkmış ak kaşıkmış" diyecek taraftar arıyorsun, o iş çok zor be başkan. O tribünlerin esas sahipleri pasolig belasına evlerinde oturuyor da sen tepkinin ne olduğunu daha görmedin ama "yeni nesil Arena seyircisi" bile seni protesto ediyorsa, "böyle ucuz laflarla, suçlamalarla" bu iş yürümez, senin için gitme vakti çoktan geldi de geçti bile Dursun başkan...



Helal Olsun Demir İnşaat


Büyükçekmece Basketbol takımının geçen sene Türkiye Spor Toto Basketbol Ligine çıkış hikayesini merakla, bir o kadar da heyecanla takip ettim, ne de olsa bölgenin takımıydı. O zamanlar Tüyap Büyükçekmece'ydi isimleri, bizim fuarcılar destekliyorlardı takımı. Öyle şaşalı salonları yoktu, ki hala yok, Mimar Sinan Koleji'nin spor salonunda ev sahipliği yapmaktalar konuk takımlara. Taraftarla, azimle, hırsla geçen yıl "başarmışlardı" da bu sene Galatasaray, Efes, Karşıyaka, Beşiktaş,Fenerbahçe gibi devlerle mücadele etmek için paraya ihtiyaç vardı, yoksa "sıfır" galibiyetle geldiğin yere dönmek de vardı işin ucunda. Demir İnşaat serüvenini bilmiyorum ama çok kapı çalıp, bir çoğunun yüzlerine dahi bakmadığını, bakanların da takıma güvenmediğini tahmin edebiliyorum. Ama Demir İnşaat çıkmış, "Bu bölgede o kadar inşaat yaptım, ekmeğini yedim buraların, biraz vefa, biraz da İstanbul'a tanıtımım olur" diyerek kurumsal sorumluluk faaliyetlerine ekleyivermiş Büyükçekmece Basketbol takımını... Fena da etmemişler şimdiye kadarkı süreci ele aldığımızda, İstanbul Büyükşehir Belediye galibiyeti ile başlanılan ligde, Trabzon'u deplasmanda devirip, Fenerbahçe'yi Mimar Sinan Spor Salonuna gömdüler. Bugün de Galatasaray'a karşı yirmi küsür sayıdan geriden gelip maçı uzatmaya götürmeyi bildiler... Demir İnşaat yatırımının karşılığını çoktan aldı, reklam şirketlerine para dökselerdi bu kadar tanıtım yapamazlardı, diğer firmalara da ders olur umarım bu çalışmaları... Helal olsun Demir İnşaat... Helal olsun Hamit Demir...  Hatta, basketbola yatırım yapan bu firmaya bizim de "karınca kararınca" bir katkımız olsun diyerek bu başlığı attık, bu yazıyı yazdık...

10 Aralık 2015 Perşembe

Berkay Şanlıurfaspor'da


Tugay Kerimoğlu'nu takımın  başına getirdikten sonra "radarımıza" giren Şanlıurfaspor twitter hesabından yeni transferini tanıttı dün sabah: pop müziğinin güçlü sesi Berkay... Berkay İstanbul'dan kalkıp soluğu Urfa tesislerinde almış ve idmana çıkmış... Berkay, bir Alişan, bir Çılgın Sedat olur mu bilinmez ama futbolda geleceği varsa, Caner Erkin'le bir gün karşılaşma ihtimalini merakla bekliyorum, John Terry-Wayne Bridge karşılaşması kadar "usturuplu" olmayacağı kesin...

Basın Yalan Yazıyor



Geçtiğimiz günlerde Eskişehir'de oynanan amatör lig karşılaşmasında futbolcu ile hakem arasında yaşanılan olayı futbolseverler anımsayacaktır, hani topçunun hakeme kafa atıp, hakemin hastanelik olduğu müsabaka... Büyük puntolarla yer bulmuştu internet sitelerinde, "inanılmaz olay" diye lanse edilmişti kamuoyuna... İlk defa duyanlara da şöyle bir bilgi geçmekte fayda var, "Eskişehir futbolcu hakeme saldırı" diye google'da arattığımızda önümüze çıkan ilk siteden alıntılayalım:

Eskişehir'de oynanan bir amatör futbol müsabakasında, kırmızı kart gösterdiği futbolcu tarafından kafa ile darp edilen hakem hastaneye kaldırıldı.
HAYATİ TEHLİKESİ YOK
Tepebaşı'na bağlı Hisar Mahallesi'nde oynanan futbol müsabakasında karşı takım oyuncusuna yaptığı müdahale sonrası kırmızı kart gören A.A., maçın hakemi M.H.'ye kafa attı. Futbolcu tarafından darp edilen maçın hakemi 112 Acil Sağlık ekipleri tarafından Eskişehir Yunus Emre Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Hakem A.A.'nın hayati bir tehlikesinin bulunmadığı öğrenildi.
Öte yandan futbolcu A.A. hakkında adli soruşturmanın başlatıldığı belirtildi.

Bu kadar da olur mu, futbol bu, ölüm-kalım savaşı mı diye kırmızı kart sonrası hakeme kafa atan A.A.yı lanetlediğinizi duyar gibiyim... Lakin, işin aslı acaba ajansların bize aktardığı gibi mi? Bunu asla bilemezdik, taa ki Çukurhisar Spor Kulübü Başkanı çok değerli dostum Mesut Türker'in kişisel facebook hesabından yaptığı açıklamayı okuyana kadar. Ne mi yazmış Mesut başkan:

Kamuoyu Bilgilendirme
06.12.2015 Pazar günü Çukurhisar' da oynan Çukurhisar Spor - Tepebaşı Kolej maçında yaşanan bir olay ile ilgili hem yerel hem de ulusal basında çıkan haberlerle ilgili açıklamamızdır.
Maç sırasında yaşanan olay İHA' nın dağıtmasıyla tüm basın tarafından kullanılan metindeki gibi olmamıştır.
İHA' nın kim tarafından yazıldığı belli olmayan bu metin, Emniyet güçlerinden aldığı "sağır duymaz uydurur" bilgisi saçmalığından başka birşey değildir.
Hakem arkadaşımızın maç sırasında oyun kuralları dahilinde verdiği ve saygı duyduğumuz kararlardan biri olan ikinci kırmızı kart sonrasında, futbolcumuz hakeme itiraz etmek suretiyle üzerine yürümüş ve eliyle hakemi itmiştir. Bu fiziksel temas sonunda hakem yere düşmemiş, haberlere konu olan hayati tehlikesi olacak bir durum olmamıştır.
Maçı tatil etmesinin tek sebebi verdiği yanlış kararların altında daha fazla ezilmesi ve seyirci baskısıdır.
Zaten darp raporu için gittiği hastaneden herhangi bir darp izine rastlanmadığına dair raporu ve emniyette verdiği ifadede oyuncumuzun kafa atması veya bu şekilde bir temasın olmadığı resmi ifadelerinde yer almaktadır.
Fiziksel temas sonucunda şikayetci olduğunu ve maçı tatil ettiği için şikayettinde vazgeçmeyerek yasal prosedürlerin uygulanmasını karşılıklı olarak karar verilmesi sağlanmıştır.
Fakat gelinen nokta itibariyle hakem kardeşimizin, futbolcumuzun içinde bulunduğu bu zor duruma sebep olması yanına kar olarak kalmıştır.
Çukurhisar Spor Yönetimi olarak futbolcumuzun maç stresi ile yaptığı hareketi onaylamadığımızı fakat sonrasında hakem arkadaşımızın fevriliği ile düştüğü zor durumu anlıyor ve futbolcumuzun arkasında olduğumuzu ve bu işi sonuna kadar takip edeceğimizi bilmesini isteriz.
Eğitimsiz insanlara verilen yetki ve sorumluluk sonucunda yaşanan sosyal olaylardan biridir aslında bu hafta sonu yaşadığımız olay. Bir gün öncesinde yönettiği maç hakkında hiç yorum bile yapmıyoruz bu hakem arkadaşımızın. İl Hakem Kurulu başkanımız dahil, hem bu olayın detaylarını, hem de hakem arkadaşımızın niyetini çok iyi bilmektedirler. Gerekli açıklamayı kendilerinden aynı olgunlukla bekliyoruz.
Son söz; Çukurhisar Spor, içinde bulunduğu her lige renk ve heyecan katan, daha iki sezon önce tek bir kırmızı kart görmeyerek en centilmen takım olan, taraftarı ve yeni sahası ile bu liglerin değişmez takımı olan kulübüz hakkında bir olayla negatif algı yaratılmasını kınıyoruz.
Çukurhisar Spor Yönetim Kurulu adına;
Mesut Türker
Çukurhisar Spor Kulübü Başkanı
Sami Yen günlerinde meşhur bir tezahüratımız vardı, "Basın yalan yazıyor, şampiyon olmayınca" diye... Süper lig, amatör lig fark etmez, medyanın eline düşmeyegör, siyahı beyaz, beyazi siyah yapmakta üstlerine yok... Geçmiş olsun Mesut başkan, artık hakemleri de yenmek zorundasınız, kolay gelsin...


14 Kasım 2015 Cumartesi

Fransa'da Katliam





Fransa-Almanya hazırlık maçı esnasında Fransa'da eş zamanlı gerçekleşen saldırılarda 100'den fazla insan hayatını kaybederken, stat etrafında bombaların patlaması maça gelen taraftarlar arasında paniğe neden oldu. Fransız polisi güvenlik gerekçesiyle taraftarlara yeşil zemine alırken, saatler sonrası ortalık yatışınca taraftarların tahliyesine izin verdi...
Hani klişe bir deyim vardır ya "sahalarda görmek istemediğimiz olaylar" diye,
işte bunlar kelimenin tam manasıyla "futbol sahalarında görmek istemediğimiz olaylar"...
Dehşet, korku, terör, sahalardan uzak dursun...


Muslera'nın Oyuncağı




Güney Amerika kıtasında gerçekleşen Ekvator-Uruguay Dünya Kupası Eleme Grubu maçında bizim Muslera sadece top tutmakla kalmamış, bir de sahaya giren hava aracını da yakalamış... "Bi uçan bi kaçan" kurtulur derlerdi, artık uçan da kaçamıyor...

Blog Widget by LinkWithin