15 Haziran 2021 Salı

İtalya:3-0:Türkiye


Kıraç
'ın "Sen de askersin, sen de Mehmetsin, kana kan, dişe diş dağ gibiyiz" şarkı sözleri ile başlayıp, ülkemiz spor basınından  Fotomaç ve Fanatik'in ilk sayfalarında bahis reklamları altında  "Gazamız mübarek olsun " ve "Roma'yı yakın gelin çocuklar" manşetleriyle "gazlandığımız" Avrupa Şampiyonası açılış maçında İtalya'ya hiç de beklenmedik bir oyunla 3-0 kaybettik ne yazık ki... Futbolda her türlü skor vardır, 3 gol de yersin, kalende 5 gol de görürsün ama Fatih Terim öncülüğünde ilk defa katıldığımız Euro 96 ile başlayan " her rakiple kafa kafaya oynayan" bir ulusal takım yaratmışken, ev sahibi İtalya karşısındaki oyun  "şerefli mağlubiyetler" dönemini hafızalarımızda tekrar canlanmasına sebep oluyordu. Peki, neden bu kadar basiretsiz bir Milli Takım vardı?

Avrupa Şampiyonası eleme grubu maçlarında Dünya Şampiyonu Fransa karşısında gruplarda kaybetmeyen milli takım, Katar'da yapılacak Dünya Kupası eleme maçlarında da Hollanda ve Norveç'i yenerek büyük sükse yapmıştı. "Bizim çocuklar" dediğimiz, pırıl pırıl genç bir jenerasyon yakalamıştık, üstelik Avrupa'nın elit takımlarında oynayan topçulardan oluşturmuştuk bu ulusal takımı. Fransa'da takımını şampiyonluğa taşıyanlardan tutun da Şampiyonlar Liginde oynayan, Premier Ligde zirve mücadelesi yapan futbolculara kadar bu oyuncular Roma Olimpiyat Stadında "iki pas" yapamayacak seviyeye gerilemişlerdi.




Galatasaray'
da görev yapmış, Türkiye Kupası kazanmış Roberto Mancini, biz Türkleri çok iyi tanıyordu, küçümsendiğimiz zamanlarda başa bela açabileceğimizi analiz etmişti ve maça da oldukça temkinli başlattı takımını. Pandemi sebebiyle iki yıla aşkın süredir boş tribünlere oynanan maçlardan sonra ilk defa ulusal bir turnuvada tribüne taraftar alınmış ve deplasmanda olmasına rağmen Türk taraftarlar Roma'yı İstanbul'a çevirmişti. Taraftarın yüreklendirmesi, açılış maçı heyecanı ile "bizim çocuklar" ilk 5-10 dakika hiç de fena değillerdi ama zamanla nedense hocalarının motive edici sözlerinin arasındaki "garanticilik", onların da çekinmelerine sebep olmuştu. Sahada yer alan on bir topçunun dokuzu gurbette oynamasına rağmen, teknik direktörümüz Şenol Güneş, Türkiye'de yaşamaktaydı ve bizim "süper" ligimizi de bol bol izlemiş olsa gerek ki, Türkiye'de rakipten "korkup", "Bir puan olsun, bizim olsun" mantığıyla hareket eden meslektaşları gibi, 4-5-1 şeklinde bir dizilişi tercih etmişti. Hakan Çalhanoğlu, Yusuf Yazıcı, Kenan Karaman gibi daha çok topu rakip ceza sahası cıvarında tutmayı seven futbolculara savunma yaptırıp, Burak'ı da orta sahaya kadar çekmişti, Hal böyle olunca da, başta çekinen İtalyanlar, Chiellini ve Bonnuci dahil tüm hatlarıyla bizim yarı sahamıza akmaya başladılar... İnsigne ile ilk tehlikeyi yaratan gök-mavililer, daha sonra Chiellini ve İmmobile'nin kafa vuruşları ile golü ararken, Donnarumma ismini ise ilk defa dakikalar 32'yi gösterirken duyduk...


İtalyan
öne geçecek golü bulmak için kalemize gelirken, ceza sahası içinde de penaltı olacak pozisyonlar gördük lakin maçın hakemi açılış maçına layık oldukça tutarlı bir yönetim sergilerken, ligimizde görmeye aşina olduğumuz ucuz penaltıları elinin tersiyle itip, "penaltı penaltı gibi olmalı" kafa yapısındaydı... Tabii, sadece penaltılar değil, oyunu durdurmaması, verdiği avantajlar ve futbolcularla ilişkileri de maçın bu kadar hızlı ve heyecanlı olmasını da sağlamıştı. Hollandalı hakem Danny Makkelie'nin adını blog sayfalarımıza yazalım, geleceği parlak bir hakem...


Maçın ilk devresi golsüz bitince derin bir "oh çekmiştik" ama takımlar ikinci yarı için sahaya çıkıp, yayıncı kuruluş kulübeleri gösterip, Mancini hocanın ceketi atıp, beyaz gömleğinin kollarını sıvadığını görmek, içimize korkutmadı değil. Korkularımızda da haklı çıktık zira daha 10 dakika dolmadan ev sahibinin soldan geliştirdiği bir atakta top Merih'e çarpıp, turnuvanın ilk golü olarak tarihe geçiyordu. Yenilen gol moralleri bozmuş, takımın "guardı" düşmüş ve bu kez de İmmobile, maçın en çalışkan oyuncusu Spinazzola'nın vuruşunda topu çelen Uğurcan'ın çaresiz bakışları arasında fileleri havalandırıyordu. Uğurcan demişken, genç kaleci bir çok pozisyonda başarıyla kalesini savunmuş, yediği iki golde yapacağı bir şey yokken, maç boyunca ayaklarının elleri kadar yetenekli olmadığını ispatlarcasına, 3. golde topu rakibe verip, Insigne'nin de gol sevinci yaşamasına "yardım" ediyordu...




İtalyan oyuncular o kadar konsantre olmuşlardı ki, maç 3-0 ile devam edip, artık uzatmalar devam ederken Burak'ın şutunu kornere çelen Chiellini sanki galibiyet golü atmışçasına yumruk şov yapmaktaydı. 


Büyük hayallerle geldiğimiz Roma'dan üç farklı bir mağlubiyetle ayrılıp, Galler ve İsviçre maçlarını oynamak için ikinci "evimiz" Bakü'ye seyahat ederken, bu maçtan alınacak derslerle turnuvanın geri kalanında başarılı sonuçlar alacağımıza inanıyoruz...

İtalya-Türkiye maçı ve Avrupa Şampiyonasının ilk maçlarına dairi görüşlerimizi de Boş Mukavele podcastin 15. Bölümünde dile getirdik... Dinlemek için:

Spotify Linkhttps://spoti.fi/3xnkPJL

Apple Podcast Link: https://apple.co/3cI7qEl

Google Podcast Link: shorturl.at/jBRW3

14 Haziran 2021 Pazartesi

Tek Dişi Kalmış Canavar



Covid pandemisi sebebiyle 2021 yılında bir yıl gecikmeyle oynanan Euro 2020 Avrupa Şampiyonası atılan müthiş goller, yapılan basit hatalar, hayal kırıklığı yaratan ülkeler ve kupayı evine götüren takımla hatırlanacağı kadar, Danimarka-Finlandiya maçının ilk devresi biterken aniden yere yığılan ve yaşam savaşı veren Christain Eriksen'le de anılacaktır.

Danimarkalı futbolcunun yerde kaldığını gören başta kaptanı Simon Kjaer olmak üzere takım arkadaşları büyük bir soğukkanlık örneği göstermiş, yerde yatan arkadaşlarının etrafında bariyer örüp, yürek sızlatıcı görüntülerin yayınlanmasını engellemişlerdi. Bu talihsiz olaydan etkilenen iki takım oyuncuları da soyunma odalarına gitmiş ve karşılaşma saatlerden sonra kaldığı yerden devam etmişti. Kafaları arkadaşlarının sağlık durumuyla meşgul, bünyeleri sahada olan Danimarkalılar da hem tek kale oynadıkları maçta kalelerine ilk gelen topta golü yemi, hem de penaltı kaçırarak beraberlik şansını kaybetmişlerdi.

Saha içinde "ölüm-kalım" savaşının yaşandığı böyle bir durum sonrası maçın devam etmesini kaydetmiş olduğumuz Boş Mukavele #15 podcastte eleştirmiş ve endüstriyel futbolu "tek dişi kalmış canavar"a benzetmiştik. 


Bugün medyaya yansıyan haberleri okudukça da Endüstriyel Futbolun UEFA'yı ne kadar hapsettiği, insan sağlığının ve futbolcu psikolojisinin de sadece laftan ibaret olduğunu öğrenmiş olduk. Danimarkalı futbolcular soyunma odasına gitmiş ve maçı seyreden tüm futbolseverler gibi Eriksen'in sağlığı için dua ederken, ya maça devam etmeleri ya da ertesi gün saat 13'te oynamaları seçenekleri sunulmuş. "Kişisel olarak karar veremeyecek bir seçenekle karşı karşıya bırakıldık. Bu kararı şimdi verecek zamanın olmadığı birileri tarafından söylenmeliydi" diye kaldıkları tuhaf durumu belirtirken kaleci Kasper Scmeichel, Barcelona forması giyen Braitwaite de "İkisi de birbirinden kötü seçeneklerle karşılaştık. Kötünün iyisini seçmek zorunda kaldık ama sahada oynayamayacak durumda arkadaşlarımız vardı. Onların aklı sahadan ziyade Eriksen'deydi. Böyle bir durumda üçüncü seçenek verilmeliydi bize." diye isyanını belirtmiş...

Futbolcuları sahaya çıkmaları için zorlayan UEFA ise cumartesi gecesi twitter hesabından yapmış olduğu açıklamada maçın iki takım oyuncularının isteği ile oynandığını belirtmişti. 

Peki, Danimarkalılar oynamak istemedi de Finlandiya tarafı bu konuda ne düşündü acaba diye soracak olanlara da Finlandiyalı topçuların maçı devam etmek için sahaya çıkan Danimarkalıları alkışlamasını görünce, onların her türlü karara saygı duyacaklarını düşünüyorum...

11 Haziran 2021 Cuma

Basında İtalya-Türkiye Maçı

 







İtalyan spor gazeteleri ve ülke basını bugünkü maç öncesi böyle manşetlerle okurları karşısına çıkarken, bizim gazetelerimiz ise aşağıdaki gibi çıkmayı tercih etmiş...









10 Haziran 2021 Perşembe

Mancini'den Mektup



 İtalya Milli Takım teknik direktörü Roberto Mancini, yarınki Türkiye maçı öncesi İtalyan taraftara yönelik bir mektup yazdı. Bakalım Mancini hoca nelerden bahsetmiş mektubunda:


"Sevgili İtalya,

2019 Ekim'inde Olimpiyat Stadında Yunanistan'ı yenip, Avrupa Şampiyonasına katılmaya hak ettiğimiz günden bugüne sanki uzun yıllar geçmiş gibi. O günlerde coşku doluyduk ve bir kaç ay sonra tekrar Olimpiyat Stadında karşınıza çıkıp, bir çok ülkede gezilecek Avrupa Şampiyonasında mücadele etmeyi dört gözle bekliyorduk. 2020  yılı bizim için birlikte yaşayacağımız mutluluk dolu bir sene olacaktı ama nasıl gittiğini hepiniz biliyorsunuz. Öyle bir sene oldu ki, alışkanlıklarımızı değiştirdik, aylarca sevdiklerimizden uzak kaldık ve maalesef bazılarımız sevdiklerini kaybetti. Oldukça basit şeylerin çok karmaşık olduğu aylar yaşadık. Hiç kimse için kolay zamanlar değildi. Küresel pandeminin sonuçları herkesin malumu ve hala da bu salgına karşı güçlü durmalıyız.

İşte bu nedenlerle ki mavi formanın ve İtalya halkının gücünün bilerek maçlarımızı oynayacağız. Yeşil alana ayak bastığımızda her dakikanın onurunu yaşayıp, futbol oynamaya başlayan küçük bir çocuğun neşesini hissederken, dünyanın en güçlü ve güzel ülkelerinden birini temsil etmenin sorumluluğunu da üzerimizde hissediyor olacağız. 

Mavi gökyüzünün altında birleşelim... Mavi formalarımızı giyelim... 60 milyon İtalyanı bir araya getiren o koruda buluşalım: FORZA AZZURRI...


Tarih Tekerrür Eder Mi?


Okul yoğunluğu, podcast telaşı, çoluk çocuk derken blog sayfalarına yazı karalamayı epeyce unuttuk, bu vesileyle vefakar blog okuyucularından özür dileyerek, başlamak istedim yazıya...

Bildiğiniz üzere pandemi nedeniyle EURO 2020 geçen yıl yapılamadı, biz de elimizde maç ve uçak biletleri hayallerimiz bir başka bahara kalmış olarak evlere kapanıp, bir seneyi geçirmek zorunda kaldık. Bir yıllık gecikmeyle yarın Avrupa Şampiyonası start alıyor ve turnuva boyunca elimizden geldiğince ilginç haber ve maç yorumlarıyla ultras/Movement sayfalarını canlı tutmaya çalışacağım.

Avrupa ve Dünya Şampiyonalarında Türkiye'nin katılmadığı durumlarda Hırvatlar varsa, nedense kalbimi çalıyor damalı formalı Dalmaçyalılar, bu sene de "Bizim Çocuklar"la birlikte Hırvatları da ayrı gözle izleyeceğim, o nedenle turnuvayla ilgili ilk haber D Grubundan gelsin. İngiltere ve Hırvatistan pazar günü saat 16.00'da karşılaşacak ve bu maç öncesi ilginç bir istatistik göze çarpıyor.

İngilizler, bugüne kadar katılmış oldukları Avrupa Şampiyonalarında ilginçtir ilk maçları kazanamamışlar. Şöyle ki:

-1968'de Yugoslavya'ya 1-0 kaybetmişler,

-1980'de Belçika ile 1-1 berabere kalmışlar,

-1988'de İrlanda'ya 1-0 yenilmişler,

-1992'de Danimarka ile golsüz berabere kalmışlar,

-1996'da İsviçre ile 1-1 kalarak yenişememişler,

-2000'de Portekiz'e 3-2lik skorla kaybetmişler,

-2004'te Fransa karşısında 2-1lik bir mağlubiyet almışlar,

-2012'de Fransa ile berabere kalmışlar,

-2016'da Rusya ile 1-1lik bir skor var...



Öte yandan, Hırvatlar ise D Grubunda yer aldıkları tüm Avrupa ve Dünya Şampiyonalarında gruplarından çıkma başarısı göstermişler. 1996 yılında İngiltere'de Portekiz'in ardından ikinci olurken, 2016 Fransa'da birinci ve 2018 yılında Rusya'da da Arjantin'in önünde grup lideri.

Bu ilginç istatistikler doğrultusunda bakalım pazar günü İngilizler, Rusya'daki Dünya Şampiyonasında elendikleri Hırvatlardan intikam alabilecek mi yoksa yine tarih tekerrür edip, turnuvaya galibiyet almadan mı başlayacaklar...




26 Nisan 2021 Pazartesi

Antalyaspor:0-1:Galatasaray

 

Türkiye Süper Ligi 37. Hafta
2404.2021/20.30

Antalya deplasmanında Mostafa Mohammed'in golüyle kazandığımız karşılaşmayı Bulut Furkan Çakmak'ın kaleminden yayımlıyoruz...


Galatasaray, Antalyaspor karşısında 1-0’la birlikte güçlü oyunla gelen 3 puan hasretine son verdi. Galatasaray oyunu tam anlamıyla kontrol etmesine karşın rakibinin de buna oldukça müsaade ettiğini söylemek doğru olacaktır. Antalyaspor neredeyse hiç hücumu düşünmeden son yarım saatte 10 kişi ile mücadele etti ve oyunu verdiği yerde skoru vermesi de gayet doğaldı. 

Rakip izin vermiş olsa da Galatasaray takımında oyun adına düzelen olgular olduğunu söylemek yanlış olmayacak. Galatasaray pas yüzdesi, şut girişimi gibi kalemler üstünde kapanan bir rakibe karşı ezici üstünlük sağlarken aynı zamanda da pozisyon üretebildi. Deplasmanda en fazla şut attığı maçı oynadı. 

Galatasaray, 90 dakika boyunca genel olarak oyunu rakip yarı sahaya yıktı, genelde sol kanadı kullanarak Kerem-Ömer dinamizminden faydalanmak istedi ve savunma arkası koşularla pozisyon üretmeye çalıştı. Bunun haricinde Galatasaray, rakip savunmayı bozmak için Halil’in dar alan meziyetlerinden ve bağlantı oyunundan faydalandı. Halil, Galatasaray adına hücum bölgesinin en iyi oyuncusu görüntüsünü verdi. Halil bağlantı oyunu rolünü o kadar iyi oynadı ki Antalyaspor takımının savunma kaymalarında alan kaybetmesine neden olan kısa ve çabuk pasların kesilmeden pozisyona dönmesini sağladı. Bununla birlikte dönen topların toplanması, ikili mücadelelerin kazanılması ve oyuna topun etkili şekilde yeniden sokulması konusunda da göze çarpan ve gecenin yıldız ismi Gedson oldu. Gedson adam eksiltme ve pozisyon oyunu noktasında ne kadar büyük bir yetenek olduğunu günden güne oynadığı oyunla bize gösteriyor. Gedson ‘un oynadığı pozisyon oyununu ligde oynayacak bir tane daha oyuncu olmadığı aşikâr ve günden güne vites artırarak bu oyuna devam ediyor. Florya’nın suyundan içirilip gelecek sezon da takımda kalması gereken bir isim olduğunu düşünüyorum. Kerem-Gedson-Halil-Emre Kılınç 4’lüsü Galatasaray’ın durağan oyununa çare olmuş gibi duruyor. Bu dörtlü üzerinden dönebilecek her türlü pozisyonda dinamizm, teknik ve karar hızının Galatasaray lehine arttığını gözlemliyoruz. Gole kadar olan bölümde Emre Kılınç’ın kanatta olmasının Gedson’un oyunu için de çok yararlı olduğunu düşünüyorum böylece birbirlerinde rol çalmadan oyun akışkanlığına katkıda bulunuyorlar ve Galatasaray daha akıcı, sürekliliği olan bir oyun oynayabiliyor. 4-1-4-1 formasyonunda oynayan Galatasaray’ın Taylan-Gedson-Feghouli ile oynaması gerektiğini ve Emre Akbaba’nın ancak hamle oyuncusu olacağını düşünüyorum, görüldüğü üzere Emre Akbaba Galatasaray’ın bu dominant oyununda bile en etkisiz kalan oyuncu olduğu gayet net ve sitelerde (whoscored,opta vb.) yapılan puanlamalarda maç puanı en düşük olan oyuncu. Emre Akbaba’nın yerine Feghouli düşüncemin temelinde yatan sebep Galatasaray’ın üretkenlik sorununa çare olabileceği ve 8 numara oynarken bize göstermiş olduğu performans.

Galatasaray üretti ancak bitiremedi ta ki Galatasaray’ın yeni golcüsü bitiriciliğini konuşturana kadar. Mohammed kanattan gelen ortaya çok temiz bir vuruş yaparak golü getirdi, Galatasaray takımına derin bir nefes aldırdı. Galatasaray gol bulamayınca 4-4-Halil-Mohammed ile oynadı ve gerçekten rakibi abluka altına alarak bunalttı. Bu 4-4-Halil-Mohammed oyunu gelecek sezon adına herkese fikir vermiştir, kafasında bir ışık yakmıştır diye umuyorum. Halil ve Mohammed arkalı önlü oynayabileceğini herkese gösterdiler; birbirlerinden rol çalmıyorlar, birbirlerinin alanına saygı duyarak oynuyorlar ve Halil’in karar hızı Mohammed’in bitiriciliği ile bağlantılı bir oyun vaat ediyorlar. Necati/Elmander’in genç ve dinamik halindeler, onlardan daha çok gol ve pozisyon vaat ediyorlar.



Stat: Antalya 

Hakemler: Mete Kalkavan, Ceyhun Sesigüzel, Süleyman Özay 

Fraport TAV Antalyaspor: Boffin, Bahadır Öztürk (Dk. 45 Ali Eren İyican), Kudriashov, Naldo, Mert Yılmaz (Dk. 80 Nuri Şahin), Bünyamin Balcı, Amilton, Ufuk Akyol, Fredy, Serdar Gürler (Dk. 21 Orgill), Podolski

Galatasaray: Muslera, Şener Özbayraklı, Donk, Marcao, Ömer Bayram, Etebo (Dk. 90 3 Taylan Antalyalı), Emre Akbaba (Dk. 64 Mustafa Muhammed), Gedson Fernandes, Emre Kılınç (Dk. 64 Arda Turan), Kerem Aktürkoğlu (Dk. 90 2 Oğulcan Çağlayan), Halil Dervişoğlu (Dk. 78 Babel) 

Gol: Dk. 77 Mustafa Muhammed (Galatasaray)  

Kırmızı kartlar: Dk. 59 Podolski, Kudriashov (maç bitiminde) (Fraport TAV Antalyaspor) 

Sarı kartlar: Dk. 33 Mert Yılmaz, Dk 82 Nuri Şahin, Dk. 88 Naldo (Fraport TAV Antalyaspor), Dk. 79 Arda Turan (Galatasaray) 


19 Mart 2021 Cuma

Kayserispor:0-3:Galatasaray

Türkiye Süper Ligi 30. Hafta
13.03.2021/ 19.00

Belhanda
'nın Sivasspor beraberliği sonrası yayıncı kuruluşun muhabirinin de kışkırtması ile "ağzını açıp, gözünü yummasıyla" sarf ettiği sözler nedeniyle hafta için yönetim kararı ile sözleşmesinin tek taraflı fesh edilmesi ile Galatasaray'da yine ortalık karışmış, herkes konuşmuş, tek Fatih Terim suskunluğunu korumuştu. Kayseri deplasmanında Galatasaray'ın sergileyeceği oyun kadar Fatih Terim'in Belhanda ile ilgili söyleyecekleri merak ediliyordu, yönetime mi "çakacaktı"  yoksa "soğukkanlı" bir açıklama mı yapacaktı... Ve Fatih Terim, Galatasaray'ı kaos içinde görmek isteyenleri hayal kırıklığına uğratacak sözler sarf edip, her zaman yaptığı gibi yine Galatasaraylıları birleştiriyordu:

"Biz Belhanda'yı; 6 ay yazmadığımız Nagatomo'yu, Gomis'i, Drogba'yı, Melo'yu nasıl gönderdiysek onu da 4 sene hizmet etmiş bir oyuncumuz olduğu için sahanın kenarında tüm çalışanlara, emek verenlere, güzel Galatasaray kültürüne yakışır şekilde yolcu ettik. Bizim için orada tamamlandı. Belhanda mevzusunun bize zarar vermesine müsaade etmem, özellikle takımımda. Çünkü Galatasaray büyük bir camiadır, kulüptür... 

Temsilcilerimiz her yerde. Harry Kewell Galatasaray'ın Avustralya'da temsilcisidir, Melo, Drogba öyledir. İyi ayrılmak, hizmetlerine teşekkür etmek, Galatasaray'ın bir kültürü olmalıdır. Kulüp bu kararı almıştır. Orada da bitmiştir.  Kimsenin unutmaması gereken bir şey var, tek önemli kelime Galatasaray'dır."

Bu sözleri de "Galatasaray efsanesi olarak adlandırılan beni bile, iki sene şampiyon olmuşken yolladılar, o yuzden hepimiz geçiciyiz, aslolan Galatasaray" diyerek gülerek, olumlu enerji yollayarak sarı-kırmızılı taraftara noktalıyordu.


Fatih Terim
'in motive edici demeci sonrası Galatasaray'ın Kayseri'de puan kaybedeceği endişesi yaşayanlar bile kahvelerini hazırlayıp, rahatça maç seyretmeye koyulmuşken, saha içindeki düzen de herkesi mutlu etmişti. Mostafa Mohammed'in transferi sonrası göstermiş olduğu müthiş form ve Falcao'nun son haftalarda "eski Falcao" olma yolundaki performansı ile "adaletli" bir tercihle her iki forvetini de sahaya sürmüştü İmparator. Onların arkasına da Belhanda'nın görevini yapmak üzere Emre Akbaba yer alacaktı. Emre ismi bir çok Galatasaraylı tarafından tepki ile karşılanmış ama "Galatasaray'ın çocuğu" maç içinde hocasının tercihini de boşa çıkarmamıştı. İlk devre kaleciden dönen bir kafa şutu, ikinci yarı şahsına münhasır uzaktan bir şut ve Marcao'nun aşırtması ile kale direğinin dibinden giden bir kafa vuruşu gol adına girdiği pozisyonları işaret ederken, savunma ile forvet arasında köprü olması, harcadığı enerji ile oyunda kaldığı dakikalar boyunca kenardan bolca alkış almıştı...


Rakibin golle "alakası olmayıp", ligin ilk devresindeki maçı tekrarlama isteğinde olması sebebiyle, gömülü savunma yapıp, kontralarla Galatasaray'ın kalesine gelme girişimlerinde sahanın her yerinde olan Gedson Fernandes ile Taylan ön plana çıkıp, topun sürekli deplasman ekibi olan sarı-kırmızılılarda kalmasını kalmasını sağlıyorlardı. Özellikle Portekizli topçu "harika" zemini bulunca sokakta top oynayan çocuklar gibi şendi, bilmem kaç defa rakibinin sağından atıp solundan geçti, topuk pası yaptı, ara pas denedi... O kadar istekliydi ki, topsuz oyunda da vardı, Yedlin'in savunmasına da bolca girdi, Amerikalı arkadaşının hep arkasını korudu...

Galatasaray rakip kalede gol ararken, Luyindama'nın "ikramı" ile Kayserisporlu Henrique Muslera ile karşı karşıya kaldı da "Muslera korkusundan" olsa gerek top sürüşünde tereddütlü davrandı ve takımını öne geçirecek pozisyonu çömertçe harcadı. Sonraki dakikalarda yine savunmanın tereddütlü geri pasında oluşan karambolde Taylan sarı kart görüyor ev cezalı duruma düşüyordu.  


Bu sezon çokça yaptığı gibi de Galatasaray soyunma odasına girmeden, Sarrachi'nin ortasında Falcao'nun "golcü kurnazlığı" ile beklediği golü buluyordu. Galatasaray ligin devre arasında bir çok transfer yaptı ama belki de o transferlerle birlikte İspanya'daki tedavisinden dönen Falcao, takımın en iyi transferiydi... "Diri bir Falcao" her zaman fark yaratan bir golcüdür ve klasını da konuşturduğu haftalar geldi ve geçiyordu...

İkinci yarıya da Galatasaray aynı oyun anlaşışı ile başlarken, rakibin beraberlik için Galatasaray kalesine gelmeye yeltendiği dakikalarda Fatih Terim elindeki oyuncu havuzundan da yararlanarak Kerem ve Onyekuru'yu oluna alıp, Mostafa'yı kenara çekerek tek forvetli bilindik sistemine dönüverdi. Bu değişiklikler de çok olmadan meyvesini verdi, Henry'nin Falcao'ya "al da at pasında" Kolombiyalı golcünün şutu direkten dönerken, Onyekuru farkı ikiye çıkaran golü atmıştı. Sonraki dakikalarda da ikinci yarıya oyuna giren Feghouli-Babel-Onyekuru iş birliği ile Galatasaray sezonun en güzel gollerinden birini buluyordu. Babel'in savunmacısını orta sahaya kadar çekmesi ile oluşan koridoru gören Feghouli cetvelle çizilmiş gibi bir pasla Onyekuru'yu kaleci Doğan'la karşı karşıya bırakıyor, Nijeryalı topçu da bu ikramı golle sonuçlandıyordu...


Fikstür üzerinde kolay geçip puanların toplanmasının beklendiği Ankaragücü ve Sivas maçlarından sadece bir puan alan Galatasaray, kendisi için hayati olan Kayserispor maçından 3 puan alarak tekrar yarışın içine dahil olurken, Taylan'ın gördüğü sarı kart ile cezalı olması ağzımızda ekşi bir tat bırakmıştı. Kart demişken Halis Özkahya hakkındaki görüşlerimizi de blog okurları iyi biliyorlar, Meireless'in kendisine tükürdüğü raporunun "sümen altı" edilmesi neticesinden hakemliği bırakıp, herkesin saygısını kazanacakken, düdük çalmaya devam etmesi ile "amaçsız, kendi halinde" tuhaf bir hakeme dönüştü Halis Özkahya... Bereket Galatasaray arzuladığı golleri attı da muhtemel bir hakem faciasından kurtulmuş oldu...



Stat: Büyükşehir Belediyesi Kadir Has 

Hakemler: Halis Özkahya, Hakan Yemişken, İbrahim Bozbey 

Hes Kablo Kayserispor: Doğan Alemdar, Aziz Eraltay, Kolovetsios, Uğur Demirok (Dk. 28 Sapunaru), Ramazan Civelek (Dk. 85 Sabovic), Attamah (Dk. 85 Emre Demir), Muhar, Avramovski (Dk. 67 Kvrzic), Lennon, Pedro Henrique (Dk. 67 Luckassen), İlhan Parlak 

Galatasaray: Muslera, Yedlin, Luyindama, Marcao, Saracchi, Taylan Antalyalı, Gedson Fernandes (Dk. 75 Feghouli), Emre Kılınç (Dk. 82 Etebo), Emre Akbaba (Dk. 67 Onyekuru), Mustafa Muhammed (Dk. 67 Kerem Aktürkoğlu), Falcao (Dk. 82 Babel) 

Goller: Dk. 44 Falcao, Dk. 81 ve 89 Onyekuru (Galatasaray) 

Sarı kartlar: Dk. 35 Taylan Antalyalı (Galatasaray), Dk. 42 Uğur Demirok (Yedek kulübesinde), Dk. 77 Muhar (Hes Kablo Kayserispor)

9 Mart 2021 Salı

Galatasaray:2-2:Sivasspor

 

Türkiye Süper Ligi 29. Hafta
07.03.2021/ 19.00

Antep, Fener ve Alanya deplasmanlarından kayıpsız 9 puanla çıktıktan sonra fikstüre bakanların Galatasaray'ın uçacağı ve zirveyi kimseye kaptırmayacağına dair yazılarını okudukça, Gürkan'la yapmış olduğumuz Karalama Defteri podcastlerde sürekli şunu vurgulamıştım "Ligde zor ya da kolay maç yok, her maça ayrı ayrı, final havasında konsantre olunmalı zira Galatasaray ligin ilk devresinde "kolay" denilecek rakiplere puan kaybetti."

Çift lig haftası denen çarşamba-pazar maçlarında Galatasaray'dan "kağıt üzerinde" 6 puan kazanması beklenirken, hesaba sadece 1 puan yazılabildi ve sarı-kırmızılılar zirveyi Beşiktaş'a bırakmış oldular...

Bu puan kayıpları sonrası "Galatasaray'ın artık kolay bir fikstürü var, önündeki maçları rahat kazanacak" diyenler, "Galatasaray şampiyonluğu kaybetti, geçmiş olsun" demeye başladılar. Kahin değiliz, geleceği bilme gibi bir iddiamız yok ama yaşımızın getirdiği tecrübe ile "skora göre yaşayan" arkadaşlara diyorum ki: Bu köprünün altından daha çok sular akacak ve söz konusu Galatasaray ise "Galatasaray bitti demeden bitmez"...


Çarşamba gecesi Ankara'da maçın hakemiyle, VAR'ıyla tam bir hakem faciası yaşandı ki PFDK'nın Mostafa Mohammed'e vermiş olduğu 1 maçlık ceza bile Halil Umut Meler'in yanlış karar verdiğini gösteriyordu, zira doğrudan kırmızı kartın cezası en az 2 maçtır... Ankaragücü mağlubiyetinin yaralarını Sivas maçında alınacak 3 puanla sarmak ve yeniden bir galibiyet serisi başlatmak arzusundaydı Galatasaray. Kadroda da revizyon yapmıştı Fatih Terim, Taylan ve Belhanda'yı tekrar ilk onbire yazmış, Falcao ve Babel ile de çeşitlendirmişti gol yollarını. Sakatlığı geçen Sarrachi'yi sol beke, Linnes'i de sağ beke görevlendirmişti. Taktik tahtasında Sivasspor karşısına çıkacak ilk onbir oldukça etkili gözükürken, onları rakipten çok zorlayacak etkeni Fatih hoca maçtan önce dile getiriyordu: "Televizyondan saha yeşil gözükebilir ama işin aslı hiç öyle değil. Maç içinde duruma göre değişik oyun tarzları da deneyebiliriz."

Beklenildiği gibi de oldu, daha 10 dakika dolmadan sahanın ağırlaştığını televizyon karşısında olanlar da hissetmeye başladı ki, sahada mücadele eden topçuların yaşadığı hayal edilmezdi. Yine de Galatasaray kapanan ve Gradel-Boyd ikilisi ile kontralarla pozisyon arayan rakibi karşısında oyunu rakip sahaya yıkmaya çalıştı, Taylan'ın attığı uzun toplarla Onyekuru'yu savunma arkasına kaçırmaya çalışayım derken, "pozisyon" denmeyecek bir anda Linnes'in Muslera'ya yolladığı topu yakalayan Gradel takımını sürpriz bir şekilde öne geçiriverdi. Beklenmedik golün şokunu çok olmadan Sneijdervari bir vuruşla Falcao ile atlattı Galatasaray. Maçtan önce kendisinden "son bir şarkı" isteyenlere el sallıyordu Kolombiyalı golcü, bir bakıma da "Ben daha ölmedim" mesajı veriyordu. 20. dakika olmadan ikinci gole de yaklaştı ev sahibi ekip, Babel yaptığı ortaya altı pas içinde Onyekuru kaval kemiği ile vurunca belki de Galatasaray'ın maçı koparacak pozisyonu auta gidiyordu. 31. dakikada Sarrachi'nin ortasında Belhanda'nın şutunun auta gitmesi de Galatasaray adına kaçan başka bir pozisyon oluyordu.

Maçtan bir kaç gün önce kulup web sitesinden yayınladıkları bildiride "Endişeleniyoruz, hakemler Galatasaray maçında bizi ezebilirler" yazan Sivassporlular, nedense top oynamak yerine "hakemle oynamayı" tercih etmişlerdi, maç öncesi ortaya attıkları bildirinin hakem üzerindeki etkisini görmek için her ikili mücadelede yüzlerini tutup, yere atlamaktaydılar, Halil Umut Meler Ankara'da Mostafa'yı atmıştı ya, Ali Şansalan neden böyle bir şey yapmasın ki?


Galatasaray
pas yapmayı zorlaştıran zeminde bildiği oyundan şaşmadan ikinci golü ararken, Sivasspor'un kullandığı taç atışında Muslera hatalı bir çıkış yapıyor, yine de iyi toparlanıp Gradel'in şutunu zorlukla çıkarıyor ama ortaya düşen topa Linnes ve Donk'tan önce Boyd dokununca ev sahibi bir kez daha geriye düşüyordu. 

İlk devreyi geride kapamış olsa da Galatasaray sergilediği oyun ile maçı çevirecek bir havadaydı ki Fatih Terim de ikinci 45 dakikaya başlarken oyuncu değişikliği yapmadı ama Donk'un sakatlığı mecburen Luyindama'nın oyuna dahil olmasını gerektirmişti. Ve "Boss"un o ağır sahada hatasız oynadığını gördükten sonra acaba ilk onbirde Luyindama ile başlansaydı, Linnes'in hatalı pası verdiği pozisyonda Yatabare'ye o kafa topunu Luyindama sektirir miydi diye düşünmeden edemedik, ama futbol bu ne olacağını kestirmek imkansız. Galatasaray beraberlik için Falcao ve Onyekuru ile pozisyonlar bulurken, Galatasaray maçlarında hiç "sekmeyen" bir an gerçekleşti: Ziya topu uzaklaştırıp, Onyekuru'ya tabanla vurdu ama hakemler oralı bile olmadı. Pozisyon öncesi Gedson'a basılmasını geçtim, herkesin gördüğü tekmeyi ne Ali Şansalan, ne de Ali Palabıyık değerlendirdi. Diyor ya Fatih Terimki Ali bir kırmızı diyemedi" diye, bir Türkiye ligi klasiği Galatasaray aleyhine bariz bir hata daha gerçekleşiyordu.


Galatasaray arzuluydu, baskılıydı, Falcao'nun kafasıyla golü de buldu ama ofsayttı, skorbord değişmedi lakin bir kaç dakika sonra Babel'in geliştirdiği atakta Uğur'un eline çarpan topa "hakem ve yardımcısı kör kalınca" VAR marifetiyle penaltı oldu ve Falcao da usta bir vuruşla eşitliği sağladı. Kalan dakikalarda yapılan oyuncu değişiklikleri ile beraber Galatasaray galibiyet için daha arzuluydu, sağlı sollu rakibinin üzerine gitti, Halil iki adımdan auta attı, Luyindama'nın pivot santrafor gibi rakip ceza sahasında indirdiği toplarda Ali Şaşal Vural sarı-kırmızılılara geçit vermeyince, maç da eşitlikle sonlanmış oldu... İki defa geriye düşüp maçı beraberlikle bitirmek azımsanmayacak bir sonuç ama son saniyede Kerem'in kaleciyi geçememesi de içimizi burkmuyor değil. Lig sona erip, Z raporunu çıkardığımızda bakalım bir puana mı sevineceğiz yoksa Kerem'in kaçırdığı gole mi üzüleceğiz, hep birlikte göreceğiz..


Stat: Türk Telekom 

Hakemler: Ali Şansalan, İbrahim Çağlar Uyarcan, Özgür Ertem 

Galatasaray: Muslera, Linnes, Donk (Dk. 50 Luyindama), Marcao, Saracchi, Taylan Antalyalı, Gedson Fernandes (Dk. 79 Halil Dervişoğlu), Belhanda (Dk. 72 Feghouli), Babel (Dk. 72 Kerem Aktürkoğlu), Onyekuru (Dk. 79 Arda Turan), Falcao

Demir Grup Sivasspor: Ali Şaşal Vural, Ahmet Oğuz (Dk. 84 Alaaddin Okumuş), Camara, Robin Yalçın, Uğur Çiftçi, Boyd (Dk. 89 Arouna Kone), Ziya Erdal, Gradel, Faycal Fajr, Hakan Arslan, Yatabare (Dk. 73 Kayode) 

Goller: Dk. 9 Gradel, Dk. 38 Boyd (Demir Grup Sivasspor), Dk. 14 ve 68 (Penaltıdan) Falcao (Galatasaray) 


Kırmızı kart: Dk. 90 6 Gradel (Demir Grup Sivasspor) 


Sarı kartlar: Dk. 43 Yatabare, Dk. 81 Ali Şaşal Vural (Demir Grup Sivasspor), Dk. 58 Belhanda, Dk. 63 Marcao, Dk. 63 Muslera, Dk. 90 5 Halil Dervişoğlu (Galatasaray)

5 Mart 2021 Cuma

Ankaragücü:2-1:Galatasaray

Türkiye Süper Ligi 28. Hafta
03.03.2021/ 19.00

Maç seyretmek istedik...

Maç yazacaktık bloga...

Maç konuşacaktık podcastte...

Nereden bilebilirdik ki kurulan tuzakların en ağır şekilde Eryaman stadında karşımıza çıkacağını...

Aslında üç gün evvel Trabzonspor-Fenerbahçe maçının son dakikalarında tüm spor otoritelerince penaltı olarak kabul edilen pozisyonda maçı yöneten hakemi ekran başına çağırmayan VAR hakemi Cüneyt Çakır "apar topar" Ankara'daki maça VAR hakemi olarak atandığında "yaşanılacakları" az çok tahmin ediyorduk ama "bu kadar" da olacağı hiç aklımıza gelmemişti...

Hele ki maçın sahadaki hakemi Halil Umut Meler'in o kadar zor maçlardaki "cesur"  yönetimlerinden sonra gelecek baskılardan "bu kadar" etkileneceğini hiç aklıma getirmedim. 

O da bizim kusurumuz olsun, insanlara bu kadar kolay kanmamak lazımmış...

Son yıllarda yarış dışı kalan ve hem sportif hem de maddi yönden Galatasaray'ın arkasında kalan ve bu seneyi "kurtuluş" senesi olarak adleden Fenerbahçe'nin , Kadıköy'de Galatasaray'a kaybedip Fatih Terim'in takımının ardında kalmasından sonra hakemler üzerinde başlattığı baskı "politikasını" oynadığı iyi oyun ve attığı "tartışmasız" gollerle defeden Galatasaray, Ankara'da da "bir tuzaktan" daha kurtulacaktı Ömer'in ortasında Onyekuru'nun altı pastan kafasını Korcan çıkarmış, on dakika sonra da savunmanın kaleciye yaptığı ara pasta araya giren Emre Kılıç'ın plasesi direği yalayarak auta gitmişti... Top oynamaya müsait zeminde Galatasaray oldukça bilinçli oynuyor, golün sinyallerini verirken, ev sahibinin ilk defa Muslera'nın kalesine geldiği bir anda,  Halil Umut Meler penaltıyı çalıyordu. İlginçti, tuhaftı zira kural açıktı: Topu uzaklaştırmaya çalışan oyuncunun vucudundan seken top eline değse karar devam şeklinde olacaktı...  Bunu hem Halil Umut Meler biliyordu, hem de VAR'daki Cüneyt Çakır... Sadece bilmekle değil, uygulamışlardı da, Trabzonspor-Galatasaray maçında kaleci Uğurcan'dan seken top Edgar Ie'nin eline çarpmış, Halil Umut Meler penaltı vermezken, Dünya Kupasında yönettiği bir maçta da VAR'a bakarak Cüneyt Çakır penaltıyı iptal etmişti. 

Ama söz konusu Galatasaray olunca, bu sene hakemlerin tutumu belliydi: Pozisyon Galatasaray lehineyse "oyna devam", aleyhineyse hemen düdüğü çal...





Devreye yenik giren Galatasaray'da oyunu çevirmek için Fatih Terim, Arda, Yedlin ve Emre Kılıç'ı çıkarmış, yerlerine Falcao, Kerem ve Linnes'i almıştı. Değişiklikler hemen sonucunu da gösteriyordu ki Henry'nin pasında Falcao'nun şutunu kaleci çıkarmasaydı. Ve yine Galatasaray'ın çok adamla gol aradığı bir dakikada savunmada eksik yalanınca ev sahibi Lobjanitze ile farkı ikiye çıkarıyordu...


İki farklı geriye düşmek sıkıntılıdır ama Galatasaray'ın bunun altından kalkacak gücü vardı, Mostafa ve Falcao gibi iki gol silahı yan yana oynuyordu da Halil Umut Meler tekrar sahneye çıkıverdi... Orta sahadaki bir mücadelede Mostafa'nın rakibine dirsek attığı gerekçesiyle kırmızıyı Mostafa'nın yüzüne "bakamayarak" çıkarıverdi... Hakemin yanlışlarını düzeltmek için ortaya çıkan VAR sisteminde, ekranların başında oturan Cüneyt Çakır da ses çıkarmayınca, Galatasaray on kişi kalıyordu... İki hakem de kırmızı kartta hemfikirdiler ama maç sonu eski hakem, eski futbolcusu, televizyoncusu herkes söz konusu pozisyona kırmızı verilmeyeceğini dillendiriyordu...


O halde bu iki hakem neyin peşindeydi?

Herkes sorunun cevabını biliyordu da Arda Turan maçtan sonra dillendiren kişi oldu:

“Konuşmak istediğim başka şeyler var. Kelimeleri dikkatli seçmem lazım. Çünkü ceza alırız. Farklı bir yargı sistemi var. Bir dirsek olayı var. Rize’de rakibimize ilk haftada dirsek vurulunca penaltı, Marcao’nun eli değince penaltı; ama Donk’a Kadıköy’de dirsek vurulunca penaltı verilmiyor. Onyekuru’ya Alanya’da vurulunca hoca topa değdi diyor. İzleyince ayağına vurmuş ve penaltı. Diagne topa vuruyor, soruyorum. ‘Arda tehlikeli hareket’ diyor. Hocam doğru söylüyorsun o zaman kırmızı diyorum. Alanya’da Luyindama’ya vuruyorlar, kaşı yarılıyor. Hocam tehlikeli diyorum, yeterince tehlikeli değil diye yanıt veriyorlar. Emre Kılınç Antalya’da ayağının dışıyla oyunu kesmeye çalışıyor, kırmızı kart. Kadıköy’de 9 dakika uzatma veriliyor, burada 6 dakika. Neden? Bir algı var. Biz kazanırken söylemiyoruz diye. Galatasaray’ın hakkını savunacak birileri her zaman çıkar. Galatasaray’ın oyuncusu çıkar kaptanı çıkar, yönetimi çıkar… Biz yetmezsek herkese yetecek olan Fatih Terim çıkar konuşur.” 


“Adalet bizim üzerimizden sağlanacaksa biz buna da razıyız. Ülkemde 16 maç kırmızı kart cezası gördüm. Bazı büyüklere adalet benim üzerimden sağlanacaksa razıyım dedim. PFDK ile, onunla bununla konuştuğunuz kadar 15 ila 19 yaş arasındaki oyuncular için konuşmuyorsunuz. Bir senedir antrenman yapmıyorlar. Ülkenin geleceğini çöpe attınız. Sonra hafta içi Şampiyonlar Ligi maçlarını izliyorsunuz. Bilmediğiniz şeyler var.  Yüzde 85’iniz maalesef futbolu ve o seviyenin ne olduğunu bilmiyorsunuz. Biz herkes için adalet istiyoruz. Standart olsun.” 


“Ben hangi dirseğin penaltı olduğunu nereden bileceğim? Bugün ayağımı uzatıyorum, top ayaktan ele geliyor. Ben çocukluğumdan beri sokakta da top oynarım. Bu şekilde ayağımı kaldıramam. Kaldırabilen varsa akrobat olur. Biz görüyoruz, hissediyoruz. Biz korner atarken top havadayken faul. Rakip korner atıyor, topa vurduktan sonra faul veriliyor. Orada VAR, var ya… Biz uyanamıyoruz sanıyorlar. Galatasaray büyük bir camiadır ve bunları görüyor. Hocamız bu üç gün içinde her şeyi ve herkesi nasıl yeneriz diye bir taktik de bulur. Hiç merak etmeyin. Bu takıma yapılanları görüyoruz. Galatasaray yine şampiyon olur, yine ayağa kalkar. Doğru ve adaletli yönetin.”

2-0'ı yeterli görmeyip, bir de Mostafa'yı atarak ipi çeken hakemlere rağmen Galatasaray, geriye kalan dakikalarda yine çabaladı, uzatmalarda Kerem'le bir gol de buldu ama yine bu sene Galatasaray maçlarında işleyen "yazılı olmayan bir kural" devreye girdi: Galatasaray tek farklı öndeyse uzatmaları 6 dakika üzerinde oynat, Galatasaray mağlupsa 3-5 dakikada bitir... Sadece Mostafa'nın kırmızı kartı esnasında 3 dakikadan fazla zaman geçmişken, yapılan bir sürü değişiklik, sakatlık, oyuncuların sahayı terk ederken zaman çalmaları hep görmezden geliniyordu...

Ankara'daki maç çok açık gösterdi ki Galatasaray'ın şampiyonluk mücadelesi çok zor geçecek zira Galatasaray'ın saha içinde gol kaçırma gibi bir lüksü olmayacak, zira rakipleri kadar karşılarında saha içiyle, VAR'ıyla hakemler de olacak ve bunlar ele geçen hiç bir fırsatı kaçırmayacaklar...


STAT: Eryaman

HAKEMLER: Halil Umut Meler, Mustafa Emre Eyisoy, Cevdet Kömürcüoğlu

MKE ANKARAGÜCÜ: Korcan (Dk. 41 Friedrich)- Kitsiou, Ante, Sarlija, Atila, İbrahim (Dk. 90 Orkan Çınar), Endri (Dk. 90 Lukasik), Alper (Dk. 72 Emre Güral), Geraldo (Dk. 73 Idriz Voca), Lobjanidze, Borven.

GALATASARAY: Muslera- Yedlin (Dk. 46 Linnes), Marcao, Donk, Ömer Bayram, Etebo, Gedson Fernandes (Dk. 83 Ryan Babel) , Emre Kılınç (Dk. 46 Kerem Aktürkoğlu), Arda Turan (Dk. 46 Falcao), Onyekuru (Dk.79 Feghouli), Mohamed.

GOLLER: Dk.45+1 İbrahim Akdağ (P), Dk. 55 Lobjanidzhe (Ankaragücü)  - Dk.90+2 Kerem (Galatasaray)

SARI KARTLAR: Atila Turan, Sarlija, Lobjanidze, İbrahim Akdağ, Kitsiou (Ankaragücü) - Yedlin, Etebo, Marcao, Babel (Galatasaray)

KIRMIZI KARTLAR: Dk.57 Mohamed (Galatasaray)

3 Mart 2021 Çarşamba

Galatasaray:2-0:Erzurumspor

 

Türkiye Süper Ligi 27. Hafta
27.02.2021 / 19.00

Uzun lig yarışının tehlikeli virajlardan biri olan Alanyaspor deplasmanı üç puanla atlatıldıktan sonra Galatasaray evinde Erzurumspor'u konuk edecekti ama herkesin aklını kurcalayan rakipten ziyade Türk Telekom Stadyumunun zeminiydi. 15 gün evvel Kasımpaşa maçında "balçık" tarlasına dönen saha "iki pas" yapılacak hale gelmiş miydi? Yoksa sarı-kırmızılı topçular rakipten çok "zorlu saha koşullarıyla" mı mücadele edecekti? Zemine atılan çim tohumları, onların korunması için serilen örtüler işe yarayacak mıydı? Topçular sahaya ısınmaya çıkıp, yayıncı kuruluş yayına geçtiğinde tüm bu soruların az da olsa cevabını bulabilmiştik: Seyrek seyrek kahveringilerin arasında yeşillikler gözümüzü alıyordu, fena değildi zemin...


Sahanın toparlanmasıyla birlikte, Muslera'ya verilen plaketle birlikte keyfimiz daha da yerine gelmişti. Galatasaray formasıyla Süper Ligde 300. maçına çıkan Fernando Muslera'ya Fatih Terim plaket vermişti. Dile kolay 300 maç... Nice futbolcunun  hayalini dahi kuramadığı bir rakam ve şimdi de tek dileğimiz Muslera ile yönetimin en yakın zamanda sözleşmeye imza atıp, bu rakamın 400e çıkması...

Fatih Terim, geçen hafta Alanya deplasmanında başlayan takımı, Erzurum karşısında da sahaya sürerken, güzel hisler içinde başlayan karşılaşma, beklendiği gibi Galatasaray'ın kontrolü altında gitti. Dadaşlar ise kalelerini savunup, yakalayabilirlerse, ani ataklarla Muslera'yı mağlup etmenin hesaplarını yapıyorlardı, bir bakıma oyunu kilitlemekti niyetleri ve nispetten de başarılı oldular, zira Galatasaray'ın ilk atağı ilk çeyrek saat dolarken Yedlin'in ortasında Onyekuru'nun savunmadan dönen şutu ile gerçekleşti. Erzurumspor da taktiğine uygun kontrayı yakaladı, sağ kanattan gelişen atakta ceza sahası çizgisi cıvarından Gomez'in şutu Muslera'da kaldı. 

Dakikalar geçtikçe düzeldiğini zannettiğimiz zemin ağırlaşmaya başlamış, Galatasaray'ın pas oyunu da sekteye uğramıştı. Kolay geçmesi beklenilen müsabaka, pozisyonsuz, tatsız, tuzsuz bir orta saha mücadelesine dönüşmüştü. Birinin "fitili ateşlemesi" gerekiyordu ki o isim de yeni transfer Yedlin oldu. İlk yarı Luyindama'nın sıkça yaptığı gibi atılan uzun bir topta rakibinin arkasında olmasına rağmen, pes etmeyip mücadele eden Amerikalı savunma oyuncusu takımına korner kazandırmış, Ömer'in kullandığı köşe vuruşunda seken topta Emre Kılınç topu ceza sahası içine bir kez daha ortalamış ve Onyekuru'nun kafa vuruşu kaleciden dönerken, "golcü" Mostafa Mohammed ağları sarsıyordu. Ayak içi plase, penaltı, kafa vuruşu derken bu hafta da repertuvarından "fırsatçılığı" ve "füzeleri" çıkarıvermişti. Belki de devreyi eşitlikle bitirmeyi kafalarına koyan Erzurumsporlular yedikleri gol ile yıkılmış ve peşi sıra kalelerinde pozisyonlar görür olmuşlardı. Önce Arda'nın jeneriklerde yer alabilecek sert şutu iki direğin birleştiği noktadan dönerken, devre biterken Arda'nın ofsaytta olduğunu bilip, hareketlenmediği Luyindama'nın pasında ceza sahasında topla buluşan Mostafa Mohammed Allah'a sığınıp Metin Oktay gibi fileleri yırtmak için abandı, bereket kale direkleri sağlamdı, yıkılmadı ama Galatasaray iki farklı öne geçiverdi.

Çok pozisyon bulmadan, yakaladıklarını gole çevirerek 2-0 öne geçen Galatasaray ikinci yarı vites küçültüp, savunmada da bireysel hatalar yapınca, Erzurumspor belki de maçtan evvel hayal kurmadığı kadar Muslera ile karşı karşıya kaldı ama Gomes'in, Aaatıf'ın, Rashani'nin ataklarında kalesini gole kapamayı aklına koymuş bir Muslera vardı, haliyle kendisi için özel bir günde gol yemek yoktu aklının ucunda. Ev sahibi beklemediğimiz bir şekilde taktik disiplinden kopmuş, rakibini kendi kalesine davet etmişti ama istediği anda da pozisyon bulabileceğini de gösteriyordu. O anların birinde Onyekuru'dan seken topu Arda önünde bulmuş, "akıllıca" pasında Emre Kılınç şık bir plase ile kaleciyi üçüncü kez avlamıştı ama Mete Kalkavan VAR'dan gelen uyarıyı dinleyip, pozisyonda topun Onyekuru'nun eline çarpması nedeniyle golü iptal ediyordu. Top Henry'nin eline çarpmıştı ama ona bunu yaptıran müdahalede bulunan Da Costa'nın tekmesi görmezden gelinmişti. Ne diyelim, Galatasaray'ın golü iptal olunca sıkıntı olmuyordu!


Skorbordda dakikalar 86yı gösterirken saha kenarında dünyaca ünlü golcü Falcao, Mostafa Mohammed ile yer değiştirmek için bekliyordu. Çocukluğunda televizyonda maçlarını izleyip, onun gibi goller atmayı düşlediğin forvet senin yerine oyuna giriyor. Ne büyük bir gurur, değil mi? Umarım önümüzdeki maçlarda yan yana da izleriz bu iki golcüyü...

Kağıt üstünde kolay ve rahat geçmesi beklenilen müsabaka, ilk devrenin son 20 dakikalık oyunu ile Galatasaray lehine sonuçlandı ama bir kez daha gördük ki bu uzun maratonda dikkatsizliğe ve gevşemeye yer yok, her maça final gözü ile bakıp, tam konsantrasyon ile hazırlanacak bir Galatasaray da mutlu sona ulaşacak takım olacaktır...



Stat: Türk Telekom

Hakemler: Mete Kalkavan, Ceyhun Sesigüzel, Kemal Yılmaz

Galatasaray: Muslera, Yedlin, Luyindama, Marcao, Ömer Bayram, Etebo (Dk. 72 Taylan Antalyalı), Gedson Fernandes, Emre Kılınç (Dk. 72 Belhanda), Arda Turan (Dk. 83 Babel), Onyekuru (Dk. 83 Kerem Aktürkoğlu), Mustafa Muhammed (Dk. 86 Falcao) 

Büyükşehir Belediye Erzurumspor: Mehmet Göktuğ Bakırbaş, Schwechlen, Da Costa, Teikeu, Butko, Cenk Ahmet Alkılıç (Dk. 76 Emrah Başsan), Omolo, Rahman Buğra Çağıran (Dk. 46 Rashani), Chahechouhe, Osman Çelik (Dk. 76 Mehmet Murat Uçar), Gomes (Dk. 67 El Kabir) 

Goller: Dk. 38 ve 45 Mustafa Muhammed (Galatasaray) 

Sarı kartlar: Dk. 23 Etebo, Dk. 79 Mustafa Muhammed, Dk. 81 Taylan Antalyalı (Galatasaray), Dk. 48 Teikeu, Dk. 63 Chahechouhe, Dk. 90 El Kabir (Büyükşehir Belediye Erzurumspor)

24 Şubat 2021 Çarşamba

Alanyaspor:0-1:Galatasaray


Türkiye Süper Ligi 26. Hafta
20.02.2021 / 19.00

" Bir tuzağı daha bertaraf etmenin mutluluğu içindeyim." diyordu maçın bitiminde sıcağı sıcağına Galatasaray teknik direktörü Fatih Terim. Normalde maçlar iki devre oynanırken, Alanya'da "üç devre" oynanan bir "oyun!" seyrederken futbolseverler, hoca da  maçın en çok konuşulan ikinci devresinden bahsediyordu. Peki neler olmuştu cumartesi gecesi Alanya Bahçeşehir Okulları Stadında?

Bu sezon, önce ligin ilk yarısında Ali Sami Yen'de, sonra da iki hafta evvel kupada yine İstanbul'da Galatasaray Çağdaş Atan'ın takımına mağlup olmuştu. İki karşılaşmada da deplasman ekibi birbirine benzer stratejiler ile saha çıkmış, özellikle ilk yarılar orta sahayı güçlü tutup, forvet oyuncuları ile de sarı-kırmızılı stoperlere hatta kalecilere baskı yaparak rakibini kilitlemesini bilmiş ve iki maçı da kazanmıştı. Aynı hatayı sürekli yapmak Fatih Terim gibi tecrübeli bir hocanın işi olmayacağı için, Galatasaray deplasmandaki maça çok daha farklı bir anlayışla çıkmıştı, Fatih Terim'in deyimiyle "oyun anlayışının dışına çıkan" bir Galatasaray vardı sahada. İstanbul'daki karlı havanın da idman yapmasını etkilemesi sebebiyle Antalya'da geçirilen kamp dönemi de topçuların maça konsantre olmaları konusunda oldukça büyük etken olmuştu. 


Alanyaspor'un hiç beklemediği şekilde Donk'un yerine fiziken güçlü Luyindama ile Babacar'ı marke eden Galatasaray'da, Yedlin de sağ beke görevlendirlmişti. Taylan ve Belhanda'nın yerine de Etebo ve Gedson ile orta sahaya fiziki dinamizm katılmış, cezası biten Arda da 96-2000 senesi Fatih Terim'inin saha içindeki Hagi'si olmuştu. Genç, dinamik ve güçlü oyuncularla oluşturulan kadro da ev sahibine beklemediği bir direnç göstermiş, onların rahatça top yapmalarını engellemiş ve Morafona'nın kalesinde tehlikeler yaratmıştı. Önce Mostafa Mohammed kendi gayreti ile kaptığı topla golü denemiş, meşin yuvarlak ev sahibi file bekçisinin bakışları arasında direğe çarpmış, çok geçmeden bu kez Mostafa Onyekuru'ya bir pas atmış, onun da ayak içi plasesi auta gitmişti. Bir başka atakta Fernades'in ortasında Onyekuru ofsaytta kalırken, ev sahibinin ilk tehlike atağında Salih'in vuruşu direkten dönüyordu. Salih ve arkadaşları "ahlar vahlar" içinde saç baş yolarken, Mostafa ve Onyekuru'nun savunmacılarını sağ kanada çekip, sol tarafı boşalttığı bir anda Yedlin "efsane" bir uzun pasla Emre Kılınç'ı kaleci ile karşı karşıya bırakıp, Galatasaray'ı öne geçiren golün asistini yapıyordu. Pozisyonların olduğu, zevkli bir mücadele seyretme hayali kurarken, haçın orta hakemi Zorbay Küçük ve VAR hakemi Emre Malok sahneye çıkıp, ilk devre bitti deyiverdi...


Evet, karşılaşmada kronometre 23. dakikayı gösterirken, Alanya ceza sahası içinde topu kontrol edip, dönmeye çalışan Onyekuru'ya Umut'un attığı tekmeyi herkes görürken, maçı yönetenler göremiyordu. Zorbay Küçük'ün gördüğünü düşünüyorum lakin VAR'dan uyarı gelmeyince o da pozisyonu devam ettiriverdi. "Aklımıza gelen, başımıza gelmez umarım" diye düşünürken, Babacar, Luyindama'nın kafasına tekme atıyor, sarı-kırmızılı stoper kanlar içinde yerde kalıyor ama maçı yöneten Zorbay Küçük "ağzını kapayıp, VAR ile bir şeyler konuştuktan" sonra Alanyalı futbolcuya sarı kart gösterip maçı devam ettiriyordu. Oysa ki Cüneyt Çakır'ın Beşiktaş-Galatasaray derbisinde Diagne'ye çıkardığı kırmızı kart hala akıllardaydı. Bunlarla bitecek miydi hakemlerin "şov"u? İlk devrenin bitmeye yaklaştığı dakikalarda Gedson Fernandes topu alıp, ani bir atağa kalkarken, Tzavellas'ın sağından atıp solundan geçme düşüncesindeydi ama nereden bilecekti rakibinin bir kaleci edasıyla topu elle keseceğini ve yan hakem ile dördüncü hakemin gözleri önündeki pozisyonda "üç maymunu" oynayacaklarını... Oysa bu iki arkadaş maçın ikinci 45 dakikasının başlarında Ömer'in eline çarpan topta Zorbay Küçük'ü büyük heyecanla uyarmışlardı.


Peki, Alanya-Galatasaray maçını yöneten hakemlerin böyle tereddütlü ve özellikle de Galatasaray aleyhine kararlar vermelerine ne sebep olmuştu? Hafta içi başta medya trolleri olmak üzere, Fenerbahçe sportif direktörü Emre Belezoğlu'nun Zorbay Küçük hakkında sarf ettiği sözler olabilir mi? Hatta aynı demeçler içinde Fenerbahçe-Göztepe maçını yönetecek Hüseyin Göçek ismi geçip, Hüseyin Göçek'in söz konusu maçta sergilediği "komik ötesi" yönetimi görünce neden olmasın diyebiliyoruz gönül rahatlığı ile.

İlk devrenin uzatma dakikaları biterken, Henry Onyekuru "iki adımdan" topu Morafona'nın koruduğu kalenin içine yollayabilse, Fatih Terim'in bahsettiği "tuzağı" çok daha erken bertaraf etmiş olacaktı Galatasaray ama maalesef olmadı...

Ve maçının "üçüncü bölümü" de Yedlin'in Davidson tarafından ceza sahasına girerken düşürülmesine hakemlerin tekrar sessiz kalması sonrası ev sahibinin kurduğu amansız baskı karşısında Galatasaray'lı oyuncuların yorgunlukla beraber skoru koruma iç güdüsü içinde savunma yapması ile başladı. "Topu rakibe vermek" diye bir deyim uyduruldu son yıllarda, zayıf takımların oyununu güzellemek için. Futbolda güçlü olan takım topu ayağında tutar, sağlı sollu paslarla rakibi ceza sahasına hapseder ve bir yolunu bulup, golü atar, Galatasaray'ın sürekli yaptığı gibi. Cumartesi gecesi Galatasaray karşısında çok konsantre ve hocalarının sezon boyunca oynattığı sistemi içelleştirmiş bir futbolcu topluluğu vardı ki, sarı-kırmızılılar ister istemez kapanıp, gol yememek için oynadılar.  Öncelikle ev sahibi takım halinde öyle istekli ve bilinçli oynarken, Galatasaraylılar da yine takım halinde hatasız savunma yapınca, iki teknik adam da kulübeye bakıp oyuncu değiştirme gereği duymadı. Fatih Terim son 10 dakikada Arda ve Emre Kılınç'ı yanına alıp, Taylan ve Kerem'i maça sokarken, Çağdaş Atan da gol ümidi olarak Kadzior ve Mustafa Pektemek'i sahaya sürdü. Fakat, kimi oyuna dahil ederse etsin Alanya kenar yönetimi "Galatasaray'ın Muslera'sı vardı", nam-ı diğer "haksız rekabet sahneye çıktı, bir çok pozisyonda soğukkanlılığı ile arkadaşlarına moral verirken, sadece elle değil, uzatma dakikalarında Pektemek'in kafa vuruşunu ayakla da çeliyordu ve oldukça kritik bir üç puanın kazanılırken "çorbada tuzu" da oluyordu.


Galatasaray
zorlu bir fikstür sürecini Alanya deplasmanında kazanılan üç puan ile sonlandırırken, önünde nispetten "zayıf" takımlarla yapacağı maçlara yelken açtı. Lakin, ligin ilk yarısında puan kaybettikleri maçlar da göz önüne alındığında rakibin adı ya da gücünden ziyade konsantrasyonun kaybedilmesi durumunda istenmeyen sonuçlarla noktalanabilir karşılaşmalar. Bunun yanında yine Alanya deplasmanında görüldü ki Galatasaray kalan haftalarda sadece saha içindeki rakiplerle değil, saha dışındakilerle de mücadele etmek zorunda kalacak ve bu mücadele Galatasaray'ın üç puan kazandığı her haftanın ardından daha da zorlaşacak... O halde, Fatih Terim'in bir sözüyle de bitirelim "Herkesin bir oyunu varsa, Allah'ın adaleti şaşmaz ve Allah her zaman iyilerin yanındadır."


Stat: Bahçeşehir Okulları 

Hakemler: Zorbay Küçük, Kerem Ersoy, İbrahim Çağlar Uyarcan 

Aytemiz Alanyaspor: Marafona, Tayfur Bingöl, Tzavellas, Caulker, Moubandja, Umut Güneş (Dk. 83 Kadzior), Berkan İsmail Kutlu, Salih Uçan (Dk. 90 Mustafa Pektemek), Efecan Karaca , Davidson, Babacar

Galatasaray: Muslera, Yedlin, Luyindama, Marcao, Ömer Bayram (Dk. 90 Donk), Etebo, Gedson Fernandes (Dk. 82 Linnes), Emre Kılınç (Dk. 79 Taylan Antalyalı), Arda Turan (Dk. 79 Kerem Aktürkoğlu), Onyekuru (Dk. 90 Babel), Mustafa Muhammed

Gol: Dk. 18 Emre Kılınç (Galatasaray)

Sarı kartlar: Dk. 33 Babacar, Dk. 59 Salih Uçan, Dk. 65 Tzavellas (Aytemiz Alanyaspor)

Blog Widget by LinkWithin