22 Ekim 2017 Pazar
Levski Sofya:2-2:CSKA-Sofya
Biz büyük bir heyecanla memleketimizin Galatasaray-Fenerbahçe derbisini beklerken, son yıllarda pek ön plana çıkmasa da bugün Balkanların en büyük derbilerinden biri oynandı 30 bin taraftarın önünde. Başkent Sofya'nın mavilileri ile kırmızılıları Vasil Levski stadında karşıya karşıya geldi ve büyük çekişmeye sahne olan düelloda iki takım ikişer gol attı ve puanları bir bir paylaştı. Sofya'nın büyükleri birbirlerini yerken, kazanan hafta içi UEFA Avrupa Liginde Braga deplasmanından üç puanla dönen Ludogorets oldu. Saha içindeki kapışma son dakikaya kadar nefesleri keserken, tribünlerdeki showlarda bu derbinin neden Balkanların zirvesinde olduğunu gösterir türdendi.
Maçta açılış Levski Sofya takımı adına kornerden gelen topa vurduğu kafa vuruşu ile David Jablonski ile olurken, kırmızı beyazlılar çok geçmeden 12. ve 15. dakikalarda Tiago Rodriguez'in ceza sahası dışından birbirinden güzel kaydettiği iki golle geriden gelip öne geçmesini bildi. CSKA'lı topçular soyunma odasına önde gitti ama dönüşte Roman Prohazka beraberliği getiren golü attı ve son on dakikada takımlar skoru koruma derdine düşünce puanlar paylaştırıldı.
Derbileri özel kılan taraftarlar olunca, iki takımın sevdalıların da maça gelişleri ve karşılaşma esnasında ortaya koydukları "performans" en fazla ilgimizi çekmekte... İşte, fotoğraflarla "o an"lar...
Levski Sofya
CSKA-Sofya
17 Ekim 2017 Salı
Holigancılık Oynayan Veletler
"İçindeki benim olsun, para verdim, abi, öğrenciyim" diye Galatasaray formasını kaptırmamak isterken, ana avrat küfürler ve yediği tokatlarla tanıdık Muğla'dan Konya'ya üniversite okumaya gelen Hakan Karaoğlu'nu. Saldırıya uğradığı yer de manidardı, "İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol, gel!.. Bizim dergahımız ümitsizlik dergahı değildir. Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel!" diyen Mevlana'nın memleketiydi... Saldırganlar da "tüy sikletti", liseli veletlerdi ama sırtlanlar gibi dört beş kişi çullanmışlardı Hakan'ın üzerine... Yaptıkları "kahpeliği" de sözüm ona "tribüncülük" adına yapıyorlar, "Support Your Local Team" felsefesini de instagram ya da facebooktaki bir kaç "yabancı tribün"fotoğrafından ibaret zannetikleri kesindi... Ama işte bu sosyal medya hastalığı, "klavye delikanlılığı"bu veletleri kendi silahları ile vurulmasını sağladı. Çekmiş oldukları videoyu kendi sosyal medya hesaplarından yayınlayınca, böbürlenmeye fırsat bulamadan işledikleri suçun faali olarak göz altına alındılar. Dedik ya "holigancılık" oynayan veletler diye, başlarında bir abileri olsa, zaten böyle bir saldırı gerçekleşmezdi de, hadi "şeytana uydular", kendi reklamlarını yapmazlardı. Boşuna demiyordu rahmetli Alpaslan Dikmen gitmiş olduğumuz deplasmanlarda vakti evvelinde bizlere, ki o vakitler ne twitter ne de instagram vardı, "Çocuklar, burda yediğiniz her halt, bu otobüsün içinde kalacak, öyle fotum sayfalarında filan yazılar istemiyorum" diye, gerçi bir halt ettiğimiz yoktu, üniversiteli "pırıl pırıl" çocuklardık, sokakta değil, tribün içinde beste, pankart ve koreografilerle rekabet etmekti amacımız...
Ama memleketin tribün "potporisi"nde maalesef böyle çakallıklar öncede yaşandı, şimdi de yaşanıyor... Bağdat Caddesinde Galatasaray'ın şampiyonluk kutlamalarında genç kızların formalarının çıkarıldığını da duyduk, Çarşı'dan geçen arabaların taşlandığını da... "Beyoğlu sadece Cim Bom Bom'undur" diye bağırarak Fenerbahçeli de kovalamıştır İstiklal caddesinde sarı-kırmızı taraftarlar da, yerde yatana, çoluk çocuğa saldıranı duymadık...
İstanbul'da bu tip vakalar nispetten az yaşanırken, Anadolu'da "şehr-i müdafa" bahanesiyle "Kahpe Bizans İstanbul" diyerek neredeyse her şehirde buna benzer saldırılar gerçekleşiyor. Bu işleri yapanlar da genellikle "veletler" oluyor, kendi şehri dışına çıkmamış, deplasman havası solumamış, tribün ruhu nedir bilmeyen "holigancıklar"... Amatör liglerde de görüyoruz, bölgesel lig karşılaşmalarında da, kendi sahasında oynarken rakibe ağız dolusu sinkaflar saydıran gençler, vakit deplasmana gelince "sırra kıdem basıyorlar", onların yaptığının cezasını sahada top oynayan futbolcular ile mecburen rakip sahaya giden yöneticiler çekiyor... Tribünleri ve camiaları birbirine düşürenler "kendi çöplüklerinin horozu" oluyor...
Bu yazıyı yazarken Beyaz TV ekranlarına yansıdı Konyalı bu "veletler"in maçtan önce çekmiş oldukları görüntüler, "Beşiktaş'la oynadığımız Süper Kupa maçında bilerek sahaya girdik, isteyerek meşale attık " diyorlardı yaptıkları suçun ciddiyetini hala anlamamış olarak ve sırıtarak, bir de Anadolu'ya şehir takımı tutmanın önemini anlatan Bursa taraftarını aşağılayarak "Bursalıları şurda dövdük" gibi gerçekle alakası olmayan lakırtılar da etmekteydiler. Oysa, "kıyısından köşesinden" taraftarlığı bilseler, giydikleri ultras t-shirtlerin manasını anlamış olsalar, şehirlerine tuttuğu takımın peşinden gelmiş taraftara saldırmak yerine saygı duyarlardı, ama nerede... Gerçi, onlar saldırdı Hakan'a ama o hareket Galatasaray taraftarını ayağa kaldırdı, bütünleştirdi, ne kadar güçlü olabileceklerini de gösterdi. Hatta, Fenerbahçeli ve Beşiktaşlı taraftar gruplarından gelen destek mesajlarını gördükçe, bir üniversiteli genç ezeli rakipleri Galatasaray-Fenerbahçe derbisi öncesi inanılmaz bir şekilde bir araya getirdi...
Konya'ya üniversite okumaya gelen Hakan'ın yaşadıklarından Bursaspor-Ankaragücü kardeşliğinin tohumlarını eken başka bir üniversiteli rahmetli Abdül'ün hikayesiyle sonlandıralım yazımızı. Bursaspor Supporters Club'un kurucularından Tarkan anlatıyor hikayeyi, buyurun:
"yıllardan 1990 olması lazım, yaşım 18. iç sahada dış sahada bursasporun bütün maçlarına gidiyoruz. texas isim yapmış, yaşatmak bize düşmüş. yaşıyoruz, yaşatıyoruz. o zamanlar bir abdül abimiz vardı. tribünlerin görüp görebileceği en fantastik kahramanlardan insanlardan biri. bütün tribüne jargonuna hakim, sevilen, sayılan, tam bir lider, gel dese öl dese peşinden 1000 kişinin öleceği bir insan. bir texas efsanesi. abdül abi kardeşiyle birlikte ankaraya üniversiteye gitmişti. ama tribüncülük kanına işlediği için orada da rahat durmadı, üniversitedeki çevresiyle birlikte başladı ankaragücü maçlarına gitmeye. ankaragücü tribünün kafa adamlarıyla tanışması böyle başladı. zaten delikanlılığı kendisinden önce gelen biri olduğu için orada da hemen sevildi, sayıldı. ankaragücü tribünüyle birlikte istanbul takımlarına karşı kavgalara da onlarla beraber girdi. bursalı olduğu kadar ankaralı oldu. çevresinde ki ankaragüçlülerde bursasporu onunla tanıdılar, sevdiler. sonra abdül abi üniversiteden mezun oldu ve asteğmen olarak mardin'e gitti. mardin'de şehit düştü abdül abi. haber bursa tribünlerine ulaştı. herkesin canı yandı. abdül abi ölmüş dediler. tam ertesinde bursa'nın sezon açılışı vardı, adını hatırlayamadım şimdi, yabancı bir takımlaydı. maçın başından önce sahanın içinde sarı lacivert formalı, atkılı bir grup göründü. texas tribünlerinin karşısına geçtiler ve ellerindeki pankartı açtılar, pankartta "abdül ölmedi kalbimizde yaşıyor" yazılıydı. ankaragücü tribününün önde gelen isimlerinin bu hareketi hafızalara kazındı"...
15 Ekim 2017 Pazar
Atiker Konyaspor:0-2:Galatasaray
Bu sefer de Konyaspor'lu Selim çıktı kameraların karşısına ve iddalı konuştu Galatasaray maçı öncesi: "Benim Konya’da 9. sezonum. Bu zamana kadar Galatasaray karşısında hiç galip gelemedik. İnşallah bu maç galip geliriz ve Galatasaray’ı durduran takım oluruz. Güzel bir galibiyet alacağımıza inanıyorum. " Oysa bu sene, Antalyaspor'luları dışında Galatasaray'ın oynadığı rakipleri hep konuşmuş, hepsi de sahada "boylarının ölçüsünü" almıştı... Yapmayın kardeşim, "kızdırmayın aslanı", sonra parçalıyor, üzülüyorsunuz... 2000 yılındaki UEFA finali öncesi Arsenal'in hocası Arsene Wenger kupanın kazanılması sonrası kutlamalarda kullanılmak üzere şampanyalar sipariş etmiş, finali kaybedince jest yapıp, kasa kasa şampanyayı Galatasaray soyunma odasına yollamıştı. Bu gece sarı-kırmızılı topçuların maçtan sonra soyunma odasında yedikleri etli ekmekleri Selim Ay ısmarlamış olmasın... Mümkündür...
Milli aranın istim üstündeki takımlara yaramadığını Antalya beraberliği ile "acı" bir şekilde yaşamıştı Galatasaray'lı topçular da, bu sefer puan kaybına tahammülleri yoktu, hele ki Fenerbahçe derbisi öncesi. Igor Tudor maçın ne kadar kritik olduğunu şüphesiz ki anlatmıştır oyuncularına ama kart cezası sınırındaki Serdar Aziz'le maça başlamamak, hocanın da kafasında derbi karşılaşması olduğunu gösteriyordu. Hal böyleyken, sahadaki topçular da ilk devre ruh gibi dolaştılar sahada, kafalar bir hafta sonrasını yaşar gibiydi... Taa ki, Rodriguez'in sakatlanıp yerini Selçuk İnan'a bırakana kadar. Kaç sezondur bilmem, sayısını unuttuk, Selçuk kendisini Galatasaray'a transfer ettiren ve takım kaptanlığına kadar yükselten oyun tarzını bırakmış, "yana yana, geriye geriye" oynarken, ilk defa istatistik kağıdına oynamadı, cesurca "ısrarla" ileri oynadı ve Gomis'in attığı ilk golde asistle birlikte takımı sürekli olarak ileriye taşıyan adam oldu. Igor Tudor, "kaptanına" hep sahip çıkmıştı, bu gece de "keyfini" sürebilir bu ısrarının da, Selçuk da maçtan sonra "sosyal medyaya" baktığında şunu görecektir: Forma çıkarma hadisesi bir yana, "kaçak güreşmeyip" Prekazi'nin formasına layik oynadığında taraftar kendisini alkışlayacaktır...
Yabancı oyuncu sınırlanmasının konuşulduğu bu günlerde, Tudor'un Konyaspor karşısındaki ilk onbir tercihi de tarih kitaplarına geçecek türdendir, İstiklal Marşı okunurken Galatasaray formasıyla sahada Türk oyuncu yoktu, belki de ilk defa Türkiye Liglerinde bir takım yerli oyuncu olmadan sahadaydı... Tabii ki, bu hadise Galatasaray'ın "uygun adın marş marş" yürüyüşünü durdurmak için bu hafta içinde bolca konuşulacaktır da, Selçuk Inan'ın milli maçta ve bu gece Konya karşısındaki formu, kaliteli yabancının Türk topçuları nasıl değiştirdiğine dair kimse tek kelam etmeyecektir. Forma garantiyken "yatanlar", pabucun pahalı olduğunu görünce çalışmaya da başladılar ve formayı "tırnaklarıyla kazıyarak" sırtlarına geçiriyorlar...32. dakikada oyuna giren Selçuk, oynadığı oyunla, belki de Fenerbahçe karşısında ilk onbirde sahaya çıkacaktır...
Gomis attığı goller, Maicon yaptığı yerinde müdahaleler, Fernando da "savunma beyni" olarak her maç sonrası adından söz ettiriyor ama Galatasaray adına sahada Feghouli diye bir yıldız pırıl pırıl parlıyor, sağdan atıp soldan geçiyor, bacak arası yapıyor, topuk pasla rakibi pazara yolluyor ve ceza sahası dışından da oldukça tehditkar. Tribünler böyle topçulara bayılır, onlar da taraftarla bütünleşince daha da "coşarlar", Sofiane Feghouli de "bayrak adam" olma yolunda son sürat ilerliyor. Sakatlıktan döndüğünde Tolga Ciğerci artık formayı geri almak için Cezayirli meslektaşına değil, Belhanda'ya bakacak zira geldiğinden beri bir türlü "alışamadı" takıma 10 numara. İstatistik sitelerini taramadım ama Belhanda'nın maç boyu attığı isabetli paslar bir elin parmaklarını geçmemiştir, hep rakibe verdi ayağına gelen topları... Eskiden gazeteler maçtan sonra kadroları verir, topçuların adlarının yanına parantez içinde yıldız verirdi, Belhanda Konya maçında (*) aldı bizim nazarımızda...
Seyircisiz maçları oldum olası sevmedim, hazırlık karşılaşması havası yaratıyorlar televizyon karşısında biz seyredenlere de, ev sahibi taraftar suç işlediyse, rakibi cezalandırmanın manası ne anlayışıyla deplasman tribünün açılması da "eyyam" dışında bir şey değil. Deplasman tribünü de derbiler de kapatıyorlar ya, o zaten yakışıksız, anlamsız, manasız, futbolun ruhuna aykırı... Kapatmayın kardeşim tribünleri, kapatmayın... Suçlu olan cezasını çeksin de, bütün şehri cezalandırmanın anlamı ne?
STAT: Konya Büyükşehir Belediye Stadyumu
HAKEMLER: Özgür Yankaya, Baki Tuncay Akkın, Serkan Ok, Serkan Çınar
ATİKER KONYASPOR: Serkan, Skubic, Ali Turan, Filipovic, Ömer Ali, Bourabia, Jonsson (Manyama), Musa Araz, Fofana (Ezekiel 73), Milosevic, Friday Eze (Evouna 66)
GALATASARAY: Muslera, Mariano, Maicon, Denayer, Latovlevici (Serdar 79), Feghouli, Belhanda, Ndiaye, Rodrigues (Selçuk 32), Fernando, Gomis (Eren 81)
GOLLER: Gomis 54 ve 77
SARI KART: Jonsson, Ali Turan / Ndiaye
10 Ekim 2017 Salı
Dünya Kupası Formaları Sızdırıldı
Rusya'da 2018 yazında yapılacak olan Dünya Kupası'na katılacak olan takımlar bir bir ortaya çıkarken, ülkelerin bu turnuvada giyeceği formalar da futbolseverler tarafından merak edilmeye başlandı. Takımların resmi malzeme tedarikçileri de boş durmuyor, sponspor oldukları ülkelerin "podyumda" en şık gözükmesi için çalışmalara çoktan başlamışlar bile. Adidas'ın Almanya, Arjantin, Rusya, Kolombiya ve Meksika için tasarladığı formalar internet alemine şimdiden "sızdırılmış"bile. Öncelikle Almanlar'ın İtalya 90'da çok tutulan formasının "renksiz" ve modernize versiyonu ile panzerler Rusya'da boy gösterirken, Kolombiya da eğer turnuvaya katılma hakkı kazanırsa onlar da 1990'daki turnuvanın izlerini taşıdıkları ekipmanla taraftarlarının önüne çıkacaklar. Arjantin yarın Ekvator'dan galibiyetle dönerse her zamanki mavi-beyaz çubuklusu ile Moskova'da arz-ı endam edecek. Tabii ev sahibini de unutmayalım, onlar da "kızıla" boyayacaklar yeşil çimleri...
Çaylakların Saç Traşı
8 Ekim 2017 Pazar
Rusya'ya Son Biletler
Önümüzdeki yaz Rusya'da yapılacak olan Dünya Kupası için çeşitli kıtalardan kalkacak uçaklar yavaş yavaş yolcularını belirlemeye başlarken, Avrupa elemeleri sonrası Belçika, Almanya, İngiltere ve İspanya'nın ardından Kızıl Meydan'da ulkesinin bayrağını sallayacaklar da oldukça çekişmeli ve dramatik maçlar sonrası nihai olarak salı gecesi belirlenecek.
A grubuna göz attığımızda Fransa 20 puanla lider ve takipçileri İsveç (19) ile Hollanda(16) birbirleriyle oynayacaklar. Genel averajın dikkate alındığı elemelerde Hollanda'nın Rusya ümidini play-offlarda sürdürmesi için rakibini 7 farklı yenmesi gerekir, İsveç, dün gece Lüksemburg'u 8leyerek işini sağlama aldı aslında. Futbol bu, olur mu, olmaz diye bir şey yok ama çok çok zor. İlginç bir kapışma olacaktır, portakalların "umuda çırpınışı"nı yayınlayacak bir televizyon kanalı bulursak izleriz. Fransa evinde dün gece kendi sahasında Hollanda'dan 3 yiyen Belarus'la oynayacak, kazanıp doğrudan Rusya biletini almak isteyecektir.
B grubunun ilk iki takımı belli de, kimin doğrudan, kimin play-off oynayarak yaz ayında Dünya Kupası heyecanı yaşayacağı salı gecesi Portekiz'de oynanacak olan Portekiz-İsviçre "finali"yle belli olacak. Deplasman takımına beraberlik yetiyor ama Ronaldo ve arkadaşları mutlaka kazanmak zorunda, kazanırlarsa averajla İsviçre'yi sollayacaklar... Avrupa elemelerinde gecenin en kritik maçı...
Sıralamanın belli olduğu C grubunda ayın 10'unda sadece formalite maçları oynanacak, Almanya Azerbaycan karşısında gol rekoru denemesi yaparak taraftarına heyecan yaşatabilir, Kuzey İrlanda ise Norveç deplasmanında play-offlardaki rakibi için hazırlık maçı oynayabilir.
D grubu ise tam bir arap saçı. İlk üç sıradaki takımlar 18 (Sırbistan), 17 (Galler) ve 16 (İrlanda Cumhuriyeti) şeklinde sıralanıyorlar. Lider iç sahada deplasmanda 3-1 mağlup ettiği Gürcistan'ı misafir edecek, denizi geçip derede boğulmazlar, ateşli taraftarı önünde kazanıp Rusya bileti alacaklardır. Lakin esas heyecan Britanya yarımadasında yaşanacak, Galler-İrlanda maçının sonucu play-offa kalacak takımı belirleyecek, Chris Coleman'ın takımı ev sahibi avantajını koruyup, Gürcistan'dan bir mucize bekleyecektir.
E grubunda ise Karadağ deplasmanda lider Polonya'yı yenip, Danimarka'nın Romanya karşısında en az iki farkla mağlup olmasını bekleyecek ki play-offlara kalabilsinler. Futbol bu, ne olacağı belli olmaz ama "bu saatten" sonra ne Polonya liderliği bırakır, ne de Danimarka evinde kaybeder... Karadağ halkı perşembe gecesi evinde Danimarka'ya yenildiklerine yaz aylarında televizyon karşısında Dünya Kupasını izlerken çok daha fazla ağlayacaklar.
Fransa'daki Avrupa Şampiyonasında meydana gelen taraftar olaylarından sonra Ruslar İngilizlerin memleketlerine gelmesini dört gözle beklerken, Southgate'in talebeleri "Bekle bizi Rusya, biz geliyoruz" dediler bile çoktan. Onlar işlerini garantiledi ama ikincilik için üç aday var: İskoçya, Slovakya ve Slovenya. İskoçya, Slovenya deplasmanına gidecek ve ev sahibi kazanıp, Slovakya'nın kendi evinde grupta sadece 3 gol atıp 22 gol yemiş ve 1 puana sahip Malta'ya yenilme "mucizesini" bekleyecek. Fikstür avantajı Slovaklardan yana ama "Brave heart" İskoçlar da üç puan alıp kendi göbeklerini kendileri kesebilirler. Basketbolda Avrupa Şampiyonu olan Slovenlerin İstanbul'da tribünlere kattığı heyecanı Rusya'da da görmek isteriz ama işleri zor...
İspanya ve İtalya aynı gruba düşerse diğer ülkeler orada sadece klasman maçına çıkar ve G grubunda da işler aynen öyle oldu, İspanya liderliği, İtalya da play-offu garantiledi. Son maçlara sadece bahisçiler takılabilir...
H grubunda kıtamızın yeni gözdesi Belçika da Moskova biletini cebine koydu, Güney Kıbrıs karşısında "tuzları kuru" sahaya çıkacaklar. Bosna-Hersek Estonya deplasmanında "şans kırıntıları" arayacak ama Yunanistan'ın Atina'da "futbolun dibinde San Marino ile liderlik yarışı yapan" Cebelitarık karşısında puan kaybı yaşaması için Olimpos'taki tanrıları epeyce bir öfkelendirmiş olması gerekir... Keşke Boşnaklar dün gece ilk yarısını 2-1 önde kapattıkları Belçika maçını kazanabilselerdi...
Bizim grubumuzla bitirelim değerlendirme yazımızı. Cuma gecesi İzlanda'ya kaybettik, Finlandiya maçının da bir anlamı kalmadı, Eskişehir'de kadroya girmek için "çırpınanlar" sakatlık "ayağına" kafileden çıkmaya başladılar, bizler de bir dört sene daha beklemek zorunda kaldık Dünya Kupasında istiklal marşı duymayı. Ama gruptan kimin çıkacağı son maçlara kaldı: İzlanda rahat, içerde Kosova'yı konuk edecek de, esas heyecan Ukrayna'da yaşanacak. Hırvatlar yapmış oldukları "basit puan kayıpları" ile şanslarını zora soktular, Shevchenko'nun takımı ise oldukça istikrarlı gidiyor, Türkiye maçında yaptıkları gibi taraftar baskısıyla boğarlarsa Hırvatları play-off bileti alırlar ama Modric ve arkadaşları da bu işi sonuna kadar kovalayacaktır. Bu arada Hırvatlar hocayı değiştirdi ve taze kan Dalic geldi takımın başına. İlginç bir maç olacak, pazartesi gecesi izlemeye değer...
7 Ekim 2017 Cumartesi
Kaptanlar
Üstte takımı 3-0 mağlup ve Dünya Kupasına gitme şansını kaybederken saha kenarına alınan ulusal takımın kaptanlarından birinin haleti ruhiyesi...
Altta ise son dakika yedikleri golle maçı berabere bitirip, Rusya'ya gitme ümidini son maça bırakan Hırvatistan milli takımının kaptanının maç sonu hali...
Şimdi ağızlardan düşmeyen o meşhur "lakırtı" ile sorumuzu soralım,
fotoğraftaki "adam" kim?
Galatasaray:3-2:Kardemir Karabükspor
"Hafta boyunca Karabük'e odaklanmam gerekiyordu. Devamlı kulüpten 2-3 kişi bana hakemlerle ilgili konuştu, üzerlerinde baskı olduğunu ve dikkat etmemiz gerektiğini söylediler. Ben ise onlara bunu düşünmemiz gerektiğini söyledim. Ancak baktığınızda onlar haklı çıktı. Ben teknik adam olarak hakemleri değil rakibi düşünmeliyim" diyordu maçtan sonra Galatasaray teknik direktörü Igor Tudor... Şaşkın gözüküyordu hakemlerin sahadaki futbola etkisini belirtirken de, bir yıldır memlekette takım çalıştırmış, hele ki Anadolu kulübünde görev yapmış biri cumartesi gecesinden evvel çoktan canı yanmış olmalıydı Türk hakemlerinden. Şaşırması gerekenler, ülke futbolunun "yazılı olmayan kurallarıyla" tanışan Mariano, Maicon, Belhanda, Fernando ve Gomis gibi "topunu oynamaya gelmiş" ülke futbolunun acemileri olmalıydı... Öğrenmiş de oldular bu topraklarda işlerin nasıl yürüdüğünü, Galatasaray formasının sadece rakiplerle mücadele etmediğini... İşin tesellisi de puan kaybı olmadan atlatılmış olması Alper Ulusoy faciası...
Alper Ulusoy'un Karabükspor lehine "uydurduğu" penaltıya kadar belki de ligin en "kora kor" karşılaşmasına şahit oluyordu futbolseverler. Misafir takım Kardemir Karabükspor, aldığı mağlubiyetler sonrası hocasını yollamış, yardımcı antrenör ile İstanbul'a gelmiş, puan sıralamasındaki yerinden bağımsız "kafa tutmuştu" mahallenin "en şık abilerine"... Hem de erken vakitte yediği iki golden sonra oyuna tutunmuş, Galatasaray'a kendi mekanında "horozlanmaya" cesaret etmişti. Akıllı topçudur Torje, karşılaşmanın daha ikinci dakikasında Muslera'nın yaptığı hatada "kurnazlığının" sinyalini vermiş, 27 dakikada farkı bire indirdikleri pozisyonda Belhanda'nın hatasından ziyade topun gideceği yeri sezip o bölgeye yaptığı koşu ile golü hazırlayan oyuncu olmuştu. Yine de ilk yarıda koparacaktı Galatasaray maçı ama Antalyaspor maçının benzeri bir "rahatlık" göze çarpıyordu hallerinde parçalıyla mücadele eden oyuncuların. Pozisyonlar bulunuyor lakin "ekstra bir pas daha" isteği topun Rybka'nın koruduğu kaleye gitmesini engelliyor, bazen direkler izin vermiyor, bazen de Ukraynalı kaleci "Ben bostan korkuluğu değilim" diyordu. İkinci yarı da aynı senaryo cereyan ediliyor, Rodriguez, Feghouli ve Gomis gol kaçırma yarışını sürdürürken, Karabükspor da "yakalarsam yakarım" ruhu haliyeti ile eziyordu çimleri. Aradıkları fırsatı hakem Alper Ulusoy verdi de, bereket "Galatasaray bitti demeden bitmez"di bu oyun, maçın yıldızı Maicon ortaya çıktı, "ilahi adaleti" sağladı...
Maicon'un yaz aylarında Galatasaray'a transfer söylentileri çıktığında, oynadığı takımlarda attığı goller ile savunmada yaptığı yerinde müdahalelerden derleme videoları dolaşıyordu youtube kanalında ama esas ilgimizi çeken bir karşılaşma öncesi takım arkadaşlarını toplayıp, onlara yaptığı "hararetli" konuşmaydı. İspanyolcamız yok, ne dediğini anlamıyorduk ama Brezilyalının "lider" özelliğini açık seçik ortaya koymaktaydı. Sarı-kırmızılı formayı sırtına geçirince partneri Serdar Aziz'le "Çin Seddini" ördüler Muslera'nın önüne de, attıkları goller ve yaptıkları asistlerle karşı kaleleri de "düşürmeye" başladılar. Sağ olsunlar güldürüyorlar yüzlerimizi... Sabri "reyis"ten sonra yeni Reyis de belli oldu: Maicon...
Feghouli'yi çok bekledik, geldi gelecek, uçağı bırak, "yürüyerek yola çıksa, İstanbul'a varmıştı" söylentileri de çıktı ama beklediğimize değdi. Sahada duruşu, oyunu okuyuşu ve yürüyerek "adam çalımlayışı" kalite kokuyor. Bursa'daki maç gitti giderken, attığı golle puanları rakipten alıdı, Karabükspor karşısında da her ne kadar kolay gözükse de "takipçilik" gerektiren bir golun yanısıra, rakip savunmayı sürekli tehdit etti, farkı "ikileyecek" pozisyonların mimarıydı. Tolga'nın sakatlığında formayı kaptı, artık geri vermez de "sürpriz golcü" Ciğerci geri döndüğünde kulübeyi ısıtacak oyuncu Rodriguez olacaktır.
Gomis'le ilgili iddamızı yenileyelim, Fransız topçu bu sezon attığı gollerden çok takım arkadaşlarının gol atmasına katkı sağlayacaktır. Galatasaray'ın 90+'da bulduğu galibiyet golünde, ceza sahası içinde kendisini "marke" eden 4-5 Karabüklünün olması, Maicon'un "bomboş" kalmasını sağlamadı mı?
STAT: Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Stadyumu
HAKEMLER: Alper Ulusoy, Mustafa Emre İyisoy, Volkan Narinç, Suat Arslanboğa
GALATASARAY: Muslera, Mariano (Denayer 90), Maicon, Serdar, Linnes (Latoclevici 66), Feghouli, Belhanda, Ndiaye, Rodrigues (Eren 87), Fernando, Gomis
KARABÜKSPOR: Rybka, Kerim, Gaman (Bliznichenko 66), Barış, Papp, Torje, Poko, Skulason (Ceyhun 75), Grozav, Tanase (Seleznyov 32), Yatabare
GOLLER: Feghouli 17, Maicon 22 ve 90 / Yatabare 27, Seleznyov 82
SARI KARTLAR: Feghouli, Fernando, Maicon, Latovlevici / Skulason, Ceyhjun
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



































