24 Haziran 2008 Salı

CSKA Satılık!


Mital'ın önce takımı satın alıp, Bulgaristan piyasasında kendini tanıtıp, istediklerini alamayınca yüz üstü bıraktığı CSKA Sofia, UEFA'dan Şampiyonlar ligine katılma vizesi alamamıştı. Oyunculara ve bankalara olan borçlarını ödeyip Bulgaristan A Grubunda mücadelesini devam etmek isteyen geçen sezonun şampiyonu, elindeki bütün oyuncuların satılık olduğunu ilan etti. Kulübün bu kötü günlerinde "kaptan mevkisine" geçen Emil Kostadinov, gemiyi dalgalı sularda yürütmek için ilk olarak geçen sezon oldukça başarılı bir yıl geçiren ve takımı adına 14 gol atan golcü Nei'nin satılacağını belirtti. Ayrıca, takımın bütcesini sarsacak derecede yüksek "maaş" alan diğer oyuncular da satılık listesinde yer alacaklar. Bunlardan önemlileri de takım kaptanı Tunchev ve Rumen oyuncu Florentin Petre. Her ne kadar iki oyuncu da takımlarında kalacaklarını açıklasalar da, gelebilecek "iyi" fiyatlı teklifler, bu oyunculara forma rengi değiştirtebilir. Özellikle, ülkemiz takımlarına duyurulur. "Oradan buradan" bilinmedik oyuncular transfer etme maceralarına atılacaklarına, komşunun şampiyon takımından oyuncularla kadrolarını güçlendirebilirler... oyuncularını satacak olan CSKA ise gelecek sezon PAF'tan gelecek genç yeteneklerine güveniyor. Haksız da sayılmazlar u19 milli takımında oynayan Tonev ve Dimitar Dimitrov gibi "çaylaklar" kendi liglerinde CSKA ile final oynama tecrübesine de sahipler...

23 Haziran 2008 Pazartesi

İspanya:4-2:İtalya










Goller:
Villa (İspanya): GOL! 1-0
Grosso (Italya): GOL! 1-1
Cazorla (İspanya): GOL! 2-1
De Rossi (Italya): Casillas kurtardı. 2-1
Senna (İspanya): GOL! 3-1
Camoranesi (Italya): GOL! 3-2
Güiza (İspanya): Buffon kurtardı! 3-2
Di Natale (Italya): Casillas kurtardı! 3-2
Fabregas (İspanya) GOAL! 4-2

Luis Aragonés, İspanya Teknik Direktörü: "Ne biz ne İtalya iyi oynadık, tempo oldukça düşüktü ve bu düşük tempoda oyunu hızlandırabilseydik, maçı penaltılara kalmadan kazanabilirdik. Penaltılar galibi belirledi ve ben ülkem ve oyuncularım adına da oldukça büyük bir mutluluk duyuyorum."
Roberto Donadoni, Italya Teknik Direktörü: "Oyuncularım ellerinden geleni yaptılar, terlerinin son damlasına kadar sahada mücadele ettiler. Daha ileriki turlara gidemediğimiz için üzgünüm."


22 Haziran 2008 Pazar

Mauro Boselli



Millet Avrupa Şampiyonası heyecanı yaşarken Kayserispor sessiz sedasız Arjantin pazarına dalmış ve Gökhan'ın boşluğunu Boca Juniors'ın forveti Boselli ile dorldurmaya niyetlenmiş. Tabii, golcü oyuncu "Benim gönlüm İtalya'da "diyerek Kayserispor'un Boca'ya önerdiği 4 milyon avro ile Boselli'ye 3 yıllık anlaşma teklifini geri çevirmiş... Bizim memleketi sevmiyor Ajantinliler, Ortega ve Carrusca pek de iyi bahsetmiyorlar galiba bizden, oysa ki Arjantin futboluna bayılan bir milletiz...

2010'a Isınma Turları

Güney Afrika 2010 için kolları sıvamaya başladı. Afrika’nın telekom şirketi olan MTN’nin sponsorluğun “One Spirit, One Game” (Tek Ruh, Tek Oyun) sloganıyla yola çıktılar. Reklamdaki müzik de hoşuma gitti ismini bulan olursa memnun olurum.

Hollanda:1-3:Rusya










Goller: Van Nistelrooy 86' (Hollanda); Pavlyuchenko 56', Torbinski 112', Arshavin 116' (Rusya)

İsveç'i 2-0 ile geçen Rusları izleyen Van Basten'in o gece uyuyamayacağını ve Hollandalıların çeyrek finalde hiç ummadıkları bir yenilgi alacaklarını belirtmiştik daha önceki maç yazımızda... Laleler diyarının çocuklarının attığı gollere bakıp, çoktan turnuvanın galibibi ilan eden "skor yorumcuları" da dün gece Rusların oyunu karşısında soğuk bir duş almış oldular... aslında Ruslar bir bakıma da 88 Avrupa şampiyonasında biri Marco Van Basten'den gelen iki golle kaybettikleri finalin intikamını da almışlardı Hollandalılardan... ilk maçta Arshavin'siz oynamaya çalışan Ruslar, İspanyollardan beklemedikleri bir yenilgi almış ama Hiddink, takımı çabuk toplamış vearka arkaya seri galibiyetlerle gruptan çıkıp Hollandalıların önüne dikilmişlerdi... Forvette Pavluchenko, önüne gelen pozisyonları golle sonuçlandırsa, maç uzatmaya dahi gitmeyecek ama Rusların "Hakan Şükür'ü" bir gol atıp, benden bu kadar deyince, Hollandalılar da buldukları nadir ataklardan birinde beraberliği sağlayınca uzatmaya gitti maç... İyi ki de gitti ki, Arshavin'i daha fazla izleme şansımız oldu, maç izlerken "Arshavin'e atın şu topu" diye içinden geçirmeyenimiz var mi acaba? Bir de Kolodin çıktı bu maçta sahneye, Sovyet Rusyanın vaktinde zırt pırt uzaya fırlattığı füzeler gibi, kaleye mesafe tanımadan vuruyordu, "helal olsun" çektiriyordu bizlere de televizyon karşısında... Hollanda ise van der Sar2a güvenerek çıkmıştı maça, arkamız sağlamsa, nasılsa bir tane atarız demişlerdi... Bir de ölüm grubundan maç kaybetmeden çıkmanın "fiyakası" vardı... Nistelrooy, Ruslarla boğuşacak Sneijder yakaladığını uzaktan yakından çakacaktı, ama van Basten çok yanılmıştı... defansının "s.o.s" verdiğini ya görmemişti ya da farklı kazanılan maçlar unutturmuştu o bölgedeki zaafiyeti... 10 Kişi kalan Ruslar uzatmalarda ellerine geçen fırsatları golle sonuçlandırınca, tribünleri turuncuya boyayan seyircilere boynu bükük ayrılmak kalmıştı sahadan... Hiddink'in önceki basın toplantısında dediği gibi, Rus futbolu iyi bir yükseliş periyodunda...

Guus Hiddink, Rusya Teknik Direktörü: "Takımdaki bütün oyuncularımla gurur duduyorum, İsveç maçı sonrası elimizdeki kısa zaman dili içinde oldukça iyi hazırlandılar. Sahanın her yerinde biz vardık ve maç bizim hakkımızdı. Hollanda'nın tek gol atma şansı olan serbet vuruşlardan golü buldular ama uzatmalardan harika bir mücadele sergileyen oyuncularım maçı kazanmayı bildiler. Şimdi Kızıl Meydan'ın halini düşünemiyorum, her taraf coşkulu Ruslarla doludur. Bu coşku benim oyuncularıma daha fazla sorumluluk veriyor, Rus halkını sevindirmek için ilerki maçlarda daha da iyi oynamalılar..."
Marco van Basten, Hollanda Teknik Direktörü: " Grup maçlarına göre oyuna daha kötü başladık, bu fiziksel bir şey değil, sinirsel bir durumdu. Ruslar Pavyuchenko ve Arshavin ile gelince, defansımız ileriye fazla yardım yapamadı ve Nistelrooy yalnız kaldı. Ruslar bize göre daha yorgundu ama daha çok koştular ve uzatmaların son dakikalarındaki efor ile maçı kazanmayı bildiler."

Çalım



"Bazen babam bile evde azarlıyor beni neden bu kadar çok çalım atıyorsun diye, ama çalım benim en büyük silahım, dengeli kullandığım zaman çok etkili oluyorum..."

Hasan Şaş
Neden bu kadar fazla topu ayağında tuttuğunu açıklarken

Yorumsuz


- Yorumsuz -

Arda, Hasan Şaş Olur Mu?


  • Robert Pires'e benzetilen Arda Turan için Arsenal ve Newcastle'ın 16 milyon poundu bir kenarda hazır bekletiyormuş...
  • İtalyan devleri Milan ile Juventus da Arda için Galatasaray'ın kapısını aşındırıyorlarmış. Üstelik Milan 20 milyon avro teklif ederken, Juventus da 10 milyon avro ve Monaco'da kiralık oynayan Almiron'u teklif etmiş Galatasaray'a...
  • Rubin Kazan, Gökdeniz'in yanına Arda'yı transfer etmek için 20 milyon avroyu gözden çıkarmış...

Yukarıdaki haberler Arda'nın Avrupa şampiyonasında gösterdiği başarılı performanstan sonra Türk ve Dünya medyasından derlenmiştir, ne kadar doğru ne kadar yanlış yorum okuyucuların, ben rakamların "sallama" olduğuna inanıyorum, Arda gibi topçuya daha fazlası verilir tabii, kimler ne fiyatlara transfer yaptılar ama, şu aşamada yoktur böyle astronomik teklifler... Madalyonun öbür tarafını çevirip, değerlendirmelere başlayalım... Hasan Şaş, 2002 Dünya Kupası sonrası bir çok kulübün dikkatini çekmiş Barcelona, Juventus ve Monaco gibi "devlerin" transfer listesinde yer almıştır. Özhan Canaydın yönetimi Hasan'ı uygun bir fiyata satmayı becerememiş ve "Adanalı" Galatasaray'da kalarak 2002-2003 senesinde aklı hep "Avrupa'ya gitsem nasıl olurdu?" düşüncesiyle oldukça başarısız olmuştur. Söz konusu sezondan sonra Hasan da eski günlerine dönememiş, iki maç oynayıp, üç maç "yatmıştır"... Şimdi aynı tehlike Arda Turan'ın çevresinde dolaşıyor... Modric'in Nasri'nin 21-22li yaşlarında İngiltere'ye transferlerini yaptıkları yerde, Arda Turan yurt dışında oynayamaz mı? Rahatlıkla oynar... Galatasaray onu bırakır mı? Adnan Polat bırakmaz, taraftar gitmesini istemez... Peki, Arda, Hasan Şaş olur mu?

Noluyor Yav?

Fifa 2004'te buna benzer birşey vardı. Bir bilgisayar takımına karşı oynadığımda ne zaman bir gol atsam adamlar birden taktiği değiştirir, gaza gelir, garip algoritmalar devreye girer ve adamlar beni yenerdi. Buna çözüm olarak ben de bekler bekler 85-90 arası atardım golumu maçı çevirmelerine fırsat vermezdim. Hırvatlar da bu oyundan mı esinlendi bilmem bekledi bekledi sayılı saniyeler kala golu atarak bir nevi benim taktiğimi hem de müthiş bir zamanlamayla uyguladı ama bu bile bize geçmedi. Ağzım açık kaldı...

Turnuva boyunca 390 dakika oynadık. Bunların sadece 9 dakikasında galip durumdaydık. Ve şu an yarı finaldeyiz. O zaman maçların ilk yarısını niye izliyoruz ki, bizim maçlar 21.45'te değil 23.00 civarı başlıyor.
Bir de merak ettim acaba cezalı ve sakat oyuncular nedeniyle sahaya çıkacak 11 bulamazsak UEFA fazladan oyuncu çağırmamıza izin verir mi ki? Yoksa eksik mi çıkarız sahaya?

Ağlamak Güzeldir


Ağlamak güzeldir
Süzülürken yaşlar gözünden
Sakın utanma

Ağlamak öfke, delice nefret
Doruklarda aşk, doyumsuz sevinç
Kahreden keder
Kısaca hayat ve nefesin birde nefesindir


Ağlamak, şu gelip geçici dünyada
Herşeye rağmen varolmak demek
Ağlamak, yaşayan binlerce duygu
İnsanca ve coşkulu güzel birşeydir


Ağlamak güzeldir
Süzülürken yaşlar gözünden
Sakın utanma

Ağlamak senin, kara dünyada
Hala sevdiğin ve hissettiğin
Tüm güzelliğin ve çirkinliğinle varolduğundur varolduğundur

Ağlamak, şu gelip geçici dünyada
Herşeye rağmen varolmak demek
Ağlamak, yaşayan binlerce duygu
İnsanca ve coşkulu güzel birşeydir

Ağlamak güzeldir
Süzülürken yaşlar gözünden
Sakın utanma

Not: atv kanalındaki klipten esinlenerek hazırlanmıştır. Sezen Aksu'nun da ağzına sağlık...

21 Haziran 2008 Cumartesi

Hırvatistan:2-4:Türkiye










Goller: Klasniç 119' (Hırvatistan); Semih 120' (Türkiye)
Penaltılar:
Modric (Hırvatistan): Aut!: 0-0
Arda (Turkiye): GOL! 0-1
Srna (Hırvatistan): GOL! 1-1
Semih (Turkiye): GOL! 1-2
Rakitic (Hırvatistan): Aut! 1-2
Hamit (Turkiye): GOL! 1-3
Petric (Hırvatistan): Rüştü kurtardı! 1-3


"Keşke bize Hırvatlar çeyrek finalde çıkmasaydı" derken maç öncesi, Biliç gibi renkli bir antrenörün turnuvada son maçı olmasını istemediğimdendi, ama şimdi böyle bir maçın ancak finale yakışacağından dolayı tekrar diyorum "Keşke bize Hırvatlar çıkmasaydı"... Eve son anda yetişip,maç başladığında masaya oturduğumuzda, kadrolara bakınca beklenen bir takım tertibi çıkarmıştı Fatih hoca... Ben Colin Kazım'ın (İsmi UEFA listesinde Kazım Kazım gözüküyor ama formasında C.Kazım yazıyor nedense) oynaması yanlısı değildim ama ilk onbirde şans vermiş hoca kendisine... Servet bir mucize yapar oynar diye son dakikaya kadar bekledik ama o da insanmış, robot değilmiş, çıkamadı bu maça...Emre ve Gökhan'ın "hata yapmama becerisine" kaldık, top geriye gittiğinde yüreklerin hoplayacağı bir maç başlıyor, hayırlısı diye birayı yudumladık... Diğer maçlara göre de iyi başladık gibi oyuna, top filan tutmaya çalışıyorduk ama gene de ilerde tek kalan Nihat'a şişirme top atma sevdamız bitmedi, oyuncularımız yıllardır "şişir topu Hakan Şükür indirsin" mantığı ile oynayınca, zor oluyor başka sistemlere alışmak... Bir de geride "saatli bomba Rüştü" çıkıverdi ortaya... Kariyerinde Dünya Kupaları, Avrupa şampiyonaları, Şampiyonlar ligi ve bir çok derbi tecrübesi olan Rüştü, daha "rüştünü ispatlayamamış" toy bir kaleci gibi davranmaz mı... "Kaleciliğin en temel kuralı" derdi Turgay Şeren "topa ya çıkarsın ya çıkmazsın. Arada kalmak yok"... Bizim kalecimiz ise kaç kere kararsız kaldı sayamadım. "Lan oğlum, milletin kalecileri yıllar geçtikçe tecrübeleşiyor, bizimkisi ise yaşlandıkça çömezleşiyor, ne iştir bu?" sorusu da maçı izleyen arkadaşın geceye özgü veciz sözüydü... Defansımızın uyumsuzluğu ve ağırlığı, arkaya ve aralara atılan paslarla Hırvatların yakaladığı net pozisyonlarda "kabak gibi" ortaya çıktı ama onların da forvetleri gol atma "kabızlığı" gösterinde yanda Biliç kendini yerden yere attı...Golsüz geçen ilk devreden sonra, ikinci devre de maçın aynı havada oynanacağını herkes düşünmüştür..."Bal yapmayan arılar misali" takımlar yeşil sahada koşturup duruyorlardı...İkinci yarıda göze çarpan önemli atak da Hırvatlardan geldi ki, Rüştü'nün zamanlama hatası ile Oliç golü az daha atacaktı... Bir de Mehmet Topal'ın yarı sahaya yakın yerden vurduğu top, gol olsa "turnuvanın golü" olacaktı. Almanya-Portekiz maçında aynı pozisyon Podolski'nin de başına gelmişti... 90 dakika golsüz bitince, iş uzatmalara kaldı, turnuvanın da ilk uzatmaya giden maçı olmuştu...Bu saatten sonra herkes penaltıları beklemeye başladı, Hırvatlar biraz zorladı kalemizi ama Rüştü bu pozisyonlarda başarılı oldu... Ve mucizelerin gerçekleştiği dakikalar... Acemice hareketlerde bulunan kalecimiz 119. dakikada gol yememize neden oluyor, milletçe yıkılıyorduk...Kaç kişi maçın döneceğini düşünmüştür ki, tek düşünce "hakem az sonra bitirecek maçı" şeklindeydi. Şoktan çıkamamıştı penaltı vuruşlarını bekleyen bünyeler ki o ana kadar ayağıyla vurarak orta sahayı geçirdiği bütün toplar ya taça çıkan ya da rakibe giden Rüştü, bir vurdu, Semih'e gol asisti yaptı...Atatürk havaalanında "küfürlerle" karşılanacak olan Rüştü, bir anda yıldız oluvermişti... Sonrasını bir çok kişi hatırlamıyordur bile...Televizyona baktığımda Biliç yan hakeme isyan ediyordu...Penaltı vuruşlarında zaten bizim kazanacağımız belliydi, Hırvat takımı maçı kaybetmiş gibi "ağladı ağlayacaktı"...Çekirge üç kere sıçradı, bakalım finale sıçrayabilecek mi? Tarih yazmayı seven Fatih Hoca, bu turnuvada da tarih yazdı... Biz milletçe kitap okumayı sevmiyoruz ama Fatih Hocanın yazdığı tarihi zevkle izliyoruz, okuyoruz, yaşıyoruz...
Fatih Terim, Türkiye Teknik Direktörü: "İlk olarak Hırvat takımının oyuncularını ve teknik direktörünü kutlamak istiyorum, mükemmel bir oyun çıkardılar ama bizim oyuncular da çok iyi oynadılar. Maçı kaybetseydik, rakibimiz hak etti diyecektim fakat şans bizimleydi. İki senedir bu takım bir yerlere gelmek için uğraştı ve şimdi hak ettiğimizi alıyoruz. Golü yedikten sonra Arda'ya hemen maçı başlatmalarını söyledim çünkü son düdüğe kadar hiç bir şey bitmez. Hep geriden gelip kazandık, eğer Almanya maçında öne geçersek, onlara başka bir sürprizimiz olur. Turnuvanın en özel takımıyız..."
Slaven Bilić, Hırvatistan Teknik Direktörü: "Bu müthiş mücadelede yer alan herkesi kutluyorum, inanılmaz bir şekilde sona eren bir maç izlettil taraftarlara. Maçta üstün olan bizdik ve bir çok pozisyon bulup değrlendiremedik. Türkiye ise oldukça şanslıydı, eğer bu şansları ve sonuna kadar mücadele azimleri devam ederse finale kadar giderler ama Almanya bir gün daha fazla dinlendi ve Türkiye'nin cezalı ve sakat oyuncuları oldukça fazlalaştı."

20 Haziran 2008 Cuma

Nasri "Topçu" Oldu



Fransa'nın genç yeteneği Samir Nasri'nin resmen Arsenalli olması için sadece sağlık kontrollerinden gelecek olumlu rapor bekleniyor. Marsilya kulübün "uyanık" başkanı Pape Diouf "Arsenal ile 13 milyon pounda anşaltık ve Samir 4 yıllık kontrat yapacak Londra takımyla ama şu an resmi bir sözleşme yok, sağlık kontrollerinden gelecek sonuçlar bekleniyor" diyerek transferi doğrulamış... Arsene Wenger, 17 yaşındaki Ramsey'den sonra 20lik Nasri'yi de alarak takımı iyice gençleştirme hesapları içinde... Adebayor Milan'a gidip gitmeme arasında karar verir ve takımda kalırsa, Rosicky ve Nasri'nin asistleriyle seneye tribünlere"gol orgazmı" yaşatır...

Benitez'in Silva Israrı



Rafa Benitez, David Silva'yı Liverpool'a transfer ediporta saha ve forvette bir İspanyol birlikteliği ile Avrupa'yı sarsmayı hedefliyor. Avrupa Şampiyonası maçları sırasında İspanya milli takımı ile başarılı maçlar çıkaran Silva ve Torres'in, aynı performansı Kop tribünü önünde de göstereceklerini düşünen Rafa, Valencia'li topçu için para kaynakları yaratma derdinde. İspanyol kulüp golcü oyuncusu için 20 milyon pound isterken, bu fiyat Benitez'i zora sokmuştu çunkü "kurt hoca" Gareth Barry ve Andrea Dossena'yı ilk olarak transfer etmek istiyordu ama Riise'nin 4 milyona Roma'ya gitmesi, Xabi Alonso, Peter Crouch, Scott Carson ve Jermaine Pennant'ın satışlarından gelecek para ile David Silva için gerekli para sağlanabilecek. Ayrıca, İspanyol kulübün paraya sıkışık olması ve "trink" parayı görünce oyuncunun fiyatını düşürebileceği de Benitez tarafından hesaplanmış... Hal böyle olunca, İspanya milli takımının iki başarılı oyuncusuna sahip olacak olan Benitez, bir yerden para "ayarlar" da bir de David Villa'yı kazandırısa takıma, Kop tribünü heykelini deker Rafa'nın...

Reiner Hollmann Mısır'a Döndü

1993'te Kallinin sağlık sorunları nedeniyle görevine devam edememe ekolünden gelen ilk antrenördü. Fena da gitmemişti Galatasaray'da işler onun zamanında. İlk kez bir Türk takımı Şampiyonlar Ligine katıldı. Şampiyon da oldu o senenin sonunda. Sonra Galatasaray'ı Fatih Terim zamanına kadar sürecek Fetret Devrine bırakıp gitti hala neden olduğunu bilmediğim sebepten. Kendini de garip bir sürece itti nedense. Bir süre 2.Bundesligada dolaştı, Mısıra oradan da Arap Emirliklerine gitti. Kahirenin iki ezeli takımı İsmaili ve Zamalek'in transfer etme yarışından sonra bu sene Zamalekle çalışmaya karar verdi. Ne yapmaya çalışıyor amacı nedir bilemiyorum ama başarılar diliyoruz...

Portekiz:2-3:Almanya










Goller: Nuno Gomes 40', Postiga 87' (Portekiz); Schweinsteiger 22', Kolse 26', Ballack 61' (Almanya)

Bizim grubu lider tamamlayan Portekiz ile Löw'süz Almanya'nın maçının heyecanlı geçeceği belliydi daha maç başlamadan... Almanlar turnuvaya muhteşem başlamış ama sonrasında sendelemiş, Avusturya maçında Ballack'ın golü ile düşmekten kurtulup yürüyüşüne devam etmişti. Scolari'nin takımı ise Deco-Ronaldo-Simao gibi ayağına hakim topçularla izleyenlere zevk veriyordu. Bu takıma Quaresma'nın neden alınmadığını sorup duruken kendime, bu gece de Scolari kendisini almanya maçında oynamaya uygun görmemişti, oysa Löw Schweinsteiger'i bu kritik maçta oynatma silahını kullanmıştı. İşte maçın kilit noktası da bu oyuncu tercihleri oldu bana göre... Schweinsteiger oraya gitti, buraya gitti, yattı kalktı ve 22de Podolski'nin ortasına bir vurdu Portekizlileri şakına çevirivirde. Öyle şaşırdlar ki, çünkü "nasılsa bu maçı alırız" havası vardı, kendilerine gelmeden aval aval bakınırken, Klose'yi unutuverdiler arka direkte ve daha dakikalar 30ü göstermeden 2-0 yenik duruma düştüler... 2-0dan maç çevirmek bizim takıma özgüdür, herkes kolay kolay başaramaz, başaramadı da Ronaldo'nun arkadaşları ama 4 turnuvada da gol atma becerisi gösterme şerefine eren Nuno Gomez'in golü devreye giderken ümit verdi Kırmızı formalılara... İkinci yarıya oyunu çevirme iştahıyla başlayan Scolari'nin hayallerini Ballack yıkıverdi... Gol öncesi açık bir itme olduğunu kendisi de inkar etmez zannederim ama futbol artık temiz değil, zaten saf kalan ne var ki artık dünyada...Bu satırları yazarken atv televizyonunda Kazım Kanat "futbol budur" derken, Ahmet Çakar "Ballack emek hırsızlığı yaptı" diye kendini yırtıyordu... Sonrasında Scolari oyuna Nani ve Postiga'yı alarak, bütün riskleri de aldı ama Simao nedense hep topla buluşmayı yeğledi, ayağına gelenleri de ya vurdu auta ya da kaleciye ortaladı. Çocukluğumuzda nedensiz her turnuvada desteklediğimiz Almanya'nın gol yemesini istiyordum Ballack'ın o "içime sinmeyen" golünden sonra ve maç biterken Nani ortaladı Postiga çaktı kafayı. "Hadi be bi' tane daha" demeyen bir tek Almanlar vardır herhalde o anda maçı izleyenler arasında, ama olmadı, vakit yetmedi, Panzerler "turnuva takımı" olduklarını bir kez daha gösterdiler, "yemişim sistemi top ayağıma yakışırken" diyen Portekizliler ise Lisbon yolunu tuttular... Evine gidecek bir kişi de maçın hakemi Peter Fröjdfeldt olacaktır kesin... Bu yazıya Podolski'nin vurduğu o füzeye değinmeden son verirsem, güzel futbola ayıp etmiş olurum, kalenin bir iki karış yanından giden o top gol olsa, bırakın turnuvanın, senenin golü olurdu... Kısmet değilmiş topla ağların buluşması...
Hans-Dieter Flick, Almanya Yardımcı Antrenörü:"Maçın başından sonuna kadar iyi bir mücadele sergiledik. Tam bir turnuva takımı olduğumuzu gösterdik. Defansımızı sağlam kurduk ki Portekiz pozisyon bulamadı ve duran toplardan gol atacağımıza emindim, attık da..."
Luiz Felipe Scolari, Portekiz Teknik Direktörü: "Almanya ile karşılaşacağımızı düşünmemiştik, onların da gruptan birinci çıkacaklarını zannediyorduk ama onlar ikinci çıktı. kaliteli bir takımla oynadık ki duran toplarda oldukça başarılılar. Ballack ve Klose gibi oyuncuları tutmakla görevlendirdiğim adamlar serbet vuruşlarda başka adamları tutunca, bunun pahalı ödedik.Takımın ilk dörde kalamamasında tek suçlu benim, çünkü kadroyu da oyuncuları da seçen benim."

O... Çocukları



Hıncal Uluç'u sevmem, seveni vardır, üstad diye hitab eden vardır, söylediklerini kaale almayan vardır, vardır da vardır ama bugünkü yazısında hiç de haksız değil Hıncal Uluç... Maçlar sonrası eline tabancasını alan başlıyor ya havaya saydırmaya, o merminin nereye gideceğini düşünmeden... Çek maçı sonrası yine bildik senaryolar yaşanmıştı memlekette ve yine kan karışmıştı galibiyet sevincine... Bu olaya isyanını dile getirmiş Hıncal Uluç, katılmamak elde değil, buyurun okuyun:

İNŞALLAH ELENİRİZ!..
İnanın fena halde böyle diyesim geliyor.. Hatta çıkıp duaya çağırasım geliyor, mahalleyi..
Bu kahrolası Allah'ın belaları yüzünden, hem de ulusça en ihtiyaç duyduğumuz günlerde zafere lanet edip, yenilgi dilenesim geliyor..
Hep ayni hikâye.. Hep ayni trajedi..
Bir futbol maçı kazandık mı patlayan tabancalar ve durup dururken ölen masumlar..
Çek maçı biterken, Sevgili spiker kardeşim Melih sevinç çığlıkları atma yerine öğüt veriyordu başımıza gelecekleri bildiği için.. "Sakın silaha sarılmayın, sakın şarjör boşaltmayın.. Masumları öldürmeyin" diye..
Ama sarıldılar.. Cinsel iktidarsızlıklarını, eksik erkekliklerini saklamak için her fırsatta silaha sarılanlar, güya havaya saydırdıkları kurşunlarla gene, zaferi kana boyadılar.
Yığınla yaralı var.. 12 yaşındaki İzel şimdi yoğun bakımda yaşam savaşı veriyor. Çıkar mı belli değil.. Çıksa bir daha sağlıklı olur mu belli değil?..
Söyler misiniz, dünyada hangi maçı kazanmak buna değer?.
İnsan canından kıymetli bir şey var mı?. O canın bedeli var mı?..
Her zaferin ardından bu haberleri kanıksadık. En acısı da bu.. Kanıksamak.. Ateş düştüğü yeri yakıyor, ötesinin umurunda değil.

O.. ÇOCUĞUNU KİM DURDURACAK?
Bu ülkede medya medya olsa, gerçekten dördüncü güç olsa, bu yasa değişmez mi?.. Caydırıcı hale getirilmez mi?. Kutlamalarda silah gösteren ve sıkanların hayatını kaydırsak, bir daha sayabilir mi, hayvan oğlu hayvan?..
Medya medya olsa, bu Meclis'i yeni yasaya zorlamaz mı, insanlarımızın canı için..

Sıkanlar bu Meclis'te.. Milletvekili, hatta bakan var, sıkan, sıkanı teşvik eden.. O zaman İmam cemaat hikâyesi.. O film adına geçen O. Çocuğunu kim durduracak?..
Hırvat zaferi kaç cana mal olur, düşünebiliyor musunuz?..
Türkiye, yarı finale, finale çıkarsa, hele bir de Maazallah şampiyon olursa kaç masum ölür?..
Kızar mısınız bana "İnşallah eleniriz" dersem?..

19 Haziran 2008 Perşembe

Riise, Roma'lı Artık



Geçen sene şampiyonlar ligi yarı finalinde Chelsea maçında son dakikada kendi kalesine attığı gol ile Liverpool2un hayyalerini yıkan Riise, artık İngiltere'de duramazdı ve Roma ile her konuda anlaşarak seneye İtalya'da forma giyecek. Aslında bu transfer hem Riise için hem de Benitez için yararlı oldu, Norveçli oyuncunun satışından Liverpool 5 milyon avro kazanırken, Riise de yedek kalmaktan kurtulup İtalya'nın şampiyon adayı Roma'sına transfer oldu...

Brezilya:0-0:Arjantin




Avrupa'da euro2008 heyecanı yaşanırken, Amerika kıtasında da 2010 Dünya kupasına katılabilme telaşı son süretle devam etmekte. Geçen akşam, Uruguay, Peru'yu dağıttıktan sonra, bu gece de Brezilya ile Arjantin golsüz beraber kaldılar. İlk yarı boyunca iki takım da gol atmaktan çok gol yememeyi düşününce, bir iki pozisyon dışında tehlike girişimi olmadı iki kalede. İkinci devre de ise misafir Arjantin pozisyonlar buldu ama onlar da gol kaydetme becerisi gösteremdiler. Bu beraberlik ile Brezilya grupta 4. sırada yer alırken, Arjantin ise 13 puanlı Paraguay'ın arkasından 11 puanla ikinci sırada yer alıyor. Bundan sonraki maçlarda arjantin eylül ayında liderle oynarken, Brezilya Şili deplasmanına gidecek.

Brezilya: Julio César, Juan, Maicon, Gilberto, Lucio (capt), Miniero, Gilberto Silva, Julio Cesar Baptista, Anderson (Diego, 34), Adriano (Luis Fabiano, 71), Robinho.

Yedekler: Doni, Josué, Daniel Alves, Thiago Silva, Alexandre Pato.

Teknik Direktör: Dunga.

Arjantin: Roberto Abbondanzieri, Javier Zanetti, Gabriel Heinze, Jonás Gutiérrez, Fabricio Coloccini, Nicolas Burdisso, Juan Riquelme (Sebastián Battaglia, 83), Julio Ricardo Cruz (Sergio Leonel Aguero. 68), Javier Mascherano, Fernando Gago, Lionel Messi.

Yedekler: Jonathan Bottinelli, Juan Carrizo, Rodrigo Palacio, Gonzalo Javier Rodriguez, Maxi Rodriguez.

Teknik Direktör: Alfio Basile.

Iska


Göztepe-Afyon Karahisar maçında Göztepeli taraftarın fıtbol oynama merakı! depreşiyor ve sahaya giriyor, tekmeyi de topa değil Afyonlu oyuncuya sallıyor... İyi ki ıskalıyor, ya hedefe isabet ettirse...

Yunanistan:1-2:İspanya








Goller: Charisteas 42'(Yunaistan); De la Red 62', Guiza 88'(İspanya)

Son şampiyon az kalsın gol atamadan dönecekti ülkesine bereket Charisteas ilk devre biterken "onur sayısını" attı Yunanlıların ama bu gol komşunun puansız Atina'ya dönmesine yetmedi. Bir de kaleci Nikopolidis son maçında gol yemeden noktalayabilseydi milli takım kariyerini, hem ülke puan alırdı, hem de başarılı bir "finiş" yaşardı tecrübeli kaleci. Bunların olmasına Aragones'in İspanya'sı izin vermedi ve üçte üç yaparak çeyrek finale yükseldiler... Klişe bir söz vardır,"Yedeklerle çıkacaklar, maça asılmayacaklar" diye, oysa yedeklerle çıkılan maçlar en tehlikeli maçlar olmaktadır. İlk onbire giremeyen futbolcular, böyle bir şans yakaladığı anda elinden gelenin en iyisini yapıp, çift kişilik koşup maçı takımına kazandırmasını biliyorlar, dün gece İspanya'da, iki akşam evvel Hollanda'da olduğu gibi...
Luis Aragonés, İspanya Teknik Direktörü:" İlk yarı rakibin temposuna ayak uydurduk ama ikinci yarı kendi oyunumuzu oynayarak galibiyeti yakaladık. Daha fazla da atabilirdik ama olmadı. Kısa bir zaman dilimine sıkıştırılan turnuvalarda takımlar oyuncularını dinlendiriyorlar ben de bugün bunu yaptım ki İtalya maçına zinde çıkalım. Çeyrek finalde rakibimizin İtalya olduğunu unutup, kendi oyunumuzu oynarsak, yarı finale çıkan takım biz oluruz."
Otto Rehhagel, Yunanistan Teknik Direktörü:" Burada keşke beraber kalabilseydik, sahada ellerinden geleni yapan oyuncularım en azından hak ettiklerini alırlardı. Ama İspanya takımı bizden daha iyi oynadı ve goller buldular. Hep dediğim gibi gol atmakta zorlanan bir takımız ve gol yediğimiz zaman çıkaramıyoruz. Olan oldu ve artık Dünya Kupası elemelerini düşünmeliyiz."

Blog Widget by LinkWithin