




Haliyle dünden bir heyecan silsile içinde kaybolmuş durumdayız. EuroLig'in isminin büyüsü bizleri fazlasıyla içine çekti. Doğaldır seviniyoruz, her yerde, tüm platformlarda bu başarıdan bahsediyoruz. Ancak bence asıl vurgulamamız gereken durum bunun Galatasaray açısından çok büyük bir adım olduğudur. Rytas'ın EuroLig'in önemli bir takımı olduğunu, Litvanya seyircisinin en üst düzeyi görmüş bir seyirci olduğunu ve aslında bir organizasyonu ve camiayı geçerek devler arenasında yarışmaya hak kazandığımızı altını çizerek söylememiz gerekiyor. Bu, bir eşiği geçmek, aslında olunması gerektiği yere, adeta kazıya kazıya ulaşmaktır. Galatasaray, EuroLig'e kalarak sadece bir işi başarmamış, camiası ve taraftarı açısından tutun da Eurolig kurmaylarının olaya bakış açısına kadar değiştirerek bu adımı daha da anlamlı kılmıştır. Ayrıca bu başarıyı sadece 3 maçla sınırlı tutmak abesle iştigal olur. Kesinlikle, öncelikle Cem Akdağ'ın takıma gelmesi ile ayağa kalkılan ve taraftarın da desteği ile def edilen o 2009'daki sezon başı kabusundan sonra camia bir bakıma uyanması ile başlamıştır bu süreç. Adnan Polat yönetimi de belki de Galatasaray başında en doğru kararları basketbol takımı üzerine verdi ve bu ülkenin bana göre en iyi basketbol aklını ve ekibini takımın başına getirdi ve onları destekledi. Oktay Mahmuti bu aklı uzun yıllar boyunca arzuladığı bir ortamda uzun vadeli (3 yıl) bir plana döktü ve ilk yıl için muazzam denebilecek ama kendisi için pek de şaşılmayacak bir derece ile takımını BBL finaline taşıyıp o destansı hikayeyi yazmasını sağladı. O noktaya ulaşmak, o karakter çıtasını en üst seviyeye koymak için var gücü ile çalışıp emek sarfetti tüm takım. Aslında O 3 galibiyeti ve Eurolig hediyesini geçtiğimiz yıl ortaya koydukları bu emekle hazırlamışlardı. 39 yaşındaki Haluk Yıldırım için bu takımın en önemli yükü onun üzerinde derken Oktay Mahmuti ile dalga bile geçildi. Büyük Koç, Caner Topaloğlu'ndan bir yıldız, Shumpert'ten bir winner, Andric'ten bir skorer pivot, Shipp'ten harika bir takım oyuncusu yarattı vs. vs. Sonuç olarak ilk maçın yazısında da değindiğim gibi takımı kendi kurdu, sistemi oyuncularına anlattı ve o sistemin kusursuz bir şekilde işlemesi için binlerce, belki de milyonlarca defa kafa patlattı. Üstün karizması ve inandırıcılık yeteneği ile de oyuncularına sistemini benimsetti. Her şeyden önemlisi basketbol maçlarını derbilerden ibaret olarak gören taraftarı, basketbol izlemek için Abdi İpekçi'ye getirmeyi başardı. Öncelikli amacı bir takım yaratmak ve sahaya çıkan her oyuncunun bu takım için, forma için, sistem için, kazanmak için her şeyi yapan bir takım yaratmak olan bu hocaya oyuncuları da onun kadar destek verdiler, takımı sahiplendiler, oynadıkları oyundan keyif aldılar, saha yer aldıkları dakikanın, sayının adedine süresine bakmaksızın bu yapı için ellerinden geleni fazlasıyla sergilediler. Böylece Galatasaray bugünlere geldi. Şimdi ise yeni eklenen oyuncularla ve oturmuş sistemleri ile daha büyük bir denizde yüzecekler ve çok daha büyük ve güzel oyunlar ve maçlar sergileyecekler. 
Evet dünden beri harika duygular içerisindeyiz. Ancak daha harika olan şey ise Oktay Mahmuti ve oyuncularının bu harika gösterisini büyük keyifle izlemek ve onlara desteğini her şartta sürdürmek. Takım çok büyük bir adım attı ancak aslan parçalarının bu başarısının anlamlı olabilmesi için taraftar olarak geçtiğimiz yıldan daha fazla takımımıza destek vermemiz gerekiyor. Ben ilk günden beri Eurolig'in rengi olacağımızı ve şu görüntüden sonra ise bunu kanıtlayacağımızı düşünüyorum. Yeter ki Barcelona veya Union Olimpija fark etmeyecek şekilde o salonu dolduralım 200-300 kişiye takımımızın maç oynamasını sağlamayalım. Bunu da aşarsak 3 yıl dolmadan bu takım çok önemli işler başaracaktır. Gurubu ve yolumuzu sonra konuşuruz. Şimdi bu hediyenin tadını çıkarma zamanı...
Stat: 19 Mayıs
Hakemler: Fırat Aydınus, Serkan Ok, Aleks Taşçıoğlu
MKE Ankaragücü: Özden, Uğur, Ediz, Aydın, Özgür, Kağan (Dk. 62 Güven), Rajnoch, Hürriyet, Turgut, Tisdell, Ergin (Dk. 73 Umut)
Galatasaray: Muslera, Sabri, Gökhan, Ujfalusi, Hakan, Felipe Melo, Kazım, Selçuk, Engin (Dk. 74 Baros), Riera (Dk. 64 Eboue), Elmander (Dk. 83 Sercan)
Goller: Dk. 12 Rajnoch (kendi kalesine), Dk. 20 Kazım, Dk. 85 Baros (penaltıdan) (Galatasaray)
Sarı kartlar: Dk. 41 Kağan, Dk. 79 Ediz, Dk. 84 Aydın (MKE Ankaragücü), Dk. 87 Kazım, Dk. 90+1 Baros (Galatasaray)

Geçtiğimiz yılı, fazlasıyla epik ve realist bir tablo ile noktalayıp, karakter çıtasını da takımlar düzeyinde ulaşılması güç, çok üst bir seviyeye koyarak kapatmıştı 2010-2011 sezonunu Galatasaray. Final serisi ve öncesi hala dün gibi akıllarımızda yer ediyorken sıcağı sıcağına transferleri önümüze koymaya başlamıştı bir anda Oktay Mahmuti ve ekibi. Daha 1 ay bile geçmemişken Jerry Johnson,Ermal Kurtoğlu ve Radoslav Rancik'in ayrıldığını görmüş ve biraz burulmuş, Ender Arslan, Jamon Lucas Gordon, Cevher Özer, Furkan Aldemir, Darius Songaila ve Jaka Lakovic'in "parçalı" ile fotoğraflarını görüp heyecanımıza yenilerini eklemiştik. Malum, araya milli maçlar girdi ve biz de bu süre zarfında basketboldan uzak kalmamış olduk. Ama en çok "Gelenek sahibi olmak" temelinde yola çıkan ve hala bu yolun başında olmasına rağmen böylesine bir senaryo ile bizi kendisine çeken bir takımın taraftarı olmak, bizi fazlasıyla heyecanlandırıyor. Bu noktada yönetmen koltuğunda oturan Oktay Mahmuti'nin payı -herkes için de kabul görecektir ki- en büyüktür. Galatasaray basketbol takımı adeta bir Nuri Bilge Ceylan filmi gibi. Oktay MAhmuti de Nuri Bilge Ceylan da elindeki malzemeyi kullanma ve ondan maksimum verim alma konusunda tartışılmaz bir noktadalar. En önemlisi ise kadrolarındaki isimler kim olursa olsun ellerindeki isimlere kendilerini fazlasıyla inandırmış v bu anlayışda ego denen tek dişi kalmış canavarın bulundukları ortamda yer almadığıdır.
Nuri Bilge Ceylan'ın sinemanın o değişen yüzünde, listede ilk sırada yer alması tesadüflerle ve yetenekle anlatılamaz. Aynı şekilde Galatasaray ve Mahmuti'nin anlayışı da. Mahmuti, kariyerinin belki de en mutlu günlerini yaşıyor(çaktırmasa da) ve belki de hayatı boyunca çalıştığı kadrolardan ve isimlerden hiç bu kadar verim almamıştı. Daha da önemlisi, takımını buna inandırmış ve oyuncularını bu anlayış ve sistemden zevk alır boyuta getimiş durumda olması. Dünyanın çok az yerinde savunma yapıp, top çalmaktan, kendini yerden yere atıp sahada 2 dakika bile olsa yer alsa da, bu süre zarfında en iyisini yapmak için deli gibi çalışan bir takım görürsünüz. Bu bir şans mıdır yoksa şans kendiliğinden mi yaratılır takdir sizin. Ortada olan tek şey; geçtiğimiz yıl "karakter ve takım kimliği" özelinde gelinen noktanın oyuncular tarafından benimsenmiş olması ve onu kaybetmemek ve ona zarar vermemek için hala var gücüyle çalışması ve performans ortaya koyma çabasıdır. Dünkü maçı izledikten sonra ortaya çıkan görüntü de bunun yansımasıdır.
Sezonun ilk maçı olması tutukluk ve düzen açısından bazı sorunlar ortaya koyabilir. Ancak Eurolig hedefi olan bir takım için bunlar bir mazeret değil,ilk elin günahı olmaz sendromu kapsamında çabuk atlatılması grekn bir krizdir. Geçtiğimiz yıldan oktay Mahmuti ve ekibinin elinde olan bir omurga var. Bu omurgaya yeni parçalar ekleneyerek sistemin farklı bir şekilde ama daha iyi işlemesini istiyor Oktay Mahmuti. Omurgayı karakterli oyunculardan kurduğu için, bu oyuncular yeni gelenlere de bu düzeni hemen benimsetmiş durumadalar. Tüm bu ince ve geri planında olağanüstü bir beyin takımının olduğu planlar sahaya uygulandığında ise başarısızlık söz konusu bile olmuyor. İşte bu anlayıştır Furkan'ı böylesi parlatan, Gordon'u 10 yıldır takımdaymış gibi savunma delisi yapan, Andric'i Tutku ile "lorel ve hardy" boyutuna getiren, Shipp'in skorer bir yıldızdan basketbol tabiriyle takımın pis işlerden sorumlu bakanı pozisyonuna evrilten, sahaya giren 12 oyuncudan da verim almayı başartabilen. vs. vs. Songaila ve Lakovic'de bu sisteme dahil olduklarında çok daha güzel bir senaryo ortaya çıkacağı kesin. Açık ve net konuşmamız gerekir ki Paok, 3 gün üst üste maç yapılacak bir organizasyonda ilk gün maçı için ideal bir takımdı. Bugün de Asvel, onun en fazla bir tık ötesi olacak. Paok karşısında kendimizi, özellikle uzunların savunma performansını fazla test edemedik. Bugün kazanıp yarın ev sahibi Rytas'a kaybedebiliriz de. Bunların hiçbir önemi yok. Önemli olan Mahmuti ve ekibinin yeni rol arkadaşları ile birlikte taraftarı, camiayı ve basketbol severeleri, ortaya koymaya çalıştıkları ürüne sonuna kadar inandırmış olmasıdır. Dünkü hoş görüntünün özeti ise bundan ibarettir.
Stat: Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Arena
Hakemler: Tolga Özkalfa, Ali Saygın Ögel, Volkan Narinç
Galatasaray: Aykut Erçetin, Sabri Sarıoğlu, Gökhan Zan, Ujfalusi, Hakan Balta, Melo, Kazım Kazım (Dk. 87 Ceyhun Gülselam), Selçuk İnan, Engin Baytar (Dk. 65 Yekta Kurtuluş), Reira (Dk. 80 Emre Çolak), Elmander
Eskişehirspor: Ivesa, Sezgin Coşkun, Nadarevic, Diego, Dede, Koray Arslan (Dk. 59 Burhan Eşer), Veysel Sarı (Dk. 75 Pele), Alper Potuk, Erkan Zengin, Kamara, Mehmet Yıldız (Dk. 59 Serdar Özbayraktar)
Goller: Dk. 24 Gökhan Zan, Dk. 52 Melo (Galatasaray)
Sarı kartlar: Dk. 18 Sabri Sarıoğlu, Dk. 41 Engin Baytar, Dk. 64 Selçuk İnan, Dk. 84 Kazım Kazım (Galatasaray), Dk. 54 Diego, Dk. 64 Veysel Sarı (Eskişehirspor)

Bilindiği gibi Kobe Bryant, yarın itibari ile Türkiye'de olacak. Türkiye'de olmasının sebebi Beşiktaş ile sözleşme imzalayacak olması değil. Bizim de forma sponsorumuz olan Nike'ın davetlisi olarak geliyor. Gelmişken de bizim futbol takımının antrenmanını ziyaret edecekmiş. Şahsen çok sevindim. Haberi için tık. Kobe'nin, babasının İtalya'da oyunculuk kariyerini devam ettirmesi aşamasında Milan takımına ilgi duyup o dönemlerde futbol oynamışlığı da mevcut. Hatta geçtiğimiz yaz ortasında Barcelona antrenmanını da ziyaret edip maç oynamış, yorulunca da basketboldaki gibi mola almaya kalkıp izleyenleren yüzünde tebessüme sebep olmuştu. Manchester ile Barcelona'nın THY sponsorluğunda yaptıkları maçın devre arasında da penaltı atışı yapmıştı. Yarın da bizim antrenmanı izleyecekmiş. İzlemeyle yetinmez umarım ve kendisine 24 numaralı Galatasaray forması giydirip 2 topa vurdursunlar değil mi?
Demirören’in başkan seçilmesinin ardından verdiği ilk demeç ise şuydu; "Küme düşmenin kaldırılması için Futbol Federasyonu’na başvurduk. Onlar da UEFA kriterleri çerçevesinde karar verecek."
Şike ve teşvik primi iddiaları nedeniyle Asbaşkanı Serdar Adalı, teknik direktörü Tayfur Havutçu, protokol ve futbol A takım güvenlik müdürü Ahmet Ateş’in tutuklu bulunduğu bir camianın başkanının bu demeci vermesini gayet doğal karşılamaktayız. Ancak bu kararın altında Bursaspor Kulübü Başkanı sıfatıyla sayın İbrahim Yazıcı’nın imzasının yer alması bizleri oldukça rahatsız etmektedir.
Bursaspor taraftarları olarak bizlerin, şike soruşturmasının başladığı ilk günden bu yana olan net tavrı bellidir ve değişmeyecektir. Şike ve teşvik batağına bulaşan kendi kulübümüz dahi olsa en ağır biçimde cezalandırılıp, taraftarlara sonucu masa başında belirlenmiş bir maç izlettirilmemesi gerektiğini savunmaya devam etmekteyiz. Taraftarlarımızın sürecin başından bu yana sergilediği dik duruşu görmezden gelerek, Yıldırım Demirören’in bu teklifine destek veren ve kararın altına imzasını atan Başkanımız İbrahim Yazıcı, bu imzanın izahını bizlere yapmakla yükümlüdür.
Herşeyden önce bu kararın altına atılan imza karşılıksız bir aşkla yeşil beyazlı renklerin peşinden koşan biz taraftarlara ve son iki sezonu tarihinin en iyi iki derecesi ile kapatan Ertuğrul Sağlam ve talebelerinin emeklerine ihanetttir.
Yayıncı kuruluştan elde edilen gelirler, Süper Lig’in bizim gözümüzde sıfır olan sözde marka değeri ve şikeye bulaşan kulüplere verilmesi muhtemel ağır cezaların diğer kulüplerin gelirlerini etkilemesi gibi maddi kazançlara karşılık, Bursaspor camiasının manevi değerleri satılamaz!
En kısa sürede şike ve teşviğin cezasını hafifletecek bu karara verilen destekten vazgeçilmesini ve Başkanımız İbrahim Yazıcı’nın konuyla ilgili resmi yayın organlarımız aracılığı ile bir açıklama yapmasını bekliyoruz.

Stat: Dr. Necmettin Şeyhoğlu
Hakemler: Bünyamin Gezer, Erdinç Sezertam, Asım Yusuf Öz
Kardemir Karabükspor: Tomic, Erdem, Birol, Cernat (Dk. 86 Bilal), Deumi, Mehmet Çakır (Dk. 56 Rıdvan), Erkan, İlhan, Nikolic, Shelton (Dk. 86 Mehmet Batdal), Ragued
Galatasaray: Muslera, Gökhan Zan, Selçuk İnan, Elmander, Melo, Riera (Dk. 16 Ufuk Ceylan), Ujfalusi, Hakan Balta, Eboue (Dk. 81 Baros), Kazım, Sercan Yıldırım (Dk. 46 Sabri)
Goller: Dk. 73 Erdem (Kardemir Karabükspor), Dk. 83 Melo (Penaltıdan) (Galatasaray)
Kırmızı Kart: Dk. 13 Muslera (Galatasaray)
Sarı Kart: Dk. 66 Shelton (Kardemir Karabükspor)
FANATİKLigde 18 ekibin oluşturduğu Kulüpler Birliği Başkanlığı'na Beşiktaş Kulübü Başkanı Yıldırım Demirören oybirliği ile seçildi.Recep Mamur ve İbrahim Yazıcı'nın adaylıktan çekilmesi üzerine seçimlere tek aday olarak giren Demirören, "Küme düşmenin kaldırılması için Futbol Federasyonu'na başvurduk. Onlar da UEFA kriterleri çerçevesinde karar verecek" dedi.Bu arada şike yapan kulübün düşürülmemesi isteğine Galatasaray, Orduspor, Trabzonspor ve Ankaragücü dışındaki 14 Süper Lig kulübünden tam destek geldi.HEPSİ AYNI GEMİDEGençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç Kulüpler Birliği Başkanlığı'na seçilen Demirören'i kutladı.Bakan, "18 kulübün yönetimi sorunların müşterek olduğu aynı gemide birlikte hareket ettikleri noktasında ortak bir irade ortaya koydu. Bugelecek adına umut veriyor" dedi.


Stat: Ali Sami Yen Türk Telekom Arena
Hakemler: Kuddusi Müftüoğlu, Ekrem Kan, Serdar Akçer
Galatasaray: Muslera, Sabri Sarıoğlu, Gökhan Zan, Ujfalusi, Hakan Balta, Melo, Kazım Kazım (Dk. 72 Engin Baytar), Eboue (Dk. 61 Elmander), Selçun İnan, Reira, Baros (Dk. 67 Sercan Yıldırım)
Samsunspor: Ahmet Şahin, Pal Lazar, Kemal Tokak, Bahia, Ergün Teber, Fink, Mustafa Sarp (Dk. 61 Murat Yıldırım), Selim Teber, Dominguez (Dk. 76 Mahmut Ertuğrul Taşkıran), Ekhigo Ehiosun (Dk. 71 Zenke), Bance
Goller: Dk. 18 Melo, Dk. 73 Elmander, Dk. 76 Selçuk İnan (Penaltıdan) (Galatasaray), Dk. 54 Mustafa Sarp (Samsunspor)
Kırmızı Kart: Dk. 74 Ahmet Şahin (Samsunspor)
Burası Türkiye! Burada ‘başarılı sonuç’ her türlü yolsuzluğu, yılışıklığı, şımarıklığı sineye çektirir. Eğer takımınız dünya ikincisi olmuşsa siz, sporcuların, yöneticilerin veya Federasyon Başkanı’nın her türlü ‘acayip’liğini hoşgörü ile karşılarsınız. O günlerde Hido’nuz Başbakan’ın karşısında zevzek zevzek sırıtıp, ‘maddi manevi destek’ istemiş; alenen ‘dilenmiş’tir ama varsın olsun. O Hido’dur! Dünya ikincisi takımın kaptanıdır. Eğer madalya boynundaysa; şirindir, ne yapsa yeridir... Yoksa... Haddini bileceksin Hido! Örneğin, bugünlerde Başbakan’la elleşmeyeceksin. Hatta... Yakınına bile gitmeyeceksin... 2010 yılında posterini Abdi İpekçi Salonu’ndan indirttiğin İbrahim Kutluay’a, seni eleştirdiği için saldırmayacaksın. Edepli olacak ve gerekirse ondan özür dileyeceksin... Biliyorsun: Performans geçicidir evladım! Aslolan adam olmaktır. Yarın bir başkası da gelip senin posterini salondan indirir. Anlarsın o zaman dünyanın kaç bucak olduğunu... ‘Başarılı sonuç’ bazı şeyleri gölgeler, erteler ama bir gün, onun kardeşi olan ‘başarısız sonuç’ da çıkıp Bağdat’tan geliverir. Silahla yaşayan silahla ölür. Başarılı sonucun arkasına sığınanlar, işler kötü gidince çırılçıplak ortada kalırlar... Görüyorsunuz: Bir yıldır hesabı verilmeyen 28.5 milyar liranın dağıtım listesini ‘nedense’ tam bugünlerde ortalığa döküldü. Oysa... Tam bir yıldır gargara yapıyordu federasyon yetkilileri. Dünya ikincisi takımın paraları ya bunlar... Kimin haddine düşmüş bunların hesabını sormak(!). Ama şimdi... Sonuç rezalet! O halde... Verin bakalım geçmişin hesabını! Ah! Tam burada Turgay’a ve onun her dediğini yapan yönetim kurulu üyelerine bir şey sormak istiyorum: “Söyleyin bakalım beyler! Başbakan’ın size basketbolcular için verdiği paradan ayırdığınız 1 milyon TL’yi 36 kişilik ‘organizasyon görevlileri’ arasında nasıl pay ettiniz?” Ben birine, (hem de en önemli görevi yapanlardan birine) şubat ayında 5 bin TL verdiğinizi biliyorum. Çarptım, böldüm yalnızca bu kalemde 700 bin TL eksik çıkıyor. Nerede bu para? Ya isim isim, kimin, hangi tarihte, ne kadar aldığını açıklar ve makbuzları gösterirsiniz ya da bu işin sonu kodes! Bakın gördünüz mü? Prim hesapları bile Hatice’ye göre değil neticeye göre değerlendiriliyor bu ülkede. Sen söyle Fatih Terim Hocam. Nasıldı o söz? ‘Rezultante importante’ demiştin değil mi? Belli ki bizim Turgay’ın İtalyancası senin kadar akıcı değil. ‘Sonuç önemlidir’ anlamına gelen bu ünlü sözünün ne demek olduğunu anlayamamış. Başarılı oldukları zaman ‘ne olursa olsun sonuç önemlidir’ diyenler, başarısız olduklarında ‘kıl tüy’ hikâyeleri anlatmamalılar. Sporcular başlarını öne eğip özür dilemeliler. Teknik adamlar hatalarıyla yüzleşmeli, gerekirse istifa etmeliler. 20 yıldır ‘havuç’ göstererek koltuklarını koruyanlar ise, artık tası tarağı toplayıp gitmeliler. Yirmi on başarıyla bitmiştir, yirmi on bir fıslamıştır, yirmi on iki, yirmi on üç hikâyelerine karnımız tok. Turgay gitmelidir!
Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, aldığı yeni kararla Türk futbolunda seyircisiz maç dönemini sona erdirdi. Disiplin talimatının ilgili maddelerine uymayan takımlara verilen "maçlarını seyircisiz oynama" cezası, yapılan değişikliklerin ardından artık uygulanmayacak.
Bugünden itibaren, kuralları ihlal ederek seyircisiz maç oynama cezası alan takımların karşılaşmalarını; kadın izleyiciler ile yanlarında anneleri olmak şartıyla on iki yaş ve altı çocuklar ücretsiz olarak izleyebilecek. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu bünyesindeki veya denetiminde olan sosyal amaçlı çocuk yuvaları ve yetiştirme yurtlarında kalan, korunmaya muhtaç 12 yaş ve altı çocuklarımız da resmi refakatçileriyle birlikte bu maçları tribünden takip edebilecek.
Dünya futbolunda bir ilk olma özelliğini taşıyan bu kararla, Türk futbolunda seyircisiz maç oynanmayacak. Tribünlerin boş kaldığı, sessiz ve coşkudan yoksun karşılaşmalar futbolumuzda artık yaşanmayacak. Yapılan değişikliğin neticesinde, talimatnamenin eski hükümlerine göre verilen cezalar da yeni kurallara göre uygulanacak.
Yapılan bu değişiklikle, futbolun güzelliklerinin unutulduğu olaylı karşılaşmaların ardından "cezalı" takımlar, kadınlarımız ve çocuklarımız sayesinde futbolun güzelliklerini ve değerlerini hatırlayacak.
Talimatnamenin revize edilen 102. maddesine göre, karşılaşmalar için hiçbir ücret talep edilemeyeceğinden kuralları ihlal eden kulüpler, maç hasılatından eskiden olduğu gibi yine mahrum kalacaklar.








