4 Ekim 2011 Salı

Almanya'da Ekim Bir Başka


Bayern Münih'li futbolcular her sene olduğu gibi yine Ekim ayında geleneksel Octoberfest'te giymişler geleneksel kıyafetleri, vurmuşlar biranın dibine...




Millet Maç Derdinde, Onlar...

Bayern Munich'in Hoffeheim ile oynadığı maçta arzulanan gol gelmeyince, kırımızı-beyazlı deplasman tribününde bulunan bir çıft etrafına aldırmadan "golü" atmışlar. Binlerce taraftar arasında çekinmeden donlarını indiren "çılgın" ikili, unutmuşlar yeşil sahalardaki mücadeleyi, başlamışlar "kendi maçlarına"... Olaya şahitlik eden ve görüntülerini çeken bir taraftar: "Gözlerime inanamadım, onlar etrafına aldırmadan pantolonlarını indirdiler ve başladılar sevişmeye, ama olanın farkına varan taraftarlar ikiliyi uyardı" şeklinde belirtmiş gördüklerini. Yapılan ikaz sonrası "sevişmelerine" ara veren çift, devre arasında da "mevzuya" devam edince, bu kez tribünden atılmaktan kurtulamamış...

İmparatorun Elbise Dolabı

Fatih Terim'in "soyunma odasından" görüntüleri kızı Buse blogunda yayınlamış... Bir de babasıyla röportaj yapmış, okumak isteyenler için link yukarda, ben bir soruyu alıntılıyorum:

Asla giymem diyeceginiz bir sey var mi?
Parmak arası terlikten hoşlandığım söylenemez. Ben giymem.






3 Ekim 2011 Pazartesi

Galatasaray Feels Devotion Vol.2


Haliyle dünden bir heyecan silsile içinde kaybolmuş durumdayız. EuroLig'in isminin büyüsü bizleri fazlasıyla içine çekti. Doğaldır seviniyoruz, her yerde, tüm platformlarda bu başarıdan bahsediyoruz. Ancak bence asıl vurgulamamız gereken durum bunun Galatasaray açısından çok büyük bir adım olduğudur. Rytas'ın EuroLig'in önemli bir takımı olduğunu, Litvanya seyircisinin en üst düzeyi görmüş bir seyirci olduğunu ve aslında bir organizasyonu ve camiayı geçerek devler arenasında yarışmaya hak kazandığımızı altını çizerek söylememiz gerekiyor. Bu, bir eşiği geçmek, aslında olunması gerektiği yere, adeta kazıya kazıya ulaşmaktır. Galatasaray, EuroLig'e kalarak sadece bir işi başarmamış, camiası ve taraftarı açısından tutun da Eurolig kurmaylarının olaya bakış açısına kadar değiştirerek bu adımı daha da anlamlı kılmıştır. Ayrıca bu başarıyı sadece 3 maçla sınırlı tutmak abesle iştigal olur. Kesinlikle, öncelikle Cem Akdağ'ın takıma gelmesi ile ayağa kalkılan ve taraftarın da desteği ile def edilen o 2009'daki sezon başı kabusundan sonra camia bir bakıma uyanması ile başlamıştır bu süreç. Adnan Polat yönetimi de belki de Galatasaray başında en doğru kararları basketbol takımı üzerine verdi ve bu ülkenin bana göre en iyi basketbol aklını ve ekibini takımın başına getirdi ve onları destekledi. Oktay Mahmuti bu aklı uzun yıllar boyunca arzuladığı bir ortamda uzun vadeli (3 yıl) bir plana döktü ve ilk yıl için muazzam denebilecek ama kendisi için pek de şaşılmayacak bir derece ile takımını BBL finaline taşıyıp o destansı hikayeyi yazmasını sağladı. O noktaya ulaşmak, o karakter çıtasını en üst seviyeye koymak için var gücü ile çalışıp emek sarfetti tüm takım. Aslında O 3 galibiyeti ve Eurolig hediyesini geçtiğimiz yıl ortaya koydukları bu emekle hazırlamışlardı. 39 yaşındaki Haluk Yıldırım için bu takımın en önemli yükü onun üzerinde derken Oktay Mahmuti ile dalga bile geçildi. Büyük Koç, Caner Topaloğlu'ndan bir yıldız, Shumpert'ten bir winner, Andric'ten bir skorer pivot, Shipp'ten harika bir takım oyuncusu yarattı vs. vs. Sonuç olarak ilk maçın yazısında da değindiğim gibi takımı kendi kurdu, sistemi oyuncularına anlattı ve o sistemin kusursuz bir şekilde işlemesi için binlerce, belki de milyonlarca defa kafa patlattı. Üstün karizması ve inandırıcılık yeteneği ile de oyuncularına sistemini benimsetti. Her şeyden önemlisi basketbol maçlarını derbilerden ibaret olarak gören taraftarı, basketbol izlemek için Abdi İpekçi'ye getirmeyi başardı. Öncelikli amacı bir takım yaratmak ve sahaya çıkan her oyuncunun bu takım için, forma için, sistem için, kazanmak için her şeyi yapan bir takım yaratmak olan bu hocaya oyuncuları da onun kadar destek verdiler, takımı sahiplendiler, oynadıkları oyundan keyif aldılar, saha yer aldıkları dakikanın, sayının adedine süresine bakmaksızın bu yapı için ellerinden geleni fazlasıyla sergilediler. Böylece Galatasaray bugünlere geldi. Şimdi ise yeni eklenen oyuncularla ve oturmuş sistemleri ile daha büyük bir denizde yüzecekler ve çok daha büyük ve güzel oyunlar ve maçlar sergileyecekler.

Evet dünden beri harika duygular içerisindeyiz. Ancak daha harika olan şey ise Oktay Mahmuti ve oyuncularının bu harika gösterisini büyük keyifle izlemek ve onlara desteğini her şartta sürdürmek. Takım çok büyük bir adım attı ancak aslan parçalarının bu başarısının anlamlı olabilmesi için taraftar olarak geçtiğimiz yıldan daha fazla takımımıza destek vermemiz gerekiyor. Ben ilk günden beri Eurolig'in rengi olacağımızı ve şu görüntüden sonra ise bunu kanıtlayacağımızı düşünüyorum. Yeter ki Barcelona veya Union Olimpija fark etmeyecek şekilde o salonu dolduralım 200-300 kişiye takımımızın maç oynamasını sağlamayalım. Bunu da aşarsak 3 yıl dolmadan bu takım çok önemli işler başaracaktır. Gurubu ve yolumuzu sonra konuşuruz. Şimdi bu hediyenin tadını çıkarma zamanı...

Galatasaray Feels Devotion


Ülkersiz, Cafe Crown'suz sadece "Galatasaray" adıyla basketbolcularımızın yazdığı destan hakkında blogta Gürkan mutlaka bir şeyler karalayacaktır ama ben dünden beri sürekli Euroleague'in I Feel Devotion jenerik müziü dinliyorum büyük bir zevkle ve 90larda Galatasaray'ın Şampiyonlar Ligine ilk çıktığı günleri yad ediyorum...


Torres&Fabregas


Bir zamanlar Fabregas ve Torres...
Öyle bir geçer zaman ki...


Avusturya Milli Takımı





Fotoğrafta gördükleriniz Avusturya ulusal voleybol takımı değil Azerbaycan maçına hazırlanan Avusturya ulusal futbol takımı oyuncuları....
Ununu elemiş, eleğini duvara asan takım ne yaparsa, Avusturyalı topçular da onu yapıyorlar, ayak topu yerine "el topu" oynuyorlar...

2 Ekim 2011 Pazar

Ankaragücü:0-3:Galatasaray

Bu hafta da Litvanya'daki tarihi basketbol finali ile Ankara deplasmanı aynı saate denk gelince, Oktay Hocanın takımından yana kullandık tercihimizi ve 3-0lık galibiyeti göremedik. Özetler pek bir şey ifade etmez oyun analizi adına, izlemeden takımı yazmak da olmaz bu sebeple geçen hafta olduğu gibi, maç yorumlarını siz blog takipçilerine bırakıyorum...
Nasıldı Galatasaray?

Stat: 19 Mayıs
Hakemler: Fırat Aydınus, Serkan Ok, Aleks Taşçıoğlu
MKE Ankaragücü: Özden, Uğur, Ediz, Aydın, Özgür, Kağan (Dk. 62 Güven), Rajnoch, Hürriyet, Turgut, Tisdell, Ergin (Dk. 73 Umut)
Galatasaray: Muslera, Sabri, Gökhan, Ujfalusi, Hakan, Felipe Melo, Kazım, Selçuk, Engin (Dk. 74 Baros), Riera (Dk. 64 Eboue), Elmander (Dk. 83 Sercan)
Goller: Dk. 12 Rajnoch (kendi kalesine), Dk. 20 Kazım, Dk. 85 Baros (penaltıdan) (Galatasaray)
Sarı kartlar: Dk. 41 Kağan, Dk. 79 Ediz, Dk. 84 Aydın (MKE Ankaragücü), Dk. 87 Kazım, Dk. 90+1 Baros (Galatasaray)

Mourinho Benim Ruh İkizim

"Jose Mourinho’nun da hayatını oynamak isterim. Onu çok iyi tanıyorum, çay bardağını tutuşundan attığı şeker sayısına kadar biliyorum. O benim ruh ikizim. Ben de giyim kuşamına onun gibi önem veren biriyim"
Ertem Şener
Spor Spikeri

1 Ekim 2011 Cumartesi

Yeni ismiyle: "Galatasaray"


Geçtiğimiz yılı, fazlasıyla epik ve realist bir tablo ile noktalayıp, karakter çıtasını da takımlar düzeyinde ulaşılması güç, çok üst bir seviyeye koyarak kapatmıştı 2010-2011 sezonunu Galatasaray. Final serisi ve öncesi hala dün gibi akıllarımızda yer ediyorken sıcağı sıcağına transferleri önümüze koymaya başlamıştı bir anda Oktay Mahmuti ve ekibi. Daha 1 ay bile geçmemişken Jerry Johnson,Ermal Kurtoğlu ve Radoslav Rancik'in ayrıldığını görmüş ve biraz burulmuş, Ender Arslan, Jamon Lucas Gordon, Cevher Özer, Furkan Aldemir, Darius Songaila ve Jaka Lakovic'in "parçalı" ile fotoğraflarını görüp heyecanımıza yenilerini eklemiştik. Malum, araya milli maçlar girdi ve biz de bu süre zarfında basketboldan uzak kalmamış olduk. Ama en çok "Gelenek sahibi olmak" temelinde yola çıkan ve hala bu yolun başında olmasına rağmen böylesine bir senaryo ile bizi kendisine çeken bir takımın taraftarı olmak, bizi fazlasıyla heyecanlandırıyor. Bu noktada yönetmen koltuğunda oturan Oktay Mahmuti'nin payı -herkes için de kabul görecektir ki- en büyüktür. Galatasaray basketbol takımı adeta bir Nuri Bilge Ceylan filmi gibi. Oktay MAhmuti de Nuri Bilge Ceylan da elindeki malzemeyi kullanma ve ondan maksimum verim alma konusunda tartışılmaz bir noktadalar. En önemlisi ise kadrolarındaki isimler kim olursa olsun ellerindeki isimlere kendilerini fazlasıyla inandırmış v bu anlayışda ego denen tek dişi kalmış canavarın bulundukları ortamda yer almadığıdır.

Nuri Bilge Ceylan'ın sinemanın o değişen yüzünde, listede ilk sırada yer alması tesadüflerle ve yetenekle anlatılamaz. Aynı şekilde Galatasaray ve Mahmuti'nin anlayışı da. Mahmuti, kariyerinin belki de en mutlu günlerini yaşıyor(çaktırmasa da) ve belki de hayatı boyunca çalıştığı kadrolardan ve isimlerden hiç bu kadar verim almamıştı. Daha da önemlisi, takımını buna inandırmış ve oyuncularını bu anlayış ve sistemden zevk alır boyuta getimiş durumda olması. Dünyanın çok az yerinde savunma yapıp, top çalmaktan, kendini yerden yere atıp sahada 2 dakika bile olsa yer alsa da, bu süre zarfında en iyisini yapmak için deli gibi çalışan bir takım görürsünüz. Bu bir şans mıdır yoksa şans kendiliğinden mi yaratılır takdir sizin. Ortada olan tek şey; geçtiğimiz yıl "karakter ve takım kimliği" özelinde gelinen noktanın oyuncular tarafından benimsenmiş olması ve onu kaybetmemek ve ona zarar vermemek için hala var gücüyle çalışması ve performans ortaya koyma çabasıdır. Dünkü maçı izledikten sonra ortaya çıkan görüntü de bunun yansımasıdır.

Sezonun ilk maçı olması tutukluk ve düzen açısından bazı sorunlar ortaya koyabilir. Ancak Eurolig hedefi olan bir takım için bunlar bir mazeret değil,ilk elin günahı olmaz sendromu kapsamında çabuk atlatılması grekn bir krizdir. Geçtiğimiz yıldan oktay Mahmuti ve ekibinin elinde olan bir omurga var. Bu omurgaya yeni parçalar ekleneyerek sistemin farklı bir şekilde ama daha iyi işlemesini istiyor Oktay Mahmuti. Omurgayı karakterli oyunculardan kurduğu için, bu oyuncular yeni gelenlere de bu düzeni hemen benimsetmiş durumadalar. Tüm bu ince ve geri planında olağanüstü bir beyin takımının olduğu planlar sahaya uygulandığında ise başarısızlık söz konusu bile olmuyor. İşte bu anlayıştır Furkan'ı böylesi parlatan, Gordon'u 10 yıldır takımdaymış gibi savunma delisi yapan, Andric'i Tutku ile "lorel ve hardy" boyutuna getiren, Shipp'in skorer bir yıldızdan basketbol tabiriyle takımın pis işlerden sorumlu bakanı pozisyonuna evrilten, sahaya giren 12 oyuncudan da verim almayı başartabilen. vs. vs. Songaila ve Lakovic'de bu sisteme dahil olduklarında çok daha güzel bir senaryo ortaya çıkacağı kesin. Açık ve net konuşmamız gerekir ki Paok, 3 gün üst üste maç yapılacak bir organizasyonda ilk gün maçı için ideal bir takımdı. Bugün de Asvel, onun en fazla bir tık ötesi olacak. Paok karşısında kendimizi, özellikle uzunların savunma performansını fazla test edemedik. Bugün kazanıp yarın ev sahibi Rytas'a kaybedebiliriz de. Bunların hiçbir önemi yok. Önemli olan Mahmuti ve ekibinin yeni rol arkadaşları ile birlikte taraftarı, camiayı ve basketbol severeleri, ortaya koymaya çalıştıkları ürüne sonuna kadar inandırmış olmasıdır. Dünkü hoş görüntünün özeti ise bundan ibarettir.

29 Eylül 2011 Perşembe

Svetkavitsa Nihayet!

Bu sene Bulgaristan A Grupaya yükselen Svetkavitsa, oynadığı yedi maç sonrası Kalaikra karşısında ikinci golünü atarken, ilk puanla da tanışmış oldu. Kaliakra deplasmanında 51. dakikada Dimitrov'un ayağından yediği golle yenik duruma düşen mavi-beyazlılar, karşılaşmanın bitimine 9 dakikala kala Dimyanov'un "tarihi" golüyle ilk puanla tanışmış oldu. Svetkavitsa'nın puantaja 1 puan yazdırması sonrası, A Grupada puansız tek takım kaldı: Beroe.... Ligin dibinde durum bu haldeyken, üstlerde ise CSKA fırtınası esiyor. Radukanov'un takımı 7 maç sonrası kayıpsız ilerlerken, bu hafta da Vidima Rakovski'yi 4-1 yenerken, "adamımız" Delev, yine ağları sarsmayı başarırken, diğer goller Zicu(2) ve Krachunov'dan geldi.

28 Eylül 2011 Çarşamba

Unutur mu İnsan Hiç?


Her yıl daha büyük özlemle anıyoruz seni abi...


Galatasaray:2-0:Eskişehirspor


Maçı izleyemedik, özetler pek bir şey ifade etmez, bu defa yorumlar sizden olsun...
Nasıldı Galatasaray?

Stat: Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Arena
Hakemler: Tolga Özkalfa, Ali Saygın Ögel, Volkan Narinç
Galatasaray: Aykut Erçetin, Sabri Sarıoğlu, Gökhan Zan, Ujfalusi, Hakan Balta, Melo, Kazım Kazım (Dk. 87 Ceyhun Gülselam), Selçuk İnan, Engin Baytar (Dk. 65 Yekta Kurtuluş), Reira (Dk. 80 Emre Çolak), Elmander
Eskişehirspor: Ivesa, Sezgin Coşkun, Nadarevic, Diego, Dede, Koray Arslan (Dk. 59 Burhan Eşer), Veysel Sarı (Dk. 75 Pele), Alper Potuk, Erkan Zengin, Kamara, Mehmet Yıldız (Dk. 59 Serdar Özbayraktar)
Goller: Dk. 24 Gökhan Zan, Dk. 52 Melo (Galatasaray)
Sarı kartlar: Dk. 18 Sabri Sarıoğlu, Dk. 41 Engin Baytar, Dk. 64 Selçuk İnan, Dk. 84 Kazım Kazım (Galatasaray), Dk. 54 Diego, Dk. 64 Veysel Sarı (Eskişehirspor)

26 Eylül 2011 Pazartesi

Çıkış Muamma!


İstanbul Super Amator Lig ekiplerinden İFASpor'un Devriye grubunun çalışması...

Kara Mamba Arenada


Bugun futbol takımının giydiği "parçalıyla", inşallah ilerde basketçilerin "parçalısıyla" görürüz Kobe'yi...


24 Eylül 2011 Cumartesi

Kara Mamba Arenaya Çıkıyor


Bilindiği gibi Kobe Bryant, yarın itibari ile Türkiye'de olacak. Türkiye'de olmasının sebebi Beşiktaş ile sözleşme imzalayacak olması değil. Bizim de forma sponsorumuz olan Nike'ın davetlisi olarak geliyor. Gelmişken de bizim futbol takımının antrenmanını ziyaret edecekmiş. Şahsen çok sevindim. Haberi için tık. Kobe'nin, babasının İtalya'da oyunculuk kariyerini devam ettirmesi aşamasında Milan takımına ilgi duyup o dönemlerde futbol oynamışlığı da mevcut. Hatta geçtiğimiz yaz ortasında Barcelona antrenmanını da ziyaret edip maç oynamış, yorulunca da basketboldaki gibi mola almaya kalkıp izleyenleren yüzünde tebessüme sebep olmuştu. Manchester ile Barcelona'nın THY sponsorluğunda yaptıkları maçın devre arasında da penaltı atışı yapmıştı. Yarın da bizim antrenmanı izleyecekmiş. İzlemeyle yetinmez umarım ve kendisine 24 numaralı Galatasaray forması giydirip 2 topa vurdursunlar değil mi?

Bursaspor Camiasının Manevi Değerleri Satılamaz!


Yıldırım Demirören'in Kulüpler Birliği başkanı seçilmesinin ardından, küme düşmenin kaldırılması için Futbol Federasyonuna başvurdukları açıklaması ve bu dilekçede de Bursaspor kulüp başkanı İbrahim Yazıcı'nın da imzası olması sonrası Bursasporum. com sitesinden yayınlanan açıklama aşağıda. Yöneticiler, taraftarlarının düşüncelerini almadan "ekonomik" kaygılarla bazı kararlara imza atarken, taraftarlar en azından bu kararları protesto edebilmelidirler, yoksa onlar da başkanlarının aldığı karara katılmış olmakta ve söz hakları kalmamaktadır...

Demirören’in başkan seçilmesinin ardından verdiği ilk demeç ise şuydu; "Küme düşmenin kaldırılması için Futbol Federasyonu’na başvurduk. Onlar da UEFA kriterleri çerçevesinde karar verecek."

Şike ve teşvik primi iddiaları nedeniyle Asbaşkanı Serdar Adalı, teknik direktörü Tayfur Havutçu, protokol ve futbol A takım güvenlik müdürü Ahmet Ateş’in tutuklu bulunduğu bir camianın başkanının bu demeci vermesini gayet doğal karşılamaktayız. Ancak bu kararın altında Bursaspor Kulübü Başkanı sıfatıyla sayın İbrahim Yazıcı’nın imzasının yer alması bizleri oldukça rahatsız etmektedir.

Bursaspor taraftarları olarak bizlerin, şike soruşturmasının başladığı ilk günden bu yana olan net tavrı bellidir ve değişmeyecektir. Şike ve teşvik batağına bulaşan kendi kulübümüz dahi olsa en ağır biçimde cezalandırılıp, taraftarlara sonucu masa başında belirlenmiş bir maç izlettirilmemesi gerektiğini savunmaya devam etmekteyiz. Taraftarlarımızın sürecin başından bu yana sergilediği dik duruşu görmezden gelerek, Yıldırım Demirören’in bu teklifine destek veren ve kararın altına imzasını atan Başkanımız İbrahim Yazıcı, bu imzanın izahını bizlere yapmakla yükümlüdür.

Herşeyden önce bu kararın altına atılan imza karşılıksız bir aşkla yeşil beyazlı renklerin peşinden koşan biz taraftarlara ve son iki sezonu tarihinin en iyi iki derecesi ile kapatan Ertuğrul Sağlam ve talebelerinin emeklerine ihanetttir.

Yayıncı kuruluştan elde edilen gelirler, Süper Lig’in bizim gözümüzde sıfır olan sözde marka değeri ve şikeye bulaşan kulüplere verilmesi muhtemel ağır cezaların diğer kulüplerin gelirlerini etkilemesi gibi maddi kazançlara karşılık, Bursaspor camiasının manevi değerleri satılamaz!

En kısa sürede şike ve teşviğin cezasını hafifletecek bu karara verilen destekten vazgeçilmesini ve Başkanımız İbrahim Yazıcı’nın konuyla ilgili resmi yayın organlarımız aracılığı ile bir açıklama yapmasını bekliyoruz.

Ne Gereği Var ki Kayserispor


Başkanı ve yöneticisi şike ve teşvik iddiaları nedeniyle cezaevinde bulunan Fenerbahçe'nin küme düşmesini istemeyen takımlardan biri olan Kayserispor, ilginçtir geleceğe yönelik bir transfer harekatında bulunmuş. Hollanda ekiplerinden De Graafschap ve aynı zamanda Hollanda U-13 milli takımında oynayan Bora Barlas'ı sarı-kırmızılı renklere bağlayan Kayserispor'un bu girişiminin ne gereği var ki?
Nasılsa bazıları "malum yollardan" ligin kaderini belirleyecek ve Kayserispor da buna itiraz etmeyecek...

23 Eylül 2011 Cuma

Maradona'dan Taraftara Tekme

Etisalat Cup'ta Emirates takımıyla oynayacakları maç öncesi torunlarının tribünlere açmış olduğu "Büyükbaba, her zaman yanındayız, seni çok seviyoruz" pankartının yanında fotoğraf çektirmek için gelen Maradona, bir taraftarın sürekli olarak pankartı kaldırması sonrası, dayanamayıp basmış tekmeyi. Olayın görüntüleri yukarda. Maçı 3-0 kazanarak yeni takımıyla ilk galibiyete ulaşan Diego Maradona, "Oyuncu ya da antrenörken de bu tip agresif eylemlerim oldu ama bunlar benim yapım gereği. Bazen kendimi Al Wasl oyuncusu olarak görüyorum" derken, tekme attığı taraftardan da özür dilemeyi ihmal etmemiş...

22 Eylül 2011 Perşembe

K.Karabükspor:1-1:Galatasaray


Bir çok planla gidilen deplasmanda 13. dakikada 10. kişi kalınca, altüst edilen bütün planların yeniden revize edilmesi için "basketbol molasına" ihtiyaç vardı ve devreye kadar saha dışından ufak müdahaleler ile soyunma odasına gol yemeden gitmeyi başaran Galatasaray, dönüşte yapılan müdahalelere karşın, galibiyet golünü bulamazken, üstelik bir de yenik duruma düşüyordu. İlk iki haftanın formsuzu Baros'a "denize düşen yılana sarılır" misali güvenen Fatih Hoca, Çek oyuncuyu son 75. dakika cıvarı saha kenarına yolluyor, lakin Baros'un oyuna girmesi 5 dakikayı buluyordu ama beklediğine de değdi zira ilk pozisyonda genç Rıdvan'ın "çaylaklığından" da yararlanarak penaltı yaptırmayı başarıyordu. Juventus'ta pek golü olmayan "pitbull" Melo, bizim memlekete golcülüğü de soyunacağa benziyor, şimdilik ikinci golünü atmayı başarıyordu, penaltıdan da olsa... Fatih Hoca, kaybedilen iki puan var demiş basın toplantısında, ama Sercan'ın oyunun başında yakaladığı bir aşırtma topu dışında, 10 kişi kaldıktan sonra herhangi bir pozisyonu olmayan Galatasaray'ın 1 puan alması da başarı olarak sayılabilir...
Bu kadar mı? Sahada gördüklerimiz bu kadar, topçuları da değerlendirelim teker teker son olarak:
Muslera: 13 dakika oynadı, yorum yazacak pozisyon dahi gelmedi kalesine. Kart pozisyonu ağırdı, son adam değildi Muslera, sarı kart olmalıydı...
Gökhan: Geride güven vermiyor ama elde Puyol mu var ki, beğenmeyeceğiz Gökhan'ı. Basit oynasa daha başarılı olacak, defanstan uzun top atıp, asist yapma sevdasını bırakmalı, o iş başkasının...
Ujfalusi: Servet'in yokluğunda stoperde görev yapıyor, başarılı da oluyor. Kaptanlığı da aldı, Galatasaray'da kalıcı olacak gibi...
Hakan Balta: Bir maç var, diğerinde yok, oysa Hakan'ın önemli özelliğidir sade oynayıp, sabit bir performans göstermek. Bu maçta hucuma hiç çıkmadı, yenilen golde de rakibine "escortluk" yaptı...
Eboue: Sağ bekte Sabri'yi kesti. Takıma alışma turlarında, sakatlanma pahasına sahada kalması, olumlu referans kendisi için.
Selçuk: 10 kişi kalınca defansif oynadı, kendini pek gösteremedi...
Melo: Hırslı, istekli ama bu maçta ileriye değil de geriye dönük oynadı kırmızı kart sonrası.
Riera: Topla 1-2 buluştu, mecburiyetten çıktı...
Kazım: Geçen sezona göre daha dağınık ve güçsüz.
Sercan: Samsunspor maçında yaptığı asist sonrası ilk onbir başladı, iyi de pozisyon yakaladı, acemice harcadı, takım on kişi kalınca kanada çekildi ve hocanın istediğini yapamadı...
Elmander: 3 Karabüklüye karşı tek başına mücadele etti, çok yalnız kaldı, ama güçlü olduğunu gösterdi.
Ufuk: Şans buldu, kalede güven vermedi, yediği golle kredisini iyice bitirdi...
Sabri:İkinci yarı oyuna hareket getirdi Galatasaray adına, çabaladı, didindi...
Baros: 10 dakikada ne yapılır, gol atamadı, penaltı yaptırdı, daha ne olsun...

Stat: Dr. Necmettin Şeyhoğlu
Hakemler: Bünyamin Gezer, Erdinç Sezertam, Asım Yusuf Öz
Kardemir Karabükspor: Tomic, Erdem, Birol, Cernat (Dk. 86 Bilal), Deumi, Mehmet Çakır (Dk. 56 Rıdvan), Erkan, İlhan, Nikolic, Shelton (Dk. 86 Mehmet Batdal), Ragued
Galatasaray: Muslera, Gökhan Zan, Selçuk İnan, Elmander, Melo, Riera (Dk. 16 Ufuk Ceylan), Ujfalusi, Hakan Balta, Eboue (Dk. 81 Baros), Kazım, Sercan Yıldırım (Dk. 46 Sabri)
Goller: Dk. 73 Erdem (Kardemir Karabükspor), Dk. 83 Melo (Penaltıdan) (Galatasaray)
Kırmızı Kart: Dk. 13 Muslera (Galatasaray)
Sarı Kart: Dk. 66 Shelton (Kardemir Karabükspor)

21 Eylül 2011 Çarşamba

Başkanın İlk İcraatı


Yıldırım Demirören, Kulüpler Birliği başkanı seçildikten sonra ilk icraat olarak şike yapan takımın küme düşmesinin kaldırılması için federasyona başvuru yapmış... Türkiye Kupasını iade ederek kamuoyunda sempati toplayan Beşiktaş, gittikçe kendisini batırıyor... Fanatik gazetesinin haberi aşağıda, doğruluğu varsa, dik duruşlarından dolayı Galatasaray, Trabzonspor, Orduspor, Ankaragücü takımlarına da helal olsun...


FANATİK

Ligde 18 ekibin oluşturduğu Kulüpler Birliği Başkanlığı'na Beşiktaş Kulübü Başkanı Yıldırım Demirören oybirliği ile seçildi.

Recep Mamur ve İbrahim Yazıcı'nın adaylıktan çekilmesi üzerine seçimlere tek aday olarak giren Demirören, "Küme düşmenin kaldırılması için Futbol Federasyonu'na başvurduk. Onlar da UEFA kriterleri çerçevesinde karar verecek" dedi.

Bu arada şike yapan kulübün düşürülmemesi isteğine Galatasaray, Orduspor, Trabzonspor ve Ankaragücü dışındaki 14 Süper Lig kulübünden tam destek geldi.

HEPSİ AYNI GEMİDE
Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç Kulüpler Birliği Başkanlığı'na seçilen Demirören'i kutladı.
Bakan, "18 kulübün yönetimi sorunların müşterek olduğu aynı gemide birlikte hareket ettikleri noktasında ortak bir irade ortaya koydu. Bugelecek adına umut veriyor" dedi.

20 Eylül 2011 Salı

Sürpriz mi?


Tabii ki de değil... Yıldırım Demirören Kulüpler Birliği başkanı olmuş. Bekliyor muydunuz? Ben bekliyordum, ne zaman mı? Bu açıklamayı yaptığı gün:

"Olumsuz tarafları yaşanacaktır ama futbol ailesinin tek amacı vardır; yere düşmüş futbolumuzu ayağa kaldırmak. Bu her futbolseverin birinci vazifesidir. Maç fazlalığı, derbi maçların fazla oynanması, bu canlılığı tekrar geri getirecektir. Kişiler geçicidir, kulüpler kalıcıdır, herkesin decoder alarak kulüplerine sahip çıkması gerektiğine inanıyoruz''

Yıldırım Demirören, Türkiye Futbol Federasyonun her toplantısı sonrası Mehmet Ali Aydınlar'dan sonra sözü alarak play-offu da savundu, yayıncı kuruluşu da destekledi. Beşiktaş kombinesi değil de decoder alsın taraftar derken de gafın kralını yapıyordu. Kendi taraftarının sevmediği bir başkan, bütün kulüpleri temsil ediyorsa, ben bu düzeni hiç anlamadım, anlamayacağım...

Sevinç ve Hüzün


Rekabet de böyle bir şey değil midir?
Biri üzülürken, diğeri sevinir...

Manchester United-Chelsea maçından ilginç bir kare...

Her Alışveriş Bir Aşk


Online alışveriş sitesi Markafoni'nin televizyon için hazırladığı reklam, ilginç olmuş, özellikle sloganı beğendim "Her alışveriş bir aşk"...
Fırsat siteleri hızla artarken, ilk olarak markafoni ile tanışmıştık, gardrobumuzun yenilenmesinde çok faydasını gördük bir çok internet kullanıcısı gibi, şimdi daha genişlemeye karar almış ve televizyonun gücü ile genele yayılmaya yol almak üzere harekete geçmişler...
İyi yapmışlar...
Internet kullanıp, markafoni'yi bilmeyen yoktur ama "hala üye olmayanlar" için davetiye linki burada...

Alışveriş meraklıları için diğer fırsat sitelerine ulaşma linkleri de blogun bu sayfasında...

19 Eylül 2011 Pazartesi

Fred the Red


Alex Ferguson ve kulübün maskotu Fred the Red

Rakibe Saygı


"Skor 3-0 olduktan sonra kalecinin de kırmızı kartı sonrası, fazla ataktan ziyade orta sahada daha çok pas yapmaya çalıştık. Bu tamamen rakibe olan saygımızdan dolayı, iki oyuncusunu kaybetmiş bir takımı fırsat bilip, bütün hatlarını öne atmadan, orta sahada pas yapıp futbol oynamaya çalıştık."

Michael Skibbe
Eskişehirspor Teknik Direktörü

Sivasspor maçı sonrası açıklamada bulunurken

Güzel Forma



Eskişehirspor'un Sivasspor maçında giydiği sarı formaya bayıldım. Yıllardır Galatasaray'a turuncu-mor-pembe formalar yapan Adidas, Nike'ın sarı formasının ardından, Eskişehirspor'a tasarlamış sapsarı bir forma. Es-es taraftarı ne der bilemem lakin ben bu formaya bayıldım...
Estore'da satış fiyatı 74 liraymış...
Edinmek lazım...

18 Eylül 2011 Pazar

Galatasaray:3-1:Samsunspor


İlk hafta yaşanılan "iş kazasından" sonra, Fatih Terim'li Galatasaray, ilk defa kendi taraftarı önüne çıkmıştı bu geceki Samsunspor maçında. Hedef tabii ki galibiyetti, mağlubiyetin bu "taptaze" takımın başına büyük sıkıntılar açacağını tahmin etmek pek de zor olmasa gerekti, hafta içi medyada çıkan haberlere bakınca: Sarıgül, yönetime çatmış, Imparator Baros'a fırça atmış, yönetim Florya'ya baskın yapmış...

Geçen haftaki kadronun sakat Servet ve Çağlar dışından pek bir değişiklik yapmadan aynısıyla rakibi önüne çıkan Galatasaray'da Fatih Terim, aklındaki sistemi ısrarla oturtmak niyetinde, lakin gidişat hocanın teknik heyetle baş başa verip, B ve C planlarını düşünmesini gerektiriyor. Bu gece Servet'in yerine Ujfalusi'yi monte edip Gökhan'ın yanına, defansın göbeğini oluştururken, Çek futbolcunun başarılı performansı sonrası merkez savunucuları Servet-Ujfalusi olarak görebiliriz önümüzdeki maçlarda, Gökhan Zan'ın "sallantıdaki" oyunu sonrası. Tabii, hocanın hata yapanın ısrarla arkasında durma alışkanlığını da unutmamak lazım, Vedat Inceefe'ye az sabretmemişti Terim... Geçen haftanın etkisizlerinden ve de sakat olan Çağlar'ın yerine de Hakan Balta sol tarafa monte edilirken, sağ bekin üç adayı olan Eboue-Sabri-Ujfalusi'den kaptan bu gece o göreve layik görülmüştü hocası tarafından. Adları "bek"ti ama oyun başladığında Hakan ve Sabri "açık" gibi sürekli Samsunspor yarı sahasında bulunup, önlerindeki arkadaşlarına yardım edince rakip alanda yapılan baskıya, Galatasaray da nefes aldırmadı misafir takıma daha ilk düdükle beraber ve de gol, hesaplandığı gibi erken geldi, tabii Baros'tan beklerken Melo sarstı rakip fileleri, hem de ne sarsma... Brezilaylı oyuncu sahanın en çalışkan ve isteklisi olarak gözükürken, attığı gol de jeneriklere şimdiden geçti bile, "pitbull" lakabı da kazındı televizyon başındakilerin akıllarına... Melo'nun sadece ön liberodaki performansı değil onu değerli kılacak Galatasaray'lıların gözünde, pes etmeyen ve hırslı kişiliği de onu takımda ön plana çıkaran özelliği, daha iki maç oynadı ama şimdiden tribünlerin maç öncesi ilk çağıracağı topçu olmayı başardı "pitbull" Melo...
Taraftarların sevgilisinden söz açmışken, Kewell'ın ayrılması sonrası oluşan "sevgi boşluğunu" neden Reira doldurmasın ki? Şimdiden sol tarafı parsellemiş, Oz Büyücüsü gibi kaleye şut atmaktan çekinmemiş, rakibin belini kıran çalımları atmışken... Herhangi bir sakatlık ve ceza olmadığı takdirde, İspanyol topçu sol tarafın değişmezi olacakken, sağ tarafın "tapusunu" Milli Takımdan torpille alan Kazım, "Hey adamım, bana ne oluyor?" deyip sarsılmazsa, kulağında i-pod tribündeki koltukları ısıtması an meselesi.

Melo'nun attığı gol sonrası, hem taraftarlarda, hem de "eski" topçularda geçen yıllardan kalan "olumsuz" psikolojiyi yok edecek ikinci golü bulamayan sarı-kırımızılılar, bir de taraftarın "lanetli" ilan ettiği B.A.M.'ın M'sinden golü görünce kalesinde "Acaba?" sorusu oluşmaya başlarken, Terim'in Elmander'i oyuna alıp 4-4-2'ye çevirmesi oyun düzenini, maçı koparan hamleydi. İsveçli topçunun fizik üstünlüğünü kullanarak rakip yarı alanı daha zorlayan Galatasaray, güçsüz gözüken Baros'un yerine Sercan'ın da girmesi ile Samsunspor'un kilidini açıp, skoru getrien golleri de arka arkaya buluverdi... Melo'dan sonra Elmander de Selçuk da siftah yapmış oldu...

Kanaltürk'te Erman Toroğlu, Elmander'i hiç çekinmeden hakemlere hedef gösterip "sizi kandıracaktır, dikkat" derken, Samsunspor kalecisi Ahmet Şahin'in hiç mi suçu yok? Ceza sahasında top oyundayken rakibine "vurursan", bu hem penaltı, hem de kırmızı karttır, ötesi yoktur, değil mi hocam? Elmander, abartmış mı, o da evet...

Play-offların da eklenmesiyle iyice uzayan ligimizin daha ikinci haftası ve Galatasaray, bugün 25-30 dakika, hafta içi 35 dakika, sonrasında 45 dakika derken, taraftarının beklediği oyunu oynayacaktır. Garantisi mi? Fatih Terim...

Ne Yaptılar?
Muslera: Koca 90 dakika kalesine top gelmedi desek yeridir, ama Samsun bir kez tehlikeli geldi, orda da Melo'nun dokunmasıyla "kontrupiye"de kaldı ve 2 maçta 3 gol yemiş oldu. İstatistik şimdilik kötü ama şimdilik...
Sabri: Sevdiği sağ bekte görev yaptı, ama daha çok rakip yarı alanda gördük kendisini, Baros'a ilk yarıda iyi bir pas da çıkardı, istatistiklerine "asist" yazılmasına ramak kaldı... Memleket takımına karşı oynamak da değişik bir duygu olsa gerek...
Gökhan: "Suyu ısınmaya başladı" desek yerdir, zira bir defans oyuncusunun yapmaması gerekenleri yapıp, Samsunspor'un attığı golün startını verdi. Fatih Hoca, kendisine yine şans verecektir lakin nereye kadar?
Ujfalusi: İlk yarı üstüne rakip gelmeyince ismini duymadık bile ama ikinci devre daha ön plana çıktı, Servet'in yerinde sırıtmadı, zaten alışık o bölgeye, rotasyona gerek kalmadan, stoperde devam edebilir Karabük maçında...
Hakan Balta: Galatasaray'a transferinin olduğu günleri anımsatan bir performans sergiledi, defansta zorlayan olmayınca, sol açıkta Reira ile beraber iyi işler yaptı... Fatih Hocanın sorunlu bölgesine "ilaç" olacak bir gece yaşadı...
Melo: İki haftanın yıldızı takımı adına... Bir kaç yıldır "ruh" arayan Galatasaray'ın ruhu olacak Brezilya'lı oyuncu... Pitbull gol sevinci de çok konuşulacak...
Kazım: Galatasaray'a geldiğinde herkesin akıllarındaki soru işaretlerini ortaya koyduğu pozitif oyun ile yok eden Kazım, bu sene tam tersi bir grafik ortaya koyuyor. Bu gece aklımızda hiç yer etmedi, o da unutmalı bu maçı, bir an evvel toparlanmalı...
Eboue: CV'si sağlam, zaten boş adamı ne yapsın Arsene Wenger, ama zaman lazım Eboue'ye, alıştıkça takıma hem gollerle, hem de mücadelesiyle alkışları alacak, "Bu adamdan topçu olmaz" diyen Gökmen Özdenak'a tükürdüğünü yalatacaktır...
Selçuk: Sorumluluk almalı demiştik geçen hafta, bu gece daha çok topla buluştu, daha aktif gözüktü. 10 numara Melo'da ama hocanın "play maker"ı Selçuk... İyi de bir penaltı attı...
Reira: Yazıda Kewell olur mu dedik? Ben Harry Kewell'dan esintiler aldım İspanyol topçuyu izlerken. İlk maçına göre özgüveni sağlam ve istekli bir görünümdeydi... Ayaklarına hakim, tribünlerin seveceği bir oyuncu...
Baros: Hırslı, gol atıp "şeytanın bacağını kırmak" niyetinde ama son hamlelerde güçsüz gözüküyor. Bir de hücümda tek kalıp, istediği ortaları alamayınca, daha da etkisizleşiyor. Sercan ve Elmander'in formu yükselirse, kulübe yolu gözükebilir Baros'a...
Elmander: Attığı gol, yaptırdığı penaltı ile 30 dakikada maça damgasını vurdu. Güçlü fizik yapısı, topa hakimiyeti ile ileri ikilinin değişmezi olacaktır...
Sercan: Fatih Terim'in vazgeçmeyeceği oyunculardan olacaktır, şimdilik sonradan girmeye devam edecek ama güçlendiği takdirde, Baros'u kesebilir... Elmander'e yaptığı asist jeneriklik...
Engin: Maç içinde topa dokundu mu bilemedim!!!


Stat: Ali Sami Yen Türk Telekom Arena
Hakemler: Kuddusi Müftüoğlu, Ekrem Kan, Serdar Akçer
Galatasaray: Muslera, Sabri Sarıoğlu, Gökhan Zan, Ujfalusi, Hakan Balta, Melo, Kazım Kazım (Dk. 72 Engin Baytar), Eboue (Dk. 61 Elmander), Selçun İnan, Reira, Baros (Dk. 67 Sercan Yıldırım)
Samsunspor: Ahmet Şahin, Pal Lazar, Kemal Tokak, Bahia, Ergün Teber, Fink, Mustafa Sarp (Dk. 61 Murat Yıldırım), Selim Teber, Dominguez (Dk. 76 Mahmut Ertuğrul Taşkıran), Ekhigo Ehiosun (Dk. 71 Zenke), Bance
Goller: Dk. 18 Melo, Dk. 73 Elmander, Dk. 76 Selçuk İnan (Penaltıdan) (Galatasaray), Dk. 54 Mustafa Sarp (Samsunspor)
Kırmızı Kart: Dk. 74 Ahmet Şahin (Samsunspor)

17 Eylül 2011 Cumartesi

Silahla Yaşayan

Cumhuriyet gazetesinden Ahmet Kurt'un dünkü makalesinde basketbol milli takımı ile ilgili ilginç tespitleri yer almakta, özellikle de "maddi manevi" Hidayet'in İbrahim Kutluay'ın posterini Abdi İpekçi Spor Salonundan indirtmesi benim yeni öğrendiğim bir gelişme, doğal ki İbrahim Kutluay da NTVSpor'da mağlubiyet sonrası Hido'ya sallamakta. 2006 Dünya kupasında sakatlık bahanesiyle milli formayı giymeyen Hidayet ve Mehmet Okur, o tarihten beri benim için "sıfır" değerliyken, yaptığına da şaşırmadım Hidayet'in. Lafı uzatmayalım, buyurun yazıya:

Burası Türkiye! Burada ‘başarılı sonuç’ her türlü yolsuzluğu, yılışıklığı, şımarıklığı sineye çektirir. Eğer takımınız dünya ikincisi olmuşsa siz, sporcuların, yöneticilerin veya Federasyon Başkanı’nın her türlü ‘acayip’liğini hoşgörü ile karşılarsınız. O günlerde Hido’nuz Başbakan’ın karşısında zevzek zevzek sırıtıp, ‘maddi manevi destek’ istemiş; alenen ‘dilenmiş’tir ama varsın olsun. O Hido’dur! Dünya ikincisi takımın kaptanıdır. Eğer madalya boynundaysa; şirindir, ne yapsa yeridir... Yoksa... Haddini bileceksin Hido! Örneğin, bugünlerde Başbakan’la elleşmeyeceksin. Hatta... Yakınına bile gitmeyeceksin... 2010 yılında posterini Abdi İpekçi Salonu’ndan indirttiğin İbrahim Kutluay’a, seni eleştirdiği için saldırmayacaksın. Edepli olacak ve gerekirse ondan özür dileyeceksin... Biliyorsun: Performans geçicidir evladım! Aslolan adam olmaktır. Yarın bir başkası da gelip senin posterini salondan indirir. Anlarsın o zaman dünyanın kaç bucak olduğunu... ‘Başarılı sonuç’ bazı şeyleri gölgeler, erteler ama bir gün, onun kardeşi olan ‘başarısız sonuç’ da çıkıp Bağdat’tan geliverir. Silahla yaşayan silahla ölür. Başarılı sonucun arkasına sığınanlar, işler kötü gidince çırılçıplak ortada kalırlar... Görüyorsunuz: Bir yıldır hesabı verilmeyen 28.5 milyar liranın dağıtım listesini ‘nedense’ tam bugünlerde ortalığa döküldü. Oysa... Tam bir yıldır gargara yapıyordu federasyon yetkilileri. Dünya ikincisi takımın paraları ya bunlar... Kimin haddine düşmüş bunların hesabını sormak(!). Ama şimdi... Sonuç rezalet! O halde... Verin bakalım geçmişin hesabını! Ah! Tam burada Turgay’a ve onun her dediğini yapan yönetim kurulu üyelerine bir şey sormak istiyorum: “Söyleyin bakalım beyler! Başbakan’ın size basketbolcular için verdiği paradan ayırdığınız 1 milyon TL’yi 36 kişilik ‘organizasyon görevlileri’ arasında nasıl pay ettiniz?” Ben birine, (hem de en önemli görevi yapanlardan birine) şubat ayında 5 bin TL verdiğinizi biliyorum. Çarptım, böldüm yalnızca bu kalemde 700 bin TL eksik çıkıyor. Nerede bu para? Ya isim isim, kimin, hangi tarihte, ne kadar aldığını açıklar ve makbuzları gösterirsiniz ya da bu işin sonu kodes! Bakın gördünüz mü? Prim hesapları bile Hatice’ye göre değil neticeye göre değerlendiriliyor bu ülkede. Sen söyle Fatih Terim Hocam. Nasıldı o söz? ‘Rezultante importante’ demiştin değil mi? Belli ki bizim Turgay’ın İtalyancası senin kadar akıcı değil. ‘Sonuç önemlidir’ anlamına gelen bu ünlü sözünün ne demek olduğunu anlayamamış. Başarılı oldukları zaman ‘ne olursa olsun sonuç önemlidir’ diyenler, başarısız olduklarında ‘kıl tüy’ hikâyeleri anlatmamalılar. Sporcular başlarını öne eğip özür dilemeliler. Teknik adamlar hatalarıyla yüzleşmeli, gerekirse istifa etmeliler. 20 yıldır ‘havuç’ göstererek koltuklarını koruyanlar ise, artık tası tarağı toplayıp gitmeliler. Yirmi on başarıyla bitmiştir, yirmi on bir fıslamıştır, yirmi on iki, yirmi on üç hikâyelerine karnımız tok. Turgay gitmelidir!

Kadınlar Yaşadı




Türkiye Futbol Federasyonu, şike soruşturması ile yerlerde sürünen Süper Ligin imajını düzeltmek adına bir sürü tedbire başvururken, ligin ilk haftasından itibaren maçlara kadınların ve 16 yaş altı çocukların ücretsiz gireceğini belirtmişti. Bu kararın ardından bir hafta geçti geçmedi, TFF'nin sitesinde yayınlanan başka bir kararla, kadınlara ikinci bir "ayrıcalık" verilmiş oldu. Yıllardır eleştirilen, seyircisiz maç oynamayı kaldıran Federasyon, bundan sonra ceza alan takımın maçlarını, boş statta oynatmak adına maça sadece kadınlar ve 12 yaş altı çocukların alınacağını belirtmiş... Federasyon, erkeklerin "böcek", kadınların ise "çiçek" olduğunu düşünmüş lakin bazı çiçeklerin dikeninin olduğunu umarım unutmamıştır...

Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, aldığı yeni kararla Türk futbolunda seyircisiz maç dönemini sona erdirdi. Disiplin talimatının ilgili maddelerine uymayan takımlara verilen "maçlarını seyircisiz oynama" cezası, yapılan değişikliklerin ardından artık uygulanmayacak.

Bugünden itibaren, kuralları ihlal ederek seyircisiz maç oynama cezası alan takımların karşılaşmalarını; kadın izleyiciler ile yanlarında anneleri olmak şartıyla on iki yaş ve altı çocuklar ücretsiz olarak izleyebilecek. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu bünyesindeki veya denetiminde olan sosyal amaçlı çocuk yuvaları ve yetiştirme yurtlarında kalan, korunmaya muhtaç 12 yaş ve altı çocuklarımız da resmi refakatçileriyle birlikte bu maçları tribünden takip edebilecek.

Dünya futbolunda bir ilk olma özelliğini taşıyan bu kararla, Türk futbolunda seyircisiz maç oynanmayacak. Tribünlerin boş kaldığı, sessiz ve coşkudan yoksun karşılaşmalar futbolumuzda artık yaşanmayacak. Yapılan değişikliğin neticesinde, talimatnamenin eski hükümlerine göre verilen cezalar da yeni kurallara göre uygulanacak.

Yapılan bu değişiklikle, futbolun güzelliklerinin unutulduğu olaylı karşılaşmaların ardından "cezalı" takımlar, kadınlarımız ve çocuklarımız sayesinde futbolun güzelliklerini ve değerlerini hatırlayacak.

Talimatnamenin revize edilen 102. maddesine göre, karşılaşmalar için hiçbir ücret talep edilemeyeceğinden kuralları ihlal eden kulüpler, maç hasılatından eskiden olduğu gibi yine mahrum kalacaklar.

16 Eylül 2011 Cuma

Sorun Kimde?


"Sezonun ilk beş maçı sonrası takımın teknik direktörü eleştiriliyorsa, sorun hocada değil takımı yönetenlerdedir"

Andre Villas-Boas
Chelsea Menajeri

Abramovich'e ayar verirken


Maradona'dan Kötü Siftah



Al Wasl takımının başında çıktığı ilk maçta Al Jazira takımına 4-3 kaybeden Diego Maradona, maçın ardından yine kendisine has açıklamalarda bulundu. "Benim elimde yarı profesyonel, yarı amatör bir kadro var. Bazı topçular polis, bazıları da üniversitede, bu nedenle birlikte idman yapmak zor ama bu gece ikinci yarı benim takımım sahanın yıldızıydı, rakibi göremedik" derken, bir çok gol kaçırdıklarını ve maçın hakkının beraberlik olduğunu belirtip, "Bizim taraftarlar galiba tatilde, oyuncularım daha fazla desteği hak etmekteler" diyerek de taraftarı eleştirmiş. Mağlubiyete rağmen Maradona adına sevindirici bir gelişme de Al Wasl takımının üç golü de Diego'nun Arjantin'den getirdiği Mariano Donda'nın atmış olması...

"Milli Takımın Hocasıyım"

Bulgaristan'da ulusal takımın başına büyük ümitlerle getirilen Lothar Matthaus'un takımı istenilen seviyeye getirememesinden sonra, milli takımın başındaki kariyeri de tartışılmaya başlandı. Her ne kadar Federasyon Başkanı Mihailov, Alman hoca ile gelecek seneler için anlaştıklarını söylese de, Bulgar basını başta Penev olmak üzere, çeşitli alternatifler üzerinde duruyor "aslanları" yönetmek üzere. Basında futbol dünyasında nam salmış değişik isimlerin üzerinde durulurken, facebook üzerinden örgütlenen Bulgar gençler, milli takımın başına kimsenin adını telefuz etmediği Sotir Petsanov'un geçmesi için kampanya başlattılar. "Ben Sotir Petsanov'um-Milli Takımın Teknik Direktörüyüm" adlı grup kuran gençler, Plevne'de Ivan Vazov ilköğretim okulunda beden eğitimi öğretmenliği yapan Petsanov'un Bulgaristan milli takımını çalıştırmasını istemekte. Uzun yıllardır aynı okulda çalışan Petsanov, 90larda FC Gundi adında okul takımı kurdu ve genç futbol sevdalıları ile bir çok kupa kazandı, bu öğrencilerinin çoğu da lise ve üniversite yıllarında sporu bırakmayıp, Bulgaristan futboluna çeşitli alanlarda hizmet etmekteler bu günlerde... Bu grup Petsanov'u ulusal takımın başına geçirmez doğal olarak ama eski öğrencilerinin hocalarını böyle yerlerde görmeleri, bir öğretmen için büyük bir jest olsa gerek...

15 Eylül 2011 Perşembe

Islıklama Mevzusu


"Beni ıslıklıyorlar çünkü güzelim, zenginim ve büyük bir futbolcuyum" demiş Ronaldo, dün geceki Dinamo Zagreb-Real Maçı sonrası...Ronaldo kardeşime Paris Hilton'ın aşağıdaki sözlerini hatırlatırken, ıslıklama mevzusunun cevabı da yukardaki resimdeki "kendini beğenmişlikte" saklı...

"Ronaldo benimle beraber olamayacak kadar kadınsı, zaten başında çiçekle dolaşan biriyle beraber olacak kadar düşmedim daha."


Blog Widget by LinkWithin