24 Ekim 2010 Pazar

Fenerbahçe:0-0:Galatasaray

Yok fark olacakmış, yok iddiaa oranlarına dikkatmiş....
Nedense herkes Fenerbahçe'nin rakibinin Galatasaray olduğunu, yeni hocasının da Hagi olduğunu unutmuştu...
70lik Rakı bitti, mezenin de son kırıntıları bitmekte, maçı yazacağız zamanla...

***
Zamanla yazacağız derken, bu kadar gecikmeyi hesaba katmamıştım lakin, gün oldukça yoğun geçip, bir de Ezel'e dalınca, ancak şimdi oturduk klavye başında dünkü maçı yorumlamaya...
Kadıköy'deki derbi öncesi Galatasaray'ın son haftalardaki isteksiz ve başarısız oyununun yanında bir de büyük ümitlerle getirilen Rijkaard'ın görevden alınması sonrası medya öyle bir hava estirmişti ki, sanki Fenerbahçe'nin rakibi Galatasaray değil de İzlanda liginde orta sıralarda mücadele eden bir ismini zor telafuz ettiğimiz bir takımdı. Fenerbahçe yönetimi resmi siteden yaptığı açıklamalarıyla memlekette dolaşan" kolay derbi" havasından futbolcularını uzaklaştırmaya çalışırken, Aykut Kocaman da yaptığı açıklamada "Maçı Galatasaray kaybetmeyecek, Fenerbahçe kazanacak" derken, derbinin zorlu geçeceği sinyalini veriyordu...

Ezeli rekabette uzun seneler bulunmuş Aykut, pazar 19.00dan sonra olacakları iyi sezmişken, Galatasaray'ın yeni hocaları Hagi ve Tugay'ın da ondan geri kalan tarafları yoktu "hayat-memat" maçı söz konusu olunca. Sakat oyuncuların bolluğunda Galatasaray'ın çiçeği burnunda hocasının nasıl bir kadro çıkaracağı merak edilirken, Rijkaard'ın bankosu Insua'yı da kenarda bekletince, iyice şaşırtmıştı maçın takipçilerini...
Ufuk'un cezalı olması sebebiyle, kaleyi eski takım arkadaşı Aykut'a teslim eden Hagi, geri dörtlüyü de Sabri-Servet-Neill-Hakan'dan oluşturmuştu. Sağ bekteki Sabri'nin önüne Elano'yu koyan Rumen hoca, ters kanada da Hakan-Ayhan ikilisini görevlendirmişti. Merkez defansta bulunan Neill'i Nıang ile bire bir oynatırken, Avustralyalı topçuya, Fenerbahçe'nin en çok gol atan golcüsüne kaleye yüzünü döndürmeme görevi verilmişti. Neill sadece savunma yapmıyor, oyunu rakip alanda kabul eden Galatasaray'ın, ataklarında da yer alıyordu Avustralya'lı stoper. "Bana güvenilmeyen ortamda iyi oynayamam" diyen Servet ise Hagi'den gereken güveni almış olmalı ki, stoperde sıfıra yakın hatayla oynadı maç boyunca.

Son yıllarda Kadıköy'de mağlup olan Galatasaray'ın, eksik kadrosuyla savunma yapacağını bekleyenleri rakip sahada basan ve Fenerbahçe'nin zayıf orta sahasının iki pas yapmasını engelleyen bir oyun anlayışıyla şaşırtıyordu Hagi. Rakibinin Emre ve Mehmet Topuz ile kendi sahasında rahat oyun kurup Galatasaray kalesine gelmesini engellemek adına mücadeleci Mustafa Sarp ile Cana'yı yeşil alanın ortasına koymuştu Hagi. Rumen hocanın Galatasaray'a imza attığının ardından blogta, "Cana, Hagi'nin en güvendiği adam" olacak diye yazmıştım, Arnavut futbolcu hocasının güvenini boşa çıkartmayan bir mücadele ortaya koydu, tekmeye kafa uzattı, her topa can havliyle atladı ve kendisinden beklenilen liderlik özeliklerini izlettirdi Galatasaray taraftarına. Aslında sadece Cana değildi yeni hocanın gelişiyle hayat bulan, Rijkaard'ın ısındırıp, ısındırıp, kulübede oturttuğu Elano'da hayata yeniden dönmüş gibiydi. Caner'in kandında Sabri ile ikisi öyle bir yüklendi ki eski Galatasaray'lı sol "bek" o çok sevdiği "açık" görevini hiç de yapamadı. Sağ kanatta varlığını hissettiren Elano, bir taraftan da Misimoviç ile birlikte oyun kurucu olarak da görev yapıyordu ki, nasıl ki UEFA kadrosu sıkıştığında topu Hagi ile buluşturup, rahat nefes alıyorsa, Galatasaray'lı topçuların da gözü de Elano'daydı dün gece...
Canını dişine takan orta sahanın önüne de Misimoviç'i koyan Hagi, en öne de Pino'yu forvet olarak görevlendirmiş ama Kolombiyalı futbolcu, Yobo ve Lugano'nun "kucağında" beklemektense, Fenerbahçe ataklarında orta sahaya katkı yapıyor, arkadaşlarına "ekstra" güç kazandırırken, süratı ile de Elano ve Misimoviç'in attığı topları tehlikeye dönüştürmeye çalışıyordu...
Ve bu yerleşim kusursuz işleyince derbi terse dönüyor, Fenerbahçe'nin Aykut'un kalesinde etkili olacağı beklenirken, maçın hatıralarda kalan atakları hep Galatasaray'dan geliyordu ki, çizgiden çıkan bir top ve Volkan'ın Neill'in "füzesini" yakalaması derbinin kırılma anlarıydı...
Peki, Hagi ve Tugay'ın elinde sihirli değnek mi vardı? Takımla 2-3 idmana çıkmış bir hoca, birden hiç birşeyi değiştiremezdi tabii ki, ama Hagi'nin, Rijkaard'dan farklı yanları da açıkça ortaya çıkıyordu...

Gheorghe Hagi, ilk olarak, gelir gelmez takımın üzerine iyice yapmış olan "kaybetme alışkanlığı"nı dağıtıverdi verdiğği mesajlarda. Taa imza töreninde söylemiş olduğu sözlerden tutun da, maç günü verdiği demeçlerinde hep "kazanmak ve hırs"tan bahseden Rumen hoca, sadece sözlerle değil, maç içinde bir an olsun kulübeye oturmayan yapısıyla da topçularına örnek oluyordu. Biz Akdeniz ülkesiyiz ve çoğunlukla da "gazla" çalıştığımız için, iki üç gün boyunca Tugay ve Hagi'nin en çok yaptığı iş topçularla bire bir ilgilenip, onların bozulan morallerini yerine getirmek olmuştu ve özellikle Rijkaard'ın küstürdüğü Cana ve Elano bu topçuların başında yer alanlar olmuştu.

Yeni hocanın bir diğer başarılı hamlesi, yaptığı oyun değişiklikleriydi. Rijkaard'ın oyuncu değiştirme adına belirli dakikaları ve "fix" değişiklikleri varken, topçusunun yorulduğunu ve aksadığını gören Hagi, orta sahayı güçlendirmek adına 56da Misimoviç'in yerien Barış'ı alıp, daha savaşkan bir orta saha oluştururken, Fenerbahçe'nin son hamlelerini yapmayı düşlediği dakikalarda da enerjisi tükenen Cana'nın yerine Serkan'ı alırken, Sabri'yi bu sefer merkeze yolluyordu. Bunlarla kalmayan Rumen teknik adam, maçın son 10 kusur dakikasında da Elano'yla da Emre'yi değiştirip, orta sahada sürekli canlı bir futbolcu grubu tutup, maçı başladığı gibi bitirmeyi de biliyordu. Genç Emre demişken, Fatih Terim'in Emre Belezoğlu'nu Beşiktaş maçında oynatması gibi, Hagi de bu kritik maçta genç oyuncusuna şans vererek, çalışanın formayı alacağı mesajını da kendisini tanımayan topçularına yolluyordu...

Rijkaard'ın gidişi sonrası belki herşey "toz pembe" olmayacak, elbette Galatasaray maçlar da kaybedecek lakin değişmeyecek olan bir şey var ki, Hagi'nin takımı sahada eli belinde dolaşmayacak ve sürekli mücadele edecek... Bizim de taraftar olarak isteğimiz bu değil mi?


Stat: Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu
Hakemler: Bülent Yıldırım, İsmail Şencan, Muhittin Gürses
Fenerbahçe: Volkan, Gökhan Gönül, Lugano, Yobo, Caner, Dia (Dk. 74 Kazım), Emre, Mehmet Topuz, Stoch, Alex (Dk. 70 Semih), Niang
Galatasaray: Aykut, Sabri, Servet, Neill, Hakan, Elano (Dk. 78 Emre), Ayhan, Mustafa, Cana (Dk. 66 Serkan), Misimovic (Dk. 56 Barış), Pino
Sarı Kartlar: Dk. 24 Neill, Dk. 42 Ayhan, Dk. 83 Pino (Galatasaray), Dk. 35 Emre, Dk. 68 Lugano (Fenerbahçe)

2 yorum:

TA dedi ki...

haci iyi başladı. tugayın hamleleri çok yerindeydi.ışık gördüm takımda.

www.sonvagon.blogspot.com dedi ki...

Fenerbahçelileşmemeliyiz!

Daha önce zor durumlarda GS galibiyeti alıp günü kurtaran FB gibi yapıp sorunların üzerini kapatmamalıyız! 10 yıllık serinin bozulması bizi kaf dağına çıkartmamalı, sorunları masaya yatırmalı ve geleceğe sağlam adımlar atabilmeliyiz.

www.sonvagon.blogspot.com

Blog Widget by LinkWithin