göçek sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
göçek sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

17 Nisan 2012 Salı

Beşiktaş:0-2:Galatasaray


Temmuzda ortaya çıkan şike baskını sonrası değeri düşen futbolu ayağa kaldırmak ve lige heyecan katmak adına "kaşla göz arasında" çıkarılan Play-Off maçlarının yağmur nedeniyle ertelenen açılışı bu gece oynandı İnönü Stadında. En yakın rakibine 9 puan fark yaparak sezonu "şampiyon" tamamlamış Galatasaray'ın takipçileriyle arasındaki puan farkını yarıya indirip, "Süper Final" süslemesiyle tekrar başlatılan yarışta, Galatasaray, deplasmanda Beşiktaş'ı 2-0 ile geçerken, Şampiyonluk inadını sürdürdü...


Süper Finale Galatasaray'ın 11 puan gerisinde başlayan Beşiktaş'ın şampiyonluk hedefini az da olsa sürdürmek adına mutlak kazanması gereken derbiye, siyah-beyazlılar oldukça istekli ve enerjik başladılar ki, ilk 10 dakikada Galatasaray  şaşırtıcı bir şekilde "2 isabetli pas" dahi yapamadı, kalesinde pozisyonlar gördü. Ama dakikaların ilerlemesiyle birlikte, Galatasaray'lı futbolcular tecrübelerini ortaya koyarak, oyunda ipleri ellerine aldılar. Elmander ve Necati'nin Beşiktaşlı stoperlere baskı yapması, orta sahada Melo'nun Beşiktaş'ın "play makeri" Fernades'i kitlemesi ile top sürekli Galatasaray'da kalırken, Riera ve Engin'in kanatlarda hem ofansif hem de defansif katkısı galibiyeti getiren hamlelerdi. Özellikle Engin, Quaresma'yı oyundan soğuturken, sahada da basmadık yer bırakmıyordu. Melo'nun ofsayt tartışmaları olan golü ile, Galatasaray, devreyi önde kapatırken, ikinci yarı iyice orta alan mücadelesine dönen ve kilitlenmeye giden maçta Fatih Terim'in "yoktan yarattığı" bir başka yetenek Aydın'ın jeneriklik golü ile  "fişi çekiyor" ve sahne Beşiktaş taraftarına kalıyordu...


Maçın başından itibaren oldukça gergin gözüken Beşiktaş taraftarı, Galatasaray'a ve özellikle Eboue'ye bolca ettiği küfürlerden sonra Melo'nun golü ertesi hedefi Hüseyin Göçek olarak değiştiriyordu. Tabii, tepkiler maçın sonlarına doğru sözle kalmayıp, eyleme de dönüşünce, taraftar da soluğu sahada alıyordu. Süper Finalin ilk maçı sonrası "ırkçılık" tartışması, bu gece de bu olaylar, Futbol Federasyonu ve yayıncı kuruluşu hiç de memnun edecek cinsten değil, zira bir kaç haftadır süslemeye çalıştıkları Play Off derbilerinin geleceği pek de aydınlık gözükmüyor. Beşiktaş'a saha kapatmayı "garantileten" taraftar  Eboue'ye saldırmaya doğru koşarken, ona "entel" Galatasaray taraftarının "sanal mastürbasyon" yapmak için adını sıkça kullandığı Sabri engel oluyordu. Futbolun sadece isabetli şut, başarılı orta yahut jeneriklik golden ibaret olmadığını, takımdaşlık ve arkadaşlık gibi değerlerin de bu oyunun içinde olduğunu hatırlattı Sabri Sarıoğlu...


Bir hafta boyunca bolca konuşulacak olan Hüseyin Göçek konusunda ise blog arşivinde bolca yazımız mevcutken, 2009 yılında oynanan Galatasaray-İstanbul B.Belediyesi maçı sonrası şöyle bir paragraf yazmışız:

"Aslında yazmayacaktım ama blog sayfalarını arşiv olarak da kullanıyorum, hakem hakkında bir kaç kelam edeyim... Hüseyin Göçek, kendisini ön plana çıkarmak için maçı rayından çıkardı, Aziz Yıldırım'ın açıklamaları bunda etkili olmuş mudur olmamış mıdır bilmem ama hakemin karakterini ortaya çıkaran maç içinden bir enstantene: Bir faul pozisyonunda top futbolcunun elinde ve rakibine verecekken, Hüseyin Göçek oraya doğru koşup oyunun elindeki topu alıp, kendisi veriyor serbet atışı kullanacak oyuncuya... Bu ne demek, "Beni görün ey ahalı, ben de varım oyunda"... Daha fazla yazmayacağım kendisi hakkında ama yönettiği maçlardaki olaylara bakarsanız, ne demek istediğimi çok iyi anlarsınız..."

Bu görüşlerim Hüseyin Göçek hakkında hala geçerli. Hakemin ilk golde pozisyonu değerlendirme şansı yok, golün günahı da sevabı da yardımcının iken, maç içinde çaldığı, 3-5 saniye gecikmeli çaldığı, çalmadığı düdükler ve gösterip göstermediği kartlarla oyunun önüne geçmeyi başardı, Galatasaray da mağdur, Beşiktaş da mağdur oldu.  Bakalım Süper Finalde bir daha maç yönetecek mi Hüseyin Göçek?



Stat: Fiyapı İnönü
Hakemler: Hüseyin Göçek, Baki Tuncay Akkın, Orkun Aktaş
Beşiktaş: Rüştü Reçber, Hilbert, İbrahim Toraman, Sivok, İsmail Köybaşı, Holosko (Dk. 63 Simao), Ernst, Fernandes, Veli Kavlak, Quaresma (Dk. 80 Edu), Mustafa Pektemek
Galatasaray: Muslera, Eboue, Semih Kaya, Ujfalusi, Hakan Balta, Engin Baytar (Dk. 84 Ceyhun Gülselam), Selçuk İnan (Dk. 89 Sabri Sarıoğlu), Melo, Riera, Necati Ateş (Dk. 61 Aydın Yılmaz), Elmander
Goller: Dk. 26 Melo, Dk. 79 Aydın Yılmaz (Galatasaray)
Kırmızı Kart: Dk. 88 Hilbert (Beşiktaş)
Sarı Kartlar: Dk. 34 Selçuk İnan, Dk. 50 Eboue (Galatasaray), Dk. 72 Quaresma, Dk. 75 Veli Kavlak, Dk. 81 Edu, Dk. 89 Sivok, Ernst (Maç bittikten sonra) (Beşiktaş) 

29 Kasım 2018 Perşembe

Hüseyin Göçekseverler Derneği


Galatasaray başkanı Mustafa Cengiz'in geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada "düdüğü asmasını" istediği Hüseyin Göçek, Halis Özkahya ve Fırat Aydunus'tan Hüseyin Göçek ve Halis Özkahya'nın Merkez Hakem Kurulu tarafından "ikinci bir değerlendirmeye kadar" dinlendirilmesi kararının ardından Kulüpler Birliğinde bulunan Galatasaray dışındaki 17 takım başkanı bir deklarasyon imzalayarak bu iki hakeme sahip çıktıklarını belirtmişler.
Halis Özkahya'da çok canlar yakmıştı da özellikle Hüseyin Göçek'i bu kadar seven kulüp başkanlarını görünce, googlea "Hüseyin Göçek Tepki" yazdım ve bakın karşıma neler çıktı:



Kendi canları yandığında Hüseyin Göçek'ten her şekilde şikayetçi olan, maçlarına istemeyen, "şehirlerine sokmayanlar", söz konusu Galatasaray olunca birden hak hukuk unutup "Hüseyin Göçekseverler Derneğine" dönüşüvermişler... İlginç değil mi?

24 Kasım 2018 Cumartesi

Galatasaray:1-1:Konyaspor


Başım ağrıyor, başım...
Hem de fena halde ağrıyor, ha çatladı, ha çatlayacak...
Sanki dün gece koca bir rakı bitirmişçesine...
Ama içmedim ki dün gece...
Maç izledim...
Galatasaray, Konyaspor maçını seyrettim...
Sami Yen'de oynuyordu Galatasaray, taraftarıyla kenetlenmiş bir Galatasaray vardı...
Bir çok sakata, cezalıya, başında hocası olmamasına rağmen fena bir oyun da oynamıyordu...
Az da not tutmamıştım hani maça dair: Fernando'nun ilk dakikalarda şutunu, Onyekuru'nun Ömer Bayram'ın ortasında kafa ıskasını, Galatasaray'ın oyuna hükmedişini, 3-5-2'nin Galatasaray'a ne kadar da yakıştığını, Aykut Kocaman'ın yine "korkak" oyununu, Ozan'ın gelişimini yazacaktım...

Eduardo Galeano'nun öykü kitabına da başlamıştım bu hafta, oradan güzel alıntılar yapacaktım maç yazımın içinde...
Ama şimdi yazamıyorum...
Başım ağrıyor...

Gözlerimi kapadıkça Serdar Aziz'in kayarak topa müdahalesini ve hakemin penaltı çalmasını görüyorum...
Küfrediyorum, lanet ediyorum ama çıkmıyor aklımdan...

Serdar Aziz rakibine dokunmadan topa müdahale ediyor ve hakem penaltı noktasını gösteriyor...

Yine o lanet pozisyon... Yine geldi gözümün önüne...

İtiraz ediyor topçular, Mariano VAR'a bak diyor, yabancı dili yoksa hakemin diye eliyle VAR işareti yapıyor ama Hüseyin Göçek pozisyona bakmıyor bile...
Ne konuşuyor, ne söylüyor belli değil ama pozisyonun tekrarına bile bakmadan penaltıyı kullandırıyor...

Shakespeare'in "to be or not to be" deyişi gibi yenmek ya da yenilmek değil mesele...
Haksızlığa isyanım...
Sinirim buna...

Hakem de insan, tabii ki hata yapacak... Video Yardımcı Hakem bu hataları önlemek için getirildi... Görüntüyü ekranda izleyip, hatandan dönebilirsin... Oyuna daha fazla adalet getirmesi için uygulanmaya kondu VAR sistemi...

Peki, sen bir futbolcunun senin üstüne top fırlatacak kadar öfkelendiği pozisyonu neden izlemezsin?
Cevabı az buçuk tahmin ediyorum...
Öfkem buna...

En fatanatik Fenerbahçeli Rıdvan Dilmen'den tutun da, Fatih Terim'i sevmeyen Ahmet Çakar'a...
Erman Toroğlu'ndan Önder Özen'e...
Ali Ece'sinden Mehmet Demirkol'una...
Herkesin "böyle penaltı olmaz" dediği yerde biri saha içinde Hüseyin Göçek, öbürü VAR odasında Halis Özkahya nasıl ve neden penaltı kararında birleşebiliyorlar...

Amaç ne?
Oyun ne?
Operasyon kime?

Bugüne kadar böyle söylemlere tüm yüreğimle inanmazdım, güler geçerdim,  taraftarın öfkesini dindirmek için ortaya attığı "komplo teorileri" olduğunu düşünürdüm de...

Dün gece bardak taştı...
Dün gece Galatasaray'a ve Fatih Terim'e operasyon yapıldığı o kadar açık seçik ortaya çıktı ki...

Başakşehir mi şampiyon yapılmak isteniyor?
Fatih Terim'e karşı davayı kaybeden Federasyon hocadan intikam mı almak istiyor?

Hüseyin Göçek "sağ olsun" tüm soruların cevabını verdi...

Lig TV, Bein Sport olmadan aramızdaki ilişkiyi sonlandırmıştım...
E-Bilet çıktığından beri kendimce protestomu yapıp, maçlara da gitmiyorum...
Bu kirli düzenin parçası olmamaya çalışıyorum...
Hasretimi içime atıp, kahveden oradan buradan takip ediyorum Galatasaray'ımı da...

Sevdiğime uzaktan yapılan "kahpece" saldırılar, fena halde kalbimi sızlatıyorum... Kafamı bozuyor...

"Oyun abi bu, kafanı bu kadar takma" diyenler olacaktır da, oyun oyun olmaktan çıktı artık...
Öfkem buna...
"Güzel oyunu" fena halde kirlettiler...
"Hayat fena halde futbola benzer" diyoruz ya...
Hayatımızın da içine ettiler, futbolumuzun da...

Sinirim buna...
Öfkem buna...
Benim bu baş ağrım sanırım daha geçmeyecek...



STAT: Ali Sami Yen
HAKEMLER: Hüseyin Göçek, Mehmet Cem Hanoğlu, Erdem Bayık
GALATASARAY: Muslera, Ozan Kabak, Maicon, Serdar Aziz, Mariano, Fernando (Dk. 81 Celil Yüksel), Selçuk İnan (Dk. 67 Muğdat Çelik), Ömer Bayram, Feghouli, Onyekuru, Eren Derdiyok
ATİKER KONYASPOR: Serkan Kırıntılı, Skubic, Fallou Diagne, Uğur Demirok, Ferhat Öztorun (Dk. 80 Hadziahmetovic), Jonsson (Dk. 72 Fofana), Jevtovic, Ömer Ali Şahiner, Traore, Milosevic, Jahovic (Dk. 72 Yatabare)
GOLLER: Dk. 69 Uğur Demirok (Kendi kalesine) (Galatasaray), Dk. 90 Skubic (Penaltıdan) (Atiker Konyaspor)
KIRMIZI KART: Dk. 87 Serdar Aziz (Galatasaray)
SARI KARTLAR: Dk. 48 Ozan Kabak (Galatasaray), Dk. 57 Traore, Dk. 90+3 Serkan Kırıntılı, Dk. 90+5 Hadziahmetovic (Atiker Konyaspor)

10 Kasım 2008 Pazartesi

Fenerbahçe:4-1:Galatasaray


İki post aşağıya Galatasaray'ın derbide Benfica maçının aynı kadrosu ile çıktığını görünce, içimde hem bir ümit hem de bir sıkıntı oluştu... Rakipten çekinmeyen, cesurca sarı-lacivert kaleye gidecek bir kadronun sahaya çıkacak olması memnuniyet verirken, 3 gün önce bütün enerjisini sahaya dökmüş oyuncuların derbide nereye kadar mücadele edebilecekleri aklıma getirmek istemediğim soruydu... Maça da beklenildiği gibi hızlı başladı Galatasaray ve daha ilk dakikalarda golü de buldu. Erken gol atmak iki tarafı keskin bıçak gibidir. Gaza gelirsen, farkı bulursun ama tam tersi "bu bana yeter" dersen hüsrana uğrarsan. Sarı kırmızılılar kaç yıllık Kadıköy uğursuzluğunu kırmış gibiydiler, genelde ilk 10-15 dakikada gol atmak için saldırırlar, gol gelmeyip, bir de kendi kalelerindenden topu çıkarmak zorunda kalınca "moralmen bitiveriyorlardı". Dün gece herşey istedikleri gibi giderken, ki çok kötü bir gol dahi yemelerine rağmen, ikinci golü de buldular ama maçın kırılma anıydı hakem Hüseyin Göçek'in Lincoln'ün serbest vuruşunu "endirek" atış diye iptal etmesi... Pozisyonun başlangıcında Fenerbahçeli topçunun yaptığı hareket "tehlikeli" hareket değil, faul idi ve cezası da serbest vuruştu, sahadaki 22 topçu da serbest vuruşu olduğunu biliyordu ama nedense Hüseyin Göçek "endirek" vuruş vermişti. Ve işin kötüsü golü iptal tarzı oldukça yanlıştı. Kurallar gereği aut atışıyla başlaması gerekirken, hakem ofsayt işareti gösteriyordu...Ve Volkan ya da Fenerbahçeli topçular nasıl başladılar oyuna göremedik, maçta olanlar belki yorumlarlar. Bir kuaralı hatası olduğunu düşünüyorum ama olsa da ne fark eder, hangi federasyon bir derbiyi tekrar oynatacak yüreğe sahip ki? O pozisyondan sonra değişik bir Kadıköy derbisi izleme ümitlerimiz de suya düşüyor, Semih'in "tıngır mıngır" vurduğu topa Emre ters bir dokunuş yapıyor ve Fenerbahçe 2-1 öne geçiyordu... Maç ister Sami Yen'de olsun ister Kadıköy'de, hakemlerden genelde beklenilen tavırdır "ete suya dokunmadan" ev sahibinin tarafına ufak ufak maçı döndürmek, dün gece de Hüseyin Göçek bu rolünü oldukça iyi oynadı, ikili mücadelelerde "zıııırt" diye düdüğünü hemen çalmasıyla, kartları havada uçurmasıyla, kendince ağır bir hakem imajı çizmeye çalıştı ama bütün ülkeye "çapının" ne kadar olduğunu gösterdi... İkinci devre Skibbe "yenmek" için yiyeceği farkı düşünmeden elindeki iki kozunu da oyuna soktu ama Fenerbahçe skorun avantajıyla geriye iyi gömülmüştü ve dakikalar geçtikçe golün gelmemesi Galatasaraylılarda "Kadıköy fobisini" akıllara getiriyordu. Ve Carlos'un vurduğu Lugano'nun attığı golden sonra skorun dönmesi bir muciye bağlıydı. Hagi'nin bir sözü vardı "Galatasaray'ın olduğu yerde imkansız yoktur" diye, skoru döndürmek, imkansızı başarmak için elindeki son gol silahı olan Aydın'ı da aldı Alman hoca ama Aydın daha çok boşluk buldukça hareketli oluyordu, sarı lacivertliler bu pozisyonları vermediler genç topçuya. Maç bitti derken David şahsi beceriler ile bir gol attı ki maçı anlatan spiker nedense bu golü Aragones'in dehasına bağlamıştı ama David'in yeteneği ve şansını unutuvermişti...

Fenerbahçe
Volkan Demirel, Gökhan, Lugano, Edu, Roberto Carlos (Dk. 59 Vederson), Deivid, Selçuk, Josico, Uğur, Semih (Dk. 55 Emre xx), Güiza (Dk. 74 Burak)

Galatasaray
De Sanctis, Sabri, Emre Aşık(Dk. 71 Aydın), Servet, Hakan, Baros (Dk. 46 Kewell), Meira, Ayhan, Arda, Lincoln, Ümit (Dk. 46 Nonda )

Goller
Dk. 2 Lincoln (Galatasaray), Dk. 6 Selçuk, Dk. 28 Emre Aşık (kendi kalesine), Dk. 49 Lugano, Dk. 90+3 Deivid (Fenerbahçe)

Sarı kartlar
Dk. 21 Lincoln, Dk. 38 Servet, Dk. 45 Baros, Dk. 62 Ayhan, Dk. 67 Nonda, Dk. 90 5 Sabri (Galatasaray), Dk. 26 Selçuk, Dk. 45 Josico, Dk. 69 Vederson (Fenerbahçe)

25 Ağustos 2021 Çarşamba

Galatasaray:2-1:Hatayspor



Geçen sene ligin kaderini etkileyen takımdı Hatayspor...

Birinci ligden Süper Lige çıkıp, oynadığı oyunla herkesi büyülerken, koca sezon yaptıklarını tek bir maçla yerle bir edivermişlerdi: Beşiktaş deplasmanında 7 gol yemenin açıklamasını hala yapamıyorlardır bile...

Beşiktaş'tan 7 gol yemekle kalmamış, Galatasaray'ı da 3-0la Hatay'dan yolculamışlar ve toplamda  siyah-beyazlılara Galatasaray karşısında +10 gibi müthiş bir averaj hediye etmişler ve Galatasaray da 2 golle şampiyonluğu kaçırmıştı...

İşte Galatasaray, pazartesi gecesi rüzgarlı bir Olimpiyat stadı atmosferinde bu Hatay'ı konuk etti. Galatasaray için Olimpiyat Stadı pek tatlı anılar barındırmıyor ama ne derler: "Denize düşen yılan sarılır". Yakında adı değişecek olan "Türk Telekom Arena" ya da bize göre "Ali Sami Yen"in çimleri yeni sezon yetişmeyince Başakşehir Fatih Terim Stadından sonra bir de İkitelli'ye düştü yollar...


Takım Danimarka'dan dönmüş, Marcao-Kerem kavgası hala akıllardan çıkmamış, başkan Burak Elmas TFF'nin Rizespor vasıtasıyla "aba altından sopa göstermesine" sessiz kalmayıp, "hodri meydan" demiş, taraftarlar da "Buraya stad yapanın" diye küfrede küfrede almışlardı tribünlerdeki yerlerini... Bunca olumsuzluk içinde ilk defa yan yana oynayan Luyindama ve Nelsson'un "ayaklarının kayması" da hiç yadırganacak bir talihsizlik değildi ve Galatasaray da Lobjanidze'nin golü ile yenik duruma düşüyordu, daha dakikalar üçü gösterirken... Geçen yıl Ankaragücü'nde, bu yıl Hatay'da, Galatasaray'a gol atmayı seviyor Gürcu oyuncu Saba...

Geçen sezon "Galatasaray geriye düştüğü maçları çeviremiyor" diye bir algı vardı ve bu anlayış gittikçe topçular üzerinde de baskı oluşturmuş, takım gol yediğinde krizlerin meydana gelmesine neden oluyordu. Hatay karşısında iki devrede de attığı gollerle bu algıyı ortadan kaldırdı Fatih Terim'in "genç" takımı...

Algı demişken "idmanlarda ayak tenisi oynuyor" denilen takım, 113 bin km ile dört büyükler arasında haftanın en fazla koşan takımıydı istatistiklere göre. Çıplak gözle de görülüyordu Galatasaraylıların hırs ve azimleri. Rakibe birinci bölgede baskı yapıp, bir çok top kazanırken, tek eksik meşin yuvarlağı kaleye sokmaktı. Köşe vuruşlarında da eski maçlara göre fark göze çarpıyordu, kaleyi tutmasa da yapılan ortaları rakipten çok sarı-kırmızılılar vuruyordu.


Geçen hafta Giresun'da Feghouli'ye "asistin asistini" yapan Taylan, bu kez de 45 metreye Kerem'e uzun attı, genç topçunun getirdiği topta Cicaldau, Romanya'da sıkça yaptığı ceza sahası içine koşularından birini yapıp, topu direğe nişanlarken, Feghouli kendi adına sezonun ilk golünü atıyordu. Gol güzeldi, mutluluk verdi de Taylan'ın pası hepsinden özeldi. İdolü "Gerrard" olan bir topçu bunları maç içinde daha çok tekrarlamalı...


İkinci devre de kaldığı yerden devam etti Galatasaray: Diagne'nin sırtı dönük oyunu, Taylan-Berkan'ın enerjisi, Boey'in "Ne ciğer var be arkadaş" denilen performansı ile rakip takımı iyice boğarken, tek eksik golün gelmemesiydi...

Ve dakikalar 66yı gösterirken Fatih Terim, van Aanholt, Berkan ve Cicaldau'nun yerine Babel, Ömer Bayram ve Emre Akbaba'yı saha sürerken inceden de olsa tribünden bir uğultu yükseldi... Futbolcu yuhalamak zaten kitabımızda yok da pandemi ile birlikte taraftarları saran bir hastalık da türedi: Futbolcuya karşı ön yargı. 

Youtube kanallarında, twitter hesaplarında "Ömer bayram maça girdiğinde televizyonu kapatırım" diyenler maalesef Ömer'in Feghouli'ye al da at pasını ve Ömer'in Luyindama'ya asistini kaçırdılar... Oyunun bitmesine 3-4 dakika kala Ömer önce taç çizgisi kenarında faulu aldı, golü getiren orta ile sarı-kırmızılı forma altında 21. asistini yaptı... 

Takıma yeni katılan oyuncuların ayaklarının tozuyla mucize yaratmalarını beklemek "komik ötesi" olur, o sebeple Nelsson'u da ilk maçtan ne yerer ne övmek isterim ama seyrettiğim kadarıyla ülkesinin vermiş olduğu karakteristik yapı olarak soğukkanlı ve basit oynamayı seven bir oyuncu. Ayrıca, "ayağı da temiz" ve pas alışverişinde pek sıkıntı yaşamıyor. Takıma gelen yeni topçuların ilk maçta gol atma alışkanlığı vardı, Danimarkalı da penaltı kazandırıyordu az kalsın ama hakem Hüseyin Göçek beyaz noktayı göstermeye cesaret edemedi maalesef...

Hüseyin Göçek demişken, iki sezon önce Konya maçında verdiği "alakasız" penaltı sonra Galatasaray maçı alamayan hakem ilginçtir federasyonla Galatasaray'ın arasının "limoni" olduğu bir dönemde maç yönetmek üzere görevlendirildi. Peki neler mi yaptı? Baskı altında olduğu o kadar belliydi ki, düdükleri tereddütlü çaldı, Nelsson'un düşürüldüğü pozisyonda penaltı vermeye cesaret edemedi. Bu arada iki haftada iki penaltı güme gitti... Bakalım bu seri ne kadar sürecek?



Stat: Atatürk Olimpiyat 

Hakemler: Hüseyin Göçek, Mustafa Emre Eyisoy, Mehmet Kısal  

Galatasaray: Muslera, Boey, Luyindama, Nelsson, Van Aanholt (Dk. 66 Ömer Bayram), Taylan Antalyalı, Berkan Kutlu (Dk. 66 Babel), Feghouli (Dk. 86 Barış Alper Yılmaz), Cicaldau (Dk. 66 Emre Akbaba), Kerem Aktürkoğlu (Dk. 77 Mustafa Muhammed), Diagne 

Atakaş Hatayspor: Munir, Kamil Ahmet Çörekçi, Falette, Fatih Kuruçuk, Adekugbe, Ribeiro (Dk. 46 Onur Ergün), Lobjanidze (Dk. 88 Sadık Baş), Boudjemaa, Diouf (Dk. 76 El Kaabi), Emre Çolak (Dk. 46 Traore), Saint Louis (Dk. 62 Kamara) 

Goller: Dk. 3 Lobjanidze (Atakaş Hatayspor), Dk. 30 Feghouli, Dk. 88 Luyindama (Galatasaray) 

Sarı kartlar: Dk. 2 Luyindama (Galatasaray), Dk. 23 Ribeiro, Dk. 84 Falette (Atakaş Hatayspor)


26 Ağustos 2015 Çarşamba

Galatasaray:1-2:Osmanlıspor


İlginç bir maçtı pazartesi gecenin ilerleyen vakitlerinde Ali Sami Yen'de yaşadığımız...  Kağıt üzerinde kolay bir ekip olan bir zamanların Ankaraspor'u şimdinin Osmanlıspor'u karşısında Galatasaray üstün de bir oyun sergiledi, topu %70-%80 oranında ayağında tuttu, Barcelona gibi "tiki-taka"lar da yaptı, Ahmet Şahin'in kalesini de şut yağmuruna tuttu özellikle son 20-25 dakikada ama maçın hakemi Hüseyin Göçek son düdüğü çaldığında skor tabelasında ev sahibinin 2-1 mağlubiyeti yazıyordu... Peki ne olmuştu da bu sezon taraftarıyla ilk kez buluşan Galatasaray daha ikinci haftada mağlubiyetle tanışmıştı? İzlediklerimizi ve gözlemlerimizi kısa kısa yazalım bakalım...


Öncelikle Muslera bu hafta da çok "pis" bir gol yedi, Osmanlıspor'da Torje'nin attığı golde orta beklerken gafil avlanması bizler kadar, kendisini de üzdü de, ilk golde de formda bir Muslera topun filelere gitmesine müsaade etmezdi. Geçen hafta Sivas'ta topu elinden kaçırması sonrası bu maçta da yediği gol "kısmetsizlikler" serisinin devam etmesi demek kalecimiz adına ama hala diyoruz "canın sağ olsun Nando, senden değerli mi 3 puan?"... İşi duygusallıktan çıkarıp, rasyonel boyutta incelersek de, geçen sene mucizevi kurtarışlar yaptığı için son haftalarda tek golle üçer puanları toplamıştı Galatasaray, şimdi Muslera "sıradanlaşınca" takımın da "sıradan" olduğu kabak gibi meydana çıkıverdi...

Hamza hocanın takıma "rütüşleri" de pozitiften ziyade takımı negatif yönde etkilemeye devam ediyor. Sivas deplasmanında "savunma" bahanesiyle Burak'ı kulübeye çekmişti, iç sahada da Yasin'i kenarda oturtup Umut'la başladı oyuna. Hatta takım 2-1 mağlupken, "savunma" yapmıyor diye gol atacak tek adam olan Burak'ı çıkarıp, "çok koşuyor" diye Umut'u tuttu sahada... İstatistik iyidir, hoştur da "herşey" değildir, Hagi de çok koşmazdı ama "bi çaktı mı üç puanı getirirdi takıma"... Burak belki kilometrelerce koşmuyor ama koştuğu zaman tam koşuyor, üç pozisyondan birini gole çeviriyor. Ayrıca, pazartesi gecesi özel şekilde hazırlamıştı kendini maça, çok hırslıydı, gol istiyordu, ama bencilliği de yoktu, arkadaşlarını da oynatıyordu... İşte o Burak "tebessüm" ederek kulübeye giderken, biz de televizyon başında acı acı tebessüm ediyorduk...


Şanssızlıklar da maçın skorunu etkiler çoğu zaman. Burak'ın 19. dakikada yaptığı kafa vuruşu mucizevi şekilde çıkmasa, 72. dakikada Podolski'nin aynı dakika içinde iki pozisyonunda Ahmet Şahin devleşmese, 20-30 metreden örümcek ağlarını temizleyen Selçuk 10 metreden köşeyi bulsa ve Sneijder ile Podolski'nin çektiği onlarca toptan biri kaleyi bulsa, puan tablosunda Galatasaray'ın karşısında 4 puan yazması "işten" değildi... Çoğu maçta yakalanmayacak pozisyonlar da buldu sarı-kırmızılı topçular da meşin yuvarlak pek de kale çizgisini geçmek istemedi....

Ve bu sezon görüldü ki Türkiye Süper Liginde Melo olmak oldukça zor bir iş olacaktır. Hakem Hüseyin Göçek o kadar önyargılı davrandı ki Brezilyalı topçuya, diğer hakemlerin de böyle davranacağını tahmin ediyorum, her pozisyonda faul çaldı Galatasaray aleyhine. Hakemler geçen seneden beri "medyanın köşebaşını tutmuş" Galatasaray aleyhtarları tarafından Melo karşıtı olarak "şişirilmişti", bunu biliyorduk da, transfer süreci boyunca maalesef Galatasaray taraftarı da bu "kalemşörler"ce Felipe Melo aleyhinde "dolduruldu"... Bereket 58. dakikada oyuna girdikten sonra hatalı pas yapmadı yahut top kaptırmadı da tribünlerdeki "seyirci" ıslıklamadı kendisini ama koca sezon boyunca hata da yapacaktır Melo ve şimdiden yay gibi gerilmiş "seyirciler" saracaklardır Melo'ya... Dedik ya bu sene Melo olmak zor, bir yandan hakemler faul çalıp kart vermek için fırsat kollarken, öbür tarafta tribündekiler günah keçisini çoktan işaret etmiş olacaklardır... Medya zaten durmadan körükleyecektir pitbull nefretini... Kolay gelsin Melo, sen bunlarla da baş edersin...

Stat: Ali Sami Yen
Hakemler: Hüseyin Göçek, Mustafa Emre Eyisoy, Orkun Aktaş
Galatasaray: Muslera, Sabri Sarıoğlu, Chedjou, Hakan Balta, Telles, Rodriguez (Dk. 58 Melo), Selçuk İnan, Podolski, Sneijder, Umut Bulut, Burak Yılmaz (Dk. 58 Yasin Öztekin)
Osmanlıspor: Ahmet Şahin, Hakan Aslantaş, Numan Çürüksu, Soro, Muhammed Bayır, Umar, Mehmet Güven, Ndiaye, Torje (Dk. 79 Seto), Musa Çağıran (Dk. 70 Erdal Kılıçaslan), Serdar Deliktaş (Dk. 61 Rusescu)
Goller: Dk. 29 Serdar Deliktaş, Dk. 50 Torje (Osmanlıspor), Dk. 41 Selçuk İnan (Galatasaray)
Sarı kartlar: Dk. 35 Serdar Deliktaş (Osmanlıspor), Dk. 90+3 Sneijder (Galatasaray)

7 Aralık 2009 Pazartesi

Galatasaray:1-1:İstanbul B.B.


Abdullah Avcı ile Rijkaard'ın karşılaşması açısından önemliydi benim için Galatasaray ile İstanbul Belediyespor maçı, yoksa liderlikmiş hiç de umurumda değildi zira ligin bitmesine daha birçok hafta var, ve bu köprünün altından çok sular akacaktır. Peşi sıra alınan mağlubiyetlerle geçen 2008-2009 sezonunda bile gitti denilen şampiyonluk sonlardaki Hacettepe ile Ankaraspor maçlarının kazanılması durumunda Bülent Korkmaz'ın takımının oluyordu neredeyse... Daha ligin başında "koptu" denilen Beşiktaş'ın puan tablosundaki yeri de düşündüklerimi onaylar vaziyette... Böyle bir hal içinde her zaman Galatasaray'ın başına gelmesini istediğim hayalimdeki hocanın Galatasaray'a karşı takımına sergileteceği performansı merak ediyordum. Bir çok eksikle çıkmıştı Abrdullah Avcı, Rijkaard'ın karşısına, ama belli ki iyi çalışmıştı dersini. Aslında, çok da uğraşmasına gerek yoktu, Galatasaray'ın nasıl bir tertiple çıkacağı ve ne yapacağını artık herkes biliyordu. Manisa maçını izlemesi yeter de artardı Belediyesporluların Galatasaray'ı çözmek için, onlar eski maçlardan ders alabilirken, Galatasaray teknik ekibi nedense bu işlere pek kafa yormamışa benziyordu. Ev sahibi olmasından ve elindeki kadronun zenginliğinden Galatasaray baskılı başladı oyuna, golü aradı, sokmadı rakibi ceza sahası içine ama Belediye takımı da buna hazırlıklıydı, onlar da iyi savunma yaptılar, bir kaç kez kaçırdılar Galatasarlılar, o pozisyonlarda da şans yanlarındaydı. İkinci yarıda, daha baskılı başladı Galatasaray ve rakibin 10 kişi kaldığı bir anda, Hasagic'in de hatasıyla Kewell yine her zamanki gibi golü atarak kilidi açtı... Ama sonrası gelmedi, biraz şanssızlık, biraz beceriksizlik, biraz bencillik sonrası farkı açacak gol gelmezken, hocaların farkının ortaya çıktığı dakikalar yaklaşıverdi. Galatasaray teknik direktörü bir bir ilerdeki oyuncularını oyundan alırken, ki Keita'nın 70 küsürde oyuna girmesi "klasik" haline geldi, Abdullah Hoca elinde ne kadar "akıncı" eleman varsa oyuna dahil ediyordu... Ve her zamanki gibi cesur olan ödülünü alırken, korkan ise kaybediyordu...
Beni tribünden olsun, internet dünyasından olsun bilen bilir, tuttuğum takımın formasını giyen futbolcuyu ya da takımı çalıştıran hocayı , istemesem de , savunurum, hakkında tek kelime etmem... Rijkaard için de bu geçerli, sonuna kadar arkasındayız, skora göre konuşmak bize yakışmaz, o işi iyi yapıp, kamyon yüküyle para kazananlar var ama içime doğan bir his diyor ki Rijkaard şampiyon olsa da olmasa da sezon sonu gidecek. Belki yanılırız, bir sezon daha kalır ama iki senelik sözleşme sonrası kesinlikle terk edecek bizim memleketi... Ve yönetim ne yapıp edip yerine Abdullah Avcı'yı getirmeli... Galatasaray'ın içinden yetişmiş, Türk futbolcusunun yapısını bilen, Türk halkının isteklerini bilen bir hoca ile Galatasaray daha da başarılı olacaktır, ikinci bir Fatih Terim olmaması için neyi eksik Abdullah hocanın... İstanbul belediye gibi bütün maçlarını deplasmanda oynayan ve yıllardır belirli bir çizgide giden bir takım yaratan bu hocanın Rijkaard'tan neyi eksik ki? Eksiğini bilmem ama coşkusu ve hırsı benim için Abdullah hocanın Galatasaray'ın başına geçmesi için önde giden özellikleridir...

Aydın'ın son dakikada rakip serbest vuruş kullanmadan topa dokunması da pazar gecenin önemli ayrıntısıdır. Ben futbolda "kelebek etkisine" inanırım. Bir taraftarın bile bir maçı çevirebileceğine, hocanın yandan bir ıslığının bile gole sebep olabileceğine hep inanmışımdır. Aydın'ın pozisyonunu hatırlayalım, Belediyesporlu oyuncu topu alıp, serbest atış kullanacakken, Aydın topa vuruyor, o esnada sarı kartı görürken, bu sefer o topa vuracak oyuncu Galatasaray ceza sahası önüne gelip, kaleci Hasagiç yapıyor ortayı ve "üç bant bilardo" şeklinde seken top Franco'nun kalesine gidiyor... Ne dersiniz Aydın dokunmasa ne olurdu, dokunca gol oldu...

Ve Mustafa Sarp... Geldiğinden beri dikkatle izlemekteyim, maçlarda gol kaçması sonrası içi içini yiyior Mustafa'nın. Hani Fener'e gol atmadan gerçek Galatasaraylı olunmaz derler ya, Mustafa pazar gecesi gerçek Galatasaray'lı oldu... Tebrikler Mustafa... Hep böyle hırslı ol, gol kaçır, penaltı kaçır, isabetsiz orta yap ama formanı terlet, o yırtık formayı da hırsının belirtisi olarak sakla, zaten saklarsın da...

Aslında yazmayacaktım ama blog sayfalarını arşiv olarak da kullanıyorum, hakem hakkında bir kaç kelam edeyim... Hüseyin Göçek, kenbdisini ön plana çıkarmak için maçı rayından çıkardı, Aziz Yıldırım'ın açıklamaları bunda etkili olmuşmudur olmamışmıdır bilmem ama hakemin karakterini ortaya çıkaran maç içinden bir enstantene: Bir faul pozisyonunda top futbolcunun elinde ve rakibine verecekken, Hüseyin Göçek oraya doğru koşup oyunun elindeki topu alıp, kendisi veriyor serbet atışı kullanacak oyuncuya... Bu ne demek, "Beni görün ey ahalı, ben de varım oyunda"... Daha fazla yazmayacağım kendisi hakkında ama yönettiği maçlardaki olaylara bakarsanız, ne demek istediğimi çok iyi anlarsınız...


Stat: Ali Sami Yen
Hakemler: Hüseyin Göçek, Baki Tuncay Akkın, Mustafa İspiroğlu
Galatasaray: Franco, Uğur, Mehmet Topal, Servet, Hakan, Barış, Mustafa, Arda (Dk. 90 Aydın), Elano (Dk. 80 Ayhan), Kewell, Nonda (Dk. 73 Keita)
Büyükşehir Belediyespor: Hasagiç, Rızvan, Cesario, Barbosa (Dk. 82 Metin), Ekrem, Efe, Sylla (Dk. 64 Hasan Ali), Mahmut, Gökhan Süzen, Serhat, İskender (Dk. 69 Ali)
Goller: Dk. 56 Kewell (Galatasaray), 90+4 Hasan Ali (Büyükşehir Belediyespor)
Sarı Kartlar: Dk. 44 Sylla, Dk. 75 Ekrem, Dk. 78 Efe, Dk. 85 Mahmut (Büyükşehir Belediyespor), Dk. 59 Hakan, Dk. 90+1 Kewell, 90+4 Aydın, 90+4 Mustafa (Galatasaray)

24 Şubat 2021 Çarşamba

Alanyaspor:0-1:Galatasaray


Türkiye Süper Ligi 26. Hafta
20.02.2021 / 19.00

" Bir tuzağı daha bertaraf etmenin mutluluğu içindeyim." diyordu maçın bitiminde sıcağı sıcağına Galatasaray teknik direktörü Fatih Terim. Normalde maçlar iki devre oynanırken, Alanya'da "üç devre" oynanan bir "oyun!" seyrederken futbolseverler, hoca da  maçın en çok konuşulan ikinci devresinden bahsediyordu. Peki neler olmuştu cumartesi gecesi Alanya Bahçeşehir Okulları Stadında?

Bu sezon, önce ligin ilk yarısında Ali Sami Yen'de, sonra da iki hafta evvel kupada yine İstanbul'da Galatasaray Çağdaş Atan'ın takımına mağlup olmuştu. İki karşılaşmada da deplasman ekibi birbirine benzer stratejiler ile saha çıkmış, özellikle ilk yarılar orta sahayı güçlü tutup, forvet oyuncuları ile de sarı-kırmızılı stoperlere hatta kalecilere baskı yaparak rakibini kilitlemesini bilmiş ve iki maçı da kazanmıştı. Aynı hatayı sürekli yapmak Fatih Terim gibi tecrübeli bir hocanın işi olmayacağı için, Galatasaray deplasmandaki maça çok daha farklı bir anlayışla çıkmıştı, Fatih Terim'in deyimiyle "oyun anlayışının dışına çıkan" bir Galatasaray vardı sahada. İstanbul'daki karlı havanın da idman yapmasını etkilemesi sebebiyle Antalya'da geçirilen kamp dönemi de topçuların maça konsantre olmaları konusunda oldukça büyük etken olmuştu. 


Alanyaspor'un hiç beklemediği şekilde Donk'un yerine fiziken güçlü Luyindama ile Babacar'ı marke eden Galatasaray'da, Yedlin de sağ beke görevlendirlmişti. Taylan ve Belhanda'nın yerine de Etebo ve Gedson ile orta sahaya fiziki dinamizm katılmış, cezası biten Arda da 96-2000 senesi Fatih Terim'inin saha içindeki Hagi'si olmuştu. Genç, dinamik ve güçlü oyuncularla oluşturulan kadro da ev sahibine beklemediği bir direnç göstermiş, onların rahatça top yapmalarını engellemiş ve Morafona'nın kalesinde tehlikeler yaratmıştı. Önce Mostafa Mohammed kendi gayreti ile kaptığı topla golü denemiş, meşin yuvarlak ev sahibi file bekçisinin bakışları arasında direğe çarpmış, çok geçmeden bu kez Mostafa Onyekuru'ya bir pas atmış, onun da ayak içi plasesi auta gitmişti. Bir başka atakta Fernades'in ortasında Onyekuru ofsaytta kalırken, ev sahibinin ilk tehlike atağında Salih'in vuruşu direkten dönüyordu. Salih ve arkadaşları "ahlar vahlar" içinde saç baş yolarken, Mostafa ve Onyekuru'nun savunmacılarını sağ kanada çekip, sol tarafı boşalttığı bir anda Yedlin "efsane" bir uzun pasla Emre Kılınç'ı kaleci ile karşı karşıya bırakıp, Galatasaray'ı öne geçiren golün asistini yapıyordu. Pozisyonların olduğu, zevkli bir mücadele seyretme hayali kurarken, haçın orta hakemi Zorbay Küçük ve VAR hakemi Emre Malok sahneye çıkıp, ilk devre bitti deyiverdi...


Evet, karşılaşmada kronometre 23. dakikayı gösterirken, Alanya ceza sahası içinde topu kontrol edip, dönmeye çalışan Onyekuru'ya Umut'un attığı tekmeyi herkes görürken, maçı yönetenler göremiyordu. Zorbay Küçük'ün gördüğünü düşünüyorum lakin VAR'dan uyarı gelmeyince o da pozisyonu devam ettiriverdi. "Aklımıza gelen, başımıza gelmez umarım" diye düşünürken, Babacar, Luyindama'nın kafasına tekme atıyor, sarı-kırmızılı stoper kanlar içinde yerde kalıyor ama maçı yöneten Zorbay Küçük "ağzını kapayıp, VAR ile bir şeyler konuştuktan" sonra Alanyalı futbolcuya sarı kart gösterip maçı devam ettiriyordu. Oysa ki Cüneyt Çakır'ın Beşiktaş-Galatasaray derbisinde Diagne'ye çıkardığı kırmızı kart hala akıllardaydı. Bunlarla bitecek miydi hakemlerin "şov"u? İlk devrenin bitmeye yaklaştığı dakikalarda Gedson Fernandes topu alıp, ani bir atağa kalkarken, Tzavellas'ın sağından atıp solundan geçme düşüncesindeydi ama nereden bilecekti rakibinin bir kaleci edasıyla topu elle keseceğini ve yan hakem ile dördüncü hakemin gözleri önündeki pozisyonda "üç maymunu" oynayacaklarını... Oysa bu iki arkadaş maçın ikinci 45 dakikasının başlarında Ömer'in eline çarpan topta Zorbay Küçük'ü büyük heyecanla uyarmışlardı.


Peki, Alanya-Galatasaray maçını yöneten hakemlerin böyle tereddütlü ve özellikle de Galatasaray aleyhine kararlar vermelerine ne sebep olmuştu? Hafta içi başta medya trolleri olmak üzere, Fenerbahçe sportif direktörü Emre Belezoğlu'nun Zorbay Küçük hakkında sarf ettiği sözler olabilir mi? Hatta aynı demeçler içinde Fenerbahçe-Göztepe maçını yönetecek Hüseyin Göçek ismi geçip, Hüseyin Göçek'in söz konusu maçta sergilediği "komik ötesi" yönetimi görünce neden olmasın diyebiliyoruz gönül rahatlığı ile.

İlk devrenin uzatma dakikaları biterken, Henry Onyekuru "iki adımdan" topu Morafona'nın koruduğu kalenin içine yollayabilse, Fatih Terim'in bahsettiği "tuzağı" çok daha erken bertaraf etmiş olacaktı Galatasaray ama maalesef olmadı...

Ve maçının "üçüncü bölümü" de Yedlin'in Davidson tarafından ceza sahasına girerken düşürülmesine hakemlerin tekrar sessiz kalması sonrası ev sahibinin kurduğu amansız baskı karşısında Galatasaray'lı oyuncuların yorgunlukla beraber skoru koruma iç güdüsü içinde savunma yapması ile başladı. "Topu rakibe vermek" diye bir deyim uyduruldu son yıllarda, zayıf takımların oyununu güzellemek için. Futbolda güçlü olan takım topu ayağında tutar, sağlı sollu paslarla rakibi ceza sahasına hapseder ve bir yolunu bulup, golü atar, Galatasaray'ın sürekli yaptığı gibi. Cumartesi gecesi Galatasaray karşısında çok konsantre ve hocalarının sezon boyunca oynattığı sistemi içelleştirmiş bir futbolcu topluluğu vardı ki, sarı-kırmızılılar ister istemez kapanıp, gol yememek için oynadılar.  Öncelikle ev sahibi takım halinde öyle istekli ve bilinçli oynarken, Galatasaraylılar da yine takım halinde hatasız savunma yapınca, iki teknik adam da kulübeye bakıp oyuncu değiştirme gereği duymadı. Fatih Terim son 10 dakikada Arda ve Emre Kılınç'ı yanına alıp, Taylan ve Kerem'i maça sokarken, Çağdaş Atan da gol ümidi olarak Kadzior ve Mustafa Pektemek'i sahaya sürdü. Fakat, kimi oyuna dahil ederse etsin Alanya kenar yönetimi "Galatasaray'ın Muslera'sı vardı", nam-ı diğer "haksız rekabet sahneye çıktı, bir çok pozisyonda soğukkanlılığı ile arkadaşlarına moral verirken, sadece elle değil, uzatma dakikalarında Pektemek'in kafa vuruşunu ayakla da çeliyordu ve oldukça kritik bir üç puanın kazanılırken "çorbada tuzu" da oluyordu.


Galatasaray
zorlu bir fikstür sürecini Alanya deplasmanında kazanılan üç puan ile sonlandırırken, önünde nispetten "zayıf" takımlarla yapacağı maçlara yelken açtı. Lakin, ligin ilk yarısında puan kaybettikleri maçlar da göz önüne alındığında rakibin adı ya da gücünden ziyade konsantrasyonun kaybedilmesi durumunda istenmeyen sonuçlarla noktalanabilir karşılaşmalar. Bunun yanında yine Alanya deplasmanında görüldü ki Galatasaray kalan haftalarda sadece saha içindeki rakiplerle değil, saha dışındakilerle de mücadele etmek zorunda kalacak ve bu mücadele Galatasaray'ın üç puan kazandığı her haftanın ardından daha da zorlaşacak... O halde, Fatih Terim'in bir sözüyle de bitirelim "Herkesin bir oyunu varsa, Allah'ın adaleti şaşmaz ve Allah her zaman iyilerin yanındadır."


Stat: Bahçeşehir Okulları 

Hakemler: Zorbay Küçük, Kerem Ersoy, İbrahim Çağlar Uyarcan 

Aytemiz Alanyaspor: Marafona, Tayfur Bingöl, Tzavellas, Caulker, Moubandja, Umut Güneş (Dk. 83 Kadzior), Berkan İsmail Kutlu, Salih Uçan (Dk. 90 Mustafa Pektemek), Efecan Karaca , Davidson, Babacar

Galatasaray: Muslera, Yedlin, Luyindama, Marcao, Ömer Bayram (Dk. 90 Donk), Etebo, Gedson Fernandes (Dk. 82 Linnes), Emre Kılınç (Dk. 79 Taylan Antalyalı), Arda Turan (Dk. 79 Kerem Aktürkoğlu), Onyekuru (Dk. 90 Babel), Mustafa Muhammed

Gol: Dk. 18 Emre Kılınç (Galatasaray)

Sarı kartlar: Dk. 33 Babacar, Dk. 59 Salih Uçan, Dk. 65 Tzavellas (Aytemiz Alanyaspor)

19 Nisan 2010 Pazartesi

Ne Şiş Yanacak Ne Kebap

“Oyun alanının kesik, kırık çizgiler veya yarıklar ile işaretlenmesi-ne izin verilmez. Eğer bir oyuncu ayağıyla oyun alanına izin verilmeyen işaretler yaparsa, sportmenlik dışı davranıştan dolayı ihtar verilecektir. Eğer hakem, bunun maç sırasında yapıldığını fark ederse, top oyun dışı olduğu zaman kusurlu oyuncuyasportmenlik dışı davranıştan dolayı ihtar vermelidir.”
Böyle diyor 2009/2010 Futbol Oyun Kuralları kitabı...
Şimdi esas soru geliyor? Hüseyin Göçek, Bilica'ya sarı kartı neden gösterdi? Penaltı pozisyonu içinse, yukardaki kuralı bilmiyor mu? Evet, bilmiyor, bilseydi atardı Fenerbahçeli oyuncuyu lakin maç raporuna şöyle yazacaktır: "Bilica'ya Futbol Oyun Kuralları kitabında belirtilen 'bir oyuncu ayağıyla oyun alanında izin verilmeyen işaretler yaparsa, ihtar verilir' ibaresi uyarınca sarı kart gösterdim" ve kendini kurtaracaktır... Maçın muhatabı Beşiktaş ile bu karşılaşmanın sonucunun tesir ettiği Galatasaray ve Bursaspor yönetimleri çıkacak, konuşacak, belki resmi yazı da gönderilir federasyona maçın tescili ile ilgili, taraftarlar internette, kahvede, sokakta, işte konuşacak ve tartışacak ama nereye kadar, cuma gününe kadar, olmadı Galatasaray-Bursaspor maçına kadar, sonrası memleketin spor gündemi değişecek, geçmiş unutulacak, yapan yaptığı ile kalacak...
Fenerbahçe, Beşiktaş, Galatasaray, Bursaspor, Diyarbakırspor, Sakaryaspor ve Pendikspor hiç fark etmez, maalesef bizim memlekette futbol oyun kuralları FIFA'nın belirlediği standartlara göre değil sahadaki hakemlerin tutumuna ve memleket futbolunu yönetenlerin insiyatifine göre şekilleniyor...
Pendikspor-Sakaryaspor maçının sonucuna dair verilen karar, İstanbul BB-Diyarbakırspor maçına emsal teşkil edeceğinden dolayı kararın değiştirilmesi, sonrasında medya baskısı ile üçüncü bir kararın verilmesine benzer bir örnek başka bir memlekette var mıdır bilinmez lakin, bu taz uygulamalarını gördüğümüz Federasyonun Hüseyin Göçek'in kural ihlali yaptığını bizim kadar bilmesine rağmen olayı geçiştireceğini düşünmekteyim...
Aksi bir karar," hükmen mağlubiyet, maç tekrarı" asla olacağına ihtimal vermemekle birlikte, verilmesi durumunda Fenerbahçe medyası ve Aziz Yıldırım'ı karşılarına alacaklar ki zaten araları oldukça "limoni" ve bu da futbolun başındakilerin pek isteyeceği durum değil... Ve kurtuluşun en kolay yöntemi, hakem raporuna referans vermek, oradan da gelecek cümleyi zaten belirttik...
Ne şiş yanacak, ne kebap...
Fakat işin enteresan yanı, maçın sonucu 1-0 Fenerbahçe lehine tescillenip, Bilica'ya da ceza gelirse hiç şaşmayacağım, hatta Hüseyin Gökçek bir kaç maç dinlendirilirse de garipsemeyeceğim, dedik ya, ne şiş yansın ne kebap...
FIFA Oyun Kuralları Kitabına ne oldu peki, kitap okulda okunur der kaparım interneti...


22 Şubat 2015 Pazar

Medicana Sivasspor.2-3:Galatasaray


İstanbul'a son yılların en yoğun yağan kar yağışının idman sahalarını kapaması ve Galatasaray'ın hafta içi antrenman yapamaması... Sergen Yalçın'ın takımın başına geçmesi sonrası ev sahibi Sivasspor'un yaptığı takviyelerle yükselen form grafiği... Sivas'ın -10 dereceleri gören dondurucu havası... Beşiktaş ve Fenerbahçe ile girilen şampiyonluk yarışındaki üç takımın da galibiyet serilerini otomatiğe bağlamış olup, kaybedecek olanın yarışta büyük yara alacağı gerçeği... Zaten zordur Sivas deplasmanları da dün geceki maçtan önce Hamza hoca için yazının girişinde saydıklarım bu maçı daha da meşakkatli duruma getirmişti... Boşa beyazlamaya başlamamış Hamza Hamzaoğlu'nun saçları Galatasaray'e geldiğinden beri, kolay iş değil büyük takım hocası olmak, ama o da bunu bilerek görevi kabul etti...
Burak'ı Rize maçında henüz iyileşmeden oynatmanın faturasını ağır ödeyen Hamza hoca, artık yoğurdu üfleyerek yemeye başladı ki,sakatlıkları iyileşip oynayabilecek durumda olan Melo ve Semih'e "Siz biraz daha bekleyin" demesini bildi. Adaletli de davrandı hoca aslında, son maçlarda formayı başarıyla terleten Koray'a "terbiyesizce" "Senin görevin bitti, hadi kulübeye" demek yerine, hak ettiğini verdi. Olcan'ı da daha önce belirttiğimiz gibi sol beke monte edip, yaptıklarından memnun kalınca, Sabri-Chedjou-Koray-Olcan duvarını örüverdi Muslera'nın önüne. Tabii, sıkıntı Melo'suzluktu da onu da Hamit'in tecrübesiyle doldurmuştu teknik ekip. Ve kanatlar... Hamza Hamzaoğlu'nun Sergen Yalçın'ı mat ettiği hamleydi Yasin ve Bruma tercihleri dün geceki maçta. Kendi yarı sahasından çok rakip ceza sahası etrafında bulunmayı daha çok seven Cicinho'ya hem tehdit hem de çıktığında kontra ile pozisyon bulmak için görevlendirilen Bruma bu vazifesini çok da iyi yaptı, ilk gol de rakibin sol kanadından yapılan ortadan sağ kanat oyuncusu Yasin'le geldi. İki defa daha sağdan Bruma golle burun buruna getirdi Burak'ı ama birinde kaleci, diğerinde direk farkın açılmasına müsaade etmedi.


Skor tabelasını değiştirmeye çok arzuluydu Burak Sivas'ta, çok çabaladı, çok istedi ve bunu da yine kanattan gelen bir atakta gerçekleşti ve öne geçirdi Galatasaray'ı ikinci defa. Sadece gol değil, bir de asist istatistiğinde de adını yazdırmak amacındaydı golcü ki, Telles'e "Bana böyle toplar atsalar, her maç en az üç gol atarım" dercesine bir pas atıverdi. Hiç beklemediği kadar "yumuşak" bir Sivasspor karşısında iki farklı da öne geçince, bu soğuk havada Balıkesirspor maçında olduğu gibi yine işi "rölantiye" aldı Galatasaray ve rakipten pazartesi gecesi yediğine benzer bir tokat yeyip son 5 dakikada taraftarına el tırnak kemirtti durdu maç bitene kadar.


Hamza Hamzaoğlu:
Maç sonu Galatasaray'ın galibiyetinden çok Hamza hocanın maçın hakemine yönelik itirazları daha fazla yer kapladı medyada. Oysa ki bir çok hocanın her maç yaptığı, hatta kat be kat fazla yaptığı itirazlardan sadece birini yapmıştı Eskişehirspor'un ilk golü attığı pozisyon öncesi verilen serbest vuruşta. Haksız mıydı? Sonuna kadar haklıydı hoca, 5 hakemin olduğu maçta, hem de önünde pozisyonun gerçekleştiği çizgi hakemin "devam" dediği pozisyonda yan hakemin bayrağına göre karar veren Hüseyin Göçek'e itiraz etmekte "yerden göğe kadar" haklıydı hoca. Kibarsa, efendiyse, centilmense, "vur sırtına al lokmasını" olmayacaktır Galatasaray teknik direktörü. Oyuncusunun emeğini, alın terini de savunacaktır, yeri geldiğinde dişini de gösterecektir hoca.


Alex Telles:
Bursaspor maçında Alex Telles'i sol açığa koymuştu Hamza hoca ve bu seçiminde de herkesi şaşırtmıştı. İyi de başlamıştı o gece maça Telles ama Sabri'nin sakatlığı ve oyunu terk etmesi sonrası eski bölgesine gerisigeri görevlendirilmişti. Dün gece maçın 63. dakikasında Yasin'in yerine oyuna dahil olduğunda Brezilyalı, Hamza Hamzaoğlu ona "Yarım kalan işi tamamla" demişti ve Telles de sol açığa geçip, bir forvet misali Burak'ın asistinde rakibinin önüne geçerek galibiyet golünü attı.


Hamit Altıntop:
Melo'nun savaşçılığı, Melo'nun enerjisi Galatasaray'ın olmazsa olmazlarındandır da sakatlığının tam olarak iyileşmemesi sonrası Sivas'ta yerinin kim tarafından doldurulacağı hesap edilirken, Hamit'i Selçuk'un yanına monte etti Hamza hoca. Hocasının yüzünü de kara çıkarmadı tecrübeli oyuncu, rakibi kesmede olsun, topu oyuna sokmada olsun, hiç de sırıtmadı, hatta Melo'yu akıllara bile getirmedi Hamit... Belki maç kazandırmaz, 90 dakika harikalar yaratmaz ama profesyonellik abidesidir Hamit, genç topçulara örnektir, özellikle "Almancı" topçunun bol olduğu Galatasaray'da saha içi-saha dışı takımın bel kemiklerindendir...


Stat: Sivas 4 Eylül
Hakemler: Hüseyin Göçek, Orkun Aktaş, Kemal Yılmaz
Medicana Sivasspor:  Korcan Çelikay, Cicinho, İbrahim Öztürk, Da Costa, Ziya Erdal, Adem Koçak, Kadir Bekmezci (Dk. 37 Batuhan Karadeniz), Taouil, İbrahim Akın, Chahechouhe, Utaka (Dk. 69 Musa Sinan Yılmazer)
Galatasaray: Muslera, Sabri Sarıoğlu, Chedjou, Koray Günter, Olcan Adın, Hamit Altıntop, Selçuk İnan, Yasin Öztekin (Dk. 63 Telles), Bruma, Sneijder (Dk. 81 Umut Bulut), Burak Yılmaz (Dk. 78 Emre Çolak)
Goller: Dk. 9 Yasin Öztekin, Dk. 56 Burak Yılmaz, Dk. 67 Telles (Galatasaray), Dk. 39 Chahechouhe, Dk. 85 İbrahim Akın (Medicana Sivasspor)
Sarı kartlar: Dk. 27 Taouil, Dk. 60 Da Costa (Medicana Sivasspor), Dk. 31 Olcan Adın, Dk. 45 Muslera (Galatasaray)

26 Kasım 2017 Pazar

Galatasaray:2-0:Aytemiz Alanyaspor


Bir hafta evvel deplasmanda Başakşehir karşısında alınan farklı mağlubiyet ve peşinden tüm hafta boyunca ortada dolaşan "Tudor gitti, Terim geldi" dedikodularına karşın sahaya müthiş konsantre çıkan Galatasaraylı futbolcular öncelikle büyük alkışı hak ediyorlar. Böyle haftalarda toparlanmak zordur, sendeleyip tepe taklak düşmeni bekleyen çoktur da, esas buyukluk ve tecrübe böyle zamanlarda ortaya çıkar... Igor Tudor da macera aramaktan vazgeçip, "kazan takıma dönünce", Galatasaray, takipçilerinden Beşiktaş'ın da iki puan kaybettiği haftada Alanyaspor'u 2-0 yenerek haftaya oynayacağı Beşiktaş maçı öncesi büyük avantaj yakaladı, Hırvat teknik adam da maç sonu gazetecilere bu güvenle "açtı ağzını yumdu gözünü"...

Kolay takım değildi Alanyaspor ama golcüsü Vagner Love ve Junior Fernandes'in yokluğunda Saffet Susiç, yelkenleri erken indirip, Galatasaray'ı favori ilan edip, akıllarının sonraki hafta oynayacakları maçta olduğunu söylemişti. Hal böyle olunca, iki ihtimalli bir maç oynadı deplasman takımı, kontra bulmak ve yan toplarla gol atmaktı hedefleri... Bir kaç pozisyon da buldular da, hepsi o kadar... Galatasaray ise daha ilk saniyelerde Rodriguez'le başladı yoklamaya Haydar'ın kalesini de, tecrübeli file bekçisinin inanılmaz kurtarışları sayesinde maç bitimine kadar 10a yakın pozisyondan sadece iki gol çıkarabildi ev sahibi.


Galatasaray-Alanyaspor maçına dair saha içinden çok saha dışında yaşanılanlar damga vurdu benim nazarımda. Öncelikle, Ali Sami Yen'in yıkılması ve Seyrantepe'ye taşınılmasıyla Galatasaray taraftarının "genetiği" değişti. Mecidiyeköy'de "yenilsen de yensen de taraftarın senle" olan sarı-kırmızılı tribünler, pasoligli sistemde yeni stadlarında "topçunun biri ayağını yamuk bassın da ıslıklayalım" derdinde. Formayı çıkaran, kaptanlık bandını atan, armaya laf eden pek tabii ki ıslıklanır da, bu gece takım maçı 1-0 önde götürürken Latovleviçi neden ıslıklandı? Dedik ya, yeni nesil bir taraftar türedi, onlar yeni yeni "hastalıklar" da getirdi tribünlere, bir ya da iki maç önce kötü oynayan topçunun protestosu bu geceki maçta yapılır mı? Oysa biz, futbolcu kötü oynasa da sesimizi çıkartmaz, maç bitimiyle "haftaya düzelir" düşüncesiyle resetlerdik gördüklerimizi... İşin daha da vahimi, Lato'yu ıslıklayan taraftar yaptığı davranışta haklı çıkmak adına, kendi oyuncusunun hata yapmasını beklemekte içten içe... Nerden mi anlıyorum? Linnes oyuna girdikten sonra, iki adım yanındaki arkadaşına verdiği isabetli pasta alkış kopmasından... "Benim oyuna aldırdığım adam başarılı olsun", gerisi hikaye egosu... Linnes'in oynamasını biz de istiyoruz da, bu iş sahada oynayan oyuncuyu ıslıklayarak olmaz...


Tabii, illaki ıslıklamak istediğin bir oyuncu ararsan, Assamoah transferi yatınca sol taraftaki boşluk dolsun diye 3 kuruşa aldığın Latovleviçi değil de Sneijder gibi bir "adam"ı kovdurtup eski takımına 8 milyon euro, kendisine yıllık 3.5 milyon verilen Belhanda'yı verelim... Olur mu? Ona yeter mi gücünüz ıslıklamaya? Yoksa işin kolayına kaçıp, "naylon" istatistiklerle yine savunacak mısınız Faslı oyun kurucuyu. Biraz samimiyse, biraz futbolu biliyorsa "yeni nesil taraftar", oyun kuramayn "play maker"a tepki gösterir... Tabii, o da maç içinde değil, maçtan sonra ıslıklamak şartıyla...

Islıklamak demişken, Tolga'nın ısınırken sakatlanmasıyla son dakikada ilk onbire yazılan ve sosyal medyada "nargileli fotoğrafları" dolaşan Yasin aslında bu gece hedef tahtasına konulacaktı ama Gomis'in şutunda kaleciden seken topu ağlara gönderip, takımın golünü atınca kurtardı "paçayı"... İlginç oyun futbol, hiç hesapta yokken kadroya alınıyorsun ve maçı kurtaran adam oluyorsun... Ama, hızlı yaşıyor yeni nesil futbolu, ilk hatasında bir kaç hafta sonra ilk yuhlanacaklardan biri de Yasin'dir...


Tribünden dem vurmuşken, Galatasaraylı topçuların aslında ne kadar şampiyonluğa kenetlendiğinin göstergelerinden biri de Maicon'a yapılan sert hareketten sonra tribündeki eşinin Alanyalı futbolcuya "boğaz kesme" işareti yapmasıydı... Ailecek inanılmışsa Mayıs'taki şampiyonluğa, bu iş olacaktır...


Hüseyin Göcek'in Galatasaray lehine vermediği penaltı, Maicon'a yapılan kırmızı kartlık hareketi, Emre Akbaba'ya ikinci sarıdan kırmızı verilememesi 2-0lık galibiyet sonrası pek konuşulmayacak ama arşiv olarak dursun burada... Nasılsa yarın öbür gün biri çıkar, Hüseyin Göçek zamanında Galatasaray'da basketbol oynadı diye, onu Galatasaray yanlısı ilan eder ya, daha önce yönettiği Galatasaray aleyhtarı maçlarla birlikte söyleyecek iki çift lafımız olsun...

Stat: Türk Telekom
Hakemler: Hüseyin Göçek, Bahattin Duran, Mustafa Emre Eyisoy
Galatasaray: Muslera, Mariano, Maicon (Dk. 90 Ahmet Çalık), Serdar Aziz, Latovlevici (Dk. 70 Linnes), Selçuk İnan, Ndiaye (Dk. 90 Koray Günter), Rodrigues, Belhanda, Yasin Öztekin, Gomis
Aytemiz Alanyaspor: Haydar Yılmaz, Gassama, Fofana, Tzavellas, Nsakala, Maniatis (Dk. 76 Cenk Ahmet Alkılıç), Sackey (Dk. 64 Berkan Emir), Emre Akbaba, Efecan Karaca, Welinton, Mbilla (Dk. 29 Lungu)
Goller: Dk. 33 Yasin Öztekin, Dk. 88 Gomis (Galatasaray)
Sarı kartlar: Dk. 37 Tzavellas, Dk. 43 Emre Akbaba, Dk. 45+3 Gassama, Dk. 71 Lungu, Dk. 86 Welinton (Aytemiz Alanyaspor), Dk. 83 Serdar Aziz (Galatasaray)

Blog Widget by LinkWithin