10 Nisan 2011 Pazar
Galatasaray:0-1:Trabzonspor
Git
9 Nisan 2011 Cumartesi
Gaziantepspor Doka'nın Peşinde
Litex-CSKA Kapışmaları
Stoichkov, Barcelona'nın Yeni Hocası Mı?
8 Nisan 2011 Cuma
Hayatta Sarı-Kırmızı#1
Toprak Sahalarda Bu Hafta
6 Nisan 2011 Çarşamba
Inter.2 - Schalke.5
- Milano’ya gelirken asil dusuncemiz haftasonu oynanan AC Milan-Inter macina gitmekti. Yalniz buraya geldigimizde Italyanlara has ilginc bir uygulama ile karsilastik. Italya’da mac bileti alacak kisi kimlik ibrazini yaparak biletini aliyor ve bilette o kisinin ismi yaziyor. Ayni sekilde stad girisinde de kimlik kontrolu yapilarak bilet uzerindeki isim ile kendi ismi karsilastiriliyor. Dolayisiyla biletin uzerinde sizin isminiz yazmiyorsa maca girmeniz imkansiz. Derbi macinin biletleri haftalar oncesinden tukendiginden, "karaborsadan aliriz" diye dusunmustuk ama bu yontemle karaborsa bilet olayi Italya’da tarih olmus. Yine de stad cevresinde olaydan habersiz turistleri kaziklamak icin karaborsa bilet satanlar var, kesinlikle oltaya gelmemek lazim.
- Italya Federasyonu bu yontemle karaborsanin ve futboldaki siddetin buyuk oranda onune gecmis. Tek dezavantaji bizim gibi sehir veya ulke disindan gelenlerin onemli maclar icin bilet bulma sansinin sifira yakin olmasi. Milano derbisine gidemesek de stad cevresinde derbinin havasini bolca kokladik. En cok garibime giden taraf mac oncesi Interli ve Milanli taraftarlarin ayni metro ile gelip, stad cevresinde birbirlerine karismadan kendi hallerinde takilabilmeleri. Dunyanin sayili rakiplerinden olan bu iki kulubun taraftarlarini bu seviyede gordukten sonra, bizim derbilerimizdeki goruntulerin bize ve bizim gibi birkac acinacak ulkeye ait oldugunu dusunmeye basladim.
- Italyanlarla bizin bircok benzer yonumuz var. Stadin cevresinde ayni bizdeki gibi bol bol kofte ekmek benzeri yiyecekler, korsan atki formalar satan tezgahlar mevcut. Urun cesitleri cogunlukla domuz agirlikli oldugu icin uzaktan bakabildik.
- Velhasil, derbi macinin ardindan kismet haftaici oynanan sampiyonlar ligi macina bilet bulmak oldu. Hani bizde genelde Galatasaray-Fenerbahce rekabetlerinde "birbirinizle ugrasacaginiza Avrupa maclarina enerjinizi harcayin" diye bir soz soylerler ya, derbiye bilet bulamayip, sampiyonlar ligi ceyrek finaline bilet bulabilerek aslinda burada da yerel rekabetin Avrupa'dan daha ciddiye alindigi sonucunu cikarabiliriz.
- Stat, Avrupanin tarihi stadlarindan biri , icerideki akustik ve atmosfer gercekten muthis. Tribunler, Bernebeu'daki kadar olmasa da dik yukseliyor. 3 tribun 3 katli, maraton tribun diyebilecegimiz bir tribun 2 katli. Guzellikleri bir yana, stad zamana gore eski kalmis. 3.kata cikmak icin bilmem kac tane merdiven cikmaniz gerekiyor, cikamayacak durumdakiler icin yuruyen merdiven, asansor vs. yok. Tuvaletler eski, Sami Yen'deki tuvaletlerden farksiz. Dolayisiyla millet buldugu koseye ihtiyacini gideriyor ve her taraf malum koku ile kokuyor. Stadin bir elden gecirilmesi gerekiyor.
- Taraftarlari incelemeye basliyoruz, Inter tribunlerinde kale arkasi 2.kattaki taraftarlar tezahurat ederken diger taraflar daha cok maci takip edip, cok atesli anlarda tezahurata katiliyor.
- Schalke taraftari skorun da etkisiyle cok saglam bir deplasman tribunu ornegi verdiler. Ilk dakikada golu yemelerine ragmen tezahuratlarini her an duyurup takimlarini ayakta tuttular. İlk beraberlik golunde ve 3-2 galibiyeti getiren gollerde de mesalelerini yaktilar.
- İşin ilginc tarafi Inter tribunun icersinde de maci Schalke formasiyla izleyen insanlar vardi ve bu insanlar skor Schalke lehine gelistikten sonra tezahurat da etmeye basladilar. Ama boyle bir durumda, sinir harbi icerinde oldugunu dusundugum Interlilerden en ufak bir soz veya tepki gelmemesi oldukca sasirtti beni. Futbol Avrupa'da artik izlenip keyif alinip gidilecek, uğruna herhangi bir catismaya girilmeyecek bir seviyeye getirilmis.
- Inter haftasonu derbide yaptigi hatalarin aslinda benzerlerini yapti. Metzelder'in olmamasi defansı kalbura cevirdi, bir ara her gelen top gol olmaya basladi. Kaleci Cesar da aslinda maça iyi baslamisti ama sonra gercekten kotu goller yedi.
- Inter taraftari 2-2lik ilk yarinin ardindan 2.yariya takimini bayagi atesleyerek basladi. Mac 4-2 oldugunda dahi taraftar hala takimina gaz vermeye calisiyordu. Sanirim cogunun aklında evlerinde 1-0 yenilmelerine ragmen deplasmanda galip gelinerek tur atlanilan Bayern Munih maci vardi. Ama ne zaman ki gercekten beni bile cileden cikartacak kadar kotu yenilen 5.gol geldi, sanki maç bitmis gibi herkes stadi terk etmeye basladi. Ama bu durumda dahi kale arkasinda bulunan Curva tribununden mac bitmeden stadi terk eden olmadi. Cefakar taraftar her yerde kendini belli ediyor.
- Italyanlarda kadinlarin futbolu ilgisi oldukca yuksek. Tribunlerde ozellikle orta yasli kadinlari macin heyecanina kendilerini kaptirmis sekilde hop oturup hop kalkarken gormek mumkun.
- Mac icersinde Inter'de Eto'o ve biraz da Sneijder takimini sirtlayan isimlerdi. Stankovic de aslinda iyiydi ama sanirim sakatlandigi icin ilk yarida oyundan cikartildi. Taraftarin Eto'o'ya karsi ozel ilgisi var. Ona ozel tezahurat yapiyorlar ve en kotu anda en kotu sutu atsa dahi alkisla destek veriyorlar. Bunun yani sira mac 5-2 iken Raul oyundan cikarken de Inter taraftarinin onu alkislamasi da ilginc buldugum bir baska hareketti.
- Inter 4 gunde toplam 8 gol yedi. Sampiyonluk yarisinda ezeli rakibine yenilerek isi mucizelere birakti, sampiyonlar liginde buyuk olasikla elendi. Boyle bir ruh halinde bizim gozler ister istemez "Yonetim istifa" veya "Leonardo istifa" diyecek birilerini ariyor ama nafile. Mac sonunda taraftarin bir kismi stadi erkenden terkederek protestosunu gosteriyor diger kalanlar ise takimini alkislayarak soyunma odasina ugurluyor. Iste bizim anlayamayacagimiz bir tablo daha.
- Interliler nasil Eto'o'ya ozel muamele yapiyorsa, Schalkeliler de icin de aynisi Raul icin gecerli. Mac sonu tum takimi ayri Raul'u ayri tribune cagirdilar.
- Mac sonrasindaki trafik Italyanlarin bize benzeyen bir baska ozelligi. Arabayla gelme hatasında bulundugumuz staddan 2 saatte ancak cikabiliyoruz.
5 Nisan 2011 Salı
Olmadı Şota
Sultanlar Finalde

1-0 önde başladığımız Panküp Kayseri Şeker serisi de 3-0'la sona erdi. Artık Finaldeki rakibimizi bekliyoruz. Sultanlar şu ana kadar üzerine düşen görevi fazlasıyla yerine getirdiler. Ligi 1. sırada bitirdiğimiz için finallerde saha avantajı elimizde olacak. 3 galibiyete ulaşanın şampiyon olacağı bu zorlu mücadelede sahamızdaki her maçı 12.000 seyirciye oynama isteklerini belirtti koç "Ceyhun Yıldızoğlu." Şampiyonluk yolunda onları kırmayız değil mi sevgili Galatasaray'lılar?
Tam Sopalık
Antalyaspor:3-0:Galatasaray
Stat: Mardan AntalyasporHakemler: Özgür Yankaya, Serkan Akarca, Asım Yusuf ÖzMedical Park Antalyaspor: Ömer, Erkan, Ali Turan, Deniz, Yenal, Kerem, Uğur(Dk. 75 Sedat), İbrahim Dağaşan, Tita, Necati, Mehmet Yılmaz (Dk. 65. Ali Zitouni)Galatasaray: Ufuk, Neill, Servet, Serkan, Hakan Balta, Yekta, Cana, Stancu (Dk. 77 Aydın), Kewell, Arda (Dk. 81 Mustafa), Pino (Dk. 46 Barış)Goller: Dk. 31 Erkan, Dk. 58 ve 70 Necati Ateş (Medical Park Antalyaspor)Sarı kartlar: Dk. 15 Ali Turan, Dk. 82 İbrahim Dağaşan, Dk. 88 Lucas Neill (Medical Park Antalyaspor), Dk. 30 Arda, Dk. 45 Serkan, Dk. 69 Ufuk (Galatasaray)
3 Nisan 2011 Pazar
Sen Üzülme Cüneyt Kaptan
Bülent Hoca’nın gelmesiyle farklı bir hava oluştu. Yani Bülent Hoca, Tugay ve ben sportif direktör olarak farklı bir hava getirdiğimizi düşünüyorduk. Bütün sakatlıklar ve cezalara rağmen buraya çok keyifli geldik. Çağlar Birinci ile Sabri Sarıoğlu sakatlıkları sebebiyle gelmedi. Onun dışında dört tane de cezalımız var. Culio, Gökhan, Kazım ve Baros. Yani buraya 6 kişiden yoksun geldik. Ama yine de moralliydik. "Antalya maçını kazanıp, rüzgarı yakalayacağız, Galatasaray’ın çocukları göreve geldi" dedik. Oyuncuların kaybettikleri güvenlerini kazandırmak üzere önemli çalışmalar yapıldı ama tatsız bir sürprizle karşılaştık. Havaalanında gerçekten Galatasaray taraftarına yakıştıramadığımız hareketler oldu. Şimdi eleştiriyi kabullenebiliriz. Mutlaka taraftarın hakkıdır ama yakın mesafeden, 2-3 metre mesafeden oyuncuların suratına karşı küfredenler oldu. Şiddet yasası çıktı diyoruz ama sadece yasa çıkarmak çok önemli değil, asıl olan saygı. Bu oyuncular iki gün evvel maç oynamışlar. Milli Takım’a büyük hizmet vermişler. Hizmet verdikten sonra da böyle 2-3 metre karşılarından küfür edilmeyi hiç hak etmiyorlar. Ayrıca Galatasaray taraftarına da şunu söyleyeyim; herkes Galatasaray’a vuruyor. Galatasaray’da sıkıntılar vardı. Kongre bu sıkıntıları çok net olarak gösterdi. O stresi attık artık. Galatasaray taraftarı sahip çıkmalı. O zaman biz de bırakalım gidelim. Niye geldik biz buraya? Ayıptır, günahtır, yazıktır.Dışarıda öyle bir porte çiziliyor ki; Arda kötüdür, şudur budur. Arda’yla ben iç içe yaşıyorum. Boş kağıda imza atıyor. Taraftara önce bunu söyleyeyim. Sakat olmadığı dönemde top mu oynamadı ne yaptı bu çocuk? Bir rüzgara kapılıp Türk futbol tarihinin en büyük yıldızlarından bir tanesini yok etmeye çalışıyoruz. Ayrıca şunu da söylemek istiyorum; bu takımın hepsini göndermeniz mümkün değil. Bu takımdan en az 10 kişi seneye de mücadele edecek. Yeniden önemli hedeflere gidebilmek için bu kadrodan oyunculara da ihtiyacınız var. 8 maç kalmış Bülent Ünder gelmiş, Cüneyt Tanman gelmiş, Tugay’ınız burada. Nedir bu? Ne yapmamız gerekiyor, ben gidip konuşayım. Kongre de olmuş. Her şey bitmiş. Orada her şey söylenmiş. Galatasaray’a yakışır işler olmuyor. Ben eski bir kaptan olarak hakikaten yakıştıramıyorum. Biz de bırakalım gidelim o zaman. Nedir bu yani? Galatasaray’a kim sahip çıkacak?Biz bu psikolojide olduktan sonra oyuncuların ne durumda olduğunu anlayabilmek benim için hiç zor değil. Onun için lütfen diyorum. Bu tavırlar bu hareketler Galatasaray’a hiç yakışmıyor. Galatasaray’a biraz sahip çıkalım 8 tane maçımız var. Seneye önemli hedeflere gideceğiz. Bu kadronun içinde oynatacağımız oyuncular var.Sportif direktörlük hiç önemli değil. Ben scouting ekibinin başına geldim her şeyi bıraktım. Cüneytlik falan önemli değil ama bu zor dönemde takımla beraber olmak istedim. Benim hedefim sportif direktörlük gibi noktalarda olmak değildi. Bu dakikadan sonra da umurumda değil. Biz burada bir şeyleri üstlendik ama hiç ummadığımız bir şekilde karşılandık. Oyuncular hak etmiyor. Bu oyuncular ülkenin Milli Takımı’na hizmet etmiş futbolcular ve pazartesi günü de çıkıp Galatasaray’a hizmet edecekler. Biz bunun altyapısını hazırlamaya çalışıyoruz. Oyunculara bunu aşılamaya çalışıyoruz ama yaşadığımız olay hoş değil. Galatasaray taraftarından özellikle rica ediyorum takımına biraz sahip çıksın çünkü her taraftan vuruluyor takıma. Sahada hakemler gerçi hakemlerle ilgili çok açıklama da yapmak istemiyorum. İstediğim kalan 8 maçta takıma sahip çıksınlar. Biri deplasman bir tane de seyircisiz oynayacağız. Herkes biraz sabırlı olsun. Gelecekte gerçekten Galatasaray’a layık olacak takımlar kurulacak, başarılar gelecektir. Biz 14 yıl şampiyon olamadık ama bu kadarını yaşamadık.
Biz öööle kendi hayatımızı efendi gibi yaşamaya çalışırken...ne biliyim...sağa sola salça olmadan... Belki en büyük keyfimiz...güneşin Allahına kadar vurduğu altın sarısı biramızı yudumlarken... Birbirimize aşk acılarımızı, ''pardon! gözüme toz kaçtı!'' hissiyatı içinde fısıldarken... Bacağımıza sürünüp duran bir KEDIYI okşarken, ''Ooluum bu KEDI hayvanı var ya, tekamül zincirinin en son halkası lan...BUDA'dan bile daha bilge lan bu hayvan!'' şeklinde naif muhabbetlerimizi yaparken... Kanımızı dökerek kurduğumuz ayyaş Cumhuriyetin en aşşağılık başkentleri Aksaray meyhanelerinde...ileri karakolları olan parklarda...gökte sadece sahici bi dolunay...elimizde güsel Marmara...şehirin götünde pireler uçuşurken ve biz terkedilen bir sevgili nasıl üşürse...işte ööle üşürken...ve daha onyedi...onyedi...on yedi...iken aşk konuşulur di mi...hayır...biz senin adını fısıldıyorduk Galatasaray...bunu hiç bilmeyeceksin! Gecenin cükünde...her Türkgh babası gibi ayyaş bi babanın sızmasını bekledikten sonra...yine boynumuzda sarı-kırmızı kaşkollar...yine aynı dolunayın altında buluşup...bağrında gecelemek için sana koşarken...içtiğimiz o güsel Marmaranın bile adın kadar içimizi ısıtamadığını hiç bilmeyeceksin Galatasaray! 1980'ler...sokağa çıkma yasakları...daha on yedi... on yedi...on yedi...bile diilken...geceleri...boynumuzda sarı kırmızı kaşkollar...elimizde sarı kırmızı pankartlar...bir militan gibi toplum polislerinden kaçarken... ve bütü yaşıtlarımız...geceleri...gayrımeşru bu şehrin gayrımeşru duvarlarına kahrolsun faşizm yazarken...biz geceleri aynı duvarlara...en büyük CIMBOM yazdık...ve bütün yaşıtlarımız...gündüzleri mütemadiyen fEbE iken...biz aleme inat seni sevdik... komik olan şuydu...tarihinin en zavallı dönemiymiş meğer...hiç şampiyon olamazdın o zamanlar...biz de zaten farkında diildik...hep güsel Marmaraydık çünki... daha on yedi...on yedi...on yedi...bile diildik...neden GAASSARAY? diyenlere... Because, GÜSEL MARMARAYLA GÜSEL GİDİYOR! derdik... ki...bunu hiç bilmezsin... Daha onyedi... onyedi...onyedi...bile diildim diyom...alooooooo? Ulan Gaassaray! söyleyecek o kadar çok şeyim var ki sana! Ulan! anlatacak o kadar çok hikayem varki Gasassaray! anam avradım olsun hiç bilemeyeceksin! Bu kediler var ya...çok enteresan hayvanlar abi...(TribünDergi, Fergurel...)
2 Nisan 2011 Cumartesi
Preciado'nun Mourinho'ya Tokadı
Romario vs Renato
Brezilya'nın futbola kazandırdığı iki efsane Romairo ile Renato, bu kez aynı bayrak altında, farklı iki takım için, Dünya Kupasını bir kez daha kaldırmanın mücadelesini verecekler. Dünya Ayak Voleybolu Şampiyonasının yarı final maçında bu gece Romario'nun kaptanlığını yaptığı Brezilya 1 takımı ile Renato Gaucho'nun liderliğini yaptığı Brezilya 2 takımı finale çıkabilmek için yarışacaklar. Yarı finalin bir ayağında iki Brezilya takımı karşılaşırken, diğer finalist ise İtalya-Paraguay maçı sonrası belli olacak... Kimin kazanacağından ziyade, ortaya çıkan muhteşem hareketler için merakla izlendiğini düşündüğümüz turnuvada bir de sarışınlar-esmerler maçı yapılınca, Ipanema plajı tarihi günlerini yaşamış oldu...
1 Nisan 2011 Cuma
Kadın Basketbolu Üzerine

Uzun süredir ihmal ediyoruz kadın basketbolunu.(gerçi ben son zamanlarda aynısını bloga karşı da yapıyorum ya neyse) Özellikle Tamika'nın gelişinden sonra oluşan hava, sonrasında artan ve adeta tavan yapan özgüven takdire şayan. Hem kupada gösterilen muhteşem performans ve Final maçında verilen mesaj hem de ligin geri kalanında ve Playoff ilk turundaki oyun bizi -evet camia adına- çok mutlu ediyor. Tamika'nın gelişi adeta yapbozun eksik ve en önemli parçası konumunda kendine yer buldu. Galatasaray hem skorer hem de en üst düzey savunmacı bir oyuncuya sahip olarak özgüvenine kavuşmuş oldu. Işıl-Augustus-Catchings-Bahar-Fowles beşi ve rol oyuncularından oluşan bir bench iştahımızı kabartmıyor değil. Özellikle ilk beş adeta rakiplere parmak ısırtacak seviyede oyunuyor. Aman nazarımız değmesin.
Takımımız ligi birinci sırada bitirdiği için playoff'da her takıma karşı saha avantajı elinde olarak sahaya çıkacak. Hazır şampiyonluk yolundaki tüm rakipler kan kaybetmiş ve özgüven eksi yönde tavan yapmışken bu avantajın değeri 2-3 kat artmış görünüyor. Playoff ikinci turundaki rakibimiz Panküp Kayseri şeker takımı ve seriye ligdeki 2 maçı da kazandığımız için 1-0 önde başalayacığımızı belirtmemiz gerek. İlk maç ne zaman derseniz cevabı YARIN olur. Program aşağıda yazıyor ama Galatasaraylıların hafta sonu için yapılacak planlara en tepede yer vereceğini düşündüğüm bir maç olacağı kesin. Takımımıza yürekten başarılar diliyoruz.
Galatasaray Medical Park – Panküp Kayseri Şeker
Salon: Abdi İpekçi Spor Salonu
Tarih: 02.04.2011 Saat: 15.00
Yayın: Galatasaray TV (Canlı)
Hagi ve Söyledikleri
"Benim en çok üzüldüğüm nokta beş yıl sonra tekrar geldiğimde Galatasaray'ın küçüldüğünü görmek oldu. Bu beni çok ama çok üzdü. Eski büyük Galatasaray gitmiş; yerine küçük bir Galatasaray gelmiş. Bunun en önemli sebebi bence iç kavgalar. Kulüp içindeki yapılan kavgalar her zaman camialara zarar verir. Ne yazık ki kimse bunu görmüyor. Güçlü olmak için önce kulüp içinde birlik ve beraberlik lazım. Ama gördüm ki Galatasaray devamlı içten yıkılıyor. Buna acilen çözüm bulmaları gerekiyor. Ben kalmışım, gitmişim çok önemli değil; önemli olan Galatasaray'ın büyüklüğü...
MİSİMOVİÇ ÇOK TERBİYESİZDİ, YOLLAMAKTAN ÇEKİNMEDİM
Küçük boylu Alex iyi oynadığımız derbide adeta bizi tek başına yıktı. Bu da kaliteli oyuncu farkı işte! Rakibimiz bunu da iyi kullandı oysa biz Fenerbahçe derbisinde galibiyeti çok haketmiştik.
Misimoviç kaliteli bir oyuncu değil miydi? Onu neden gönderdiniz o zaman?
Misimoviç çok sorumsuz bir futbolcuydu. Aynı zamanda terbiyesiz. Ne bana ne de arkadaşlarına saygısı vardı. Antremanlarda herkes çok çalışırken o çok gevşek ve yıldız futbolcu havasında ciddiyetsiz hareketler yapıyordu. Kaybettiğimiz maçlardan sonra kahkaha atıp gülen bir futbolcu benim gözümde sorumsuz biridir. Misimoviç "Garanti para alıyorum" deyip yan gelip yatımak istedi. Ben de buna müsade edemezdim Pişman da değilim. Galatasaray benim yuvam ne yaptıysam kulübüm için yaptım. Onun yerine 10 numara pozisyonunda Arda'yı düşündüm ama o da şanssız bir şekilde sakatlandı ve bunun acısını çok çektik. Gördünüz işte Arda, Avusturya maçında nasıl oynadı; adeta tek başına maçı kazandırdı. Arda kesinlikle çok yetenekli bir futbolcu onu çok aradım.
SOKAĞA ATILACAK PEÇETE DEĞİLİM
Başkan Polat "Gelecek sezon yoksun" deyince ben de hemen ayrıldım.
Galatasaray'la 1.5 yıllık sözleşme yapmıştım. Ancak başkanımız Adnan Polat'la son görüşmemizde bana "Sezon sonuna kadar kalabilirsin ama önümüzdeki sezon planlarımda sen yoksun'' deyince ben de görevi hemen bırakmayı uygun gördüm. Ben asla bir peçete gibi buruşturulup sokağa atılacak biri değilim. Benim ismim Gheorghe- Hagi ve benim bir saygınlığım var. Bu yüzden üzülürek de olsa görevimi erken bıraktım. Yoksa ben her zaman savaşmayı severim. Kolay kolay da teslim olmazdım ama olaylar benim üstümde gelişince savaşabilme imkanı da kalmadı. Karşılıklı saygı çerçevesinde görevimden ayrıldım. Başkan Adnan Polat'a ya da kulüp içinde bir başkasına kırgın değilim. Haksızlığa uğradım ama kimseyi suçlamıyorum. Medya bile her gün beni adeta astı. Oysa biraz saygı beklerdim. Onlar da hep gitmemi istediler ve gittim. Şimdi herkes mutlu olsun ama bunları haketmedim.
BENİ KOMİSYON ALAN HOCALARLA KARIŞTIRMAYIN!
Transferler konusunda çok eleştirildim. Başta da Stancu için! Stancu genç ve yetenekli bir oyuncu. Kimse ona zaman tanımadı. Yeni transferlerin her zaman uyum süreci vardır. Düşünün Chelsea Torres'e 50 milyon euro verdi ama 7 maçta hala golü yok. Torres kötü bir futbolcu mu; tabii ki hayır. Stancu 2 gol attı ama daha önemlisi saha içinde çalışkan ve özveriliydi. Benim transfer listemde Stancu yoktu. Kewell ve Baros forvette yeterliydi ama ikisi de sakat olunca listeye Stancu'yu ekledim. Zapata çok gol yedi ama hangi golde hatası vardı ki! Evet, doğru tek başına maç kazandıramadı ama yediği gollerde hatası yoktu. Sadece bir aydır idman yapmıyordu. Geçen sezon Romanya'da en iyi kaleci seçilmişti. Steaua Bükreş genç bir kaleci alınca Zapata'yı biz de bonservis ödemeden aldık. Bana yapılan bir diğer büyük haksızlık, benim transferlerden komisyon aldığım dedikodularıdır. Bu çok ayıp, ben Hagi'yim! Böyle şeylerle adımı lekeleyecek bir insan asla olmam. Bunu düşünmek bile bana yapılan büyük bir hakarettir. Beni başka teknik direktörlerle kimse karıştırmasın!
RİJKAARD'DAN İYİ TAKIM DEVRALMADIM
Galatasaray'da çalıştığım sürece çok haksız eleştiriler aldım. Ben Rijkaard'dan iyi bir takım teslim alıp, kötü yapmadım. Takım geldiğimde zaten kötü durumdaydı. Ben geldikten sonra sahada çok koşan bir takım yarattım. Önceden "Galatasaray sahada geziyor" diyenler sonra "En azından artık savaşıyorlar" demeye başladı. En önemli beş futbolcum hep sakattı. Kimse bunları görmedi. Arda gibi bir oyuncum sakatlığından dolayı benim hemen hemen hiç maç oynayamadı. Bir çok maça Baros'un sakatlığı nedeni ile forvetsiz çıktım. Kale önüne kadar topu getirip çok iyi işler yaptığımız halde golcü olmadığından sonuca gidemedik. Galatasaray'ın benim yönetimimde kötü oynadığı maç en fazla ikidir. Fakat şansızlıklar ve hakem hataları yüzünden birçok maçı kazanamadık.
HAKEMLERİ GEÇEMEDİK!
Özellikle hakemler Galatasaray'ı adeta doğradı. En az 8 net penaltımız verilmedi. Gösterilen ve gösterilmeyen bir çok kartlarla hep aleyhimize çalıştılar. Özellikle yeni stadımızın açılışında yaşanan talihsiz olaylar sonrasında bu hatalar daha da çoğaldı. Bu hatalar sahada ter akıtan futbolcularımı çok kötü etkiledi. Kaybettiğimiz bir maçtan sonra futbolcularım bana '' Hocam biz sahada herşeyimizi ortaya koyuyoruz ama hakemleri geçemiyoruz. Senin de bizim de emeklerimiz boşa gidiyor'' diye bana isyan ettiler. Haklılardı, cevap veremedim.
TUGAY'A BOZULMADIM
Futbolcularla ve Tugay'la kavga ettiğim çok yazıldı. Geçmişe dönüp bir bakın lütfen: Ben kiminle ne zaman kavga etmişim? Benim herkese saygım var. Tugay konusuna gelince o benim kardeşim gibidir. Çok sevdiğim bir insan asla onunla kavga etmedim. Ben ayrıldıktan sonra göreve devam etmesine de bozulmadım. Tugay doğrusunu yaptı.. O da benim gibi bu kulübü çok seven biri. Kaldığı sürece elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışacaktır.
KÖSTEBEKLER VAR!
Beni en çok şaşırtan takım içinde ne konuşuyorsak dışarı sızmasıydı. Biz eskiden büyük bir aileydik, yaşananlar Florya'da kalırdı. Bu kez gördüm ki, her şey bir gün sonra manşetlere çıkıyor. Bunlar bizi çok yıprattı. Herkes birbiriyle konuşmaya korkar hale geldi. Bunu önlemek için çok uğraştım ama başarılı olamadık.
31 Mart 2011 Perşembe
Sana Söz
30 Mart 2011 Çarşamba
Arda da Bizimdir, Kewell da Bizimdir...
"Arda'ya, daha doğrusu bir oyuncuya tavsiye veremezsiniz. Sonuçta herkes çocukken futbola başlar ve ilerlerken kararlar verir. Yönetim Arda'yı kaptan yaptıysa bunu kabul edeceksiniz. Dünyada birçok genç kaptan var. Arda'nın çok iyi bir kaptan olduğunu düşünüyorum. Bu kulübe de kaptan olarak çok yakışıyor bence. Zor bir sezon geçirdi, çok sakatlık yaşadı. Arda bence buranın 1 numarası olduğunu gösterdi. Bu arada Arda çok da komiktir. Beni de ilk geldiğimde çok güldürüyordu. Mutluluk çok önemli. Mutlu olduğunuzda iyi olursunuz. Arda'nın da mutlu olmaya ihtiyacı var. Arda'ya yapıştırılan etiket ne olursa olsun, Arda kendi olmak zorunda. Arda çok yetenekli bir isim. Her an her şeyi yapabilecek bir oyuncu Arda."
"ARDA AVRUPA TECRÜBESİNİ YAŞAMALI"
"Bence yapabiliyorsanız, kesinlikle her zaman Avrupa'ya açılmalısınız. Arda'da da Avrupa'ya giderek o tecrübeyi yaşamalı. O fırsat kaçmamalı. Avrupa, futbol için en iyi noktadır. O tecrübeyi yaşamalı."
29 Mart 2011 Salı
Şapka Çıkartalım Şapka
28 Mart 2011 Pazartesi
Huzur İçinde Uyu "Çarli"
Adının Kazım olduğunu bilmezdik, zaten bilen de pek azdır herhalde, herkes onu Çarli diye bilirdi Nevizade gecelerinde. Bir masa ortamı olduğunda, hele hele sarı-kırmızıyı yan yana gördüğünde elinde bir kadeh uğrardı Çarlı, "Cim Bom için şerefe" tokuşturmaya. Hani bazı mekanların adamları vardır, o hep orada kalacak zanedersiniz ya, Çarli de öyleydi, Sami Yen'den çok İstiklal'in, Nevizade'nin, Beyoğlu'nun adamıydı o benim için, belki de bir çoğumuz için. Nasıl Alpaslan Abinin hep Sami Yen'de bulunduğuna inanıyorsak, Çarli de bizim için hala Nevizade'de elinde kadehi ile dolaşmaya devam edecektir. Huzur içinde uyu "Çarli" Kazım Dalga...
Bizim gibi adı Ramses'e çıkmış taraftarlar tanır hepsini. Hiç kimse kimsenin adını bilmezdi, hiç bir iletişim yoktu aralarında. Her biri bir takımın militanı, fakir, okumamış, varoş çocuklarıydı. Semt kahvelerinde takılırlardı en fazla, maç olmadığı zamanlarda. Maç; nerde olursa olsun gidilecek olan savaş alanıydı onlar için. Kavga etmeden, dayak yemeden, dayak atmadan geçirilmiş maça maç demezlerdi. Tribünlerde, büyük maçlarda, bir metre daha fazla yeri daha işgal edebilmek için en ön saflardaydılar. Kimi, Peygamber'di, kimi Öcü, kimi Limoncu'ydu, kimi Ölü.
Dönemin Kurtlar Vadi'si tribünlerdi. Şu resimdeki Çarli'ydi. Hepimiz çocuktuk, aynı yaşlardaydık ama Çarli o zaman adamdı. Yani yaşı büyük manasında, en cesaretlisi oydu, en önce o yerdi copu. Deplasmanlarda idi asıl hüneri. Gidilen şehrin takımının taraftarlarıyla dalaşırdı. Hiç sebep yokken bile kavga ederdi. Ankara'ya bir tren dolusu deplasmana gidiyorduk, koskoca tren Eskişehir'e gelmeden durduruldu onun yüzünden. Trenden inip kaçtı, kaçtığı treni Ankara Garında karşıladı. Eskişehir deplasmanından dönerken Çarli'nin çıkarttığı kavga yüzünden binlerce taraftar Bozüyük'te bekletildik. Metin Oktay kurtarmıştı.
Bir ömürünü tribünlerde verdi denir ya, Çarli kelime manasında bütün organlarını verdi. Yazmaya kalksam sadece benim hatırladıklarım 3-5 sayfa sürer, Sakarya'da sıcaktan iti gibi kavruluyorduk, tuvaletlerde bile su akmıyordu, Çarli tel örgüleri aştı, sahanın içinden diğer tribünlere daldı, kasalarca suyu attı bizim tarafa. Coplar yetişmeseydi, at sucuklu sandöviçleri de atacaktı. Dövdüler, sürüklediler, kurtuldu, koştu Sakarya tribünlerinin önüne, malum cinsel hareketini yaptı.
Yabancı takımlar geldiğinde işi takımın kaldığı otelin etrafında konuşlanmaktı. Sabaha kadar gürültü çıkarırlar, aklı sıra futbolcuları uyutmazlardı. Hele ki yabancı takımın taraftarı gelmişse vay hallerineydi. Leeds United taraftarı, Galatasaray taraftarlarının arasında Çarli namlı biri yaşadığını bilse İstanbul'a gelirmiydi. Gelse bile Taksim'de gezermiydi, gezse bile içip içip bizimkilerle dalaşırmıydı. Çarli'nin Kazım Dalga olduğunu o olaydan sonra öğrendik. İşin içinde varmı yokmu bilemiyorum ama gözaltına alınmıştı. Alınmamış olsa o büyük olayda ben nasıl yoktum diye gücenirdi.
Çarli, tribünlerde telef olanlardandı. Ciğer içkiye, uyuşturucuya dayanamadı. Verem oldu, siroz oldu, kanser oldu. Son maçta gördüm kendisini, 5 kuruş parası hiç olmadı zaten, şimdi yatacak hastane parasını toplamak için maçlardan önce mekanlarda geziyor. Bir tanıyan olursa yancılık ediyor, bir bira bir duble rakı veren çok olur nasılsa böyle ortamlarda.
Bu Çarli, Galatasaray'lı bir berduş, gariban, sürünüyor, sağlığı el verdiği an maça geliyor, gördüğümüz an anılara dalıyoruz. Öyle bir geçmiş zaman ki, dediğim aynıyla vaki.
27 Mart 2011 Pazar
"Kazansaydık Linç Edilirdik"
Basketbola ne zaman ve nasıl başladın?
Aslında 15 yaşına kadar futbol oynuyordum. Santrfordum ve penaltıları çok iyi kullanıyordum.. Daha sonra Skopje takımının basketbol hocası bir gün idmanıma gelerek "Sen futbolda değil, basketbolda daha başarılı olursun." diyerek benim aklımı çeldi.
Türkiye'ye yolun nasıl düştü?
Ben Türkiye ile ilk olarak Jugoplastika'da oynarken tanıştım. O dönem G.Saray ile eşleşmiş ve İstanbul'a gelme fırsatı bulmuştum. Fakat takım olarak Aksaray civarında kaldığımız otelin çok kötü olması ve maçı oynadığımız Spor Sergi Salonu'nun tahtadan yapılmış tribünleri, bakımsız hali beni hayal kırıklığına uğrattı. Daha sonra 1992 yılında Efes'ten teklif geldi. Bu kez İstanbul'un biraz daha geliştiğini, en azından Aksaray'daki otellerden daha modern otellerin de İstanbul'da var olduğunu görünce teklifi kabul ettim.
Daha ilk yılında (1993) Efes'le Avrupa Kulüpler Kupası'nda finale çıktınız ve Torino'da Aris'e 50-48 yenilerek kupayı kaybettiniz. Ne oldu da maçı kazanamadınız?
Genç bir kadromuz vardı. Buna rağmen finale çıkmayı başardık. Final maçından önce hocamız Aydın Örs, bir toplantı yaptı ve, "Finale kalarak büyük bir iş başardık. Kaybetsek bile önemli değil. Yeter ki fark yiyip rezil olmayalım." şeklinde bir konuşma yaptı. Ben ise bu konuşmaya çok içerledim ve Aris'i yenebileceğimizi, korkmadan oynamamız gerektiğini söyledim. Zaten maça da son saniyeye kadar ortaktık. Fakat belki de Aris'e kaybetmemiz bir bakıma iyi oldu. Çünkü maçı kazansaydık 6 bin fanatik Yunanlı taraftar sahaya inip bizi linç edebilirdi. Bizi ise seçkin insanlardan oluşan küçük bir taraftar grubu desteklemişti. Zaten Arisliler maç biter bitmez bize sandalyelerle saldırmıştı.
Senin kendine has özelliklerin ve stilin vardı. 30 saniyelik hücum süresinin 25'ini tek başına kullanırdın. Yine terini formanın askılı tarafıyla silmen hâlâ akıllarda...
İnanın bunlar için herhangi bir özel çabam olmadı. Örneğin 30 saniyelik sürenin ne kadarını kullanacağımı Aydın Örs belirlerdi. Ben sadece onun sahadaki beyniydim. Ayrıca çok terlediğim için alnımdan akan ter damlaları gözüme girerdi. Ben de terimi en kısa yoldan silmek için formamın askılarını kullanırdım.
Namık Polat adını alıp Türk vatandaşı olmana rağmen neden Ay-Yıldızlı formayı giymedin?
Aslında bu sorunun direkt muhatabı ben değilim. Zira bana Türk Milli Takımı'nda oynamam için ne kimse bir teklifte bulundu ne de böyle bir düşünce içindeydi. Halbuki o zamanki kurallar gereği 3 yıl aralıksız Makedonya milli formasını giymeyip Türk Milli Takımı'nda rahatlıkla oynayabilirdim. Bu da bana büyük onur verirdi.
Türkiye'nin dünya ikinciliğini nasıl değerlendiriyorsun? İkincilik seni şaşırttı mı?
Doğrusu çok şaşırdım. İlk 5'e gireceğini tahmin ediyordum fakat madalya alacağını hiç ummuyordum. Tabii burada oyuncular kadar Tanjeviç'in de büyük bir özverisi vardı. Bence takımın genç oluşu ve en önemlisi başarıya aç oluşları dünya ikinciliğinde büyük rol oynadı. Ancak bundan sonra Türkiye'nin aynı başarıyı tekrarlayacağından pek ümitli değilim. Çünkü oyuncular doyuma ulaştı.
Efes ve F.Bahçe Ülker'in Avrupa'daki performansını nasıl buluyorsun?
Her iki takım da beni hayal kırıklığına uğrattı. Aslında zengin bir kadroya sahipler. Aynı şekilde iki kulübün de geniş imkanları var. En azından Fenerbahçe Ülker'in ilk 8'e kalması gerekirdi.
Senin bir de ülken Makedonya'da milletvekilliği yaptığını öğrendik. Neden siyasete girdin, politikayla şu an aran nasıl?
Evet, 2002 yılında hatırını kıramayacağım bir arkadaşımın partisinden Üsküp'ten milletvekilliğine seçildim. O zamana kadar siyasetle hiç ilgim yoktu doğrusu. Meclis binasının, politikanın bana göre olmadığını gördüm. Çünkü milletvekillerinin mecliste neredeyse kavgaya tutuşmalarına rağmen dışarıda sanki hiçbir şey olmamış gibi birbirine sarıldıklarını görünce siyasetten soğudum. Zaten 4 yıllık milletvekilliği süresince sadece 7 kez gittim.
Seni ne zaman tekrar basketbolun içinde göreceğiz? Bu yönde teklifler alıyor musun?
Ben Efes'te dolayısıyla Türkiye'de Naumoski oldum. Bu yüzden Türk halkına kendimi hâlâ borçlu hissediyorum. Hedefleri olan bir kulüpten teklif gelirse bu defa sportif direktör veya genel menajer olarak Türk basketboluna katkıda bulunmak isterim. Teknik adamlık bana göre değil. Antrenörlük çok farklı meziyetler istiyor ve benim yapıma ters geliyor.






























