4 Eylül 2010 Cumartesi

İstanbul Hatırası / Ahmet Ümit

Paris’in, Viyana’nın, Venedik’in hatta Amerika'daki tarih yoksunu bilumum kentlerin dekor olarak kullanıldığı birçok ünlü polisiye-gerilim romanı okurken, İstanbul da kendine has tarihiyle, yapıtlarıyla ve insanlarıyla böyle bir hikâyenin dekoru olmayı hak etmiyor mu diye düşünürdüm. Bunu düşünürken bir yandan da örneklerine benzetilmeye çalışılarak bir nevi özentiliğe yol açabilir diye de endişelenirdim. İşte bu roman, endişeleri kenara koyup, raflarda arşiv olarak kalabilecek, İstanbul’u sadece dekor değil bir kahraman olarak kullanan bir kurgu olma niteliğini taşıyor.

7 tepeli İstanbul’da, 7 tarihi döneme atıfta bulunulan, 7 sikkeli, 7 adet cinayet. Her ne kadar roman polisiye olarak geçse de kitapta aşk, dostluk, intikam ve tarihi konular da aynı oranda işlenmiş. Hatta bazen diğer konular o kadar öne çıkıyor ki klasik “Katil kim çıkacak acaba?” sorusunu unutup; bazı kısımlarda kurulmuş çilingir sofrasının, bazı kısımlarda İstanbul’un tarihinin, bazı kısımlarda da İstanbul’da yapılan bir kültür gezisinin tadını çıkarıyorsunuz. Bunların hepsini, özellikle de ansiklopedik bilgi değeri taşıyan tarihi bilgileri, okuyucuyu sıkmadan ve aynı zamanda romanın akışına da uydurarak yedirmek ancak böyle bir ustaya nasip olabilirdi. Kitap sonundaki “yararlanılan kaynaklar” kısmını görünce, yazar romanda sırıtmaması için kim bilir hangi bilgileri feda etmiştir diye de merak ediyorsunuz.

Romanda daha önce bilmediğimiz birçok tarihi olayı öğreniyoruz. Tarihin bir döneminde, İmparator Jüstinyen'in Ayasofya Kilisesi’ni yaptırırken kubbesini taşıyan sütunlara aşkı Thedora için isimlerinin baş harflerini işlettiğini öğrenirken; diğer döneminde, Mimar Sinan’ın aşkını ilan edemediği Kanuni’nin kızı Mihrümah Sultan için yaptığı camilerin hikâyesini okumak insana ayrı bir keyif veriyor. Kitap yabancı dillere çevrilirse bu tip hikâyelerin etkisiyle bence kesinlikle İstanbul’a gelen turist sayısında artış yaşanacaktır. Bunun yanında, yazarın kitabın Fatih-Çarşamba’da geçen kısmını oldukça doğal ve sansürlemeden anlatması ve Komiser Ali’nin bu semte bakışını bazı okuyucuların muhtemel tepkisini göze alarak yazabilmesi çok hoşuma gitti.

Bu güzelliklerin yanında romanda bazı mantık hataları aralarda konsantrasyonunuzu bozabiliyor. Bu kadar cinayet işlenirken en üst yetkili olarak baş komiseri görüp herhangi bir bakana, genel müdüre rastlamamamız, kanıtların komiserin cebinde dolaştırılıp her isteyene gösterilmesi, bir türlü ele geçirilemeyen dava dosyası bunlardan bazıları. Trevanian, “Şibumi” romanının uzun bir kısmının geçtiği mağara bölümünü daha iyi gözümüzde canlandırmamız için o mağaranın bir haritasını koymuştu. Bunun gibi, bir tarihi yarımada haritası anlatılan yerleri daha iyi gözümüzde canlandırmak için hoş olurdu.

Bu arada, yaz başında Ahmet Ümit eşliğinde, kitapta geçen cinayet mahallerinin gezildiği ve ardından romandaki Tatavla Meyhanesinde kurulan bir sofrada yemek yendiği bir gezi yapılmıştı. Böyle bir şeyi kaçırdığım için üzülürken, 19 Eylül’de tekrar yapılacağı haberini aldım. İlgilenenler buradan bilgi alabilirler.

Kitabın sonuna gelirsek, daha önce Ahmet Ümit’in romanlarını okuyanlar önceki romanlarına benzer bir sonun olduğunu söylese de, bana göre hikaye oldukça şaşırtıcı ve başarılı biçimde bitti. Hatta o kadar duygusal biçimde bitiyor ki kitaba kendini kaptıran birçok hisli okuyucu gözyaşlarını tutamayacaktır. Tüm kitabın nedeninin ve mantığının anlatıldığı son sözler kısmı gereksiz uzatılmadan, romanın akışına çok başarılı biçimde yedirilerek yazılmış. Belki biraz Dan Brown’a da benzetilecektir ama edebi açıdan Dan Brown’ın kitaplarından iki gömlek üstte olduğunu rahatça söyleyebilirim. Ahmet Ümit, bir röportajında söylediği gibi, “Artık gece başımı yastığa koyduğumda rahat uyuyorum. Çünkü İstanbul adına bir şey yaptım” demeyi gerçekten hak ediyor.

Kitabın bomba kısmı: Başkomiser Nevzat ağız arıyor: "Yani iş yaşamının babanızı değiştirdiğini söylüyorsunuz..." Efsun yanıtlıyor: "İş yaşamı değil, para Nevzat Bey, para...Üstad Necip Fazıl şöyle der: İnsanın kazandığı paradan değil, paranın kazandığı insandan korkulur."
Fiyatı: 12 TL
Toplam sayfa: 565
Not: 8/10
Tanıtım filmi:

4 yorum:

selim dedi ki...

Kitap bu yaz plajlarda milletin elindeydi, tutmuş anlaşılan

TÜLAY dedi ki...

Romanı okumuşsunuz belli ancak yorumlarken keşke Atilla Dorsay ustanın cümlelerini,yorumlarını bu kadar taklid etmeden daha özgün bir yorum yapmayı deneseymişsiniz diyorum.

ultras/Movement dedi ki...

Blogta her türlü eleştiri ve yoruma açığız lakin Ahmet Ümit'le gezilere katılan, onun her kitabını buyuk bir zevkle okuyan ve yazdığı bütün yazılarda özgünlüğe büyük önem veren Göksel'in yazısına böyle bir eleştiriyi kabul etmiyoruz...
ultras/Movement
Blog

Umut Çalışan dedi ki...

Eğer bu tarihi bir roman ise eyvallah, harika bir kitap. Ama yok eğer polisiye olduğunu iddia edenin aklına şaşarım. Kurbanların birbiri ile bağlantısı olduğu, bunun bizi katile ulaştıracağı kabak gibi meydanda iken, cebinde sikkelerle o müze senin, bu müze benim gezen bir komiser var ortada. Ahmet Ümit'in okuduğum diğer kitapları gibi (Sİs ve Gece, Patasana, Beyoğlu Rapsodisi) tarihi mekan, çilingir sofraları tasvirleri muhteşem ancak kurgu veya polisiye zeka anlamında zavallı bir romanı daha.

Blog Widget by LinkWithin