7 Ocak 2019 Pazartesi

Medyanın Turnusol Kağıdı ve Hocanın Telefonu


Görsel ve yazılı basının olayları istediği gibi gösterdiğini hicivleyen en canlı alıcı grafiklerinden biridir yukarıda fotoğrafı yer alan çizim. Kendisini kovalayan kişiden kaçan adamın ayağını zumlayıp, kovalayanı masum gibi gösteren bu şekle özellikle instagram ve twitter gibi sosyal medya mecralarında sıkça rastlarız. Dün de bu görselin "capcanlısını" Galatasaray'ın kamp yaptığı Antalya'da yaşadık.

Bir kaç hafta evvel u21 maçında Sivas'a karşı oynarken, bir sakatlık esnasında oyunun durmasından yararlanan Gökay Güney, oyunun bir an evvel başlaması için içtiği su şişesini saha kenarına atmış, sosyal medyada ne hikmetse "Gökay, takımın doktoruna terbiyesizlik yaptı" diye linç kampanyası başlamış ve genç topçu uzun uzun açıklama ile kendisini anlatmak durumunda kalmıştı. Sadece Gökay da değil, olayda yer alan doktor da genç topçunun karakterine kefil olduğunu bildirmişti sosyal medyada...


Ne talihsizliktir ki, yine Gökay ulusal basının kaynak olarak sunduğu fotoğraflar ve haber ile "sosyal medyanın" eleştiri oklarını üzerine çekiverdi dün gece saatlerinde. "Fatih Terim'den telefona izin yok! Terim, antrenmana telefonla gelen Gökay Güney'in telefonuna el koydu.", "Ver o telefonu bakayım! Galatasaray teknik direktörü telefonla idmana gelen genç oyuncunun telefonuna el koydu.", "Fatih Terim idman sırasında Gökay Güney'in telefonuna el koyuyor" diye atılan başlıklar ve altındaki fotolarlarla başlayan linç çığı, genç oyuncuya hakaretlere kadar varıyordu kendisini Galatasaraylı olarak lanse eden sosyal medya kullanıcıları tarafından...

İşin üzücü tarafı da "Galatasaray düşmanı Fenerbahçeli medya" diye ulusal basını eleştiren hesapların da herhangi bir araştırmaya gerek duymadan kendilerine sunulan bu haberlere atlayıp, twitter ve instagram hesaplarında herhangi bir araştırmaya gerek duymadan bu habere yer vermeleriydi. Üstelik bu Galatasaraylı (?!) hesaplar öyle 100-200 kişiye değil de onbinlerce takipçiye hitap etmekteydiler.
"Yalancının mumu yatsıya kadar yandı" ve işin aslı pek vakit geçmeden ortaya çıkıverdi. Fatih Terim antrenman sırasında cebinden çıkardığı telefonu  saha kenarında idmanı izleyen birisine gösterirken, Gökay Güney bir top kapma mücadelesinde fark etmeden hocaya çarpıyor ve düşmesin diye Fatih Terim'i tutarken, hoca da kıvrak bir hareketle telefonunun yere düşmesini engelliyordu.



İşte bu kadardı video ama kesme ve biçmelerle taraftara "çok çok" farklı aksettirilmişti... Medyanın Galatasaray'a bakışı malum, yıllardır yaptıkları haberler ve attıkları manşetlerle kendilerini "ifşa ettikleri" için, bu haberin gerçekçiliğine hiç inanmadım da, bana bu yazıyı yazdıran Galatasaray hesapları ve onların haberinin altına yorum yapan Galatasaray taraftarı...

Blog yazmaya 2007 yılında başladım ve kendime bir şiar edindim: ultrasmovement.blogspot.com adresini tıklayıp buraya gelen kişilere karşı oldukça samimi olacağım ve doğruluğunu "doğrulatmadığım" haberlere yer vermeyeceğim. Bu mottomu da mümkün olduğunca yerine getirdim, ilginç bir haber bulduğumda en basit şekilde "google"da bir aramayla bir kaç değişik kaynaktan doğrulatarak blog sayfalarında paylaştım... Daha da önemlisi taraftarı olduğum Galatasaray aleyhine bir haberse paylaşmak istediğim zaman, daha da hassas davrandım, bilmeden zarar vermek istemedim sevdiğim takım ve renklere... Ama yeri geldi en acımasızca eleştirdim hem topçuyu hem de yöneticiyi, ama hep bir kanıt koydum yanına...

Şimdi bakıyorum ve anlam veremiyorum, nasıl 160 bin takipçisi olan bir hesap hiç bir araştırma yapmadan, hem de tuttuğu takımın oyuncusuna zarar verecek bir haberi kolayca paylaşabiliyor? Önce kendisine, sonra da takipçilerine karşı hiç mi saygısı yok? Binlerce beğeni ve retweet almak uğruna insan bir başkasını "linç havuzuna" atabilir mi? Taraftarı olduğu takımın zarar görmesini nasıl isteyebilir? Düşünüp düşünüp şöyle bir karara vardım: "İlgi budalalığı" her şeyin ötesine geçebiliyor demek... Tek dertleri bolca retweet almak, belki de bu onlara reklam ve maddi gelir getirecektir...

Bu haberleri paylaşanların "maddi" ve "manevi" kaygılarını anlıyorum da, "şekere atlayan arılar" gibi bu haberlere balıklama dalan "saf" taraftara ne demeli? İlk gördüğüne inanan saf taraftarlar bardağın masum tarafını oluştururken, sosyal medya ile yaşayıp, önüne çıkan her şeyi eleştirmeyi kendilerine görev edinenler de "kalbi kara" olanlar bölümündedir. Bir futbolcunun cep telefonu ile antrenmana çıkamayacağını, sokakta ya da okul bahçesinde iki top tepmiş ve cebindeki ağırlığın onu ne kadar rahatsız ettiğini bilen herkes bilirken, bu seviyede bir profesyonel takım idmanında cep telefonu olabileceğini düşünmek saflık değil, "kötü niyettir"...

Sadede gelecek olursak, üniversitelerin iletişim fakültelerindeki derslerde örnek olay olarak öğrencilere sunulabilecek bu vaka da bize açıkça gösteriyor ki günümüz sosyal medyası oldukça acımasız ve kullanıcıların en başta sevdikleri eylem birisini "linç etmek"... Bazen diyorum ki iyi ki Metin Oktay zamanında bu sosyal medya yoktu ki onu Galatasaray'ın taçsız kralı olarak kalbimizde yaşatıyoruz. "İnsanın adı çıkacağına canı çıksın. Ben Metin abiyi çok sevdim" demesine rağmen, zamanın magazin basının Gönül Yazar'la yasak aşk yaşıyor dediği Metin Oktay, bu sosyal medya maymunlarının eline düşseydi, paramparça edilmez miydi?

1 yorum:

mg dedi ki...

günümüzde neredeyse her haber teyit.org gibi profesyonellere muhtaç. içinde bulunduğumuz ortam vahametin boyutlarını ortaya koyuyor.

Blog Widget by LinkWithin