28 Nisan 2008 Pazartesi

Derbi Günü


  • Dün evden çıktığımda acayıp bir yağmur vardı, bizim buralarda, "tüh ya" dedim,"buluşma yapacaktık sokakta, olmayacak herhalde" diye hayıflandım. Otobüse bindim ve deplasmana! gitmek için yola koyuldum, stada 1 saat kala yaklaştığımda yerlerde sudan eser olmadığını görünce, "İstanbul'un havasına, karısına ve suyuna güven olmaz" sözünü hatırladım birden, taa ne zaman öğretmişlerdi ilk ayak bastığımda İstanbul sınırları içine...
  • Otobüste sohbet etmek istediğim yeni yetme bir Galatasaraylı ile de tanışmam, beni oldukça güldürdü, yaptığım bir kaç gözlemin de doğru olduğunu kanıtladı, hatta ukalalık yapayım gözlem yeteneğimle bir kez daha gurur duydum...İlk olarak, tribüne yeni takılan birini nasıl anlarsınız? Şöyle ki, size "sen X abiyi tanıyor musun, Y reisi biliyor musun, Z başkanı hiç gördün mü?" gibi sorular sorarsa, bilin ki arkadaş bu işe yeni yeni girmiş ve "tayfa" olma potansiyeli var... İkinci olarak da "Orjinin orda" buluşmak tabiri de yenilere özgü bir şey gibi, dikkat ettim de biz eskiler, sürekli Meşale'nin orda ya da kısaca "sokakta" buluşacağız diye birbirimize randevular veriyoruz... Neyse, bir kaç abiyi bilen bu arkadaşın muhabbetine içten içe gülerek, kendisine saygılarımızı! bildirerek vardık Sami Yen'e, 12 de evden çıkıp 14.30 cıvarı geldik "sokağa"...
  • Derbinin bereketi olsa gerek, bütün köfteciler iyi iş yapıyorlardı, tekel bayiini söylemeye gerek yok zaten... ultraslan.com'daki "içki içmeyelim" direktifine uyan pek yok gibiydi, bir de tezahürat yapan yapana... Hatta karşımızda bir grup, tam techizat gelmiş, 10 dakikada bir meşale patlatıp, sis bombası atıp resim çektiriyorlardı. Merak bu ya, ne yapacaklar o resimleri, kime gösterecekler, kesin MSN de avatar olacak da, ne ifade edecek "Bravo sana, iyi halt ettin... Maçta ne yaptın?" İzlediiimmm...
  • Lincoln'ün oynamayacak olması haberi, pek te üzmedi beni, umurumda bile değil çünkü, iç saha maçalarının taraftar sayesinde kazanıldığının en büyük savunucularındanım... Topçular maç kazanabilseydi, Kadıköy'de de aynı rahatlıkla oynarlardı, aynı presi yaparlardı, ama yok, Türk topçusu için "her horoz kendi çöplüğünde öter" anlayışı hala geçerli... Ne zaman bunu yok ederiz, o zaman Dünya futbolunda söz sahibi oluruz, Fatih Terim gibi "gaz" hocalar bunu yok ediyorlar, o zaman da kupa alıyoruz Avrupa'dan...
  • Yeni Açık Alt olunca bilette yazan yer, biraz erken girmek adettendir, bıraktık arkamızda bir kaç boş şişe ve boşa havaya bağıran seyirci grubu, girdik kuyruğa, aramalarda pillerime el koymaya çalışan memur ile "meşaleyi çıkar" diye espiri yapan memurun taraftara yaklaşımını beğendim. Zaten kupa maçında da polisin taraftara karşı "adam" gibi yaklaşımı iki maçın da kazasız-belasız-olaysız bitmesine en büyük etkendir...Burdan bir kez daha tebrik edeyim emniyeti... Taraftarın ön yargılarını yıkacaklar böyle giderse...
  • İçeri girdiğimizde stad doluyudu, alt taraf daha doluydu, tellere yakın bir yerde yer bulduk, etrafıma baktım, gençler doluydu, gene de durumumu sağlamak almak için "arkadaşlar, biz oturarak maç izlemeyeceğiz, şimdiden uyaralım da, maçta 'çök mök' muhabbeti olmasın " dememden utandım, aldığım "abi ne çökmesi, biz buraya bağırmaya geldik" cevabıyla, gerçekten de bağırdı çocuklar, ama kelimenin tam anlamıyla bağırma, hatta bir de kapalıyı kollayarak bestelere eşlik ediyorlardı, çüklerinin doğrultusunda bağırmıyorlardı, helal olsun..
.
  • Etrafımızdaki çocuklar, bizden "tam puan" aldı da, yeni açık üstteki kardeşler ise kocaman bir "yuh" çektirdiler kendilerine... Koreografi için hazırlıklara başlandığında ilk olarak üst reklamların oradaki sarı-siyah bez açıldığında ki "güç barlarını temsil ediyordu" adamlar bir anda ıslıklar ve yuhlamalara başladılar, toplum psikolojisi biri yuhlayınca beşi yuhluyor , bir tepki doğdu, ne bekliyorlardı ki eski açığın üstünde Fenerbahçe organizasyon mu yapacak, Allah'tan öbür tarafta "gücün tükendiğini gösteren kırımızı bar" ortaya çıktı da arkadaşlar sakinleşti...
  • Koreografi oluşmaya başladığında, "eyvah, aksilik çıkmasa" diye içten içe geçiriyordum, çünkü bizim tribünden pek bir aktivite gözükmüyordu ama takımın sahaya çıkmasında aniden beliriverdi Ken ve Chun Li... Ne kadar da büyümüşüz ya, bir joton alıp, streetfighter oynamak için okulu kırdığımız günlerden buraya... Balrog ya da Vega olsun derdim, fikrim sorulsaydı ama "aduget" ve "aryuken" çi yakışıklı Ken seçilmiş, Chun Li'nin karşısına... Her karakteri seçerdik, şu kızı seçmezdik, "delikanlı adam karıyla oynamaz" diye...
  • Yeni Açık Alt kaç kişi alıyor bilmem ama o kadar kişiye, sadece 1 tuvalet var... Eskiden Sami Yen'e gelen rakip tribünler, "bize tuvalet yok, su yok " diye tepkide bulunuyorlardı, hiç kızmasınlar ev sahibi taraftara da yok...
  • Maçla ilgili çok bir şey yazmaya gerek yok, bütün gazeteler de vardı bugün, kim ne yapmış, ne yapmamış, kaç yıldız almış, kaç şut atmış, atmamış... Sadece bütün gücünü sahaya koyan bir Galatasaray ile taktik oynamaya çalışan Fenerbahçe vardı... Özellikle Sabri ve Barış ne koştular... Ne zaman yere yığılacak diye bekledim, maçı bitirdiler... Topçular öyle inanmışlar ki, koşmayan arkadaşlarına saha içinde sık sık bağırıyorlardı , sanki "Hani lan herkes koşacaktı, basacaktı, neden duruyorsun" der gibi... Bu havayı çok beğendim... Hıncallık yapıp, bir şey beğenmeyeceksem, "Nonda neden çıktı?" derim, saha içi analizimi bırakırım...
  • Herşeyin hoş güzel olduğu gecenin sonu ise iğrenç bitti. Üstte 90 dakika bağırıyor diye övdüğüm çocuklardan en çok bağıranı, her zaman tiksindiğim "karambol" mu derler, "hayvanlık" mı denir, "çıldır çıldır" mı denir, ne boksa, aniden ön tarafa bütün gücüyle yüklenmenin neticesinde yere yuvarlandı ve kalkamadı: Hayatımda unutamayacağım bir şekilde ayağı kırılmıştı, tamamen terse dönüvermişti ayak... Ve öyle bir ana geldi ki, saha içinde sevinen sevinene, bağırsan sesin duyulmaz müzük çalıyor tribünlerde, tellere yakın polis memuruna bağırıyoruz "ambulans, doktor" diye, "tamam" diyor, neyse bir amir geldi de olaya el koydu, telsiz konuşmalarıyla ambulansı-sağlıkçıları getirtti... Ama o arkadaş 10 dakikaya yakın acı cekti... Ne kadar ani yaşıyoruz hayatı, 90 dakika heyecan yaşa, 3 saniye sevin ve acılar içinde yerlere yuvarlan...Keşke olmasaydı da biz de sevinebilseydik...
  • Sonrası zaten belli, harele gürele içinde otobüs duraklaraına kadar git, gece 12ye doğru evde ol... Spor programları izlerken uykuya dalmaca...
***Maç sonrası Fenerbahçeli topçulara saldıranlar taraftar filan değil, 3-5 kişi kafayı çekmiş, şekil peşinde tesislere gitmişler... Belki de iş arkadaşıyla, komşusuyla marblorosuna iddiaya girmiş, kaybetmiş, 3-5 liranın derdinden oraya gelmiş, ya da televizyona çıkma sevdalısı tipler, ne varsa televizyoan çıkınca, artist milletiz...
***Sabah TribünDergide koreografi resimlerine bakarken, biri koymuş Ercan Saatçi'nin yazısını, ben bir şey demiyor, gereken yazıyı benden evvel aceto yazmış : "Onunla aynı şehiri paylaşmak, aynı havayı solumak bile rahatsız ediyor insanı"

3 yorum:

emre dedi ki...

Bu polislerin adam gibi yaklaşımını eski açıkdada göreceğiz inşallah

Saygılarımla

Adsız dedi ki...

maça gitmiş kadar olduk hocam, kalemine sağlık..

Beercholic dedi ki...

bir gslinin elinden bu yazıyı okumak beni bu kadar keyiflendirirmiydi? ultrasmovement yazınca fbli olsanda yenildiğin maçtan keyif alıyorsun, eline sağlık..

Blog Widget by LinkWithin