15 Eylül 2011 Perşembe
Zokora, Sneijder ile Karşılaşırsa
14 Eylül 2011 Çarşamba
CSKA Sofya:3-0:Lokomotiv Plovdiv
ЦСКА - Локо Пловдив 3:01:0 Платини - 19' 2:0 Мораеш - 36', дузпа 3:0 Делев - 66'ЦСКА: Мболи, Крачунов, К. Стоянов, Бандаловски, Адемар, Янчев, Галчев, Платини (Якимов - 87'), Делев, Мораеш (Костов - 79'), Нелсън (Зику - 69')Локо Пловдив: Лучини, В. Георгиев (Даксон - 80'), Венков, Родригес, Бенжелюн, Тодоров (Лукич - 46'), Компанучи, Златински, Лазаров, Сержиньо, де Карвальо (Драги Коцев - 10')
13 Eylül 2011 Salı
İstanbul BB:2-0:Galatasaray


Hakemler: Özgür Yankaya, İsmail Şencan, Mehmet Can Hanoğlu
İstanbul Büyükşehir Belediyespor: Hasagic, Cihan Haspolatlı, Can Arat, Zayatte, Ekrem Ekşioğlu, Visca (Dk. 65 Gökhan Süzen), Holmen, Efe İnanç (Dk. 77 Tevfik Köse), Mahmut Tekdemir, Doka (Dk. 89 Taner Yalçın), Webo
Galatasaray: Muslera, Ujfalusi, Gökhan Zan (Dk. 46 Yekta Kurtuluş), Servet Çetin, Çağlar Birinci (Dk. 63 Sercan Yıldırım), Melo, Kazım Kazım, Sabri Sarıoğlu, Selçuk İnan, Eboue, Baros (Dk. 79 Engin Baytar)
Goller: Dk. 42 Efe İnanç, Dk. 82 Webo (İstanbul Büyükşehir Belediyespor)
Sarı kartlar: Dk. 14 Zayatte, Dk. 66 Gökhan Süzen, Dk. 76 Efe İnanç (İstanbul Büyükşehir Belediyespor)
Saygıyla Anıyoruz
11 Eylül 2011 Pazar
Djokovic & Federer


Açıkça söyleyeyim Novak, benim sevdiğim bir sporcu tipi değil. Zaten Federer'i sevdiğim ve desteklediğim için de sanırım bir kat daha itici geliyor bana tarzı. Ancak dün öyle bir oyun oynadılar ki tenise doyduk desek yeridir. Novak 2-0'dan gelip maça ortak olmakla kalmadı, son sette 5-3 gerideyken, Federer 2 defa maç puanı için servis kullanacak durumdayken, bir de seyirci desteği Federer'den yana iken, Federer'in maç servisine öyle bir return ile karşılık verdi ki Federer yerinden bile kımıldayamadı. Sonra da seyircilerin bulunduğu tarafa gidip "hala onu mu alkışlıyorsunuz, siz şimdi görürsünüz" dercesine ellerini kaldırıp baktı. Sonrada oyuna dönüp, seti çevirerek maçı da kazandı. Sezar'ın hakkını Novak'a vermek lazım. Federer'in de geçen yıl olduğu gibi bu yılda maç puanına kadar getirip kazanamadığı maç sonrası artık takkeyi önüne koyup düşünmesi şiddetle tavsiye olunur. Novak adına olağanüstü bir geri dönüştü. Finaldeki rakibi ise Nadal oldu. Bir harika maç daha bizi bekliyor. 
Ne Sürpriz Ama
9 Eylül 2011 Cuma
Iıııııııh! Eaaahhh!

Reklam güzel ama biz de tam tersine anlamsız bir görüntü çiziyoruz. Günlerdir hep bir şeyler söyleyip konuyu "ama" ile başlayan ve sürekli iyi bir yanımızı ön plana çıkarmaya çalışan yorumlar yapmaya çalışıyoruz. Bizim iyi yanlarımızı düşündüğümüz kadar, takım maçları düşünmüyor sanırım. Sonuç eşittir, yazının başlığı... Yine maça iyi başladık 22-10 öndeyiz Nowitzki 3 faul almış daha ikinci periyodun ortasında. Bu sefer geliyor galibiyet dedik ama kabul etmek lazım ki bizim kafalar başka yerde. Kafalar gibi ayaklar da gitmeyince Almanya gibi takım geriden gelip size ecel terleri döktürüyor, sonra da maçı elinizden alıp gidiyor. Artık kendimizi kandırmayalım. 10/22(%45) ile serbest atış, 5/17(%29) ile üçlük ve %38 ile hücum ettiğimiz ve koca maçı 9 asist ile tamamladığımız sürece bizim kazanma gibi bir durumumuz olamaz zaten. Son periyot biz ağırlığımızı koyarız derken, Schwethelm adında, bizim gibi bu sporla kafayı kırmış kişilerin bile ismini böyle turnuvalarda hatırladığı bir adam, 3/3 3'lük isabeti ile 11 sayı atarak periyoda damga vuruyor ve biz onu gözümüzle bile savunmuyoruz. Yıldızımız dediğimiz adamlar sorumluluk alma konusunda hala düşünce aşamasında bir de. Sonra da birilerinin desteği ile (sözün gerçeğini dilim varmıyor burada söylemeye) çeyrek final lafları yapmaya çalışıyoruz. O iş bir kere olur zaten ve Sırbistan'ı bu oyunla bu dağılmış kafayla yenmek ne kadar gerçekçi tartışılır. Biz Bormio'ya kamp yapmaya kondisyon depolamaya gitmiştik. Kondisyonu depolamak yerine bitirmişiz. Üstüne kafaları da orada bırakmışız. Sırbistan'ı yensek de çeyrek finalde bir şey değişmeyecek çünkü değişseydi bu zamana kadar çoktan değişirdi. İnşallah yanılırım.
8 Eylül 2011 Perşembe
Fransa, Almanya ve Diğerleri

Polonya maçı ile dip yapıp İspanya'ya kök söktürünce işler biraz değişir diye ummuştum. İspanya maçındaki son periyot algısı, uzun yıllar hafızalarda kalacaktır. Garip bir takımız ve garipliğimiz şuradan geliyor ki, ne zaman ne yapacağımız hiç belli olmuyor. Marca gazatesi, ülkesinin takımı olan İspanya'ya ilk 2 maç sonrası "Olağan Şüpheliler" başlığını uygun görmüştü. Turnuva ilerledikçe onların algısı değişti belki ama başlığı tekrar bizim adımıza atmaları konusunda hiçbir sakınca yok. Çünkü başlığa uygun turnuvadaki tek takım biziz. Polonya yenilgisinden sonra 24 saat içinde dip-zirve eğrisi arasında gidip gel, sonra İspanya gibi bir takıma son çeyreğin başında yediğin sayıdan sonra, potayı inişe ve kalkışa kapat, kamerayı Vilnius'a çevirdikten sonra her şey yeniden başladı de ve oraya giderken Panevezys hediyesi olarak bir galibiyet ve bilumum iyi-kötü tecrübeler götür, sonra da Fransa'ya 3. çeyrekte teslim olacak bir oyun oyna. İnişler çıkışlar böyle kalsa iyi. Son periyot Fransa 3'lüğü bulup farkı 15 yapınca, yine kimliğe dön ve yine farkı kapatıp son topa getir maçı... İp üstünde yürüyen cambaz misali bir yalpalıyoruz bir toparlıyoruz ancak şu gerçek ki maç sonlarını felaket oynuyoruz. Son topu 5 saniyede oyuna sokamamak bir gevşekliğin göstergesi her açıdan. Maç içinde zaman zaman harika oynayıp ritim buluyoruz sonra da ritim bir anda bizimle olan ilişkisini kesip uçup gidiyor ve dağılıyoruz. Ayrıca bana göre araya boş gün girmesi hiç bir şekilde bize yaramıyor ve zaten bu turnuvada alarm seviyesinde olan hücumumuz da ritim kaybı yaşıyor. Bunları da geçtim de bu kadar dip yapılan bir turnuvada böyle geri dönüşler göstermek de akıl karı değil. Bizim seviyemizdeki kaç takım Fransa gibi takıma fark 15 iken dönebilir. Bence hiç. İşte anlamlandıramadığım ve "mental" olarak empati yapamadığım tek konu bu. Abiyane tabirle "o gazla" maçları süpürme ihtimalimiz de fazlasıyla var. Ancak bir yerde basiretimiz mi bağlanıyor, yoksa gazın getirdiği rahatlıkla biz nasıl olsa alırız buradan deyip fazla mı esnek davranıyoruz son toplarda bilemiyorum. Ancak bildiğim bir şey varsa sonraki iki maçı kimliğimiz olan savunmamızla kazanabileceğimiz ya da bu turnuvada edindiğimiz "rahatlık psikolojisi" ile kaybedebileceğimizdir. İkisini de çok kolay yapabiliriz gerçekten ama ben birincinin gerçekleşeceğini ve Almanları rahat geçip, Sırplarla gerçek anlamda bir final maçı oynayacağımızı düşünüyorum.( Sırpların geçen seneden kalan çizgfi muhabbetini unutmadıklarını da hatırlatalım) Neyse yarın olsun, totemleri yapalım ben yanılayım, ritim bulalım ve kazanalım. İnancım tam, ama kredileri tükettik. Yarın, fotoğraftaki enerjiyi yakalamak ümüdiyle...
Engel Değil Mesafeler Aşkı Yaşamaya
5 Eylül 2011 Pazartesi
Sercan Yıldırım Galatasaray'da (2)
Deng'den Hido'ya: "Maddi- Manevi" Hacı...
Dünkü garip yenilgimiz sonrası durumumuz "horoz-yumurta" polemiği kıvamında bir hal almıştı. Deng ve Freeland bir düşünelim demişler sanırım. Bütün totemlerimi yapıp maçı bekledim ve Britanya'lılar da büyük oyuncu olduklarını gösterip, yatmadılar. En önemlisi "büyük sporcu ve profesyonel nasıl olunur"u bir kere daha dünyaya ve özellikle Polonya'yı küçümseyen bizim takıma göstermiş oldular. Maçın sonunda Deng, Sine Büyüka ile röportajında asıl "maddi-manevi"nin ne olduğunu hatırlattı. "Hido ve Ömer aşık bana çok büyük bir iyilik borçlular." dedi. Sonuna kadar haklı da. Böyle bir şans bir daha yüz yıl beklesen gelmez. İyi kullanma ve bu gazla rahatlamış İspanya'yı yenme zamanı.Hayırlı olsun 2. tur...
4 Eylül 2011 Pazar
Hain Değilim

It's The Football
Kendilerine "Küf" adını veren ve soayal konularla ilgili eylemleriyle adlarını duyuran bir grup Ankara'lı gencin Türk milli takımının Dünya Kupasına katılamaması sonrası Kavaklıdere'deki trafik levhaları üzerine takımın Bosna-Hersek maç kadrosunu yapıştırmaları eylemi... Fonda da Fatih Terim'in İngilizce açıklamaları...
Spas Delev Mersin İdman Yurdu'nda

3 Eylül 2011 Cumartesi
Litvanya Yenilgisi Üzerine...
Çok iyi oynayıp, çok da üst düzey mücadele ettiğimiz bir maçtan, malesef sonunu iyi getiremeyerek mağlup ayrıldık. Bu mağlubiyetle ilgili söyleceklerimiz var elbet. Ancak işi krize sokmanın ve dünyanın sonu gelmiş gibi davranmanın bir anlamı yok. Ev sahibi olan, ekol bir takıma son 2 dakikaya kadar adeta kök söktürdük. Litvanya taraftarı belki de uzun yıllardır böyle stresli bir maç yaşamamışlardı. Boğucu savunmamızla 38 dakika iyi mücadele ettik. Son iki dakikada ise en güvendiğimiz yerlerden, yani savunma ve tecrübeden darbeyi yemiş olduk. Ersan'ın kendisine gelip muazzam bir maç çıkarması hoşumuza giderken, tecrübeli oyuncularımızın basit hatalarına takılmak zorunda kaldık. Takım halinde attığımız 3/18 üçlük isabeti oranı ise belki de en çok belimizi büken olgu olarak karşımızda duruyor. Bu şartlar altında kabul edilemeyecek bir durum açıkçası. Ayrıca ikili oyun savunmasında da yine kötü olduğumuzu gösterdik. Saras'ın yaptığı 7 asistin 5'inin ikili oyunlar üzerinden gerçekleştiği ortada. Geçtiğimiz yıl dünya şampiyonasında bu konuda iyice uzmanlaşmıştık ama daha doktora seviyesine gelebilmiş olmadığımız ortaya çıktı.
Şans faktörü her zaman ev sahibinin yanındadır. Litvanya'da bunu çok iyi kullandı ve farkın açıldığı bölümlerde son saniyede basketbol tabiri ile "elde patladı" dediğimiz topları hep sayıya çevirmeyi başardılar. Bunların dışında ise Ömer Aşık'ın oyunda olmadığı dakikalarda sıkıntı yaşadığımızı, Hidayet'e daha fazla pozisyon hazırlamak zorunluluğunu ortaya çıktığını, her zaman çok iyi oynadığımız maç ve periyot sonlarını berbat oynadığımızı dile getirmemiz lazım. Hücumda bizim her zaman sabırla ve inatla uyguladığımız top paylaşımı ve penetre üzerine dayalı oyunumuzu, yine son periyotta unuttuğumuzu hatırlatalım. Kerem'in yaşadığı talihsiz pozisyonun takımı etkilediğini de düşünmüyor değilim. Kerem'in hali, dün gece bizleri inanılmaz derecede üzdü ve korkuttu. Neyse ki durumu gayet iyiymiş ve bugünkü antrenmana tedbir amaçlı çıkarılmamış.
Tüm bunlar işin kötü tarafı olarak görülebilir. İyi tarafının ise bana göre kötülerden daha fazla olduğunu belirtmekte fayda var. İkinci periyotta baskıyı artırdığımız dakikada 5,30 dakika sayı şansı vermedik Lİtvanya'ya. Ayrıca Litvanya gibi şutör ve her maçı ortalama 80'li sayılarla kazanmaya alışmış bir takıma 3 çeyrekte 51 sayıya izin vermemiz başlı başına meziyet. Ribauntlarda Ömer'in faul problemine ve Litvanya uzunlarına rağmen başa baş olmamız, verdiğimiz 10 hücum ribauntlarının 6-7 tanesinin hep en uzak noktaya sekmesi, yani Litvanyalılara gitmesine rağmen ikinci hücumları da iyi savunmamız, yay içerisinde %59 gibi bir ortalama ile oynayıp faul yüzdemizi de düzeltmemiz çok önemli artılar. Tüm bunlar bize gösteriyor ki maçın sonucunu belirleyenin yine bizim olduğumuz. Yukarıda değindiğim gibi; Litvanya gibi ekol olan, yüksek egolara rağmen ev sahibi avantajıyla açıklarını şimdilik ortaya çıkarmayan ve tüm şansın kendilerinden yana olan bir takıma karşı galibiyetin bizim hatalarımızla belirlenmesi bizim adımıza sevindirici. Bu hatalardan ders mutlaka çıkarılmıştır ve nazar boncuğu olarak bu yenilgiyi bir kenara koyarak ilerlemek gerekmektedir. Ayrıca bir gurup maçı olması dolasıyla kaybın çok az, kazancın çok fazla olacağını da unutmamak lazım. Biz üst düzey bir takımız ve her takımın böyle tecrübelere ihtiyacı vardır. Bir de Ömer Aşık'ın Javtokas'a yaptığı bloktaki gibi bloklara. Turnuva adeta yeniden başladı.
Ben Futboldan Fena Halde Soğudum
Toplantıda kulüplerin ikinci gündemi 14 Nisan 2011 tarihinde yürürlüğe giren şiddet yasası oldu. Şike ve teşvik soruşturması nedeniyle yasa gereği tutuklanarak cezaevine konan kulüp başkanı ve yöneticilerine öngörülen hapis cezalarının hafifletilmesi ya da kaldırılması talebinde bulunan kulüpler, konunun yeni yasama döneminde ele alınmasını talep etti. Kulüp temsilcilerinin, “Evet bu yasanın çıkmasını biz istedik ancak ciddi hatalar yapıldığını görüyoruz. Bu böyle devam ederse ileride kulüplere yöneticilik yapacak kişi bulamayız” dedikleri öğrenildi.
HÜRRİYET’in geçtiğimiz gün duyurduğu, “Lig’de kalma zirvesi”İstanbul'da Four Seasons Otel’de yapıldı. Saatler 14.00’ü gösterirken, Bakan Kılıç, Futbol Federasyonu Başkanı Mehmet Ali Aydınlar, Başkanvekilleri Lutfi Arıboğan ve Göksel Gümüşdağ ile kulüp başkanları bir araya geldi. Toplantıda öncelikli konu Fenerbahçe'nin küme düşme tehlikesiydi. Kulüp başkanları ortak kararlarını Bakan Kılıç’a aktardı:“Gerekli kolaylığı sağlarız” dediler
Sayın Bakan, Fenerbahçe küme düşürülmesin. Eğer küme düşürülürse bu sadece F.Bahçe'ye değil, Türk futboluna büyük zarar verir. Futbol ekonomisi olumsuz etkilenir ve bunun zararları hepimize yansır. Biz federasyonun bu yönde alacağı kararı saygıyla karşılayacağımızı ve gerekli kolaylığı sağlayacağımızı taahhüt ediyoruz.
Kulüp başkanlarının talebini dinleyen Bakan Kılıç şu soruyu yöneltti:
Bu formülü tüm kulüpler kabul ediyor mu?
Herkes “Evet” yanıtı verirken, Galatasaray'ı temsilen toplantıya katılan Başkan Yardımcısı Adnan Öztürk’ün tepkisi herkesi şaşkına çevirdi:
Hayır.
2 Eylül 2011 Cuma
Britanya Galibiyeti ve Litvanya Maçı Üzerine...
İlk günkü antrenman maçından sonra, Britanya maçının biraz daha sert geçeceğini ummuştum. Ancak Britanya tabiri caizse elindeki mazotu idareli kullanmayıp bizim karşımıza tüm depoyu boşaltmış oalrak çıktı. Orhun Ene ve ekibi Britanya'nın ilk gün oynadıkları Litvanya maçını iyi analiz edip rakibin açıklarını tüm çıplaklığıyla ortaya koyacak bir anlayışla hazırladı devleri. Bunun sonucunda da maç daha 2. periyot itibari ile bitip kalan bölüm eğlence havasında geçti. Tüm bu doneler gösteriyor ki bizim milli takımımız gerçekten üst düzey konsabtrasyona sahip ve hazırlık maçlarında onların üzerine biraz fazla gitmişiz. Ancak hazırlık dönemindeki Yunanistan maçını ayrı tutuyorum. O maçtaki görüntülerinin mazereti olamaz.
Milli takımımız Britanya'yı farklı bir şeklide geçerken, gözümüze bir çok güzellik de çarptı haliyle. Öncelikle Emir... Devşirdik ancak bir oyuncu bu kadar bir takıma uyumlu olabilir. Dün Hido'nun erkenden 2 faul alması sonrası sahneye çıktı ve olağan üstü saha görüşü ve oyun anlayışıyla maça damga vurmayı başardı. İlk defa bir Avrupa şampiyonasında oynayan bir oyuncunun, çoğu maçın koparılmaya çalışıldığı bölümde çift haneli skor ve skordan öncelikle sisteme ayak uydurmak için çabalaması sonucu yaptığı 6 asist sanırım herkesin kafasındaki soru işaretini kaldırmıştır. Emir'in attığı sayıların tamamının sistem gereği oluştuğu ve hiçbir zorlama atışa gitmediğini belirtmekte de fayda var. Şu meşhur abilik sistemi ve uzun kamp döneminin yansıması mı bilinmez ama Emir oyunuyla hem kendini büyütüyor hem de beraberinde ter akıtan arkadaşlarının işini kolaylaştırıp takımı için önemli bir opsiyon olma yoluna giriyor. Emir'le birlikte ismini zikretmemiz gereken bir diğer oyuncu da kesinlikle Enes. 19 yaşında ve 2 yıldır resmi maç oynamamış bir gencin bu kadar çabuk takıma ayak uydurması, onun ne kadar büyük bir karakter olacağının en önemli göstergesi. 2 yıldır oynamamasını geçtim, daha yaşı 19. Bu yaştaki bir çocuğun ne kadar maç tecrübesi olabilir ki zaten. Hele ki hayatı boyunca en önemli maçlarına Fenerbehçe forması giyerken 16 yaşında Tanjevic tarafından çıkan bir gençten bahsediyor ve Fenerbahçe'den sonra oynadığı remi maçın toplamı iki elin toplamını anca bulduğunu görüyorsak. Enes'in Nba kamp döneminde fazla ego yüklü olduğunu düşünüyordum. Ancak bu yapının sihri de burada sanırım. Takımdaki üst düzey oyuncuların takıma kattığı sinerji... Dün Ömer Onan'la Kerem Tunçeri arasındaki "sen at - yok vallahi olmaz sen at" tadındaki pozisyon, aslında bu takımın kimliğini özetliyor. Dün İtalya-Almanya maçını izledikten ve İtalyan sözde yıldızlarının girdiği ego yarışını gördükten sonra bir kez daha inandım ki ego denen olgu bizim takımda bir semt adından ibaret. Sözün özü; bu takım bir arada olmaktan, paylaşmaktan, dostukluktan, antrenman yapmaktan, basketbol tabiriyle pis işleri yapmaktan, birbirinin açığını zevkle kapatmaktan ve tüm bunları yaparken keyif almaktan haz ediyor. Geçtiğimiz yıl Dünya 2.si boşuna olmamışız dedirtiyor.
Tüm bu söylediklerim için erken olabilir, ancak 2. günü sonunda favori adı altında mücadele eden takımları da izledikten sonra edindiğim izlenim; şu anda turnuvadaki en hazır, en güler yüzlü, en oldun oyunu ortaya koyan, en mücadeleci ve kağıt üstünde olmasa da mental olarak en iyi kadro olduğumuzdur. Bugünkü Litvanya maçına da bu niteliklerle çıkacağız. Litvanya'nın da bizi hedef olarak görmesinde aslında bu neden yatmıyor mu?
Litvanya demişken konuyu artık bugünkü maça bağlayalım. Ev sahibi ile oynamak her turnuvada zordur. Bu ülke, Litvanya gibi basketbolu bilen, nerede olursa olsun takımını destekleyen ve basketbolu ülkenin en önemli spor dalı haline getirmiş bir ülkeyse bir kat daha zorlaşır galibiyet. Ancak burada bir nefes alıp Litvanya'nın bu argümanlar dışında aslında pek de iyi olmadığını söylemekte yarar var. Geçtiğimiz yıl Dünya 3.sü olan kadrolarına aşağı yukarı benzer bir kadro ile turnuvaya başladı ev sahibi. Geçtiğimz yılki kadroya ek olarak Lavrinovic'lerin Ksistof'u, büyük ego ve büyük oyun kurucu Saras'ı - namı diğer Jasikevicius- Bizim yeni transfer Songaila'yı ve Valenciunas'ı eklediler. Eksiğim varsa affola; karşılaştırmadım kadroları ancak bu saydığım oyuncular sisteme direk adepte edilmesi beklenilen, kariyerleri ve nitelikleri düşünüldüğünde kesinlikle yer verilmesi gereken oyuncular. Kağıt üstünde düşünüldüğünde ise bu takımı 1 değil, 2-3 seviye üste çıkarması beklenen isimler.
Böyle garip bir giriş yapmamın nedeni ise geçen yılki, Kleiza etrafında şekillenen mücadeleci takım ile bu seneki kendini şampiyon olma zorunluluğunda hisseden, bu yüzden kendisini fazlasıyla kasan ve egoların ön plana çıktığı bir takım olgusu. Lavrinovic ve Songaila ne kadar sorun ediyordur bilinmez ama Saras bir takım için büyük sorun olabilir.(ki oluyor da) Bu olguların en büyük getirisi ise savunma zaafiyeti ve skorun krize girdiği dönemde egoların oyunu yönetmeye çalışması olarak karşımıza çıkıyor. Kalnietis'le başladığında hücum gücü düşük oluyor Litvanya'nın. Saras oyuna girdiğinde Mr. Muscle rolüne hemen bürünerek hücumda tüm tıkanıklıkları çözerken, işin savunma kısmına geçildiğinde savunmayı bir göz egzersizi olarak görüyor. Bu da, rakiplere - özellikle bizim tarzımıdaki rakiplerine- yol, su, elektrik olarak geri dönüyor. Yani aşağı tükürsen sakal, yukaru tükürsen bıyık durumu... Takımdaki görev adamları da bu sistem içinde kaybolup gidiyor haliyle... Tüm bu söylediklerimizi maddeleyecek olursak:
* Sert savunma mutlaka bir yerde Litvanya'yı yıldıracaktır. Ön alanda yapılan baskıyı, bizim gibi üst düzey yapan başka bir takım belki de dünya üzerinde yok. Dolayısıyla savunmanın hücum tarafındaki getirilerini, her zamanki paylaşımcı hücum anlayışıyla artıya çevirmek, bu maçın en önemli kilit noktası olacaktır. Yani, hiçbir şekilde seyircinin gazına, skorun durumuna, rakibin tiyatral gösterilerine ve hakemlerin ev sahibi koruma stratejisine aldanmadan, 40 dakika, hatta sahaya çıktığımız ilk andan itibaren konsantrasyonu düşürmemek en önemlisi olacak
* Bizim için kritik nokta olan uzunlarımızı, gerçek anlamda test edebileceğimiz bir maç olacağı kesin. Dolayısıyla Enes'in ilk 2 maçtaki performansının üstüne çıkması, Oğuz'un mücadeleci ve zeka dolu pota altı oyunu ve en önemlisi Ersan'ın kötü görüntüsüne artıya çevirmesi için daha önemli bir maç olmayacağını düşünüyorum. Çünkü kendilerini bu maça iyi hazırlayıp iyi bir performans ortaya koyarlarsa turnuvanın geri kalanında da o özgüvenle daha rahat oynayıp herkese bir mesaj vermiş olacaklardır. Ayrıca şampiyonluk adayı takımların hiç birinde bu kadar hareketli, şutör ve aynı zamanda defosu bol başka bir kadro yok. Litvanya hücumda fazlasıyla can yakabilir ancak savunmada can suyu Javtokas'ın elinde bulunuyor. Hem Litvanya potasını delmeye çalışacak kısalarımızın hem de uzunlarımızın her iki pota altındaki performansı bu açıdan çok önemli. Özellikle Ömer'in serbest atışları...
* Ön alanda baskı sonrası Litvanya guardlarının sıkıntı yaşaması kuvvetle ihtimal. Kalnietis, Kaukenas ve Saras iyi bir savunmaya karşı daha oynamdı ancak Kaukenas'ın çok soğuk kanlı, Saras'ın da belki de Avrupanın en kurt oyuncusu olduğunu unutmamak lazım.(papalukas olmadığı için saha ona kaldı) Sinan formsuz olduğu için Saras, oyuna girdiğinde karşısında yine Ömer'i görecektir. Ömer bu coğrafyanın, belki de bu turnuvanın en iyi savunmacısı. Sezon içinde beraber oynadıkları için Saras'ın tüm numaralarını bildiğini ve üstün savunma zekasıyla Saras'ı devreden çıkarmak içinelinde bol malzeme olduğunu söylemek gerek. Bu arada, hakemlerin tutumu Ömer'in performansını belirleyecektir. Dolayısıyla Sinan'a ise bugün bayağı bir ihtiyacımız olacak.
* Litvanya'nın alameti farikası bilindiği gibi ikili oyunlar. Tamamı şutör bir takım ve uzun kadrosuna da sahip olunca bizim için yeri geldiğinde elzem olan ikili oyun savunmasının, negatif yönde ön plana çıkması ihtimal dahilinde. O yüzden bizim uzunlara yine büyük bir iş ve yüksek konsantrasyon gücü düşüyor. Ayrıca 3 numara pozisyonunda oynayan oyuncuların Jasaitis'e dikkat etmeleri gerek. Turnuvaya iyi başladı ve nereden olursa olsun şut sokma özelliği var. Kalibresi de oldukça geniş.
*En önemlisi ise takım oyununa fazlasıyla ihtiyaç var. Litvanya bize bilenmiş durumda. Sadece takım olarak olsa iyi; organizason, seyirci gibi faktörler de devrede. Bu yüzden çok dikkatli olmalı ve sakin kalmalıyız. İşi şut yarışına dökmek ve erken davranmak, Litvanyanın temposuna ayak uydurmak, harakiri yapmak olur. Hücumda bol bol penetre edip, sabırla topu dolaştırıp, en doğru kişiyle topu buluşturmalıyız. Sakin kalanın, işini yapmaya çalışanın kazanacağı bir maç olacağı kesin. Bunları yaptığımız sürece maç bizim lahimize çok rahat dönecek. Saydığımız bir çok nokta zaten, bizi takım olarak yansıtan özellikler. Dolayısıyla da içimiz rahat olmalı. Onlar düşünsünler bu saatten sonra... Başarılar 12 dev adam...
1 Eylül 2011 Perşembe
Türkiye:79 - Portekiz: 56
Şampiyonanın ilk günü için daha güzel bir maç olamazdı herhalde. Maç içinde her şey beklediğimiz gibi gelişti. İlk maçlar zordur demiştik. Bunun getirisiyle biraz tutk başladı devlerimiz maça. 3-4 pozisyon sonra bu tututkluk atılır üzerlerinden derken baktık ki 4 dakika da tek basket atabilmişiz. Tam kafamızda soru işaretleri belirmeye başlarken, Hido sahneye çıkıp onun soru işaretinin altındaki noktadan ibaret olduğunu gösterdi bize ve hücumdaki tıkanıklık bu yolla çözülmüş oldu. Sonrasında savunmasını oturtan oyuncularımız, baskıyı artırdı ve kaptığı toplarla hızlı hücumu çıkarak sayılar buldu. İlk periyotta özellikle Enes'in oyuna girdikten sonra ikli oyunlarda gösterdiği performans alkışlanacak cinstendi. 2 yıldır resmi maça çıkmamış bir oyuncunun, bu derece konsantre bir oyun oynaması bizim için, "acaba" ile başlayan soruları rafa kaldırmamız açısından kolaylık oldu. Tabi bu performansta, onu oyuna sokmaya çalışan Kerem, Emir hatta Ömer Aşık'ın çok büyük payı var.
15-9 biten 1. periyot sonrası, 2. periyot itibari ile baskıyı iyice artırdı takımımız. Rakip zaten zayıf olduğu için dış şutlarla bizi avlamayı düşündü ancak baskı sonrası yaptıkları kötü tercihler bize ribaunt olarak geri döndü ve hücumda Oğuz odaklı oynadığımız oyunlar sonrası Ender, Cenk ve Emir'den sayılar bulduk. Oğuz'un pota altındaki tehdidini ilk günden yansıtması da sevindiriciydi. Ayrıca yine Emir-Enes odaklı sayılar ve oyuna giren 2. beşin ilk beşi aratmaması ise gayet mutlu etti bizleri. Enes'in aldığı her topu olumlu değerlendirmesi sonrası daha ilk periyotta 12 sayıya ulaşması gerçekten yüzümüzü güldürdü. Fırkın 17'ye çıktığı 2. bölümde periyot sonuna doğru konsantrasyon biraz düşünce 5 sayı yedik üst üste. Sonrasında alınan molayla oyun toparlandı ve periyot 39-27 lehimize sonuçlandı.
3. periyoda tam anlamıyla geçen sene bu zamanlarda bıraktığı yerden başlamayı tercih etti oyuncularımız. İlk 5 dakikada rakibine basket imkanı tanımayan takımımız 14-1 gibi süper bir seri yakaldı ve maçı o anda koparmayı başardı. Ömer'in bu noktada yaptıpı savunma ve attığı 8 sayı dikizlenecek bir peroformanstı. Bu noktadan sonra, şampiyonada pek süre almasını beklemediğimiz İzzet'de oyuna dahil olup, iyi de bir performans ortaya koydu. Fark son periyotta 31'e dayandı ancak yine konsantrasyon düşüklüğü nedeniyle 10-0'lık seriye engel olamadık. Yine mola ile toprlanıp maçı, 79-56 lehimize sonuçlandırdık.
12 oyuncumuzun da süre aldığı galibiyetimizde, tüm oyuncular sayı ile tanıştı. Dün de söylediğimiz gibi (ve olması gerektiği gibi) 3. periyot itibari ile şarteli indiren milli takımımızda geniş rotasyon sonrası tüm oyuncularımız 20 dakika civarında süre aldı. Portekiz gibi takımlarla ilk maçı oynamak, hem ilk günün azizliğine uğramamak için önemlidir hem de moral açısından takımın performansını artıtır. Ancak şunu unutmamalıyız ki biz bu maçı ölçü almamalıyız. Hazırlık dönemindeki kötü etkilerden kurtulunduğunun görülmesi hoş, ancak Portekiz takımı, kıyas yapabileceğimiz bir rakip değil. Bizim için asıl test maçı, dün Litvanya karşısında izlediğimiz, bugünkü rakibimizBüyük Britanya olacak. Ev sahibinin her ne kadar bazı noktalarda sorunu olsa da sonuçta üst düzey bir takım ve adı üstünde ev sahibi. Litvanya'ya bazı noktalarda fazlasıyla direnen Britanya karşısında kendimizi gerçek anlamda test etmiş olacağız. Dün ön alanda baskı sonrası kötü şut tercihlerine ittiğimiz Portekiz'e nazaran Britanya iyi şut atan bir ekip. Ayrıca 3'lüklerde can yakabilecek kalibreye sahip oyuncuları da mevcut. (bkz: Dünkü litvanya maçı) Deng dün 40 dakika sahadaydı ve muhtemel bugün de aynısı olacaktır. Deng gibi üst düzey bir oyuncuya 40 dakika konsantre olmamız gerekiyor. Ayrıca Britanya takımının mücadeleci yapısı ve ribauntları çok zorlamaları da bir önemli detay olarak karşımıza çıkıyor. Ancak bir defoları var ki ilk 5 dışında kenardan katkı alma durumları çok kısıtlı. Dolayısıyla biz maçı belki ilk etapta koparmakta sıkıntı çeksek de 3. periyodun sonuna doğru ya da 4. periyodun başında bu amacıma ulaşmamız kuvvetle ihtimal görünüyor. Portekiz maçında ön plana çıkan Enes, Cenk, Emir gibi oyuncuların da asıl vitrin maçı bu maç olacaktır. Takımın geri kalanı ise zaten gayet iyi göründü.
Dün, üzerinde durduğumuz gibi; bizim için bu maçlar kazanılması gereken ve olabildiğince kayıpsız ve yara almadan geçilmesi gereken engeller. Yarın oynanacak Litvanya maçı bizim en önemli test maçımız olacak, ancak ilk turda tek rakibimiz stratejik ve mental açıdan İspanya olacak görünüyor. İspanya maçına kadar kayıpsız ilerlediğimiz takdirde yükselen bir mental ve fiziksel oyun anlayışıyla ilk maç olmasına rağmen kötü görünen ve çok övdüğümüz İspanya'yı geçip büyük avantajla asıl maçlara yani 2. tura rahat geçebiliriz. Çünkü bizim için en önemli mücadeleler İspanya maçı ve sonrasındaki 2.tur mücadeleleri olacak.
TÜRKİYE (79): Cenk Akyol 8 (5 ribaund), Sinan Güler 1 (4 ribaund- 1 asist), Emir Preldzic 9 (1 ribaund- 2 asist), Ömer Onan 10 (1 ribaund- 1 asist), Ersan İlyasova 6 (8 ribaund- 1 asist), İzzet Türkyılmaz 2 (4 ribaund- 1 asist), Kerem Tunçeri 2 (6 asist), Oğuz Savaş 5 (1 ribaund), Ömer Aşık 4 (3 ribaund), Ender Arslan 4 (1 ribaund- 2 asist), Enes Kanter 14 (7 ribaund), Hidayet Türkoğlu 14 (3 ribaund- 1 asist),
PORTEKİZ (56): Antonio Tavares 5 (1 asist), Miguel Minhava 3 (2 ribaund- 3 asist), Fernando Sousa (1 ribaund), Claudio Fonseca 4 (4 ribaund), Felipe da Silva 9 (4 ribaund- 2 asist), Carlos Andrade 5 (5 ribaund- 1 asist), Jose Silva 3, Elvis Evora 12 (12 ribaund- 1 asist), Marco Goncalves 2 (2 ribaund), Miguel Miranda 8 (2 ribaund- 3 asist), Joao Santos 5 (3 ribaund)
1.PERİYOT: 15- 9
2.PERİYOT: 24-18
3.PERİYOT: 25-11
4.PERİYOT: 15-18
(fotoğraflar ntvspor.net'ten)
Cuma Günü Derbi Mi Olur?
Paranın Satın Alamadıkları























