Önümüzdeki yaz Rusya'da yapılacak olan Dünya Kupası için çeşitli kıtalardan kalkacak uçaklar yavaş yavaş yolcularını belirlemeye başlarken, Avrupa elemeleri sonrası Belçika, Almanya, İngiltere ve İspanya'nın ardından Kızıl Meydan'da ulkesinin bayrağını sallayacaklar da oldukça çekişmeli ve dramatik maçlar sonrası nihai olarak salı gecesi belirlenecek.
8 Ekim 2017 Pazar
Rusya'ya Son Biletler
A grubuna göz attığımızda Fransa 20 puanla lider ve takipçileri İsveç (19) ile Hollanda(16) birbirleriyle oynayacaklar. Genel averajın dikkate alındığı elemelerde Hollanda'nın Rusya ümidini play-offlarda sürdürmesi için rakibini 7 farklı yenmesi gerekir, İsveç, dün gece Lüksemburg'u 8leyerek işini sağlama aldı aslında. Futbol bu, olur mu, olmaz diye bir şey yok ama çok çok zor. İlginç bir kapışma olacaktır, portakalların "umuda çırpınışı"nı yayınlayacak bir televizyon kanalı bulursak izleriz. Fransa evinde dün gece kendi sahasında Hollanda'dan 3 yiyen Belarus'la oynayacak, kazanıp doğrudan Rusya biletini almak isteyecektir.
B grubunun ilk iki takımı belli de, kimin doğrudan, kimin play-off oynayarak yaz ayında Dünya Kupası heyecanı yaşayacağı salı gecesi Portekiz'de oynanacak olan Portekiz-İsviçre "finali"yle belli olacak. Deplasman takımına beraberlik yetiyor ama Ronaldo ve arkadaşları mutlaka kazanmak zorunda, kazanırlarsa averajla İsviçre'yi sollayacaklar... Avrupa elemelerinde gecenin en kritik maçı...
Sıralamanın belli olduğu C grubunda ayın 10'unda sadece formalite maçları oynanacak, Almanya Azerbaycan karşısında gol rekoru denemesi yaparak taraftarına heyecan yaşatabilir, Kuzey İrlanda ise Norveç deplasmanında play-offlardaki rakibi için hazırlık maçı oynayabilir.
D grubu ise tam bir arap saçı. İlk üç sıradaki takımlar 18 (Sırbistan), 17 (Galler) ve 16 (İrlanda Cumhuriyeti) şeklinde sıralanıyorlar. Lider iç sahada deplasmanda 3-1 mağlup ettiği Gürcistan'ı misafir edecek, denizi geçip derede boğulmazlar, ateşli taraftarı önünde kazanıp Rusya bileti alacaklardır. Lakin esas heyecan Britanya yarımadasında yaşanacak, Galler-İrlanda maçının sonucu play-offa kalacak takımı belirleyecek, Chris Coleman'ın takımı ev sahibi avantajını koruyup, Gürcistan'dan bir mucize bekleyecektir.
E grubunda ise Karadağ deplasmanda lider Polonya'yı yenip, Danimarka'nın Romanya karşısında en az iki farkla mağlup olmasını bekleyecek ki play-offlara kalabilsinler. Futbol bu, ne olacağı belli olmaz ama "bu saatten" sonra ne Polonya liderliği bırakır, ne de Danimarka evinde kaybeder... Karadağ halkı perşembe gecesi evinde Danimarka'ya yenildiklerine yaz aylarında televizyon karşısında Dünya Kupasını izlerken çok daha fazla ağlayacaklar.
Fransa'daki Avrupa Şampiyonasında meydana gelen taraftar olaylarından sonra Ruslar İngilizlerin memleketlerine gelmesini dört gözle beklerken, Southgate'in talebeleri "Bekle bizi Rusya, biz geliyoruz" dediler bile çoktan. Onlar işlerini garantiledi ama ikincilik için üç aday var: İskoçya, Slovakya ve Slovenya. İskoçya, Slovenya deplasmanına gidecek ve ev sahibi kazanıp, Slovakya'nın kendi evinde grupta sadece 3 gol atıp 22 gol yemiş ve 1 puana sahip Malta'ya yenilme "mucizesini" bekleyecek. Fikstür avantajı Slovaklardan yana ama "Brave heart" İskoçlar da üç puan alıp kendi göbeklerini kendileri kesebilirler. Basketbolda Avrupa Şampiyonu olan Slovenlerin İstanbul'da tribünlere kattığı heyecanı Rusya'da da görmek isteriz ama işleri zor...
İspanya ve İtalya aynı gruba düşerse diğer ülkeler orada sadece klasman maçına çıkar ve G grubunda da işler aynen öyle oldu, İspanya liderliği, İtalya da play-offu garantiledi. Son maçlara sadece bahisçiler takılabilir...
H grubunda kıtamızın yeni gözdesi Belçika da Moskova biletini cebine koydu, Güney Kıbrıs karşısında "tuzları kuru" sahaya çıkacaklar. Bosna-Hersek Estonya deplasmanında "şans kırıntıları" arayacak ama Yunanistan'ın Atina'da "futbolun dibinde San Marino ile liderlik yarışı yapan" Cebelitarık karşısında puan kaybı yaşaması için Olimpos'taki tanrıları epeyce bir öfkelendirmiş olması gerekir... Keşke Boşnaklar dün gece ilk yarısını 2-1 önde kapattıkları Belçika maçını kazanabilselerdi...
Bizim grubumuzla bitirelim değerlendirme yazımızı. Cuma gecesi İzlanda'ya kaybettik, Finlandiya maçının da bir anlamı kalmadı, Eskişehir'de kadroya girmek için "çırpınanlar" sakatlık "ayağına" kafileden çıkmaya başladılar, bizler de bir dört sene daha beklemek zorunda kaldık Dünya Kupasında istiklal marşı duymayı. Ama gruptan kimin çıkacağı son maçlara kaldı: İzlanda rahat, içerde Kosova'yı konuk edecek de, esas heyecan Ukrayna'da yaşanacak. Hırvatlar yapmış oldukları "basit puan kayıpları" ile şanslarını zora soktular, Shevchenko'nun takımı ise oldukça istikrarlı gidiyor, Türkiye maçında yaptıkları gibi taraftar baskısıyla boğarlarsa Hırvatları play-off bileti alırlar ama Modric ve arkadaşları da bu işi sonuna kadar kovalayacaktır. Bu arada Hırvatlar hocayı değiştirdi ve taze kan Dalic geldi takımın başına. İlginç bir maç olacak, pazartesi gecesi izlemeye değer...
7 Ekim 2017 Cumartesi
Kaptanlar
Üstte takımı 3-0 mağlup ve Dünya Kupasına gitme şansını kaybederken saha kenarına alınan ulusal takımın kaptanlarından birinin haleti ruhiyesi...
Altta ise son dakika yedikleri golle maçı berabere bitirip, Rusya'ya gitme ümidini son maça bırakan Hırvatistan milli takımının kaptanının maç sonu hali...
Şimdi ağızlardan düşmeyen o meşhur "lakırtı" ile sorumuzu soralım,
fotoğraftaki "adam" kim?
Galatasaray:3-2:Kardemir Karabükspor
"Hafta boyunca Karabük'e odaklanmam gerekiyordu. Devamlı kulüpten 2-3 kişi bana hakemlerle ilgili konuştu, üzerlerinde baskı olduğunu ve dikkat etmemiz gerektiğini söylediler. Ben ise onlara bunu düşünmemiz gerektiğini söyledim. Ancak baktığınızda onlar haklı çıktı. Ben teknik adam olarak hakemleri değil rakibi düşünmeliyim" diyordu maçtan sonra Galatasaray teknik direktörü Igor Tudor... Şaşkın gözüküyordu hakemlerin sahadaki futbola etkisini belirtirken de, bir yıldır memlekette takım çalıştırmış, hele ki Anadolu kulübünde görev yapmış biri cumartesi gecesinden evvel çoktan canı yanmış olmalıydı Türk hakemlerinden. Şaşırması gerekenler, ülke futbolunun "yazılı olmayan kurallarıyla" tanışan Mariano, Maicon, Belhanda, Fernando ve Gomis gibi "topunu oynamaya gelmiş" ülke futbolunun acemileri olmalıydı... Öğrenmiş de oldular bu topraklarda işlerin nasıl yürüdüğünü, Galatasaray formasının sadece rakiplerle mücadele etmediğini... İşin tesellisi de puan kaybı olmadan atlatılmış olması Alper Ulusoy faciası...
Alper Ulusoy'un Karabükspor lehine "uydurduğu" penaltıya kadar belki de ligin en "kora kor" karşılaşmasına şahit oluyordu futbolseverler. Misafir takım Kardemir Karabükspor, aldığı mağlubiyetler sonrası hocasını yollamış, yardımcı antrenör ile İstanbul'a gelmiş, puan sıralamasındaki yerinden bağımsız "kafa tutmuştu" mahallenin "en şık abilerine"... Hem de erken vakitte yediği iki golden sonra oyuna tutunmuş, Galatasaray'a kendi mekanında "horozlanmaya" cesaret etmişti. Akıllı topçudur Torje, karşılaşmanın daha ikinci dakikasında Muslera'nın yaptığı hatada "kurnazlığının" sinyalini vermiş, 27 dakikada farkı bire indirdikleri pozisyonda Belhanda'nın hatasından ziyade topun gideceği yeri sezip o bölgeye yaptığı koşu ile golü hazırlayan oyuncu olmuştu. Yine de ilk yarıda koparacaktı Galatasaray maçı ama Antalyaspor maçının benzeri bir "rahatlık" göze çarpıyordu hallerinde parçalıyla mücadele eden oyuncuların. Pozisyonlar bulunuyor lakin "ekstra bir pas daha" isteği topun Rybka'nın koruduğu kaleye gitmesini engelliyor, bazen direkler izin vermiyor, bazen de Ukraynalı kaleci "Ben bostan korkuluğu değilim" diyordu. İkinci yarı da aynı senaryo cereyan ediliyor, Rodriguez, Feghouli ve Gomis gol kaçırma yarışını sürdürürken, Karabükspor da "yakalarsam yakarım" ruhu haliyeti ile eziyordu çimleri. Aradıkları fırsatı hakem Alper Ulusoy verdi de, bereket "Galatasaray bitti demeden bitmez"di bu oyun, maçın yıldızı Maicon ortaya çıktı, "ilahi adaleti" sağladı...
Maicon'un yaz aylarında Galatasaray'a transfer söylentileri çıktığında, oynadığı takımlarda attığı goller ile savunmada yaptığı yerinde müdahalelerden derleme videoları dolaşıyordu youtube kanalında ama esas ilgimizi çeken bir karşılaşma öncesi takım arkadaşlarını toplayıp, onlara yaptığı "hararetli" konuşmaydı. İspanyolcamız yok, ne dediğini anlamıyorduk ama Brezilyalının "lider" özelliğini açık seçik ortaya koymaktaydı. Sarı-kırmızılı formayı sırtına geçirince partneri Serdar Aziz'le "Çin Seddini" ördüler Muslera'nın önüne de, attıkları goller ve yaptıkları asistlerle karşı kaleleri de "düşürmeye" başladılar. Sağ olsunlar güldürüyorlar yüzlerimizi... Sabri "reyis"ten sonra yeni Reyis de belli oldu: Maicon...
Feghouli'yi çok bekledik, geldi gelecek, uçağı bırak, "yürüyerek yola çıksa, İstanbul'a varmıştı" söylentileri de çıktı ama beklediğimize değdi. Sahada duruşu, oyunu okuyuşu ve yürüyerek "adam çalımlayışı" kalite kokuyor. Bursa'daki maç gitti giderken, attığı golle puanları rakipten alıdı, Karabükspor karşısında da her ne kadar kolay gözükse de "takipçilik" gerektiren bir golun yanısıra, rakip savunmayı sürekli tehdit etti, farkı "ikileyecek" pozisyonların mimarıydı. Tolga'nın sakatlığında formayı kaptı, artık geri vermez de "sürpriz golcü" Ciğerci geri döndüğünde kulübeyi ısıtacak oyuncu Rodriguez olacaktır.
Gomis'le ilgili iddamızı yenileyelim, Fransız topçu bu sezon attığı gollerden çok takım arkadaşlarının gol atmasına katkı sağlayacaktır. Galatasaray'ın 90+'da bulduğu galibiyet golünde, ceza sahası içinde kendisini "marke" eden 4-5 Karabüklünün olması, Maicon'un "bomboş" kalmasını sağlamadı mı?
STAT: Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Stadyumu
HAKEMLER: Alper Ulusoy, Mustafa Emre İyisoy, Volkan Narinç, Suat Arslanboğa
GALATASARAY: Muslera, Mariano (Denayer 90), Maicon, Serdar, Linnes (Latoclevici 66), Feghouli, Belhanda, Ndiaye, Rodrigues (Eren 87), Fernando, Gomis
KARABÜKSPOR: Rybka, Kerim, Gaman (Bliznichenko 66), Barış, Papp, Torje, Poko, Skulason (Ceyhun 75), Grozav, Tanase (Seleznyov 32), Yatabare
GOLLER: Feghouli 17, Maicon 22 ve 90 / Yatabare 27, Seleznyov 82
SARI KARTLAR: Feghouli, Fernando, Maicon, Latovlevici / Skulason, Ceyhjun
26 Eylül 2017 Salı
Bursaspor:1-2:Galatasaray
Bol tebrikli bir maç yazısından ilk "tebriği" tribünlerde 50. kuruluş yıl dönümünü kutlayan memleket futbolunun en gözde tribünlerinden biri olan Teksas taraftar grubuna yollayalım. Gruplar, taraftar oluşumları kurmak kolaydır da yarım asır bir süredir bir çok sıkıntıya karşı yılmadan yıkılmadan armanın peşinden koşmak büyük başarıdır. Var olsunlar, devamlı olsunlar, nice 50 yaşları olsun... Kutlamaların süsü olarak Galatasaray maçında iki tribünde ortaya koydukları koreografi ile rüştlerini bir kez daha ispatladılar... Bu "görsel showlar" takımların sahaya çıkması ile İstiklal Marşı arasındaki 3-5 dakikalık zaman diliminde gerçekleşir de, hazırlanması bırakın günleri, haftalar sürer, geceler boyu kafa yorulur koreografiye... Bundan sebep emeği geçen tribün ahalisine selamlar... Güzel işlere devam arkadaşlar...
Bir tebrik de Bursa gibi zorlu bir deplasmandan üç puanla dönen Igor Tudor'a gelsin. Deplasmanda oynanan ve "acabalar" dedirten Antalyaspor beraberliğinden sonra, geriye düştüğü bir maçta galip gelmek Galatasaray adına üç puandan daha önemli sonuçlar doğuracaktır. Ligin başlamasından bu yana altı hafta geride kalırken, Tudor'un takımı ilk defa geriye düştü ve herkesin aklında "bu sınavdan" geçip geçmeyeceği vardı. "Pekiyi" ile ayrılırken sarı-kırmızılılar Timsah Arena'dan, hem takımın geçen yıllarda kaybetmiş olduğu öz güven yerine geldi, hem de rakiplerine korkuyu saldılar... Ne mi yaptı Hırvat hoca, bu kadar konuşulacak? Mariano ve Latovlevici gibi iki beki 64. dakikada aynı anda yanına oturtup, Yasin ve Feghouli gibi hücumcuları oyuna soktu. Bir çok kişiye "delice" gelen bu değişiklik, Galatasaray'ı yakından takip edenler için çok da tuhaf değildi, zira Bursaspor takımı güçten düşmüş ve kalesine yaslanmışken, zaten oyun kurarken Maicon sağ bek-Fernando ortada ve Serdar Aziz sol bek tertibine geçen Galatasaray'da bekler rakip yarı sahada pozisyon almaktaydı. Yorulan ve güçten düşen topçularının yerine, bireysel yetenekli fazla iki oyuncusunu oyuna alarak, gol aradı Tudor ve istediği de oldu: Feghouli harika bir golle beraberliği sağladı, ardından Tolga artık "imzası" haline gelen plasesi ile takımını öne geçirdi. Parçalı forma ile ilk şut ve ilk gol, Cezayirli oyuncunun istatistiği parmak ısırtıyor, "nazar değmesin"... Bravo Sofiane...
Bursaspor maçı kaybetti ama "maçın adamı" adayları arasına girecek bir performans sergiledi kaleci Harun. Takımının baskılı oynadığı ve golü de bulduğu ilk yarıda Galatasaray'ın Gomis ve Belhanda ile gerçekleştirdiği ataklarda kalesini gole kapayan başarılı eldiven, ikinci yarı da %100lük pozisyonlarda topun kale çizgisini geçmesine izin vermemiş, galibiyeti son 17 dakikaya kadar taşımıştı da, Feghouli'nin şutunda Ümit Aktan'ın dediği gibi "Schmeichel değil bütün Michale'lar gelse" o topu çıkaramazdı. Tebrikler Harun...
Galatasaray üç puanı ve liderliği "yüklerken heybesine" Bursa'dan, gelecek haftalar için de bazı dersler çıkardıysa kendisine, taraftarını da uzun haftalarca mutlu etmeye devam edecektir. Öncelikle atak sonlandırmayı bilmeli Tudor'un öğrencileri, Bursaspor'un gol attığı ve bir o kadar da kaçırdığı ilk devredeki tüm atakların başlangıç noktası rakip yarı sahada yapılan top kayıplarıdır. İkinci devre ev sahibinin Batalla ile geldiği tek pozisyonun da çıkış noktası top kaybı... Bursaspor'un maçın başlangıç düdüğü ile taraftarıyla bir olup, Galatasaraylılara baskı kurması, sarı-kırmızılı topçuların Türk Telekom'da konuk ettiği rakiplerine empatiyle yaklaşmasını da öğretmiştir. Tabii bir de, mağlubiyetten geriye dönebileceklerini de görmüş oldular...
Belhanda da son haftalarda "kıpırdamaya" başladı, uyum sürecini aşmaya, üzerindeki "10 numara" baskısını kırmış gözüküyor Faslı oyuncu. Geçen hafta Kasımpaşa karşısında kullandığı köşe vuruşları sürekli ön direğe yerden rakibin ayağına giderken, dün gece kornerleri yüksek attı, Maicon ve Serdar yüreklerini hoplattı tribündeki yeşil beyazlıları...
Gecenin en güzel karesini, belki de olası bir şampiyonluğun müjdecisi de Feghouli'nin attığı golden sonra sevinen takım arkadaşlarına çoraplarıyla koşan Mariano verdi. Maç oynanırken forma çıkarılmasından, oyundan alındıktan sonra yapılan "afra tafra"lardan gelinen noktaya bakın... Galatasaray'ın bu sezonki başarılı performansının arkasında yer alan takımdaşlık, arkadaşlık ve galibiyet arzusu hepsi bir fotoğrafa sığmış... Allah bozmasın...
STAT: Bursa Büyükşehir Stadyumu
HAKEMLER: Fırat Aydınus, Serkan Ok, Süleyman Özay, Mustafa Öğretmenoğlu
BURSASPOR: Harun, Barış (Okoli 62), Ekong, Titi, Aziz, Badu, Agu, Delarge (Yusuf 74), Batalla, Kembo (Joshua 82), Stancu
GALATASARAY: Muslera, Mariano (Yasin 64), Maicon, Serdar, Latovlevici (Feghouli 64), Fernando, Ndiaye, Rodrigues (Denayer 84), Belhanda, Tolga, Gomis
GOLLER: Delarge 14 / Feghouli73, Tolga 81
SARI KART: Serdar Aziz, Maicon
18 Eylül 2017 Pazartesi
İsyan Marşı
"Issız kuytu köşelerden and olsun ki döneceğiz" dediler ve Süper Lige geri gelerek İsyan marşını bütün stat birlikte söylediler...
Seyircisiz oynadıkları "sessiz" maçlardan sonra taraftarıyla evlerinde buluştular ve biz de şimdi gönül rahatlığıyla "ait olduğun lige hoş geldin Göztepe" diyebiliriz...
***
İzmir'in sokaklarında
Yürüyoruz formalarla
Sayımız yüzbinler oldu
Sarısıyla kırmızıyla
Sarın güneş gibi olsun
Kırmızın damarımda kan
Sensiz geçmesin bu yaşam
Senin için bütün kavgam
1925'te doğdu şanlı Göztepemiz
Issız kuytu köşelerden
And olsun ki döneceğiz
O günlere inanarak
Dalgalan sarı kırmızı
Acıların arasından
Söyle isyan marşımızı
Kalksın eller üçlü için
Haykıralım gözgöz için
Son nefesi verir gibi
Şehadet getirir gibi
***
Seyircisiz oynadıkları "sessiz" maçlardan sonra taraftarıyla evlerinde buluştular ve biz de şimdi gönül rahatlığıyla "ait olduğun lige hoş geldin Göztepe" diyebiliriz...
***
İzmir'in sokaklarında
Yürüyoruz formalarla
Sayımız yüzbinler oldu
Sarısıyla kırmızıyla
Sarın güneş gibi olsun
Kırmızın damarımda kan
Sensiz geçmesin bu yaşam
Senin için bütün kavgam
1925'te doğdu şanlı Göztepemiz
Issız kuytu köşelerden
And olsun ki döneceğiz
O günlere inanarak
Dalgalan sarı kırmızı
Acıların arasından
Söyle isyan marşımızı
Kalksın eller üçlü için
Haykıralım gözgöz için
Son nefesi verir gibi
Şehadet getirir gibi
***
Galatasaray:2-0:Kasımpaşa
Geçen hafta deplasmanda oynanan Antalyaspor maçını bir tarafa ayırırsak, Galatasaray Kayserispor'la başladığı zirve yürüyüşünü gümbür gümbür devam ettiriyor, dosta güven düşmana korku salmaya devam ediyor. Bu kez aslanın avı hemşehrisi Kasımpaşa'ydı ve onlar da "iddalı" gelip elleri boş ayrıldılar Arena'dan... Darısı misli misli önümüzdeki haftalarda konuk olacak ekiplere...
Ligde beş hafta geride kalırken, Hırvat hoca Igor Tudor artık ilk onbirini sabitlemişti, sakatlık ve ceza olmaması durumunda değiştirmeye pek de niyetli değilken, "devşirme" sol bek Linnes'in yerine "maskeli" orjinal sol bek Latovlevici dışında "kazanan 11" sahadaydı. Transfer mevsiminin son gününde Juventus'un Asamoah'ı satmaktan vazgeçmesi sonrası Karabükspor'dan apar topar getirilen Rumen savunmacı, sarı-kırmızılı taraftarın önünde ilk defa sahne alırken, akıllarda soru işaretleri yok değildi. O da takım arkadaşlarına alışık değildi, onlar da yeni takımdaşlarını yadırgamış olacaklar ki, ilk 45 dakika genelde ters taraftaki Mariano ile oynadılar, Brezilya'lıda bıkmadı uzanmadı 11 tane orta yaptı ilk devre... Bir takımın "yıldızı" sağ bek olur mu derseniz, Mariano gibiyse o savunmacı, yıldız da olur, güneş de, ay da... İkinci devre "Lato" daha da ısındı takıma ki, Galatasaraylı oyun kurucular topu "sağlı sollu" eşit dağıtmaya başladılar...
Savunmacılarla girmişken konuya, geri bölgeden devam edelim izlenimlere ve göze çarpan Serdar Aziz-Maicon ikilisine bir selam çakalım. Stumpf-Falco, Bülent-Popescu, Ujfalusi-Semih birlikteliği derken, Galatasaray bu sezonu müzesine bir kupa götürerek kapatırsa, nur topu gibi bir ikilimiz daha olacaktır: Serdar Aziz ve Maicon. Brezilyalı mı bizim Makedon'u hizaya soktu, Serdar mı arkadaşını rahatlattı, tavuk mu yumurtadan yumurta mı tavuktan döngüüne benzer de, bu ikili "havadan karadan" rakiplere nefes aldırmıyorlar. Trezeguet özentisi Mısırlı cumartesi gecesi kayboldu gitti bizim kulelerin arasında. İşin tuhaf tarafı sadece savunmada adlarından bahsettirmiyorlar maçı anlatan spikere, rakip kalede de gol arıyorlar, asist yapıyorlar. Sivasspor maçındaki "yarım asisten" sonra Kasımpaşa karşısında Serdar Aziz, Gomis'e maçı rahatlatan golü attırmaktan geri kalmadı.
Hedefe gümbür gümbür uygun adım giderken, ufak tefek aksaklıklar olmuyor mu? Garry Rodriguez birliğe yeni katılmış "çaylak" asker misali kıdemli abileri arasında "sağını solunu" karıştırabiliyor da gayretiyle, mücadelesiyle, iyi niyetiyle "enseye şaplak" yemekten kurtarıyor. Yeşil Burun Adalı "milli" kanat oyuncusu topu ayağına aldığında kafasını önüne eğip dripling düşüneceğine, bazen etrafına baksa, çok daha faydalı olacaktır takıma. Komşu Bulgaristan'da oynarken "başına buyruktu" da burası Levski değil, çok daha büyük bir Galatasaray camiası... Farkına varmıştır muhakkak...
Belhanda da "yokları" oynadığı 4 maç sonrası pabucun pahalı olduğunu idrak etmiş olacak ki, Kasımpaşa karşısında daha arzulu ve çalışkandı. Belki henüz kendisinden beklenilen "10 numara" niteliklerine erişemedi ama maç içinde sürekli hareketli ve aktif bir halde maçın içinde kaldı, bir de kullandığı kornerleri yerden rakibin ayağına değil de havadan bizim topçuların olduğu yere atsa da takım arkadaşlarını daha mutlu etse... Fena mı olur?
Assolistler sondan sahne alırmış ya, Fernando, N'diaye ve Gomis'le bitirelim yazımızı... Belki kolunda pazu bandı yok ama Galatasaray'ın rotasını tayin eden kaptan bu sene Brezilyalı Fernando. Oyunun her bölgesinde futbol aklını koyarak yaptığı müdahaleler ve attığı paslarla yıldızını parlatırken, Melo'dan sonra özlediğimiz sahaya "yurek" koymayı da N'Diaye'den görüyoruz. Kasımpaşa karşısında ilk devre daha çok savunmaya dönük rakibin tehlikeli oyuncusu Neumayr'ı durdurma vazifesini yerine getirirken, ikinci yarı daha çok atağa çıkarak gördük Badou'yu, bir de Gomis'in ikinci golünden sonra orta sahada zevkten dans ederken... Ve Gomis... Tribündeki taraftar, televizyon karşısında bizler ne kadar arzuluyorsak galibiyeti, bir o kadar da Gomis istiyor maçı kazanmayı. Rakip stoperlere baskı yapıyor, takımını atağa kaldırırken topu saklıyor ve üst düzey golcüler gibi klas vuruşlarla fileleri havalandırıyor. İlk devre biterken takımını öne geçiren golü "ekmeğini taştan" çıkararak atmadı mı? Kenan Doğulu diyor ya şarkısında "Çok tatlısın çok, seni veren Allah'a şükürler olsun", Gomis'i bu topraklara yollayan Swansea City'e binlerce kez şükürler olsun...
STAT: Türk Telekom Stadyumu
HAKEMLER: Cüneyt Çakır, Bahattin Duran, Tarık Ongun, Bahattin Şimşek
GALATASARAY: Muslera, Mariano, Serdar, Maicon, Latovlevici (Denayer 88), Fernando, Ndiaye, Tolga (Feghouli 71), Belhanda, Rodrigues (Sinan 82), Gomis
KASIMPAŞA: Ramazan, Ben Youssef (Omeruo 67), Veigneau, Veysel, Popov, Neumayr, Sadiku, Trezeguet, Pavelka, Eduok (Rangel 55), Murillo (Mensah 73)
GOLLER: Gomis 44 ve 79
SARI KARTLAR: Serdar / Pavelka, Eduok, Veigneau, Sadiku
11 Eylül 2017 Pazartesi
Antalyaspor:1-1:Galatasaray
Lige fırtına gibi başlayınca, Galatasaray'ın her maçı üçer beşer atıp kazanacağı algısı yaratıldı da 34 haftalık uzun maratonun taşlı ve dolambaçlı yolları olduğunu aklı selim her Galatasaray taraftarı çok iyi bilmektedir. Dün gece de Antalya'da o "nahoş" gecelerden biri yaşandı, ne diyelim "nazar boncuğu" olsun, gerekli dersler alınsın, aynı hatalara düşülmesin, puanlar ikişer üçer saçılmasın Anadolu'nun çeşitli statlarına.
Sivasspor maçı sonrası Igor Tudor da dillendirmişti, bir çok Galatasaray sevdalısı da içten içe yakınıyordu milli maç arasının takımının yakalamış olduğu konsantrasyonu bozacağından. Galatasaray gibi yukarılara oynayan takımların "as oyuncuları" ülke kamplarına davet edilir, Florya'dan uzak kalınır, oralarda kimi ulusal takımla maç yapma şansı bulurken, kimisi kulübede ya da tribünde arkadaşlarını destekler. İstanbul dönüşü ise bir kaç günlük zamanda hoca rakip takım analizi mi anlatsın, idman mı yaptırsın? Antalyaspor karşısında sıcak ve nemli havaya eşlik eden bozuk zeminin de oyunu "çirkinleştirmesi" kadar milli ara da Galatasaray'ın durağan oyunun baş aktörüydü. Bütün bu aksiliklere rağmen golü de buldu Galatasaray ilk devrede, hem de neredeyse hiç pozisyonu olmadığı maçta ama koskoca 45 dakikayı o golün üzerine yatmayı hesap edince, bitime 8 dakika kala savunmanın bir anlık dalgınlığı iki puanı avuçlarından aldı götürdü... İyi oynadığında zaten kazanıyorsun da kötü oynarken kazanmak çok değerlidir şampiyonluk yolunda ve Galatasaray 8 dakika daha sabredebilseydi, dördüncü hafta sona ermişken rakiplerine psikolojik bir baskı da oluşturacaktı: "Ulan bu herifler nasıl kaybedecek?" sorusu, daha doğrusu korkusu oluşacaktı zirveyi hedefleyen hasımlarında...
Sneijder ile ilgili görüşümüz sabittir, twitter ortamında bolca yazdık, blogda yer alan maç yazılarına çok yansıtmak istemiyorum ama "sağolsun" Belhanda, Wes'i hatırlatmadan edemiyor bizlere. Galatasaray'ın fırtına gibi sezona girdiği üç maç ve dünkü Antalyaspor karşısında "kazanan ve değişmeyen" ilk on bir topçusu arasında gol attığı Kayserispor maçı da olmak üzere "zayıf halka" hep maalesef çok şey beklediğimiz Belhanda oldu. Dün akşam Gomis'in attığı golde Rodriguez'e verdiği pas dışında Faslı oyuncuyu sahada görebilen oldu mu? Oysa ki, oyun görüşü ve tek pası üst düzey olan Wesley Sneijder takımda kalmış olsaydı, atacağı ara ve uzun paslarla şimdiden asist krallığında zirveye yerleşmiş olurdu.
Takım iyi oynadığında kimse kaleciden söz etmez de, işler yokuş aşağı gitmeye başladığında anılmaya başlar file bekçileri. İlk üç haftada kendisine pek iş düşmeyen, varlığı yokluğu belli olmayan kaptan Muslera, dün gece rakibin "gol" diye sevindiği bir çok pozisyonuna "dur" diyerek alınan 1 puanın mimarı oldu. Eto'o'nun kafa vuruşunu da kurtarsaydı üç puanı getirecekti İstanbul'a ama rakip forvete kale çizgisine iki adımdan kafa vurdurursan, topu çıkarmak imkansızdır...
Ön yargılı davranmak istemiyorum, hep olumlu bakmak istiyorum Selçuk İnan'ın Galatasaray'da düşmüş olduğu duruma ama Selçuk her maç inatla "ben buyum" diyor. Sivasspor maç yazısında şöyle bir durum tespiti yapmıştık:
Aslında bu geçen seneki Galatasaray ile "yeni" Galatasaray'ın farkını da gösteriyor. Bu koşuları geçen sene yapan yoktu ki, dün gece bile 76.dakika oyuna giren taze kuvvet Selçuk, 89. dakikada kırmızı-beyazlıların gelişen ani atağında önünden geçen topa müdahale edememiş, rakibin arkasından ise koşmayıp, yürümeyi tercih etmişti. (Bir sakatlığı yoksa, bu hareket tamamen "ihanet"tir ama biz yine de günah almayalım). Selçuk İnan demişken, penaltı vuruşunu Gomis'e bırakması, ince bir hareket, alkışlamak boynumuzun borcu.
Maçın 62. dakikasında N'diaye'nin yerine oyuna giren Selçuk, aynı "kurnazlığı" dün gece de gösterdi maalesef. Karşılaşmanın hakemi Halis Özkahya 90+5 göstermiş ve uzatmalar oynanırken, Selçuk orta sahada bir top kaptırdı ve Antalyaspor Galatasaray kalesinde "yürek hoplatan" bir pozisyon yarattı. O hatayı unutturup, tepkileri azaltmak adına Selçuk sakatlık "numarası" yaptı, yerde yattı, sahaya sağlıkçılar girdi, sonra dışarı çıktı ve iki dakikaya yakın zaman kaybetti gol atmak isteyen Galatasaray... Tabii iş bununla da bitmedi, son dakikada kazanılan serbest vuruşta topu baraja nişanlarken, daha sonra 10 metre geriden olan ikinci serbest atışta topu inatla Maicon'a bırakmadı. Oysa ki, o da biliyordu uzaklardan vuramadığını, geçen sene o toplara Sneijder vururdu ve Maicon da uzak mesafelerden sert ve isabetli serbest vuruşlarıyla namlıydı... Selçuk İnan'ın kafasında yaşadığı gelgitler bu iki "an"la da bitmiyor, aşağıda fotoğraflarını paylaşacağım iki pozisyonun ilkinde rakibine "fake atmış" ve uzun top bekleyen Gomis'e pas atmayıp, geriye dönmeyi yeğlerken "maestro!", bir diğerinde de Gomis defansın dikaktini üzerine çekmişken, terste savunma arkasına koşu yapan Tolga'yı görmeyip, ofsayttaki Gomis'e yolluyordu topu... "İhanet, hıyanet, satış" kelimelerini sevmiyorum, kimseyi suçlamak da istemiyorum ama Selçuk "Ben bu takımda, bu tempoda oynayamıyorum" diye bas bas bağırıyor.
Igor Tudor hocama da bir mesajla sürdürelim yazımızı. "Hocam! Galatasaray'ın ruhunda savunma yapmak yok, Galatasaray korkmadan hep ileri oynar, hele ki transfer sezonunda takıma katılan savaşçı ve hırslı topçuların varsa, onları geriye çekme... Belki bir gol yeriz ama iki tane atarız... Korkma hocam, korkma..."
Yeşil sahanın dışında yaşanılan "sıkıntıları" da ultrAslan bir bildiri ile kamuoyuna sunmuş ve Antalyaspor başkanının sahibi olduğu Opet'i boykot etme kararı almış. Buyurun ultrAslan'ın beyanatı:
STAT: Antalya Stadyumu
HAKEMLER: Halis Özkaya, Ceyhun Sesigüzel, Hakan Yemişken, Koray Gençerler
ANTALYASPOR: Ferhat, Celustka (Salih 89), Djourou, Diego, Sakıb, Charles, Yekta, Maicon, El Kabir (Aydın 53), Danilo (Emre Güral 67), Eto'o
GALATASARAY: Muslera, Mariano, Maicon, Serdar (Denayer 64), Linnes, Fernando, Ndiaye(Selçuk 62), Belhanda (Feghouli 87), Rodrigues, Tolga, Goms
GOLLER: Eto'o 82 / Gomis 34
SARI KART: Linnes
6 Eylül 2017 Çarşamba
Next Station Röportajı
Tribünlerin olmazsa olmazıdır pankartlar, turnikeleri geçip koşar adım merdivenleri tırmandıktan sonra gözlerimiz ilk onları arar, bizimkiler ne asmıştır, deplasmana gelenler hangi pankartı kondurmuştur tellere. Grup isimleri çoğunlukla yazılıdır pankartlarda da, esas sevdiklerimiz "el işi" sprey boya ya da fırça ile yapılan ve gündemi anlatan bez pankartlardır. Lakin son yıllarda endüstriyel futbolun her türlü zevkimizi elimizden aldığı bu günlerde de, taraftarlar da işin kolayına kaçıp, el emeği pankart yerine makine işi "ruhsuz" çalışmalarla süslüyorlar tribünleri. Buna rağmen, hala "el emeği" pankart geleneğini sürdürenler de yok değil, işte bunlardan biri de "nextstationl" takma adıyla elinde fırçası bir kültürün devamı için uğraş veren Trabzonspor'lu Emir kardeşimiz... ultras/Movement blog olarak kendisiyle bir röportaj gerçekleştirdik, buyrun:
- ultras/Movement okurları için öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?
"Adım Emir ve Trabzon doğumluyum. Akçaabat ilçesinde yaşıyorum meslek lisesi son sınıf öğrencisiyim."
- Pankartlar tribün için olmazsa olmazdır. Siz pankart boyamaya nasıl başladınız?
"Lise 2. sınıfta sınıfımızın futbol takımına birkaç pankart yaptıktan sonra bu ise başlamaya karar verdim."
- Peki taraftar grupları için özel pankart yapımı işi nasıl ortaya çıktı?
"Tribünlerde el yapımı pankartlar bitip, tribünlerde yavaş yavaş gruplar artık dijital pankarta döndü, kimse artık boyamak istemiyor. Bu mesele çok canımı sıkarken, bir gün ben de otobüs önünde bir dijital pankarta denk gelince bu kültürü yaşatmak için bu ise girdim."
- Bir çoğumuz “çöp adam” bile çizemezken, siz bez-boya-fırça üçlüsünü severek kullanıyorsunuz. Bu yetenek nereden geliyor?
"Aslında yetenek yok, ben resim ödevi bile yapamazdım, annem ve ablam yapardı. Sonra bu resimleri önce sağını sonra solunu derken başladık yapmaya..."
- İlker özeldir, unutulmazdır, ilk yaptığınız pankart hangisidir? Bir hikayesi var mı?
"İlk yaptığım pankart Atatürk pankartıydı. Sınıftaki arkadaşlardan biri 'ben boya alırım' diğeri 'ben fïrça alırım' derken ben de 'az boz çizerim' dedim ve başladım pankart boyama işine."
- Şimdiye kadar kimlere pankart boyadınız?
"Daha çok arkadaşlarım için pankartlar yaptım. Şu an Kayserispor, Fenerbahçe ve Konyaspor tribününe yaptım ama sayfayı açtıktan sonra devamı gelecek."
- Pankartlar bittiğinde hissettiklerinizi nasıl açıklarsınız?
"Eğer bir arkadaşın pankartı bile olsa bitiremediğimde resmen uyuyamıyorum, geceleri neredeyse sabaha kadar yapıp bitiriyorum, o his cidden anlatılmaz insanları mutlu etmenin eşi benzeri yok... "
- Yapmış olduğunuz işin en can sıkıcı tarafı nedir?
"Yazı yazarken ve çizerken yanlış yapınca ve o hatayı silerken silme çok kötü ve uğraş verici... "
- Özellikle kendinize ait bir sloganınız var mı? Next station ismi nereden geliyor?
"Kendime ait şu an yok ama “Deplasman Haktır Engellenemez” kim demişse güzel demiş, bunu kullanıyorum şimdilik. next station ismine gelirsek, gruplar deplasmana giderken şehri istila etmek anlamına geliyor "next station" oradan aldım bu adı."
- Takım fark etmeksizin pankart yapıyorsunuz, peki siz hangi takıma gönül verdiniz?
"Ben Trabzonspor taraftarıyım."
- Kaç kişi bu işi yapıyorsunuz?
"Deplasman pankartlarını tek başıma yapıyorum ama büyük pankartları en fazla 3-4 kisi ile, en yakın arkadaşlarımla hazırlıyorum."
- Taraftarlar kendi pankartlarını boyarken genelde otopark ya da sokak arası tercih ediyor, siz nerede hazırlıyorsunuz pankartları?
- İnstagram hesabınızda Müslüm Baba pankartı göze çarpıyor. Pankart boyarken özellikle dinlediğiniz şarkıcılar-türkücüler var mı?
"Pankart yaparken, daha çok Müslüm Baba dinliyorum, onun dışında Ferdi Tayfur ve Orhan Gencebay eşlik ediyor bana çalışmalarımı bitirmeye gayret ederken."
- Genellikle biz taraftarlara “boş insan” olarak bakılıyor, ailenizin ya da çevrenizin sizin pankart yapmanıza bakışı nasıl? Eleştiren oldu mu?
"Annem bazen elimden fırçayı alıyor, ablam çizmeye yardımcı oluyor, babam maça gitmeyince 'niye gitmedin?' diye soruyor, arkadaşlar zaten aynıyız. Kısaca eleştiren hiç olmadı beni bu konuda."
- Size pankart yaptırmak isteyen bir taraftar size nasıl ulaşır? Sosyal medya hesaplarınız var mıdır?
"Şu anlık sadece instagramda "nextstationl" hesabım var ama ilerleyen zamanda facebook ve WhatsApp hesapları açmayı düşünüyorum."
- Röportajda sona gelirken, takipçilerimizin en çok merak ettiği soruyu soralım; Bu işin maliyeti nedir?
"Bu işin maliyeti pek yok gibi, her hafta bilet param çıksın yetiyor, geri kalan okul harçlığı ve şu an yazın arkadaşlarla harcıyoruz kazandıklarımızı..."
- El emeği pankart yapan bir tribüncü gözüyle, şimdiye kadar tribünlerde gördüğünüz “10 numara 5 yıldız” pankart ya da koreografi hangisidir?
"Konyaspor'un yaptığı koreografi muhteşemdi..."
- Son olarak ultras/Movement blog okurları için söylemek istedikleriniz varsa alalım…
"Bütün taraftar ve deplasmancı arkadaşlardan ricam, bize yaptırmasanız bile deplasmana giderken veya stadyumda el emeği pankart kullanın, dijitale gerek duymayın... Çok Teşekkürler..."
26 Ağustos 2017 Cumartesi
Galatasaray:3-0:DG Sivasspor
Galatasaray'ı yenmek ya da Galatasaray'dan puan almak istiyorsan ilk yapman gereken maçtan öncen teknik adamlarına konuşma yasağı getirmek. Önce Kayserispor'un hocası "komando-öldürmek" tarzı bir şeyler "zırvaladı", sonra Bülent Uygun "Galatasaray yenilmez değil, yeneceğiz, tik tak, tak tik" diye "hayaller" kurdu, en son da Sivasspor'un tecrübeli teknik adamı Samet Aybaba "Galatasaray 60. dakikadan sonra oyundan düşüyor. Bizim de o dakikadan sonra onlara sürprizimiz olacak" dedi, 3-0 kaybettiği maçın 2 golünü bahsettiği dakikalardan sonra kalesinde gördü... Bi' susun be kardeşim...
Tabii bunlar işin "magazinsel" boyutları ama ligin üçüncü haftasına geldiğimizde Galatasaray sahada aç bir aslan misali hala saldırmaya, rakiplerini boğmaya devam ediyor, bu oyunun karşılığını da üçer üçer goller atıp, üç puanları haneye yazdırarak alıyor. Geriye kalan haftalara baktığımızda Tolga Ciğerci'nin attığı gollerle sanki yeni transfermişçesine ön plana çıktığı görülüyor. Galatasaray Sportif Direktörü Cenk Ergün basın mensuplarına "Sürpriz bir transferimiz olacak" demiş, gözler Arda Turan'a çevrilmişti de, Cenk bey bu söyleminde Tolga'yı kast etmiş olmasın? Igor Tudor'un bu sezon takıma oturtmak istediği rakibe en uç noktada basan ve oyun kurmasını engelleyen oyun tarzında klasik kanat oyuncusundan çok "ısıran" özelliği ile kadroda yer bulan Tolga, çok koşmasının ve kendini tamamen oyuna vermesinin semeresini bulduğu pozisyonlar ve attığı gollerle de alıyor. Hal böyleyken Galatasaray taraftarının mutluluğunun tersi Fenerbahçeliler de bu performanstan mutsuzlar ki, benim izlemediğim, izlenmemesini salık verdiğim Rıdvan Dilmen de NTVSpor'daki programında "şeytanlığını" konuşturmuş: "Tolga'nın üst üste gol atması kendisi adına sıkıntı. Diğer maçlarda da niye atmıyorsun diye eleştirecekler"... Vay ki vay...
Osmanlıspor maçı sonrası benim adını ilk defa duyduğum, lakin "internet fenomeni" diye bahsedilen Hakan adında bir çocuğun Gomis'le ilgili ırkçı söylemleri olan tweet çok konuşulmuş ve Galatasaray taraftarı maça Gomis maskeleri ile gelmiş, tribünlerde ırkçılığı lanetleyen pankartlar açmışlardı. Maskeler tribünde de kalmamış, yedek kulübesindeki sarı-kırmızılı topçular da yüzlerine takım arkadaşlarının maskelerini takıp ona destek olmuşlardı. Güzel hareketler bunlar ama "bir hiç"in lafı bu kadar büyütülüp Gomis'in üzerinde baskı yarattığı Sivasspor karşısında düştüğü ofsaytlardan o kadar belli oldu ki. Ali Sami Yen'i ( Türk Telekom Arena ya da Türk Telekom Stadyumu demek hoşuma gitmiyor, Galatasaray'ın mabedi Ali Sami Yen'dir) dolduran 55 bin taraftarın desteğine bir an önce golle cevap vermek için çok telaşlandı "kara panter" ve yan hakemlere de hep bayrak kaldırma "zevki tattırdı". Gol atmak istiyordu, 1-2-3 ya da daha fazlası ama "kontrolsüz güç güç değildir" söyleminde olduğu gibi "hız radarına yakalandı". Bereket N'Diaye penaltı yaptırdı da klasik sevincini bir kez daha taraftara gösterdi Gomis ama hocası onu alkışlatmak için oyundan alınca, biraz sitemkardı, doymamıştı oynamaya, geçmemişti hırsı, penaltıdan atmamak kesmemişti onu, atacaktı belki bir gol daha... Neyse darısı Antalya maçına...
Galatasaray hırslı ve coşkulu oyununda "oyun aklı" Fernando bir makine nizamında oynamaya devam ediyor. Savunmadan oyun kuruyor, savunmaya son hamlelerde yardımcı oluyor. Bu hafta Sivasspor hocası Samet Aybaba, Galatasaray'ın "kalbi" olarak gördüğü Brezilya'lıya baskı taktiği ile rakibini bozmak istedi, bunda da ilk devre başarılı oldu ama bu kez de oyun N'diaye ve Tolga üzerinden kuruldu, Fernando ise savunmada yaptığı hamlelerle ön plana çıktı. Geçen haftalar Galatasaray'ın rakip ceza sahası cıvarında kaptırdığı bir top sonrası Usain Bolt misali 80 metre sprint atmış ve savunmada son adam pozisyonuna geçen ön libero, bu hafta da 38. dakikada Sivasspor'un Galatasaray'lı bekleri ilerde yakalayıp gelişen ani kontra atağında aynı sprinti gösterip Kone'nin önüne geçmiş ve faulü kazanarak takımını yemesi olası golden kurtarmıştı. Aslında bu geçen seneki Galatasaray ile "yeni" Galatasaray'ın farkını da gösteriyor. Bu koşuları geçen sene yapan yoktu ki, dün gece bile 76.dakika oyuna giren taze kuvvet Selçuk, 89. dakikada kırmızı-beyazlıların gelişen ani atağında önünden geçen topa müdahale edememiş, rakibin arkasından ise koşmayıp, yürümeyi tercih etmişti. (Bir sakatlığı yoksa, bu hareket tamamen "ihanet"tir ama biz yine de günah almayalım). Selçuk İnan demişken, penaltı vuruşunu Gomis'e bırakması, ince bir hareket, alkışlamak boynumuzun borcu.
Geçen yılki Galatasaray'dan düne aktarılan hastalıklardan birini de sonradan oyuna giren Yasin hatırlattı Galatasaray taraftarına. Maçın son anlarında iki defa rakip ceza sahasında boş pozisyonda arkadaşları olup, kendisinden pas beklemesine rağmen Yasin Öztekin kendisi gol atmayı denedi, adını gazetelere yazdırmayı umdu. Oysa kendisi oyuna girene kadar sahada olan takım arkadaşlarının tek derdi vardı: El birliği ile, yardımlaşarak golü bulmak, kimin attığı önemli değildi... Bu yüzden de bu takım sevildi, 55 kişi bir hafta içi maçında tribünleri doldurdu... Gol atmaktan ziyade mücadele edip, arkadaşlarına attırmanın önemini Yasin'e hatırlatacaktır Igor Tudor milli maç arasında...
"Kadı kızının da kusuru vardır" daki kusurdu savunma bu sezonun parmak ısırtan oyununda Galatasaray'ın... Kayserispor ve Osmanlıspor'dan da gol yemişlerdi ama bu hafta kaleyi kapadılar rakiplere. Bunda Muslera'nın da bir ön libere gibi orta sahada kestiği pozisyonun da payını unutmayalım. Kendi kalesini korurken hava toplarında "sıkıntılı" olan stoperler Maicon ve Serdar, söz konusu rakip kale olunca "dev" kesiliyorlar. Osmanlıspor maçında Maicon kafayla fileleri havalandırdı, dün gece de Serdar Aziz, Tolga'nın ilk golünde kornerden gelen topu kafayla Gomis'e indiren oldu. Devamını bekliyoruz...
"Asamoah geldi gelecek" derken, yakında "Ne gerek var, bizim Linnes'imiz var "diyeceğiz, durum onu gösteriyor. Üç haftası geride kalan sezonda Norveçli oyuncu her hafta daha iyiye gidiyor. İlk hafta Gomis'e yaptığı asisten sonra bu hafta da Tolga'nın attığı ikinci golde yine başrol oynadı. Ters taraftaki mevkidaşı Mariano gibi ileri çıkışlarda rakibi bozarken, Galatasaray'ın oyun kurarken de doğru pozisyon almaları ile Fernando, N'diaye, Tolga ve Belhanda'ya topu terse atıp, oyunu geniş alana açma şansı yaratıyorlar.
Sneijder sevgimiz belli, inkarımız yok ve bu yazacaklarımı da o sevgiden bağımsız yazıyorum, Belhanda şu ana kadar Galatasaray takımının en zayıf noktası. Faslı oyuncunun hal ve hareketlerinde bir "ciddiyetsizlik" göze çarparken, Sivasspor maçında sanki çaylak topçu misali top kontrolleri "kontrolsüz", ara pasları hep rakibin ayağına gitti. Hele hele durum 1-0iken ve rakibin "fişini çekecek" pozisyon piyango misali önüne düştüğünde "umarsızca" auta attığı top Umut Bulut'u hatırlattı. Bu tek pas oyunda Wes klasında bir "playmaker" takımda kalsaydı, neler olacağını varın siz düşünün... Artık Sneijder olmadığına göre ve Feghouli sakatlıktan döndüğünde kimi keser sorumuzun cevabı Belhanda olacak galiba... Tabii, Igor Tudor'un adaleti şaşmazsa...
Maç içinde adından pek söz ettirmeyen hakem iyi hakemdir, işini başarıyla yapmıştır ama Ali Palabıyık yönetiği maçlarda hep bir "rol çalma" telaşında. Dün gece kazasız belasız giden maçın ilk yarısında golü yiyene kadar aut atışlarını sürekli geciktiren Sivasspor kalecisi Rochet'e göz yumup, 66. dakikada Muslera'ya "zaman geçiriyor" uyarısı yaparak, tribünlerin nefretini çekti üzerine. Ne gereği vardı Ali küfür yemeye?
Son söz de tribünlere gelsin... Hafta içi maçı olmasına rağmen "kapalı gişe" oynadı Galatasaray yıllardan sonra. Pankartlar, yapılan tezahürat, rakibi baskı altına alma, eski günleri anımsatıyor ama yeni stadın olması, e-biletin gelmesi, teknolojinin ilerlemesi taraftar profilini de bir hayli değiştirmiş. Tezahürat yaparken, takım maça çıkarken sesi kısılırcasına, avuçları patlarcasına alkışlamak yerine cep telefonu ile anı ölümsüzleştirmek derdinde tribündekiler... Kardeşim, bırakın anı ölümsüzleştirmeyi, anı yaşayın, maçı yaşayın, zevkini çıkarın...
STAT: Türk Telekom Stadyumu
HAKEMLER: Ali Palabıyık, Kemal Yılmaz, Serkan Olguncan, Serkan Tokat
GALATASARAY: Muslera, Mariano, Maicon, Serdar, Linnes, Rodrigues, Tolga (Selçuk 76), Fernando, Ndiaye, Belhanda (Yasin 87), Gomis (Eren 87)
DG SİVASSPOR: Sergio Rochet, Elderson, Djakov, Bjarsmyr, Hakan Bilgiç, Auremir, Hakan Arslan, Emre, Kone, Leandrinho (Mert 72), Cyriac (Muhammet Demir 80)
GOLLER: Tolga Ciğerci 41 ve 71, Bafetimbi Gomis 83
SARI KARTLAR: Mariano, Serdar Aziz, Tolga
21 Ağustos 2017 Pazartesi
Sen Misin Panenka Atan
Cumartesi gecesi Romanya Liginde oynanan Juventus Bükreş-Steaua Bükreş maçının uzatma dakikalarında oldukça ilginç anlar yaşandı ve kıyamet koptu. Kırmızı-mavili ekibin 2-1 üstünlüğü ile devam eden maçta, hakem son düdüğü çalmak üzereyken Steaua'lı oyuncular topu elle eleyince hakem penaltı noktasını gösterdi. Ev sahibi ekip adına topun başına geçen George Calintaru vuruşu kalecinin sağına ya da soluna atmak yerine panenka vuruşu yapmayı tercih edince penaltı kaçtı. Tabii, mağlubiyetten beraberliği yakalayacakken böyle "vurdumduymaz" bir vuruşla yenilen mavi-beyazlı topçular da öfkelerini Calintaru'dan aldı. Hatta soyunma odasında oyuncular arasında kavganın yaşandığı ve genç oyuncunun elinin kırıldığı dahi söylenmekte. Böyle "vahim" bir durum sonrası Rumen medyası da boş durmamış ve George Calintaru'nun Steaua Bükreş armalı şort ile çektirdiği fotoğrafı bularak ateşe benzinle yaklaşmış...
Osmanlıspor:1-3:Galatasaray
Kızdırmaya gelmez bu Galatasaray bu sene, adamı fena çarpar...
Geçen haftaki maç öncesi Kayserispor'un hocası "Komandolar gibi arenaya çıkacağız, onları öldürüp, geri döneceğiz" demiş, Kayseri'ye nasıl döndüğünü anlamamıştı. Dün geceki maçtan evvel de memleket futbolunun "en tuhaf" hocası Bülent Uygun basın mensuplarına verdiği röportajda "Kimse yenilmez değildir. Başaracağız. Yeni bir oyun anlayışı deneyeceğiz, bam bam bam yok, tik tak,tak tik..." diye hayli iddialı konuşmuş, lakin biz televizyon başındakiler Muslera'nın oldukça şık formasını ancak 49. dakikada görebilmiştik...
Pazartesi gecesi bıraktığı yerden devam etti Ankara'da Galatasaray iştahlı ve arzulu oyununa. Twitterda bir kullanıcının yazdığı gibi arkadaşlarına saldırıldığını gören otopark mafyası elemanları gibiydi Galatasaraylı topçular, top Osmanlıspor'a geçince rakibin başına birden 3-4 adam üşüşüveriyor. En uçtaki Gomis'le başlayan pres Rodriguez, N'Diaye, Tolga ve Fernando ile devam ediyor ve rakip topu gelişigüzel uzaklaştırmak zorunda kalıyor. Bu hafta da golünü attı "kara panter" Gomis ama benim gözümde onu gollerden ziyade değerli kılan hırsı, rakibe yaptığı baskı ve çevresindeki takım arkadaşlarına alanlar yaratıp, onları oyuna dahil etmesi. Unutmadan, topa "küfreder" gibi vurması da kalecilerin kabusu olacaktır bu sene...
Maçı seyrederken varlıklarını pek hissetmezsiniz, asistle ya da golle çok nadir işleri olur, çizgiden de top çıkarmazlar ama yoklukları ve varlıkları takımın performansını doğrudan etkiler ön liberoların. Galatasaray'ın da iki haftadır parmakla gösterilen oyununun temel taşlarından biridir Brezilya'lı Fernando. Defansta Maicon ve Serdar'ın önünde sigorta misali rakibi durduruyor, futbol zekasıyla araya mükemmel giriyor, rakibi hırpalıyor ve deyim yerindeyse stoperlere "hamur yumuşaklığında" rakipler geliyor. Tabii sadece rakibe "hoşgeldin" demiyor Fernando, Galatasaray ileriye çıkarken, bekler Mariano ve Linnes'i güvenle rakip sahaya yollayıp, üçlü defansa geçen Galatasaray'ın "süpürücü" liberosu oluveriyor. Melo'dan sonra özlediğimiz savunmadan oyun kurmayı da sade ve başarılı bir şekilde yerine getiren Brezilya'lı Galatasaray adına büyük bir kazanç olacaktır bu sene...
Fernando'nun savunmayı üçlemesiyle Mariano ve Linnes kanat oyuncusu olarak "devşirilirken", Rodriguez ve Tolga Ciğerci de daha çok ortaya geçip, rakip ceza sahası önünde etkili olma şansı buluyorlar, Tolga Ciğerci'nin geçen sezon ısrarla deneyip başaramadığını, bu sezon iki maçta da başarması başka nasıl açıklanır ki? Mahalle maçlarında hepimiz forvet olmak isterdik ya, rakip kovalamaktan çok topu koşturmak pek çok futbolcu gibi Linnes ve Mariano'nun da tercihi ve ileri çıkınca yüzleri gülüyor, esas görevlerini daha da istekli yapıyorlar. Serdar Aziz'in Osmanlıspor'lulara verdiği ikinci gol şansında topu çizgiden çıkaran Linnes'in yükselen performansı da gözlerden kaçmamalı...
Galatasaray adına iki haftada işler beklendiğinden iyi gidiyor, hatta iyi kelimesi az kalır, harika bir takım seyrediyoruz ve bu ruhun bozulmaması tek dileğimiz. Ama Selçuk'un sonradan oyuna girmesi sırasında yüz ifadesi "midemizi bulandırmıyor" da değil. Böyle iştahlı ve arzulu bir takımda yer almak herkesin arzusu olması gerekirken, asık suratla sahaya ayak basmak yakışmıyor Selçuk İnan...
STAT: Osmanlı
HAKEMLER: Halil Umut Meler, Cevdet Kömürcüoğlu, İlker Takpak
OSMANLISPOR: Hakan Arıkan, Vrsajevic, Numan Çürüksu, Maxsö, Pinto, Lawal (Dk. 67 Özer Hurmacı), Tugay Kacar, Umar (Dk. 86 Mehmet Umut Nayir), Hasan Kılıç, Musa Çağıran (Dk. 46 Regattin), Serdar Gürler
GALATASARAY: Muslera, Mariano, Serdar Aziz, Maicon, Linnes, Tolga Ciğerci, Fernando, Rodrigues (Dk. 73 Yasin Öztekin), Ndiaye (Dk. 81 Selçuk İnan), Belhanda, Gomis (Dk. 87 Eren Derdiyok)
GOLLER: Dk. 14 Maicon, Dk. 31 Gomis, Dk. 56 Tolga Ciğerci (Galatasaray), Dk. 58 Serdar Gürler (Osmanlıspor)
SARI KARTLAR: Dk. 52 Hasan Kılıç, Dk. 71 Vrsajevic (Osmanlıspor), Dk. 65 Ndiaye, Dk. 75 Fernando (Galatasaray)
15 Ağustos 2017 Salı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



















































