9 Temmuz 2011 Cumartesi
Komşudaki Piliç
Son isim: Darius Songaila

Galatasaray'ın uzun süredir bir uzun alıp transferi kapatacağı söyleniyordu. Bir çok oyuncunun ismi anıldı. Son olarak ismi hiç geçmeyen biri geldi ve Darius Songaila Aslanlar kervanına katılmış oldu. Songaila, Litvanya'lı ve Litvanya ekolünde kazandığı takım oyunu, mücadele, ikili oyun anlayışları ile en bariz olarak da adeta atalarından miraz olan ve bütün Litvanya'lı basketbolscuların alameti farikası olan şut yeteneği ile yıllardır basketbol piyasasında üst seviye oyun oynadı. Avrupa kariyerinin ardından Tim Duncan'ın okulu olarak bilinen Wake Forest'da kolej kariyerini tercih eden Songaila 2002 draftinde Boston tarafından seçilip hakları Sacramento'ya takas edilmişti. Draft sonrası bir sezon Avrupa'da oynamayı tercih eden Songaila ertesi sezon Sacramento'ya geri dönüp Amerika macerasına başlamıştı Burada başlayan Nba kariyerinde kendisine önemli bir yer edinen Litvanya'lı 8 yıldır basketbolunu Amerika topraklarında idame ettirmekte idi. Ayrıca Yazları da sakatlığı olmadığı dönemlerde düzenli bir şekilde Milli formayı da terletmişti. Özellikle 2003'de şampiyon olan takımda yıldızını parlatan Songaila, daha sonra milli takım için en önemli uzun konumuna gelip 2005 ve 2007'de çok başarılı turnuvalar geçirdi. 2007'deki oyunuyla taraflı tarafsız herkesin beğenisini kazanan Litvanya'lının çeyrek finaldeki performansını herkes hatırlar. Oradan bugüne ise yaş 33'e gelip basketbolunun olgunluk döneminde Galatasaray formasını terletmeyi tercih etti.
Songaila 2.06'lık boyu ile pivot pozisyonunda adı geçse de aslında iyi bir 4 numara pozisyonu oyuncusudur. Üst düzey orta mesafe şutu ile hücumda etkili olan Songaila, savunmada da aktif ve atletik özellikleri ile ribauntlar konusunda bulunduğu takımlara her zaman önemli katkı vermiştir. Takım oyununa sadık kalan anlayışı, süre derdi olmaması, kazanma arzusu, isteği, hırsı ve güçlü fiziği ile takıma bolca katkı sağlayacaktır. Özellikle pick&roll oyunundaki üstün yeteneği Galatasaray takımının bu sezon tam anlamıyla 2'li oyunlara yöneleceğini gösteriyor. Ayrıca Songaila'nın orta ve uzak mesafe şutunun olması pick&pop oynama kalibresini de ortaya çıkaracaktır. Galatasaray'ın elinde 3 tane ikili oyun üstadı oyun kurucu(Ender-Lakovic-Tutku) üç tanede bitirici uzundan(Furkan-Andric-Songaila)oluşan bir yapı oldu. Bakalım bu sezon yapı nasıl şekillenecek. Songaila, Oktay hoca'nın üstün zekası ile karar verdiği yine çok isabetli bir transfer. Galatasaray bu sezon bir tık öteye çıkabilmek için tüm hamlelerini yapmış oldu. Hadi hayırlısı, yeni sezonu sabırsızlıkla beklemekteyim kendi adıma...
8 Temmuz 2011 Cuma
Tebrikler Sinem
7 Temmuz 2011 Perşembe
Kobe İle İrtibata Geçeceğiz
EuroLeague Yolunda ilk Rakip: Paok

Bu sezon başarı çıtasını daha da üste koymaya çalışan takımımız için olmazsa olmaz bir hedef EuroLig. Wildcard'ı alabilmek için çok fazla uğraştık ancak Basketbol adına Avrupa arenasında pek fazla atılımımızın bulunmamaından kaynaklı ön elemelerden başlamak suretiyle bize bir yol çizilmiş oldu. Bu noktada ise rakibimiz-daha doğrusu ilk rakibimiz- Yunan ekibi Paok oldu. Paok hakkında çok fazla bir bilgim yok. Halihazırda Yunanistan'daki ekonomik kriz onları da mutlaka etkilemiştir. Kadrolarına baktığımda öyle çok üst düzey oyuncular bulunmuyor. Önemli oyuncular için de Rawle Marshall'ı, Nba patentli Robert Dozier'ı, Todor Gechevski'yi ve Mihalis Giannakidis'i sayabiliriz. Paok'u Paok yapan ateşli ve basketbolu bilen taraftarıdır. Biz Paok'u rahat geçebilecek güçteyiz. Şayet maçlar Yunanistan'da oynanırsa sadece atmosfer zorlayabilir. Gurup maçlarının İstanbul'da oynanması için kulübümüz Uleb'e girişimde bulunmuş. Maçlar da İstanbul'da oynanırsa işin kaymağı olur. Resmi site adına Eren Paok'u tanıtan bilgi hazırlamış. Biz de o bilgileri burada da paylaşmış olalım.Ayrıca bu turu geçtiğimizde rakibimizin Asvel-Gravelines maçının galibi olacağını, elemenin final maçında ise diğer gurubun takımları olan Lietuvas Rytas-Buducnost eşleşmesi ile Cibona Zagreb - Cholet Basket eşleşmesinin galiplerinin yapacağı karşılaşmadan tur atlayan taraf olacağını belirtelim. Buradan da galip çıkarsak Eurolig'de statü gereği C gurubunda, Real Madrid,Maccabi Electra Tel Aviv,Partizan ve Anadolu Efes takımlarıyla top 16 mücadelesi verecek. Şimdiden hayırlı olsun.
-------------------------------------------------------------------------------------
Rakibimizi Tanıyalım: PAOK BC
1926 yılında Yunanistan'ın Selanik şehrinde İstanbul'dan göç eden Yunanlılar tarafından kurulan kulüp, basketbol şubesini 1928'de açtı. Yunan Ligi'nde 1959 ve 1992'de olmak üzere iki şampiyonluğu bulunan PAOK, 1980'lerden itibaren büyük bir takım olarak anılmaya başladı.
Yunanistan temsilcisi 1991'de İsviçre'nin Cenevre şehrinde düzenlenen finalde, CAI Zaragoza'yı 76- - 72 yenip Saporta Kupası'nı kazandı. PAOK, 1992 Saporta Kupası finalinde Ricky Brown'un son saniye basketine engel olamayıp 63 - 65'lik sonuçla ayrıldı parkeden. 1993'te Atina'da düzenlenen Euroleague Final Four'a kalıp, yarı finalde Tony Kukoç liderliğindeki Benetton'a 77 - 79'luk skorla boyun eğdi siyah beyazlılar. 1994'te Prelevic, Berry ve Zoran Savic'li kadrosuyla iki maç üzerinden oynanan finalde Stefanel Trieste'yi geçen PAOK, Koraç Kupası'na uzandı ve aynı sezon Yunanistan Ligi final serisinde Olympiakos'a kaybetti. İlk Yunanistan Kupası'nı 1984'te kaldıran takım, 1995 ve 1999'da da bu başarıya ulaştı. Yine 1998 ve 2000 yıllarında Yunanistan Ligi final serisine gelip, şampiyonluk hasretini dindiremedi PAOK.
Tarihinin en parlak dönemini 1990 - 2000 yılları arasında geçiren Yunan temsilcisi, 2000'den itibaren o pırıltılı günleri bir kez daha göremedi. PAOK, 2004 - 2005 sezonu ULEB Kupası Çeyrek Finali'nde, kupayı şampiyonlukla bitiren Lietuvos Rytas'a elendi. Yunanistan Ligi'ndeyse en iyi dereceleri 2009 - 2010'da beşincilik ve geçtiğimiz sezonda üçüncülük oldu.
Yunanistan Ligi Play Off Yarı Finali'nde elenen düşman kardeşler PAOK ve Aris, üçüncü ve son Euroleague biletini almak için beş maçlık bir seri oynadılar. Seride 2 - 1 geriye düşen PAOK ezeli rakibi Aris'i son iki maçta yenip seriyi 3 - 2'ye getirdi ve ön elemelerde oynamaya hak kazandı.
PAOK maçlarını, 2000 yılında açılan 8500 izleyici kapasiteli PAOK Sports Arena'da oynuyor ve bu salon, Efes Pilsen'in üçüncülükle bitirdiği 2000 Euroleague Final Four'a ev sahipliği gösterdi.
PAOK'un antrenörlüğünü geçtiğimiz günlerde sözleşmesini üç yıl daha uzatan Yunanlı Soulis Markopoulos yapıyor. 1993 - 1994, 2005 - 2006 sezonlarında PAOK'u çalıştıran Markopoulos 2009 - 2010 sezonundan bu yana da takımın başında yer alıyor. PAOK'un başında 130 maça çıkan Yunanlı antrenör, bu maçların 79'undan galibiyetle ayrıldı.
PAOK kadrosunda ana hücum silahı olarak Yunanistan Ligi'nde 16.5 sayı ortalamasına ulaşan forvet Rawle Marshall'ı bulunduruyor. Yine oyun kurucu olarak Dante Stiggers ve şutör guard olarak Dionte Christmas tercih ediliyor. Pivot bölgesinde 2009 NBA Draftı'nda Miami Heat tarafından 2. tur 60. sıradan seçilen 25 yaşındaki Robert Dozier ve ribaund uzmanı, basketbol zekası yüksek 33 yaşındaki Makedon Todor Gechevski'yi dönüşümlü kullanılıyor. Atletizmi ve çok yönlülüğüyle guard Mihalis Giannakidis, tecrübeli forvet Georgios Dedas, bir diğer forvet Zvonko Buljan, kenardan gelip takıma yer kaplama ve agresiflik kazandıran genç yetenek Dimitris Kalambakas, guard Giorgios Apostolidis de takımın diğer parçaları.
PAOK ateşli taraftarının da etkisiyle yarışmacı ruhunu, onurunu ve azmini taşımaya devam ediyor.
PAOK'un 2010 - 2011 sezonu kadrosu şu oyunculardan (forma numara / isim / mevki / boy / doğum tarihi sıralamasıyla) oluşuyordu;
4 Rawle Marshall - Forvet - 2,01 m - 1982
5 Dionte Christmas - Guard - 1,96 m - 1986
6 Dimitris Arapis - Forvet - 2,02 m - 1990
8 Giorgios Apostolidis -Guard - 1,97 m - 1984
9 Georgios Dedas - Forvet - 1,98 m - 1980
10 Robert Dozier - Pivot - 2,06 m - 1985
11 Dante Stiggers - Guard - 1,88 m - 1982
12 Zvonko Buljan - Forvet - 2,06 m - 1987
13 Mihalis Giannakidis - Guard - 1,92 m - 1988
14 Nikos Kalles - Pivot - 2,11 m - 1987
15 Todor Gechevski - Pivot - 2,10 m - 1977
16 Dimitris Kalampakas - Forvet - 2,02 m - 1989
17 Pavlos Savides - Guard - 1,82 m - 1992
18 Mihalis Kazakos - Guard - 1,93 m - 1992
19 Anastasios Spyropoulos - Fovet - 2,05 m - 1995
Antrenör: Soulis Markopoulos
Sen de Artık Herkes Gibisin
Artık bir sihirsiz nefes gibisin.
Şimdi tâ içinde bomboş kalbimin
Akisleri sönen bir ses gibisin.
Mâziye karışıp sevda yeminim,
Bir anda unuttum seni, eminim
Kalbimde kalbine yok bile kinim
Bence artık sen de herkes gibisin
Yukarıdaki fotoğraf için biz her ortamda Ümit Karan'ı savunacak bir şeyler bulurken, ne kadar da "romantik" ve saf duygularla bakıyormuşuz bu ayak topu işine...
Oysa ki, Alpaslan Abiden ultrAslan t-shirtünü alıp sırtına geçiren, göğüsüne GS yazdıran, koluna aslan dövmesi yaptıran ultrAslan kAran, Feberbahçe'nin şampiyonluğu için para alışverişi yaparken yakalanmış emniyet birimlerine...
Yazık...
Nazım'la bitirelim o zaman biz de:
Mâziye karışıp sevda yeminim,
Bir anda unuttum seni, eminim
Kalbimde kalbine yok bile kinim
Bence artık sen de herkes gibisin
6 Temmuz 2011 Çarşamba
12 Dev Adam İçin Aday Kadro Belli Oldu

Basketbol adına çok yoğun geçen 2 aydan sonra artık yeni bir heyecan başlamış durumda. Her ne kadar Avrupa Şampiyonası 31 Ağustos'ta başlayacak olsa da hazırlıklar 10 Temmuz'da itibaren başlamış olacak. Gündem'de büyük ihtimal bu döneme kadar şike iddiaları ile yoğun olacak. Kadro açıklandı. Kişisel olarak kadroyu beğensem de bir kaç itirazım da olacak. Öncelikle aday kadroda kimler var dersek:
Sertaç Şanlı - Galatasaray
Ender Arslan - Galatasaray
Furkan Aldemir - Galatasaray
Barış Ermiş - Banvit
İzzet Türkyılmaz - Banvit
Cenk Akyol - Andolu Efes
Kerem Gönlüm - Anadolu Efes
Kerem Tunceri - Anadolu Efes
Doğuş Balbay - Anadolu Efes
Sinan Güler - Anadolu Efes
Emir Preldzic - Fenerbahçe Ülker
Oğuz Savaş - Fenerbahçe Ülker
Ömer Onan - Fenerbahçe Ülker
Ömer Aşık - Chicago Bulls
Semih Erden - Cleveland Caveliers
Ersan İlyasova - Milwaukee Bucks
Hidayet Türkoğlu - Orlando Magic
Enes Kanter - Utah Jazz
18 kişilik kadro bu şekilde oluştu. Aday kadro için tek itirazım ve serzenişim Cenk Akyol adına. Bütün bir sezon boyunca yatan, Ufuk Sarıca'nın Efes'in başına gelmesi üzerine çok büyük şans yakalmasına rağmen onu da kullanamayıp az süre alarak sezonu kapatan bir oyuncunun kadroda yer almasına şaşıyorum. Evet bu durum 12 kişilik kadroda yer alacak olması demek değil. Ancak 18 kişilik kadroda yer almasının bile sezon içinde çok iyi performans sergileyen Türk oyunculara haksızlık olduğunu düşünüyorum. Özellikle bu sezona oyunlarıyla damga vuran Nedim Yücel ve Tutku Açık'ın aday kadroya çağırılmayı fazlasıyla hakettikleri aşikar. Bir başka gariplik ise ligde final oynayan Galatasaray'dan sadece Sertaç'ın çağrılması. Final oynayana tabiki kayırma durumu olmayacak ama Galatasaray'lı Türk oyuncuların performansı da yabana atılmış oluyor. Ender ve Furkan'a sevinsek de onlar yeni transfer ve eski kulüplerindeki performanslarının bunu sağladığını düşünmekteyim.
Bunların dışında kadroya genelden bakarsak, dengeli ve çok başarılı olabilecek bir harç olduğu görülüyor. 50 günlük kamp maratonunda özellikle Furkan, İzzet, Sertaç, Doğuş, Cenk gibi oyuncuların hem sonraki yıllar için hazırlık olduğunu görmeleri, hem de antrenmanlarda opsiyon olarak kullanılmaları sağlanacaktır. Geriye kalan kadroda 12 kişinin belirlenmesinde sakatlıklar ve performans etkili olacak. Zaten dünya ikincisi olmuş kadro tamamiyle bu aday kadroda yer alıyor. Yeni oyuncularımız ise abilerinden tecrübe ve farklılık konusunda önemli dersler alacaklardır. Son iki şampiyonada çok iyi grafik sergiledik. Başarımızın "Ev sahibi" olma ile sınırlı olmadığını göstermemiz gerekiyor. Hem gurup maçlarında hem de sonraki turlarda yolumuz çok zorlu. Ancak tüm bunların üstesinden gelebilecek bir kadroya sahibiz.
2 Temmuz 2011 Cumartesi
Lakovic Aslan oldu

Galatasaray basketboldaki hamlelerine bir yenisini ekledi ve dünyaca ünlü, yıldız oyun kurucu, Sloven Jaka Lakovic'i kadrosuna kattı. Uzun yıllar boyunca üst seviye basketbol oynayan Lakovic'in en önemli özellikleri hızı, ikili oyunlardaki üstün becerisi ve can yakıcı üçlükleri. Ayrıca bir winner olması, Eurolig, Avrupa ve Dünya şampiyonaları tecrübesi ve oynadığı tüm takımlarda lider karakterini sahaya yansıtması büyük artıları olarak göze çarpıyor. Ender ve Gordon ile penetre üzerine sık giden, Lakovic ve Tutku ile de ikili oyunları daha sık oynayabilecek bir guard rotasyonu oldu. Ender'in milli takımdaki gibi yer yer çift guardlı sistemde 2 numara oynayacağını düşünüyorum. Neyse, teknik değerlendirme sonra... Gaza gelmeyelim. Lakovic gibi büyük bir basketbolcu Galatasaray camiasına ve taraftarlarına hayırlı olsun. Galatasaray gün ve gün bu sezonun üstüne koymaya devam ediyor. Karakter zaten oturtulmuştu...
Peri Masalı Mutlu Sona Eriyor

Aslında masal sözcüğünü kullanmamamız gerekiyor sanırım. sonçta ortaya çıkan tablo gerçek ama isim de pek hoş durduğu için kullanıyoruz. Dün rakip Fransa'ydı. Son şampiyona karşılık ben Litvanya'nın gelmesini tercih edeceğimi söylemiştim. Yanıldığım için çok mutluyum çünkü kızlarımız dün bir kez daha inancın, karakaterli, kimlik sahibi bir takım olmanın önemini bir kez daha hatırlattılar. Geri düştüler, öne geçtiler, yoruldular, maç uzatmaya gitti ama uzatmada sadece 2 sayıya izin verip rakipleri Favori Fransa'yı darmadağın ettiler. Finale çıktılar. Ancak bir şey var ki ntvspor'un bu şampiyonayı yerinden takip etmek yerine, Türkiye'de stüdyodan anlatmaları çok kötü durdu. Final maçına giderler artık. Her ne kadar telefon bağlantıları bile bizi çok mutlu etse de görüntünün tadı ayrı. Finalde rakip Rusya. Gurup maçlarında yenilmiştik ancak guruplardaki Türkiye ile şimdiki Türkiye arasında fark çok.(tabi Rusya adına da) Ben bu savunma ve inancı gösterdiğimiz sürece rus uzunlarını devre dışı bırakacağımızı düşünüyorum. Bu turnuva bir kez daha gösterdi ki; turnuvalara nasıl başladığınız değil nasıl bitirdiğiniz önemlidir. Kalbimiz sizinle periler.
(Bu arada Nevlin'in basketi üzerine ağlayan çocuğa çok üzülsem de olayın tesadüf olduğunu düşünüyorum. Çocuğa annesi istediğini vermemiş olabilir. Ama hoş bir enstantene oldu.)
1 Temmuz 2011 Cuma
Lokavt& NBA ve Kafa Karıştırıcı Sorunlar

Nba'de yıllar sonra takım sahipleri ile oyuncular anlaşamadı. Bunun karşılığında ise yine Lokavt ilan edildi. Son lokavt ilan edildiğinde 1998-1999 sezonu idi ve o sezon 50 maç ile sınırlandırılmış ve yarım sezon olarak adlandırılıan o yılki maratonda şampiyonluğunu ilan eden takım 2000'li yılların ilk dilimine damgasını vuracak olan takım San Antonio Spurs olmuştu. Ayrıca bu şampiyonluk Spurs organizasyonu adına ilk şampiyonluk oalrak da tarihe geçmişti. Daha ergen olmaya aday, Nba'i 2-3 yıldır takip eden biri olarak Spurs aşkı o dönemde oluşmuştu bende. Ancak Nba özelinde olan ya da Amerikadaki spor organizasyonları da diyebileceğimiz bu "Lokavt" isimli anlaşmazlık sorunu biraz farklı boyutta gelişmiş durumda. Kafa karıştıran bir sürü olgu var ve anlaşılması güç gerçekten. Bizim bildiğimiz Lokavta benzeyen ve hiç benzemeyen yanları da mevcut. Güzel ülkemin tarihinde bildiğiniz gibi genelde greve gidilme olayı tercih edildiği için lokavtı pek bilmeyiz. Nba takip edenler için de sevgili İsmail Şenol, ntvspor.net'te bu lokavtı tüm ayrıntıları ile inceleyen bir yazı kaleme almış. Yazının sonunda paylaşmış olduğum haberin yanısıra sevgili Mete Aktaş'ın twitter hesabında paylaştığı ve bu lokavtı espirili bir dille ve çok iyi özetleyen bir fotoğraf vardı. Onu da yazının başında kullanmış olduk. 1999'da sezon "yarım" da olsa oynanmıştı ancak bu sefer pek öyle görünmüyor. Böyle giderse bu sezon Nba'i izleyemememiz pek olası görünüyor...
-------------------------------------------------------------------------------------
NBA'de lokavtın devreye girmesinden sonra birçok soreu ortaya çıktı? İsmail Şenol, bu soruları ve cevaplarını sizler için derledi...
Lokavt nedir?
Lokavt, en basit anlamıyla “iş durdurma” demektir. İşveren ve işçi arasında anlaşmazlık olduğu zaman işverenin tüm faaliyetleri durdurma kararına lokavt denir.
NBA ile ilgisi ne? Neden NBA’de lokavt oluyor?
NBA’de lig, toplu iş sözleşmesi üzerinden yürür. Takım sahipleri ve Oyuncular Birliği Sendikası ligin işleyişi, kâr paylaşımı, oyuncuların hakları, takımların toplam harcamaları, transfer kuralları gibi birçok ayrıntıyı barındıran sözleşmenin altına imza atarlar. Sözleşmenin süresi bittiğinde eğer iki taraf yeni sözleşme üzerinde anlaşamazsa takım sahipleri “iş durdurma” kararı alıyor. Mevcut toplu iş sözleşmesi 30 Haziran 2011’de sona erdi. Anlaşmazlık çok büyük olduğu için takım sahipleri iş durdurma kararını aldı.
NBA’in iş durdurması ne demek?
NBA’in ilgilendiği bütün faaliyetlerin durması demek. Buna yaz ligi, yaz kampları, hazırlık maçları, normal sezon maçları, all-star organizasyonu, çaylakların oryantasyonu, oyuncu maaş ödemeleri, sakat oyuncuların tedavisi vs. gibi bütün konularda işin durması demek. Yani yeni anlaşma olana kadar oyuncular tedavilerini kendileri karşılayacaklar, lig oynanmayacak, all-star düzenlenmeyecek, NBA ile ilgili akla gelen her şey durdurulacak.
Lokavt ne kadar sürecek?
Oyuncular birliği ve takım sahipleri yeni bir toplu iş sözleşmesi üzerinde anlaşana kadar. Örneğin 1998-99 sezonu öncesinde benzer bir durum yaşanmış ve anlaşma geç geldiği için 82 maçlık NBA sezonu 50 maç oynanmıştı. Başkan David Stern ilk yaptığı açıklamada aradaki farkın büyük olduğunu anlattı ve sezonun iptal edilebileceğinin sinyalini verdi. Ancak şu aşamada kimse kozlarını kaybetmek istemiyor. Bu yüzden uzlaşmacı tavır yerine, her iki taraftan da suçlayıcı ve tehdit edici açıklamalar beklemek gerek. Birkaç aydan önce anlaşmaları da beklenmiyor.
Neyi paylaşamıyorlar peki? Hangi konu üzerinde anlaşamıyorlar?
1995’ten itibaren üç tane toplu iş sözleşmesi imzalandı. 1995, 1999 ve 2005. Hepsinde farklı konular ön plana çıkmıştı. 2011’de en büyük konu kârlılık. Takım sahiplerinin iddiası 30 takımın 22’sinin para kaybettiği yönünde. NBA yönetimi bunun çözümünü oyuncuların gelirlerini kısmakta arıyor. Şu anda tüm NBA’de basketbolun kazandırdığı tüm gelirler 3 milyar 600 milyon dolar civarında. Mevcut toplu iş sözleşmesine göre bu gelirin %57’si oyunculara gitmek zorunda. Ancak NBA yönetimi bu yüzdeyi %50-%50 şeklinde paylaşmak istiyor. Bu da 252 milyon dolarlık bir değişim. Kısaca NBA’in kurtulması için oyuncuların 252 milyon dolar vermesini istiyor takım sahipleri. Oyuncular birliği toplam %54.3’ün altına inmeme kararı aldı. Aradaki fark az buz değil.
Bu kadar mı? Daha uygun bir yüzdede anlaşırlarsa yarın lokavt biter mi?
Hayır bu kadar değil. NBA takım sahipleir ilk başta kontrat sürelerini kısaltmak, garanti kontratlar yerine maç başı sözleşmeleri getirmek ve oyuncu maaşlarını düşürmek amaçlı bir teklif yaptı. Bu teklif toplam oyuncu gelirlerinden 750 milyon dolarlık bir kesinti demekti. Oyuncular bunu reddetti.
Her şey parada mı bitiyor? Takım sahipleri oyuncu maaşlarından kesince iş çözülecek mi?
Para çok önemli bir kısmı. Ancak oyuncuların kabul etmediği bir değişiklik de maaş sınırıyla alakalı. Mevcut toplu iş sözleşmesinde NBA’de takımlar oyuncu maaşlarına 58 milyon dolar ödeyebiliyor. Ancak bu dengeyi sağlamak için yeterli değil. Bazı istisnalar, maddi gücü olan takımların bu sınırın üstüne çıkmasını sağlıyor. Örneğin Lakers ve Mavericks 90 milyon dolar civarında para harcıyorlar oyuncu maaşlarına. Lüks vergisini de ekleyince maliyeti 110 milyon doları buluyor her iki takımın da. NBA yönetiminin amacı bu istisnaları kaldırıp, her takımın yakın miktarlarda para ödemesini sağlamak. Yani tüm takımların aynı parayı ödemesini istiyorlar. Rekabeti bu şekilde çözeceklerini düşünüyorlar. Oyuncular bunu kesinlikle reddediyorlar.
İstisnalar kaldırılıp (hard cap) gündeme gelirse sınırın üzerindeki takımlar nasıl o seviyeye inecek?
NBA yönetimi teklifin detaylarını açıklamadı. Bu hâlâ cevap bulamamış bir soru. Kademeli olarak bir plan uygulayabilirler.
Oyuncular lokavttan para kaybetmeyecekler mi?
Evet. Ancak şu anda oyuncular fedakârlık yapacak durumda değiller. Elleri rahat, NBA’deki kontratların %90’ında ödeme planı Kasım 15’ten Nisan 30’a kadar. Yani lig yönetimine karşı Kasım ayına kadar çok sert bir direniş gösterebilir oyuncular birliği. Sonraki bölümde daha yumuşamalarını bekleyebiliriz.
Lokavt süresince oyuncular ne kadar para kazanacak?
Hiç. İş durdurma eyleminde takımlar oyunculara para ödemeyecekler.
Lokavt taraflara ne kazandıracak? Lokavt bittiğinde sorun çözülmüş mü olacak?
Lokavt taraflara pazarlık için süre verecek. İş durdurma oyuncuların ellerini zorlaştıran bir durum, pazarlık gücü düşecektir. Lokavtın bitimi sadece anlaşmayla olacağı için, lokavtın bitmesi sorunun çözülmüş olması demek.
NBA’de bu yıl maçlar oynanacak mı? Evetse ne kadar oynanacak?
Kimse bilmiyor. Taraflar arasında anlaşma olana kadar maçlar oynanmayacak. Anlaşma ne zaman biterse o zaman maçlar başlayacak.
Bütün bir sezon maçların oynanmaması ihtimali var mı?
Evet. Eğer anlaşmazlık uzun sürerse NBA tüm yıl oynanmayabilir.
NBA’deki Türk oyuncuların Türk takımlarında oynama şansları var mı?
Burası biraz karışık. NBA’deki tüm Türk oyuncuların kontratları devam ediyor. Ancak lokavt süresinde o kontratlar geçerli olmayacak. Teknik olarak, NBA’in iş durdurduğu zamanlarda oyuncular serbest ve istedikleri takımlarla anlaşabilirler. Fakat FIBA’da oynamak için bir temiz kâğıdı (Letter Of Clearance) almak gerekiyor. FIBA normal şartlarda teknik olarak bu oyunculara o temiz kâğıdını veremez.
Bu noktada hukuki yorum devreye giriyor. Bir bakış açısı oyuncuların lokavt süresince serbest olduğunu ve isteyenin istediği takıma gidebileceğini iddia eder. Karşısındaki bakış açısı da NBA’de sözleşmesi devam eden oyuncuların lokavt biter bitmez lige dönmek zorunda kalmalarından dolayı o kontratların bağlayıcı olduğunu iddia eder. NBA ya da FIBA’nın kesin olarak engelleyemeyeceği tek bir şey var, sözleşmesi bitmiş yıldızların kesinlikle birer yıllık sözleşmelerle Avrupa’ya gelebilirliği.
Yine de FIBA yönetiminin bu konuda bir açıklama yapması bekleniyor. Lokavt sonrası FIBA Avrupa sözcüsü ilk açıklamasında konu hakkında yorum yapmaktan kaçındı. Net bir tavır bekleniyor. Öte yandan Euroleague yönetimi son toplantısında takımlara “Lokavt durumunda NBA’de sözleşmesi devam eden oyuncularla sözleşme imzalamayın” tavsiyesinde bulunduğu konuşuluyor. Anlaşılan odur ki, FIBA ve NBA yönetiminden kesin bir açıklama gelmediği sürece sözleşmesi devam eden oyuncuların belirsizliği sürecek.
Kimlerin sözleşmesi bitiyor? Bizim takım transferde kimleri hedefleyebilir?
Andrei Kirilenko, Carlos Arroyo, Tracy McGrady, Peja Stojakoviç, Tayshaun Prince, Nene, Shane Battier, Mike Bibby, David West, Josh Howard, Michael Redd, Jason Richardson, Grant Hill ve Yi Jianlian sözleşmesi biten yıldızlar arasında. Nenad Krstiç CSKA Moskova ile, Hilton Armstrong ASVEL ile imzaladı bile.
Hido Fenerbahçe’ye, Ersan Galatasaray’a, Pau Gasol Barcelona’ya, Tony Parker ASVEL’e, LeBron James Karşıyaka’ya haberleri yalan mı?
Tam olarak değil. Tabii ki basketbolcular mağdur olmamak ve para kazanmak için seçeneklerini araştıracaklar. Bu haberlerin çıkmasının sebebi oyuncu menajerleri zaten. Ancak tüm bu oyuncuların sözleşmeleri devam ediyor. NBA’de bir yılın tamamı iptal edilmezse (ki şu anda bu gerçekleşmedi) bu oyuncuların Avrupa’ya gelmeleri zor. Çünkü sözleşmeleri bağlayıcı. Diyelim Pau Gasol, FIBA’dan temiz kâğıdını alıp eski takımı Barcelona ile imzaladı. Fakat NBA yönetimi Aralık ayında ligin yeniden başlamasına karar verdi. O zaman geri dönmek zorunda kalacak. Kaç Avrupa takımı bu belirsizliği kabul eder, kaç NBA oyuncusu sakatlanıp NBA’deki kontratını kaybetme riskini göze alır, bilinmez.
Ya NBA yönetimi tüm sezonun iptal edildiğini açıklarsa?
O zaman Avrupa yolu açılır. Ancak NBA ile sıkı işbirliği içinde olan FIBA yönetiminin yine de NBA aleyhinde bir karar alması zor görünüyor.
Ne zamana kadar anlaşılmazsa tüm sezon iptal olur?
Yeni bir takvim ayarlamak için çok geç kalınırsa. Ancak NBA yönetimi daha net bir tavır ortaya koyup Ocak-şubat aylarını beklemeden sezonu iptal edebilir.
NBA’de kombine bilet sahiplerine ne olacak?
Hakları saklı tutulacak, bir sonraki sezon kullanacaklar.
Bundan sonraki 10 sene lokavtın olmayacağının garantisi var mı?
Son anlaşmalar altı yıllık yapılıyor. Lokavt bittiğinde altı yıllık toplu iş sözleşmesi imzalanırsa o altı yıl sonunda yeni bir anlaşmazlık çıkma ve doğal olarak yeni bir lokavt olma ihtimali var.
Enes Kanter ne olacak?
Enes Kanter resmi sözleşme imzalamadığı için şu anda serbest. İstediği takımla sözleşme imzalayabilir. Ancak FIBA kurallarına göre hakları altyapısından yetiştiği Fenerbahçe Ülker’de bulunuyor. Enes eğer Fenerbahçe yerine başka bir takımda oynamak isterse FIBA anlaşmazlık mahkemesine gidecek. Genelde oyuncu lehinde karar veren bu mahkeme Enes’e geçici lisans verip oynamasını sağlayacak ve sonrasında Fenerbahçe’ye belirli bir tazminat ödenmesi kararını verecek.
Milli Takım?
Enes Kanter “lokavt olursa milli takıma geleceğim” demişti. Lokavt gerçekleşti ve Enes’in milli takıma gelmesi bekleniyor.
NBA oyuncuları 2011 Avrupa Basketbol Şampiyonası’nda forma giyebilecekler mi?
Burada sigortalar söz konusu. Sigorta bedellerini ya ülke federasyonları ya da oyuncuların kendisi ödemek zorunda.
Nike Seitiro
Önümüzdeki sezon Premier Lig, La Liga ve Serie A'da maçların oynanacağı, Nike'ın yeni futbol topu Seitiro görücüye çıktı. İlk olarak İtalya Süper kupasında Milan ile Inter arasındaki maçta kullanılacak olan Seitiro, Oregon'da bir çok testten geçmiş olup, 5 farklı katmandan oluşmakta. Özellikle şutlarda ve uzun paslarda yön değiştirmediği konusunda Nike yetkilileri oldukça iddialılar, zira yeni toplarını rüzgar tünellerinde dahi test etmişler ve istedikleri sonuçları almışlar. Son cümleyi yazarken, çocukluğumuzun plastik topları geldi aklıma, dikerdik topu aut kullanmak üzere kendi kalemizin önüne, Hami Mandıralıvari gerilip çekerdik şutu ama bizim top orta sahaya gideceği yere, bumerang misali rüzgarla bizim kaleye yön alırdı... Ah çocukluk ah...

30 Haziran 2011 Perşembe
Periler Yarı Finalde

Rakip Karadağ idi. Hiç yenilmemişlerdi, turnuvanın en skorer takımıydı, güçlülerdi, fizik yapıları biden daha üstündü, en skorer oyuncu onlardaydı. Bunların hiçbirinin bizim kızlar için ölçü olmadığı açık bir şekilde kanıtlandı. Çünkü kızlarımız, perilerimiz, öyle bir karakter gösterisi sergildiler ki kendilerine bir sürü ünvan sayılan Karadağ'ı bu karakterleri sayesinde devirmeyi başardılar. Evet, turnuvaya kötü başlamıştık. Ancak harika devam ediyoruz. Çizilen yolda önemli adımlar atıyoruz. Hedef ilk 5'e girip olimpiyat elemelerine katılmaktı ilk etapta ancak Karadağ galibiyeti ile iyiden iyiye madalya telaffuz eder olduk. Karadağ maçındaki anlayış sergilendiği sürece de madalyadan öte, final bile olabilir. Özellikle 3. periyodun tamamı ile 4. periyodun ilk 5 dakikasında yapılan savunma ile gelişen 15 dakikalık süreçte rakibe sadece ve sadece 9 sayıya izin vermek kızlarımızın gerçekten nasıl bir yürekle sahaya çıktıklarının en büyük göstergesi. Tarih yazdılar, kadın basketbolu tarihinde ilk defa yarı finale çıktılar ve bu başarıyı ortaya koyarken çok büyük bir karakter gösterisi sergilediler. Emeği geçen herkezin yüreğine sağlık. Yarı finalde rakip Litvanya-Fransa maçının galibi olacak ve maç daha bitmediği için bir şey söyleyemiyorum. Fransa turnuvanın favori ekiplerinden ancak Litvanya'yı herkes tercih edecektir. Litvanya gelmesini diliyorum ama bu saatten sonra pek de fark etmeyecektir. Yürüyedurun periler, Kalbimiz sizlerle...
29 Haziran 2011 Çarşamba
Trabzonspor 2011-2012 Formaları
Trabzonspor'un 2011-2012 sezonunda hem ligte hem de şampiyonlar ligi elemelerinde giyeceği formaların tanıtımı İstanbul'da yapılırken, dev boyutta formalar da şehrin çeşitli bölgelerine asılmış. Nike'ın masraftan kaçınmayıp, gazete, televizyon ya da billboardlara harcayacağı reklam masrafını dev forma üretimine harcaması olumlu bir hareketken, ki ilerde bu formaları tribünde de kareografilerde görebiliriz, Trabzonspor'un forma tanıtımı bana göre Trabzon'da olsaydı daha şık olurdu. Bu istek Nike firmasından mı geldi, Trabzon yönetimi mi bunu istedi bilemem lakin Trabzon kentinin takımı olan Trabzonspor'un bu forma lansmanı örneğinde olduğu gibi bir çok etkinliğinin İstanbul'da olması taraftarının da kanayan yarası...


İngiliz Futbolcular Korkak
Arsenal 2011-12 Deplasman Forması
28 Haziran 2011 Salı
Fabregas Barcelona'da mı?
En İyi Takım CSKA
Göbekliler
27 Haziran 2011 Pazartesi
Dirk Nowitzki

Günlerdir yayınlayacağım güya bu yazıyı. En sonunda unutmadım. NBA Final serisini okuldaki işlerin yoğunluğundan yorumlayamadık. Gönüllerin şampiyonu fiili olarak da şampiyonluğu aldı. En çok sevindiğim ise çalışma ve başarı sözcüklerinin karşılığında ismi yazan fotoğraftakibu sarı devin, Yiğiter Abi'nin(Yiğiter Uluğ) deyimiyle "çağımızın dervişi"nin kazanmış olmasıydı bir şeyleri. Bazılarına örnek olur inşallah.
-------------------------------------------------------------------------------------
Çağımızın Dervişi
Yenile yenile yenmesini öğrendi... Pes etmedi, çalışmayı hiç bırakmadı ve yaşı 33'e vardığında ligin durdurulması en zor adamı olup, şampiyonluk yüzüğünü parmağına taktı. Huzurlarınızda Dirk Nowitzki...
Dirk Nowitzki’yi en güzel anlatan hikâyeyi, 2001 Avrupa Şampiyonası organizasyonunda gönüllü olarak çalışan bir dostumdan duymuştum: O turnuvada Alman Milli Takımı ilk turu Antalya grubunda oynamıştı. Oradaki son maçı bitirip, otele döndüklerinde saatler gece yarısını mütecaviz... Ertesi sabah 10.00’da uçakları var İstanbul’a... Daha doğrusu, öyle sanıyorlar. Oyuncular yemek için sofraya otururken, organizasyondan birileri, kafile başkanına uçuşlarda bir sorun olduğunu, sabah 07.00 uçağıyla gitmek zorunda olduklarını söylüyor. Yani, yemek, uyku, dinlenme.. her şey için yedi saatten az var! Akreple yelkovanın mükemmel uyumu üzerine hayat kurmuş Almanlara yapılabilecek en büyük kötülük, son dakika sürprizidir herhalde... Kıyamet kopuyor tabii; oyuncular homurdanıyor, yöneticiler “Böyle bir şeyi kesinlikle kabul etmeyiz” diyerek şikâyet tehditleri savuruyor... Ve herkese tepeden bakan 2.13’lük bir genç adam (Nowitzki 23 yaşında o zaman), ortamı sakinleştiriyor. “Fazla bir şey yemeyelim, hemen yatalım” deyip, arkadaşlarının eline birer elma tutuşturuyor. Takımı toparlayıp odalarına çıkarıyor. Sabah 06.00’da Antalya havalimanında gözünden uyku akan perişan oyuncular koltukların üzerinde pineklerken, o çıkarıyor gitarını, bir köşede ufak ufak tıngırdatmaya başlıyor. Az sonra herkes onun etrafında halka oluyor, beraberce söylemeye başlıyorlar. Böylece bütün kırgınlıklar, yorgunluklar unutuluyor ve neşe içinde uçağa biniliyor.
Şampiyonanın yarı finalinde Türkiye, Almanya’yı mucizevi bir geri dönüşle mağlup ederken, Nowitzki son saniyelerde hayati bir serbest atış kaçırmıştı. O gün çok sevinmiştim elbette ama sonradan bu hikâyeyi dinlediğimde, yüreğimin bir köşesinde bu büyük sporcu için ince bir sızı hissettim.
Çölde yaz tatili
Aynı sızı, 2006 NBA Finalleri’nde Nowitzki’nin ellerinde yükselen Dallas, 2-0 öne geçtikten ve üçüncü maçta son altı buçuk dakikaya 13 sayı farkla önde girmişken, hata yapmaz sandığımız Alman yıldız yine serbest atışlardan birini kaçırınca ve nihayetinde Miami, seriyi 4-2 kazanınca bir kez daha çaldı kapımı... “Yalnızca büyük bir acı olgunlaştırır insanı” derler ya... Nowitzki, sezonun sonunda acısını tek başına yaşamayı seçti. Vurdu çadırını sırtına, Avustralya çöllerinin ıssızlığında uzun bir tatile çıktı. Çılgın kalabalıktan uzakta, kendi içine doğru bir yolculuk...
Ustası, antrenörü, yaşam koçu Holger Geschwindner’in onu keşfettiği 15 yaşından beri bıkmadan usanmadan çalışmış, defalarca bireysel ödüllere layık görülmüş ama Würzburg’un 1998 yılındaki Alman İkinci Lig şampiyonluğunu saymazsak, bir türlü ‘kazanan’ bir takımın oyuncusu olamamıştı. Diğer NBA yıldızlarının aksine, sigorta primlerini cebinden ödeyerek katıldığı milli takımda da, Dallas Mavericks’te yolu hep yarı finallerde, finallerde kesilmişti.
Tam da bir Almana yakışır biçimde sürdürdü mücadelesini Dirk... Yenilgilerin zaferlerden daha öğretici olduğu tezine selam çakarak, her gün biraz daha geliştirdi kendini… Öyle ki, NBA’de Kerim Abdülcabbar’ın ‘sky-hook’undan bu yana ‘Durdurulması en zor şut’un sahibi oldu. Hep son çeyreklerde, maçın kırılma anlarında sahneye çıktı. Ama tevazuu elden bırakmadı; onu gelmiş geçmiş en iyiler arasında gösteren koçu Rick Carlisle’a katılmadığını söyledi mesela... Çevresindekiler de bu meşakkatli eğitim sürecinden paylarına düşeni aldılar. Örneğin, takımın patronu Mark Cuban... Önceleri hakemlerle uğraşan, saha kenarından onlara bağırıp çağıran Cuban, Nowitzki’nin nasihatleri sonucunda son dönemde kuzu gibi oldu.
Vurucu final
Bu modern sabreden derviş masalının nasıl bittiğini hepiniz biliyorsunuz... Senaryoyu yazan, finalde daha da vurucu olabilmek adına herhalde, Nowitzki’nin karşısına sabırsızlığın ve yeteneğine güvenerek kestirme yoldan gidebileceğini sananların en parlak temsilcisini koydu. Sporun hayata ne kadar çok benzediğini bir kez daha gördük. Nowitzki ve onun gibilerin uğradığı onca yenilginin, çektiği onca çilenin, döktüğü onca terin boşa gitmediğini anladık. Göğsümüzdeki umut çiçekleri yeniden tomurcuklandı. Bahtiyar olduk.
Peki, Nowitzki noktayı nasıl koydu, biliyor musunuz? Şu cümlelerle: “Kariyerimin ilk yıllarında bir şampiyonluk kazanmış olsam, muhtemelen bu kadar iyi bir oyuncu olamazdım. Kaybettikçe kendimi geliştirmek için daha çok çalıştım.”
Nasıl da değişiyor dünya!
“Sizler, Chicago kentinin insanları, yaşamınızı kazanmak için bütün gün, son derece zor koşullarda çalışıyorsunuz. Bizim yaptığımız ise, yorucu bir günün sonunda size yalnızca keyifli birkaç saat geçirtebilmek... Chicago’luların bir başka kente gittiklerinde gurur duyabilecekleri bir şeylere sahip olmalarını sağlamak... Bu yüzden bu şampiyonluğu size armağan etmek istiyorum. Bu kupa sizin hakkınız.”
(1997. Michael Jordan’ın kazanılan şampiyonluğu kutlamak için toplanan 200 bin Chicago taraftarına yaptığı konuşmadan)
“Benim kazanmamam için dua edenler şimdi sevinebilirler. Ama yarın sabah uyandıklarında hepsi yine aynı yaşamlara, bugün sahip oldukları aynı kişisel sorunlara geri dönmüş olacaklar. Bense bugünkü gibi yaşamayı sürdüreceğim, ailemle birlikte mutlu hayatıma devam edeceğim.” (2011. Miami Heat’in kaybettiği final serisinden sonra LeBron James’in yapmış olduğu basın toplantısından)
Yiğiter Uluğ-Radikal
River Plate'i Küme Düşüren Eşek!
26 Haziran 2011 Pazar
Arjantin'de Olaylar(Canlı)
River Plate Küme Düştü
1 Bira 500 Leva
25 Haziran 2011 Cumartesi
Daha 24...
Muz Maçı Bıraktırdı
24 Haziran 2011 Cuma
Hayırlı Uğurlu Olsun
İsmail İsa Türkiye'de

23 Haziran 2011 Perşembe
"Kanterlain" İçin Beklenen Gün Geldi

Nba'de draft heyecanı her yıl olduğu gibi tekrar edecek. Bizim açımızdan önemi malum. Enes Kanter'in ilk 5 sıra içinde seçilmeme olasılığı hakkında bahisler bile açılmış durumda. Hatta Enes'in 1. sıradan draft edilmesi bekleniyor. Ortaya çıkan tablo tabi ilginç. Enes bu kalitede bir oyuncu mu yoksa draft'e giren oyuncuların kalitesi mi düşük bunu sorgulamamız gerekiyor. Enes çok yönlü, fizikli, atletik, özellikle allah vergisi fiziği ve ribaunt sezgisi sayesinde alt yapılardan itiabren ön plandaydı. Enes'in bu popülaritesi sonrası Amerika macerasını zaten biliyorsunuz. Ancak şunu da söylemek lazım ki bu sene draft'e katılacak oyunculara bakıldığında bayağı sönük bir sene olduğunu söyleyebiliriz. Enes'in kalitesi de bu tabloda ön plana çıkmış oluyor haliyle.
Enes NBA TV'deki röportajında "Pau Gasol'un sırtı dönük oyunu ve ayak hareketlerine, biraz Dirk Novitzki'nin şutuna, Dwigt Howard'ın da deliciliği ve dominantlığına sahibim" demiş!!!... Yok artık demek geliyor içimden ama Enes'e bunu söyleten az önce bahsettiğim tablo. Hatta abartıp "beni seçen takımı playoff'a rahat sokarım" demiş ki bu bayağı hayalcilik gerçekten. Enes, evet çok kaliteli bir oyuncu ve bizim gururumuz, geleceğimiz, övünç kaynağımız olacak. Ancak şimdilik bu seviyede bir oyuncu olmadığını ve olması için daha çok zamanı olduğunu düşünüyorum. Enes'le ilgili faydalı bilgiler öğrenmek isteyene İsmail Şenol'un "Huzularınızda Kanterlain" yazısını öneririm, Enes'e başarılar dileyerek tabi.
Hakkını Helal Et Hocaların Hocası
22 Haziran 2011 Çarşamba
Gelelim Fasulyenin Faydalarına

Başlıkla çok alakasız bir giriş yapayım öncelikle.(gerçi yazı da öyle olacak) Bu TTNET denen kuruma önce lafım. Cuma akşamından beri kesik olan internetimi dün akşam üzeri geri getirmeyi başardılar. Fiber optik kablo muhabbetlerinin yapılmaya, reklamının çekilmeye başladığı dönemde bir internet bağlantısının 4 gün süre ile düzeltilememesi kadar saçma bir durum var mı acaba? Müşteri hizmetlerini arayıp kullanamadığım günlerin parasını iade edin o zaman dediğimde bizim öyle bir yetkimiz yok deyip sallıyorlar. Ulan 55 lira alırken güzel. Fiberoptik kablo reklamının paralarını neyden alıyorsunuz. Cem Yılmaz'a o paraları neyle ödüyorsunuz sanki. Ayrıca her yıldırım düştüğünde modem yanacaksa nasıl bir alt yapı var açıklamalılar. Hat geldi modem çalışmıyor diyorum. Cuma günü yakın yere yıldırım düştü modeminiz yanmıştır diyorlar. Gerçekten de yanmış ama bu nasıl bir alt yapıdır, nasıl bir hizmettir anlayamadım. Konuyu hukuki boyutlarda arayacağız artık. Blog okurlarının da bu konuda duyarlı olduğunu biliyorum. Haberi olsun böyle saçma durumlardan herkesin.
4 gün sanal alemden uzak kalınca tv'den takip ettik gündemi. Bildiğiniz gibi Fenerbahçe şampiyon oldu. Hakemler çok tartışıldı. Seri uzun uzadıya konuşuldu. Hem Fenerbahçe hem bizim takım transfere de hızlı girdi. Ardından bizim yapılanma olayı açığa çıktı. Yapılanma olayı adına daha sonra bir yazı yazacağım. Çünkü yemek daha pişme aşamasında. Ancak ortaya çıkan görüntü üzerine ilk sözüm Oktay Mahmuti'nin takımın başında kalması gereğidir. Taş yerinde ağırdır ve Galatasaray'ın bu sezonda kazandığı misyonu devam ettirecek tek kişi yine Oktay Hoca'nın kendisidir. Jure Zdovc çok kaliteli bir koç ama benim nacizane isteğim Oktay Mahmuti'nin devam etmesinden yanadır. Eğer Ceo koltuğuna oturur Zdovc getirilirse(ki 1-2 gün içinde kesinleşecek bu durum) zaten sezon değerlendirmesi ve gelecek başlıklı yaımızda yer alacaktır. Biz şimdilik transferlere ve final serisi sonrasına değinelim.
Final serisi belki de en istediğimiz ayrıca istemediğimiz şekilde bitti. İstediğimiz basitti: Seriyi bırakmamak ve son ana, hatta şampiyonluğa kadar gitmek. Seri başında zaten Fenerbahçe'nin zaten iyi bir kadro ve yapılanma olduğuna değinmiştik. Ayrıce onları saf dışı bırakabilecek noktaları da belirlemiştik. Ancak o noktalarda genelde kaybettiğimiz için seri 4-2 ile sonuçlandı. Fenerbahçe'yi tebrik ediyoruz. ama son yazımda da değinmiştim. Seri biteli neredeyse 1 hafta olmasına rağmen hala biz konuşuluyorsak bu serinin asıl kazananı biziz demektir. Ancak Şampiyon ibaresinin karşılığında Fenerbahçe yazıyor ve bize düşen onları alkışlamak.
Serinin bolca konuşulan bir diğer konusu hakemlerdi. Daha şimdiden yorumlarda size-bize muhabbetleri yapılıp çetereler tutulmuş. Konu hakemler olunca iş kısır döngüden öteye gidemiyor. Abdi İpekçi'deki maçlar baz alınmış ama ilk maçı kazanan biz olmamıza rağmen hakemlerden dert yanan ve canı acıyan bizdik. Serinin genelinde de bu böyleydi. Maçlar farklı bitince tabela zihniyetiyle hakemler konuşulmuyor. Zaten ben konuşulması taraftarı değilim. Basketbol, futboldan daha çok ayrıntısı olan bir spor. Anlık kararlar çoğu zaman maçın kaderini belirleyebiliyor. Mesela Jasikevicius'un kaşının açılmasında kasıtlı bir dirsek var mıydı onu göremedik. Belki de pozisyon içinde yaşanmış bir talihsizlik de olabilir. Ayrıca Ömer-Tutku gerginliğinde fitili yakan Ömer'in kendisiydi. Kasıtlı bir teknik faul aldı ki takımını gaza getirsin. Ama orada yanan Tutku oldu. Ancak Tutku ona kötü bir söz söyledi mi o da bilinmez. Tüm bunları düşünerek sağlıklı yorumlar yapabilmeliyiz. Gerçek şu ki bu final serisinde hakemler kötüydü. Özellikle sevgili Recep Ankaralı. Kendisi hakemlerin piridir. EuroLig 4'lü finalinden tutun, Avrupa ve dünya şampiyonaları dahil bir çok uluslar arası platformda bizi çok başarı ile temsil etmiştir. Dünyada ilk 10'a kesin girer kalitesiyle. Ancak formsuzluk her meslekte ve hayatın her aşamasında olan bir şeydir. Serinin bu denli değişken ve dinamik olması, atmosfer, mücadele, söylentiler vs vs. hepsinden etkilenmiş olabilir. Ancak Recep Ankaralı kalitesindeki bir hakemin bu acemiliklere düşmesi insanı bu tartışmalara sokuyor. Mutlaka kendini düzeltecektir. Benim yakından tanıdığım sevgili Erşan abi (Erşan Kartal)'nin de kötü yönettiği maçlar oldu. Kendisini tanımasam gerçekten kötü düşünebilirdim belki de. İşin özü; dediğim gibi bu bir kısır döngü ve hakemler hiçbir şartta taraftarı mutlu etmez. Ben mutlu olmadım takımım adıma verilen kararlardan, bu bir gerçek.
Transferler ise bütün bu konuşulanların üstünü örten, unutturan veya rafa kaldıran en ana etken ülkemizde. Galatasaray ortaya koyduğu bu harika görüntü üzerine önümüzdeki senenin çalışmlarına erken başladı. Gerçi erken sözcüğü yanlış. Çünkü sezon devam ederken yapılması gerekiyor sonraki sezonun planlaması. Öncelikle gidenlere değinelim. Gidenlerin içinde en şaşırdığım tabi ki Ermal Kurtoğlu. Evet anlaşması 1+1 yıllık idi ama takımı sahiplenişi, takıma katkısı, sistemdeki önemi ve işleyişi açısından önemli biriydi bizim için. Ayrıca kendisi Galatasaray formasını giymekten, taraftarın desteğini hissetmekten, sevdiği bir sistemde ve sevdiği bir koçla oynamaktan çok mutluydu. Tabi ki soru "ne oldu?" olacak. Sorunu cevabı yok gerçekten. Ermal yüksek bir bedel öneren Efes'e geri döndü. Hayırlı olsun ama en çok merak ettiğim şey "ne oldu?" sorusunun cevabı...
Ayrılan diğer isim "Rado" yani Radoslav Rancik oldu. Rado taraftarın gözdesiydi. 3'lü çektirmek bildiğiniz gibi onun göreviydi. Takıma katkısı gerçekten göz ardı edilecek cinste de değildi. Özellikle forma skandalı sonrası yaşanan süreçteki performansı, etkinliği ve duruşu muazzamdı. Final serisinde kendisini ne kadar aradığımız da ortada... Rado'nun gidişi tamamiyle teknik yönlerden. Bundan sonraki kariyerinde ben şahsım adına başarılar diliyorum.
Giden tarafında adı yazan son isim Jerry Johnson. Jerry'nin olmayacağı, tutmayacağı daha ilk günlerde belli olmuştu ancak akıllara zarar hızını kullandığı ve deliciliği ile takıma katkı verdiği her dakikada takıma çok katkısı oldu. En güzel performansını final serisine saklamış ama orada bile uzaya fırlatıldığı dakikalar ile ayaklarının yere bastığı dakikalar eşitti diye düşünüyorum.
Gelelim gelenlere... İlk söz Ender'in ve kendisini tanıtma gereği duymuyorum haliyle. Kariyerinin en olgun ve en başarıya ve basketbola aç döneminde takıma katılması kadar önemli bir durum yok. Jerry'nin hızına Ender'in aklı kesinlikle tercih sebebidir. Ender, sistem içinde de çok önemli bir parça olacaktır. Türkiyenin en iyi yerli oyun kurucusundan 2'sini kadroda bulundurmak kolay bir şey değil. Ender'in verdiği röportajlardan da ne kadar istekli olduğu görülüyor. Geride bıraktığımız sezonun devre arasında Tuncay Özilhan'a takılmıştı bize transferi. Kısmet bugüneymiş.
Furkan Aldemir resmi olarak açıklanmadı ama Sabri abi Karşıyaka'nın açıklamasını koymuş bloga ve en azından bir taraftan işin resmileştiğini göstermiş oldu bizlere. Furkan'da anlaştığını söylüyor. O zaman hayırlı olsun demek kalıyor bize. Geçtiğimiz yıl Oktay Mahmuti çok istemişti kendisini ancakKarşıyaka kulübü hiçbir oyuncusunu satmayacağını açıklamıştı. Furkan, 91 jenerasyonunun sunduğu cevherlerden biri basketbol adına. 2.10'luk boyu, fiziği, mücadeleci yapısı, ribaunt sezgisi, pota altı hakimiyeti ile şimdiden elit olacak seviyede. Kendini geliştirmesi gereken çok özelliği var.( özellikle şutu) Ama daha 20 yaşında olduğunu ve yolun başında olduğunu unutmamak lazım. Furkan'ın bir çok özelliği Mehmet okur'a çok benziyor. Mehmet Okur'un gelişimini takip edenler de bunu destekliyorlar. Dolayısıyla Furkan, Galatasaray'ın misyonu çerçevesinde kadroya katılması gereken çok önemli bir parçaydı ve bu parça da tabloya yerleştirilmiş oldu.
Son sözleri Cevher için söyleyelim. Cevher hem 3 hem 4 numara pozisyonlarında oynayabilen, güçlü, atletik ve son yıllarda kazandığı şutör sıfatıyla kendine çok önemli kariyer edinmiş bir oyuncu. Milli takımın da her zaman değişilmeyen isimlerinden. Ayrıca Beşiktaş'ta kaptanlığa kadar yükselip o yaşanan sıkıntılarda hep onurlu ve gurulu bir davranış sergilemesi bizim dinamiklerimiz açısından önemli argümanlar. Cevher, isim olarak Ender ve Furkan'ın gölgesinde kalsa da bu sezon yapılan en doğru hamle olarak bana göre kayatlara geçmeli. Çünkü uzun rotasyonunda üçlük tehdidi olan, sert, agresif ve bir o kadar da çalışkan başka bir tecrübe bulmanız imkansız...
( bu arada Luksa Andric sözleşmeyi uzatmış, yağılması çok önemli bir hamleydi. Hayılrı olsun...)


























