8 Mart 2026 Pazar

Beşiktaş:0-1:Galatasaray


Şampiyonluğa giden yolda her maç çok önemlidir, hepsi üç puan değerindedir ama Galatasaray'ın bir aylık fikstüründeki Beşiktaş, Liverpool, Başakşehir, Liverpool, Trabzonspor serisinin başlangıç maçıydı İnönü'de oynanacak olan derbi. Oyunu her ne kadar güven vermese de içinde bulunduğumuz senenin namağlup takımı Beşiktaş, kötü giden sezonu kendi taraftarı önünde alacağı Galatasaray galibiyeti ile unutturup, Avrupa'ya katılmak için üst sıralara tırmanmak gayesindeyken, Galatasaray için ise rakibi Fenerbahçe'nin peşisıra kaybettiği puanlar sonrası dördüncü şampiyonluğa giden yolda atılacak çok kritik bir adımdı cumartesi geceki karşılaşma...

Beşiktaşlılar "fena inanmışlardı galibiyete", maçın biletlerini 10-15 dakikada tüketmişler, maç için de uzun zamandır yapmadıkları tribün kareografisi de yapmışlardı... Galatasaray taraftarı da bu sene bir kat daha yükseltilen tel örgülerle Amerikan hapishanelerine dönüşmüş deplasman tribününde yerini alırken, bir kaç gün önce yapılan ultrAslan iftarında Okan Buruk'un "kazanacağız, şampiyon olacağız" sözünün peşindeydiler.


Okan Buruk'un herhangi bir cezalı topçu olmadığı durumda kritik ve değerli maçlardaki on bir oyuncusu belliydi: Uğurcan - Sallai, Sanchez, Abdülkerim, Jakobs - Lemina, Torreira -Barış, Sara, Sane, Osimhen... Aynı kadro ile sahadaydı hoca da yedekler de ligde üst sıralara oynayacak bir takım oluşturacak güçteydi: Günay, Icardi, Yunus, Eren, İlkay, Kaan, Nhaga, Lang, Singo ve Boey...


Maçın ilk pozisyonunda Galatasaray ceza sahası içinde Murillo'nun Barış Alper'in ayağına bastığı pozisyonda hakemin "pas" geçmesinden maçın nasıl gideceğini tahmin etmek bu meşin yuvarlağın peşinde ömrünü geçirmişler için pek de zor olmasa gerekti. Sonraki bir kaç pozisyonda da taraftarın "auuu, vuuu" gibi nidalarıyla düdüğünü üfleyen Ozan Ergin'i görünce, savımızı da kanıtlamış olduk. Hakemi bu yazının sonuna bırakarak devam edecek olursak, ligin hatta Avrupa liglerinin en fazla hücümda top kapan takımı olan Galatasaray ilk atağını da yine Beşiktaşlılar kendi yarı sahasından çıkarken kaptırdıkları topla buldu, Sara ara pasıyla Osimhen'i gördü, onun Beşiktaşlıların "dev adam" dedikleri Agbadou'nun bacak arasından geçirdiği top iyi yer tutan Ersin'de kalıyordu. İlk pozisyon Okan Buruk'un da statejisini göstermesi açısından önemliydi. İki takım birbirlerini tartıp, pozisyon ararken, ev sahibi çeyrek saat dolarken Sara'nın rakip sahada Cerny'e kaptırdığı topla başlayan atakta Asllani'nin ceza sahası önünden auta giden topla Uğurcan'ın kalesine gelirken, auta giden top belki de maçın geri kalanı için sinyali veriyordu: o top bu gece filelerle buluşmayacaktı.


Barış Alper Yılmaz nasıl ki sertlikleriyle ünlü İtalyanları peşine takıp sürüklediyse, İnönü'de de Agbadou'ya gerçek Hulk'un kim olduğunu gösterdi, siyah beyazlı topçuyu peşine taktı, ceza sahasına girdiğinde de topu terse çeviriverince yardıma gelen Uduokhai tarafından düşürülüverdi de hakem zaten düdük çalamazdı, oynattı dönen topta Sara'nın şutu Ersin'de kalıyordu... Şampiyonlar Liginde penaltı çalınacak pozisyona bizde ne hakem ne de VAR müdahale etmiyordu. Beş dakika sonra ise yine Beşiktaş'ın savunmadan çıkarken kaptırdığı topta, Sane 5 rakip oyuncu arasından bilardo topu misali Barış'a attığı pasta, genç topçu iyi kontrol etti ama plasesi o kadar da iyi değildi.

Ve yine Galatasaray'ın oyunun kontrolünü eline aldığı dakikalarda geliştirdiği atakta topla savunmadan çıkmaya çalışan Beşiktaşlılar yine kaptırdı ve Lemina-Sara-Sane paslaşmaları sonra Sane'nin yumuşak ayak içi asistinde Osimhen kafayla Ersin'i mağlup ederken, bu kez deplasman tribününe doğru koşarken maskesini çıkarıyordu.

İlk devre kaleyi tutan şutu olmayan Beşiktaş devre biterken en tehlikeli pozisyonu buldu, Orkun-Cerny-Murillo paslaşmaları sonrası sağ bek altı pasta boş kaldı da Jakobs "kayarak" belki de golü çıkarıyordu.


İkinci yarıya "kaybedecek bir şeyi olmayan" Beşiktaş daha istekli ve arzulu başladı oyuna ki Cerny'nin şutunu Uğurcan kornere atarken gelecek tehlikenin de ayak sesleri oluyordu. Sonrasında maçta sesi pek duyulmayan Oh'un çaprazdan vuruşu auta giderken, Galatasaray'ın Osimhen'le çıktığı ani atağı hakem kesiyordu. Galatasaray Barış'ın pasında Osimhen'le ceza sahası dışından kaleyi yoklarken, oyunda tekrar kontrolü eline geçirmeye başladığı anlarda Sane Rıdvan'ı geçmiş giderken ayağı Rıdvan'ın bileğine basınca maçın hakemi devam kararı verip, VAR'ın daveti ile Alman oyuncuya kariyerinin ilk kırmızı kartını gösteriyordu. Futbol oyun kuralları dünyada aynı ama bizim hakemlerimizin yorumlaması çok farklı, Falcao da kariyerinin ilk kırmızı kartını Türkiye'de görüyordu...


On kişi kalan Galatasaray ile taraftarının desteği ile neredeyse on iki kişi oynayan Beşiktaş'ın kalan yarım saatte mücadelesi tek kaleye dönüşmüştü, Juventus karşısında skoru koruyamayan Galatasaray bakalım gereken dersi çıkarıp savunma yaparak maçı kazanabilecek miydi? Sane ile Lang'ı değiştirecekken kırmızı karttan dolayı plan rotasyonu yapan Okan Buruk, Sara'yı kenara alıp daha enerjik bir takım yapmak için Boey'i sahaya sürdü, Sallai'yi ile sağ kanadı çiftledi. 


Ev sahibi Orkun'la vurdu, Olaitan ile denedi, savunmadan Agbadou ile geldi, Ndidi ile boş pozisyonda kaldı da ya Uğurcan sahneye çıktı ya da ev sahibi topçular beceriksizce topu kale yerine saha dışına atıyordu. Galatasaray ise maçın fişini çekecek pozisyonlar da buldu, 74te gelişen ani atakta Osimhen Barış'a iyi pas atamazken pozisyon harcanırken, iki dakika sonra oluşan karambolde Barış kaleciyle karşı karşıya kaldı, aşırtmasında Ersin'in kolu golü önlüyordu...

Maçın bitimine 9 dakika ekleyen Ozan Ergin, o da yetmezmiş gibi iki dakika daha fazla oynatırken, neredeyse bütün sarı-kırmızılı topçulara sarı kart gösterdiği gibi Okan Buruk'a da uzatmalarda kart gösteriyordu.


Galatasaray, atanı ve tutanına 100 milyon euroya yakın para harcayıp, bunun sonucunu kritik derbi maçında alırken, ev sahibi ve Galatasaray'ın puan kaybetmesini bekleyen rakipleri hakem kararlarını bir hafta konuşmaya devam edecekken, Galatasaray ise bu maçın sayfasını çevirmiş ve kafalar salı günü oynanacak Liverpool maçına dönüyordu.

Şimdi gelelim hakem Ozan Ergin ve VAR'daki Ömer Faruk Turtay'ın kararlarına:


Maçın ikinci dakikasında Murillo'nun Barış'ın ayağına basmasına sarı kart verilmezken, Osimhen-Ersin pozisyonunda hakem faul çalıyor, nedense 1 dakika sonra sarı kart çıkarıyordu, kulağına mı üflendi diye sormadan edemiyor insan... Beşinci dakika Olaitan'ın taç çizgisi kenarında Sallai'ye çelmesi ise uyarılmadan geçiştiriliyordu... 74te Sallai'ye vurması yine görülmedi, ancak son dakikalarda itirazdan sarı kart gördü. 


Peki 20. dakikada Barış'ın Uduokhai tarafından ayağına basılması? Penaltı olması için daha ne yapılması gerekiyor?



Maçta dakikalar 27'yi gösterilirken Sane'nin Orkun'un ayağına bastığı pozisyonda ev sahibi topçular kırmızı kart beklerken, Ozan Ergin'in sarısı belki de diğer meslektaşlarını haklı çıkarıyordu zira Skrinar'ın Galatasaray derbisinde Sara'ya, Orkun'un da Trabzon maçında rakibine basmasına kırmızı kart çıkmıyordu.


Orkun demişken, maç sonu isyan eden Beşiktaşlı topçu, keşke Trabzon maçından sonra da "Benim hareketim sarı değil kırmızı karttı" diyebilseydi ama itirazdan gördüğü sarı kart sonrası, Osimhen'in sarı kartı olduğu halde hakemin düdüğü sonrası topu aşırtıp gol yapmasına ikinci sarı kart itirazı yaparken, Osimhen bu hareketi itiraz için değil, pozisyonun devamında yaptı ki hakemin çaldığı faul de tartışmalıydı (VAR'ın gelişi sonrası bu pozisyonlar devam ettiriliyor, gol olması halinde inceleniyordu)  oysa Galatasaray'lı oyuncu yerde yatarken hakemin oyunu durdurması sonrası öfkeyle topa vuran Orkun "şiddetli itirazdan" ikinci sarı görmeliydi ki ondan önce 55. dakikada hakemin kolundan tutup çekmesi bir başka sarı kart, yani Orkun maç boyu 3 sarı kart görecekken tek kartla günü kurtardı. Sürekli hakemin üzerine koşan Orkun tek kartla kurtardı da hakemin 3 adım ötesindeki kaptan Abdülkerim itiraz edince sarı neden görüyor acaba?

Peki dakikalar 30dayken Barış yine topu almış kanattan gidecekken Murillo'nun Barış'ın yüzüne vurup sarı kartı görmesi? İkinci dakika ayağa basma sarı olsa oyundan atılmayacak mı?


İlk devre biterken Agbadou'nun Osimhen'in ayağına basmasına bırakın sarı kart vermeyi, Ozan Ergin taç verdi, Beşiktaş kullandı, 42de Agbadou'nun Osimhen'in yüzüne eliyle vurmasına devam edilmesi gibi... Elle yüze vurmalar orda bitti mi, Olaitan 74te Sallai'nin yüzüne vurdu yine faul yok yine sarı yoktu. 

Singo'nun topa yükselirken Beşiktaşlının "kambura yatması" normalde Galatasaray lehine faul olacakken hem faulu ev sahibi kullandı, hem de Singo sarı kart gördü.



Maç biterken Agbadou'nun Eren'in üzerine çıkıp onu ezmesine hakem hemen düdük çalmıyor ve pozisyon bittiğinde faul çalıyordu da Osimhen'in ikinci sarı beklenilen atağında neden hemen düdük çaldı?

Kısaca, ev sahibi oyuncular ve Sergen Yalçın maçtan sonra mağlubiyeti Ozan Ergin ve VAR hakemine fatura ederken, FIFA kokartlı "tecrübesiz" hakem iki takım lehine de aleyhine de oldukça fazla hatalı karar verdi ve maça ister istemez damga vurdu...

Ve Sallai yerde yatarken topu auta atmayıp atak yapıp, üzerinden atlayan Beşiktaşlı oyuncu, Boey sakatlanmış ceza sahasında yerde olduğu için topu dışarı atmayı bırak onun ofsaytı bozmasından yararlanmaya çalışan Oh ve Uğurcan sakatlandığı için topu dışarı attığında "centilmenlik" gereği geri vermeyip Olaitan ile uzun taç kullanıp gol arayan Beşiktaş'ı görünce, "Efendi Beşiktaş" söyleminin Süleyman Seba döneminde kaldığını anlamış olduk maalesef...


Stat:
Tüpraş

Tarih:07/03/2026

Hakemler: Ozan Ergün, Anıl Usta, Mustafa Savranlar VAR: Ömer Faruk Turtay

Beşiktaş: Ersin Destanoğlu, Amir Murillo, Emmanuel Agbadou, Felix Uduokhai, Rıdvan Yılmaz, Wilfred Ndidi, Vaclav Cerny (Cengiz Ünder dk. 72), Kristjan Asllani (Mustafa Hekimoğlu dk. 72), Orkun Kökçü, Junior Olaitan, Hyeon-Gyu Oh

Yedekler: Devis Vasquez, Gökhan Sazdağı, Tiago Djalo, Yasin Özcan, Milot Rashica, Salih Uçan, Kartal Yılmaz, Jota Silva

Teknik Direktör: Sergen Yalçın

Galatasaray: Uğurcan Çakır, Roland Sallai (Yunus Akgün dk. 90+3), Davinson Sanchez, Abdülkerim Bardakcı, Ismail Jakobs, Mario Lemina (Wilfried Singo dk. 82), Lucas Torriera (Kaan Ayhan dk. 90+3), Gabriel Sara (Sacha Boey dk. 67), Leroy Sane, Barış Alper Yılmaz (Eren Elmalı dk. 82), Victor Osimhen

Yedekler: Günay Güvenç, İlkay Gündoğan, Renato Nhaga, Noa Lang, Mauro Icardi

Teknik Direktör: Okan Buruk

Gol: Victor Osimhen (dk. 39) (Galatasaray)

Kırmızı kart: Leroy Sane (dk. 62) (Galatasaray)


Sarı kartlar: Orkun Kökçü, Amir Murillo, Junior Olaitan, Sergen Yalçın (Teknik direktör) (Beşiktaş) Victor Osimhen, Abdülkerim Bardakcı, Mario Lemina, Uğurcan Çakır, Roland Sallai, Wilfried Singo, Okan Buruk (Teknik Direktör) (Galatasaray)

3 Mart 2026 Salı

Alanyaspor:1-2:Galatasaray (Türkiye Kupası)

Kupada üçte üç yapıp, çeyrek finale çıkmayı çok büyük oranda garantilemiş olan Galatasaray, ligde üç gün evvel mağlup ettiği Alanyaspor'a konuk olurken, Beşiktaş, Liverpool, Başakşehir, Liverpool serisine çıkmadan önce Osimhen, Icardi, Sanchez, Abdülkerim, Sara, Yunus, Uğurcan, Sallai gibi oyuncularını İstanbul'da bırakarak geldi Alanya'ya... İlk onbirin değişmezleri yokken, Asprilla ve Nhanga gibi gençlere maça başlama şansı doğmuştu ve Okan Buruk kalede kupa kalecisi Günay, savunmada Boey-Kaan-Jakobs-Eren ile önlerinde tecrübeli İlkay ve çömez Nhaga, hücum hattında da Sane-Ahmed-Asprilla-Barış vardı... Barış fizikli olunca Okan Buruk onu dinlendirmeyi düşünmemiş, oynadıkça form tutacağını biliyordu...


80-81 sezonundan ilham alınarak yapılan beş yıldızın yan yana olduğu sarı formayla ilk defa sahaya çıkıyordu Galatasaray ve İlkay da o senelerin Fatih Terim'i gibi Jakobs ve Kaan'ın arasına girerek sarkık libero gibi "abilik" yapıyordu takıma. İlkay "halı sahaların ağır abisi"ydi de 18 yaşındaki Nhaga enerjisi ve isteğiyle sahanın her tarafında yer alıyordu. Eyüpspor maçında sahaya ayak basmasıyla taraftarın yoğun ilgisine maruz kalan genç oyuncu, Alanya'da da tüm gözlerin üzerinde olduğu maçta formasını sırılsıklam etti, Galatasaray kariyerinin ilk golünü de attı. Az kalsın ikinci golü de atıp, maçın fişini çekecek ve kulübede şans bekleyen diğer gençlere de oyuna ayak basması için fırsat yaratacaktı da sol ayağı sağ ayağı kadar güçlü değildi...


Nhaga kadar gözlerin üzerinde olduğu bir diğer oyuncu da Asprilla'ydı. Bugüne kadar kanatlarda görev yapıp, biraz da fiziksel yönden bizim ligin sertliğine "yumuşak" kalan Kolombiyalı, bu gece Alanya'da on numara oynayınca, çok daha rahat etti, bol bol gezdi, arkadaşlarını oynattı da o da Barış Alper'in pasında Nhaga gibi siftah yapacaktı ama biraz acelecilik, biraz da kaleci Victor'un başarısıyla gol sevinci yaşayamadı.



Ve maçın yıldızı Barış Alper Yılmaz. Ianis Hagi'nin karşı karşıya Günay'ı geçemediği atak ve ev sahibinin "baskın basanındır" mantığıyla ilk dakikalarda Galatasaray'ın üzerine gelme coşkusunu kanattan topu alıp Fatih'e penaltı yaptırarak söndürdü. 11 metre atışını da çok şık kullanarak takımını öne geçirirken, 5 dakika sonra önce kafayla Victor'u çok zorladı, sonrasında kullanılan köşe atışında da direk ikinci gole müsaade etmedi. Topu bol bol ayağında tutup, İlkay ve Sane ile dantel gibi ince ince dokuyup, kalede rahat pozisyon arayan Galatasaray, ev sahibine uzaktan attırdığı şutlar dışında pozisyon vermezken, Sane'nin kamıkaze gibi rakip ceza sahasına çaprazlama dalıp, Eren'i kaçırması, onun pasında Barış'ın da boş Nhaga'ya bırakması ile Galatasaray iki farklı öne geçiverdi. Bu kadar net golün ofsayt için neden VAR'ı beklediğimizi kimse anlamadı...


İlk devre biterken önce Güven boş plaseyi auta attı, sonra Asprilla Barış'ın ikinci asistini pasa dönüştürken, Barış'ın sürekli arkadaşlarına gol attırma çabası gözlerden kaçmıyordu.


İkinci yarıya Barış-Lang değişikliği ile başlarken Galatasaray, oyuncular da oyunu rolantıye alıp, skoru korumak ve önündeki derbiyi düşünmeye başladılar. Bu dakikalarda Alanyaspor, Güven ve İbrahim ile bir kaç Günay'ı zorlasa da yine Galatasaray "bilmemkaç" pas yaptığı bir sekansta Sane savunma arkasına kaçtı, onun "al da at" pasında Ahmed kolayı değil, zoru başardı ve topu kale çizgisindeki savunmacıya isabet ettirdi. Peşinden Sane de "hep pas mı vereceğim" dercesine bir kaç kez kaleyi denedi ki, 64te Lang'ın pasında o da rahatken fileleri göremedi. 

Ev sahibi için Ianis'in orta sahaya yakın yerden kavisli ortası az kalsın gol olacakken, bitime 15 dakikadan az kala savunma arkasına atılan topta Singo hatalıydı, İzzet topu taşıdı ve Mounie'ye üç gün aradan sonra tekrar bir Galatasaray maçında gol attırıyordu. Farkın teke inmesi Alanyalıları yüreklendirince, Galatasaray savunmasının gol için ileri çıkarken kaptırdığı iki topta hem Mounie hem de İzzet meşin yuvarlakla fileleri buluşturamayınca maçın skoru değişmezken, Galatasaray üst tura çıkarken, taraftarın çok merak ettiği Can Armando Güner de siftah yapıyordu...



Stat: Alanya Oba

Tarih:03/03/2026

Hakemler: Çağdaş Altay, Candaş Elbil, Hüseyin Aylak VAR: Erkan Engin

Corendon Alanyaspor: Victor, Fatih Aksoy (Ümit Akdağ dk. 46), Viana, Aliti, İbrahim Kaya, Makouta (İzzet Çelik dk. 74), Janvier, Enes Keskin (Hadergjonaj dk. 46), Efecan Karaca (Hwang dk. 59), Hagi, Güven Yalçın (Mounie dk. 59)

Yedekler: Mahmut Can Kara, Batuhan Yavuz, Lima, Meschack, Buluthan Bulut

Teknik Direktör: Joao Pereira

Galatasaray: Günay Güvenç, Boey, Kaan Ayhan, Jakobs (Singo dk. 67), Eren Elmalı (Dağhan Kahraman dk. 90), İlkay Gündoğan, Nhaga, Sane (Can Güner dk. 77), Asprilla (Gökdeniz Gürpüz dk. 90), Ahmed Kutucu, Barış Alper Yılmaz (Lang dk. 46)

Yedekler: Arda Yılmaz, Sara, Torreira, Eyüp Can Karasu, Furkan Koçak

Teknik Direktör: Okan Buruk

Goller: Mounie (dk. 78) (Alanyaspor), Barış Alper Yılmaz (dk. 6 pen.), Nhaga (dk. 29) (Galatasaray)

1 Mart 2026 Pazar

Galatasaray:3-1:Alanyaspor


Türkiye Süper Liginin 2025-2026 sezonunda 55 puanla lig 1.si Galatasaray'ın, 26 puana sahip lig 10.su Alanyaspor'u 28.02.2026 tarihinde 20.00de başlayıp saatlerin 22.00ye yaklaştığı gece 3-1 ile yendiğini yazacaktır tarihin "rakam"sever istatistikleri de acaba futbol sadece "kuru" rakamlardan mı oluşuyor diye merak eden olacak mı? Ya da başka bir deyişle "futbol sadece 90 dakikadan mı ibaret?"

Galatasaray iki gün evvel İtalya'da iki saatlik bir maç oynadıktan sonra "yorgun-argın" geldiği İstanbul'da ligin "teknik direktör" takımı Alanyaspor'u 3-1 ile geçebildiyse, o maçı dün gece değil bundan 1 hafta evvel Konya'daki maçın bitiminde tribünleri dolduran seyircinin yaktığı alevle başlayıp, İstanbul havalimanında binlerce sarı-kırmızı sevdalısının gecenin bir köründe mağlup olmuş topçuları karşılayıp "Bu takım bu sene s.ke s.ke şampiyon" tezahüratının ateş olmasıyla kazanmıştır. Ki bu ateş öyle yayılmıştı ki Juventus maçından sonra televizyon ve sosyal medyanın köşe başlarını kaplamışların "utanıyorum" söylemlerini tozla küle çevirmiş, takıma güveni ve bağlılığı arşa çıkarmış ve Alanyasporlular topu her ayaklarına aldıklarında ıslık ve protesto altında kalmışlardı. Rakip ligin orta sıralarındaki Alanyaspor muydu yoksa Real Madrid mi Liverpool mu hiç belli değildi, tribün "konsantre" olmuştu, "cehhenemi" yaşatıyordu...


Bir hafta evvel Konya'daki "rotasyondan" dili yanmış olan Brian Birch'un mavi eşofmanıyla sahaya çıkan Okan Buruk, yorgun olmalarına rağmen as kadrodan Uğurcan, Sanchez, Sara, Torreira, Lang, Barış ve Osimhen ile başlarken oyuna, onların yanına da Boey, Singo, Eren, Sane'yi eklemişti. Icardi, Jakobs, İlkay, Lemina, Abdülkerim, Asprilla, Nhaga, Kaan, Ahmet ve Günay kulübede yer alırken, Yunus ve Sallai ise tribünden destekliyordu arkadaşlarını.

Derbiler dışında lig maçlarında görmeye alışık olmadığımız bir tribün desteği altında sarı-kırmızılı topçular da yorgunluklarını bir nebze unutmuş olsalar gerek ki, ilk tehlike Galatasaray'dan geldi. Savunmadan atılan "başıboş" topu Usain Bolt misali bir koşuyla Barış yakaladı, pasında Torreira Osimhen'e verdi ve onun pergel gibi uzun bacaklarıyla topuk vuruşunda kaleci Victor başarılıydı. İlk atak ev sahibinden geldi gelmesine ama sonra Alanyasporlular peşi sıra zorladılar Uğurcan'ın kalesini. Uzaktan şut mu denemediler, ara pas mı yapmadılar, rövaşeta bile denediler gol atmak için ama Uğurcan başarılıydı. Hatta dakikalar 38i gösterirken Koreli Ui-Jo orta sahadan öyle bir "balistik füze" yolladı ki (bu arada savaşa hayır diyelim) Uğurcan parmak uçlarıyla ancak direk yardımıyla golü engelliyordu.


Galatasaray ise 4. dakikadaki atak dışında ikinci atağında uzun süreli paslaşmalar sonrası beşli savunmanın arkasına Torreira-Sane işbirliği ile geçip, Boey ile golü buluyordu lakin VAR'dan ofsayt kararı çıkıyordu. 


İlk 30 dakika ev sahibi için pek de alışık olmadığı bir "suskunlukla" geçer yeşil zemindeki oyun, sonrası ufaktan hareketlenmeler başlıyor, Barış savunmatı peşine takıp getirdiği atakta kaleciyi geçip, direğe takılıyor; peşi sıra korner atışlarında tehlikeler golle sonuçlanmıyor; Sara'nın plasesi direğe santimetrelerle auta gidiyor; Osimhen'in hırsla çaprazdan abanması üst tribünlerde son buluyor; Lang'ın boş pozisyonda trivela denemesini rahatlıkla Victor kucaklıyor derken yine bir basket takımı gibi paslaşmalar sonrası Sane'nin Torreira'ya pasında Uruguaylı Boey'i ceza sahası içinde görüyor ve onun sol ayakla plasesi bilardo topu edasıyla süzülerek uzak köşe dibinden filelerle sarmaş dolaş oluyordu... Top ağlarla buluştuğunda +2 dakika uzatmanın olduğu maçta dakikalar 46.41 gösteriyordu ki hakem Ali Şansalan santradan sonra maçı bitirmek için neredeyse 1 dakika daha ekledi oyuna da Ali Şansalan ve VAR hakemi Halil Umut Meler için özel bir paragraf açacağım yazının sonlarında.

İkinci yarıya Alanyaspor'un gol sinyali ile başladık, önce Hadergjonaj'ın ortasında Makuta kafayı auta attı ama iki dakika sonra renktaşı Mounie ligin ilk devresinde değerlendiremediği bir ton pozisyonun aksine bu sefer kafayla skorda eşitliği sağlıyordu. Oyunda yeniden eşitlik sağlanmış, Galatasaray taraftarı tekrar devreye girip, galibiyet için topçularını yüreklendiriyordu ki Sara'nın ortasında meydana gelen karambolde top direkten dönerken, üç dakika sonra Boey'in savunma arkasına Sara'yı kaçırıp, onun kafayla pasında Osimhen rövaşeta deniyor ve başarısız deneme Torreira'ya asiste dönüşüp, kaptanlık bandının sahibi Uruguaylı fileleri sarsıyordu. Sonrası mı? Duygu boşalması, ya da Müslüm Babadan "Böyle bir aşk görülmemiş dünyada."







Geriye düşen Alanyaspor eşitlik için bir kez daha şansını deniyor, Mounie'nin uzaktan şutu alt direği yalayarak auta giderken, Galatasaray ise maçı koparacak üçüncü golün peşindeydi. 77'de Boey'in sara bir pasında daha Brezilyalı yine kale arkasındaki fileleri döverken, Sane'nin son 10 dakikaya girilirken "al da at" pasında Victor Osimhen adaşını geçemiyordu. Ama, kaleci Victor o kurtarışın hayali aleminden çıkamamış olacak ki iki dakika sonra ayağındaki topu Osimhen'e veriyor, golcü de gerekeni yapıyordu... Ligdeki 10. golüne imza atan Osimhen yine gol sonrası maskesini çıkararak sevinmiyor, bir kez daha maç sonrası tartışmalara zemin hazırlıyordu...


Oyunun kalan dakikalarında yapılan topçu değişiklikleri, Sane'nin özlettiği çaprazdan şutlarından bir tanesini göstermesi ve Güven'in auta giden ama hakemin ofsayt bayrağı kaldırdığı an dışında kayda değer bir olay olmazken, maçın hakemlerine değinmeden geçmek olmaz. Öncelikle Ali Şansalan'ın vakti evvelinde yönettiği ve hiç de başarısız olmadığı Trabzonspor-Fenerbahçe maçı sonrası Ali Koç'tan veto yiyip, uzun yıllar Fenerbahçe maçlarına çıkamaması sonrası ilk çıktığı Fenerbahçe maçıyla birlikte hakemliğinde de gerileme, kararlarında da korkaklık göze çarpıyordu. Dün gece maçın 52. dakikasında Osimhen'in Aliti'den önce davranıp ayağını öne koyup, Alanyalının ona vurmasında yaşadığı tereddüt gözlerden kaçmıyordu: penaltı verip verme arasında saniyeler düşünüp her hakemin yaptığı "Galatasaray lehine hata yapmaktan Galatasaray aleyhine hata yapmak" seçeneğiyle topu VAR'daki Halil Umut Meler'e paslamıştı. Peki VAR'daki hakem ne karar verecekti, bir zamanlar saha içinde Ankaragücü-Galatasaray maçında Mohammed Moustafa'ya dirsekten kırmızı kart çıkaran Halil Umut Meler, 25. dakikada Koreli Jo'nun Torreira'ya "aparkart"ını 5-6 kameradan göremiyordu... Aliti'nin Osimhen'e "açık seçik vuruşunda" penaltı vermeyen Ali Şansalan, iki dakika sonra aynı oyuncunun Osimhen'e ceza sahası dışında müdahalesinin olmamasına rağmen faul çalıyordu. İşte bu iki hareket zaten hakemlerin hangi kafayla maç yönettiklerini gösteriyordu. Karşılaşmada dakikalar 64ü gösterirken Mounie'nin Sanchez'in kaval kemiğine basıp, sıyırarak ayağına kadar inmesine ise kırmızı kart demeyecek hakem yokken, Ali Şansalan eline cebine götürmüyordu. Öte yandan Boey'in gol sevincinde bayrak direğini tekmeleyip, Torreira'nın seyircinin içine kadar gitmesine ise aşırı sevinçten kart verilebilirdi ama ben bu kuralın da değişmesinden yanayım zira forma çıkarma da seyirciye koşma da bence serbest olmalı: Gol sevincine özgürlük... Bir istatistikle bitirelim: Ali Şansalan bugün Alanyaspor aleyhine sadece 4 kez faul düdüğü çaldı. Galatasaray aleyhine ise 18!






Güzellikle bitirirsek, İlkay'ın oyuna girmesi sonrası Osimhen'in ona kaptanlık bandını takması attığı gol kadar değerliydi...


Stat: RAMS Park

Tarih:28/02/2026

Hakemler: Ali Şansalan, Bersan Duran, Murat Altan VAR:Halil Umut Meler

Galatasaray: Uğurcan Çakır, Sacha Boey, Singo, Sanchez, Eren Elmalı, Torreira (İlkay Gündoğan dk. 79), Sara (Asprilla dk. 87), Sane, Barış Alper Yılmaz (Lemina dk. 66), Lang (Jakobs dk. 79), Osimhen (Icardi dk. 86)

Yedekler: Günay Güvenç, Ahmed Kutucu, Kaan Ayhan, Abdülkerim Bardakcı, Nhaga

Teknik Direktör: Okan Buruk

Alanyaspor: Victor, Lima (Fatih Aksoy dk. 82), Aliti, Ümit Akdağ, Hadergjonaj, Makouta (Enes Keskin dk. 82), Janvier, Ruan, Meschack (Hagi dk. 62), Hwang Ui-jo (İbrahim Kaya dk. 73), Mounie (Güven Yalçın dk. 82)

Yedekler: Ertuğrul Taşkıran, İzzet Çelik, Efecan Karaca, Baran Moğultay, Viana

Teknik Direktör: Joao Pereira

Goller: Sacha Boey (dk. 45+2), Torreira (dk. 58), Osimhen (dk. 83) (Galatasaray), Mounie (dk. 49) (Alanyaspor)

Sarı kartlar: Lang, Singo (Galatasaray), Lima, Aliti, Makouta (Alanyaspor)

27 Şubat 2026 Cuma

Juventus:3-2:Galatasaray


Roma İmparatoru Julius Cesar'ın o meşhur üç V'li veni vidi vici (geldim, gördüm, yendim) sözü ile giriş yapmak isterdim Galatasaray'ın İtalya'da Juventus'la oynadığı rövanş maçı yazısına lakin 120 dakikalık "kalp durduran" kapışmayı kısaca 3 G ile özetleyebilirim: "Güç oldu, Geç oldu, Gurur verici oldu"

Bir hafta evvel Sami Yen'de İtalyan devi Juventus karşısında kimsenin beklemediği bir 5-2lik galibiyet alan Galatasaray, son 16 turuna kalmak için Torino'da rövanşa çıkmak zorundaydı. Futbol gurmeleri bu oyunun şakaya gelmediğini, nice 3-0ların, 4-0ların tur atlamaya yetmediğini, Barcelonaların, PSG'lerin skor avantajıyla çıktıkları maçlardan turu ev sahibine vererek evlerine döndüklerini bildikleri için temkinliyken, "taze yetmeler" Galatasaray'ın İtalya'ya turistik gezi yaptığını düşünüyorlardı. Onlar öyle zannededursun, maçtan önce İtalyan polisinin Galatasaray taraftarına joplu sert tutumu maçın nasıl "çetin" geçeceğinin fragmanıydı bir bakıma. İtalyan ultralar tribünde inanmış, çevrelerindeki yaşlı genç renkdaşlarını gaza getirmiş, sahadaki siyah-beyazlılar da ilk düdükle birlikte ayak-kalça-diz fark etmeksizin "bam güm" dalıyordu Okan Buruk'un öğrencilerine...


Hafta sonu oynadığı ve eline gözüne bulaştırdığı Konya maçındaki rotasyondan sonra Okan Buruk ilk maçtan farklı olarak Yunus'un yerine Lemina takviyeli bir on birle boy gösterecekti Allianz stadında. "İlk 20 dakikada gol atmak" diye bir tabir var ya futbol aleminde, iki takım da bu sihirli kilidin peşindeydi. Galatasaray bulacağı bir golle Juventus'un tüm ümidini kıracak, ev sahibi ise ikinci ve üçüncü gol için taraftarının da desteğini alarak yüreklenecekti. Karşılıklı iki kalede ataklar da oldu, Barış'ın kornerinde Sanchez'in kafası kalecide kalırken, diğer kalede ise Kenan'ın ortasında Gatti auta atıyordu topu. Yine Koopmeiners'in kafası dışarı giderken 10. dakikada Jakobs uzun taç attı, Abdülkerim kafayla aşırttı ve Osimhen'in plaseşutunu Perin son anda kornere çelerken, Di Grigerio olsa gol olur muydu demekten alıkoyamadık kendimizi...

Sonrasında ise ıslak zeminde Galatasaraylı topçular buz pateni misali kayarken, ev sahibi Kenan ve Conceiçao'nun kanatlardan getirdiği toplarla Galatasaray savunmasını fena zorluyordu ki o meşhur 20. dakika biterken Locatelli'nin füzesini Uğurcan kornere çeliyor, devamında Conceçao'nun ceza sahası köşesinden plasesi direğe el sallayarak auta gidiyordu. İlk yarım saate golsüz yaklaşmışken, Lemina'nın sol kanatta "demarke" pozisyonda olan Jakobs'a yuvarladığı topu sol bek felaket kullanınca, atağın dönüşünde Kenan az kalsın tabelayı değiştiriyordu ki bereket Uğurcan sakatlanmak pahasına çevikçe topu dışarı atıverdi.

İlk devre golsüz devam edip, her geçen dakika Juventusluların ümidi erirken, Sanchez "gereksiz" bir topuk pası deniyor, kaptırılan topta da Torreira "cömezce" ceza sahası içinde kayınca hakem penaltı noktasını gösteriyordu. Topun başına Locatelli, kalede Uğurcan, sevinen İtalyan orta saha oluyordu...

Gol ev sahibini yüreklendirdi yüreklendirmesine de 45+5te Kenan'ın başlattığı atakta Thuram'ın ceza sahası içinde "enikonu" dinlenerek attığı şutun auta gitmesi dışında kayda değer bir tehlikesi yoktu.


İkinci devreye "2 gol avantajıyla" başlamıştı Galatasaray da ilk maçta olduğu gibi Barış Alper bir Juventusluyu daha saha kenarına yolluyordu. Savunmadan Osimhen'e şişirilen uzun top sekmiş Barış Kelly ile hava topuna çıkmış ve İngiliz savunmacı Barış'ın baldırına basarak yere düşmüştü. Maçın hakemi Pinheiro daha önce sarı kartı olan Juventuslu savunmacıyı ikinci sarıdan oyundan atmış, VAR'ın daveti tribünlerdeki İtalyanlar arasında kısa süreli "Acaba kart iptal mi?" ümidi doğurmuş, sarı kart iptal olmuştu ama hakem cebinden kırmızı çıkıyordu... Sami Yen'deki maçta olduğu gibi bir kez daha Spalletti'nin takımı 10 kişi oynayacaktı Galatasaray karşısında ama bir fark vardı, bu kez "Sami Yen cehenneminde" değillerdi, 12. adam onların arkasındaydı... Bir de kaybedecek neleri vardı ki? Çarpışarak ölmek en onurlusu değil miydi?

Kısa süreli bir şaşkınlık sonrası kendine gelen ev sahibi topçular önce Kenan ile yokladılar Uğurcan'ın kalesini, topu direği yalarken milli topçu saç baş yoluyordu. Seyirci de ayaklandı, tezahürat yoğunlaştı. Hakeme baskı da başladı, Portekizli ufak tefek faulleri çalmaya başladı ev sahibi lehine ki Okan Buruk da sarı kartı olan Sallai'yi çıkarıp Boey'i aldı oyuna, bir de Lang ile "Şampiyonlar Ligi tecrübelisi" Sane'yi değiştirdi...


62de Gatti'nin kafası auta giderken, üç dakika sonrası Conceçao'nun şutunda Uğurcan ön plana çıkarken, Galatasaray'ın da kendini hissettirdiği dakikalar geliyordu: Sane'nin pasında Osimhen çaprazdan Perin'i bir kez daha zorluyor, sonrasında kullanılan köşe atışında Osi'nin kafası bir kez daha kalecide kalıyordu ama maçın Galatasaray adına kırılma anında Sane'nin getirdiği anı atakta ceza sahası içinde Sara ilk maçta yaptığı plasenin bir benzerini yapamıyor, şutunu savunma engelliyordu.


Sonrası ise ev sahibinin kullandığı köşe atışı uzaklaştırılamayınca Kalulu'nun şut-pas karışımı vuruşu arka direkte kalan Gatti'ye asist olurken, Juventus tüm hatlarıyla "turda eşitlik" için hepten gaza geliyordu ki topun Galatasaray'da kalması için görevlendirilen İlkay'ın çabası da yetmiyor, Thuram'ın Messivari hareketlerle Torreira'yla duvar pası yaparak Uğurcan'la karşı karşıya kaldığı aşırtmada "futbolun ilahları" sarı-kırmızılıların yanında oluyor, iki dakika sonra yapılan ortada Kenan'ın arka direkte topa dokunmasında da direkler gole müsaade etmiyordu... Saniyelerin saat, dakikaların gün gibi ağır geçtiği o anlarda tartışmalı bir serbest vuruş sonrası Koopmeiners'in kafayla asistinde McKennie Lemina'yı geçen topta takımının üçüncü golünü atıyordu... İlk maçta "manita" olan Juventus "hattrick" yapmıştı, acaba "poker" yapabilecek miydi?

Savunma yapmanın işe yaramadığı maçta Okan Buruk Lemina'nın yerine Icardi ve yorulan Jakobs'u da Eren'le değişirken, artık gol atamadığı süreçte buradan boynu bükük ayrılacağının farkındaydı. Kalan dakikalarda Barış'ın kontra atakta "acelecilik ile acemiliği" karıştırıp auta attığı top ile Kenan'ın slalomlar sonrası Uğurcan'ın bakışları arasında reklam panolarını dövmesi dışında akıllarda kalan pozisyon olmazken, memleketimizde 25 şubatta başladığımız maç 26 şubatın ilk saatlerine kadar devam edecek 30 dakikalık uzatmalara gidiyordu.

Uzatmalarda ilk atak ev sahibinden geliyor, Mc Kennie'nin "al da at" pasında Zhegrova boş kale yerine topu dışarı yolluyordu. Bir kişi eksik oynayan Juventuslular her geçen dakika yorulup, ister istemez kalesini savunma telaşına düşerken, Galatasaray ise topu ayağında tutuyor, baskı kuruyor ve maçı penaltılara götürmeyecek golü arıyordu. Torreira vuruyor Perin topu rahatça kucaklıyor, 101de Sane'nin kavisli ortasında Eren maçın kahramanı olma fırsatını kaçırırken, Okan Buruk son kurşununu kullanıyor, Torreira yerine Singo oyuna dahil oluyordu.


Ve ilk uzatmada "uzatmalar" oynanırken Galatasaray'ın çok adamla yaptığı baskın atakta İlkay tecrübesine yakışmayan kötü bir pas atıyor, "futbol ilahları" topun auta çıkmasına müsaade etmeyip korner direğine isabet ettiriyor ve dönen topu Boey ile kapıp başlayan atakta Barış Osimhen'e Allianz Stadında ilk golünü attırıyordu... Galatasaraylılar sevinçten çıldırırken, Osimhen'in "yapacağınız işe tüküreyim" dercesine sevinmemesi yine birilerine dert oluyordu da Victor Osimhen de Galatasaray tarihinde Avrupa Kupalarında en fazla gol atan oyuncu olarak tarihe geçiyordu.


İkinci uzatmada oyun iyice Galatasaray'ın kontrolüne geçmiş, Eren'in volesi auta giderken, Zhegrova'nın kendini affettirmek istercesine Eren'den sıyrılıp altı pas üzerindeki şutunu Uğurcan çıkarıyor, dönen topu Krasiç herkesin bakışları arasında auta atıyordu (Abdülkerim'in ufak teması belki de golü engelliyordu aslında). Ve maçın fişi Singo'nun orta sahada dikine hareketlenmesi ile araya attığı topta Osimhen'in rakibini perdeleyip Barış'a rahat bir plase imkanı tanıdığı golle çekiliyordu...


Ne demiştik, geç olmuştu, güç olmuştu ama gurur verici olmuştu... Galatasaray İtalyan devi Juventus'u bir kez daha "en büyük kupada" saf dışı bırakıyor, bir üst tura çıkarken cuma günü kuradan Tottenham mı Liverpool mu gelecek diye beklemeye koyuluyordu...

Özdemir Asaf'a selam çakarak bitirirsek "Ölüm gibi bir şey oldu. Ama kimse ölmedi."


Stat: Allianz

Tarih:25/02/2026

Hakemler: Joao Pinheiro, Bruno Jesus, Luciano Maia VAR: Thomasz Kwiatkowski

Juventus: Perin, Kelly, Gatti, Koopmeiners, Kalulu (Lois Openda dk. 109), Locatelli (Filip Kostic dk. 109), Thuram (Vasilije Adzic dk. 78), McKennie, Kenan Yıldız (Fabio Miretti dk. 103), Conceiçao (Edon Zhegrova dk. 67), David (Jeremie Boga dk. 67)

Yedekler: Michele Di Gregorio, Carlo Pinsoglio, Bremer, Javier Gil, Niccolo Rizzo

Teknik Direktör: Luciano Spalletti

Galatasaray: Uğurcan Çakır, Roland Sallai (Sacha Boey dk. 59), Davinson Sanchez, Abdülkerim Bardakcı, Ismail Jakobs (Eren Elmalı dk. 87), Lucas Torreira (Singo dk. 103), Mario Lemina (Icardi dk. 87), Gabriel Sara (İlkay Gündoğan dk. 71), Barış Alper Yılmaz, Noa Lang (Leroy Sane dk. 59), Victor Osimhen

Yedekler: Batuhan Şen, Günay Güvenç, Kaan Ayhan, Yaser Asprilla, Yunus Akgün, Ahmed Kutucu

Teknik Direktör: Okan Buruk

Goller: Locatelli (dk. 37 pen.), Gatti (dk. 70), McKennie (dk. 82) (Juventus), Osimhen (dk. 105+1), Barış Alper Yılmaz (dk. 119) (Galatasaray)

Kırmızı kart: Kelly (dk. 49) (Juventus)

Sarı kartlar: Kenan Yıldız, Carlo Pinsoglio (Juventus), Osimhen, Roland Sallai, Sara, Uğurcan Çakır (Galatasaray)

21 Şubat 2026 Cumartesi

Konyaspor:2-0:Galatasaray


Tarih tekerrürden ibaret midir? İbarettir derler... Sen yaşadıklarından ders almalı mısın? Almazsan mahvolmaya da mahkûmsun, kaçarı yok...

Şampiyonlar Ligi grup maçlarında deplasmanda Ajax'ı farklı yendikten sonra ligde deplasmanda Kocaelispor karşısına çıkan Galatasaray, hiç hesapta yokken Icardi ve Osimhen çift forveti ile çıkıp çok az pozisyon bularak, oyun hakimiyeti eline alamayarak ligde ilk mağlubiyetini alıyordu... Gerçi beraberlik golünü de attı ama VAR hakemi pasif ofsaytı aktife çevirttirdi hakeme...

Bu gece Konya'da olacaklar da daha Osimhen'in "hafif sakatlığı" nedeniyle kamp kadrosuna yazılmadığı dakikalarda belli oluyordu. Takımın golcüsü dinlendirilecekti de maçın kadrosunu görünce "rotasyonun" başa bela olacağını tahmin etmemek hiç de zor değildi. Kadro güçlüydü de takımların ilk onbirleri vardır, oyun alışkanlıkları vardır. Hal böyle olunca da Galatasaray da maçın ilk devresini Icardi'nin çaprazdan şutu dışında tek tehlikeli atağı olmadan bitirdi Galatasaray...


Peki, nasıldı maça başlayan takım? Uğurcan kalede değişmezdi ama Boey'in transferi sonrası sağ bek Fransız oyuncu olurken, Sallai kanattaydı. Kolombiyalı El Patron da dinlenmeye alınmış onun yerine Singo partnerlik yapıyordu Abdülkerim'e ve sol bekte de hafta içinin iyilerinden Jakobs yerine Eren vardı. Orta sahada Torreira yok, Lemina'nın yanında Sara varken, ilerde Barış yerine Sane, Lang yerine Sallai ve Osimhen yerine Icardi vardı... Kağıt üzerinde kadro fena olmasa da deplasmanda böyle bir rotasyon tehlikeliydi...


Bu kadar oyuncu değişikliğinin işe yaramadığını ikinci 45 dakikaya Barış, Lang ve Torreira'yı oyuna alarak gösterdi Okan Buruk. Lakin iki kanat oyuncusu alırken Icardi neden çıkıyordu? Bir anlam veremedik.

Oyuncu değişiklikleri Galatasaray'ı biraz da hızlandırırken, Lang'ın attığı harika ara pasında Boey kaleci ile karşı karşıya kaçırdı da dönen topu Sane ağlara yuvarlıyordu. Aranan gol gelmişti ama VARdaki Davut Dakul Çelik yerde yatan Boey'in ofsaytta olduğu gerekçesiyle hakemi ekrana çağırırken hakem de golü iptal ediyordu... Eğer Boey ofsayt ise onu yere düşüren kalecinin müdahalesine neden penaltı çalınmadı? Avrupa'da hiç bir maçta çalınmayacak ofsayt düdüğü, bizim ülkede çalınıyordu, aynen Kocaelispor maçında olduğu gibi...


Maç içinde özellikle Boey'in ve Sallai'nin düşürülmelerine düdük çalmayan hakemin 53te Eren'in topa müdahalesinde Konya'ya serbest vuruş verip, Deniz'e gol şansı yakalatmasına mı kızalım, Eren'e gösterdiği sarı karta mı? 

Dakikalar geçtikçe Galatasaray da galibiyet golü için çok adamla rakip sahaya gidip, telaşla hatalar yaptıkça ev sahibi de kontra ataklarla gelmeye başladı ki, Muleka'nın topuk pasında top direği yalayarak auta çıkıyordu. Sonrasında Sara'nın serbest atışında kaleci iki hamlede topu yakalayıp devamında bitime on beş dakika kala Uğurcan'ın alacağı topu kornere yumuruklaması sonrası kazanılan köşe atışında ev sahibi golü buldu. 

Kötü senaryonun tüm şartları yerine gelmişti, senin nizami golün sayılmamış, rakip de golü bulmuştu... Bir de son on dakika Bardi'nin şutunda Kramer ceza sahası içinde ayağı koyunca, fark ikiye çıkıp, maçın da fişini çekiverdi yeşil-beyazlılar...

İki harika Şampiyonlar Ligi gecesinin dönüşünde kaybedilen 6 puan Galatasaray için lig şampiyonluğunu zora sokmak demekti ki, burada kaybedilen puanları telafi etmek için Göztepe, Beşiktaş, Trabzon gibi deplasmanlardan galip çıkmak gerekecektir. Belki de Galatasaray bir yerde karar vermeli, Avrupa'da devam mı yoksa ligde şampiyonluk mu? Son iki yılda Avrupa'dan elendikten sonra haftada bir maç oynadığında Galatasaray galibiyet serileri yakalayıp, ligi şampiyonlukla bitiriyordu. Bu sene Avrupa yolu biraz daha açık olunca, bu maçların lige etkisi olumsuz yansıyacaktır...


Stat: Medaş Konya Büyükşehir Stadyumu

Tarih: 21/02/2026

Hakemler: Atilla Karaoğlan, Furkan Ürün, Samet Çavuş VAR: Davut Dakul Çelik

Konyaspor: Bahadır Güngördü, Andzouana, Uğurcan Yazğılı, Adil Demirbağ, Arif Boşluk (Yasir Subaşı dk. 86), Berkan Kutlu, Melih İbrahimoğlu, Olaigbe (Enis Bardhi dk. 72), Morten Bjorlo, Deniz Türüç (Jevtovic dk. 86), Muleka (Blaz Kramer dk. 66)

Yedekler: Deniz Ertaş, Tunahan Taşçı, Diogo Gonçalves, Bazoer, Jinho Jo, Nagalo

Teknik Direktör: İlhan Palut

Galatasaray: Uğurcan Çakır, Sacha Boey (Yaser Asprilla dk. 75), Wilfred Singo, Abdülkerim Bardakcı (Lucas Torreira dk. 46), Eren Elmalı, Mario Lemina, Gabriel Sara (İlkay Gündoğan dk. 84), Leroy Sane, Yunus Akgün (Noa Lang dk. 46), Roland Sallai, Mauro İcardi (Barış Alper Yılmaz dk. 46)

Yedekler: Günay Güvenç, İsmail Jakobs, Davinson Sanchez, Kaan Ayhan, Renato Nhaga

Teknik Direktör: Okan Buruk

Goller: Adil Demirbağ (dk. 75), Blaz Kramer (dk. 81) (Konyaspor)

Sarı kart: Arif Boşluk, Deniz Türüç, Blaz Kramer, Bahadır Güngördü (Konyaspor), Eren Elmalı, Mario Lemina (Galatasaray)

18 Şubat 2026 Çarşamba

Galatasaray:5-2:Juventus


Dakikalar 76yı gösteriyor ve maçın bitimine 15 dakika varken Ali Sami Yen tribünleri "Beş beş beş" diye inliyordu...  Dört golün sevincini yaşamış sarı-kırmızıya sevdalılar takımlarından beşinci golü atmasını arzuluyorlardı. Peki rakip kimdi? Türkiye Süper Liginde küme düşmeye oynayan ya da Ziraat Türkiye Kupasında alt liglerden gelen bir takım mı? Hayır, Galatasaray'dan kadro değeri kat be kat fazla olan İtalyanların "yaşlı kadını" ve daha önce Şampiyonlar Liginde kalesinde 5 gol görmeyen Juventus... O kadar çaresiz duruma düşmüştü ki "siyah-beyazlılar", kalelerini tüm hatlarıyla korumaya çalışsalar da, hocaları Spaletti'nin "Benim oyun anlayışımda yok" dediği topu canhıras taca, kornere ya da yakıp sahaya şişirseler de Galatasaraylılar taraftarının "ricasını" kırmıyor ve beşinci golü skorborda yazdırıyorlardı... Beş bile yetmezdi, altı belki yedi de olacaktı da Hollandalı hakem kırmızı kartın çıktığı, sekiz oyuncunun değişimi için vaktin durduğu, aut atışlarında Juventusluların kaleci dahil stoperlerinin topu çizgiye koymadan elle kontrol ettiği bir maçta sadece 2 yazıyla "iki" dakika uzatma oynattı. Onun da gönlü razı gelmiyordu İtalyan devinin böyle çaresiz biçare "kurbanlık koyun" gibi kaçınılmaz sonu beklemeye...


Sonu "mükemmel" biten maçtan sonra herkes Okan Buruk'tan tutun da topçuları tek tek övüyordu ama 2-1 yenik kapatılan ilk 45 dakikanın ardından sosyal medyada Yunus başta olmak üzere Barış, Lang, Sanchez, Uğurcan ve kadro seçiminden dolayı Okan Buruk lime lime doğranıyordu. Hele ki renkli tavla taşlarını mıknatıslı futbol sahası zemini üzerine yerleştirmeyi "teknik üstatlık" olan görenler neredeyse hocanın lisansını sorgulayacaklardı. Özellikle Juventıs'un attığı ikinci golü överken "Spalletti taktik dehaymış, Okan Buruk dersine çalışmamışmış", oysa o pozisyonda benim aklıma Metin Türel'in Ersun Yanal'a söylediği o ikonik söz gelir: "Hagi sana 30 metreden bir çakar, nereye koyacağını bilemezsin o istatistikleri"... On toptan dokuzunu auta atacak Koopmeiners, Hagi gibi bir vurdu gol oldu. O kadar...


Okan Buruk'un üst düzey teknik adamlar arasına girdiği, belki de sene sonu İtalya'ya transferini gerçekleştirecek maça dönersek, ligdeki Eyüpspor karşılaşması zaten çıkabilecek kadronun ip uçlarını veriyordu. Okan Buruk bazı maçlarda sürprizi sever de her teknik adam gibi "hayati" maçlarda garantiyi de seçmektedir, bu nedenle kalede Uğurcan, sağ bekte Sallai, stoperlerde Sanchez ve Abdülkerim ile sol bekte Jakobs'un olacağını tahmin etmek zor değildi. Lemina yoktu ki, "Hangi maçta olmasın? diye seçenek olsa iç sahada derdim diyen hoca, onun yerine Torreira ve Sara'yı görevlendirmişti. Osimhen kesin bankoydu da, taraftarın da desteği ile Bodo, Bayern, Tottenham maçları gibi rakibe baskı yapılacağı için güçlü Barış ve preste başarılı olan Yunus tercihi mantıklıydı. Juventus'u iyi bilen genç yaşına rağmen bu ligin tecrübelisi Lang mı yoksa sakatlıktan yeni dönen Sane mi tercihinde, yine "garanti" adam olarak Hollandalı vardı maçın başlangıç listesinde...


Maçların başlangıçlarında üçlü artık klasiktir de, Fenerbahçe'ye edilen küfür de Galatasaray için bir başka klasik olmaya başladı. Yönetimin jesti olarak tüm tribünlere dağıtılan sarı-kırmızılı bayraklar ellerde, gök gürültüsü gibi desibel rekorları kıracak bir tezahüratla konuk takıp topçuları şaşkına dönerken, maçın ilk tehlikeli atağı da Sara'nın pasında Yunus'un uzaktan auta giden şutu ile yazılıyordu kayıtlara. On dakika sonra da gol geldi, Juventus'luların Kenan'a yolladıkları taç atışında araya giren Osimhen topu Torreira'ya aktardı onun pasında Lang ayaklarına dolaştırdı ama boşta kalan topa Sara sol ayağının içiyle harika vurdu... Sami Yen yıkılıyordu, Galatasaraylılar sevinç sarhoşuydu da erken gol deplasman ekibini şakına çevirmedi, orta noktaya topu dikip maçı başlattılar ve Cambiasso'nun salına salına getirip ortasında Kalulu kafayı vurdu, Uğurcan kurtardı da selen topu içeri yollamak Koopmeiners için hiç de zor değildi. Kağıtlar tekrar baştan dağıtılacaktı...

Maç başında beklenildiği gibi Galatasaraylılar konuk takıma en önde baskı yapıyor, onların rahatça topla çıkmalarını engellerken, kaptığı toplarla da Osimhen ile olsun Abdülkerim'in kafalarıyla olsun ikinci gol için Di Gregorio'yu zorluyordu. Presle top kapılıyordu da telaş ile çabukluk karıştırılınca istenilen "net" pozisyonlar yakalanamıyordu. Özellikle "maestro"luk görevinde olan Yunus'un hataları Galatasaraylı savunmacıları zor durumda bırakıyordu ki genç topçunun faul beklediği bir anda siyah-beyazlılar topu kaptılar ve ani bir atakla ikinci golü atıverdiler...

1-0 galibiyetten, 2-1 yenik duruma düşmek... Filmin sonu kötü bitecek diye "sosyal medya yangıncıları" parmaklarını çalıştırırken kendilerinden daha akıllı olan telefonlarında, Ali Sami Yen tribünlerinde gerçek arma sevdalıları "Re re re ra ra ra Galatasaray Galatasaray Cim Bom" diye motive ediyordu takımlarını... 


Sağ kanatta Barış, Hulk'a dönüşmüşçesine önüne gelen beki eziyor, hallaç pamuğu gibi atıp, yoluna devam ederken, rakiplerin tek çaresi onu "yaka paça" düşürmek oluyordu. Cambiasso 18de sarı kart gördü de, 33te bir kez daha Barış'ı arkadan çekti, hakem insaflıydı. Üç dakika sonra McKennie'nin Sallai'nin yüzüne vurmasına da "göz yumuyordu". Rakibin ikinci golünde "faulle karışık" topu kaptıran Yunus devrenin bitmesine beş dakika kala uzaktan kaleyi yokladı, Di Gregorio yere uzanarak zorlukla çeliyordu. Ve devre biterken önce Lang'ın şutu savunmaya çarpıp kornere gidiyor, sonra da kullanılan köşe atışında arka direğe gelen topa Sallai istediği gibi vuramıyordu.


İkinci yarıya başlarken yine taraftarın yüksek desibelli tezahüratı inletiyordu stadyumu. Zaten çok olmadan da Barış'ın kendisini durdurması için Spalletti tarafından Cambiasso'nun yerine görevlendirilen Cabal'dan sıyrılıp başlattığı atakta Torreira iki Juventuslu arasından kafayı vurdu, önüne düşen topa Barış "abandı" ve kalecinden seken meşin yuvarlağı filelerle buluşturmak Lang için hiç de zor olmuyordu. Süper Ligde asistlerle taraftarla tanışan Hollandalı, gol açılışını da Şampiyonlar Arenasında yapıyordu. Bundan seneler önce Buffon'u üzen vatandaşı Sneijder gibi Lang da İtalyanları üzüyordu. 10 dakika sonra ise önce Osimhen'in kafa pasında Torreira'nın volesi auta gitmişti ama bir dakika sonra Barış yine kanatta "deli danalar" gibi daldı, Cabal çaresizce düşürüp sarı kart aldı ve topun başına geçen Sara öyle bir vurdu ki Sanchez dokunmasa yine kaleci topu filelerden çıkaracaktı ama Kolombiyalı stoper "El Patron" golün sahibiydi...


Bir kez daha öne geçen Galatasaray, farkı arttırmak için çabalarken, Cabal bir kez daha Barış'ı düşürdü ve artık oyundan çıkma vakti gelmişti... Yaz transfer sezonunda önünde Liverpool, City gibi takımlarla Şampiyonlar Liginde oynamak şansı varken vizyonsuz menajeri tarafından Arabistana yollanmak istenen Barış Alper, sadece bu maçta yaptıkları ile değerini kat be kat arttırırken, ikamesi olarak Napoli'den kiralanan ve takımının dördüncü golünü atan Lang için de geçen yaz Osimhen'de olduğu gibi Napoli başkanı De Laurentiis Galatasaraylı yöneticileri fena zorlayacaktır.


Rakip bir kişi eksik kalınca Okan Buruk da satranç ustası gibi hamlelerini oynamaya başlıyordu, önce Yunus'la Sane'yi değiştirdi, ki onun başlattığı preste Thuram ceza sahasındaki Kelly'ye verdi ve orada Osimhen'in topu çalmasıyla Lang oldukça klas, bir o kadar da soğukkanlı bir vuruşla farkı ikiye çıkarırken, Okan Buruk da rakibin hızlı kontra ataklarını durdurmak için Abdülkerim'in yerine Singo'yu alıyordu oyuna. Bir de görevini fazlasıyla yapan Barış çıkarken "kral" Icardi taraftarın tezahüratları altında çimlere arz-ı endam yapıyordu...


Galatasaray rakibini kendi ceza sahasına hapsetmiş, tüm hatlarıyla golü ararken Singo'nun uzak mesafeli füzesi direği yalayarak auta gidiyor, taze güç Boey ve Eren rakibin kanatlarını kırarken, Sane-Osimhen birlikteliğinde Osimhen'in yine rakibinden topu çalmasıyla Boey yine Galatasaray tarihinin unutulmaz maçlarında Eboue'nin Real Madrid'e attığı golün benzerini Di Gregorio'nun koruduğu kaleye yolluyordu...


Bu sene Şampiyonlar Liginde sadece Real Madrid'e 1-0 kaybeden Juventus, yediği beş gole razıyken, daha fazlasını kalesinde görmemek için uğraş verirken, biraz hakemin "çabası" biraz da sarı-kırmızılı topçuların ciddiyetten uzaklaşmaları ile skor değişmiyordu ve hesap Torino'ya kalıyordu...

2000li senelerde Galatasaray üst üste şampiyon olup, her sene Şampiyonlar Liginde boy gösterirken Milan ile sürekli eşleşiliyor ve İtalyanları kendi evlerine hep boynu bükük gönderiyordu Galatasaray. Şimdi Juventus da aynı kaderi yaşıyor. 98de deplasmanda 2-2 biten maçtan sonra İtalyanların "terör protestosunu" bahane ederek "devlet güvencesi" alarak bir hafta geç geldikleri maçta Suat Kaya'nın kafa golü ile Galatasaray yine kaybetmiyordu. 2003-2004 sezonunda ise İtalyanlar iç sahada 2-0 kazanırken, yine "mızlanarak" Almanya'ya aldırdıkları ve Mondragon'un devleştiği maçta ise Galatasaray tokadı çakıyordu: 2-0... 2013-14 sezonu ise unutulmaz maçlara sahne oluyor, çiçeği burnunda hocası Mancini'nin Galatasaray'ın başında çıktığı maçta Galatasaray deplasmanda Juve ile 2-2 berabere kalırken, "iki gün süren" karlı maçta Galatasaray Sneijder'ın golü ile kazanıp, gruptan çıkıyordu... Ve şimdi de 5-2lik bir galibiyet... Artık darısı rövanşa...



Stat: RAMS Park

Tarih:17/02/2025

Hakemler: Danny Makkelie, Hessel Steegstra, Jan de Vries VAR: Bastian Dankert

Galatasaray: Uğurcan Çakır, Roland Sallai, Davinson Sanchez, Abdülkerim Bardakcı (Wilfried Singo dk. 77), Ismail Jakobs (Eren Elmalı dk. 83), Lucas Torreira, Gabriel Sara, Barış Alper Yılmaz (Mauro Icardi dk. 77), Yunus Akgün (Leroy Sane dk. 70), Noa Lang (Sacha Boey dk. 83), Victor Osimhen

Yedekler: Batuhan Şen, Günay Güvenç, İlkay Gündoğan, Ahmed Kutucu, Yaser Asprilla, Kaan Ayhan

Teknik Direktör: Okan Buruk

Juventus: Michele Di Gregorio, Pierre Kalulu, Gleison Bremer (Federico Gatti dk. 34), Lloyd Kelly, Andrea Cambiaso (Juan Cabal dk. 46), Khephren Thuram (Fabio Miretti dk. 80), Manuel Locatelli, Teun Koopmeiners, Francisco Conceiçao (Filip Kostic dk. 70), Kenan Yıldız (Lois Openda dk. 81), Weston McKennie

Yedekler: Mattia Perin, Carlo Pinsoglio, Edon Zhegrova, Jeremie Boga, Vasillije Adzic

Teknik Direktör: Luciano Spalletti

Goller: Gabriel Sara (dk. 15), Noa Lang (dk. 49 ve 75), Davinson Sanchez (dk. 60), Sacha Boey (dk. 86) (Galatasaray), Teun Koopmeiners (dk. 16 ve 32) (Juventus)

Kırmızı kart: Juan Cabal (dk. 67) (Juventus)

Sarı kartlar: Abdülkerim Bardakcı (Galatasaray), Andrea Cambiaso, Luciano Spalletti, Juan Cabal (Juventus)

Blog Widget by LinkWithin