20 Şubat 2011 Pazar

Olympiakos-Panathinaikos Mevzu Videolar


Yunanistan derbisinden fotoğrafları aşağıda yayınladık, yukarıda maç sonrası taraftarın sahayı "işgal etmesi" ve aşağıda maç öncesi meşale gösterisi yer almakta...
Kale arkaları adeta yanıyor... Maç 10 dakika geç başlıyor meşalelerden dolayı... Sonra maç içinde atılan gollerden sonra yanan meşaleler ve son dakika golü taraftar partiyi sahada bitiriyor...



19 Şubat 2011 Cumartesi

Olympiakos-Panathinaikos Mevzular


Yunanistan derbisi Olympiakos'un son dakikada bulduğu gol ile 2-1 biterken, galibiyeti kutlamak için sahaya giren taraftarlar ile Panathinaikos'lu topçular birbirine girmiş.
Cisse, Govou ve Simao arbede de arada kalan topçular olmuşlar.
Hakem Panathinaikos'un buz gibi golünü "yerken", Cisse de sağlam dayak "yemiş" çıkışta.
Fotolar aşağıda, maçın gol videoları burada.

Şampiyonlar Ligi Neyime, Benim FA Cup'ım Var


"FA Cup'ı altı defa kazandım ama gerçeği söylemek gerekirse bir kez daha kazanmak istiyorum. İlk kazandığımızı yıl 2001'di ve Cardif'teki atmosferi unutmamam, inanılmazdı. Çocukken, televizyonda sürekli FA Cup maçları izler ve ünlü futbolculara hayranlıkla bakardım, bugün bu kupayı altı kez kazanmış biri olarak, hala kazanacak olma duygusu beni heyecanlandırıyor. Bir çok futbolcu, FA Cuptan ziyade Şampiyonlar Ligi kupasını kazanmayı düşler, ama ben tersini düşünüyorum. Bir İngiliz olarak benim için FA Cup oldukça özel ve büyük bir turnuva ve onu kazanmak elde edilebilecek en büyük başarı."

Ashley Cole
Chelsea'li Futbolcu

FA Cup heyecanını anlatırken

Sezer'e Kapak Oldu


Eskişehirspor-Sivasspor maçının son dakikaları. Gün içinde iddaa tahminleri yaparken, arkadaşlar "Es-Es'e basalım" dediler," Rıza hoca Eskişehir'i, Bülent Uygun Sivas'ı biliyor, kitlerler maçı dedim", ısrar ettiler, bahis kağıdına 1 yazmadım. Hanıma, "İyi ki de Eskişehir'e oynamadık, yatardım" derken, Sivaslılar Pele'yi düşürdüler ceza sahası dışında. Pek aldırış etmedik, laflıyorduk ki muhabbeti bölen Sezer'in topu almak için yaptığı garip hareketleri oldu. Pele topu saklıyor, Sezer "mızıkçı" çocuklar gibi takım arkadaşını itiyor, topa vuruyor, almak istiyor meşin yuvarlağı. "Şu Pele şurdan bi yazsa da, kapak olsa Sezer'e" dedim hanıma. Maçı izleyen bir sürü seyirci de aynı manada sözler sarfetmiştir eminim. Başka dileğim olsaymış, gerçekleşirmiş demek, bi' çaktı ve gol.
Video yukarda...
Sezer'in de karakteri ortaya çıktı. Takımı son dakika golü ile galip geliyor, Eskişehirspor'un 10 numarası gol yemiş gibi şaşkın şaşkın bakıyor. Maç sonu Lig TV muhabirleri iki topçuyu yan yana getirince Pele, herşeyi bir unutmuş şekilde konuşurken, Sezer hala "bozuk" bir ifadeyle lafları geveleyerek "aralarında sorun olmadığını" ve "kendi formsuzluğuna kızdığı için gole sevinmediği" tarzda abuk sabuk bir açıklama yaparak olayı geçiştirmeyi yeğledi.
Olay kapanmışa benziyor, belki Pele o anı unuttu bile ama Sezer bu gece pek rahat uyuyamayacak.
Şehirde gezerken bile insanların bakışını bu olaya yoracak...
Bundan sonra Eskişehirspor serbest atış kazandığında Sezer topun başına geçtiğinde yüz ifadesini daha dikkatli inceleyin...
Hele hele bir de gol atarsa, yüzündeki rahatlığı göreceksiniz...
İşte Sezer bu gece yaşadıklarını ancak o zaman unutur...
Ya Pele'nin vuruşu gol olmasaydı?
Sezer'in siyahi oyuncuya yapacaklarının yanında Es-Es'in 10 numarasının bundan sonra yaşayacakları az bile kalır ya, neyse...

18 Şubat 2011 Cuma

"Göstereyim Cantona'yı"


'' Twitterda anneme ve babama küfür edecekler, ben de bakacağım? Olmaz öyle. Gelip sokakta küfür etsinler, göstereyim Cantona'yı''

Ali Ece

İleri 3'lü Programında neden twitterdan ayrıldığını açıklarken

Seninleyiz Hagi, Sana İnanıyoruz Hagi


“Bu kulübe her şeyini veren bir adam var karşınızda. Beni çok iyi tanıyorsunuz. Galatasaray'a yıllarını veren ve en iyisini yapmaya çalışan bir adam var karşınızda. Oyuncu ve teknik direktör olarak kazanan bir adam var. Gördüğüm kadarıyla gazetelerde benim kulübü milyonlarca Euro zarar ettirdiğim yazılıyor ama bir başka gün ‘en ekonomik hoca’ deniyor. Gerçekten şaşkınım. Artık bu oyuna son vermenizi rica ediyorum”

“Ben her şeyimi vererek güzel başarılar elde ettiğimi düşünüyorum Galatasaray'da”

“Galatasaray'daki bu fatura benim için eksi değil, artı olarak görülmeli. Devre arasında yaptığım şeyler de Galatasaray'a artı getirmiştir. Hesaplamalarınızı iyi yapın. Genç oyunculara verdiğim değer ortada. Geçtiğimiz yıllarda Arda Turan gibi bir oyuncuyu da piyasaya çıkartmıştık. Bunların görülmesi, verdiğiniz emeklerin değerinin bilinmesi gerekiyor. Doğum günümde bir şey yaptınız ve şu anda devam ediyorsunuz. Sizden saygı bekliyorum.”

“Galatasaray'a üçüncü kez gelişim de yine kritik durumdayken oldu. Galatasaray'ı bu duruma getiren ben değilim. İlk günden beri bunu söyledim. Buraya Galatasaray'ı rekabet içinde olan bir takım olması için geldim. Bu zor bir iş. 2 defa bunu yapabildik. Oyuncu olarak geldiğimde güzel işler yaptık. Teknik direktör olarak geldiğimde siz biliyorsunuz neler yaptığımı. Şu anda da görevime başlayalı henüz 2–3 ay oldu. Devre arasında bir şeyler yapıldı. Bu kadroyla 10 gündür beraber çalışıyoruz. Tamam, takım zor durumda belki ama bunun için suçlu olduğumu düşünmüyorum. Bunu başkanımıza da söyledim, şimdi herkesin önünde de söylüyorum.”

“Galatasaray'da önemli olan kazanmak ama bu bugünden yarına olacak bir şey değil. Ancak zaman içerisinde bazı şeyleri değiştirebilirsiniz. Mesleğime her şeyimi veriyorum. Futbol hakkında kendi felsefem ve kurallarım var. Bu kuralları ve felsefemi oyuncularım da biliyor. Onu dışında herhangi bir spekülasyon yapılmasın. Oyuncularımın tekrar futbol oynama zevki kazanmasını istiyorum. Bazen iyi bazen kötü oynuyoruz. Sonuçlar bazen olumlu bazen olumsuz çıkıyor. Ancak hedeflerimize ulaşmak için heyecanla çalışıyoruz. Durum bu. Galatasaray benim evim. Bu camiada çok mutluyum, bu kulüp benim için çok önemli. Burada bulunduğum süre içinde elimden geleni yapacağım. Eski Galatasaray'ı geri getirmek için her şeyi deneyeceğim. Kimseden korkmuyorum. Bir tek söyleyebileceğim şey; çalışacağım. Tek başıma değil tabii ki. Galatasaray camiasından hiç kimseye bu durum yakışmıyor biliyorum. Bu durumu değiştirmek için elimden geleni yapacağım. Kolay değil ama çalışacağız.”

“Ben sadece kendi işime bakıyorum. Gerçekten zor bir durumdayız ama camia olarak çok az konuşup çok fazla çalışmamız gerek. Mümkün olduğu kadar kenetlenmeliyiz. Özellikle de taraftarlarımız... Galatasaray'a o kadar şeyler verdim ki o kredi daha fazla olmalı. Bu evin bir adamı olarak bana, o zaman verilmeli. Çalışmak için buna ihtiyacım var.”

“Ne zaman Galatasaray kötü ben buradayım. Ne zaman Galatasaray iyi ben yokum”

“Yürümeyen işleri değiştirmek için bütün sorumluluğu alarak en az 6-7 aya ihtiyaç vardır. Devre arasında bazı şeyleri öğrendim. Sezon sonunda da bazı şeyler yapılacak. Yazdan itibaren de en iyisi olmalıyız. G.Saray'ın ne kadar büyük talepleri olduğunu kimse bana söylemesin çünkü bunları çok iyi biliyorum”

“Üç tane kalecimiz var. Zapata büyük tecrübeye sahip bir kaleci. Şampiyonlar Ligi ve Copa America tecrübesi var. Şu anda Zapata kalede. Her kaleci hata yapar, ben ona güveniyorum. Ufuk genç ve geleceği parlak bir kaleci. Aykut da kendisine ihtiyaç duyduğumuz her anda hazır oldu. Bu sezon yolumuza bu üç kaleciyle devam edeceğiz. Sezon sonunda tekrar değerlendirme yapacağız”

BBL'de 18. Hafta: Tofaş-Galatasaray


BBL'de 3 haftalık aradan sonra tekrar lige kanalize olmuş durumdayız. 18 hafta sonunda güzel bir çizgi yakaladık ve bu süreçte bir ara sakatlıklar canımızı sıksa da son derece keyif veren, her maça yüreğini koyan, mücadele eden bir takımımız olduğunu görmek çok sevindirici. Son zamanlarda yükselen bir performansımız var. Fenerbahçe maçında kaybetmemize rağmen ortaya koyduğumuz mücadele ve farkın 25 civarından 5'e kadar düşüp maça ortak olma seviyesine getirmemiz, deplasmandaki Nymburk maçının sonucu sonrası oluşan hava da artı unsur olarak gözümüze çarpsın. Pota altı oyuncularımızın yükselen performansı da cabası olsun.
18. Haftadaki rakip Tofaş. Deplasmandaki bu mücadele biz blog yazarları için de bir anlamda duygusal bir özellik arz ediyor. Sabri abi Bursa'lı malumunuz. Ben de hayatımın en güzel 4 senesini oraya vermiş olduğumdan bizim için pek muteber ve duygusal bir karşılaşma olcak. Şimdi aklıma yine Bursa Atatürk Spor Salonundaki anılar geldi. Ama onları sonra anlatırız. Hatta Sabri abi o Mehmet Okur'lu, David Rivers'lı, Rashad Griffith'li kadrosuna tanık olup onları canlı canlı izlediği için çok şanslı. Biz şimdilik bu haftanın programını verelim ve anılar güzel bir şekilde hatıramızda canlansın. Elimde o dönemin en önemli oyuncuları Mehmet Okur ve Alper Yılmaz'ın, Genç Milli takım antrenmanını izlemeye gittiğimizde, Tofaş'ın müzesinden çektiğim forma fotoğrafları var. Altta onları da paylaştık. Herkese güzel bir hafta sonu geçirmesi dileğiyle...



19 Şubat 2011 Cumartesi
13.00 Tofaş - Galatasaray Cafe Crown (Bursa Atatürk Spor Salonu)
16.00 Antalya BŞB - Türk Telekom (Antalya Atatürk Spor Salonu)
16.00 Medical Park Trabzonspor - Oyak Renault (Trabzon 19 Mayıs Spor Salonu)
17.00 Fenerbahçe - Bornova (Sinan Erdem Spor Salonu)
17.00 Olin Edirne - Banvit (Edirne Mimar Sinan Spor Salonu)
17.30 Erdemir - Mersin BŞB (Zonguldak Erdemir Spor Salonu)
18.00 Pınar Karşıyaka - Efes Pilsen (Karşıyaka Spor Salonu)

20 Şubat 2011 Pazar
13.00 Beşiktaş Cola Turka - Aliağa Petkim (Beşiktaş Cola Turka Arena)

17 Şubat 2011 Perşembe

"Trabzon da Fener'e Yenildi"


"Ben Trabzonspor'un Fenerbahçe maçını da hatırlıyorum. Trabzonspor 2-0 yenildi ve ilk yarıda bir oyuncusu sakatlanarak oyundan çıktı. O maçta bir iki futbolcusu da çok kötü oynadı. Önce herkes kendine bakmalı. Biz kendimize ve kendi işimize bakıyoruz"

Şota Arveladze
Kayserispor Teknik Direktörü

Sadri Şener'in kalecileri Volkan'ı eleştirmesini cevaplarken

Hasan Şaş'ın Carettaları

Hasan Şaş'ın geçen hafta gündem yaratan Caretta açıklamalarından sonra, herkes "çevreci" kesilirken, biz Hasan'ın o tarz laflar etmeyeceğini düşünüp, eski topçumuzun Adana Demirspor'u Süper Lige çıkaracağı sözlerini taşımıştık bloga. Zaman bizi haklı çıkardı, Hasan, Radikal gazetesine konuştu ve olayın iç yüzünü anlattı. Delikanlıdır Hasan, öyle eğilmez bükülmez, kıvrılmaz, lafı doğrudan söyler, Uğur Vardan'ın kendisi hakkında söylediklerine içermişi gazeteyi ziyaret etmiş, dökmüş içini. Uğur Vardan "Şaş" hakkındaki ön yargılı sözleri için özür dilemiş, bakalım bir hafta boyunca "Çevreci kesilip Hasan'a sallayanlar" aynı erdemi gösterebilecek mi?

İSTANBUL - Bir zamanların efsane futbolcusu, çiçeği burnunda yorumcu, son bir haftadır yaptığı açıklamayla gündemde. İddiaya göre Şaş, Adana’da katıldığı bir etkinlikte doğup büyüdüğü Karataş ilçesinin geleceğine ilişkin görüş bildirmiş. Belediye başkanlığına aday olacağını belirten Şaş, ardından da “Başkan olduğum ilk gün de Karataş’ı Adana’nın merkez ilçesi yapacağım. Karataş’ta 60 km. sahil var. Ama iki tane caretta kaplumbağası doğuracak diye burada hiçbir şey yapılmasına izin verilmiyor. Bir beş yıldızlı otel yapılsa en az 500 kişi işe girer” demiş.
Radikal olarak Şaş’ın bu yöndeki açıklamaları üzerine Serkan Ocak imzalı bir haber yapmıştık. Ben de dün bu sayfalarda yer alan “Ne yazık ki ‘Seni Caretta seni’ diyemeyeceğiz” başlıklı bir yazı kaleme almıştım.
Şaş, dün sabah telefonla aradı, önce herkesin kendisi hakkında iyi ya da kötü yorumda bulunabileceğini ama yazıda kullandığım kimi ifadeleri hak etmediğini söyledi. Ben de, kendisine olan sevgimden dolayı Hasan Şaş figürünü hep farklı bir yere koyduğumu, ama son açıklamasıyla köprüleri attığımı söyledim. Sonrasında gazetemize ziyarete geldi, yazıişleri toplantısına şöyle bir göz attı, “Beni bitirmişsiniz, artık ne yapsam boş” (!) dedi ve sonrasında konu üzerine söyleştik. İşte bu söyleşiden satırbaşları...

Önce bu ifade nerden çıktı? Doğrusu neydi, senden dinleyelim...

Adana’da bir etkinlikte Turizm İl Müdürü’ne rastladım. Karataş konusu açıldı. Ben, ilçemizin sorunları üzerine konuşurken müdür beye şunları söyledim: “Bizim yaklaşık 60 km’lik uzun ve çok güzel bir sahilimiz var. Caretta carettaların yaşam alanı ise dört-beş km. civarında. Hem onları koruyalım hem de yapılacak tesislerle yörenin işsizlerine yeni iş imkânları açalım.” Karataş’ta işsizlik had safhada ve gençler madde bağımlısı oluyor. Benim isyanım bunaydı.

Yani ortada bir ‘caretta caretta soykırımı’ yok.

Nasıl olabilir ki? Ben yıllarca orada, o küçük dostlarımızla sabahları kahvaltı yapıyorum. Yanımdan geçip denize giriyorlar. Böyle bir şey söylemem mümkün mü?

Peki bu haberler nasıl çıktı?

Nerden çıktığını bilmiyorum, sanırım internet âleminde çoğaldı.

Acaba ağzından böyle bir şey kaçırmış olabilir misin?

Yok canım, böyle bir şey kaçırılır mı, ben ne söylediğimi biliyorum.

İyi ama bu haberler çıkalı bayağı bir süre oldu, üstelik sana ithaf edilen açıklamalar üzerine haber bile yaptık. Niye yalanlama gereği duymadın?

Haberinizi görmedim, ayrıca ben ne dediğimi bildiğim için yalanlama ihtiyacı da hissetmedim. Hem bana görüşüm sorulmadı ki, nasıl cevap verseydim?

En azından, TRT Haber’de yorumculuk yapıyorsun, orada söyleyebilirdin.

Programı kendi meselelerim için kullanmak istemedim. Benim burada alındığım asıl nokta linç kültürümüz. Hemen anlamadan dinlemeden vuruluyor. Üstelik ben, bunu söylemek istemiyorum ama yöredeki madde bağımlısı birçok gencin kurtulması yönünde maddi manevi destek veriyorum. Bunu şimdi kendimi övmek için ya da “Bakın ben neler neler yapıyorum” diye söylemek istemiyorum ama son iki yılda Çapa’ya götürdüğüm bağımlı genç sayısı o kadar çok ki. Ben, onların bu durumdan kurtulmaları için proje üretilmesinden yanayım. Asıl meselem bu. İşin çevrecilik boyutuna gelince, iki yıl kadar önceydi galiba, Karataş’a gelen çevrecilerle sadece ben oturup konuştum, çay içtim.

Keşke hakkındaki haberlere ilişkin zamanında bir açıklama yapsaydın.

Evet, ama dediğim gibi önemsemedim. Üstelik ben asla duyarsız bir adam olamam. Oğlumun ismi Yusuf Deniz, sanırım bu bir şeyleri anlatır... Yazına gelince, kullandığın bazı sözcükleri asla hak etmediğimi düşünüyorum. Buraya da, “Bakın aslında ben çevreciyim, doğayla aram çok iyidir vs.” demek için gelmedim. Bana ilişkin önyargılar var, oyunculuk dönemindeki hırsımdan dolayı yerleşen bir imaj var, bu yazı silmek istediği imajla beni yeniden buluşturdu. Sözün özü, kaseti tekrar başa sarmak istemiyorum. Buraya da eğer bana ilişkin bir önyargınız varsa, bunu yüz yüze görüşerek yıkmak, ya da yıkmaktan öte, beni yakından tanımanız için geldim. Ayrıca kullanılan bazı sözcükler sadece beni değil, sevenlerimi de üzdü, kırdı.

Karşılıklı gözden geçirme

Sonuç? Doğrusu, “Ben söylemedim, bana ithaf etmişler” açıklamasının ardından ve böylesi bir ‘yüz yüze’ görüşmeden sonra Şaş’tan ve sevenlerinden özür dilemem gerekiyor. Şaş, bana o klasik serzenişte bulundu: “Keşke yazmadan önce arasaydın.” Ben de, “Deliller bu kadar ortadayken aramaya gerek görmedim” dedim. Demek ki, iki taraf da kendi konumlarını bir kez daha gözden geçirmeli; benim aramam, Şaş’ın da hakkındaki haberlere anında tepki göstermesi gerekiyormuş...

Çevreciliğini kanıtladı!

Şaş, gazete binamızın bahçesinde poz verirken bizi iğnelemeden de durmadı: “Bitkilerin içinde çekilelim ki, çevreciliğimiz anlaşılsın.”

16 Şubat 2011 Çarşamba

Behzat Ç. Gençlerbirliği'nde


Ankara'lı Behzat Ç. Gençlerbirliği başkanı İlhan Cavcav ile.
Foto TribunDergi arşivinden.

13 Şubat 2011 Pazar

Kayboluş / Ken Grimwood

1970-80lerde kitaplarını yazmış olan Ken Grimwood’u, Türkiye’de geçen sene Türkçe’ye çevrilmiş olan “Sil Baştan” romanıyla tanımıştık. O kitap, ülkemizde geçen sene en çok satan 10 roman listesinden düşmeyince, yayınevi bu sefer de yazarın ilk kitabını dilimize çevirmeyi göze almış, çok da iyi yapmış. Yayınevinin yanı sıra, her iki kitapta da konuyla özdeşleşen ve yaratıcı kapak tasarımlarıyla İlknur Muştu da görevini layıkıyla yapmış. Bence orijinal hallerindeki kapakların bile önüne geçmiş.

Elizabeth Austin, epilepsi (sara) krizleri geçiren bir genç kız. Bu hastalıktan kurtulmak için Prof.Garrick’in yeni bulduğu, beyne elektrot yerleştirilerek sara krizi başlarken, hastanın elindeki uyarıcı ile beyninin elektrik sistemini düzene sokmasına dayalı yöntemini denemeye razı oluyor. Profesör hazır beyni açmışken, ileriki deneyleri için de Elizabeth’in izniyle beyninin birkaç noktasına daha bu tip elektrot yerleştiriyor. İşte bu bilinmeyen elektrotlardan birisi Elizabeth’e hayatını başka bir insanın bedeninde geçirme kapısını açıyor.

Kitabın ilk kısımları Elizabeth’in ilk kriz zamanları ve ameliyat anları olmak üzere iki farklı zaman diliminde geçerken, kısa bir süre sonra bu iki zaman dilimi birleşip bu sefer de Elizabeth’in iki bedeni olarak iki farklı bölümde geçiyor.

Bu kitabını da okuduktan sonra şuna emin oldum ki, Ken Grimwood zaman ve insan psikolojisi üzerine ta o zamanlar derin düşüncelere sahip bir yazarmış. 35 sene önce yazdığı, içerisinde reenkarnasyon ve cerrahi müdahalelerle ilgili bölümler olan bir kitabı, zamanımızda da okuyabiliyorsak, yazarın zamanının çok ötesinde düşündüğünü ve hayal ettiğini söyleyebiliriz. Bunun yanı sıra, sara hastalığına tam erginliğe geçiş aşamasında yakalanan bir insanın yaşadığı travmaları, kendisine sosyal hayat içerisinde hep şüphe ile yaklaşılmasını, okuyucunun kendisini o karakterin yerine koyabileceği kadar güzel tasvir etmiş. Hele ki, kitabın kurgusundaki iki ana nokta olan sara krizi ile başkasının bedenine girme hadisesini bitime 100 sayfa kala o kadar akla yatacak şekilde birleştirmiş ki, bir an için gerçekten de sara krizinin sebebi bu olabilir mi diye aklımdan geçirebildi. İnsana korku hissiyatı veren elektrot 8 de ileriki sayfalarda karşımıza çıkar diye bekledim ama belki de onu tek başına başka bir hikâyede kullanmayı düşünmüştür. "Sil Baştan" kitabındaki kadar olmasa da burada da hafif erotizm içeren kısımları rahatça anlatmaktan çekinmeyerek de tarzını muhafaza etmiş.

Kendimizi zorlayıp kitapta garip duran kısımları bulmaya çalışırsak, belki Elizabeth’in saralı halini o kadar anlayışla karşılayan kocasının tedaviden sonra yaşadıklarıyla nedense çok ilgisiz görünmesi ve belki de saray soyundan gelen Philip’in geçmişini tam araştırmadan bir kadınla evlenebilmesi diyebiliriz. Ama bunlar kitabın akışını çok da rahatsız eden bölümler değil.

“Sil Baştan” romanının sonunu bağlamakta zorlanan yazar, bu sefer kitaba uyacak bir son tasarlamayı da başarmış. Hem final sahnesinde gelişme hem de kurgudaki başarıdan dolayı aslında yazarın sanki “Sil Baştan” birinci kitabıymış da, bu ikinci kitabıymış gibi duruyor. Araştırınca gördüm ki, yazar ikisinin arasında iki kitap bile yazmış. Toplam 6 kitap yazan Ken Grimwood 2003 senesinde vefat etmiş. İnternetten araştırdığım kadarıyla diğer kitapları da bunlar gibi ilgi çekici ve bu tarz tuttuğuna göre muhtemelen yakın gelecekte onlar da dilimize çevrilecektir.

Kitabın bomba kısmı: Elizabeth vericiyi kapadı. O da sarsılmış, kafası karışmıştı. Jenny’nin zihninin merkezine giriş gibi görünen bir şey bulduğunu hatırlıyordu. Sonra, ansızın, hiçbir belirti yokken, Jenny epilepsi krizine çok benzeyen bir hale girmişti.(…) Yoksa olabilir miydi? (…) Kendisi gibi biri, onun zihnini ele geçirmek için Elizabeth’le mi çatışıyordu. Fikir iğrençti, ortaçağın epilepsinin “vücuda şeytan girmesi” olduğu inancına benziyordu. Fakat o devrin insanları, acaba kısmen de olsa haklı mıydılar?
Etiket fiyatı: 18 TL
Orjinal adı: Breakthrough
Toplam sayfa: 333
İlk baskı: 1976 (ABD), 2010 (TR)
Not: 9/10

Şaka Mısın Habertürk?


Gazeteci, gazetecilik mesleğini icra eden; güncel olaylar, akımlar, konular ve kişiler hakkında bilgi toplayıp, olabildiğince tarafsız bir şekilde yayımlamaya gayret gösteren kişidir şeklinde tanımlanır bir çok kaynakta. Bir olay gerçekleşir, ardından da gazeteci bunu okuyucularına doğru bir şekilde yansıtmakla sorumludur. Peki bizde bu iş nasıl yapılır? İşte size habertürkte çıkan bir yazı ve işin aslı astarı:

Yukarda print screeni aldığımız haber 13 Şubat 2011 Pazar günü saat 12.12 itibarı ile htspor.com sitesinden alınmıştır. Ne yazmışlar:
Romanya Milli Takımı’nın Euro 2012 elemelerinde aldığı kötü sonuçların ardından görevden alınmasına kesin gözüyle bakılan teknik direktör Razvan Lucescu’nun koltuğu iyice sallanıyor.

Romanya Futbol Federasyonu, resmi açıklama yapmasa da, el altından hoca arıyor.
Bu konuda “Milli takımı kim çalıştırsın?” başlıklı kamuoyu araştırmasında Lucescu’nun yerine en güçlü aday olarak Dan Petrescu gösteriliyor.

Listede G.Saray’ın hocası Hagi de yer alıyor. Ancak Rumen halkı, milli takımı için ‘Giga’yı
daha önce yaşadığı başarısız milli serüven nedeniyle istemiyor. Hagi, %7.22’lik oy
oranıyla ancak sondan 1. sırada yer alabildi.

Romanya Milli Takımın hocası kesin olarak görevden alınıyormuş. Federasyon anket yapmış, Hagi istenmiyormuş...

Bu haberi yapanlar araştırma yapmamış, biz işi araştırdık ve bakın ne çıktı karşımıza:

Romanya Futbol Federasyonu resmi sitesinde başkan Mircea Sandu'nun yapmış olduğu açıklamadan satır başlarını inceleyelim. Ne demiş başkan:
-Şimdiki hocamız Razvan Lucescu'yu görevden alacağımız haberleri tamamen asılsızdır. Romanya Futbol Federasyonun herhangi bir B planı yoktur ve tek hedefi EURO2012 elemelerine konsantre olmaktır.
-Lucescu, bizden ve Rumen futbol çevrelerinden saygı ve güveni hak etmektedir.
-Kamuoyunun enerjisi ve düşüncesi önümüzdeki Bosna ve Lüksemburg maçlarına çevrilmelidir.
-Teknik direktörlük için ismi geçen hocalardan Cosmin Olaroiu, Dorinel Munteanu, Ioan Sabau ve Dan Petrescu gibi genç ve gelecek vaad eden biri.
-Yukardaki hocalar gibi Gino Iorgulescu ile de görüştüm ama bunu aracılarla değil, kural olarak doğrudan yaptım.

Peki bu açıklamanın tarihi ve saati ne? 12 Şubat 2011 saat 16.26.

Rumenler bir gün evvel "Biz hocamızdan memnunuz, kendisiyle yola devam edeceğiz, görevden alınacağı haberleri asılsızdır" derken, bizim gazetemiz bir gün sonra "Razvan Lucescu'nun görevden alınmasına kesin gözüyle bakılıyor" şeklinde tam tersi bir haber yayınlamakta...

Şaka gibi değil mi?

Bu neden yapılmakta?

Bu ülkede kaç kişinin umrunda ki Rumen milli takımının hocasının kim olacağı? Hiç kimsenin desek yeridir ama işin kıyısından kenarından Hagi'ye dokundurmak var ya, işte bu zevkin tadı anlatılmaz, tarifi yapılmaz...

Şaka mısın Habertürk?

Hajduk Split 100 Yaşında




Hajduk Split 13 Şubat 2011 itibarı ile 100. yılına girerken Hırvat taraftarlar etrafı yangın yerine çevirmişler... İzmir'de Göztepeliler böyle bir organizasyon ile 83. senelerini kutlamışlardı bizde, artık 100. senelerinde yakarlar bütün İzmir'i.....

Hajduk Split'in kutlamalarına ait fotolar yukarda, videolar aşağıda...




"Siz Bir Faşistsiniz"


" Özgener konuşmasında demokrasi yoktur dedi. Demokrasi yoksa kuralları nasıl uygularsınız.
Eğer demokrasi yoksa siz faşist bir diktatörsünüz. Ayrıca demokratik bir ülkede demokrasi yok diyemezsiniz.
...
Siz taraflısınız sayın Özgener! Eşit de değilsiniz. Soyunma odası basanlar için konuşmadınız, bizim arkadaşlarımız konuşunca onlara cevap verdiniz.
...
Beşiktaş'a ders veremezsiniz, ders alırsınız."

Yıldırım Demirören
Beşiktaş Başkanı

Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener'e cevap verirken

Formayı Kanlamak


Formayı ıslatmak bile zor gelirken bazılarına, Robben formasını kana bulamış bile...

Araştırmacı! Habercilik Böyle Olur

"Sene başında Hagi'nin yönetime verdiği raporda istemediği Cenk'in iki gol attığı maçta Gaziantepspor, Galatasaray'ı 3-2 mağlup etti."
Irmak Kazuk
NTVSpor televizyonu
03 Şubat 2011


"Galatasaray beni çok istedi ama ben kendim bu işten caydım. Parayla felan alakası yok. Tolunay hocamla konuştum, başkanla konuştum ve benim içim buraya ısındı burayı seçtim. Burayı seçtiğim için de mutluyum"
Cenk Tosun
Gaziantepsporlu Futbolcu
12 Şubat 2011

12 Şubat 2011 Cumartesi

Gaziantepspor:1-0:Galatasaray


Galatasaray maçlarını izlerken, tek düşündüğüm Galatasaray'ın kazanması...
Hem de ne pahasına olursa olsun kazanması...
"Galatasaray'lısın, tabii ki öyle isteyeceksiniz" diye düşünebilirsiniz.
Haklısınız lakin bunu ne ego tatmini, ne böbürlenme, ne de başka bir niyetle istemekteyim...
Tek dileğim "yalnız adam" Hagi'nin zamana ihtiyacı olduğu bu günlerde kredisini arttırması...
Evet "yalnız adam" Hagi...

Kimsenin dibe vurmuş Galatasaray'ı çalıştırmaya cesaret edemediği dönemde görevi kabul eden "yalnız adam" Hagi...

Yönetimin "koltuk davası" peşinde sürüklenirken, yalnız bıraktığı "yalnız adam" Hagi...

Taraftarın televizyon yorumcularının raiting uğruna sarf ettikleri saçma sapan sözlerinin gazıyla eleştirme yarışına girdikleri "yalnız adam" Hagi...

Sanki Rijkaard'ın kuyusunu Hagi kazmış gibi gelir gelmez bir saldırı başladı Hagi'ye...
Hem de bir kısım Galatasaray taraftarı da bu oyuna alet oldu. Ne geçecekti ellerine bilinmez, Rijkaard gitti bir daha dönmez, Hagi başarısız olsa ne olacak, Galatasaray daha da başarısız olacak, peki siz nasıl Galatasaraylısınız?

Doğum günü bile hatırlanmayan "yalnız adam" Hagi'ye rahat mı battı da geldi Romanya'dan bu çetrefilli ortama?

Hasbelkader yolu kesişmişti Galatasaray ile 15 sene evvel ve o günden bugüne kaderi bağlanmıştı sarı-kırmızıya, sırtını dönemedi en kötü anında kendisine yapılan teklife...
Fizik, moral, kondisyon, arkadaşlık, ne ad koyarsanız koyun, her bakımdan dibe vurmuş takımı ayağa kaldırmak kolay değildi lakin "fast food" toplumunun beklemeye sabrı yoktu, olacaksa hemen olsun, yoksa "defolup gitsin"...

Kazandı, kaybetti Hagi ama hep denedi, denerken kaybetti, kaybederken kendisini tanıdı, savaşmadığını gördü, savaşmaya başladı eli belinde gezen Galatasaray'lı topçular...
Bir kez sırtlarına geçirmek adına milyonların uğruna vücudunun herhangi bir bölgesini severek feda edecekleri formanın kıymetini bilmek lazımdı, bilmeyen uzaklaştırıldı gözünün yaşına bakmadan, bu milyon dolarlara transfer edilen Misimoviç olsa da, hem de alacağı tepkileri bile bile...
Bilmiyor muydu ilk kötü sonuçta Misimoviç sorusunun kendisine yöneltileceğini futbolun profesörü?

Kaybedince sinirlenmeye başlamıştı Galatasaray'lı futbolcular, umarsızca terk etmiyordu yeşil zemini, kart görüyordu, sarı da kırmızı da ama kabul etmiyordu mağlubiyeti...

"Doymuş topçuların yerine aç topçu lazım" sözüne herkes katılırken Hagi, Misimoviç ve Elano'yu bırakıp, Stancu, Culio ve Kazım'ı getirince gene eleştirilir oldu "yalnız adam".

Zaman kelimesini dilinden düşürmeyen Hagi'nin de tek dostu zaman olacaktı...
Stancu, Kazım ve Culio tercihini zaman haklı çıkardı ve çıkarıyor şimdilik... Zapata'da sırada...

Savaşan ve isteyen takımı oluşturan Hagi, kafasındaki sistemi de oturtmaya çabalayınca, gene yalnız kaldı, gene eleştirilir oldu...
"Arkası sağlam hocalar" yaptığında "deha" olacak değişiklikleri Hagi yapınca, adı "çılgın"a çıktı, hocalığı tartışılır oldu "yalnız adamın"...
Servet ve Neill gibi ağır iki stoperin yerine Servet'in yanına daha çabuk ve istekli Cana'yı koydu, destek görmedi, eleştirildi. "Cana'nın orada ne işi vardı?" soruldu, oysa bu gece Arnavut topçu o bölgede hatasız oynarken maç sonu televizyon kameralarına "Benim stoperde tecrübem var" diyerek Hagi'nin tercihini doğruluyordu...
Orta sahanın "yumuşak karnına" inatçı Sabri'yi yerleştirmeye başladı, koşacaktı, ısıracaktı, vuracaktı Sabri, Culio'yu rahatlatacaktı. Eskişehir maçında bunu yaptı, bu gece de çıkana kadar koştu, bastı, ısırdı Sabri, yoruldu çıktı...
Bir zamanlar alt yapı fabrikası olan Galatasaray'dan son yıllarda genç topçu çıkmazken, Hagi geldi, Emre'ye sarıldı, o yetmedi Anıl'a şans verdi, talih genç topçuya Konya'da güldü. Bu gece de Baros yandayken Anıl çıktı sahaya, tecrübesine bir kırkbeş dakika daha kattı...

Zaman yanında yalnız adam Hagi'nin ama şans pek dolaşmıyor etrafında bizim hocanın. Kaç maçtır saymadım, rakip ilk geldiği atakta gol atıyor, sonra çevir çevirebilirsen, maç öncesi bütün konuşmalar at gitsin çöpe... Gaziantep talihin de yardımıyla Sosa'nın önüne düşen topla ilk golü buluyor sonrasında o talih Culio'nun vuruşunda yine ev sahibinden yana kullanıyor hakkını, sevindirmiyor yalnız adam Hagi'yi...

Hagi üzülürken, ben daha da üzülüyorum ama biliyorum ki güzel günler yakın...
Herkese inat beklemedeyiz o aydınlık günleri...
Ve o kadar da eminim ki, bugün yalnız olan Hagi, o günlerde yine omuzlarda olacak, manşetleri süsleyecek...


Stat: Kamil Ocak
Hakemler: Yunus Yıldırım, Muhittin Gürses, Mustafa Sönmez
Gaziantepspor: Karcemarskas, Elyasa, Emre Güngör (Dk. 55 Yalçın), Murat Ceylan, Ivan De Souza, Dany Nounkeu, Sosa (Dk. 76 Olcan Adın), Cenk Tosun, Wagner (Dk. 87 Zurita), Hürriyet, Popov
Galatasaray: Zapata, Lucas Neill, Lorık Cana, Hakan Balta, Serkan Kurtuluş, Culıo, Stancu, Sabri (Dk. 64 Yekta Kurtuluş), Anıl (Dk. 46 Mılan Baros), Servet, Kazım
Gol: Dk. 4 Sosa (Gaziantepspor)
Sarı kart: Dk. 90 Karcemarskas (Gaziantepspor)

Catchings, Karakter Gösterisi & Fenerbahçe Galibiyeti


Öncelikle Tamika'ya değinmek lazım. Uzun süredir kulüp ve Catchings arasındaki görüşmeler devam ediyordu. Geldi, gelecek, gelmiyor derken tekrar Florya'dan içeri giriverdi Amerikalı yıldız. Tamika'yı uzun uzadıya anlatmayacağım. Tamika, dünyadaki en iyi 10 oyuncuyu saysanız içine rahatlıkla girer. Bana göre de en iyisi. Savunması, hızı, atletizmi,saha görüşü, liderliği, karakteri ile gittiği her takıma sınıf atlatan bir yapısı var. Ve bu alanların tümünde belli bir seviyenin üzerinde olup elit sınıfına giren tek oyuncu belki de. Kısacık bir örnek verelim: WNBA'de aktif sporcular içinde, tüm zamanların sayı, ribaunt, asist, top çalma ve blok kategorilerinin hepsinde ilk 25'e giren başka bir oyuncu yokken, Tamika bu apoleti omzuna takmış bir yıldız olarak karşımızda parlıyor. Onun takıma katkısı geçen seneki kaotik dönemde pek görülmemişti. Ancak bu sene geldiği takıma direk katkısı oldu. Nasıl mı? Birazdan geçeceğim ama öncelikle Euroleague'deki Fenerbahçe yenilgilerine değinmek gerek.

Bildiğiniz gibi Fenerbahçe'nin en önemli 2 oyuncusu Diana Taurasi ve Penny Taylor çeşitli sebeplerden ötürü takımdan ayrıldılar. Fenerbahçe onların yerini doldurdu ancak Jekabsone dışında üst seviye katkı verecek değil diğer transfer ettiği oyuncular. Bu noktada Fenerbahçe'yi yenmek daha kolay dile getirilebilirdi. Çünkü yeni gelen oyuncuların uyum süreci takımımız için bir avantajdı ancak Fenerbahçe'nin halihazırda iyi olan kadrosu yeterli mücadeleyi göstermeye de yetecekti. Kabul da ediyorum ki Fenerbahçe kendi evindeki maçı rahat kazanırdıve kazandı. Ancak 2 maçta, yani evimizde oynadığımız maçtaki kötü görüntümüz kesinlikle konuşulmalı. Galatasaray takımı kötü oynayabilir ancak karakter göstermeden, ruhsuz bir şekilde mücadele edemez. Biz taraftarları da en çok üzen buydu. Sonuçta Euroleague'den elendik ve artık kendimizi, düşüncelerimizi, lige kanalize ettik.

Evet Catchings geç geldi. Erken gelse her şey çok rahat değişebilirdi. Ve belki de Avrupa ligi maçlarında Fenere karşı bugünkü gibi bir galibiyet elde edebilir, müthiş bir karakter sergileyebilirdik. Bugün kü Fenerbahçe galibiyetini Tamika'ya bağlamak yanlış olur ancak 1 hafta içinde takımın bu şekilde evrilmesini de es geçmemek gerek. Tamika, Galatasaray forması ile ilk maçında 8/16 isabetle 17 sayı, 7 ribaund, 3 asist, 2 top çalma ile oynadı ve en skorer isim oldu. Sanki bu kızcağız aylardır takımla çalışıyormuş ve takımın önemli bir ismiymiş gibi. Evet önemli bir ismi olacak kesinlikle ama ilk maçında takıma bu denli etkisi muazzam gerçekten. Takım da onun gelişiyle birlikte tekrar ayağa kalktı. Catchings'in bu Spartacüs vari edası ve etkisi kesinlikle çok önemli. Bugün gördük ki Işıl da rahatladı, Bahar da, Augustus da, en önemlisi Fowles da. Fowles bugün çok rahat oynadı çünkü 2'li sıkıştırmalar daha az geldi kendisine. Takımımız da yüzdeli oyunuyla ilk periyotta maçı koparacağının sinyallerini verdi. Kenardan gelenler de çok iyi katkı vererek farkın kapanmasına engel oldu. Galibiyet bu şekilde geldi ancak en önemlisi Karakter ortaya koydu Galatasaray. Kaybetmemeleri ve bir çığ etkisi ile büyümeleri dileğiyle...


Yer: Abdi İpekçi Spor Salonu / İSTANBUL
Rakip: Fenerbahçe
Tarih: 12.02.2011

Tuğba Palazoğlu: (16:17, 9 sayı, 2 asist, 1 top kaybı, 3/5 şut)
Doneeka Hodges: (14:26, 7 sayı, 2 ribaund, 1 asist, 2 top kaybı, 3/5 şut)
Bahar Çağlar: (24:24, 4 sayı, 3 ribaund, 3 asist, 2 top kaybı, 2/5 şut)
Işıl Alben: (27:17, 9 sayı, 8 ribaund, 3 asist, 2 top çalma, 1 top kaybı, 3/10 şut)
Tamika Catchings: (29:37, 17 sayı, 7 ribaund, 3 asist, 2 top çalma, 3 top kaybı, 8/16)
Melisa Can: (18:00, 4 sayı, 2 ribaund, 1 top çalma, 2 top kaybı, 2/3 şut)
Seimone Augustus: (31:18, 10 sayı, 4 ribaund, 4 asist, 1 top çalma, 1 top kaybı, 5/8)
Sylvia Fowles: (37:36, 16 sayı, 8 ribaund, 2 top çalma, 2 top kaybı, 8/14 şut)

1. ÇEYREK: 26-15
2. ÇEYREK: 14-22 (40-37)
3. ÇEYREK: 25-14 (65-51)
4. ÇEYREK: 11-15 (76-66)
(fotoğraflar ve istatistikler resmi siteden)

Steven Gerrard'dan İnciler

Fernando Torres'in transfer rekorları kırarak Liverpool'dan Chelsea'ye transferi sonrası herkes yorum bildirirken, İspanyol topçunun en iyi arkadaşlarından biri olan "adam gibi adam" Steven Gerrard da Dailymail'e hem eski golcülerinin transferi hem de kendi geleceği hakkında açıklamalarda bulunmuş, ultras/Movement okurları için tercüme ettik, buyurun:

"Kariyerim boyunca bir çok defa transfer teklifi aldım ve bunların bir çoğu da insanın başını döndürecek türdendi ama hepsine başımı çevirdim. Şimdi artık o günler geride kaldı, bu yaz 31 yaşında olacağım ve artık hiç bir yere gitmeye niyetim yok. Geri dönüp kariyerime baktığımda asla bir pişmanlık yaşamadım ve verdiğim kararlarımdan dolayı da mutluyum, sadece Liverpool'u bıraksaydım pişman olabilirdim. Liverpool'la aramdaki bağı bilmeyen insanlar bu söylediklerimi anlayamazlar, onlar benim hakkımda yargılarda bulunup "Liverpool'u bıraksaydı ve teklifleri değerlendirseydi, daha fazla para kazanıp, daha çok kupa kazanabilirdi" diyeceklerdir fakat bu benim için önemli değil, ben hala Liverpool ile başarılar elde edebilirim."

"Beni düşünen, beni seven ve etrafımda yaşayan insanlarla başarılarımı paylaşmak benim için çok önemli. Onlarla aramdaki ilişki oldukça özel."

"Jamie Carragher ve benim için Liverpool'un yeri çok farklı. Dünyanın her yerinde milyonlarca taraftarımız var ve onlara karşı büyük sorumluluk duygusu içindeyiz. Taraftarımız bize güveniyor ve biz bu sorumluluğu evimize de taşıyoruz, hayatımız da bundan etkileniyor. Jamie ve benim için futbol sadece iş değil, ondan da öte bir şey."

"Kulübün yeni sahipleri John W Henry ile Tom Warner ve menajer Dalglish'in Liverpool'a gelmesi ile takım şimdi daha mutlu ve yıllardır bulunduğu durumdan daha iyi bir yerde. Kulübün yeni başkanlarıyla sık sık konuşma şansı buluyorum ve işlerine oldukça bağlı kişiler olduklarını anlayabiliyorum bu görüşmelerden. Her ne kadar eski sahiplere olan güvenimi acı şekilde ödesem de, ben John W Henry ile Tom Warner'a çok fazla güveniyorum. Özellikle transfer dönemin sonlarında yaptıkları beni oldukça fazla etkiledi. Ayrıca, son üç-dört haftadır takımı eski günlerine getirmek için olumlu işler yaptılar, biz de iyi sonuçlar aldık. Takımdaki arkadaşların yüzleri gülmeye başladı, işe gitmeyi tekrar sevmeye başladım."
"Dalglish takımın havasını tamamen değiştirdi. Öncelikle ve en önemlisi oldukça iyi bir insan. Kariyerim boyunca bana çok yardım etti, menajer olarak takıma gelmeden de sürekli tavsiyelerde bulunup, benimle ilgilendi. Bu görevi ne kadar çok istediğini biliyordum ve menajer olarak Liverpool'a geldiğinde oldukça mutlu oldum. Takımı çok ileriye götüreceğine inancım sonsuz ama hocalığın da sonuçlara endeksli olduğunu unutmamak lazımken, kendisiyle olan sözleşmenin uzatılma isteği oldukça sevindirici"

"Kenny, takımdaki herşeyi bir araya getirdi. Son yıllarda Liverpool'daki her türlü "kirli çamaşır" basına sızdırılıp, hakkımızda sayısız kötü haber yapıldı. Takımın böyle yönetilmesi benim tarzım değildi. Kenny geldi ve ilk yaptığı iş taraftarlar ile futbolcuları bir araya getirmek oldu. Oyuncular şimdi hocaları için oynuyorlar ve bunu son maçlarda açık bir şekilde görebiliyorsunuz."

"Torres'in 50 milyon pounda Chelsea'ye gideceğini duyduğumda çok üzüldüm, neredeyse şok oldum. Fakat, yine de ayrıldıktan sonra kendisini aradım. Aramızda kötü duygular yok. Fernando ile çok iyi arkadaşız. Liverpool için bir çok muhteşem gol attı ve benim de kendisiyle unutulmaz anılarım var. Torres ile oynamaktan zevk alıyordum, bu nedenle bir takımdan başka takıma giden bir oyuncu ile birden arayı bozup, onu eleştirmeye başlamanın bir anlamı yok. Fakat, o benim neler hissettiğimi iyi bilecektir. Ayrıca, Fernando oldukça zeki biridir ve Liverpool taraftarının da ne kadar üzüldüğünü anlayacaktır."
"Elbette Fernando'nun Liverpool taraftarı ile arası iyiydi ve onları seviyordu ama Anfield'ta kupa kazanamayacağından korkup, kendisi için bu emelini gerçekleştireceği yer olarak Chelsea'yi uygun görmüş olmalıdır. Bu kendisinin kararıdır ama ben, Liverpool'da büyük başarılar elde etmek için onun bana ve diğer futbolculara yardım edeceğini düşünüyordum. Fakat, herkes kendi kararını verir ve kendi hayatını yaşar ve bize de o karara saygı duymak düşer. Ben sadece bu ayrılığın gerçekleşmiş olmasından üzgünüm."

"Torres'ten sonra işler yine de iyi gidiyor. Oldukça yetenekli iki futbolcu ile sözleşme imzaladık ve sezonun geri kalanı için daha iyimser düşünebiliyorum. Andy Carroll ve Luis Suarez ile Torres'in boşluğunu doldurduk. Rakipler için müthiş ürkütücü bir ikili olacaklardır. Kulübün sahipleri Fernando'yu satmak istemediler, son bir kaç haftayı onu Liverpool'da tutmak için çaba sarfettiler ama bir oyuncu ayrılma kararını verdiyse, onun önünde durmak anlamsız. Eğer burada kalmak istemiyorsa, ondan nasıl verim alabilirdik ki?"

"Şimdi tek düşüncem, Liverpool beni istediği müddetçe elimden geleni yapmak takımım adına. Fakat ondan sonrası için emin değilim, şehirden ayrılmayacağım ama bu kadar uzun yıllar futbol oynadıktan sonra da ne yapacağımı bilemiyorum. Futbolun içinde kalmak ile futbol dışında bir hayat sürdürmek arasında sürekli gelip gidiyorum."

"İnsanlar Jamie'nin gelecekte menajer olacağını söylemekteler. Benim için de aynı geleceğin olup olmayacağını bilmiyorum ama Jamie'nin başarılı bir hoca olmak için futbol bilgisinin yanında kazanma azmi de var. Onun oyun bilgisi müthiştir. Menajer olup olmamak onun kararı ama bir gün Jemie'nin takımı çalıştırdığını görmek hayattaki en büyük dileklerimden biri. Her ikimiz de çok sevdiğimiz bu kulübe her zaman yardım etmek isteriz."

11 Şubat 2011 Cuma

Agger ve Dövmeleri



Liverpool'un Danimarkalı savunmacısı Daniel Agger vücudunda ülkesinin tarihini kazıtmış...
Dövmede son nokta bu olsa gerek...

"Adana Demir'i Süper Lige Çıkartırım"


“Adana Demirspor ile ilgili bana teklif gelir ve sabredilirse takımı üç yıl içerisinde Süper Lig'e çıkarırım. Buna hazırım. Ama Adana seyircisi buna hazır mı, onlara sormak lazım.”

Hasan Şaş
Galatasaraylı Eski Futbolcu

Geleceğe yönelik planlarını açıklarken

10 Şubat 2011 Perşembe

2 Günde 7 Penaltı


Antalya'nın Mardan Stadı dün ve bugün oldukça "şaibeli" iki maça ev sahipliği yaptı. Dünyanın her tarafında ulusal takımlar hazırlık karşılaşmalarını yaptıkları günlerde dün de Antalya'da Bolivya ve Letonya karşı karşıya geldi. Macar hakem Krisztian Selmeczy'nin yönettiği maç Letonya'nın 2-1 üstünlüğü ile biterken, gollerin üçü de "tesadüf" eseri penaltıdan geldi. Dünkü karşılaşma pek kimsenin dikkatini çekmezken, bugün aynı stadda oynanan başka bir hazırlık karşılaşması ise oldukça konuşulacağa benziyor zira Bulgaristan ile Estonya'nın karşılaştığı maçı yine Macar Krisztian Selmeczy yönetti ve karşılaşma 2-2 biterken, dört gol de yine penaltıdan geldi. Bulgarlar adına penaltıları gole çeviren Gaziantepspor'lu İvelin Popov olurken maçın golleri burada. Bulgarlar, Macar Futbol Federasyonun FIFA ve UEFA'ya maç yönetmesi için bildirdiği hakemler arasında ismi olmayan bu hakemin böyle bir karşılaşmayı hangi sıfatla yönettiğini sorgularken, ardı ardına oynanan iki karşılaşmanın da "üst" bitmesi nedeniyle bu işin içinde "bahis skandalının" olmasından şüphelenip, FIFA ve UEFA'nın soruşturma açmasını beklemekteler. Estonya Federasyonundan yapılan açıklamada ise maçı organize eden şirketle bir daha maç planlaması konusunda çalışmayacakları belirtildi.

5 Şubat 2011 Cumartesi

İyi ki Doğdun Hagi

İyi ki doğdun Hagi...
İyi ki 96 senesinde yolun bizimle kesişti...
İyi ki seni tanıdık...
Ve herkesin kaçtığı bir dönemde
iyi ki yine bizi bırakmadın...
Doğum Günün kutlu olsun Hagi...
Bugün her zamandan daha fazla, herkese inat seninleyiz Hagi...

Olay Gün:21 Eylül 1986 Pazar

Lig TV'nin severek izlediğim "21" programında bu hafta unutulmaz hakem hataları işlenmişti ve bir numara da Ankaragücü-Beşiktaş maçında hakem Ahmet Akçay'a çarparak gol olan pozisyon seçilmişti. O maçla ilgili zamanın gazete arşivlerini tararken, aynı gün içinde Türk futubolunda gündem olan bir çok gelişmenin varlığına şahit olduk.
21 Eylül Pazar günü aslında Fenerbahçe-Galatasaray derbisine sahne olmuş. Prekazi'nin 87deki vuruşunda direkten dönen topu Uğur kaleye yollayınca Derwall'in takımı 2-1 galip gelirken, Fenerbahçe'nin 1-0 öne geçtiği gole hakemin asisti damga vurmuş. Pesiç'in vurduğu top auta giderken hakem Aykan Köseoğlu'na çarpan top Kayhan'ın önünde kalır, o da Şenol'a paslayınca ev sahibi öne geçmiş olur. Galatasaray, ardınca Raşit ve Uğur ile 2 gol bulunca hakemin gündemden düşmüş...
Ama güne damgasını vuran hakem olayı Ankara'da gerçekleşmiş. Karşılaşma golsüz giderken, ev sahibi ekipten Kemal Yıldırım'ın vurduğu top ceza sahasında "aksiyon" bölgesinde bulunan hakem Ahmet Akçay'a çarpınca Fenerbahçe-Galatasaray maçında hakeme çarpıp oyuncuya pas olan topun aksine meşin yuvarlak Beşiktaş kalesine girince Türk tarihinde belki gol atan ilk hakem oldu ve yukardaki manşeti de hak etmiş.
Pazartesi günü sadece hakemler konuşulmadı, aynı zamanda taraftar mevzuları da gündemdeydi. Fenerbahçe-Galatasaray maçı öncesi sabahlamak üzere toplanan taraftarlar olay çıkarınca 350 kişi göz altına alınmış. Kızıltoprak tren istasyonunu dağıtan alkollü taraftarlar, polis tarafından yakalanıp, Kızıltoprak, Küçükbakkalköy, İçerenköy karakollarına götürülmüş lakin sayı o kadar fazla olup, bu mekanlar taraftarlara yetmeyince, otobüslerle Bostancı'ya taşınmış derbi öncesi sabahlayan taraftarlar. Yapılan sorgulama sonrası asker kaçakları ve üzerinde "emanet" taşıyanlar tutuklanırken, diğerleri serbest bırakılmış...
Olaylar sadece derbiyi bekleyen taraftarların mevzuları ile kalmamış, maç sonrası İlyas, kendisine laf atan Fenerbahçelilere karşılık verince, Galatasaray'lı topçu tartaklanırken, araya giren Fenerbahçeli Cem Pamiroğlu da kendi taraftarının tepkisini almış.
Ankara'daki Ankaragücü-Beşiktaş maç öncesi de taraftarlar birbirine girmiş, üç kişi yaralanmış, polis araya girmiş ama maç sonrası taraftarlar tekrar bir araya gelip, gene kapışmışlar.
Vefa stadında da "futbol dilencileri" hareketli anlar yaşamışlar, Karagümrük-Sakaryaspor maçı sonrası yeşil-siyahlılar telleri aşıp, sahaya girmeye çalışmışlar, emniyet buna müsade etmeyip Sakaryalıları dışarı çıkarınca, burada da Karagümrüklülerin taş yağmuruna tutulan taraftarlar ile ev sahibi taraftarlar birbirlerine girmişler, Sakaryalılar önlerine gelen 34 plakalı arabaları parçalamışlar...
Mevzulardan son haber de Beyoğluspor-Kartal maçından gelmiş. Kartalspor'lu taraftarlar rakip futbolcuları kıyasıya dövmüşler...
Ne hareketli bir günmüş, yazarken yoruldum...

Boğazlıklara Yasak Geliyor

Son yıllarda futbolcular arasında "moda" olan boğazlıklara (boyunluk) FIFA tarafından yasak gelmesi bekleniyor. İngiltere'de özellikle Tevez, Nasri, Adebayor'un taktığı boğazlıkların futbolcuların sağlığını tehlikeye attığından dolayı yasaklanması gündemde. FIFA'dan bir yetkili: "Tamam, futbolcular bunu soğuktan korunmak için kullanıyor ama eğer futbolcu gole giderken, rakibi onu arkasından boğazlığından çekerse, boynu kırılabilir" diyerek boğazlıklar konusundaki düşüncelerini açıklarken, aynı zamanda özellikle Robben'in fazlaca tercih ettiği içliklerin de şortlar ile aynı renkte olması konusunda kural çıkması beklenmekte. Bunların yanında, FIFA, serbest vuruşlarda barajın duracağı yeri işaretleyen spreylerin kullanılması ve oyuna hangi durumlarda ara vereceğini de karara bağlayacak.

CSKA Taraftarı Türkiye'ye Geliyor

Dün gece Sliven'de bulunan CSKA Sofya Fan Club'ın sekizinci yılı kutlamalarına katılan kırmızı-beyazlıların taraftar grubu lideri Dimitar Angelov, nam-ı diğer Duce, önümüzdeki günlerde Türkiye'ye deplasman yapacaklarını açıkladı. Hafta içi Sofya'da CSKA voleybol takımının Ziraat Bankası'nı 3-2 yendiği maçın rövanşında Ankara'da takımlarını yalnız bırakmayacak olan taraftarlar, maçın ardından da futbol takımının kamp yaptığı Antalya'ya geçip, CSKA'nın Polonya takımı Gurnik ile oynayacağı hazırlık maçında futbolcularını destekleyecekler. Kırmızı beyazlı takım Bulgaristan A Grupanın devre arasında hazırlık kampının ikinci bölümü için iki gündür Türkiye'de ve dün oynadığı Ludogorets maçını 2-0 kazandı. CSKA'lılar ikinci döneme hazırlık yaparken, bir yandan da Markinyos, Platini, Delev, Stoyanov gibi değerli topçularını Rus kulüplerine satmanın da hesapları içinde. Bizde transfer dönemi kapanmadan gelselerdi Antalya'ya, belki Delev'i kapabilirdik ama geçti artık...

Futbol Romantizmini Yitirdi

"Her ne kadar bana hain deseler de ben eski takım arkadaşlarım ve taraftarlarım için her hangi bir şey söylemeyeceğim. Futbol artık romantizmini yitirdi. Chelsea forması öpmem konusunda da, ben ne Atletico formasını, ne de Liverpool formasını öptüm, Chelsea formasını da öpmeyeceğim, bu nedenle sadece gollerimi atıp işimi yapmayı düşünüyorum."
Fernando Torres
Chelsea'li Oyuncu
Liverpool'dan Chelsea'ye transfer sonrası ilk beyanatını verirken
Aşağıda da forma öperken:

4 Şubat 2011 Cuma

"Çembere Git Şurda"

Dün gece Efes Pilsen, maç nasıl kaybedilir dersi verirken, maçı anlatan Melih Gümüşbıçak da televizyon başındakiler gibi kendinden geçti kaybedilen son topla beraber...
Kerem topla içeri daldığında ya basket ya da faul beklentimize, Kerem'in karşısındaki savunmadan çekinip, topu dışarı çıkarması sonrası Melih Gümüşbıçak coştu tabii:

"Kerem niye kendin gitmiosun?
Kerem niye kendin gitmiyosun?
Çembere git şurda!!!"

Sonuna bir "lan" ya da "a... k..." eklemediği kaldı Melih'in o hışımla söylenilen cümlenin...

Efes'liler oldukça üzülmüştür bu pozisyona, ben ise Kerem'in Galatasaray'da oynadığı günleri aklıma getirdim... O yıllardaki "çaylak" Kerem, aldığı toplarla pota altına kadar gider, hatta rahat turnike bırakacağı yerde topu çembere değil de hep yanındaki bir arkadaşına çıkarıp, sorumluluktan kaçardı. Tabii, zamanla kendini çok geliştirdi, "el yakan" son topları oynar oldu, maç kazandırdı ama dün bu işe cesaret edemedi...
Ne diyelim sağlık olsun ama
"çembere gitseydin şurda be Kerem"

3 Şubat 2011 Perşembe

Gaziantepspor:3-2:Galatasaray


demiştik Bursa maçının ardından Hagi için yaptığımız video klipte. Kim ne derse desin, yerse de övse de bu takım bizim ve iyisi ile kötüsüyle, en mutlu günümüzde, en berbat zamanımızda Galatasaray'lıyız işte, yok ki ötesi deyip, tarafımızı belli edelim...

Bu gece Gaziantep'te oldukça ilginç bir maç izledi tribünde ya da televizyon başında olanlar. "Skor" yazarları kim bilir kaç kez "delete" tuşuna bastılar gazetelerinin kendilerine armağan etti laptoplarının. Ev sahibi Gaziantepspor'un ilk atağında Galatasaray'ın gol yemesinin ardından "Galatasaray'da değişen bir şey yok" temalı yazılar yazmayı planlarken, Kazım'ın beraberlik golü ve devreye girerken "bizim çocukların" oyun hakimiyetini ele geçirmesi sonrası "eh işte" ye dönen yazı ana fikri, Stancu'nun golü sonrası, gönülsüzce "Galatasaray, Stancu'yla güzel" şekline "eğilip bükülürken" , ardından ev sahibinin gelen golleriyle rahat bir nefes alıp yine Hagi'ye yöneliverdi eleştiri okları sevgili "skor yazarlarının"...

Gaziantepspor, Tolunay Kafkas'ın takıma gelmesi sonrası yeniden bir oluşum sürecine girdi ve ligin başlarında galibiyete hasret kalmalarına rağmen, her geçen hafta takım olma yolunda aşama kaydettiler ve kendilerini üst sıralara getiren puanları da "cebe" indirdiler. Devre arasında yapılan transferlerle de güçlenen Antep, ligin ortalarında yerini garantilemişken, Galatasaray gibi Avrupa'ya gitmenin yolu olarak Türkiye Kupasını seçen takımlardandı ve iç sahada oynayacakları karşılaşma onlar için oldukça önemliydi, maça da bu bilinçle çıktılar. Bursaspor mağlubiyeti sonrası lig yolundan ilerleyip Avrupa'ya ulaşmanın çetrefilli olduğu Galatasaray için de kupa tek hedefti artık. Şampiyonluk yolunda yarışanlar Türkiye Kupasını "eziyet" olarak görürken, bu hedeften sapanlara "can simidi" gibi gelen "haftaiçi maçına" Hagi, kalede Zapata'yı görevlendirerek başlamıştı. Yeni gelen bir kaleci, hele de yabancı olup, dil sorunu yaşıyorsa, takıma uyum sürecinde bir müddet kenarda olmasından yanayım, Hagi de bekletti Kolombiyalı'yı Bursa'da ama Ufuk'un Vederson'dan "kötü" bir gol yiyip, "sağolsun medya!" genç kaleciye o golü unutturmayınca, Zapata, Galatasaray için kritik olan mücadelede devraldı eldivenleri. Üç gol yemesine rağmen, kötü bir oyun da çıkarmadı yeni file bekçisi, Romanya'da yaptığı gibi oynadıkça daha da iyi olacağı mesajı aldım kendi adıma. Mondragon'un referansını da unutmamakta fayda var...
Yenilerden bahsetmeye başlamışken, Stancu'yla da devam edelim. Sivasspor ve Bursaspor maçlarında sonra oyuna girmesine rağmen, ayağına topu yakıştıran genç Rumen, bu gece transferine "dudak" bükenlere attığı golle futbol dersi verdi desek yeridir. Maç içinde bir kanattan çapraza attığı pasların, takım arkadaşlarına alıştığında "asist" olacağı mesajını verirken, Galatasaray'ın ikinci golünde topu kontrol edişi, kafasını kaldırıp kaleye bakması ve ayak içiyle sert bir kesme vuruş sonrası kaleciyi ceza sahası dışından avlaması kalitesini ispatlıyordu Stancu'nun. Buna benzer goller Romanya kariyerinde bol miktarda yer almakta Stancu'nun, bu gece de bize tattırdı, alıştırdı, devamını bekleriz artık... Biz kendi çapımızda, elimizden geldiğince internetin nimetlerinden yararlanıp, "nacizane" futbol tecrübemizle Rumen oyuncunun kumaşının kaliteli olduğunu saptamışken, medyada boy gösteren "futbol hocaları" nedense veto etmişlerdi Stancu'yu, "Olmaz!, Yakışmaz!, Kimdir?, Romanya Ligi nedir?" laflarını ağızlarından salyalar saçarak sarf ederken, eleştirinin de "içine etmişlerdi."

Bu eleştirme hastalığı öyle bir illet ki, sinsice insanın içine girdi mi, sevinçte de üzüntü de, kıskançlıkta da, nispette de kendini sürekli gösterip, insana "dayanılmaz bir haz veriyor" anlaşılan. Maç sonrası NTV Spor televizyonu adına canlı yayına bağlanan Irmak Kazuk, Gaziantepspor'un iki golünü atan Cenk Tosun'u överken "Sene başında Hagi'nin yönetime verdiği raporda istemediği Cenk" diye cümleye başlayabiliyor. Bir taşla iki kuş! Haber yaparken, Hagi'ye de vermek lazım ayarı! Televizyon başındakiler daha kendi kendilerine "Nasıl yani, istememiş mi bu çocuğu Hagi?" sorusunu sorarken, ikinci bağlantıda başka bir bomba patlıyor:"Belki de Hagi'nin istemdiği Cenk" e dönüşüyor saptama. Belki! Az önce rapordu, sonra belki...

Eleştiriler "bel altını" hedeflemeden de yapılabilir pek tabii ki, gazetecilik ahlakı bunu gerektirmez mi? Hagi, neden Neill'i ön liberoda oynatıp, Cana'yı stoperde kullandı yergisi mantıklı gözükebilir, lakin futbolcularla idman yapan ve takımın sorumlusu Hagi'dir ve onun da insiyatif kullanma şansı vardır. Öte yandan, Kewell'ın Asya Kupasında oynadığı onca maçtan sonra dinlenmeden çıkıp da Antep'te de elinden geleni yapıp, oyunun son çeyreğinde fiziksel olarak düşmesi görülmeyip" Kewell'ın yerine Aydın girer mi?" eleştirisi de ne kadar masum sizce?
Zamanın tek çare olacağı Galatasaray için, bir ay sonra iç sahada yapılacak rövanş maçı öncesi deplasmanda alınan 3-2lik mağlubiyet her ne kadar yine kanatsa da kalpleri, "karalar bağlayacak" kadar da kötü olmadığı bir gerçek. "Ortalığı bulandırmaktan" nemalananların oyununa gelmeyip, taraftar gibi takımın arkasında bulunalım yeter... İyi günler yakın...

Stat: Kamil Ocak
Hakemler: Özgür Yankaya, Volkan Narinç, Asım Yusuf Öz
Gaziantepspor: Karcemarskas, Yalçın, Elyasa, Murat Ceylan, Ivan De Souza (Dk. 71 Şenol Can), Zurita, Dany Nounkeu, Cenk Tosun, Wagner, Olcan Adın (Dk. 71 Sosa), Popov
Galatasaray: Zapata, Lucas Neill, Lorik Cana, Servet Çetin, Hakan Balta, Yekta (Dk. 46 Mustafa Sarp), Culio, Stancu, Sabri, Kazım (Dk. 69 Milan Baros), Kewell (Dk. 64 Aydın)
Goller: Dk. 17 ve 78 Cenk Tosun, Dk. 67 Elyasa (Gaziantepspor), Dk. 38 Kazım, Dk. 63 Stancu (Galatasaray)
Sarı Kartlar: Dk. 14 Murat Ceylan, Dk. 41 Wagner, Dk. 79 Elyasa, Dk. 86 Şenol Can (Gaziantepspor), Dk. 14 Stancu (Galatasaray)

Blog Widget by LinkWithin