13 Kasım 2022 Pazar

Başakşehir:0-7:Galatasaray

 


"İntikam soğuk yenen bir yemektir" der ünlü bir İspanyol atasözü. 

Dün gece Başakşehir Fatih Terim Stadında Galatasaray, ev sahibini 7-0 gibi tarihi bir skorla geçerken, ultrAslan'ın yeni tabiriyle "Süper Sirke" evrilen Türkiye Futbol Liginde her türlü "engellemelere" karşın hem zirve inadını sürdürdü, hem de geçmişte yaşanılanların hesabını kesti...


Galatasaray
ligin en fazla şampiyonu olmasına karşı bazı yıllarda sarsıntılı dönemler geçirirken, çeşitli sponsorlar marifetiyle desteklenen eskinin İstanbul Büyükşehir Belediyespor'u, yeni adıyla Başakşehir Futbol Külübü, Galatasaray'ı yendiği maçlardan sonra "tahrik edici" paylaşımlar yapıp, sevincini sarı-kırmızılı camianın üzüntüsü üzerinden yaşamayı yeğlemekteydi. Bu hadsizlik öyle bir boyuta gelmişti ki, kendileriyle alakalı olmayan ve Galatasaray'ın Avrupa'dan elendiği Östersunds maçından sonra "Bu zor gecenin ardından Medipol Başakşehir'e transfer olmak isteyen tüm taraftarlara kapımız açık." şeklinde çok tepki çeken bir tweet atmıştı...

Galatasaray, Fatih Terim'le birlikte 8 puan geriden gelip, Sami Yen'de şampiyonluk maçında Başakşehir'i yenip "Yaz Dostum" şarkısı eşliğinde kendilerine bir ders verdi vermesine de, dün gece sosyal medyada yayımlanan paylaşımla bu rekabete de son nokta konuldu: Biz daha iyisini yapana kadar, en iyisi bu.



Maçın yıldızı Kerem için de derin ve "acıklı" bir hikayesi vardı dün geceki zaferin. 17 yaşında geleceğe dair büyük umutlar ve hayaller ile transfer olduğu Başakşehir takımıyla idmanlara çıkan Kerem Aktürkoğlu, takımdaki "abileri!" tarafından dışlanmış, had bildirilmiş, küfür yemiş ve bütün bunlar olurken hocası Abdullah Avcı'dan herhangi bir destek görememişti. Abileri! ve hocasından ummadığı davranışlarla karşılanan genç oyuncu takım yöneticileri tarafından da benzer muamele görünce futbolu bırakma noktasına gelmiş, ailesi ve genç takım hocasının desteği ile ayakta kalmış ve Galatasaray'a transfer olmuştu. 5-6 sene evvel "had bildirilen", "Allahım bugün idmanda bana top gelmesin ki küfür yemeyeyim, sakatlanmayayım" diye dua eden o çocuk, dün gece sergilediği performans, attığı 3 gol ile kendisine inanmayan hem saha içinde hem de rakip kulübedeki eski takım arkadaşlarına "had bildirdi."

Ne diyordu Ezel dizisinde Ramiz dayı? "Kim ne derse desin yeğen, intikam güzel şey..."


Karşılaşmaya gelecek olursak, bir hafta önce Beşiktaş derbisini kazanmanın moraliyle Dünya Kupası arasına girmeden son maçına çıkacak Galatasaray'a bir motive edici mesaj Kadıköy'den de geldi ve Fenerbahçe'nin Giresunspor'a yenilmesi sonrası aradaki puan farkını ikiye indirme maçına dönüşüverdi Başakşehir karşılaşması. Oyuncuların kalitesinden şüphe yoktu da uyum süreci sıkıntılıydı, haftalar ilerledikçe de hem oyun anlayışı oturup, hem de topçular birbirini tanıdıkça beklenen farklı skorların geleceğinden şüphe yoktu, pozisyon bulan bu takım o topu bir gün üç direğinin arasından da ikiden fazla sokacaktı... Bu patlama da kaderin cilvesi olarak ligin ilk 4-5 maçında kalesinde gol görmemekle övünen Başakşehir'e kısmet oldu...

Geçen hafta Hatayspor karşısında yediği 3 golde bireysel hatalar yapan kaleci Volkan Babacan ve Ömer Ali'yi ilk on bire yazmayan Emre Belözoğlu, yine savunmada top çevirip, rakibi üzerine çekip, Traore, Keny ve Chouiar'in hızlı ataklarıyla gol bulmayı hedefliyordu. Okan Buruk ise eski ev arkadaşını "mat etmek" için klasik oyununu bozmayıp, rakip alanda pres yapıp, kaptığı toplarla "baskın basanındır" demişti. Aslında daha 15 saniyede ev sahibi savunmacılar top dolaştırırken, Oliviera topu kapıp, ceza sahası dışından şut atmış, maç içinde olacakların fragmanı sergilenmişti.

Devamında hiç de farklı bir senaryo seyretmedik, önce Oliviere-Kerem paslaşmasında Kerem siftahı yaptı, arkasından ev sahibi topla çıkarken Toreira'nın idmanda çalışıldığı belli presiyle kaptığı topla ceza sahasına girip, düşürülmesiyle penaltı kazanıldı ve "dünya yıldızı" Icardı, bir star tecrübesiyle tutulamayacak yere vurdu meşin yuvarlağı. İlk devre hiç beklemediği şekilde yediği gollerle dağılan Başakşehir savunması, devre biterken bir hafta evvel Beşiktaş savunmasının yapamadığı gibi Rashica'yı durduramayınca üçüncü golü de kalelerinde görüverdiler.


Şok bir skorla soyunma odasına giden ev sahibinde teknik direktör Emre Belözoğlu orta sahadan oyuncu çıkarıp Aleksiç ve Deniz Türüç'le ikinci devreye başladı ama Galatasaray'ın akınları duracak gibi değildi.  Abdülkerim'in ilk devredeki direğinden sonra Rashica da direkleri dövdü ama 10 dakika sonrasında "aşk adamı" Icardi futbola aşkını da Kerem'e gol asisti yaptığı topuk pasıyla gösterdi. Müthiş organiziasyon, harika gol...


Tabelada Galatasaray'ın hanesinde dört yazıyordu da sahada Mustafa Kemal imzalı beyaz formalıların durmaya niyetleri yoktu. Bu defa Kerem'in asistinde başka bir yıldız Mertens şık bir plase ile farkı arttırıyor, sonrasında Icardi bir kez daha Kerem'e gol pası veriyordu...

Skor altı olmuş, lige bir buçuk ay ara verilecek ama "Galatasaray'a yatmaya geldi" diye itibarsızlaştırılan Icardı 86. dakikada kaleci Muhammed'e pres yapınca, yanındaki arkadaşları da arzularını arttırıyor ve bu kez de Konya günlerinde çok seyrettiğimiz kafa gollerinden biri ile maçın skorunu ilan ediyordu Abdülkerim...

Karalama Defteri podcastlerde sürekli tekrarladığımız bir cümle vardı "Bu takım çok yetenekli, bu hafta girmeyen o goller bir gün fazlasıyla girecek" diye, o gün 12 Kasım 2022 Cumartesiymiş, tarihi bir skorla Dünya Kupası heyecanına yolcu etti Galatasaray sevenlerini...

Şimdi artık Muslera ve Toreira'lı Uruguay'ı, Seferoviç'li İsviçre'yi, Nelson'lu Danimarka'yı ve Mertens'li Belçika'yı seyretme vakti...

"Bu zor gecenin ardından Medipol Başakşehir'e transfer olmak isteyen tüm taraftarlara kapımız açık." mı diyordu Başakşehir sosyal medya ekibi? Maçta fark yedi olunca deplasman tribünü ile birlikte bütün stadyum ayağa kalkıp "Şampiyon Cim Bom Bom" tezahüratlarına başlayınca, zaten az olan seyircilerini de kaybettiklerini yüzümüzde tebessüm, büyük bir keyifle seyrettik...

STAT: Başakşehir Fatih Terim

HAKEMLER: Atilla Karaoğlan, Ceyhun Sesigüzel, Serkan Ok

BAŞAKŞEHİR: Muhammed Şengezer- Caiçara, Ndayishimiye, Duarte, Hasan Ali Kaldırım, Mahmut Tekdemir, Biglia (Dk. 46 Aleksic), Traore (Dk. 63 Szysz), Berkay Özcan (Dk. 46 Deniz Türüç), Chouiar (Dk. 64 Serdar Gürler), Keny (Dk. 82 Okaka)

GALATASARAY: Muslera- Boey, Nelsson, Abdülkerim Bardakcı, Emre Taşdemir (Dk. 23 Kazımcan Karataş), Torreira (Dk 71 Berkan Kutlu), Oliveira (Dk. 80 Midtsjö), Rashica (Dk. 79 Barış Alper Yılmaz), Mertens (Dk. 71 Mata), Kerem Aktürkoğlu, Icardi

GOLLER: Dk. 14, Dk. 59 ve Dk. 85 Kerem Aktürkoğlu, Dk. 45 (P) Icardi, Dk. 45+4 Ndayishimiye (K.K), Dk. 65 Mertens, Dk. 88 Abdülkerim Bardakcı (Galatasaray)

SARI KARTLAR: Ndayishimiye, Aleksic (Başakşehir), Rashica, Muslera (Galatasaray)

22 Ekim 2022 Cumartesi

Token 2049 Singapur'da social tradingle ilgili son gelişmeler Bitget’ten!

Token 2049 Singapur'da social tradingle ilgili son gelişmeler Bitget’ten!

Lider kripto para borsası Bitget, Singapur'daki Asya Kripto Haftası'nın amiral gemisi etkinliği olan Token 2049 Singapur'a katıldı. Dünyanın en büyük kripto konferanslarından biri olan Token 2049, Asya ve dünyadaki en iyi konuşmacıları kripto dünyası hakkındaki yenilikçi ve keskin görüşlerini paylaşmaya davet etti. Konferansta Bitget Yöneticisi Gracy Chen, Social Trading ve “Kriptodaki Kadınlar” hakkındaki gözlemlerinden ve görüşlerinden bahsetti.

BITGET’E ÜYE OLMAK İÇİN TIKLAYIN!

Gracy, “Social Trading Yatırımda Devrim Yaratıyor” başlıklı bir açılış konuşmasında kripto işlemlerine yeni başlayanları ve deneyimli traderları açık ve sağlam bir platformla destekleyen Bitget'in öngörülerini ve kripto paralar için social trading’deki en son trendleri paylaştı.

Gracy Chen, social trading’in büyümesini ve mevcut trendini vurguladı, “Küresel social trading platformu yılda %7,8 büyüyor. Social trading, işlem yapmanın işbirlikçi olabileceği fikrini benimseyen tüm traderlar için bir kazan-kazan durumu yaratıyor.”

Ayrıca Bitget'in kriptoda social trading uygulamaları üzerinde çalıştığı yenilikleri de tanıttı. “Amiral gemisi ürünümüz Tek Tıkla Copy Trade, sosyal işlemlerde bir öncü ve yaklaşık 1,1 milyon takipçisi olan 55.000'den fazla profesyonel traderı bir araya getirerek dünya çapında kripto traderlarının deneyimine ciddi bir yenilik getiren bir ürün. Bitget, kaliteli içerik, copy trade ve diğer stratejiler sağlamakta ve kullanıcıların social trading’de en iyi sonuçları elde etmesine yardımcı olan sosyal unsurlara sahip ürünler sunuyor.”

Bir kadın yatırımcı ve kripto endüstrisinde lider olan Gracy, “Kriptodaki Kadınlar” konulu panel tartışması sırasında deneyimlerini ve gözlemlerini paylaştı. Kripto dünyasının ve kadınların gücünün karşılıklı olarak faydalı olacağını vurguladı, çünkü kripto ve blok zinciri teknolojisi, kadınların finansal bağımsızlık kazanmasına yardımcı olacak yeni araçlar olarak hizmet ederken, kadın katılımının da kripto dünyasının daha iyi bir versiyonuna yol açtığını vurguladı.

Konuşmanın yanı sıra, Bitget'in konferanstaki standı ve sonrasındaki parti, alanda geniş çapta takip edilen bazı influencer’lar da dahil olmak üzere katılımcılardan güzel tepkiler aldı ve önemli isimleri eğlenceli bir ortamda bir araya getirdi. Stant, katılımcıların sosyal işlemler ve platform eğitimleri hakkında bilgi edinirken eğlenceli aktivitelerin ve ödüllerin tadını çıkarması için 360 panoramik selfie ve bir çekiliş çarkı sundu.

Token 2049, Singapur'daki Asya Kripto Haftası'nın amiral gemisi etkinliği ve Formula 1 Singapur Grand Prix'sinin yanı sıra, etkinliğe Eylül ayı sonlarında dünyanın dört bir yanından 6000'den fazla katılımcı katıldı.

Gracy “Bitget, kripto alanında önemli ve lider bir oyuncu olarak bu yıl Token 2049'a katılmaktan mutluluk duyuyor. Günümüzde giderek daha fazla çevrimiçi zaman harcadığımız için farklı bölgelerden ve sektörlerden insanlarla yüz yüze tanışma fırsatına değer veriyoruz. Etkinliğe katılmak sadece partnerler, kullanıcılar ve ekiple ilişkilerimizi geliştirmemize izin vermekle kalmıyor, aynı zamanda piyasa trendlerini daha iyi anlamamıza ve gelecekteki gelişime ilişkin derinlemesine fikir edinmemize de ilham veriyor. Gelecek yılki konferansı sabırsızlıkla bekliyoruz ve organizatörlerin bunun gerçekleşmesi için harcadıkları zamanı ve çabayı takdir ediyoruz!”

BITGET’E ÜYE OLMAK İÇİN TIKLAYIN!

Bitget Hakkında

2018 yılında kurulan Bitget, sosyal ticarete odaklanan dünyanın önde gelen kripto para borsalarından biridir. Şu anda dünya çapında 50'den fazla ülkede iki milyondan fazla kullanıcıya hizmet veren Bitget, 600 kişilik bir işgücü ile merkezi olmayan finansmanı teşvik etme misyonunu hızlandırdı.

Bitget'in kripto türevleri piyasasında Haziran 2019'da resmi olarak piyasaya sürülmesinden bu yana, platform artık dünyanın en büyük kripto copy trade ve türev borsalarından biri haline geldi. Türev işlemler hacminde CoinMarketCap ve CoinGecko tarafından küresel olarak ilk beşte yer alıyor. Lider borsa, insanların sosyal ticaretle bağlantı kurma ve işlem yapma şeklini dönüştürmeye odaklanıyor. Amiral gemisi Tek Tıkla Copy Trade, sosyal ticarette bir öncüdür. Dünya çapında kripto türevleri traderları için deneyimlerine yenilik getirerek, yaklaşık 1.1 milyon takipçisi olan 55.000'den fazla profesyonel trader bir araya getirmiştir.

‘Better Trading, Better Life’, felsefesine sıkı sıkıya bağlı kalan Bitget, Web2 ve Web3'ü aşan, CeFi ve DeFi'yi birbirine bağlayan ve geniş bir köprü ile sonuçlanan portal olmayı hedefleyerek, global olarak kullanıcılara kapsamlı ve geniş kripto ağına güvenli işlem çözümleri sağlamayı taahhüt eder. Bitget, Eylül 2021'de dünyaca ünlü futbol takımı Juventus'un ilk forma partneri ve kısa süre sonra PGL Major'ün resmi espor kripto partneri olarak sponsorluğunu duyurdu. Önde gelen espor organizasyonu Team Spirit ve Türkiye'nin önde gelen ve köklü futbol kulübü Galatasaray ile ortaklıklar da 2022'nin başlarında duyuruldu.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Leo Messi ve Bitget Partner Oldu!

Spor ve kripto dünyasını buluşturan bu ortaklık her iki dünyaya da fayda sağlayacak bir sürekliliği işaret ediyor

Leo Messi ve Bitget Partner Oldu!

21 Ekim 2022 - Lider global kripto para borsası Bitget, Arjantin’in futbolcusu ve yedi Ballon d’Or ödülü kazanarak rekor kıran Lionel Andrés Messi​​ ile bir partnerliğinin başladığını duyurdu. Duyuru, Futbol Dünya Kupası turnuvasından bir ay önce bir film prodüksiyonu ile Bitget ve Messi arasındaki etkileşimi başlatıyor.

Leo Messi olarak da bilinen Lionel Andrés Messi, en popüler ve yaygın olarak tanınan spor yıldızlarından biri ve 6 Avrupa Altın Ayakkabı sahibi. Kasım ayında Messi, bu yıl Katar'ın ev sahipliği yaptığı 5. Dünya Kupası'nda Arjantin milli takımının kaptanı olarak yer alacak.

2018 yılında kurulan Bitget, temel özellikleri olarak yenilikçi ürünler ve social trading hizmetleri ile lider bir kripto para borsasıdır. Social trading amiral gemisi ürünü Tek Tıkla Copy Trade, Bitget'in kripto sosyal işlemlerdeki uzun vadeli çabalarını ve başarılarını yansıtarak yaklaşık 1,1 milyon takipçisi ile 55.000'den fazla profesyonel traderı bir araya getirdi.

BITGET’E HEMEN ÜYE OLMAK İÇİN TIKLAYIN!

Bu partnerlik sayesinde Bitget, Messi hayranlarına Web 3.0'ı ve borsada kripto işlem potansiyelini keşfetmeleri için eşsiz bir fırsat verecek. Partnerliğin her iki taraf için de kripto para ve futbolun ötesine geçerek daha etkili çabalar göstermesine izin vereceği konusunda ortak bir anlayış var.

Bitget Yöneticisi Gracy Chen, “Seçtiğimiz partnerliklerde platform topluluğumuzun çeşitliliğini ve zenginliğini yansıtmaya çalışıyoruz. Biz Web 3'ü sporseverlere açıyoruz; onlar sahayı kripto traderlarına açıyorlar. Ve hepsinden önemlisi, ihtiyacı olanlara yardım etmek için kaynaklarımızı bir araya getiriyoruz. Başka bir şekilde hayal edemiyorum."

Geçen yıl boyunca Bitget, kendi sektörlerinin en üst seviye takımları ve kuruluşlarıyla ortaklık kurdu. İtalya'nın en köklü futbol kulübü Juventus'tan, Türk güç merkezi Galatasaray Futbol Kulübüne, espor devi Team Spirit'den, birinci sınıf uluslararası espor turnuvaları ve etkinlikleri organizatörü PGL’e kadar Bitget, dünya çapında bir partner ağı sağlamaya kararlı.

Chen, Messi ile olan partnerlik hakkında, "Futbol Dünya Kupası yaklaşırken Messi, Arjantin’i yeni bir zafere taşıyacak. Özellikle kariyerinin bu noktasında onunla partner olmaktan onur duyuyoruz ve böyle bir gücün bizimle işbirliği yapmasından heyecan duyuyoruz. Efsane, GOAT ve aynı zamanda hayırsever, aktivist ve hümanist biri olan Messi ile daha yakından tanışmayı dört gözle bekliyoruz. Geleceğe yönelik gerçek, kalıcı bir etki yaratmak için onunla birlikte çalışmaya başlamak için sabırsızlanıyoruz."

Leo Messi partnerlik hakkında “Kripto dünyasına katılmamı sağlama konusundaki coşkuları için Bitget'e teşekkür etmek istedim. Her iki tarafın da spor taraftarlarına web 3’ü sunmanın yanında bambaşka yenilikleri harekete geçirebileceğine güveniyorum”. açıklamasını yaptı.

BITGET’E ÜYE OLMAK İÇİN HEMEN TIKLAYIN!

Bitget Hakkında

2018 yılında kurulan Bitget, sosyal ticarete odaklanan dünyanın önde gelen kripto para borsalarından biridir. Şu anda dünya çapında 50'den fazla ülkede iki milyondan fazla kullanıcıya hizmet veren Bitget, 800 kişilik bir işgücü ile merkezi olmayan finansmanı teşvik etme misyonunu hızlandırdı.

Bitget'in kripto türevleri piyasasında Haziran 2019'da resmi olarak piyasaya sürülmesinden bu yana, platform artık dünyanın en büyük kripto copy trade ve türev borsalarından biri haline geldi. Lider borsa, insanların sosyal ticaretle bağlantı kurma ve işlem yapma şeklini dönüştürmeye odaklanıyor. Amiral gemisi Tek Tıkla Copy Trade, sosyal ticarette bir öncüdür. Dünya çapında kripto türevleri traderları için deneyimlerine yenilik getirerek, yaklaşık 1.1 milyon takipçisi olan 55.000'den fazla profesyonel trader bir araya getirmiştir.

‘Better Trading, Better Life’, felsefesine sıkı sıkıya bağlı kalan Bitget, Web2 ve Web3'ü aşan, CeFi ve DeFi'yi birbirine bağlayan ve geniş bir köprü ile sonuçlanan portal olmayı hedefleyerek, global olarak kullanıcılara kapsamlı ve geniş kripto ağına güvenli işlem çözümleri sağlamayı taahhüt eder. Bitget, Eylül 2021'de dünyaca ünlü futbol takımı Juventus'un ilk forma partneri ve kısa süre sonra PGL Major'ün resmi espor kripto partneri olarak sponsorluğunu duyurdu. Önde gelen espor organizasyonu Team Spirit ve Türkiye'nin önde gelen ve köklü futbol kulübü Galatasaray ile ortaklıklar da 2022'nin başlarında duyuruldu.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

30 Eylül 2022 Cuma

Albert Riera Röportajı

 


Albert Riera'nın teknik direktörlük macerasının başlangıcını hatırlayacaksınız: eski Galatasaraylı oyuncu, yeni çiçeği burnunda teknik adamın Olimpija Ljubljana'nın teknik direktörü olacağının açıklandığı basın toplantısına yirmiye yakın  maskeli taraftar baskın düzenlemiş ve İspanyol futbol adamını "yaka paça" koltuktan kaldırıp, orayı terk etmesini istemişlerdi. Green Dragons taraftar grubu üyeleri eski hocaları Robert Prosineçki'nin takımın başında daha üçüncü ayında olmasına rağmen kulüp başkanı Adam Delius'la yaşadığı tartışma sonrası görevden alınmasına öfkeliydiler. O gün Riera'yı istemeyenler, şimdi hocalarından çok memnunlar zira Olimpija on maçın dokuzunu kazandı ve Slovenya Prva Liga'da sekiz puan farkla lider.


"Çılgınca bir başlangıçtı" diyor gülerek Riera. "Kulüp yönetimi ile taraftarlar arasındaki durumun iyi olmadığını biliyordum. Liverpool ya da Manchester City İngiltere'de neyse, Olimpija Ljubljana da Slovenya'da o. Geçen sezon on takım arasında ligi üçüncü bitirdiler, yani Liverpool'un Premier Ligi orta sıralarda bitirdiğini düşünün."

"Taraftarlar hayal kırıklığına uğramış ve kulüp sahibini protesto ediyorlardı. Prosineçki'nin hoca olarak devam etmesini istiyorlardı. Hırvatistan ve Slovenya birbirlerine yakın, kardeş gibiler ve Prosineçki de orada bir efsane. Ama kulüp farklı tarz bir futbol oynamak için değişikliğe gereksinimi olduğunu düşünüyordu ve ben de o görev için hazırdım."

"O gün imza töreninde olanlardan hiç korkmadım. Tamamen benimle ilgili olmadığını biliyordum. Onlara, orada sadece futbol konuşmak için bulunduğumu belirttim. Kulüp yöneticileri taraftarlarla buluştu ve 'Birbirimizle kavga etmek yerine birlikte hareket etmemiz gerektiğini' söyledi. Ve futbolu biliyorsunuz, kazanmaya başlayınca, tüm problemler çözülüyor."

"Bazı kişiler bana şöyle diyordu 'Takım çok değişti, harika oynuyorsunuz, iyi sonuçlar alıyorsunuz, onlar senden özür dilemek zorunda', Hayır, özür dilememeleri gerekir. Takımda işler iyi gitmediğinde taraftarın mutsuz olması doğal. Özellikle Türkiye'de geçirdiğim zamanlarda böyle durumlara alıştım. İnsanların duygularını çok çabuk gösterdikleri bir ülke."

Mallorca adasında yetişen Albert Riera, İspanya, Fransa, İngiltere, Yunanistan, Türkiye, İtalya, Slovenya ve Rusya'da top koşturduğu dönemlerden edindiği tecrübelerini şimdi oyuncularına aktarıyor.  Tabii bu yaşantılar arasında Rafael Benitez'i eleştirdiği için Liverpool'dan yollanması, Galatasaray'da takım arkadaşı Melo ile yumruk yumruğa kavga etmesi ve maça gitmek yerine casinoya gittiği için Udinese'den kovulması da var.

"Futbolcu olmanın dünyanın en güzel işi olduğunu söylüyorum oyuncularıma sürekli" diyor Riera "Emekliliğe yaklaşan bir oyuncum olursa ona 'Oynayabildiğin kadar oynamaya çalış çünkü bıraktığın için pişman olacaksın' diyeceğim çünkü ben çok erken bıraktım ve de bunu hatırladıkça da hep pişman oldum."

"Sahada yapabildiklerin azaldıkça, motivasyonun da düşüyor. Arzun azalıyor. Yavaş yavaş "Sonraki adımım ne olacak?" diye düşünmeye başlıyorsun."

Riera, 2018 yılının Ocak ayında 35 yaşında futbola veda etti. Son takımı Sibirya'nın Tom Tomsk ekibiydi ama onlarla resmi maça çıkamadı zira finansal sıkıntılardan dolayı Tom Tomsk yönetimi onun lisansını çıkaramadı. Riera'nın eşi Yulia Sibirya'nın Omsk bölgesinden ve üç çocuğu da Rusya'da okula gidiyor.

"Futbolu bıraktıktan sonra, yeşil sahalardan bir süre uzak olmak istedim ama 20 yıl kadar profesyonel olarak top koşturduktan sonra futboldan vaz geçemiyorsun. Bir gün Rusya'da evde oturuyorduk ve eşime futbolla ilgili bir şeyler yapmam gerektiğini söyledim, şanslıydım zira bir kaç ay içinde İspanya Futbol Federasyonundan eski milli futbolcularla birlikte hocalık lisansı almam için çağrıldım."

"Xabi Alonso, Xavi Hernandez, Raul, Joan Capdevila ve Marcos Senna ile aynı gruptaydım. Doğal olarak bu teklife hayır diyemezdim. Hocalarımızdan biri Fernando Hierro'ydu. Raul ve Xavi ile aynı sınıfta olduğunuzu hayal edin. Fikirlerimizi paylaştık ve bu arkadaşlarla harika zaman geçirdik. Birbirimizden çok şey öğrendik. Harika bir tecrübeydi. Hayatımın bu yeni sayfasını açmak için bana büyük bir motivasyon oldu."

UEFA Pro Lisansını aldıktan sonra Olimpija Ljubljana'yla anlaşmadan önce Galatasaray'da Domenec Torrent'in yardımcısı olarak görev yaptı Albert Riera. "Kariyerimde çok fazla yer görmüş olmak bana kesinlikle fayda sağladı. Bir çok hocayla çalıştım ve onların her birinden alabileceğimi almaya çalıştım.  Mükemmel değilim, öyle de olmaya hiç niyetim yok ama ideallerim doğrultusunda gitmek tek arzum."

"Futbolda kazandığın maçlarla yargılanıyorsun ama İspanyol hocalar için ise kazanmak kadar bu oyunu nasıl oynadığın da önem arz ediyor. Elindeki oyuncu kadrosuna kendini adapte etmelisin. Mutfaktaki bir aşçı gibisin bir bakıma, elinde hangi malzemeler varsa, ona göre bir yemek ortaya çıkarırsın."

"Marcelo Bielsa'nın uzun zaman önce söylediği şu sözü çok seviyorum: İki tarz futbol vardır, birinde rakibin hata yapmasını beklersin, öbüründe ise karakter ortaya koyar ve rakibi hataya zorlarsın. Ben ikinci tarzı seviyorum. Ben iplerin takımımın elinde olmasını istiyorum, oyuncularımın rakipten daha üstün olduklarını hissetmelerini istiyorum. Bu benim sevdiğim oyun tarzı."

"Bana çalıştığım hocalar arasında teknik-taktik yönden en iyi menajerin kim olduğunu sorarsanız Rafa Benitez derim, en motive edici kim derseniz Luis Aragones derim, soyunma odasını en iyi kim yönetir derseniz Ernesto Valverde cevabı veririm. Futbol kariyerimde şunu öğrendim ki 25 topçunun tamamı tarafından sevilmek imkansız. Tüm oyunculara yakın davranan baba figürü olmak için zaman harcamaya gerek yok, futbolculara karşı sadece dürüst olmak yeter."

Riera'nın kariyeri futbola başladığı kulübü Mallorca ile 2003'te tarihi Copa del Rey kazanmaları sonrası yükselişe geçerken, Bordeax'da iki sene oynayıp, tekrar İspanya topraklarına Espanyol forması giymek için geri döndü. İngiliz futboluyla tanışması 2005-2006 sezonun ikinci devresi Manchester City'e kiralık olarak gitmesi ile oldu. City, Premier Lig'i 15. sırada bitirirken, Stuart Pierce yönetimindeki takımda yaşadıkları Riera için kültür şokuydu.

"Şimdi onlar canavar gibi ama o zamanlar City çok farklı bir takımdı" derken kahkaha atan Riera "İkili mücadelelerden kaçan ve hava topunda rakiple çarpışmaktan çekinen klasik bir İspanyol futbolcuydum. Daha çok oyunun taktik yönüne alışkındım."

"Stuart bana çok yardım eden harika bir insan. Benim biraz yumuşak bir çocuk olduğumu ve Premier Ligde oynamak için desteğe ihtiyacım olduğunu fark etti. İlk aylarda Premier Ligdeki hızlı oyuna alışmakta zorluk yaşadım ama zamanla City beni daha komple ve agresif bir oyuncuya dönüştürdü."

2007'deki UEFA Kupası finalinde Riera takımı Espanyol için gol atmasına rağmen takımı penaltılarda Sevilla'ya yenilmekten kurtulamadı. O sene Danimarka'ya karşı İspanyol milli takımı formasını da ilk kez sırtına geçirdi ve 16 maç boyuna ülkesi için ter döktü.

2008 yazında iki ezeli rakip Liverpool ve Everton Riera için kapıştı ve İspanyol oyuncu transferin son günü 8 milyon pound karşılığında Anfield'in yolunu tuttu.

"David Moyes'le görüşüyordum ama aynı zamanda Rafa Benitez de etrafımdakilere benim karakterim hakkında sorular soruyormuş. En sonunda benen seçim yapmak zorunda kaldım ve doğru tercihi yaptığımı da düşünüyorum. Fernando Torres, Pepe Reina ve Xabi Alanso Liverpool'a gelip, kendileriyle oynamam için bana tavsiyelerde bulundu."

Benitez'in takımı zirve yarışı yaparken Riera da 40 maçta 5 gol atarak harika bir sezon geçirdi. Buna rağmen sadece iki maç kaybetmelerine karşın, yaşadıkları çokça beraberlik onları şampiyon Manchester United'ın 4 puan gerisinde kalmasına neden oldu.

Ertesi sezon işler tamamen değişti, Alonso Real Madrid'e gitti, kulübün sahipleri olan Tom Hicks ve George Gillet'le yaşanılanlar sıkıntıları arttırdı. 2009-10 sezonunda sadece 9 kez forma şansı bulan Riera'nın da kafası hiç rahat değildi.

"Herkes bize neden geçen sezon olduğu kadar formda olmadığımızı soruyordu ve ben dürüstçe bunun sebebinin geçen sezon her şeyimizi verip çok ufak bir farkla şampiyonluğu kaybetmek olduğunu düşünüyordum. Manchester United'in bir çok maçı son dakikalarda kazandığını hatırlıyorum, bu çılgınlıktı."

"İkinci sezonumda fiziksel olarak iyi değildim, kendi formumu yakalayamadım. Kariyerimin ilk iki sakatlığını yaşadım. Diz ardı kirişimi at plasentası ile tedavi eden Sırbistan'da bir terapist olan Mariana Kovaçevic'e gittim. Yeni bir tedavi yöntemiydi ve Premier Ligden bir çok oyuncu bu tedavi için Belgrad'a gidiyordu. Ama bu tedavi bende işe yaramadı, maalesef mucizeler gerçek olamıyor ve o sakatlık hala orada duruyor."

Benitez'in gözünden düşerken ve 2010 Dünya Kupasına katılma şansının da azalmaya başladığı bir dönemde Riera, Mart 2010'da Radio Marca'ya hocasının kendisine tavırlarını eleştiren bir röportaj verdi.

"O asla oyuncuyla konuşarak var olan problemi çözmez. Oyuncularla diyalogu tamamen sıfır. Eğer fiziksel yönden bir sakatlığın yoksa ve hafta boyunca iyi idman yapmışsan ama hoca sana bir şey demiyorsa, kişisel bir sorun olduğunu düşünmekten kendini alamıyorsun" diye konuşmuştu o günlerde.

Bunları duyan Benitez öfkeden çılgına dönerken, bir daha Liverpool forması giyemeyen Riera şimdi bu çıkışından dolayı pişman ve teknik adam olduktan sonra da yaşadıkları ona oyunculara farklı bir bakış açısı sunmuşa benziyor.

"Kendi adıma tamamen bir öfke patlamasıydı ama Rafa'ya karşı bir şey değildi. Oyuncular bencildir, her zaman oynaması gerektiğini düşünür ama teknik adam sadece 11 kişiyi kadroya yazabilir."

"Kararları sevmeyebilirsin ama onlara saygı duymalısın. Oyuncularıma da söylüyorum:' Takıma zarar verecek bir şey yapacağımı düşünüyor musunuz? Sizler gibi ben de kazanmak istiyorum"

"Rafa ile ilgili sadece iyi sözler söyleyebilirim. Beni Liverpool'a getirip, bu takım için bana oynama şansı veren kişidir, her zaman ona minnettar kalacağım."

İkili yıllar yıllar önce  savaş baltalarını gömdüler ve kaderin cilvesi Riera ile bu konuyu konuşurken, röportaj yaptığımız Innside Hotel'in restoranının kapısında Benitez belirdi. Anfield'ta Manchester United'la yapılacak efsaneler maçı öncesi eski oyuncusu Momo Sissoko ile bir kahve içmeye randevulaşmış ve Riera ile görüşmeleri ikilinin sıcak bir kucaklaşması ile başlayıp, röportajımıza ara vermemize neden oldu.

"Onu tekrar görmek harikaydı. En son kendisiyle Galatasaray'ın Napoli ile hazırlık maçı yaptığında karşılaşmıştık" diye ekledi Riera...

"Hoca olduktan sonra onu daha iyi anladığımı belirttim. Herkesi mutlu etmek imkansız. Her zaman elimden geleni yaptığıma saygı duyduğunu söyledi. Rafa dedi ki ' Bana inan Albert, sen takımda oynamadığın dönemde oynamayı hak etmediğin için değil benim her maçı kazanmayı istediğim içindi.' Ne zaman Rafa'yı görsem ona sarılırım ve yaptığım hata için özür dilerim"

"Liverpool'a son gelişimden beri 5-6 sene oldu ve şimdi burada olmak şahane. Bu efsaneler maçında eski arkadaşları görüp, Liverpool forması için çeşitli dönemlerde ter döken insanları tanımak ayrıca çok güzel. Bu büyük kulübün parçası olmak benim yaşadığın en muhteşem tecrübelerdendi"

Liverpool 2010'da yedinci sıraya inerken ve Roy Hodgson Benitez'in yerini aldı, Riera da Yunanistan'ın Olympiakos takımının yolunu tuttu. Orada da eski bir tanıdık Valverde onu karşılayacaktı.

"Batan bir gemiyi terk ediyorum" diye benim ağzımdan cümleler uyduruldu ama asla böyle bir şey söylemedim" diye yüksek bir sesle öfkesini dile getiren Riera "Eğer biri benim bu sözleri sarf ettiğim bir röportaj bulursa ona para ödeyeceğim. Ben böyle kötü sözler asla söylemedim." diye devam etti konuşmasına.

"Liverpool'da olduğum için her zaman Tanrıya şükrettim ama ayrılmanın zamanın geldiğini de biliyordum. Rafa gitti ve Hodgson farklı bir oyun tarzı istiyordu. Yeni hocanın yeni bir şeyler istediği gerçeğini kabul etmelisiniz."

Yunanistan'da şampiyonluk yaşana Riera'nin yeni takımı arka arkaya iki şampiyonluk yaşayacağı Galatasaray olacaktı. Türkiye'de bulunduğu süre içinde de Brezilyalı takım arkadaşı Felipe Melo ile antrenmandan sonra soyunma odasında yaptığı kavga ile gazete manşetlerinde adından çokça söz edildi.

"Melo soyunma odasında benim en iyi arkadaşlarımdan biri olmakla beraber, aynı zamanda komşumdu. Biriyle aran çok iyiyse bu tarz şeyler olabiliyor. Her arkadaş gibi şakalaşıp tartışıyorduk. Ve her ikimizin de çok hırslı olmasından dolayı sinirlerin gerildiği bir an oldu. Ben ona vurdum, o da bana vurdu. 10 dakika boyunca birbirimize bağırıp, birbirimizi tekmeledik. Ama bir kaç saat sonra karşılıklı oturup, bir kadeh şarap içip, birbirimizden özür diledik."

"İkimiz için de büyük bir tecrübeydi ve bir daha ikimiz de böyle bir şey yaşamadık. Bu olaydan çok şey öğrendik. Tanrıya şükürler olsun ki Galatasaray'da geçirdiğim süre boyunca harika bir takımımız vardı. Kazanamadığında zor zamanlar geçiriyorsun ve orada futbola karşı çok büyük bir tutku var. Orada sadece kazanmalısın, nasıl olursa olsun, önemi yok."

Riera 2014 ylında Udinese'ye bonservis ödenmeden transfer edildi ama çok kısa bir süre içinde "kardeş" takım Watford'a kiralandı. İtalya'ya döndüğünde Seria A'da oynama hayalleri darmadağın oldu.  Kasım 2014'te Udinese'nin Chievo maçı kampına katılmak yerine poker turnuvasına katıldığı bahane edilerek takımdan gönderildi.

"Bu beni çok üzdü çünkü yalandı. Ben asla ne antrenman ne de maç kaçırdım ama gazeteler böyle yazdı. Gerçek ise ben Udinese'ye imza attığımda onlar bana İtalya Futbol Federasyonundan lisans çıkaramayacaklarını belirttiler ama gerçek bu değildi. Onlar beni bonservis ödemeden aldılar ve beni başka bir yere satmak istiyorlardı. Bu sadece bir ay içinde oldu. Bana bir eşyaymışım gibi davrandıklarını hissettim."

 "Onlara cevabım 'Hayır' oldu ve daha önce Seria A'da oynamadığım için burada futbol oynamak istediğimi söyledim. Kulübün sahibi Giampaolo Pozzo bana benim sözleşmemi ödeyemyeceklerini ve sonlandırmak için görüşmeler yapmak istediğini söyledi. Şükürler olsun ki Watford'un başında olan oğlu Gino ile aram iyiydi ve aynı şirket içinde bir görevden başka göreve geçmek gibi İngiltere'ye gittim, orada harika zaman geçirdim."

"İtalya'ya geri döndüğümde kötü hiç bir şey yapmadım. Her zaman profesyonel davrandım. Gazetelerde casinoda olduğum için maç kaçırdığım yazıyordu ama ben orada takımdan bir çok arkadaşımla izin günümdeydim, Udinese ile aramda çok iyi ilişki yoktu ve bu gerçeği söyleyemeyecek kadar da utangaç değilim."

Mallorca'ya ikinci gelişten sonra, Slovenya'da Zavrc ve oyuncu menajer olarak Koper formalarını giyen Riera, ülkeyle de bağlarını güçlendirdi ve Temmuzda Olimpia Ljubljana'nın başına geçti.

"Tecrübelerimi aktarmayı seviyorum. Oyuncu olarak sen baş roldesin, saha içinde gol atıp asist yapmak için varsın. Teknik adam olarak bunları yapamıyoruz, ama biz de plan yapıyoruz. Sahada maçı seyrederken, çalıştığımız gibi oynadığımızı görünce çok büyük mutluluk duyuyorum. Teknik adamlığın oyuncu olarak aldığım hisleri vereceğini asla düşünmüyorum ama saha kenarında yine de büyük bir tatmin hissi yaşıyorsun."

2018'den beri Olimpija'nın arzuladığı şampiyonluğu yaşatmak taraftarı kuşkusuz mutlu edecektir ama bunun ötesinde ne var?

"Tabii ki hayalim günün birinde İspanya ya da Premier Ligde bir takım çalıştırmak ama futbolda ne çok ileriye bakmalısın ne de geçmişte yaptıklarınla yaşamalısın. Futbol bugün içindir. Ben işime odaklanıyorum ve hep birlikte gelecekte neler olacağını göreceğiz."

Röportaj The Athletic'ten çevrilmiştir.

29 Ağustos 2022 Pazartesi

Trabzonspor:0-0:Galatasaray


Yeni sezonun ilk derbisi...

Bir tarafta geçen senenin şampiyonu ama üç gün önce kendi evinde gol kısırlığı çekerek Kopenhag'a elenip Şampiyonlar Ligi kapısından dönmenin moral bozukluğu içindeki ev sahibi Trabzon...

Öbür tarafta ise geçen sene yaşadığı şoku atlatmak isteyen topçularla yeni transferlerin harmanlandığı ve özlenen başarılı günlerine dönmek isteyen Galatasaray...

Maç önü iki takımın da hocasına "Size birer puan verelim, hiç maça çıkmayın" teklifi gelse, gözü kapalı kabul ederler miydi diye sorsak, maç boyu seyrettiğimiz oyun cevabın "Kesinlikle evet" olacağını gösteriyordu.

Ev sahibi takımın teknik adamı Abdullah Avcı Hamsik, Abdülkadir, Bakasetas gibi top yapabilen oyuncularının yokluğunda topu Galatasaray'a bırakmış, kaptığı toplarla Trezeguet'in hızı ve yeteneği ile pozisyon bulmayı hesap ederken, Cornelius'a atılan yüksek toplarla da gol aramak başka bir alternatif olarak göze çarpıyordu. Eski öğrencisi şimdinin meslektaşı Okan Buruk ise artık klasik hale gelen kadrosunu bozmamış, Emre Akbaba'nın yerine yeni transfer Mertens'i monte ederek başladığı karşılaşmada, rakip sahada basmak yerine orta alanda rakibi bekleyip, Yunus ve Kerem'in kanatlardan getirdiği toplarla golü arzuluyordu.


Galatasaray yine her zaman olduğu gibi ilk dakikada golü bulacaktı ama bu defa golü önleyen ne kale direği ne de rakip kaleciydi, karşılarına çıkan Ali Palabıyık ve VAR'daki Alper Ulusoy oldu. Trabzonspor ceza sahası içinde atılan şut ev sahibi savunmacının açık koluna çarptı lakin karar vericilerin gözü bağlanmıştı... İki takım da ilerleyen dakikalarda orta sahada var olmaya çalışıp, cılız ataklarla heyecan yaratırken, yürek hoplatan pozisyonlar da hep "sonlandırılmayan ataklar" sonrasında oldu. Önce ev sahibi Trezeguet ile Muslera'yı zorladı ama maçın pozisyonu ise Yunus'un al da at diye Mertens'e ikramını genç kaleci Taha'nın çıkardıydı. Galatasaray'ın öne geçmesi işten bile değildi.


Galatasaray adına sahanın en isteklisi yeni transfer Mertens olurken, hücümdaki partneri Seferoviç'in ruh hali ise hiç iyi gözükmüyordu. Böyle golcülerin krizlere girmemeleri için bir an evvel gol bulup, kendilerine gelmeleri elzem, bir hafta sonra iç sahada oynanacak Gaziantep maçı bakalım Seferoviç'in ilacı olacak mı?

Trabzonspor'da Uğurcan'ın sakatlığı genç kaleci Taha için kendini Süper Lig seyircisine göstermesi için bir şans oldu ve genç kaleci de Muslera'nın da ifadesiyle her iki yarıda yaptığı iki net kurtarışla maçın yıldızı oldu. Galatasaray adına da maçın bir başka göze batanı, takımdan gönderilmesi düşünülen ve iki sezon öncesi kampına da alınmayan Boey oldu. Sasha Boey de Dubois'in sakatlığı sonrası formayı kaptı ve bırakmaya da niyeti olmadığı her maç daha da altını çizerek gösteriyor. 


Seferoviç'ten istediğini alamayan Okan Buruk, maçın gidişatını değiştirmek için "nöbetçi golcüsü" Gomis'i son yarım saatte oyuna dahil etti ve Gomis de yakaladığı iki pozisyonda biraz daha dikkatli olsa hocasını yaptığı değişiklikte haklı çıkaracaktı. 37 yaşındaki golcünün attığı gollerle takımına kazandırdığı puanlar sonrası moralinin de zirve yaptığı gözleniyor.

Oynadığı 4 maçta iki gol atmak Galatasaray için haneye eksi yazılacaktır ama kalesinde gördüğü 1 gol - ki üç deplasman maçı oynadı- Marcao sonrası yeniden oluşturulan savunma hattı adına yıldızlı pekiyi mahiyetinde... Büyük kulüplerin şampiyonluk reçetelerinden biridir, "gol yeme, bir tane nasılsa atarsın"... Torreira ve Mitsjö'nun takıma katılımı sonrası geçen yılki orta saha hastalığına çözüm bulunmuş, savunma elemanları da uyum sağlamışken, Okan Buruk ve yardımcıları şimdi öğrencilerine gol atmayı çalıştırmaları en öncelikli hedef olmalı.

Her ne kadar yorgun ve eksiklikleri olsa da son şampiyon Trabzonspor karşısında rakip seyirci önünde Galatasaray'ın sergilediği oyun gelecek adına ümit veriyor ama Kerem'in gidişatı Galatasaray taraftarını fena halde üzüyor. Okan Buruk, genç oyuncusunu kaybetmemek adına onu sürekli ilk onbire yazıp, uzun dakikalar sahada tutmaya gayret ediyor lakin, sahada sergilenen oyun Okan hocanın da pek fazla olmayan kredisini bir kısım taraftarın gözünde tüketirken, Kerem de forma numarasını paylaştığı hocasına hiç yardımcı olmuyor. 


HAKEMLER: Ali Palabıyık, Ceyhun Sesigüzel, Kemal Yılmaz

TRABZONSPOR: Muhammet Taha- Larsen, Bartra, Hugo, Eren (Dk. 83 Denswil), Siopis (Dk. 46 Gbamin), Dorukhan, Bardhi (Dk. 83 Doğucan), Trezeguet (Dk. 88 Yusuf), Djaniny (Dk. 46 Kouassi), Cornelius.

GALATASARAY: Muslera - Boey, Nelsson, Abdülkerim, van Aanholt, Torreira (Dk .73 Berkan), Oliviera, Yunus (Dk. 89 Barış), Mertens (Dk 89 Emre), Kerem, Seferovic (Dk. 64 Gomis)

SARI KARTLAR: Trezeguet, Dorukhan, Eren (Trabzonspor) - Yunus, Kerem (Galatasaray)

24 Ağustos 2022 Çarşamba

Ümraniyespor:0-1:Galatasaray


Düğün ve cenaze... Kimine göre Sezen Aksu albümü, kimine göre kült bir film, kimine göre de sadece iki kelime... Oysa geçen cuma gecesi insanı yaşamdan bıktıran İstanbul nemine karşı bir nefes gibi esen İkitelli rüzgarında Galatasaray'ın çiçeği burnunda transferi Abdülkadir'i anlatıyordu bu iki kelime: Düğün ve cenaze...

6 gün evvel rakibine hediye ettiği "gollük pasla" takımının 60 bin taraftarı önünde sahadan mağlup ayrılmasına sebep olan genç  stoper, cuma gecesi de benzer bir hata yapmış, kendisini diri diri "gömmek" için kazma küreklerini hazırlayanları durduran yan hakemin kalkan ofsayt bayrağı olmuştu... Ve maçın uzatma dakikalarında Rumen Gheorghe'un fileleri sarsmaya niyetli şutuna koyduğu ayak ile düğün çalgıcıları şenliğe çoktan başlamışlardı bile...

Hayat gibi değil mi bu ayak topu, 90 dakika içinde sevinci de üzüntüyü de, ümitleri de hayal kırıklıklarını da yaşayabiliyorsun...

Kağıt üstünde ev sahibi Ümraniyespor'un bir puan hayalini, iki hafta evvel Antalya'da yaptığı gibi "kolayı bulunsa takımdan sepetlenecekler" listesinin en başında olan Gomis bitiriyordu... "Bir aslan ailesini her zaman korur" derken, o ailenin bazı üyeleri daha geçen hafta kendisini "linçliyordu"...

Hayat işte... Yarın ne olacağını bilemezsin... Bugün seninle olanlar, yarın kuyunu kazmak için en başta sıraya girebilirler...

Okan Buruk için de geçerli yaşamın kuralı... Yaz başından beri "Galatasaray'ın evladı Okan gelsin" diye feryat-figan etrafı ateş içinde bırakanlar, daha üçüncü hafta Galatasaray'a teknik direktör aramaya başlayıverdiler. Üstelik iki deplasmandan alınmış 6 puan varken...

Neymiş, takım gol atmakta zorlanıyormuş, maç kazanılsa da az gol atılıyormuş... Oysa ki Seferoviç, Emre Akbaba'nın (ne yapsa taraftarın gözüne giremeyen evladımız) presinde kaptığı topu kaleye yollasa, rakip açılacak, takım rahatlayacak ve belki de goller peşi sıra gelecek... Aynısı bir hafta evvel Giresunspor karşısında yine erken dakikalarda Sergio Oliveira'nın serbest vuruşu direği değil de fileleri öpse, fark olacak maç "kısmetsizlik ve taraftar baskısı" ile kabızlığa dönmeyecek ve bugün ağıt yakanlar şimdi halay çekiyor olacaktı...

Hayatta her istediğini elde etmiş "şımarık" evlatlar sadece kendilerini düşünür, onlar için başkası yoktur, "ya olacak ya da olacak" vardır... Arzusu yerine gelmediğinde kendisine yıllarca bakana da sırt çeviriverirler pek ala... Yıllarca kazanılan kupalar ve elde edilen başarılarla "şımarmış" taraftar da nasıl maziye saygı duymayı unuttuysa, karşısında bir rakip olduğunu da düşünmez, "ya olacak ya da olacaktır". Alt ligde en takdir edilen topu oynayarak Süper Lige yükselip, deplasmanda Şampiyonlar Ligi için kadro kuran Fenerbahçe'yi son dakika elinden kaçıran Recep Uçar'ın çocuklarını da pek önemsemezler, "Bizim takım baş rolde, onlar da piyon" diye düşünür  sanki Yeşilçam filmi seyreder gibi ama dedik ya, hayat... Kimse piyon olmak istemez, sana zorluk çıkarır, savaşır, mücadele eder ve herkes kısacık yaşamında başrol kapma derdindedir.


Yeni kurulan bir takım, birbirinin adını yeni öğrenen futbolcular ve onların huyunu suyunu tanımaya çalışan bir teknik direktör... "Takım olmak" denen olgu hiç de kolay başarılabilir bir eylem değil ve en çok ihtiyaç duyulan şey de zaman ve bireylerin birbirine karşı saygı ve iyi niyeti... Seferoviç'in bencilce kaleye vurmak yerine Emre'ye gol attırmak istemesi, Mertens'in van Aanholt'a saha içinde koşacağı bölgeyi göstermesi, Boey'in son dakika şutu çıkarmak için kafayla "uçması", Gomis'in golüne en fazla oyundan alınan Seferoviç'in sevinmesi... Takımdaki iyi niyet örnekleri çoğaltılabilir; o halde tek eksik zaman... Zaman da her geçen gün bu yeni takımın lehine işliyor...

İnanç ve güven... Bunlar da güzel kelimeler değil mi sevgili renktaşlar... O halde biz de üzerimize düşeni yaparsak, hayat bize mayıs ayında davullarla zurnalarla bir eğlence neden hazırlamasın...


Stat: Atatürk Olimpiyat

Hakemler: Ali Şansalan, Samet Çavuş, Ata Yıldırım

Ümraniyespor: Serkan Kırıntılı, Serkan Göksu, Santos, Glumac, Lenjani, Oğuz Gürbulak, del Valle (Gheorghe dk. 56), Mrsic  (Gagnidze dk. 67), Avounou (Sackey dk. 66), Onur Ayık (Geraldo dk. 56), Bettaieb (Metehan Mimaroğlu dk. 85)

Yedekler: Orkun Özdemir, Mustafa Eser, Yunus Emre Mertoğlu, Emre Nefiz, Umut Nayir

Teknik Direktör: Recep Uçar

Galatasaray: Muslera, Boey, Nelsson, Abdulkerim Bardakcı, Patrick Van Aanholt, Torreira, Oliveira (Cicaldau dk. 85), Emre Akbaba (Mertens dk. 46), Yunus Akgün (Barış Alper Yılmaz dk. 85), Kerem Aktürkoğlu (Emre Kılınç dk. 65), Seferovic (Gomis dk. 78)

Yedekler: Okan Kocuk, Omar, Emin Bayram, Berkan Kutlu, Cicaldau, Kazımcan Karataş

Teknik Direktör: Okan Buruk

Gol: Gomis (dk. 87) (Galatasaray)

Sarı kartlar: Abdulkerim Bardakcı, Boey (Galatasaray), Serkan Göksu, del Valle, Sackey (Ümraniyespor)

Bizi dinlemek için:

🎧Spotify: https://spoti.fi/3dEqDKk

🎧Apple Podcast: https://apple.co/3wnELhH 

🎧Google Podcast: https://bit.ly/3dMEzlB

🎧ultras/Movement Blog: http://ultrasmovement.blogspot.com/

3 Temmuz 2022 Pazar

Forma Değişim Ritüeli


Hakem maçın son düdüğünü çalar, taraftarlar çoşkun ya da üzgün koltuklarından ayrılıp, çıkışa yönelirken, saha içindeki topçular ise o değişmez ritüele başlarlar: birbirini tebrik edip, el sıkıştıktan sonra formalarını değişirler...

Neredeyse her maç, asla aksatılmayan bu forma değiştirme ritüeli nasıl ortaya çıktı? 

The Athletic'ten Rob Tanner bu "yazılı olmayan maç sonu kuralını" araştırmış, ben de ultras/Movement blog okurları için tercüme edeyim dedim...

Buyurun bakalım...

Tarihe kayıtlarına geçen ilk forma değişimi Fransa ile İngiltere arasında 1931'de oynanan müsabakada, Fransızlar tarihlerinde ilk defa İngilizleri yenince, hatıra olması için rakip formalarını isteyince gerçekleşmiş.

O tarihten sonra da her maç olmasa da özel anları ölümsüzleştirmek ve çoğunlukla milli maçlar sonrası futbolcular dayanışma, arkadaşlık ve bu güzel oyuna duyulan saygıdan dolayı forma değiştirmeye devam etmişler.

Lakin, Sir Alf Ramsey ve Alex Ferguson gibi hocalar kulüp renklerinin kutsallığından ve o forma için akıtılan kan ve terin değerinden dolayı oyuncularına maç bitiminde rakipleriyle forma değişimini yasaklamışlar.

Hocaların forma değiş tokuşu ile ilgili talebelerine gösterdiği tepkilerinden birini Martin O'Neill'in 1996 yılında malzeme sorumlusu olarak atadığı Leicester City çalışanı Paul McAndrew'den dinleyelim: "Forma değişimi ile ilgili hatırladığım ilk örnekler 97 ya da 98 yılında Martin dönemindeydi. Steve Walsh, Arsenal maçından sonra Dennis Bergkamp'ın formasını aldı. Maçı kaybetmiştik ve Steve soyunma odasına koridorunda formayı bana fırlatıp 'Patron bunu görmesin' dedi ama hoca görmüştü. Martin oyuncularla konuşmadan önce bana geldi ve kimin forması olduğunu sordu, Bergkamp cevabını verdim. Sonra soyunma odasına gidip, Bergkamp'a en yakın olduğu dakikanın bu formayı aldığı an olduğunu anlatıp, Steve'i kelimenin tam manasıyla paramparça etti."

Yıllar geçtikçe maç bitiminde oyuncuların rakipleriyle forma değişmesi o kadar yaygınlaştı ki, sadece maç sonu topçular üzerlerindeki formalarını rakiplerine vermekle yetinmiyor, devre arası da forma değişimi yapılırken, maç öncesi yapılan "rezervasyonla" soyunma odalarından da karşılıklı olarak hatıra formalar takas ediliyor. Premier Lig takımlarının malzeme sorumluları oluşturdukları WhatsApp grubundan maç öncesi birbirleriyle iletişime geçip, forma siparişi alıyorlar.

Devre arasında terden ıslanmış formayı yenisiyle değiştirmek ya da yırtılma veya yaralanıp formanın kanlanma ihtimaline karşılık her oyuncuya maçtan önce genellikle iki adet forma veriliyor. Eğer topçular isterse bu formaları arkadaşlarına ya da ailelerine hediye etmek için, yardım kuruluşuna bağışlamak ya da maçtan sonra değiştirmek için alabilirler ama her birinin parasını da ödemek zorundalar.

Çoğu futbolcu kendisine verilen bu formaları alıyor ama hayatında forma istediği tek kişinin Zinedine Zidane olduğunu söyleyen Messi gibi bazıları da değiş tokuşu pek sevmiyorlar. Messi forma değiş tokuşunu umursamadığını belirtiyor ama kendisine rakip oyuncular tarafından yapılan teklifleri de geri çevirmiyor ve sonuç olarak devasa bir forma kolleksiyonuna sahip. Belki, 2016 Uluslararası Şampiyonlar Kupası maçından sonra Leicester City'li Marc Albrighton'dan aldığı forma da Zidane'nın formasının yanında asılıdır. O maçta sadece Albrighton almadı Messi'nin formasını, Jamie Vardy ve bir kaç oyuncu için daha maç öncesi Messi forması ayarlandı.

Messi gibi efsaneler her zaman da bonkör olmuyor. Genellikle forma istemek görevi malzemecilerin olurken  Atalanta-Juventus maçından sonra, Alman savunma oyuncusu Robin Gosens Ronaldo'dan forma istemek için herkesten önce kendisi yanaştı ünlü topçuya. "Maçın bitiş düdüğünden sonra forma için ona gittim ama Ronaldo kabul etmedi. " diye yazıyor otobiyografisinde Alman topçu. "Cristiano, formanı alabilir miyim? diye sordum ama o bana bile bakmadan cevapladı: Hayır!" "Fena halde utandım. Oradan uzaklaşırken, kendimi ezilmiş hissettim. Bilirsiniz, başınıza utanılacak bir durum gelir ve birinin görüp görmediğini öğrenmek için etrafa bakarsınız. Bu durumdaydım ve bunu gizlemeye çalıştım."

Ama Gosens en sonunda Ronaldo formasına kavuşur. Nasıl mı? Takım arkadaşı Hans Hateboer bir gün bir mağazadan Ronaldo forması satın alır ve takım arkadaşına Atalanta soyunma odasında hediye eder.

Sadece futbolcuların formaları talep görmüyor yeşil sahalarda, West Bromwich Albion'ın yardımcı antrenörü olan Sammy Lee'nin 2020-21 sezonunun son maçı bitiminde Marcelo Bielsa'yı yakalayıp, ceketini istediği de biliniyor. Daha önce küme düşmesi kesinleşen West Brom'un, Leeds'e de 3-1 kaybettiği maçın bitiş düdüğüyle Lee'nin bu isteği karşısında şaşıran Bielsa, önce ceplerini yoklar ve içerde değiş tokuş yapacağını işaret eder meslektaşına.

Bazen takas tek yönlü olurken, çoğu zaman da maçın anlam ve önemine binaen iki taraf da oldukça istekli oluyor. "Micky Adams bizim hocamızdı ve Premier Ligden düştüğümüz gün Manchester United ile oynuyorduk" diye hatırlıyor McAndrew. "Fransa milli takım kaptanı Laurent Blanc onlarda oynuyordu ve bizde de John Ashton adında genç bir oyuncu vardı. Maçtan sonra John, Blanc'tan formasını istedi, Blanc üstündekini çıkarıp verdi ve 'Şimdi sıra sende" dercesine John'a baktı. John utanarak 'Ne, benim formamı mı istiyorsun?' diye sorunca Blanc 'Tabii ki' cevabını verdi. Laurent Blanc'ın evinde John Ashton'ın formasının olması fikri beni sevindiriyor."

Bazı futbolcular aynı formaları sezon boyunca elinde tutarlar. Leicester'lı Youri Tielemans çok nadir forma değiştirmekte, çoğunlukla kendisine verilen formaları geri çevirirken, takıma kiralık gelen bir genç oyuncu forma ücretini duyana kadar formaları kendisine alıyormuş, sonra geri vermeye başlamış.

 Premier Ligde forma giyen oyuncuların bazıları forma değiş tokuşunu çok önemsemeseler de eğer daha alt ligden bir takımla maça çıkarlarsa ya da yurt dışında oynarlarsa, forma istekleri çok fazla olmakta ve bu talepleri geri çevirmek de pek karşılaşılan bir durum olmamakta.

Leicester, bir vakit FA Cup için daha alt ligden bir takımla karşılaşmaya deplasmana gittiğinde forma talepleri o kadar aşırı olmuş ki, rakip takımın hocası formaları kendisi almış ve maç bitimi takımın en iyi performans gösteren topçusundan başlayarak hatıra formaları oyuncularına vermiş. Maçın adamı, istediği formaya sahip olabilmiş böylece. Hocanın bunu yapma nedenlerinden biri de yedeklerin maçın bitimiyle birlikte sahaya koşup, popüler oyuncuların etrafında forma isteme sırasına girme görüntüsünü engellemekmiş.  

"Hereford United ile deplasmanda oynadığımız bir FA Cup maçını hatırlıyorum" diyor McAndrew "Maç 0-0 bitti ve turu geçecek takım tekrar maçına kaldı. Maç sonu tüm formalar gitmişti. İkinci maçta onları yendik ve karşılaşma sonunda yine kapımız çalındı. Tekrar forma istiyorlardı. O yıllarda forma bulmak zordu, kendi forma üreticimiz Fox Leisure vardı ama onlardan da yeni forma almak zordu. Forma üreticileri yeni formaları stada maç günü getireceklerini söylerlerdi ve saat 12 olmuş ama benim elimde forma yoktu! Formaları getiren elemanı gördüğümde duyduğum rahatlama inanılmazdı."

Alt lig takımlarının forma istekleri o kadar fazla ki, Premier Lig takımları sezon öncesi hazırlık maçlarında giydikleri formalara futbolcu ismi yazmıyorlar uzun zamandır.

Forma takası genellikle malzeme sorumluları tarafından yapılıyor ama futbolcular rakip takımdan birini önceden tanıyorsa, eski takım ya da milli takım arkadaşıysa maç sonunda ya sahaya çıkış tünelinde ya da soyunma odasında bireysel de takas işini gerçekleştirebiliyorlar.


2014 yılı Liverpool-Real Madrid Şampiyonlar Ligi maçının devre arasında, Liverpool 3-0 mağlupken Balotelli ve Pepe forma değiştirmiş, ikinci yarı başlarken Brendon Rodgers Balotelli'yi çıkarıp, Lallana'yı oyuna alır ama maçtan sonra Rodgers bunun taktiksel bir değişik olduğunu, forma değişimine tepki olmadığını söyler."Forma değişme olayını sizden duydum, ama böyle bir durum varsa ben bundan hoşlanmam. Bu tip olayların başka ligler ve başka ülkelerde olduğunu görüyorum ama burada kesinlikle olmaz ve olmamalı. Geçen yıl burada bir topçuyla sorun yaşadım ve eğer bu da bir sorun olacaksa, bununla da uğraşırım." diye açıklamalarda bulunmuş Liverpool hocası maçtan sonra.

Eski Arsenalli Andre Santos'un da 2012 kasımında takımının Manchester United'a 2-1 kaybettiği maçın devre arasında eski takım arkadaşı Robin van Persie ile forma değişmesi oldukça konuşulmuş ve eleştirilmişti.

Maradona'nın Tanrının Eli adını verdiği golle Arjantin'in İngitere'yi Dünya Kupasından saf dışı ettiği maçtan sonra İngiliz oyuncular için rakipten forma istemek pek hoş olmasa da, o gün Maradona'nın formasını alan Steve Hodge geçen aylarda bu formayı 7 milyon sterlinden daha yüksek bir fiyata açık arttırmada sattı.


Bazen formalar değiştikten sonra geri de istenebiliyor. Leeds'in efsanevi kanat oyuncusu Eddie Gray, 1970 FA Cup finalini Chelsea'ye 2-1 kaybettikten sonra David Webb'in formasını almış. Sonraki yıllarda kulüp tarihinin ilk FA Cup'ı olduğu için, Londra kulübü Gray'e ulaşmış ve ondan Webb'in formasını Stamford Bridge'deki kulüp müzesine koymak için kendilerine satmasını istemiş.

"Forma biriktirme pek bana göre değil ama gelecekte bunların ne kadar değerli olacaklarını düşünürsek, her maç sonrası takas yaparız." diye açıklamış görüşlerini Eddie Gray. "Bu forma benim için çok önemli değildi ama Chelsea David'in formasını müze için isteyince, sorun etmedim. Steve Hodge gibi bir şey yapmadım. Ama onun için de mutluyum, Maradona'nın formasına sahip ve ona iyi şanslar diliyorum."

İngiltere'nin Almanya karşısındaki meşhur 5-1lik galibiyeti sonrası yaptığı hatrickin ve takımının farklı galibiyetinin rakip üzerindeki etkisini görmek için Michael Owen forma değiştirmek için Almanya soyunma odasına girmiş ve Jorge Bohme'den giyilmemiş bir forma almış. Owen'ın bu takasından 21 yıl sonra İngiltere ile Almanya'nın 1-1 sonuçlanan Uluslar Ligi maçı bitimi kameralar Antonio Rudiger'i Harry Kane'den forma isterken yakaladı.

Euro 96'da da Wembley'de unutulmaz bir forma takası gerçekleşti. İngiltere-İskoçya maçının devre arasında oyuncular soyunma odalarına doğru yürürken, Paul Gascoigne formasını çıkarıp daha önce kızının büyük bir Gascoigne hayranı olduğunu açıklayan Rangers'tan takım arkadaşı İskoçyalı Stuart McCall'a uzattı. "Formayı bana verdi ve bu kızın için hediye dedi. Çok cömert ve düşünceli biriydi" diye açıklamış görüşlerini McCall.

Diğer takımların formaların biriktirenler için bu formalar çok önemli, kariyerlerinin önemli anılarını hatırlıyorlar onlara baktıkça. Eski Leicester'lı savunma oyuncusu Christian Fuchs'un da New York'taki evinde Avusturya, Bochum, Schalke ve Leicester günlerinden Raul, Rooney ve diğer takım arkadaşlarından 200den fazla forma var. Ama onun için en önemlileri kendi kariyerinden mihenk taşı olan maçlar ve sezonlara ait olanlar, özellikle 2016'daki Premier Lig şampiyonluğu gibi.


Leicester City
'nin formaları takımın 2015-16 sezonunda şampiyonluğa koşarken ve sonrasında rakipler için çok arzu edilir olmuştu.

Forma değişimi bugünlerde öyle bir hal aldı ki Leicester gibi takımlar 1990'larda hem as takım hem de rezerv takım için sezonu 100 formayla kapatırken, şimdi 1200den fazla forma kullanıyorlar bir sezonda. McAndrew bugünlerde formasız kalmadığını belirtiyor ama 2015-16 sezonunda forma yetistirmkte çok zorlandığını da belirtmeden geçmiyor. "Bazı maçlarda mavi formaları saklamak için zorunlu olmadığımız halde deplasman formalarını giyiyorduk. Hiç başıma gelmese de elinde forma kalmadığında, bazen kulüp mağazasından istemek zorundasındır. Ama o sene onlar da yılbaşında tüm formaları satmışlardı."

"Çocuklar bana forma konusunda yardımcı oldu. Ama, iç sahada şampiyonluğu kutladığımız Everton maçında 2016-17 sezonu giyilecek yeni formaları giymeseydik, çok zorlanacağımı biliyordum, çünkü biri formasını yırtsa ya da kanlasaydı, çok sıkıntı olacaktı. Sadece bir set forma vardı ve onu da seremonide giyecektik. Yeni forma benim için kurtarıcı oldu."

Covid-19 protokolleri forma değiş tokuş kültürüne sekte vursa da, bugünlerde eski kültür tekrar geri gelmekte.

20 Nisan 2022 Çarşamba

İki Farklı Simeone



"Onu hem bir insan hem de teknik direktör olarak tanıma şansına eriştim. Diego Pablo iyi kalpli, neşeli ve her zaman yanınızda olan bir adam, oldukça dürüst ve duygusal. Ama, tanıdığım Cholo'yu sorarsanız, o ise talepkar, sert, acımasız, kalpsiz ve de tek amacı kazanmak olan biri."

Sebastian Abreu
River Plate'li Eski Futbolcu

Diego Simeone'yı anlatırken


17 Nisan 2022 Pazar

Allah Bana Sahip Olabileceğim Tüm Başarıları Verdi


 "Bir futbol adamı olarak, Allah bana sahip olabileceğim tüm başarıları verdi"

Fatih Terim

İmparatorun sarayı, İstanbul'un kuzeyinde boğazı gören bir tepenin üzerinde bulunuyor. Fatih Terim, Türk futboludur. İngilizlerin icat ettiği bu güzel oyunda onunla eş değer bir kişilik bulmak zor zira öyle biri de zaten yok. Özellikle son 30 yılda Türkiye'de futbolu o biçimlendiriyor, başka bir ülkede örneği bile yok.

Türkiye Milli Takımının üç defa hocalığını yaptı. 1954'ten beri ilk önemli turnuva olan Euro 96'ya kımızı-beyazlıları o taşıdı, ayrıca Euro 2008'de de yarı final gören takımın başında yine Fatih Terim vardı.

Türkiye'nin en büyük ve en başarılı takımı olan Galatasaray'ı dört kere çalıştırdı. Bu süre içinde Süper Ligi sekiz defa kazandı ki bu bir rekor, üç defa Türkiye Kupası sevinci yaşadı ve 2000 yılı UEFA Kupasında Arsenal'i yenip kupayı kaldırdığında da Avrupa'da kupa kazanan ilk Türk teknik adam olarak adını tarihe yazdırdı.

30 sene boyunca Fatih Terim, Türk futbolunun üzerinde parlıyor. 1997 ile 2000 yılları arasında müthiş bir şekilde kazandığı dört şampiyonluk sonrası Galatasaray taraftarı ona İmparator lakabını taktı. Ama, buna rağmen tüm itibarı üzerine almıyor. "Bir futbol adamı olarak, Allah bana sahip olabileceğim tüm başarıları verdi" diyor.

İmparator ile buluşmaya giderken, The Athletic ekibi olarak İstanbul'un "ölümcül" trafiğini hafife alınca, taksiden bir ön özür olarak kendisini aradığımızda, telefonun karşı tarafından gelen cevabı aktarıyoruz: "Şöföre Terim'in evine gittiğinizi söyleyin, kesinlikle geç kalmazsınız"

68 yaşında olan Terim'in krallığını yaşatmak için bu günlerde bolca zamanı var. Yeni başkan Burak Elmas'ın "Fatih Terim takımın başında üç yıl kalacak" sözünden sonra sezona felaket kötü bir başlangıç yaptıktan sonra ocak ayında dördüncü Fatih Terim dönemi sona erdi. Türk futbolunun öncüsü olan üç İstanbullu takımın finansal olarak zayıflamaya başlaması herkesin dilindeyken, Terim'e kulübün işleyişinde devrim yapacak zamanın verileceği bir proje sözü verilmişti kulüp yöneticileri tarafından.

Her şey bir yana, Terim 2019-20'de takıma 22. şampiyonluğu kazandırmış, 2020-21'de de bir golle Beşiktaş'a şampiyonluğu kaybetmişti. Galatasaray, ocak ayında 9 maçta tek galibiyet almış olarak 12. sıradaydı ve bu durum, takımın başında İmparator olsa da Galatasaray için kabul edilemezdi. Ayrıca, kulüp içinde ve taraftarlar arasında da Terim'in takımın başında kalıp kalması konusunda tartışmalar başlamıştı.

Terim kulüpteki güncel gelişmelerle ilgili konuşurken ihtiyatlı davranırken, öneride de bulunuyor: "Bu sezonun başında Galatasaray'da bir devrimin olması gerektiğine karar verdim. Kolay olmayacağını da söyledim. Benim beklediğim bir karar değildi. Şimdi fikren dinlenmek için zamana ihtiyacım var."

Oldukça dinlenmiş gözüküyor. Eski bir söz vardır, "İmparatorla bir kere karşılaşırsan, onu unutamazsın" diye, kulübün son genel kurulunda Burak Elmas yönetimi ibra edilmedi ve Nisan ayı sonunda yapılacak seçimle yeni başkan göreve gelecek. Onu görevden alan kişinin başkanlığını düşürmek için Fatih Terim'in çalıştığına dair herhangi bir söylem yok ama kulübün efsanesi ile yolları ayırmanın başkan Elmas'ın ibra edilmeme nedenleri arsında yer aldığı da şüphe götürmez bir gerçek.


Fatih Terim'den kısa cevaplar almayı beklemeyin, uzun uzun anlatma kapasitesine sahip ama kısa ve öz cevapladığı bir soru var: Galatasaray dışında başka bir Türk takımı çalıştırır mısınız?

 "İmkansız"

Terim, "ne olursa olsun geriye dönme" fikrinin savunucusu değil. Bir çok kişi için bu görüş yaşam felsefesi olarak benimsenirken, Terim için öyle değil. Peki neden sürekli Galatasaray'a dönüyor?

"Galatasaray tek yönlü bilettir. Başka bir Türk takımında çalıştığımı hayal bile edemiyorum. Aileye dönüş gibidir. Kulübüm beni ne zaman istediyse, asla hayır diyemedim. Galatasaray benim evimdir, benim ailemdir. Aileme ve evime geri döndüm."

"Geçmişte Galatasaray'a dönmeden önce yaptığım bütün görüşmeler çok kısaydı. Onlar "Hocam, sana ihtiyacımız var" derlerdi, ben de üzerinde yazan miktara bakmadan sözleşmeyi imzalardım. Top oynarken de bir çok takım beni istedi, hatta beş kat fazla ücret teklif etti ama ben Galatasaray'a imza attım."

"Bir kulübe ait olmak insana böyle hissettirmeli. Ben Galatasaray'a aitim ve bunu böyle gösteriyorum."


Fatih Terim, gerçek evi olan Adana'dan hayalindeki evine 1974'te göç etti. O senelerde lakabı İmparator değildi, tersi kulağa daha az maço gelen o yılların popüler televizyon karakteri olan Samantha'ydı. Bu da onun saha içinde yaptığı bir çok hareketin seyirciler gözünde sihre benzetilmesinden gelmekteydi.

Kariyerine iz bırakan çabuk öfkelenen karakteri ile sert bir orta saha topçusuydu ki bir maçta rakibine kafa atarken, başka bir müsabakada da hakeme tükürmüşlüğü vardı. "Kafadan ilk o dalardı, eğer bir arkadaşının kavgada yardıma ihtiyacı varsa, Fatih orada olurdu" diye anlatıyor çocukluk arkadaşı Ahmet Yaşar, Welcome to Hell (Cehenneme Hoş Geldiniz) kitabında.

Bir iş tartışması nedeniyle bir restoran sahibiyle damadı arasında çıkan kavgada yer aldıktan sonra 2017 senesinde Milli Takımdaki görevinden azledildi. Terim, damadına sorun çıkaran restoran sahibini telefonda aradı, karşılıklı görüşmeden memnun kalmayınca arabasına atlayıp, damatlarıyla birlikte 500 km yol yapıp, sorunu yüz yüze çözmeye gitti.

"O herifle telefonda konuştum ve yakışız bir cevap aldım" diyen Terim "Telefonu kapadım, pantolonumu giydim ve arabaya bindim" diye anlatmaya devam eder o mevzuyu. Türkiye Futbol Federasyonunda o günlerde basına gönderilen yazı ise şöyleydi: "Bazı futbol dışı olaylar Fatih Terim'i etkiledi. İki tarafın ortak görüşü yolları ayırmanın daha sağlıklı olacağı yönünde."


Terim, erkeklik kelimesinin açık ve öz bir örneği: saldırgan, otoriter, baskın, göğsünü göstermek için gömleğin düğmesi açık. The Athletic onunla buluştuğunda da iki düğme açıktı...

Welcome to Hell kitabının yazarı McManus'a göre Fatih Terim  saldırgan bir şekilde himayeci ve onuru için yaşayan bir "kabadayı" örneği olarak görülüyor. Terim bunu kabul etmese de restoran sahibiyle yaptığı kavga bu tanımı yapanları haklı çıkarıyor.

"Asla karakterimi değiştirmedim. Fatih Terim 50 sene önce Galatasaray'a geldiğinde neyse, şimdi de odur."

Fatih Terim Galatasaray'a orta saha oyuncusu olarak imza attı ama kısa zamanda defansif bir oyuncuya evrildi. Mevki değişiminin sorumlusunu açıklaması da oldukça şaşırtıcı bir gerçek: "Don Howe yüzünden mevkiimi değiştirdim." Terim Galatasaray'a geldikten kısa bir zaman sonra dönemin bir çok İngiliz futbolcusuna göre "en iyi teknik adam" olarak anlatılan Don Howe da İstanbul takımını çalıştırmaya başlar. "Ben orta saha oynuyordum ama Rapid Vien'le oynayacağımız bir Avrupa Kupası maçı öncesi Don bana geldi ve 'Fatih, libero oynuyorsun' dedi. O günden sonra futbola veda edene kadar libero oynadım."

Howe ve yönetiminde çalıştığı bir çok İngiliz teknik adamdan etkilenen Terim, bir bakıma bir İngiliz hayranı. "Howe, Malcolm Allison, Arthur Cox, Brian Birch: Bir çok İngiliz hocayla çalıştım."

Kendisini anlatırken kullandığı sevgi ve şefkat kelimelerine bakılırsa, Terim en fazla Allison'dan etkilenmiş. Röportajımız tercüman aracılığı ile yapıldı ama Türkçe konuşmasına rağmen "Big Mal (Malcolm Allison) dan alıntılar yapması oldukça tuhaftı.

Türkiye'nin Euro 96'daki maçlarından birinde iki elinde bastonla zor yürüyen Allison tarafından ziyaret edilmesi ile ilgili etkileyici bir hikaye anlattı. "Onun içeri girmesine izin vermediler, ben dışarı çıktım ve Allison'u soyunma odasına getirdim ve takıma dedim ki: 'Çocuklar bu benim hocam.' Çok duygulandı, neredeyse ağlayacaktı. 'Fatih seninle gurur duyuyorum' dedi, harika bir anıydı."

Allison'ın kız arkadaşıyla ilgili başka bir anıyı da hatırlıyor. "Adı Serena'ydı, bir Playboy yıldızıydı. Bay Allison, bir gece beni de kendisiyle beraber dışarı davet etti ama sabah kendimize gelmek için ekstra antrenman yapmak zorunda kaldık."

İngiliz hocalarından en çok ne öğrendi sorusuna cevabı netti: Disiplin. "Antrenman ve maçlarda öğrendiğim en önemli disiplin ve ciddiyetti. Ama saha dışında onlar oyuncularının rahat olmalarını isterlerdi."

"İster kar yağsın, ister hava dondurucu soğuk olsun onlar hep şort giyerdi. Soğuktan etkilenmezlerdi, başkaları çift eşofman, şapka, eldiven giyerken onlar şort giyerdi."

Terim'in çalışma odasında duvar boyunca yer alan devasa kitaplıkta bir çok ödül, fotoğraf, Euro 2008'deki Türkiye milli takımı otobüsünün replikası yanında Sir Alex Ferguson'un ilk otobiyografisinin iki örneği de yer alıyor.

"En önemli futbol adamlarından biri o, bir çok şey başardıktan sonra tabii ki onun hocalığı ve işleri ele alış şeklinden etkilendim."

Devamlılık ve büyük takımları çalıştırmanın gereklilikleri tartışması akla geliyor. Ferguson, United'ı 27 sene çalıştırırken, Terim hiç bir takımda bu kadar uzun süre kalmadı. "Türkiye'de bu imkansız, bu süre 50 seneye bedel burada"

Teknik direktörlük kariyerine Galatasaray'dan daha alt takımlarda başladı, önce Ankaragücü, sonra Göztepe. Daha sonra Sepp Piontek'in yardımcısı olarak milli takıma gelirken, aynı zamanda da u-21 takımını çalıştırdı. "Gazetelerde aktrislerle gördüklerinden farklı olarak yepyeni bir Türk futbolcu tipi yaratmak istiyorduk" diye açıklamıştı Piontek o günleri Guardian'a bir kaç sene evvel verdiği röportajda.

Piontek Türk Milli Takımından ayrıldıktan sonra u-21 ile yeni bir futbolcu nesli oluşturan Fatih Terim, A Milli Takımın başına geçti. Onun yönetiminde Türkiye Milli Takımı Euro 96'ya katıldı, her ne kadar oradaki üç maçını kaybetse de, Türk futbolunun yapısı değişti ve Şenol Güneş yönetiminde 2002 Dünya Kupasında yarı final gören takımın temeli atıldı.

Terim, Galatasaray'a döndü ve hemen tanrı oldu- dört şampiyonluk, üç kupa finali, UEFA Kupası zaferi. "O kulübün ruhu, o bazen baba, bazen de kardeş gibi bizim için" diye anlatıyordu hocasını Arif Erdem finalden önce.

O günlerde Fatih Terim yenilikçiydi- Galatasaray'ın oynadığı çılgın ve inatçı baskı oyunu bugün örneklerine sıkça rastladığımızdan farklı değildi. "Her zaman hücum etme anlayışına sahiptik ve rakibe onların sahasında basıyorduk. Maçlar esnasında bazen rakipler benim oyuncularıma '14 kişiyle mi oynuyorsunuz, bu baskıyı, bu gücü anlayamıyoruz" diyorlardı. Bu anlayışı sahaya koyan çok az takım vardı. Şimdi bir çok hoca bu oyunu istiyor oyuncularından." 

"Bu büyük kulüplerin ihtiyaçları çok farklı." diye devam eder Terim sözlerine "Euro 96'dan sonra Galatasaray'a geldim. Bazı yerlerde Şampiyonlar Ligine katılmak bir başarıdır, ya da ligi ikinci bitirmek başarıdır. Ama Galatasaray'da tek başarı birinciliktir."

"Bir kere şampiyon olduktan sonra işler daha da zor. Büyük kulüpte çalıştığın her gün, işler daha da zorlaşıyor. Asla maç kaybetmemelisin, her zaman gelişmelisin, başarıyı sürdürmek çok daha zordur. Aynı şeyleri yapmayı sürdüremezsin, bazı şeyleri değiştirmelisin."


The Athletic, Terim'e Davor Suker ve Patrick Vieira'nın Arsenal adına penaltı kaçırıp Popescu'nun penaltısı ile kazandıkları UEFA Kupası finalini sordu ama Terim'in hatırladığı başka bir şey vardı: 

"Arsenal'den önce Leeds hakkında konuşmak istiyorum." Yarı finaldeki Leeds United maçından bir gece önce Chris Loftus ve Kevin Speight adlı iki Leeds taraftarı İstanbul'da bıçaklanarak hayata gözlerini yummuşlardı. Olayın neden olduğu asla tam olarak açıklanmasa da Terim üzerinde psikolojik izlerinin kaldığı ve onu etkilediği hala gözükmekte.

"Maçı kaybetmiş olmak ve bu iki taraftarın yaşaması benim için daha iyi olacaktı. Her zaman bu iki Leeds taraftarını düşünüyorum. Umarım huzur içinde uyurlar."

2000 yılında İtalya'ya gitti, önce Fiorentina sonra da Milan'da görev aldı. Serie A'da çalışan ilk Türk teknik adam oldu ama işler istediği gibi gitmedi: Fiorentina'da popülerdi ama başkan Cecchi Gori ile anlaşamadı, Milan'da da sadece 15 maç takımın başında kaldı. "Kurallara takmayan, oldukça ilginç bir kişilikti" diye yazar Andrea Pirlo kitabında. "Öğle yemeklerine geç kalır, resmi toplantılara kravatsız katılır ve Biri Bizi Gözetliyor'u izlemek için işleri erken bitirir."

İngiltere'ye gelmesi için olanaklar vardı. Bobby Robson Newcastle'ı bıraktıktan sonra Fatih Terim'i önerdi. Diğer kulüpler de onunla iletişime geçti ama tekliflerin hiç biri olgunlaşmadı. Luis Felipe Scolari'nin Chelsea günleri de son bulurken, şöyle bir başlık vardı gazetelerde: "Sen tam bize göresin, Fatih"

Eve geri döndüğünde, çok az kişi onu sorguladı. Sadece tek bir takımı çalıştırmış hoca olarak popülerliği kimseyi şaşırtmazken, onu sevmeyenlerin bile ona saygı göstermeleri de dikkatlerden kaçmıyor.

İtalya'dan döndükten sonra, sadece Galatasaray ve Türkiye milli takımını çalıştırdı, ikisi arasında 20 yıl boyunca mekik dokudu, 2013'te kısa bir süre iki takımda aynı anda görev yaptı.

Peki hangisi daha zor? "Milli takım tabii ki, zira bütün bir ulusa karşı sorumlusun. Senin renklerin kırmızı-beyaz, sarı-kırmızı değil. Herkes seni eleştirecektir, zaten bunu da doğal olarak hissediyorsun."

"Galatasaray'da sadece Galatasaray taraftarına karşı sorumlusun. Her zaman bu sorumluluğu hissediyorum ama baskıdan etkilenmiyorum. Baskıdan dolayı asla omuzlarımı yere eğmiyorum."

Terim'in günümüz futboluna ayak uyduramadığı, onun zamanının geçtiği yönünde algılar var. Terim'in sadece teknik direktör olmak yerine takımın herşeyiyle ilgilenmek istemesi gibi modası geçmiş düşüncesini ele aldığımızda bundan haklılık payı da görebiliriz. Ama, Terim sürekli kendini geliştirdiği konusunda ısrarcı ve ortaya koyduğu fikirlerle ( ki bu yüzden kulüpten gönderilmemesi gerektiğini düşünüyor) yenilikçiliğe ne kadar açık olduğu konusunda ısrarcı.

"Teknik direktörlüğe ilk başladığımda benden daha yaşlı oyuncuları çalıştırdım. Şimdi oyuncularım benim çocuklarımdan daha genç. Futbol asla yerinde saymıyor, her gün değişiyor, özellikle de yoğunluğu ve ritmi. Bir çok takım savunmadan oyunu kurmayı denerken, pas oyunu da gittikçe önem kazanıyor."

"Oynamak isteyen takımların çağı şimdi. Eskiden, rakibi durdurmak çok populerdi ama şimdi seyirci böyle maçları seyretmek istemiyor. İnsanlar topun oyunda olduğu kafa kafaya oynanan sert maçlar seyretmek istiyor. Rakibini oyun tarzınla yok etmelisin."

Her ne kadar şimdi oyunun yenilikçi tarafının ön planında olmasa da, onun Türk futbolunu nasıl etkilediğine dair çarpıcı bir grafik var: Süper Ligde görev alan yirmi teknik adamdan onu ya Terim'in futbolcusuydu ya da yardımcılığını yaptı. Ayrıca görevini bırakan 7 hocayı da bunlara ekleyebiliriz, ya da onunla beraber oynayan Mustafa Denizli, milli takımda öğrencisi olan Hamit Altıntop, u-21 takımının hocası Tolunay Kafkas... Listeyi uzatabiliriz de...

Peki bundan sonrası İmparatoru ne bekliyor? "Açıkça söylemek gerekirse karar vermedim. " diye cevaplıyor Fatih Terim. "Yakında bileceğim ama şimdilik bilmiyorum." Galatasaray değişiyor ve söylenilenlere göre başkan adaylarından hiç biri onu geri getirmek istemiyor. Onu yabancı bir ülkede bile olsa, başka bir takımda düşünmek çok zor. Milli Takımın hocası Stefan Kuntz ve her ne kadar Dünya Kupasına katılamasa da görevinde kalacağı düşünülüyor.

Galatasaray kulübü başkanlığı konusunda sık sık adı geçiyor ama Terim bu göreve pek sıcak bakmıyor. Türkiye Futbol Federasyonu başkanlığına adaylığını koyacağı konusunda görüşler var ama The Athletic'e göre bu haberler de doğru değil.

O geri dönecek mi? The Athletic bu soruyu bir Türk gazeteciye sordu ve cevap vurgulayıcıydı: "O her zaman geri döner."

Evinin arkasında bir ödül odası var, daha düzgün bir müze yapılırken oraya yığılmış bir çok kupalar, madalyalar, ödüller ve hatıralar. Kolleksiyonerleri ağlatacak kadar fazla forma göze çarpıyor. Tarihi bir çift sarı-kırmızı ayakkabı bile var. Ayrıca Fiorentina günlerinden Francesco Toldo'nun hediye ettiği The Godfather filminin bir DVD'si de dikkatimizi çekiyor.

Bunlar büyük bir kariyerin fiziksel kanıtları ama nesnelerden de öte, eğer bundan sonra takım çalıştırmasa da, Terim arkasında çok daha büyük izler bıraktı.

"Benim için kazanmış olduğum kupalar ve başarılardan daha önemlisi Türk futbolu için bir miras bırakmış olmaktır. Oyun, oyuna bakış açısı, teknik direktör olarak bir hayat. Bu benim en gurur duyduğum an olacaktır. İnsanların bana duyduğu sevgi paha biçilmez."

Bu makale The Athletic'ten tercüme edilmiştir.


19 Mart 2022 Cumartesi

Maracana'nın Ürpertici Tüneli


Gladyatörlerin kendilerine ait odalardan çıkıp, kan ve vahşete susamış seyircilerin çığlıklarını dinleye dinleye arenaya doğru yürüdükleri uzun tünellerin geçmişte kaldığını düşünüyorsanız, fena halde yanılıyorsunuz zira Kızılyıldız'ın taraftarlar arasındaki deyimiyle Maracana'sı ya da resmi adıyla Rajko Mitic Stadına gelmeden futbolcular da eski çağ savaşçıları gibi 2 dakikalık tüneli geçerek seyircilerin karşısına çıkmak durumundalar.

Kızılyıldız'ın stadı UEFA'nın belirlediği kuralları yerine getirmek için son yıllarda oldukça fazla "modernleşti" ama tek değişmeyen şey futbolcuları yeşil zeminle buluşturan 1963 yılında yapılan tünel kaldı. 

Peki bu tüneli eşsiz kılan nedir? Rajko Mitic stadının soyunma odaları diğer stadyumlardan farklı olarak stadyumun dışında bulunuyor ve oradan yeşil sahaya yürümek oldukça zaman alıyor ve hakemin ilk devreyi bitiren düdüğü ile ikinci yarıyı başlatan düdüğü arasında geçen 15 dakikalık zamanın sadece 11 dakikası soyunma odasında geçirilebiliyor, kalan süre tünel içinde yürümek için harcanıyor.


Stadın dışındaki binada formalarını üstlerine geçiren topçular, Avrupa'nın en uzun yolu kabul edilen 240 metrelik yolu yaklaşık olarak 2 dakikada yürüyerek koşu pistini geçip, stadın yarısını da geride bırakıp, maç önü seremonide taraftarla buluşabiliyorlar.

Tabii, Maracana'nın tünelinde yürümek pek de konforlu olmasa gerek zira, sıvasız beton duvarlardan oluşan tüp şeklindeki tünelde yol boyu etrafta yer alan kırmızı-beyaz grafittiler, zaten daracık yolu daha da sıklaştıran sıra halindeki polisler, uzun boylu topçuların başlarını çarpmamak için eğilmek zorunda kalacak kadar alçak tavanı ve tribünlerden gelen tezahüratlar ile ses bombalarının patlama sesleri maç başlamadan ev sahibi Kızılyıldız'ı psikolojik olarak da öne geçiriyor. Tünelin karanlığına alışan futbolcuların gözleri stadın ışıklarına açılan kapıdan çıkınca, seyirciler arasında yürüyüp, ringin ışıklı ortamına ayak basan boksörler gibi kamaşmakta...

Maçın stresi bir yana, kafalardaki düşüncelerle de baş başa tek sıra halinde bu bitmez yolda iki dakika yürümek de hiç bir rakibin istemeyeceği durumdur. 

Mevzuyu daha da zorlaştıralım mı? Tünelin çatısı ile üstünde bulunan ultraların bağırmaları ve zıplamaları ile titreyen beton sadece 15 cm kalınlığında...


Ev sahibi Kızılyıldız stada ana tünelden giriş yaparken, deplasman takımları farklı bir taraftan giden sol tünelden maça çıkmaktadırlar ki orada üstlerinde iki sıra halinde tribün ve üzerinde kırmızı-beyazlı taraftarların tepiştikleri kapı yer almakta. Tünelin iki ucunda yer alan özel polis kuvvetleri, futbolcular ile taraftarlar arasında tampon görevi görürken, önemli maçlarda rakip takım oyuncuları tünelin bitiminde bir müddet daha koruma altında yürümek zorunda, zira sahaya çıktıkları yer ev sahibinin meşhur Delije grubunun adının yazılı olan kalenin arkası...

Arkalarındaki duvarlarda da hayatını kaybeden taraftar, futbolcu ve ünlü Sırp kahramanların adları yazılı bulunmakta. 

Bu "ürpertici" tüneldeki yolculuğu nihayete erdirip, reklam panolarına ulaşan futbolcuların derin bir nefes çekmesi pek olağandışı olmasa gerek...


Rajko Mitic stadı eski bir yapı olmasına rağmen, önümüzdeki sezona yetişmek üzere çatısının yapımı için de proje hazırlanmış bile. Kapılarını taraftara ilk açtığı yıl 8 bin koltuk ve 20 bine yakın taraftara ev sahipliği yapan bu "arena"nın 110 bin taraftarı da barındırdığı rivayet edilmektedir ki bu yüzden dünyanın en büyük stadı olarak görülen Brezilya'daki Maracana'nın adını kullanıyor kırmızı-beyazlı taraftarlar mabedlerinden söz ederken.

Uzun yıllar UEFA'nın stadyum denetçisi olarak çalışan Scott Struthers için bu "ilginç" stadyum özel anlam ifade etmekte. "Stadı kendi haline bıraktıkları oldukça açık. 1991'de Marsilya karşısında Şampiyon Kulupler Kupasını kazandıktan sonra 110 bin kapasiteli tribünü koltuklaştırmaya başlamışlardı ama o günden bugüne değişen pek bir şey olmamış..."derken,  10 sene arka arkaya UEFA'nın müsabakalarına katılmadıkları için UEFA'nın radarından kaçabilmişler. UEFA stadın belli bölümlerini geliştirmeleri için yazılar yollamış ama Avrupa Kupalarına katılmadıkları için kimse de denetim yapmamış.

"Zemin fena değil ama tuvaletler, kameralar, kontrol odaları, tribünler, ikaz levhaları gibi bir çok alan UEFA'nın gereksinimlerini karşılamıyor. Kırılan koltuk kırılmış olarak kalıyor, sahaya atıldıysa da artık orada eksik bir koltuk göze çarpıyor. Kale arkasındaki tribünlerde koltuk kırmaya alışık olan ultralara neden stadın koltuklandırıldığını anlatılması gerekir" diyor Struthers. 








Bu yazı The Athletic'ten çevirilmiştir.

Blog Widget by LinkWithin