21 Şubat 2010 Pazar

Beşiktaş:1-1:Galatasaray

Hafta içi İspanya'dan tur ümidiyle dönüp, rövanş maçı öncesi bir derbiyi sıkıştıran Galatasaray'da maça çıkan kadroyu görünce beraberlik düşüncesinin ön planda olacağı belliydi. Rijkaard, sakat ve yorgun oyuncuların bol olduğu bu dönemde, puantajdaki konumdan da istifade ederek ve rakiplerinin de puan kaybettiği ve kaybetme ihtimalinin olduğu haftada, öncelikle kaybetmemek, olursa da 3 puan almak üzerine kurmuştu planlarını...
Kale her zamanki gibi Franco'ya emanet edilirken, Arajantin'li için artık bu maçlar önümüzdeki senenin planlaması açısından değerliydi, çünkü son haftalarda maç kurtarmak yerine maç kaybettiren bir görünüm sergiliyordu. Bu gece Franco, eski maçlarına nazaran başarılı bir oyun sergiledi, hatta çizgiden yakaladığı topta şans da yanındaydı ama Sivok'un attığı golde yine hata yaparak, topu uzaklaştıramadı ve golü kalesinde gördü... Leo Franco'nun önünde Emre ve Neill yer alırken, Servet'i aradı maçtan evvel gözler ama "türkücü baba" yedekler ile beraber ısınıyordu. Hoca, Neill'in gelmesi sonrası rotasyona Servet-Emre'yi dahil etmişe benziyor, stoperlerini dinlendirerek kullanma arzusunda belli ki... Emre ve Neill'de Beşiktaş ataklarında uyumlu bir ikili olarak göze çarparken, Avustralya'lı futbolcu sene başından beri neden peşinden koşulduğunu gösterdi bu gece de. Oldukça kritik anlarda, yerinde yaptığı müdahaleler ile hem yanında oynayan arkadaşlarına güven verdi hem de kalecisini rahatlattı. ayrıca, Galatasaray'ın geriden top çıkarma sıkıntısına ilaç oldu Lucas Neill, rastgele rakip yarı alana şişirilen toplar yerine, kendisine en yakın arkadaşıyla buluşturup meşin yuvarlağı, topun takımda kalmasını sağlıyor, ligin ilk devresinde Galatasaray'ın yaşadığı sıkıntı buydu... Ve bu iki stoperin yanındaki bekler de Uğur ve hakan idi. Sakatlık sonrası Hakan yavaş yavaş form tutmaya çalışırken, Uğur bu gece sol bekte oynadığından da kötü bir oyun oynadı. O kadar etkisizdi ki kanadını savunmakta, Beşiktaş maç boyu hep Ekrem ile geldi durdu Galatasaray'ın kalesine. Sakatlık öncesi ve sakatlık sonrası diye ayıracağız galiba genç sağ bekin kariyerini, bir kez daha lanet olsun Konya'da o buzda maç oynatan zihniyete...
Orta alana baktığımızda klasik 2M+Elano üçlüsü yerine, bu sefer Mehmet Topal, Barış ve Elano oynayacaktı. Mustafa Sarp'ı kritik Madrid mücadelesi önce dinlendirmek istemişti Rijkaard, zira perşembe gecesi orta alanda büyük bir mücadele izleyeceğiz Ali Sami Yen'de... Sarp'ın sürpriz çıkışlarını ve gole yakın bulunma pozisyonunu Rijkaard, Barış'tan beklemişti ve istediği de ilk yarıda oluyordu ama Barış'ın kafası az farkla auta gitti... Barış'la beraber Elano'da orta sahanın rakibe dönük tarafında oynamaya çalışınca, Mehmet ön liberoda yalnız kaldı rakip ataklarında, siyah beyazlılar da oyunun belirli periyodlarında hapsettiler Galatasaray'ı... Tabii, bu sıkıntılı anlarda Neill'le beraber devreye giren Elano oldu. Brezilyalı futbolcu, sezon başı transfer edildiğinde, kendisinden beklenileni sahaya koymaya başladı. Oyunda sorumluluk almaya başlayıp, kritik zamanlarda topla buluşup, arkadaşlarını rahatlatıyor, ileri uçtaki takımdaşlarını da pozisyona sokuyor... Elano iyi oynadıkça, Arda'nın da yükü azalıyor, kaptan da istediklerini daha başarılı bir şekilde sahaya yansıtıyor. Bu gece de Arda, oyundan çıkana kadar sahada sarı-kırmızılı takımın en iyisiydi.
Rijkaard'ın derbide ileri uca sürdüğü oyuncular ise Caner, Keita ve Arda şeklindeydi... Gole en yakın olması gereken oyuncu olan Jo'yu kenarda tutan hoca, öncelikle ileri uçta mücadele eden oyuncularla başlamayı düşünmüştü. Arda en uçta başlayacak, pozisyon gereği kanada ya da ortaya çekilece, boşluğunu ise sürpriz şekilde Barış dolduracaktı. Keita ve Caner'de kanatlardan taşıyacaktı topu ama Fil Dişilinin karşısında İbrahim Üzülmez vardı. Kaptan İbo, o kadar konsantreydi ki maça, maç öncesi oyuncular çıkış tünelinde birbirleriyle şakalaşırken, İbrahim Üzülmez "hedefe kitlenmiş" şekilde bekliyordu hakemi... Oyun içinde de Keita-İbrahim ikilisi çok mücadele ettiler, didiştiler, itiştiler... İlk yarı sonu "koşma istatistiklerinde" Keita ikinci sıradaydı ama sahada pek varlık gösterememişti, bunda da İbrahim Üzülmez'in katkısı yadsınamaz...
Galatasaray, ilk ayrıda istediği skoru alınca, ikinci yarıya gol için daha istekli başladı ve Beşiktaş'ı kendi yarı sahasına hapsetti. Kanatlardaki caner ve keita'nın daha çok oyuna girmesiyle Rüştü'nün kalesinde tehlikeler de yaratıldı ve baç başında tahmin edilen değişikliği yaptı Rijkaard, Caner'i oyundan alıp, sol kanadı Arda'ya verip, ileri uca Jo'yu görevlendirdi... Brezilyalı oyuncunun oyuna girmesinden sonra da Galatasaray aradığı golü buldu... Atılan golde asistin Jo'dan gelmesi de Brezilya'lının ileri uçtaki birinci adam değil, golcünün yanıdaki olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi...
Arda ile bulunan golden sonra kaptanın sakatlanması ise Galatasaray adına başka bir talihsizlik oldu... O anda Beşiktaş'ın Galatasaray'ın üstüne geleceği belliyken, Arda gibi ayağında topu tutacak ve oyunu soğutacak Ayhan girebilirdi oyuna fakat Giovanni girdi... Meksika'lı büyük ümitlerle gelmişti memlekete, CV'si tartışılmazdı ama bir türlü ısınamadı Türk futboluna ve Galatasaray'a. ve bu zamanlarda kendisinden verim alınamazsa, dünya kupası yaklaşıp, sözleşmesi bitecekken, hiç ama hiç girmez "tehlikeli toplara", yaşayacağı bir sakatlık sonrası Afrika'ya gidememe durumu rüyalarında kabüs olacaktır. Olumlu bir hareket yapmazken, talihsizlik de yanındaydı, yaptığı faul sonrası Beşiktaş golü de bulunca, kendisine karşı nefret duyguları daha da arttı. Zaman vermek lazım ama ne zamana kadar, süreyi ben değil Rijkaard belirleyecek...
Rijkaard demişken, hoca beraberliği o kadar çok istemiş olmalı ki, kazanacağı maçtan bir puanla ayrıldı. Ligin ilk yarısında Sami Yen'de kaybedilen puanların oynandığı maçlarda, galibiyeti korumak arzusu taşırken, top tutan Arda ve Baroş gibi oyuncuları oyundan alma hatasını, bu gece de Elano'yu çıkararak yaptı ve 81. dakikadan itibaren oyun Galatasaray alanında oynanmaya başladı... "En iyi savunma hücümdür" derken Fatih hoca, Rijkaard kapanmayı arzuladı ve kumarda kaybetti... Bu hafta Hıncal Uluç yine "Korkak Rijkaard" yazacak, göreceksiniz...
Saha içini değerlendirmişken, tribünlere baktığımızda pahalı biletin etkisi gözükmüş gibiydi, Beşiktaş tribünleri eskisi gibi rakibi baskı altına alacak şekilde bağırmadı, oyunun gidişatına göre yükseltti seslerini. Oysa, deplasmana gelen Galatasaray taraftarı da istekliydi, daha coşkuluydu... Taraftar bağırmazken, belki de tepkiden korkan Yıldırım Demirören de yoktu tribünde... Kırgın mıydı, protesto mu ediyordu, taraftar tepkisinden mi çekinmişti bilinmez ama bir derbi mücadelesinde kendisine yakışanın takımının yanında olmasıydı...
Erken zamanda gelen ve tarihi de Galatasaray adına pek de istenilen vakitte olmayan mücadeleden hesaplanan bir puan alındı ve şimdi gözler perşembe gecesine çevrildi... Türkiye kupasının kaybedilmesi sonrası sarsılan Galatasaray, derbiden fazla yara almadan çıktı, UEFA'da da yoluna devam edebilirse, sakatların da iyileşmesiyle aydınlık günler yakın gibi...


Hakemler: Fırat Aydınus, Tarık Ongun, Aleks Taşçıoğlu
Beşiktaş: Rüştü, İbrahim Toraman, Ferrari, Sivok, İbrahim Üzülmez, Ernst, Fink, Holosko (Dk. 61 Bobo), Tello, Ekrem (Dk. 75 Yusuf), Nobre (Dk. 61 Nihat)
Galatasaray: Leo Franco, Uğur, Neill, Emre Güngör, Hakan, Barış, Mehmet Topal, Elano (Dk. 81 Mustafa), Caner (Dk. 63 Jo), Keita, Arda (Dk. 72 Giovani)
Goller: Dk. 68 Arda (Galatasaray), Dk. 82 Sivok (Beşiktaş)
Sarı Kartlar: Dk. 29 Barış (Galatasaray), Dk. 30 Tello, Dk. 84 Fink (Beşiktaş)

1 yorum:

Anonim dedi ki...

çok güzel yazmışsın eyvallah da .. elanonun çıkması hocanın kendi kararı değil. Oyuncu yorulduğunu ve sakatlığını bildirdi kenara ve buna istinaden alındı. Yoksa korkaklık vs ile alakalı değil

Blog Widget by LinkWithin