3 Eylül 2011 Cumartesi

Litvanya Yenilgisi Üzerine...


Çok iyi oynayıp, çok da üst düzey mücadele ettiğimiz bir maçtan, malesef sonunu iyi getiremeyerek mağlup ayrıldık. Bu mağlubiyetle ilgili söyleceklerimiz var elbet. Ancak işi krize sokmanın ve dünyanın sonu gelmiş gibi davranmanın bir anlamı yok. Ev sahibi olan, ekol bir takıma son 2 dakikaya kadar adeta kök söktürdük. Litvanya taraftarı belki de uzun yıllardır böyle stresli bir maç yaşamamışlardı. Boğucu savunmamızla 38 dakika iyi mücadele ettik. Son iki dakikada ise en güvendiğimiz yerlerden, yani savunma ve tecrübeden darbeyi yemiş olduk. Ersan'ın kendisine gelip muazzam bir maç çıkarması hoşumuza giderken, tecrübeli oyuncularımızın basit hatalarına takılmak zorunda kaldık. Takım halinde attığımız 3/18 üçlük isabeti oranı ise belki de en çok belimizi büken olgu olarak karşımızda duruyor. Bu şartlar altında kabul edilemeyecek bir durum açıkçası. Ayrıca ikili oyun savunmasında da yine kötü olduğumuzu gösterdik. Saras'ın yaptığı 7 asistin 5'inin ikili oyunlar üzerinden gerçekleştiği ortada. Geçtiğimiz yıl dünya şampiyonasında bu konuda iyice uzmanlaşmıştık ama daha doktora seviyesine gelebilmiş olmadığımız ortaya çıktı.

Şans faktörü her zaman ev sahibinin yanındadır. Litvanya'da bunu çok iyi kullandı ve farkın açıldığı bölümlerde son saniyede basketbol tabiri ile "elde patladı" dediğimiz topları hep sayıya çevirmeyi başardılar. Bunların dışında ise Ömer Aşık'ın oyunda olmadığı dakikalarda sıkıntı yaşadığımızı, Hidayet'e daha fazla pozisyon hazırlamak zorunluluğunu ortaya çıktığını, her zaman çok iyi oynadığımız maç ve periyot sonlarını berbat oynadığımızı dile getirmemiz lazım. Hücumda bizim her zaman sabırla ve inatla uyguladığımız top paylaşımı ve penetre üzerine dayalı oyunumuzu, yine son periyotta unuttuğumuzu hatırlatalım. Kerem'in yaşadığı talihsiz pozisyonun takımı etkilediğini de düşünmüyor değilim. Kerem'in hali, dün gece bizleri inanılmaz derecede üzdü ve korkuttu. Neyse ki durumu gayet iyiymiş ve bugünkü antrenmana tedbir amaçlı çıkarılmamış.

Tüm bunlar işin kötü tarafı olarak görülebilir. İyi tarafının ise bana göre kötülerden daha fazla olduğunu belirtmekte fayda var. İkinci periyotta baskıyı artırdığımız dakikada 5,30 dakika sayı şansı vermedik Lİtvanya'ya. Ayrıca Litvanya gibi şutör ve her maçı ortalama 80'li sayılarla kazanmaya alışmış bir takıma 3 çeyrekte 51 sayıya izin vermemiz başlı başına meziyet. Ribauntlarda Ömer'in faul problemine ve Litvanya uzunlarına rağmen başa baş olmamız, verdiğimiz 10 hücum ribauntlarının 6-7 tanesinin hep en uzak noktaya sekmesi, yani Litvanyalılara gitmesine rağmen ikinci hücumları da iyi savunmamız, yay içerisinde %59 gibi bir ortalama ile oynayıp faul yüzdemizi de düzeltmemiz çok önemli artılar. Tüm bunlar bize gösteriyor ki maçın sonucunu belirleyenin yine bizim olduğumuz. Yukarıda değindiğim gibi; Litvanya gibi ekol olan, yüksek egolara rağmen ev sahibi avantajıyla açıklarını şimdilik ortaya çıkarmayan ve tüm şansın kendilerinden yana olan bir takıma karşı galibiyetin bizim hatalarımızla belirlenmesi bizim adımıza sevindirici. Bu hatalardan ders mutlaka çıkarılmıştır ve nazar boncuğu olarak bu yenilgiyi bir kenara koyarak ilerlemek gerekmektedir. Ayrıca bir gurup maçı olması dolasıyla kaybın çok az, kazancın çok fazla olacağını da unutmamak lazım. Biz üst düzey bir takımız ve her takımın böyle tecrübelere ihtiyacı vardır. Bir de Ömer Aşık'ın Javtokas'a yaptığı bloktaki gibi bloklara. Turnuva adeta yeniden başladı.

1 yorum:

Anonim dedi ki...

müthiş bir yazı yazanın ellerine sağlık çok güzel olmuş her satırına katılıyorum tek tutkum basketbol

Blog Widget by LinkWithin