8 Aralık 2019 Pazar

Trabzonspor:1-1:Galatasaray


2018-2019 Sezonu Süper Ligin 24. Haftasında Galatasaray, deplasmanda Erzurumspor ile 1-1 berabere kalmış ve ortaya konulan oyunu beğenmeyen Fatih Terim, yine de oyuncularına güvenerek maçtan sonra şöyle bir açıklama yapmıştı "8 de kapanır 18 de kapanır, yeter ki biz kazanalım..."
Erzurum'un komşu ili Trabzon'da oynanan ve 1-1 eşitlikle sonuçlanan Trabzonspor maçından sonra hoca puan durumuyla ilgili benzer bir açıklama yapmadı ama sergilenen oyunu gördükten sonra onun yerine biz seslendirelim bir çok Galatasaraylı taraftarın aklındakilerini "7 de kapanır 17 de kapanır, yeter ki bizim topçular Galatasaraylı gibi oynasınlar"...


Transferlerin son anda yetiştiği, arzulanan oyunun sergilenmediği ve hakem hatalarının Galatasaray aleyhine bolca olduğu sezonun ilk yarısının ortalarını geçmişken, Fatih Terim'in Galatasaray'ı da gün be gün beklenen formuna kavuşurken, Trabzon deplasmanından hakem Ali Palabıyık ve VAR hakemi Yaşar Kemal Uğurlu'nun herkesin tartışmadan kabul ettiği "hatalarına" rağmen 1 puanla dönmeyi başarabildi... Kaçan 2 puana mı üzülmeli, yoksa kazanılan 1 puan kar mıdır? Son yıllarda sürekli kaybedilen. hatta hiçleri oynayarak kaybedilen, Trabzon deplasmanından beraberlik mutluluk vermeli ama hakemler yüzünden kaçan iki puan insanın sinir uçlarına dokunmuyor da değil...

Maçın ilk devresi iki ekibin de tam bir satranç maçı misali birbirlerinin hatalarını kolladıkları ve savunmaya ağırlık verdikleri bir oyun şeklinde geçince, maçı seyredenler de gol ve gol pozisyonu görmeye hasret kaldılar. Ev sahibi devre biterken Nwakaeme'nin pasında Pereira'yı ceza sahasında topla buluşturdu ve onun Sorloth'a yolladığı top Muslera'da kalırken, Galatasaray Belhanda ile yüzde yüzlük bir atağı saç baş yoldurarak auta yolladı. Lemina ile başlayan atakta topla buluşan Feghouli rakip ceza sahasına girerken topu Belhanda'ya yolladı ve penaltı noktası üzerinde tekrar geri almayı beklerken, Faslı oyuncu ayak içi ile golü denedi, oysa kafası maçta olsa o topu takım arkadaşına asist olsun diye yollardı... Galatasaray ilk devre biterken sadece golü kaçırmadı, bir de Lemina'yı da kaybetmiş oldu. Sarı-kırmızılıların Ömer'le birlikte en mücadeleci oyuncularından olan Lemina sakatlanınca ikinci devre başlarken yerini Jimmy Durmaz'a bırakıyordu...


İlk 45 dakika ne kadar sıkıcı geçtiyse futbolseverler için, ikinci devre bir o kadar nefes kesiciydi. Galatasaray oyuna iyi başlar gibi oldu ama daha 5 dakika geçmeden ev sahibi Sorloth ile öne geçen golü buluverdi. Trabzonlular gole sevinir, deplasmancılar üzülürken, gözüme iki enstantane takıldı: Sorloth topun ağlara gittiğinini görüp sevinçle taraftara koşarken "acaba hakem ittiğimi gördü mü?" şeklinde hakeme bakıyor, Marcao da "bana faul yapıldı" diye hakeme koşuyordu... Ama Ali Palabıyık, tereddütsüz orta noktayı gösteriyordu... VAR'daki Yaşar Kemal Uğurlu da orta hakemi ikaz etmiyordu golle alakalı olarak... Yayıncı kuruluş da maç bitimi programda pozisyonun faul olduğunu göstereceği görüntüyü seyrettirmiyordu televizyon başındakilere... Hadi herkes Galatasaray'a karşıydı da, Marcao dışında hiç bir Galatasaraylı futbolcu da tepki vermiyordu hakeme. Oysaki rakiplerin maçlarını seyrederken, en ufak bir pozisyonda bile akbaba sürüsü gibi hakeme saldırdıklarını hatırlıyoruz...


"Tartışmalı bir golle" diye bir tabir vardır ya, "tartışmasız faul olan bir golle" Trabzonspor öne geçince, Galatasaray'ın havlu atacağını düşünenler fena halde yanıldılar zira Fatih Terim o andan itibaren beraberlik için bir basketbol coachu gibi saha kenarından takımını yönetti. Topun dışarda olduğu yahut sakatlık pozisyonlarında sürekli yanına Muslera'yı, Donk'u çağırarak oyun planını anlattı, yapılacak değişiklikleri belirtti ve top rakipteyken de savunmacılarla birlikte saha kenarında neredeyse savunma yaptı. Hocayı bu sene hiç bu kadar hırslı görmemiştik... Değişiklikler de yerindeydi, Feghouli'nin yerine giren Seri, topun Galatasaray'ın ayağında kalmasını sağlarken, top dağıtımını da iyi yaptı.  Topçular da mağlubiyeti kabul etmemişlerdi, baskı kurdular rakip kalede, geriye yasladılar Trabzonspor savunmasını ve sağlı sollu ataklarla gol aradılar durdular... Tüm hatlarıyla ileri gitmişken, savunmada açıkların verilmesi doğaldı da Marcao ve Muslera günündeydi, ikinci gol şansı vermediler bordo-mavililere...


Sosyal medyada Emre Mor ile ilgili "mantıkdışı" söylentiler dolaşıyordu bu hafta, yok Emre uğursuzmuş, yok Emre ne zaman girse Galatasaray gol yemekteymiş... Trabzon maçında Emre Mor yine sonradan girdi ve Galatasaray Nagatomo'nun attığı golle beraberliği de sağladı. Hatta Emre oyuna girer girmez çalımlara ceza sahasına girdi, Kamil Ahmet kendisini önce elle çekti indiremedi, sonra itti ve çelme taktı ama Ali Palabıyık-Yaşar Kemal Uğurlu ikilisi yine "görmedim-duymadım" havalarındaydı.  "Bu pozisyonlarda VAR'a gidilmeyecekse, VAR niye var" demekle ne kadar haklıydı Emre Mor...


Sami Yen'de oynarcasına bol pozisyonlu ve baskılı bir ikinci 45 dakikada Galatasaray sadece tek gol atabildi ama geriye düşse de skoru eşitleyebileceğini, kupa yorgunu olsa dahi her takıma karşı kafa kafaya oynayabileceğini ve Mayıs ayında yine şampiyonluk şarkıları söyleyebileceğini göstermiş oldu... Bazı maçlar kırılma maçlarıdır ya, bu maçı da bir kenara yazmakta fayda var...


STAT: Medicalpark Stadyumu
HAKEMLER: Ali Palabıyık, Serkan Olguncan, Serkan Çimen, Bahattin Şimşek
VAR HAKEMLERİ: Yaşar Kemal Uğurlu, Kerem Ersoy
TRABZONSPOR: Uğurcan, Kamil Ahmet, Hüseyin, Hosseini (Ekuban 66'), Campi, Joao Pereira, Sosa, Obi Mikel, Yusuf Sarı (Doğan Erdoğan 76'), Nwakaeme, Sörloth
GALATASARAY: Muslera, Ömer, Mariano, Marcao, Nagatomo, Belhanda (Emre Mor 80'), Donk, Feghouli (Seri 52'), N'Zonzi, Lemina (Jimmy Durmaz 46'), Adem Büyük
SARI KARTLAR: Ömer Bayram 26', Sosa 26', N'Zonzi 40', Marcao 67', Yusuf Sarı 72', Uğurcan 85', Campi 86', Joao Pereira 90'
GOL: Sörloth (50'), Nagatomo (90')

30 Kasım 2019 Cumartesi

Galatasaray:1-1:Club Brugge


"Sonraları kadınlara nasıl aşık olduysam, futbola da öyle aşık oldum: Ansızın, açıklanamaz bir şekilde, üzerine kafa yormadan, getireceği acı ve kafa karışıklığını bir nebze bile düşünmeden"... Bu satırların sahibi Arsenal'le "kafayı bozmuş" ünlü romancı Nick Hornby ve salı gecesi Ali Sami Yen'de maç bitti bitecek derken, ceza sahamızın sol tarafından Nagatomo'yu geçip, sol ayağıyla topa ölümüne vuran Diatta'nın şutu "ip gibi" Muslera'nın kalesine doğru yol alırken "hayatım bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçip" aklıma Fever Pitch ( Futbol Ateşi) adlı romanın giriş cümlesi düşüverdi: "... üzerine kafa yormadan, getireceği acı ve kafa karışıklığını bir nebze bile düşünmeden"

Önce futbola, sonra Galatasaray'a aşık olmuştuk ve pek çoklarından farklı olarak mutlu olmak için değil, biraz psikopatça olacak ama "hüznü ve acıyı" paylaşmak için koşmuştuk yıllar yılı peşinden sevdamızın. Mutlu olmak ve eğlenmek için sinemaya, tiyatroya ya da konsere para verip gidilir de sonucunu bilmediğin bir maça para ve zaman harcarken mutsuzluğu da göze alırsın, hem de bile bile... Galatasaray özelinde galibiyet ve sonucunda mutluluk çoğunlukla fazlaydı ama öyle günler gelirdi ki o alışılan başarılar geçmişte kalıyor ve rahmetli Kayahan'ın dediği gibi "yine bize hüsran, yine bize hasret var"li o "esmer günlerde" gerçek sevdalılara "sefer-görev emri" tebliğ ediliyordu... Bu emir bazen doğrudan bir çağrı ile bazen de Fatih Terim'in maçtan bir gün önce sarf ettiği "Taraftarlarımızın hiç merak etmesinler, ben bir defa Galatasaraylıyım. Bu üzüntü değil, sevinç sebebi." cümlesi ile yerine getiriliyordu. 50 bin kişi yoktu Salı gecesi Ali Sami Yen'de, maç günü bilet devretmeye çalışan da çoktu, satılamayan bir tomar bilet de mevcuttu gişelerde ama 20 bin cıvarında "önünü arkasını" düşünmeden takımına sevdalı taraftar vardı, olması gereken yerde... Ve hasretle beklenen sonbaharın ilk yağmur çisiltisi altında "İmparator Fatih Terim" diye inletiyorlardı mabedi... Eski günlerdeki gibi...

Tribünlerde oluşan sinerji takıma da yansımıştı ki "o varmış bu yokmuş" diye bakmadan sahaya sürülen topçular cehennemi yaşatıyordu Belçika'dan gelen konuklarına... Daha 5 dakika olmadan Ömer'in "Allah'a sığınıp" vurduğu serbest atışı kaleci Mignolet son anda çeliyor, dönen topta yapılan ortaya Adem Hügo Sanches misali bir rövaşeta ile gol arıyordu. Lemina'nın mücadelesi, Seri'nin maçtan evvel Cruyff'un hayat hikayesini okumuşçasına topu basit ve hızlı kullanmasıyla sarı-kırmızılılar oyun hakimiyetini eline geçmiş, ilk on dakika dolarken Ömer'in geliştirdiği bir atakta ceza sahasına yolladığı pasla Adem buluşuyor ve "harika" bir kontrol ile "rakip stoperin belini kırıp" kalecinin bakışları arasında Galatasaray'ın golünü kaydediyordu. Evet, tam 4 maç sonra Avrupa'daki ilk gol... 93-94 sezonunu belki bir çoğu okur hatırlamayacaktır da, Manchester United'ı eleyip Şampiyonlar Ligine kalan Galatasaray, oynadığı 5 maçta iki beraberlik almış ama gol sevinci yaşayamamışken, Sami Yen'deki son maçta bitime 4 dakika kala Cihat Arslan "şeytanın bacağını" kırmış, siftahı yapmıştı. Nasıl Cihat kulübün tarihine attığı bu golle geçti, Adem Büyük de ilerde torunlarına anlatacak unutulmaz bir mirası cebine koymuştu 11. dakikada... Oyuncular o kadar hırslıydı ki, gol sevincinde Lemina'nın taraftara "daha çok bağırın, daha çok tezahürat yapın" şeklindeki hareketleri gözlerden kaçmıyordu..


PSG ve Real Madrid deplasmanlarında bile bu kadar zorlanmayan Brugge, beklemediği bu Galatasaray karşısında oyuna tutunmakta zorlansa da, sağ kanattan Dennis ve soldan da Diatta ile Muslera'yı zorlamaya çalıştı ama Uruguay'lı file bekçisi yine formundaydı, gol yemeye pek niyeti yoktu. Donk ve Marcao'nun da "konsantre" olduğu düşünülünce, Brugge'lü oyuncular topu ayaklarında tutuyor, Galatasaray yarı alanında top dolaştırıyor ama yüreğimizi ağzımıza getiren pozisyonlar yaratmaktan çok uzaklardı. Oysa onların maçtan önce düşündüğünü Galatasaray yapıyor, kaptığı toplarla hızlı çıkıyor ve ikinci golü arıyordu. Özellikle Ömer'in Belhanda'nın Feghouli'nin, Seri'nin olduğu takımda öne çıkıp cesurca insiyatif alması gözlerden kaçmıyordu. Futbola sol açık olarak başlayan Ömer, bugüne kadar savunmada heba edilen günlerine küfredercesine "kamıkaze pilotu" gibi dikine rakip savunmanın üzerine gidiyor ve çoğu zaman yaka paça indiriliyordu. 1-0'la soyunma odasına gitmek fena sayılmazdı da hakem düdüğü çalmadan bir kaç dakika evvel Seri mavi-siyahlı savunmayı eksik yakalamış giderken, sol kanattaki Ömer'i görebilse iki fark herkesi müthiş coştururdu...


Nasıl ki ilk devre Seri arkadaşına "al da at" pası veremedi ikinci kırk beş dakikada Belhanda da benzer iki pozisyonda topu sarı-kırmızılılara vermek yerine rakibe nişanlayınca Galatasaray kendisini rahatlatacak golü bulamayıp, deplasman ekibini oyunun içinde tuttu. Brugge takımı tüm hatlarıyla gol için Galatasaray kalesine gelirken, savunma oyuncularının dikkati kadar Adem'in golcülük özelliğinin yanı sıra sırtı rakibine dönük"top saklama becerisi" ve faul kazanma yetisi de takımı rahatlatıyordu. Belki adını ilerde Barcelona gibi takımlarda duyacağımız De Ketelaere ve Schrijvers gibi genç oyuncuları maça alarak takımın enerjisini arttıran Brugge teknik direktörü takımı arzulanan golü atamayınca adeta çıldırıyordu. Maç boyunca eksik oyuncularını pek aramayan Fatih Terim, son dakikalara girilip, sahadakiler yorulmaya başlayınca kulübeye baktı ve acı gerçekle yüzleşti: ya gencecik çocukları oyuna alıp, herhangi olumsuz sonuçta onları kaybetme riskiyle baş başa bırakacak ya da emektar Selçuk'a güvenecekti. Ömer'in yürüyecek takadı kalmadığında Selçuk girdi oyuna, maç boyu "idare eden" Belhanda çıktığında ise Emre Mor...
Öyle ya da böyle oyun Galatasaray'ın elindeydi, üç puan ve dolayısıyla UEFA Avrupa Ligi bileti geldi-geliyordu da Diatta tüm hayalleri sonlandırıverdi...
Kalan üç-beş uzatma dakikasında Erencan'ın gol ümidi olarak oyuna dahil edilmesi, bir "peri masalı" arayışından farklı değildi ama bu sene Galatasaray önceki yıllardaki son dakika gollerinin diyetini ödüyordu futbolun ilahlarına... Zafere saniyeler kala hüznü yaşamak...
"Zaten ölümün can alıcı noktası da büyük zaferlerin ödüllendirilmesine ramak kala meydana gelmesi" değil midir be Nick usta...



STAT: Ali Sami Yen Spor Kompleksi
HAKEMLER: Ivan Kružliak, Tomaš Somolani, Branislav Hancko, Filip Glova
VAR: Massimiliano Irrati, Stefano Alassio
GALATASARAY: Muslera, Ömer Bayram (Selçuk İnan 80'), Mariano, Marcao, Nagatomo, Seri (Erencan 90'), Belhanda (Emre Mor 87'), Donk, Feghouli, Lemina, Adem Büyük
CLUB BRUGGE: Mignolet, Balanta, Deli, Ricca, Mechele, Diatta, Vanaken, Rits (De Ketelaere 46'), Mata, Dennis (Schrijvers 58'), Openda (Okereke 77')
SARI KARTLAR: Lemina (14'), Ricca (28'), Mata (31'), Mariano (33'), Diatta (66'), Nagatomo (85'), Emre Mor (90'), Muslera (90'), Diatta (90), Mata (90')
KIRMIZI KARTLAR: Diatta (90'), Mata (90')
GOLLER: Adem Büyük (11'), Diatta (90')

23 Kasım 2019 Cumartesi

Galatasaray:0-1:Başakşehir FK


Dakika 49...
 İkinci devrenin başlama düdüğünden sadece 4 dakika sonra. Galatasaray, son iki yıldır kendisini şampiyon yapan gollerle sonuçlanan atakların bir benzerini yapıyordu sağ kanattan Mariano ile. Bu sezon özlemini çektiğimiz ortalarından birini yapan Brezilyalı sağ bek topu Feghouli ile altı pas üzerinde buluşturuyor ve onun vuruşunda da kaleci Mert iyi bir refleksle topu kornere yolluyordu...
Kırılma anı bir...
Gol olsa bahsi geçen pozisyon bu yazının ana fikri değişmez, sadece yazarın ruh hali değişirdi...

Dakika 78...
Maçın bitmesine 12 dakika kala... Ev sahibi Galatasaray'ın gol aradığı dakikalarda, kendi yarı sahasından çıkarken maçın Galatasaray adına en fazla isabetli pas yapan oyuncusu Mario Lemina orta sahadaki arkadaşına pas atarken topu kaptırıyor ve gelişen ani atakta İrfan Can'ın ara pasıyla topla buluşan deplasman ekibinden Gulbradsen takımını öne geçiriyordu...
Kırılma anı iki...
Bahsi geçen pozisyon gol oluyor ama yazının ana fikri yine değişmiyor... Sadece ruh halimiz berbatlaşıyor...

Diğer takımların sakatlarının iyileştiği, bizimkilerin de hastane yollarını ezberlediği milli araları hiç sevmezdik, bu defa daha bir küfrettik gelen haberlere: Muslera sakat, Babel sakat, Luyindama sakat, Lemina sakat... Zaten sakatımız boldu da, bu "arkadaşlar" ne yapmışlardı böyle milli takımlarda? "The Boss" Luyindama'ya bi' şey olmaz, cuma sahaya çıkar derken, en büyük sakatlık haberi ondan geliyordu, sezonu kapamıştı Demokratik Kongolu "cengaver"... On bir kişilik kadro çıkarabilecek mi Fatih Terim derken, Babel ve Lemina'yı sahada görünce, bir nebze de olsa içimiz ferahladı... Kalede bu sezon ilk defa Okan vardı, Muslera tribünde "mate" içiyordu... Onun hemen arkasında Linnes ufaklığını ilk defa Sami Yen'e getirmişti...


Geçen sene bu iki takımın Ali Sami Yen'deki "kapışması" şampiyonluk belirleyen final havasındaydı ama dün geceki maç kadar "dikkatli" ve tedbirli oynamamıştı takımlar... Gaziantep deplasmanından galibiyetle dönen kadroyu korumuştu Fatih Terim ve sistem olarak artık üçlü savunmayı tercih edip, sağ ve sol beklerini daha çok koşturacaktı, ataklarda onlardan daha çok etkinlik beklemekteydi... Orta alanda Ömer ve Lemina ile "enerji ve çalışkanlığı" son maçlarda takıma kazandırmış, Feghouli'nin de takımı yönetmesini bekliyordu. Cuma iş çıkışı maçı olmasına rağmen taraftar da ilgisiz davranmamıştı, koltuklar dolmuş, tezahürat takımı ateşler seviyedeydi... Maç öncesi ultrAslan-UNİ'nin "Öğretmenler Günü" vesilesiyle şehit öğretmenleri anan pankartı da manidardı: "24 Kasım Öğretmenler Günü kutlu olsun. Mekanınız sennet olsun Aybüke Yalçın ve Necmettin Yılmaz"

İki takım da maçta hata yapmamak için temkinli davranıyordu da, maçı yöneten Yaşar Kemal Uğurlu daha da "garanticiydi"... Muallakta kaldığı bütün pozisyonlarda "Aman Galatasaray lehine hata yapmayayım" korkusuyla, tereddütsüz Başakşehir takımına veriyordu topu. Üşenmedim, not tutmak istedim de, o kadar fazla pozisyon oldu ki, yazmaktan maç izleyemediğim için "sonu belli bu uğraşı" bıraktım ilk devrenin ortalarında. Ama bir kaç örnek bırakalım blogun tozlu raflarına:
-3. dakika Babel top kaparken rakibine dokunuyor, doğrudan sarı kart veriyor hakem, uyarı filan yok;
-Başakşehir ceza sahasının sol bölümünde Ömer'in rakibine çarptırdığı topta taç Başakşehir takımına veriliyor;
-13. dakika Mariano'nun rakibine çarptırdığı topta yine taç deplasman ekibine veriliyor;
-20. dakika Feghouli-Topal mücadelesinde Mehmet Topal Galatasaray'lı oyuncunun ayağına vuruyor, faulu kullanan ekip Başakşehir oluyor;
-22. dakika Mehmet Topal Mariano'yu arkadan çekiyor, güreşçi gibi yere seriyor sarı kart verilmiyor;
-35. dakika Mariano rakip yarı sahada yine arkadan çekiliyor, yine sarı kart göstermiyor hakem...


Dedim ya, bu kadar "garip" karar sonrası not tutmayı bıraktım da, iki takımın da hata yapmaktan korktuğu ilk 45 dakika biterken, deplasman ekibi adına Crivelli ile bir pozisyon akılda kalırken, Galatasaray Babel ile kornerden gelen bir topu kafa ile auta atıyor, Ömer Gaziantep'te attığı golün benzerini az farkla kaçırıyor ve Lemina'nın şutunda Adem'in altı pas içinden dokunuşunda kaleci Mert son anda topu kornere çeliyordu... Belki Sami Yen'de beklenilen o "gümbür gümbür" oyunu Galatasaray seyrettiremiyor taraftarına ama fena da oynamıyordu. Başka bir deyişle de gelecek adına ışık veriyordu sevenlerine...

İkinci yarıya daha da istekli başladı Fatih Terim'in takımı, ilk devre belli dakikalarda sergiledikleri "hücüm presi"ni daha fazla sürdürdüler, top yapmasına izin vermediler Okan Buruk'un takımına. Hal böyle olunca pozisyonlar da buldular da "o topu" filelerle kavuşturacak kaliteli ayaklar sakatlıkla boğuşuyordu, yoktular sahada kendilerine ihtiyaç duyulan anlarda... Deplasmanda bir puan Okan Buruk'u sevindirecekti belki ama Fatih Terim maçın böyle bitmesini istemedi, Feghouli'nin yerine Emre Mor'u alarak daha da karıştırmak istedi rakip ceza sahasını. Hoca genç oyuncusuna hem transfer sürecinde, hem de oyuna soktuğu dakikalarda güvendi de Emre maalesef bu güveni hep boşa çıkardı, bir türlü veremedi kendisini oyuna, yapamadı o beklenilen patlamayı... Ve yazının girişinde de bahsedildiği gibi Galatasaray gol ararken, hiç aklında olmadığı bir anda santra ile maçı tekrar başlatmak zorunda kaldı...


Kalan dakikalarda ise artık alışık olduğumuz senaryo sahneye kondu. Fatih Terim, bir ihtimal skoru değiştirmek için yedek kulübesinden oyuncular sahaya sürerken, "yeni nesil seyirci" oyuna giren topçuları yuhalayıp ıslıklıyordu. "Bu namüsait durumda" beraberliğin gelmesi imkansızdı, gelmedi de ve Galatasaray taa 41 maç sonra ilk defa Ali Sami Yen'de maç kaybetti... Maç bitmiş, sevinen sevinir, Galatasaraylı futbolcular başları önde sahayı terk eylerken, tribünlerdeki bir pankart göze çarpıyordu: "Bazen işler iyi gitmeyebilir, o zaman umutlar altyapıdan yeşerir!" Kalbimiz birden ısınıvermişti...

Bu günlerde sosyal medyada bir Fransız filminden alınan bir sahne dolaşıyor bolca. Genç kız sevgilisi delikanlıya depresyona girdiğinden dem vurup, kendisinin hiç depresyona girip girmediğini soruyor. Delikanlının cevabı çarpıcı: "Depresyon burjuvalar içindir. Geri kalanlarımız sabah erkenden kalkıp, işe koyuluruz"...
Galatasaray'a küsmek, futbolcuları yuhlamak, teknik direktörü cahillikle suçlamak Türk Telekom Arena da denilen "yeni" Ali Sami Yen'in "burjuva" taraftarı içindir. Bizler kazanınca sevinir, kaybedince üzülür ve her iki durumda da rakının dibini görürüz de sonraki hafta yine Galatasarayımızın peşinden "Cim bom bomun sen çok yaşa, canım feda olsun" diyerek koşarız... Burjuvalar gibi depresyona da girmeyiz, hani...

Bu kadar okuduk da yazının ana fikrini çıkaramadık diyen okuyucularımıza da cevap olsun: Galatasaray dün gece kaybetmesine rağmen umut veren bir oyun sergiledi ve teknik direktörümüz Fatih Terim yine mayıs ayında bizlere şampiyonluk şarkıları söyletecektir. Bu takıma köstek değil destek olalım...




STAT: Türk Telekom Stadyumu
HAKEMLER: Yaşar Kemal Uğurlu, Erdinç Sezertan, Asım Yusuf Öz, Burak Şeker
VAR HAKEMLERİ: Abdulkadir Bitigen, Mustafa Emre Eyisoy
GALATASARAY: Okan, Emre Taşdemir (Nagatomo 86'), Ahmet, Ömer, Mariano, Marcao, Babel, Donk, Feghouli (Emre Mor 74') , Lemina, Adem (86')
MEDİPOL BAŞAKŞEHİR: Mert, Clichy, Epureanu, Ponck, Caiçara, Mehmet Topal, Visca, İrfan Can (Arda Turan 87'), Mahmut (Gulbradsen 60'), Azubuike (Berkay 73'), Crivelli
SARI KARTLAR: Babel 3', İrfan Can 37' Adem Büyük 39', Mahmut 39', Caiçara 47', Lemina 90+1'
GOL: Gulbradsen 78'

21 Kasım 2019 Perşembe

Macera


Macera: 1. isim Baştan geçen ilginç olay veya olaylar zinciri, serüven, sergüzeşt, avantür:
      "Türk şiirinin ve Türk musikisinin bir gurbet macerası olduğunu bilirdim." - Ahmet Hamdi Tanpınar
        2. isim, mecaz Olmayacakmış gibi görünen iş.

Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre "macera" kelimesinin tanımı... Peki nereden çıktı bu macera kelimesi. Fenerbahçe'nin bir zamanlar "geleceğin yıldızı" olarak Bucaspor'dan transfer ettiği ve Roma'ya 3.5 milyon euro gibi bir bedelle kiraladığı ama bir türlü beklenen patlamayı yapamayıp "ordan oraya kiralandıktan" sonra Alanya'da soluğu alan Salih Uçan'ın formasını giydiği takım hakkındaki düşüncesi, macera... Yani bir serüven olarak görüyor Salih Alanyaspor günleri... Belli ki Roma'da geçirdiği vakitleri de "macera" olarak görmüş, ciddi bir kariyer olarak algılamamış ki orada tutunamamış. Oysa ki kendisi gibi ümit vaad eden topçu olarak Roma'ya transfer edilen Mert Çetin ve Cengiz Ünder kendilerine verilen şansı oldukça iyi kullanıp, şimdiden İtalyan taraftarlara kendilerini sevdirirken, başkentteki geleceklerini de garanti altına almayı bilebildiler... Hadi, Roma, Sion, Empoli günleri geride kaldı diyelim, daha yakın geçmişten Merih Demiral, Ozan Tufan'dan da mı bir şeyler kapmadın be Salih kardeşim? Fenerbahçe'nin "istemediği" bu adamlar, Alanyaspor forması ile buldukları şansı son derece ciddiye alıp, göstermiş oldukları başarılı performans ile Milli Takıma kadar yükseldiler, kulüp takımlarının vazgeçilmezi oldular... Onlar, Alanya'yı geçici bir serüven olarak görmediler, kariyerlerinin aşağı mı yoksa yukarı mı gideceğinin belirleneceği bir durak olarak gördüler... Oysa Salih Uçan "macera" peşinde... Aslında, uzun uzun yazmaya da gerek yok, tek bir kelime bir kariyeri ne de güzel özetliyor...

10 Kasım 2019 Pazar

Gaziantep Futbol Kulübü:0-2:Galatasaray


1938 Dünya Kupasını  Mussolini, Hitler'in de daha sonra Olimpiyatlarda yapacağı üzere bir propaganda malzemesi olarak kullanır. İtalya milli takımı bu kupayı "ne olursa olsun" kazanmalıdır ve finalde karşılaşacakları Macaristan maçı öncesi gök mavili futbolculara telegraf memuru yıldırım hızıyla Mussolini'nin mesajını iletir: Ya Galibiyet, Ya Ölüm... Bu mesajdan Macar futbolcuların da haberdar olduğu söylenir ki, hiç bir oyununun insan yaşamından daha önemli olmadığını göstermek istemişlerdir dünyaya kalelerini İtalyan futbolculara açarak. 4-2lik "mutlak" galibiyet sonrasında "İtalyan futbolcuların kaldırdıkları salt kupa değildir, yaşamın ta kendisidir." der Utku Erışık "Sporun Edebiyata, Edebiyatın Spora Hava Atışı" adlı kitabında...

Çarşambayı perşembeye bağlayan gece Madrid'de yaşanılan 6-0 lık "faciadan" sonra Gaziantep deplasmanındaki müsabaka da Galatasaraylı futbolcular için "Ya Galibiyet Ya Ölüm" manasındaydı. Yaptığı hizmetler ve kazandırdığı kupalarla Galatasaray'da kredisi en son tükenecek olan kişilerden biriydi teknik direktör Fatih Terim ama futbolcular İspanya'da "Formayı çıkarın çıplak oynayın" tezahuratını duymuşlardı bir kere... Ateş bacayı sarmış, hatta evin tüm odalarına doğru yayılıyordu... Hoca da ocak ayını işaret ediyordu ama o vakte kadar "öyle ya da böyle haneye puanların yazılması gerekiyordu" ve bu sezonki "ağrı kesiciye" baş vurulmuştu Gaziantep deplasmanında: Üçlü savunma...
İç sahada PSG ve Real Madrid karşısında üç stoperli bir oyun tercih etmiş ve başarılı da olmuştu. Antep karşısında neden olmasındı? Oldu da... Hem de çok iyi oldu...


Önceki maçlardan farklı olarak Donk'un yerine Ahmet Çalık'ı koymuştu Fatih Terim son adam "emniyet sibobu" olarak. Gençlerbirliği'nde oynadığı yıllarda savunmayı toparlamasıyla ön plana çıkmış, takım kaptanlığını almış, Milli Takıma kadar yükselmişti Ahmet ama Galatasaray kariyeri pek de arzu ettiği şekilde gelişmedi. Yine de Fatih Terim onu kadroda tuttu ve geçen hafta Rize maçında görev verdi Marcao'nun yokluğunda. Hatasız oynayınca o karşılaşmada, bu hafta da formayı sırtından çıkarmadı Ahmet... Yine kusursuzdu, yine hatasızdı ve ayakla olsun kafayla olsun Gaziantep ataklarının sonunda Ahmet vardı... Arkalarında "süpürücü" olduğunda da Luyindama ve Marcao da daha güvenli ve rahat oynama şansı buldular, nasılsa top kaçsa Ahmet yetişecekti imdada...  Pozisyon vermeden de maçı bitirdi Galatasaray... Simudica yenik durumda olmasına rağmen "kıpırdayamayan" forvetlerini oyundan çıkarmak zorunda kaldı...


Real Madrid maçının kötülerinden Nagatomo'nun yerine Emre vardı sol kanatta ve Şener sakat olmasaydı o da sağ bekte savunacaktı takımı ama onun yokluğunda Mariano şans buldu. Fena da iş yapmadılar, Emre Feghouli'ye asist yaptı, bir çok pozisyonda da rakip ceza sahası içinde bir golcü kurnazlığı ile yer buldu. Mariano da Feghouli ile geçen seneyi anımsatan verkaçlarla rakip kalede tehlike yarattı...


Fatih Terim savunmada rotasyon yaptı da, bu sistem içinde orta sahadaki tercihleriyle de maçın rahat kazanılmasında başarılıydı. Ömer zaten artık  takımın bankoları arasına girdi, bir sakatlık ve ceza durumu dışında formayı sırtından kimse alamaz, attığı gol de jeneriklikti, top ağlarla buluştuğunda koltuktan öyle bir sıçramışım ki eşim "Ne yapıyorsun, en nihayetinde Gaziantep'le oynuyorsunuz, derbi maçı değil" diye hayıflanırken, golün güzelliğine şapka çıkarıyordum aslında... Lemina da takıma enerji ve hırs katan oyunculardandı, topla dikine gidişi, rakip eksiltişi deplasmanda Galatasaray'ı rahatlatan unsurlardandı. Bir de maçın en iyi üç adamından biri olan Feghouli'nin görevi farklıydı. "Oynat şu takımı be Soso" demişti belki de Fatih Terim maç önü konuşmasında Cezayirli oyuncuya... O da maestro oldu Gaziantep karşısında, yönetti takımı, gol attı, direkleri dövdü, "mekanın sahibi geri geldi" dedirtti seyredenlere...  Bu kurgu oturursa, tek maçlık kalmazsa, devre arasında Belhanda yolcu...


Forvet hattında Adem Büyük de Yeni Malatyaspor maçından sonra ikinci defa ilk onbirde başladı. Önceki yazılarımda belirttiğim gibi Adem'in potansiyeline güveniyorum, Galatasaray'da verimli olacağına inanıyorum. Dün gece de görevini layıkıyla yaptı, rakip yarı alanda pres yaptı ki göstermelik değildi, "ısıran" bir yapıdaydı, kısa boyuna rağmen hava toplarında oldukça başarılıydı ve Ömer'in golünde kafayla topu aşıran isimdi Adem Büyük... Andone erken sakatlanmasaydı, fark daha da açılabilirdi ama şanssızlık, umarım Rumen topçunun ciddi bir sakatlığı yoktur. Andone'nin yerine giren Babel, diğer maçlara göre daha istekli göründü ama gözlerden kaçmayan bir durum var ki o da Babel'in oyunu yavaşlatması, hatta atakları durdurup, Muslera'ya kadar uzanan geri pas silsilesinin startını vermesi. Sanki hata yapmaktan korkar gibi bir durumda Hollandalı futbolcu ve tecrübesiyle "garanti" oyunu seçiyor... Oysa Onyekuru olsa, "rüzgarın oğlu" gibi tozu dumana kata kata sürerdi topu rakip ceza sahasına doğru...

Ömer Bayram'ın rakip ceza sahası önünde itilip Gaziantepli oyuncuya çarpmasında "hava atışı" vermesi dışında konuşulacak bir hata yapmadı Cüneyt Çakır ama yardımcısı Bahattin Duran kaldırdığı ve kaldırmadığı bayraklarla "bu adam ya kuralı bilmiyor ya da kafasında tilkiler dolaşıyor" dedirtti. Karşılaşmanın ilk devresinde Emre'ye atılan uzun pasta gözü önündeki Antepli topçuyu görmeyip umut vaad eden  pozisyonun bitmesini beklemeden "anında" bayrağı kaldıran Bahattin Duran, ikinci devre iki metre ofsaytta olan Gaziantepli Oğuz için bayrağı kaldırmayıp, pozisyonun bitmesini bekledikten sonra ofsayt olduğunu haber verdi Cüneyt Çakır'a... Devre arasında kuralı öğrendi herhalde diye düşünelim en naif halimizle...


Gaziantep gibi bir deplasmandan alınan üç puanla milli takım arasına girmek başta futbolcuları olmak üzere Galatasaray'lıları oldukça rahatlattı. Oynanan oyun da geleceğe dair ümit verdi. Şimdi hocadan beklenen bu sistemi bozmadan, Falcao'nun da katılımıyla özlenen Galatasaray'ı taraftarla buluşturması...

STAT: Gaziantep Kalyon Stadyumu
HAKEMLER: Cüneyt Çakır, Bahattin Duran, Tarık Ongun, Onur Öztoprak
VAR HAKEMLERİ: Volkan Bayarslan, Kerem Ersoy
GAZİANTEP FK: Günay, Maranhao, Toşca, Morais, Olkowski (Diarra 46'), Oğuz Ceylan, Kana-Biyik, Güray, Chibsah, Kayode (Kenan 83'), Twumasi (Furkan 68')
GALATASARAY: Muslera, Emre Taşdemir, Ahmet Çalık, Ömer Bayram (Seri 66'), Mariano, Luyindama, Marcao, Feghouli, Lemina, Adem Büyük (Taylan 87'), Andone (Babel 11')
SARI KARTLAR: Olkowski 7', Oğuz Ceylan 45', Lemina 63', Djilobodji 80'
GOLLER: Ömer Bayram 21', Feghouli 43'

7 Kasım 2019 Perşembe

Real Madrid:6-0:Galatasaray


"O formayı giymek kolay mı! Galatasaray formasını giymek kolay mı! Çok zordur. Olmaz. Böyle olmaz." diye BeInSports ekranlarında maçtan sonra üzüntü ve kızgınlığını dile getiriyordu Cevad Prekazi. "Ben eski bir Galatasaray futbolcusu olarak utanıyorum bu gece. Ben Galatasaray'ın Avrupa'da böyle bir tokat yediğini hatırlamıyorum." diye de sitemini devam ettiriyordu sarı-kırmızılı forma ile Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupasında yarı final oynamış efsane futbolcu... Haklıydı isyanında, duygularını dile getiriyordu televizyon başındaki milyonlarca Galatasaray sevdalısının... Armanın peşinden Santiago Bernabeu Stadyumuna "deplase olanlar" maç içinde dökmüşlerdi öfkelerini: "Sabrımız taşıyor, adam gibi oynayın..." ve "Formayı çıkarın çıplak oynayın" şeklinde uzun seneler duymadığımız "naftalinli sloganları" gün yüzüne çıkararak da sahada bunları "anlayacak!" futbolcu yoktu ne yazık ki?

Galatasaray neredeyse maçın başlama düdüğü ile kalesinde golü gördü. "Bu nasıl gol, Nagatomo neredesin?" demeye kalmadı ki, ev sahibi adına maçın yıldızı Rodrygo kafayla ikinci defa fileleri sarsıyordu. Yeni yeni Avrupa sahnesine çıkmış, Madrid deplasmanına ilk defa ayak basmış genç  Türk topçular olsa "mantıklı" gelecekti Real Madrid karşısındaki bu "felç" durumu ama Şampiyonlar Liginde, UEFA Avrupa Liginde, Dünya, Afrika ve Amerika Kupalarında finaller, yarı finaller oynamış topçuların bu duruma düşmesi "utanç vericiydi." Toparlar mı acaba diye düşünürken, Nzonzi'nin acemice bir hatasıyla kazanılan penaltıda bu defa Ramos fileleri havalandırıyordu. Kalesinde 5 dakikada 1 gol görmek ortalaması hiç Galatasaray'a yakışan bir durum değildi de, neyse dakikalar ilerledikçe durumu "az buçuk" topladı bizimkiler. Transfer edildiği günlerde G.O.R.A. filminden repliklerle "Sen Japonsun bir kere, akıllı adamsın, seni seçtim" diye eller üstünde tutulan Yuto Nagatomo "Çin malı" sol bek gibi devre biterken İspanyollara dördüncü golü armağan ediyordu.

Soyunma odasına dört farklı mağlup olarak girilmişti ama daha da fazlası olabilirdi, bazılarını Muslera çıkardı, bazı pozisyonda beyaz formalılar beceriksizdi. Ali Sami Yen'de peşi sıra oynadığı PSG ve Real Madrid maçlarında üçlü savunmayla mücadele eden ve gayet de başarılı olan Fatih Terim, Santiago Bernabeu'da tekrar iki stoper ve iki bekli sisteme dönüş yapmıştı... İlk devre kalesinde dört gol görünce, Donk'u oyuna alarak tekrar üçlü savunmaya dönüş yaptı ve Babel'i forvette tek bıraktı tecrübeli teknik adam... Lakin bu değişiklik de farkın gelmesine yeterli olmadı, Zidane'nın takımı iki gol daha atıp, kalesinde Lemina'nın kafa vuruşu olmak üzere tek pozisyon vererek farklı bir şekilde maçı kazandı...

Böyle ağır bir yenilgiden sonra, hele ki yenilen gollerden sonra reaksiyon vermeden rakibi seyredilen bir maçtan sonra oyuncuları tek tek değerlendirmek oldukça manasız olurken, göze batan isimler Muslera ve Lemina oldu. Uruguaylı kaleci altı gol yedi belki ama farkın daha da açılmasını önlerken, Lemina da orta sahada koştu, çabaladı, didindi, kısaca bu hezimeti kabul etmediğini göstermiş oldu...

Gerisi mi? Top ayaklarına geldiğinde ne yapacağını şaşıran futbolcu topluluğuydu...

6 Kasımı 7 Kasıma bağlayan gece kötü bitmişti ama yüzümüzü güldüren bir haberle de güneşi batırmıştık aslında. Abilerinin maçından önce karşı karşıya gelen iki takımın U-19 yaş takımlarından Galatasaray ev sahibini 4-2 ile mağlup etmişti. Genç aslanlar da abileri gibi daha 2. dakika yenik duruma düşmüş ama "armanın onuru" için isyan etmiş ve Süleyman Luş ile Yunus Akgün'ün penaltı golleri ile 2-1 öne geçmişlerdi. İkinci yarıda Guttierez klas bir golle beraberliği sağlasa da, geleceğin Galatasaray 10 numarası ve kaptanı Atalay Yıldırım belki de kariyerinin en anlamlı gollerinden birini atacak ve takımını öne geçirecektir. Atalay'ın golünün hemen ardından Yunus Akgün, hocasının korner talimatına uyarak Işık Kaan Arslan'a harika bir asist yapacaktı... "Biz futbolcuların geçmişine yatırım yapıyoruz, aslında geleceğine yatırım yapmamız lazım" diyen Fatih Terim'in sürekli vurguladığı Ocak ayını beklerken, bu gençlere de ara ara takımda şans vereceğine inanıyorum... Galatasaray'da kaybolmuş olan "ruh" belki de Florya'nın havası ve suyuyla büyümüş bu çocuklarla gelecektir takıma...


STAT: Santiago Bernabeu Stadyumu
HAKEMLER: Felix Zwayer, Thorsten Schiffner, Marco Achmüller, Patrick Ittrich
VAR: Sacha Stegemann, Daniel Siebert
REAL MADRID: Courtois, Carvajal, Ramos, Varane, Marcelo (Mendy 42'), Hazard (Isco 68'), Kroos, Casemiro (Modric 60'), Valcerde, Benzema Rodrygo
GALATASARAY: Muslera, Mariano, Luyindama, Marcao, Nagatomo (Adem Büyük 88'), Seri, Babel, Feghouli, N'Zonzi (Ömer Bayram 46'), Lemina, Andone (Donk 46')
SARI KARTLAR: N'Zonzi 13', Valverde 42', Babel 57',
GOLLER: Rodrygo 4', 7', 90+2; Benzema 45', 81'; Ramos 14'

4 Kasım 2019 Pazartesi

Die For You (Gökhan Cace) Röportajı



Die For You markası ile streetwear dünyasına giriş yapan Galatasaray tribünlerinin sevilen ismi Gökhan (Cace) ile ultras/Movement takipçileri için keyifli bir röportaj yaptık. Markanın kuruluşundan geleceğe dair bir çok soruyu kendine has espirili ve içten üslübü ile cevapladı Gökhan... Buyurun siz de katılın sohbete:


-Merhabalar, ben Galatasaray tribünlerinden “Cace” Gökhan’ı yakından tanıyorum da, sen yine de ultras/Movement okurları için kendini tanıtır mısınız röportaja başlarken?

Nasıl tanıtayım, tanımasalar daha mı iyi bilemedim 😊 
Çocukluğumdan beri bu tribünlere geliyorum, passolig uygulaması başlayınca uzun bir süre ara verdim ama öyle kolay olmadı ayrılık ve en sonunda da geri döndüm. Bildiğin gibi ultrAslan-UNI kurulurken o karede olmak nasip oldu. Daha öncesi ve daha sonrasında yaşanan onlarca şey var. Tatlı acı- iyi kötü ama çok şükür hepsini yaşadım, yaşadık. 
Ben Galatasaraylıyım ve Galatasarayı çok seviyorum. Biz aşığız aşkın da tarifi yoktur 😊 Tribün ise bambaşka bir hayat, Allah'ıma şükürler olsun ben Galatasaray tribünün bir ferdi olmuşum. Tribünü de tribüncülüğü de çok seviyorum.

-Aggressivo markasının yaratıcısı Uğur’la markanın ilk çıktığı günlerde beraber çalıştın ama sonra ortalıkta gözükmedin ve şimdi de Die For You ile tekrar “sahalara geri döndün”.  Die For You’nun ortaya çıkış hikayesinden bahseder misin?

Aggressivo tamamen Uğur’un, o başlarken sadece desteğim oldu. Uğur benim çok sevdiğim arkadaşım, dostum ve hala aynı şekilde birbirimize destek olmaya devam ediyoruz. Beraber çalışmadık yani markayı kuran da büyüten de kendisi. Benim sadece tavsiyelerim yada desteğim olmuştur.
Hatta Die For You konusunda da Uğur'dan çok destek aldım. Dışardan nasıl gözüküyor bilmiyorum ama işin bu kısmı o kadar kolay değil. Ben hali hazırda turizm işindeyim, bir firmada çalışıyorum Die For You biraz hobi gibi aslında. Yıllarca tribünlerde pankart olarak gördüklerimizi, yada dilimizden düşmeyen besteleri üstümüzde de taşıyalım dedik. Az çok dilimden nelerin düşmediğini biliyorsun😊  Hobiyi profesyonelleştirmek o kadar kolay değil anlayacağın.
Die For You sanırım Galatasaraylıların hep aklındakini, hep kafasındakini üstünde de görebileceği bir marka olacak. Amacım bu ama sonunda ne yaşanır göreceğiz 😊

-İsim olarak Galatasaray tribünlerinin efsane pankartı olan Die For You’yu seçmenin özel bir anlamı var mı?

İsim babası ben miyim değil miyim bilmiyorum, Uğur ile konuşurken bu çıktı. Die For You sadece pankart olarak değil, gerçekten beni-bizi yansıtıyor. Çok defa yaşananlar bunun örneği 😊 
İşin markalaşma kısmı ise akılda kalıcı olması, herkesin alışkın olması önemli sebepler.

-Twitter ve instagram hesaplarından gördüğüm kadarıyla “Die For You” sarı kapşonlu ve “Ormandan Kestik Çamı” kapşonlu ve t-shirt ile tekstil dünyasına giriş yaptın.  Nasıl tepkiler bekliyordun, umduğunu buldun mu?

Die For You maşallah beklediğimden daha fazla ilgi gördü. İnşallah üretimden sonra da insanlar beğenirler, biz de kimseye mahçup olmayız. Kafamızdaki ilk sayıdan daha fazla üretiyoruz.
"Ormanda Kestik Çamı" şimdilik üretmiyoruz çünkü dediğim gibi bu iş o kadar kolay değil. Başka işin varken takibi o kadar kolay olmuyor. Die For You stattaki Galatasaraylıyı, Ormanda Kestik Çamı da beni anlatıyor 😊
Tekstil işi benim için zor. Kumaş bileceksin, atölye bileceksin, dikiş bileceksin vb gibi bir sürü şey. Sağolsun bana destek olan bir sürü arkadaşım-dostum oldu, onlar bu işi benden daha çok sahiplendiler. Onlar sayesinde bu işin üstesinden gelebiliyorum.

- Ürünler için sipariş almaya başladın mı, yoksa henüz tanıtım aşamasında mısın? En fazla hangi ürün rağbet gördü?

Dediğim gibi şu anda sadece Die For You var. Siparişleri aldık 5-6 Kasım gibi teslim alıp 7 Kasım gibi de kargo işlemlerine başlayacağız inşallah. Amacım 1 Kasımdı ama maalesef bu işler pek öyle yürümüyormuş.

-Giyim sektörüne adım attın, peki bu sektörden takip ettiğin markalar var mı?

Ben aşırı marka düşkünü bi' adamım ama marka adı verip kimsenin reklamını yapmayayım, röportajın yıldızı benim 😊

-Aggressivo her çıkardığı ürünle deyim yerindeyse “gündem belirliyor”, Uğur’la aranın iyi olduğunu da biliyorum, kendisinden destek alıyor musun?

Daha öncede söylediğim gibi Uğur en büyük destekçim. Aggressivo ise bence ülkede street wear işinde rakipsiz.

-Ürünler sadece Galatasaray tribünü için mi olacak?

Başka tribün bilmiyorum ben 😊

-ultrAslan-ÜNİ’nin kuruluşunda aktif rol aldığını biliyorum, bu oluşumun ilk günlerinde bir aile gibi olan, bugün 35-40lı yaşlarını yaşayan “old boys”lar için özel ürünler üretme fikri versek, ne dersin?

Onlara ne yapsam beğenmezler, tam bir huysuzlar ordusu 😊 Şaka bir yana onlar benim artık arkadaşımdan-dostumdan öte kardeşim olmuşlar, onlara özel bir şey yapmaya gerek yok, onlar zaten yeterince özel. Ama onlardan aldığım ilhamla birşeyler yapacağım.

-Pankartlar ve tribün bestelerinden ilham aldığını görüyorum, diğer ürünler de aynı konseptle mi üretilecek?

Benim tek kaynağım tribün o yüzden, aynı kafa ile devam edeceğim.

-Metin Oktay, Prekazi, Hagi gibi Galatasaray efsanelerine özel ürün üretimi yapacak mısınız?

Olabilir ama bu işi iyi yapan insanlar var zaten. Efsanelerin görselleri ile çok iyi işler çıkardılar, ben yaparsam farklı bir şey olmalı. Ama bunun için bir plan projem şimdilik yok. Ama bir fikir çakar kafamızda bir anda birşey çıkartırız ortaya...

-Yeni çıkacak ürünün müjdesini ultras/Movement blog vasıtasıyla paylaşmak ister misin?

Die For You bir çıksın sana söz bir sonraki ürünü senin vasıtan ile duyuracağım.

-Ürün sipariş etmek isteyen ya da dizayn fikri vermek isteyenler seninle hangi hesaplardan iletişime geçebilir?

Twitter hesabımız var, orayı sürekli ben yönetmiyorum ama hızlı geri dönüş alacaklarından emin olsunlar. Hatta whatsapp hattı isteyenler direk benimle görüşüyorlar 😊 Direk benim kendi twitter hesabımdan ulaşabilirler. Hangisini isterlerse...
Twitter: @gokhancace ve @ForyouDie




3 Kasım 2019 Pazar

Galatasaray:2-0:Çaykur Rizespor


"Umarım Rize küme düşer diye tag açılmış . Stadyum da Rizeye ağır küfürlerin sebebi sensin hasan kartal. Fenerbahçeli oluşunu Rizespor Başkanı makamından  yapamazsın. Rizespor senin değil sen gideceksin başkası gelecek . Yeter artık fenerbahçene git usandırdın iyice !!" diye twitterda isyanını haykırıyordu dün geceki maçtan sonra @dagdibi53 kullanıcı adlı Rizesporlu taraftar... Belki de bir çok Rizelinin isyanıydı bu ses... Geçen sezon Sami Yen'e konuk olduğunda "başkan" gibi karşılanmış, plaket dahi almış olan Hasan Kartal, ligin ikinci yarısı Rize'deki maçtan sonra ortalığı ayağa kaldırmış, Galatasaray taraftarını kızdıracak söylemlerde bulunmuştu. Bunlar yetmezmiş gibi transfer sezonunda da Şampiyonlar Liginde forma giymek için Galatasaray'a transfer olmak isteyen Vedat Muriqi'yi "kadro dışı bırakmakla" tehdit edip Fenerbahçe'ye "zorla" yollamıştı... Hal böyle olunca da cuma gecesi Seyrantepe'de oynanacak maç Galatasaray taraftarı için sıradan bir lig karşılaşması olmaktan ziyade, Rizespor nezdinde Karadeniz ekibi başkanı ile hesaplaşma manası da taşıyordu. Maç içinde yapılan sinkaflı tezahüratlar ile "Rize Kümeye" sloganlarına da kimse şaşırmadı tabii...

Futbolcuların istenilen performansı sergileyememesi, yazılı ve görsel medya ile sosyal medyadaki "trollerin" Galatasaray'da "karanlık bir portre" çizmeleri ve özellikle de hafta içi maçı olması münasebetiyle tribünler pek de alışık olmadığımız kadar boştu. Yine de fena performans sergilemedi "takımının peşinde, iyi günde kötü günde" koşanlar. Maçın başlama düdüğü ile "desibel rekorunu egale ettiler", takım 2-0 ı bulunca da devam golleri için gök gürültüsü gibi çöktüler Rizesporlu futbolcuların üstüne... Tribünde yerini almış "taraftara" teşekkür ederken, boş koltukların dolması için kulüp yöneticilerine bir teklifim olacak:Bir sezon içinde kombine kartı olup da üç defa maça gelmeyen ya da devretmeyen taraftara bir sonraki sezon kombine satışlarında öncelik tanınmasın, herhangi bir indirim yapılmasın. Tam tersi sezon boyunca maçlara gelen ya da kartını devreden, kısaca tüm maçlarda koltuğu dolu olan taraftarlara GS Store'larda çeşitli indirimler yapılsın, kombine yenilemede öncelik tanınsın... Bakın bakalım bu şartlarda maça gelmemezlik yapılacak mı, ya da fahiş fiyatlarla devir peşinden koşulacak mı?


Tribünlerden sahaya dönersek, Beşiktaş derbisi sonrası rotasyon sinyali veren Fatih Terim'in sahaya süreceği kadroyu bekliyordu herkes. Belhanda, Feghouli, Mariano, Donk, Nzonzi kulübeye çekilmiş ve Luyindama'nın partneri Ahmet Çalık olurken, sağ bek Şener'e emanet edilmişti. Orta saha Seri-Lemina ve Ömer'e bırakılırken, Fatih Terim Babel'den tecrübesi sebebiyle vaz geçmiyor, ters kanada da kazanmak istediği Emre Mor'u monte ediyordu. Gol atacak ayak olan Andone'yi sahada görünce Falcao aklımıza bile gelmiyordu... "F.T'nin takımı"nı oluşturmaktı gayesi hocanın ve sahaya sürdüğü topçular da Rizespor karşısında teknik direktörlerlerinin istediğini kusursuz yerine getirdi. Öncelikle gol yemedi sarı-kırmızılılar ve maçın ikinci yarısında Şener'in sakatlığı sebebiyle kenarda olduğu bir dakikada sağ kanadın boşluğundan yararlanan Meljnak'ın şutu dışında pozisyon da görmedi Muslera kalesinde. Luyindama ve Ahmet uyumluydu da Luyindama'nın topla ileri çıkışlarda gösterdiği cesareti Ahmet nedense gösteremedi maçta, onun "pas partneri" hep Muslera'ydı... Mariano'yu çizginin 5 adım ötesindeki kulübeye yollayan Şener de sakatlanana kadar göze batan bir oyun seyrettirdi. Lemina'nın kaptığı topta penaltıyı da yaptıran Şener'di, artık bu asist sayılır mı bilmem, onu istatistikçiler düşünsün...


Lemina demişken, maçta Ömer Bayram'la birlikte maçın en fazla mücadele eden ve galibiyette pay sahibi oyuncusuydu Gabonlu futbolcu. Cesurca topa dalışları, dikine top sürmesi ve presiyle Fatih Terim'i oldukça mutlu etmişe benziyordu. Ömer de sergilediği mücadele ve takımı toparlamasıyla, "Keşke Beşiktaş derbisinde cezalı olmasaydı" dedirtti seyredenlere. Sol bek diye transfer edildi, bir çok maçta da ıslıklandı Ömer Bayram ama meğerse "adamın içinde Gattuso" yaşıyormuş... Sadece Gattuso mu, takımın en fazla asist yapan oyuncusu olması vesilesiyle Gerrard'tan da esintiler estiriyor. Talbi'nin kendi kalesine attığı golde de asist Ömer Bayram'dan geldi...  Bu ikilinin üçüncü ortağı Seri ise daha tutuktu, isabetli pas oranı fena değildi belki ama takımı hücüma çıkarmada, ters kanada oyunu yığmada "zayıf not" aldı cuma geceki maçta...


Uğruna Onyekuru'dan vazgeçilen ve her maçta onbirde yeri garanti olan Ryan Babel'den Fatih Terim Hagi gibi, Melo gibi bir takım lideri yaratmak istiyor. Premier Lig tecrübesi, Hollanda ulusal takımına sürekli davet ediliyor olması Fatih Hocanın düşüncesini destekliyor ama Hollandalı oyuncu daha sazı eline hiç ama hiç almadı. Onun tek arzusu orta saha cıvarında taç çizgisi önünde topu almak, üstüne basmak ve rakibi geçmeye çalışmak... Geçtiği kadar geçemediği de olunca tribün homurdanmaya başlıyor... Unutmadan attığı penaltı golü şıktı... Buram buram tecrübe koktu...


İleri uçta görev yapan Florin Andone, Rizespor ağlarını sarsamadı ama 90 dakika boyunca bitmez tükenmez bir enerjiyle yaptığı presle rakip takımın kolay oyun kuramamasını sağladı. Çabasının ödülünü de golle alıyordu ki kornerden gelen topa attığı kafa vuruşunu "çaylak" kaleci Tarık başarılı bir refleksle önledi. Rumen golcünün kaçan golden sonraki hırsı sizlere Melo'yu hatırlatmadı mı? Çocukken zararlı diye mi, fakirlikten mi bilinmez evimize "kola" fazla girmezdi de yılbaşı ve bayram gibi özel günlerde bardağa dökülen o siyah içeceği bitmesin diye ağzımızda tuta tuta, yavaş yavaş içerdik. Bonservisi İngiltere'de olan Andone'nin sene sonunda gideceğini bilmek, onu "kana kana" seyrettirmiyor bize, içimde hep bir ukde bakıyorum Andone'nin mücadelesine... Gitmese keşke, bitmese bu sevda...


Galatasaray maçlarının kadrolu hakemlerinden biri olan Abdulkadir Bitigen, Galatasaray lehine penaltıyı verdi ya, peşinden Rizespor kulübesine itirazdan yardımcı antrenöre sarı kart çıkardı ya, kendisine ayrılan çizgiye bastığı gibi komik bir gerekçeyle Fatih Terim'e sarı kart göstererek "şovunu yaptı"... Hoca maçtan sonra yaptığı basın toplantısında hakemi haklı bulduğunu belirtirken, isim vermeden Obradoviç'in yaptıklarını söyleyerek aslında hakeme sitem ediyordu...Bir yandan da "buna da bereket" der gibi bir havası da vardı hocanın zira bu sene Galatasaray'a karşı yapılanları düşününce, oyundan atılmamasına da şükretmek gerekiyor...


STAT: Türk Telekom Stadyumu
HAKEMLER: Abdülkadir Bitigen, Çağlar Uyarcan, Ahmet Narinç, Cihan Aydın
VAR HAKEMLERİ: Ali Şansalan, Serkan Olguncan
GALATASARAY: Muslera, Şener (Mariano 54'), Ahmet, Seri, Babel (Jimmy 76'), Ömer, Andone, Luyindama, Nagatomo, Emre Mor (Adem Büyük 87'), Lemina
ÇAYKUR RİZESPOR: Gökhan (Tarık 56'), Abarhoun, Talbi (Barış Alıcı 46'), Attamah, Melnjak, Moroziuk, Boldrin, Aminu, Diomande, Vetrih, Oğulcan (Samu 82')
SARI KARTLAR: Diomande 43',  Ryan Babel 60', Oğulcan 64', Talbi 71', Fatih Terim 72'
GOL: Talbi (K.K.) 15', Babel (P) 18

28 Ekim 2019 Pazartesi

Beşiktaş:1-0:Galatasaray


İçkiye benzer birşey var bu havalarda
Kötü ediyor insanı, kötü
Hele birde hasretlik oldu mu serde
Sevdiğin başka yerde
Sen başka yerde
Dertli ediyor insan, dertli
İçkiye benzer birşey var bu havalarda
Sarhoş ediyor insanı, sarhoş...
                                     Orhan Veli


Üstat Orhan Veli'nin dediği gibi "Bir şeyler var bu takımda, insanı kötü ediyor, sevenini dertli"... Fena desen fena oynamıyor, iyi desen o da değil... "İçkiye benzer birşey var bu takımda", seyrederken ümitlendiriyor, mutlu ediyor da "şişe bitince", hakem son düdüğü çalıp tabelaya bakınca miden bulanıyor, tadın kaçıyor, üzülüyorsun...

Lig başından beri de bu ruh hali değişmiyor, oyuncular değişiyor, rotasyon yapılıyor ama Fatih Terim'in bizlere vaad ettiği Galatasaray'ı tam anlamıyla bir türlü sahada izleyemiyoruz. Derbi karşılaşması olması ve seyirci baskısını göz önüne alarak Fatih Terim elindeki en ideal kadro ile sahaya çıkmıştı. Baskıdan etkilenmeyecek "tamamı yabancı" ve büyük maç atmosferine alışık topçuları seçmişti. Geçen seneki "şampiyon takıma" güvenmişti... Belhanda'ya da güvenmişti, bir hoca olarak görevi topçusuna sahip çıkmaktı, "özrünü kabul etmişti" 10 numarasının... Lemina'nın da rakip sahadaki etkinliğinden faydalanmak istemişti, salı maç yapan Seri'nin yerine dinlenmiş Lemina'yı seçmişti... Babel'in tecrübesine inanmıştı... Kağıt üzerinde fena da bir takım sürmemişti sahaya hoca...


Beklenilenden farklı bir oyun da olmadı. İç sahada ve kendi taraftarının karşısında oynamanın da etkisiyle ev sahibi Beşiktaş oyuna iyi başladı, ataklar yaptı, hatta çok koşarak, pres de yaparak deplasmandaki rakiplerinin savunmadan çıkarken hatalar yapmasını sağladı ve pozisyonlar buldu. Forvetlerinde "acemi" Umut vardı, tecrübesizdi, "iyi niyetliydi" ve çok da zorlayamadı Marcao ve Luyindama'yı. Muslera da formundaydı, kaleye gelen toplarda serinkanlıydı. Ev sahibi Galatasaray'ın üzerine gelir gibiydi de 25. dakikada Fehgouli ile başlayan atakta Andone'nin altı pastan auta attığı toptan sonra oyunu kontrol eden Galatasaray oldu. Tam da aslında hocanın düşündüğü gerçekleşmişti. İlk dakikalarda rakibin hızını durdurup, hakimiyeti ele geçirmek. 30'da Feghouli rakipten kaptığı topla ceza sahası dışından şutunu attı, meşin yuvarlak az farkla auta gitti. 38. dakikada yine Feghouli'nin ortasında Vida son anda araya girerek mutlak golü önledi... Klasik bir derbi maçı havasında ilk yarı sona erdi...

İkinci devreye ev sahibi yine baskılı başladı, Diaby'nin uzaktan attığı şutta Muslera konsantreydi ve harika çıkardı. Sonra Galatasaray tekrar oyuna ortak oldu ve ilk yarıya benzer bir mücadele sergilenirken, Abdullah Avcı neden kenarda beklettiğini anlamadığım Ljajic'i oyuna aldı ve ev sahibinin oyun karakteri değişti. Zaten maçın tek golü de Adem Ljajic'in Caner'i sol kanatta boş görüp ona yolladığı topla geldi. Skorda geriye düşen Galatasaray, maçın uzatma dakikalarında Adem Büyük'le bulduğu bir kaç pozisyon dışında pek varlık gösteremeyince, umutlu başladığı maçtan puansız ayrılmak durumunda kaldı...


Fatih Terim maçlardan sonra hakemler hakkında konuşmuyor, konuşunca birilerinin eline malzeme veriyor ve kendisini takımdan koparıyorlar ama nedense yöneticiler de sus pus... Abdurrahim Albayrak'ın ve de Mustafa Başkanın kameralar karşısına çıkıp, Galatasaray'ın sahipsiz olmadığını, arkasında büyük bir taraftar kitlesi olduğunu belirtmeleri gerekir. Daha önce de yazmıştım, bir hakem sadece hatalı penaltı vererek bir takımı ezmez, maç içinde çalacağı ince düdüklerle de maçın kaderini tayin edebilir. Mete Kalkavan da dün gece öyle düdükler çaldı ki, Galatasaray'ın maçı kazanması için "çok çok ezmesi" gerekiyordu Beşiktaş'ı... Sarı-kırmızılı topçular ne zaman atağa kalksa ve rakibiyle ikili mücadeleye girse, çalan düdük topu siyah-beyazlılara veriyordu. Hele ki Beşiktaş seyircisini mutlu etmek için Babel'e gösterdiği sarı kart yok mu, tam komediydi... Ya Marcao'ya verilen sarı kart? Bizim stoper topu uzaklaştırdı ama kartı da gördü... Komik videolarda gösterilecek derece absürd... Arkadan Marcao'ya müdahale eden Lens'i affedip, "Bu nasıl kart olmaz?" diyen Mariano'ya sarı vermesi ise başka bir trajedi...  Bir de Galatasaray taraftarının gazını almak için Caner'e "hikayeden" bir sarı verdi ya, herkes saf bir tek Mete Kalkavan akıllı... Birileri çıkıp bu hakemlere bir dur demezse, bu sene işimiz çok ama çok zor olacak...

Abdullah Avcı ile bitirelim, Galatasaray taraftarının "kimyager" lakabını taktığı Abdullah hoca Fatih Terim'in elini sıkmamış maçtan önce... Son iki senedir kaybettiği şampiyonlukların acısını yaşıyor belli ki yüreğinde de, maç öncesi "Hoş geldiniz ve Başarılar" dilenmediği için Fatih Terim bir şey kaybetmez de, Abdullah Avcı çok şey kaybeder...



STAT: Vodafone Park
HAKEMLER: Mete Kalkavan, Ceyhun Sesigüzel, Esat Sancaktar, Atilla Karaoğlan
VAR HAKEMLERİ: Cüneyt Çakır, Özgüç Türkallp, Bahattin Duran
BEŞİKTAŞ: Karius, Gökhan (Necip 86’), Vida, Roco, Rebocho, Atiba, Elneny, Lens (Ljajic 64’), Caner, Diaby, Umut (Güven 82’)
GALATASARAY: Muslera, Mariano, Luyindama, Marcao, Nagatomo, Nzonzi, Lemina (Seri 78’), Belhanda (Emre Mor 68’), Babel, Feghouli (Adem 78’), Andone
SARI KARTLAR: Babel (53’), Marcao (59’), Mariano (63’), Caner (77’), Necip (89’)
GOL: Umut (69’)

26 Ekim 2019 Cumartesi

Galatasaray:0-1:Real Madrid


"Taraftarlar hafta boyunca ter döküyor, çalışıyordu. Stadyumdan çıktıklarında evlerine, gördüklerinden mutlu gitmeliydiler. Kazanabilirsiniz, canınızı dişinize takar ama başarıya ulaşamayabilirsiniz. Klişedir, evet ama kazanmak sahiden her şey değildir. Her zaman yürekten inanmışımdır buna. Elbette her daim kazanmaya çabalarsınız ama daha önemlisi nasıl yaptığınızdır. Taraftarınızın ne istediğini kavramalı ve ona uyum göstermelisiniz." der Johan Cruyff "Benim Oyunum" adlı biyografisinde.

Fatih Terim'in Galatasaray'ı da iç sahada oynadığı iki Şampiyonlar Ligi maçında kendi liginde sergilediği performanstan farklı olarak taraftarının arzuladığı oyunu oynayarak, haftalarca bu maçları bekleyen taraftarını mutlu ederek ayrıldı sahadan... Evet, ikisinde de "galiptir bu yolda mağlup"  dercesine taraftarının ve hocasının gönlünü kazanıyordu sarı kırmızılı futbolcular. "Kazanmak sahiden de her şey değildir" ve bazı mağlubiyetler galibiyetten de değerlidir. Dediğim gibi bizler formayı terletenlerden memnunduk da "seyirciler"e söylenecek o kadar laf var ama burası yeri değil...

Paris Saint Germain maçında "tutan" üçlü savunma aşısını, İspanyol rakibine karşı da değiştirmeden uyguladı Fatih Terim... Donk yine iki stoperin arasına girmiş, kanatlara da Mariano ve Nagatomo yerleşmişti. Onların önü Nzonzi ve Seri ile kapatılırken, Belhanda'da Babel ve Andone'yi "ara paslarıyla" beslemekle yükümlüydü. Falcao yoktu belki ama Sivas maçında "şeytanın bacağını kırmış" Andone'den kimse şüphe duymuyordu... Topçular da Paris Saint-Germain maçındaki oyunlarından mutlu olmuşlar ki, Real Madrid karşısında daha öz güvenliydiler, topu daha güvenli ayaklarında tutup, iç sahada oynamanın "havası ve rahatlığıyla" peşi sıra paslar yapıyorlardı. Zidane'nın taktiği ise organize ataktan çok, Galatasaraylı futbolcuların kaptırdığı toplarla "baskın basanındır" bilinciyle kontra yapmaktı. Bir kaç cılız denemesi de oldu ama maçın ilk tehlikeli iki atağı Galatasaray'dan geldi. Önce Belhanda'nın ara pasıyla savunmanın arkasına sarkan Rumen forvet Andone, topu kontrol edip, ceza sahasına girer girmez vurdu ama Courtois gole izin vermedi. Bir dakika sonra ise kazanılan serbest vuruştan yapılan ortada yine Andone gelişine "çaktı" ama Belçikalı kaleci "iyi günündeydi."


Taraftarının da desteği ile rakip kaleye baskısını kuran ve gol arzulayan Galatasaray, alışıla gelmiş olarak "iyi oynarken golü kalesinde görüyordu"... Lanet olsundu böyle işe... Bir çok kişi Hazard'a topu kaptıranın Seri olduğundan bahsediyor ve Fil Dişili orta saha oyuncusunu suçluyor ama onun geri pasında "topu alamam" düşüncesiyle yerinde patinaj yapan ve topu rakibine bırakan Donk daha da hatalıydı. Şans becerikli olanın yanındadır derler ya, Kroos'un vuruşu Seri'ye çarpmasa Marcao'dan geçmez, ondan geçse bile Muslera tutardı...


Maçı seyrederken Kroos'la Belhanda'nın takımlarını değiştir, Galatasaray şimdiden iki farklı öndeydi diye düşünürken, "sağolsun" Belhanda 38. dakikada Babel'in geliştirdiği atakta penaltı noktası üzerinde bom boş pozisyonda yaptığı cılız vuruşla beni haklı çıkardı. Keşke o golü yapmış olsaydı da, ben haksız çıksaydım...

Devreyi yenik kapatmıştı Galatasaray ama benim için pek önemi olmasa da bir çok istatistikte Real Madrid'in önündeydi. Özellikle topu daha fazla kontrol edenler sarı-kırmızılı forma içindekiler olurken, şutlar deplasman ekibinden gelmişti. Gol istiyordu Fatih Terim ve bu amaçla savunmadaki Donk'u kenara alıp hücüm gücü yüksek Feghouli ile başladı ikinci kırkbeş dakikaya.  Planladığı da çok vakit geçmeden oluyordu, Mariano'nun pasında savunma arkasına koşan Feghouli topa yetişemeden Courtois başarılı bir hamle ile kalesini golden koruyordu. Ev sahibi beraberlik ararken, Madridliler de boş durmuyor, onlar da Muslera'nın kalesini ara ara yokluyordu, ki Benzema'nın pasında ceza sahasına giren Hazard'ın kaleciyi de çalımlayıp, boş kale yerine direğe nişanladığı topun "maçın kırılma anı" olmasını çok arzuladık... Maalesef olmadı...

Fatih Terim'in "sonuç almak için" yaptığı Emre Mor ve Ömer Bayram değişiklikleri de "saman alevi" gibi anlık ateşlerken takımı, son dakikalarda Nzonzi ve Luyindama'nın kafa vuruşları da skorbordu değiştirecek kadar başarılı değildi...


Zinedine Zidane'nın yerine Fatih Terim'in yakın dostu Mourinho'yu getirecektik salı gecesinden sonra ama olmadı, Fransız hocanın ömrü biraz daha uzadı. Üzüldük... Yenemedik Real Madrid'i diye üzülmek bile Galatasaray'ın büyüklüğünü başlı başına gösterirken, ne yazık ki o şanlı tarihe ve kültüre yakışmayan hareketler de maçın 67. dakikasında sergilendi bütün dünyanın gözü önünde. Sivasspor maç yazımızda belirttiğimiz "seyirciler", bu maç içinde de Belhanda'yı münferit olarak yuhlarken, hocanın oyuncu değişikliği esnasında Faslı topçuya tepki arttı ve o da tribünlere "el kol hareketleri" ve küfürlerle cevap verdi... İşte o an Yahya Kemal Beyatlı Belhanda için söylüyor gibiydi o meşhur dizeleri:

Artık demir almak günü gelmişse zamandan
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol.

Belhanda'ya karşı tavrımız geldiği günden beri netti, karakteri ve yeteneği ile değildi Galatasaray'ın topçusu ve olmayacaktı da, ne ilginçtir bugün onu ıslıklayıp yuhalayanlar o günlerde kendisine methiyeler düzmekteydiler... Disiplinsizdi, sorumsuzdu, maç içinde canı isterse koşar, istemezse bakardı da milyonlarca euro harcanmış bu topçuyu, elinde de yedeği olmadığı için hocalar hep sahaya sürmekteydi. Yine oynatacaktır Fatih hoca on numarasını da kış transfer sezonunda yollarımız ayrılacaktır büyük ihtimal kendisiyle... Öyle sosyal medyada özürle mözürle düzelmez bu işler... O vazo kırıldı artık, ne kadar onarsan da izi kalır...

Belhanda'ya kızdım kızmasına da esas zoruma giden Sami Yen'e yerleşen ıslıklama kültürü. Latovleviçiler, Sinan Gümüşler, Sabriler, Ömer Bayramlar geçmiş yıllarda hep nasibini aldı bu "egolu seyircilerden" de, Real Madrid maçında namlunun ucunda Mariano, Nagatomo, Seri, Belhanda ve Babel vardı. O kadar acımasız ve vahşiydi bu "seyirciler" ki, daha maçın başında Mariano topla buluştuğunda homurdanıyordu. Bereket bekler günündeydi de tepkiyi unutturdular ama Seri ve Belhanda kenara gelirken kucaklarına düştüler bu "densizlerin"... Densiz diyorum zira rahmetli Alparslan abiden ve tribündeki diğer büyüklerden öğrendiğimiz, mantığımızın doğruladığı maç esnasında futbolcu yuhlanmaz, protesto edilmez. Hakem son düdüğü çalar ve protestonun en alası yapılır ama oyun esnasında asla... 



STAT: Ali Sami Yen Spor Kompleksi
HAKEMLER: Daniele Orsato, Lorenzo Manganelli, Alessandro Giallatini, Daniele Doveri
GALATASARAY: Muslera, Luyindama, Donk (Feghouli 46’), Marcao, Nagatomo, Mariano, Nzonzi, Seri (Emre Mor 77’), Belhanda (Ömer 67’), Babel, Andone
REAL MADRİD: Courtois, Carvajal, Ramos, Varane, Marcelo, Casemiro, Valverde (James 79’), Kroos, Hazard (Viniscius 79’), Rodrygo (Jovic 82’), Benzema
SARI KARTLAR: Seri (47’), Nzonzi (68’), Kroos (90+1’), Courtois (90+2’), Marcao (90+3’)
GOL: Kroos (18’)

20 Ekim 2019 Pazar

Galatasaray:3-2:Sivasspor


Galatasaray tribünleri için turnusol kağıdıdır bundan 20 sene evvel 20 Ekim 1999'da Ali Sami Yen'de Chelsea'ye karşı alınan 5-0lık mağlubiyet. Şampiyonlar Ligi gruplarında oynuyordu Galatasaray ve İngiltere'de mavi-beyazlı ekibe 1-0 yenilirken, Taffarel'i de kaybetmişti. Buna rağmen Fatih Terim takımına güveniyordu grubun dördüncü maçında ama yedek kaleci Mehmet Bölükbaşı'nın "acemiliği", Galatasaraylı savunmacıların "kötü gününde" olması beklenmeyen sonucu getirmişti. Vialli'nin çalıştırdığı Chelsea ilk devreyi 1-0 önde kapatmış, ikinci yarının başında fark üçe çıkmıştı... O yıllarda takım yuhlamaları ve ıslıklamalar yoktu ama tribün boşaltıyordu "seyirciler"... Ve 78. dakika Galatasaray dördüncü golü kalesinde gördükten sonra koskoca Ali Sami Yen'de bir tek Kapalının ortası ve Yeni Açık tribünün Numaralıya yakın tarafı kalmıştı takımını destekleyen...
"Başın öne eğilmesin aldırma Cim bom aldırma
En büyük sen değil misin aldırma Cim bom aldırma
Sendeki bu büyük taraftar bir gün ağlar bir gün coşar
Seni bu sesler oyalar aldırma Cim bom aldırma" diye tezahüratlarını sürdürürken "harbi" Galatasaray taraftarı, rakip 5. golü atmamış gibi, onlar daha coşkulu haykırıyordu takıma olan bağlıklarını...

Aradan 20 yıl geçmiş ama o gün hala dün gibi gözlerimin önüne geliyor... O "kara gecede" kim iyi gün dostu, kim kötü gün dostu "akla kara gibi" ortaya çıkmıştı... Ve o maçtan sonra iç saha yahut deplasman fark etmeden rakiplerini ezen Galatasaray, UEFA kupasını kazanırken, bu başarı benim nazarımda en çok da 5-0'dan sonra takımını alkışlayan o iki grup taraftarındır...

Peki, aradan geçen 20 sene sonra Galatasaray tribünlerinde durum nasıldı? Chelsea hezimeti bitiminde takımını alkışlayan "tayfa" yine her zamanki gibi taraftarlık görevini yapıyordu yeni stadyumda ama bu defa sayıları daha azdı "seyircilere" göre, çünkü Galatasaray'ı yıllarca yönetenler Özhan Canaydın'ın "müşteri" lakabını taktığı seyircileri cefakar taraftara yeğlemiş ve 50 bin küsür koltuklu stad yapıp, fahiş fiyata bilet satarak ecnebilerin "quantity or quality"sinden yani "kalabalık mı kalitemi" tercihinden "paralı kalabalığı" seçmişti... "Paramı veririm, istediğimi alırım" şımarıklığı içindeki "seyirci" de skora bakmadan, neden tribünde olduğunu bilmeden, bütün bencilliği ile Mecidiyeköy'deki Ali Sami Yen'de asla yapamadığı "ıslıklama ve yuhlama" ile "kalitesini!" göstermektedir Seyrantepe'de maç be maç...

Cuma gecesi de ıslıklar ve yuhlamar arasında bitirdi Galatasaray futbol takımı Sivasspor karşında oynadığı maçı. Kaybetmiş miydi takım? Şampiyonluk yarışından kopmuş muydu?  Bin bir türlü rezaletle mi gündeme geliyordu oyuncular? Teknik direktörü mü kötüydü?
Aksine, Galatasaray maçı 3-2 kazanmış, puan tablosunda ikinciliğe yükselmiş, yeni transfer Andone herkesi büyüleyerek iki golle siftah yapmış ve takımın başında Galatasaray kulübünün efsane hocası Fatih Terim vardı...


Gençlerbirliği maçı sonrası bahsettiği rotasyonu Şener, Emre Taşdemir, Emre Mor ve Ömer Bayram gibi oyuncuları ilk onbire yazarak yapmıştı Fatih Terim Sivasspor karşısında. "Başarıya aç, arzulu" oyuncular da hocasının istediği oyunu sahaya yansıtmakta oldukça maharetliydi, lig başından beri beklediğimiz "Galatasaray gibi Galatasaray" geri gelmişti, top oynatmıyordu sarı-kırmızılılar deplasman ekibine. İlk tehlikeli atak Emre Mor-Şener paslaşması sonra Babel'e yapılan orta ile gelirken, sonrasında Luyindama'nın uzun pasında- ki Luyindama maç içinde bunu çokça yapacaktır- Babel'in indirdiği topu son anda rakip savunma uzaklaştırmıştı. Galatasaraylı oyuncular sadece hücümda etkili değildi, top rakipteyken de alan daraltıyor, "ısırarak" pres yapıyordu. Futbol bu, haliyle kalesinde de pozisyon görecekti ama o anlarda "taze" baba Muslera devreye giriyordu. Önce Mert Hakan'ın plase vuruşunu bir kedi çevikliği ile çıkarıyor, sonrasında başlangıcında "ofsayt kokan" pozisyonda Sivasspor'un Muslera ve kale direğini geçemediği anlarda kalesinde devleşiyordu.


Deplasman ekibi üç-dört değişik oyuncuyla topu bir türlü kaleye sokamadığına dövünürken, Galatasaray Rumen golcüsü Andone ile öne geçiyordu. Topu rakip yarı saha içinde alan Andone süratlı bir şekilde kaleye doğru ilerleyip, ceza sahasına gelmeden şık bir ayak içi plase ile köşedeki örümcek ağlarını temizlerken, Wesley Sneijder'a da selam çakıyordu, zira 19 Ekim tarihi bizim diyarlarda Sneijder'in ayı avına çıktığı gün olarak anılıyor ve anılacaktır da...


Golden sonra Galatasaraylı futbolcular taraftarın da desteğini arkasına alıp, daha baskılı bir oyun sergiledi, top sürekli Samassa'nın kalesinin önündeydi ve Babel yine "klasiklerinden" birini yaptı. Emre Mor'un yarattığı pozisyonda genç oyuncu ceza sahası içinde boş pozisyonda olan Babel'e topu verdi, Hollandalı savunma ve rakibi yatırdı ve yine boş pozisyondaki arkadaşı Andone'ye asist yapmak yerine vurmayı seçti... Fatih Terim'e tavsiye vermek haddimize değil ama ben olsam Ryan Babel'in arkadaşlarına pas vermek yerine kaleye şut çektiği pozisyonları derler, bir video yapar ve sabah-öğlen-akşam üç posta seyrettirirdim. Bak bakalım bir daha vuruyor mu...


Babel, Andone'ye ikinci golü attırmadı ama Rumen oyuncu "kendi ekmeğini taştan çıkardı" ve yarattığı penaltı sonrası attığı golle devre biterken farkı ikiye çıkardı...

Devre biterken ilginç bir de an yaşandı sahada. Sivasspor ceza sahasının solunda topla buluşan Şener, Uğur ve Coffie arasından şık bir hareketle sıyrılırken, yere düşürüldü ve hakem Ali Palabıyık kartı kime göstereyim diye oyunculara sordu. Uğur takım arkadaşını işaret etti ve sarı kart Coffie'ye çıktı. Arkadaşı kendisine neden bunu yaptığını sorduğunda ise Uğur kendisinin daha önceki maçlardan üç sarı kartı olduğunu işaret ediyordu. O anlık Uğur önümüzdeki hafta için kendisini kurtarırken, nereden bilecekti Coffie'nin karşılaşmanın ikinci yarısı bir sarı kart daha görüp, takımını 10 kişi bırakacağını...

İkinci devrenin başında Rıza Çalımbay takımın iyilerinden Fernando'yu çıkarıp, Kone'yi oyuna aldı da daha 48. dakikada on kişi kalacağını bilse bu hamleyi yapmazdı, zira Fernando çok daha işine yarayacaktı. Eksik kalan rakibi önünde Galatasaray baskıyı iyice arttırdı, rakip kaleyi abluka altına aldı ve özellikle uzaktan attığı şutlarla gol şansı yakaladı ama üçüncü golü bulamadı. Bizimkiler atamadı belki ama deplasman ekibi yorulmaya başlayan Şener'in kanadından bir kez geldi, farkı bire indirdi. Kalesinde gördüğü gole çabuk reaksiyon gösteren Galatasaraylı topçular, yine bir Babel "klasiği" ile tekrar farkı ikiye çıkarttılar. Sahanın yıldızlarından Ömer Bayram'ın pasında ceza sahası köşesinde topla buluşan Hollandalı oyuncu, bir hamle ile rakibi geçtikten sonra sert bir vuruşla fileleri sarsarken, ellerindeki akıllı telefonlarla attıkları "nahoş" mesajlarla boş boş konuşanlara da tepkisini gösteriyordu.


Son 15 dakika fark tekrar üçe çıkınca Fatih Terim, önümüzdeki Beşiktaş maçını da düşünerek sarı kart görmemeleri için Luyindama ve Belhanda'yı kenara alıyordu. Hakem Ali Palabıyık olunca, Luyindama'ya gösterdiği "basit" sarı karttan sonra ikinciyi de pek ala gösterebilirdi de, o fırsatı bulamadı. Ama Ömer Bayram acemice bir hareket yaparak maçın hakemine aradığı şansı verdi: Beşiktaş derbisi öncesi Galatasaraylı bir oyuncuyu eksiltti.

Son on dakikaya girilirken önce Andone'nin "al da at" pasında Emre Mor kale çizgisi üzerinden topu auta attı, sonrasında Emre'nin "al da hattrick yap" dediği pasta Andone kaleciyi geçemedi. Sarı-kırmızılıların maç böyle biter havasına girdiği bir zayıf anında yine Şener'in kanadından gelen Sivasspor bir kez daha farkı tek sayıya indiriyordu. O dakikadan sonra kaybedecek bir şeyi olmayan deplasman ekibi tüm hatlarıyla Galatasaray kalesine gelirken, uzatma dakikalarında Konyaspor ve Malatyaspor maçlarında yaşanılanlar bir kez daha yaşanacaktı ki bereket genç oyuncu Armin altı pas üzerinden topu auta atıverdi...


Böyle bir maçtan sonra "seyirciler" ya da "müşteriler" takımı ıslıklayadursun, iki gün önce tribünün önde gelenlerinden olan ve oldukça sevilen arkadaşları "ikiz Gökhan"ı kaybeden ve yürekleri acıyla dolu olmasına rağmen maç başından beri susmayan ultrAslan'a özel bir teşekkür edelim... "Cennete gidenlerle",e-bilet protestosu yapanlarla eksilmiş olsalar da, Galatasaray tribününün temel taşı hep ultrAslan'dı ve ultrAslan olacaktır... Mekanın cennet olsun Gökhan, tribün şehitlerine selam söyle...


STAT: Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Stadyumu
HAKEMLER: Ali Palabıyık, Serkan Olguncan, Erdinç Sezertam, Caner Ak
VAR HAKEMLERİ: Serkan Tokat, Kerem Ersoy
GALATASARAY: Muslera, Şener, Luyindama (Donk 76’), Marcao, Emre Taşdemir (Seri 76’), Nzonzi, Ömer Bayram, Belhanda (Yunus 83’), Babel, Emre Mor, Andone
DEMİR GRUP SİVASSPOR: Samassa, Marcelo, Aaron, Caner, Uğur, Hakan, Cofie, Mert (Armin 85’), Emre, Fernando (Kone 46’), Yatabare (Erdoğan 82’)
SARI KARTLAR: Luyindama (24’), Fernando (31’), Yatabare (34’), Cofie (45+2’, 48’), Andone (62’) Ömer (78’), Yunus (85’)
KIRMIZI KART: Cofie (48’)
GOLLER: Andone (21’, 43’), Kone (69’), Babel (74’), Erdoğan (84’)


Blog Widget by LinkWithin