21 Şubat 2020 Cuma
Hagi'nin Oğlu Ianis
Daha karşılaşmanın ilk on dakikası biterken geriye düşmüştü Rangers, kendi evinde Braga karşısında. Bir kaç gün önce 1954'ten beri deplasmanda yenemedikleri Benfica'yı mağlup edip, "şeytanın bacağını" sağlam kıran Portekiz'in kırmızı-beyazlıları, UEFA Avrupa Liginde bir de İskoçya deplasmanından galibiyetle dönmek arzusundaydılar. Bir sıfır yetmezmiş gibi ikinci bir gol daha bulup farkı ikiye çıkarıp, derin bir nefes de aldılar ama hesaba katmadıkları biri vardı rakipte: Hagi'nin oğlu Ianis...
Devre arası transferde Belçika'nın Genk takımından satın alma opsiyonuyla kiralanan Ianis aynı babası gibi hiç de pes edecek hali yoktu. Maçın ilk yarısında attığı gollük pasları takım arkadaşları gole çevirememişti ama Ianis boş durmadı, sazı eline aldı ve sahneye çıktı. Önce ceza sahasına girer girmez rakibini geçip, sol ayakla fileleri sarstı, sonra da maç bitmeden babasının çok sevdiği "serbest vuruştan" galibiyet golünü attı takımının... Tabii, Steven Gerrard'ın sevinci görülmeye değerdi...
O anlarda tribünde başka bir tanıdık da göz yaşlarını tutamıyordu. Her ne kadar "sadece rüzgardı" demiş olsa da profesyonelliği bir tarafa bırakıp, bir kaç gün sonra çalıştırdığı Viitorul'un maçı olmasına rağmen oğlunun yanında yer almayı tercih etmişti "baba" Hagi ve belki de Ianis'in kariyerinde unutulmazlar arasına koyacağa maça şahit olmuştu... "Tüm ailem burada, ilk defa İskoçya'ya beni izlemeye geldiler. Onların gözleri önünde işimi yapmış olmanın gururunu yaşıyorum" derken genç topçu, Romanya dönüşü gazetecilerin mikrofon uzattığı Gheorge Hagi ise "Siz de gördünüz, o oldukça formda, harika oynuyor ve de mutlu. Kendisi için en ideal takımı buldu da bunları bana niye soruyorsunuz, Ianis artık yetişkin olduğunu ispatladı, iyisi mi onunla röportaj yapın..." diye mutluluk ve gururunu belirtmiş...
Ah be çocuk, ne kadar isterdik seni Galatasaray formasıyla görmek, ah... Şimdi bir taraftan senin bu performanslarını gördükçe gurur duyuyoruz, bir yandan da her attığın golden sonra bizden uzaklaştığını biliyoruz... Ah şu Fiorentina dönüşü Belhanda'yı satıp, seni Galatasaray'a getirmediler ya...
22 Şubat 2019 Cuma
Benfica:0-0:Galatasaray
İlk maçta İspanyol hakem ile başlayan hatalar zinciri, dün gece de Rumen hakem ve yardımcıları ile devam edince Galatasaray bu sezon için Avrupa kupalarına veda etmek zorunda kaldı. Lakin Fatih Terim'in dediği gibi "değişen ve gelişen bir takımız" ve haziran ayında da yapılacak takviyeler ile Galatasaray, Ali Sami Yen'in kuruluş amacında belirttiği üzere "ait olduğu lige" çok daha güçlü dönecek, "mekanın sahibinin kim olduğunu" gösterecektir dosta düşmana...
Nasıl ki ultrAslan-ÜNİ, Anadolu'daki deplasmanları Galatasaray için Ali Sami Yen havasına çeviriyor, ultrAslan'ın Avrupa oluşumu olan ultrAslan Avrupa da Almanya, Fransa, Belçika, Portekiz demeden yurt dışı deplasmanları Galatasaray için "iç saha"ya dönüştürüyor. Estadio da Luz'da da UEFA Avrupa Ligi son 32 Turu rövanş maçı Benfica'lı taraftarların şaşkın bakışları altında sarı kırmızılı taraftarların üçlüsü ile başladı, Gençlik Marşı ile devam etti ve ev sahibi tribünlerin de "telefonlarının ışıkları" ile eşlik ettiği Nevizade Geceleri ile son buldu... Evet, taraftar ilk maçın skoruna bakmadan, "Galatasaray varsa, umut vardır" diyerek kendisine ayrılan bloğu doldurmuş, "sığmıyoruz" diyerek yan tarafların açılması için Portekiz polisleri ile tartışıyordu...
Fatih Terim'in takımı da Avrupa macerasına devam edebilmek için gollere ihtiyacı olduğunun bilincinde ev sahibi yarı sahasına oyunu yıkıp, erken bir gol ile ipleri eline almak istiyordu. Benfica ise İstanbul'dan rahat dönmüş, sağlam savunma yapıp, kalesinde gol görmemek temel gayesi içinde mücadele ederken, ani çıkışlarla Galatasaray'ı avlamanın peşindeydi. Düşündüklerini de yaptılar kırmızı beyazlı forvet oyuncuları, özellikle sarı-kırmızılıların atak sonlandıramadığı, ya da çok adamla hücüm ederken kaybettiği toplarla Muslera'nın kalesine ciddi şekilde geldiler de bu ataklarda ya Cervi, ya Pizzi, ya da Felix son vuruşlarda beceriksizdi, ya da Marcao liderliğindeki Galatasaray savunması dikkatliydi.
Bireysel yeteneklerin ön plana çıkmadığı, takım sistemi ve disiplini içinde mücadele eden "taş" gibi bir takıma karşı oynuyordu Galatasaray ve rakip ceza sahası içinde aradığı pozisyonları bir türlü bulamıyordu. Sağ kanatta Mariano, sol kanatta Nagatomo her zamanki gibi bindirmelerde bulunuyor ama onların önlerindeki Feghouli ve Onyekuru ile pas alışverişlerini engelliyor ev sahibi topçular, forvetteki Diagne'ye orta yapmalarına müsaade etmiyorlardı. İster altında "şahin" olsun ister Ferrari, yakıt koymazsan araba gitmez, Diagne'ye orta yapmazsan adam sahada dolaşıp durur... Luyindama ve Marcao'nun da hava toplarında başarılı olmaları vesilesiyle Fatih Terim deplasmanda gol atma yollarından birinin de duran toplardan olabileceğini hesaba katmış ve maç içinde de stoperlerini rakip ceza sahasına yollamak için sürekli talimat veriyordu da, Belhanda "formsuz" gecelerinden birini yaşıyor, topu arkadaşlarının olmadığı yerlere atma "becerisi" gösteriyordu...
Sağlı sollu kanatları kapayan, rakibinin bloklar arası bağlantılarını koparan böyle komple bir takıma karşı pozisyon bulmanın tek yolu özellikle savunma ve orta saha oyuncularının kaptıkları toplarla rakip ceza sahasına doğru "driplingle" kamıkaze dalışı yapmaktı. Bir kaç kez bunu Nagatomo ile, Luyindama ile ve N'Diaye ile denedi Galatasaray ve belki de maç boyu en tehlikeli olduğu anlar bu pozisyonlardı ama son paslar yerini bulmayınca skorbord değişmedi...
Dakikalarla birlikte ümitlerin de tükenmeye başladığı anlarda Fatih Terim önce Sinan'ı, sonrasında Yunus ve Emre Akbaba'yı oyuna alarak elden giden turu tutmak için son kurşununu da kullandı. İşe de yarayacaktı bu değişiklikler, "umuda sarılacaktı" Galatasaraylılar son 10 dakikada, çünkü maçtaki tek isabetli ortada Diagne'nin kafa vuruşunda kaleciden dönen topu Emre Akbaba ağlara yollamıştı da yardımcı hakem "acımasızca" ve "bilinçsizce" ofsayt bayrağını kaldırmasaydı... "Vebali UEFA'nın boynuna, üvey evlat yaptıkları UEFA Avrupa liginin marka değerini düşürdüler" derken, çok da haklıydı Fatih Terim maç sonunda. Bir gün önce Şampiyonlar Liginde VAR'a bakılarak iptal edilen ya da geçerli sayılan goller, bir gün sonra "yan hakemin" insiyatifine göre sonuca bağlanan pozisyonlar...
Galatasaray'ın umuda yolculuğu hüsranla sonuçlandı belki ama "galiptir bu yolda mağlup"... Benfica gibi UEFA Avrupa Ligini kazanabilecek seviyede top oynayan bir ekibe karşı deplasmanda ortaya konan mücadele Türkiye Süper Ligi için ışık ve ümit verdi. Özellikle bu sene Şampiyonlar Ligi ve UEFA Avrupa Liginde oynadığı tüm maçlarda gol atmayı başarmış rakibe karşı Galatasaray savunmasının kalesini kapaması takdire şayandı. Galatasaray her türlü gol atar, yeter ki gol yemesin ve Diagne'ye güvenim sonsuz, "oryantasyon" dönemini atlatması ile birlikte gollerine de kaldığı yerden devam edeceğine hiç şüphem yok... Başlarında da Türkiye Liginin "master şefi" Fatih Terim olunca, 22. Şampiyonluk Pastası yine Sami Yen'de kesilecektir... Buna o kadar yürekten inanıyorum ama tek korkum var: Ligde hakemler ellerinde VAR olmasına rağmen tarafsız davranacaklar mı? Yoksa birilerini korumak için "ellerini çabuk" tutup, VAR'a bile bakmayacaklar mı?
STAT: Estadio da Luz
HAKEMLER: Ovidiu Hategan, Octavian Sovre, Sebastian Gheorghe, Radu Petrescu, Sebastian Coltescu, Radu Ghinguleac
SL BENFICA: Vlachodimos, Almeida, Grimaldo, Dias, Ferro, Pizzi, Cervi (Rafa 59’), Fernandes (Appelt 84’), Florentino, Felix (Jonas 76’), Seferovic
GALATASARAY: Muslera, Mariano, Nagatomo, Marcao, Luyindama, Donk (Sinan 77’), Ndiaye, Feghouli (Emre 84’), Belhanda, Onyekuru (Yunus 83’), Diagne
SARI KART: Marcao (4’), Ndiaye (90’), Jonas (90’)
21 Temmuz 2017 Cuma
Galatasaray:1-1:Östersund
"Uçaklar inecek" masallarıyla taraftar kandırıldı ama Bülent abinin dediği gibi artık "Başkanı, yöneticisi, teknik kadrosu ve futbolcularının olduğu bir uçak kalkmalı İstanbul'dan. Armayı burada bırakarak"...
STAT: Türk Telekom Stadyumu
HAKEMLER: Bastian Dankert, Mike Pickel, Rene Rohde, Robert Kampka
GALATASARAY: Muslera, Maicon, Ahmet, Linnes, Carole (Eren 57), Tolga, Selçuk, Yasin (Rodrigues 70), Belhanda, Sinan, Gomis
ÖSTERSUNDS: Keita, Petterson, Papagiannopoulos, Gero, Sema (Hopcutt 82), Widgren, Bachirou, Nouri, Mensah, Mukiibi (Bergqvist 69), Ghoddos (Edwards 68)
GOLLER: Ahmet (69) / Nouri (60)
SARI KARTLAR: Gomis (20), Muslera (39), Tolga (49), Rodrigues (87), Belhanda (90+)
14 Temmuz 2017 Cuma
Östersunds:2-0:Galatasaray
Temmuz ortasında resmi maç, futbolsuz geçen bu yaz günlerinde çölde vaha misali yüzümüzü güldürürken, daha temmuz ortasında sinir ve öfkeden kudurmak, koskoca sezon ruh sağlığımız için hiç de olumlu bir sinyal değil. Hele hele bu felaket göz göre göre, bağıra çağıra geliyor ve müdahale etmesi gerekenler "sus pus" takılıyorsa, öfkemiz kat be kat artıyor.
Geçen sezon ligi dördüncü sırada bitirince Galatasaray'ın temmuz 14'te UEFA Avrupa Liginde maça çıkacağı belliydi ve teknik direktör Igor Tudor ile yöneticiler ona göre kamp programı yaptılar (mı?). Hele ki kuralar çekilip, rakibin liglerin devam ettiği İsveç'ten olduğu öğrenilince, işin daha sıkıya alınması gerekiyordu. En azından biz öyle olmasını beklerken, Dursun Özbek yönetimi hiç gereği yokken elindeki en değerli oyuncu olan Wesley Sneijder'i takımdan "kovmak" için kafayı çeşit çeşit senaryolara yorarken, "uçaklar inecek" hikayeleriyle "transfersever" taraftarın gönlünü kazanıyordu. "Son iki yıldır ilk üçe girememiş bu takımı yeniliyoruz" sloganıyla daha yerlerine oyuncu alamadan Sabri, Hakan Balta, De Jong gibi oyuncuları kadro dışı bırakan Hırvat teknik adam "Oyun planımda Sneijder'a yer yok" diyerek Hollanda'lıya da kapıyı kapamıştı. Bu şartlarda yaz ortasında mont-eldiven giyilen İsveç'in Östersunds kabasında suni çim sahada sezonun ilk maçına çıktı Galatasaray. Oyun başladı başlamasına da Galatasaray'lı topçular topa ilk defa dakikalar 03.32'yı gösterirken dokundu ama sonrasında yine top 2 dakika boyunca ev sahibinin ayağındaydı. İşin daha da vahimi Keita'nın koruduğu kalenin ceza sahasına ilk girdiğimizde skorborddaki saat 14.38'i işaret ediyordu. Koskoca 15 dakika Galatasaray rakip ceza sahasını göremiyordu. Ne Real Madrid karşısında, ne Juventus karşısında, rakip kim olursa olsun Galatasaray'ın böyle mahkum ve etkisiz oyununu hatırlayanları yorumlar bölümüne bekliyorum, ben hatırlamıyorum da... "Östersunds maça müthiş derecede iyi konsantre olmuş" diyordu karşılaşmayı anlatan Cem Yılmaz, peki Galatasaray koskoca Slovakya kampında neye konsantre olmuştu? 21. dakikada Yasin'in getirdiği ve Gomis'in gelişine kötü vurduğu top ile Selçuk'un 30 küsür metreden kullandığı serbest atış dışında Galatasaray, kendisinden hayli hayli zayıf olan rakibi karşısında etkisizdi. Peki neden? Galatasaray'ın Sneijder'i yoktu da ondan... Orta sahada aldığı topu ayağında tutacak, gerektiğinde sorumluluk alacak, Gomis'e ara paslar atacak, kanatlarda Yasin ve Rodriguez'i kaçıracak "on numara" olmayınca, koskoca bir hiç gibi geçen bir 45 dakika izledik Galatasaray adına. Maç sonu Sneijder sorusunu duyunca "hayalet görmüş gibi" kaçan Igor Tudor, rövanşta Belhanda olacak diyordu basın toplantısında da, ben Faslı topçuya nedense pek güvenemiyorum, zira aynı hazırlık maçında sakatlanan ve tedavisi daha uzun sürecek diye açıklama yapılan Eren'i sahada görüp, Belhanda'yı sakat mazeretiyle kadroda göremeyince, nedense Belhanda'nın ipiyle kuyuya inmekte tereddüt ettim.
İlk yarıdaki golsüzlüğe lanet ederken, daha da kötüsünün olacağını tahmin edebiliyorduk ama dile getirmekten korkuyorduk. Golü bulabilirdi Östersunds ve felaket de gerçekleşti, hem de Galatasaray'ın "biraz" daha derli toplu gözüktüğü bir zaman diliminde. 1-0 mağlupken, eşitlik için rakip kaleye gitmek gerekirken, kenarda Eren'i görünce maç boyu sahada hayalet gibi dolaşan Sinan'ın çıkmasını bekliyorduk ama tabelada Gomis'in numarası yanıyordu, tam da yeni transferin oyunun içine girmeye başladığı anlarda, topla sıkça buluşup, rakip kalede pozisyonlar yakaladığımız dakikalarda. Geçen sezon bolca yaptığı "manasız" değişikliklerden birini daha yapmıştı Tudor, şaştık kaldık... Sinan'ı da değiştirmek için 87. dakikayı bekledi ki yerine giren Emrah daha erken girse, fark yaratabilecekti. Emrah Başsan belki 3-5 dakikada fark yaratamadı ama Carole "kötü bir sol bek nasıl olur" konusunda geçen sezondan beri açık ara önde, farkı her maç açıyor... Karşılaşmanın ilk dakikasından son dakikasına kadar tel tel dökülen Carole'un kanadından iki golün de gelmesi tesadüf olmasa gerek. Bizim hocamız topçularına rakiple alakalı neyi çalıştırmış bilmem de rakibin İngiliz hocası Carole'un geçen sezon Fenerbahçe derbilerinde nasıl takımını mağlup ettirdiğini oyuncularına belli ki izlettirmiş. Merak ediyoruz, Fransız oyuncuda bu ısrar neden? Galatasaray'ın öncelikli ihtiyaçlarından biri sol bek iken sağ beke transfer neden yapılıyor? Hakan Balta ve Linnes sol tarafta Carole'dan çok daha iyi oynayacakken, hatta iddia ediyorum sağ ayaklı Sabri dahi Fransız sol bekten faydalı olabilecekken neden Carole? Umarım bir gün bir gazeteci Tudor'a bu soruyu sorar da belki de hoca cevap verir...
Gece felaketti ama ilk defa resmi bir müsabakada Galatasaray forması giyen Gomis ve Maicon gelecek adına ümit verdiler. Bafetimbi Gomis sırtı kaleye dönük aldığı toplar ve arkadaşlarına yarattığı pozisyonlar ile Drogba'yı anımsatırken, Maicon da takımın yediği ikinci golde "berbat" bir çalım yemesine rağmen, saha içinde duruşu, defansta "ağır abi" tavırlarıyla Galatasaray'da formanın hakkını verecek oyunculardan biri.
Kuruluş amaçlarından biri "Türk olmayan takımları yenmek" olan Galatasaray, uzun zamandır bu gayesini gerçekleştiremiyor ve bu gece de kendi seviyesine hiç yaklaşamayacak bir takım karşısında aldığı mağlubiyetle tarihine kara bir leke daha sürdü. Igor Tudor maç sonu "Biz bu turu geçeceğiz" derken acaba yenilecek bir gol halinde rakibe dört gol atılması gerektiğinin farkında mı? Biz taraftar olarak "Galatasaray bitti demeden bitmez" diyoruz ve "Galatasaray'ın olduğu yerde umut vardır" diye önümüze hep ümitli ve hevesli bakıyoruz ama bu takımın başındakiler kulübün vizyonundan oldukça uzaktalar ve ne yaptıklarını bilmez halde camiayı uçuruma sürüklemekteler.
STAT: Jamtkraft Arena
HAKEMLER: Juan Martinez Munuera, Diego Barbero Sevilla, Cesar Manuel Noval Font, Mario Melero Lopez
ÖSTERSUNDS: Keita, Pettersson, Papagiannopoulos, Widgren, Mensiro, Mukiibi (Bergqvist 75), Sema (Somi 88), Bachirou, Nouri, Gero, Ghoddos (Hopcutt 80)
GALATASARAY: Muslera, Linnes, Ahmet, Maicon, Carole, Yasin, Tolga, Selçuk, Rodrigues, Gomis (Eren 69), Sinan (Emrah 87)
GOLLER: Ghoddos (68), Hopcutt (90+)
SARI KARTLAR: Gero (18), Pettersson (35) / Tolga (17), Yasin (90+4)
21 Nisan 2017 Cuma
8 Değil 18 Penaltı Atılsa, Fabri Kurtaramazdı
"Ah be Fabri, insan bi' penaltı kurtarmaz mı be Fabri?" diye ahlanıyordu fırında simit kuyruğunda bekleyen Beşiktaşlı bu sabah. Kargalar daha kahvaltısını etmemişken, teknik taktik kasmak istemediğim için aldırış etmedim de "Kurtaramazdı efendim, sekiz penaltı değil onsekiz penaltı atılsa yine de kurtaramazdı"... Futbolun artık dev bir sanayi haline geldiği, şansın mümkünce minimize edildiği yerde, Lyon dersine iyi çalışmış öğrenci görünümündeyken, Beşiktaş penaltı atışlarında sınıfta kaldı dün gece kendi taraftarı önünde. İlk maçın 2-1 ile sonuçlanması neticesinde, deplasmana gelecek olan Fransızlar, her türlü skorun yanında karşılaşmanın eşitlikle sonuçlanıp, penaltı atışlarına da gitmesini hesaba katıp, antrenmanlarında 11 metre atışlarını da tecrübe etmişler, hem de ciddiyetle, bilimsel verilerle... Oysa Şenol Hoca, takımın belki de en iyi topa vuran topçusu Talisca'yı son penaltıcı yazarak, acemice bir karar vermiş, penaltı işini pek de hesaba katmadığını göstermişti. Bereket, Brezilyalıdan önce topun başına gelen dört arkadaşı hata yapmadı da sıra Talisca'ya geldi, hatırlanacağı üzere çeşitli final karşılaşmalarında yaşanılan onca acı tecrübeden sonra hocalar penaltıcıları seçerken en iyi atanları listenin en başına yazmaktadırlar... Neden mi, 5 penaltı atacağın garanti mi? Ya sıra gelmezse?
Dün geceki penaltı atışlarına dönersek, Beşiktaş'ta en başarılı atışı kullanan oyuncular Ryan Babel ve Atiba Hutshinson oldu. Hollandalı, bir kaleci için en zor yer olan bel üstüne topu vurarak, Lopes'i, çaresiz bırakırken, Atiba da sağ üst köşeye attı, direkten gol oldu. Öte yandan, takımı adına ikinci penaltıyı kullanan siyah beyazlı oyunculardan Cenk yerden sağ alt köşeye attı ki Lopes köşeyi tuttu, uzanamadı, Tolgay kaleciyi terse yatırdı ama o da sol alt köşeye attı. Serbest vuruşlarda köşelerden örümcek avlayan Talisca da kendisinden beklenmeyen bir vuruş yaptı, Cenk gibi sağ alt köşeye vurdu, Lopes yine az kalsın çıkarıyordu.
Rakip takımda ise Fekir kalenin sol üst köşesine, Ghezzal yine sol üst köşeye, penaltı atışları için oyuna giren Rybus da yine sol köşeye attı ama istediği gibi bir vuruş yapamadı, top kalecinin diz kapağı hizasında gitti. Beşinci penaltıyı atan Valbuena da çalıştıkları gibi sağ üst köşeye attı.
Tolisso en kötü penaltı atan oldu, sağ alt köşeye vurdu ki Fabri'nin kurtarışa en yakın atıştı, mümkün ki hocasının dedikleri dışında hareket etti Lyon'lu topçu.
Seri atışlara geçildiğinde senaryo yine aynen devam etti, Necip kalenin sol alt köşesine atarken, Lyon'lu savunmacı Diakhaby hocasının çalıştırdığı gibi kalecinin sol üst tarafına atıyordu topu. Beşiktaş'ta sıra Tosiç'e geldiğinde, Sırp futbolcu Cenk ve Talisca'nın yaptığı gibi kalecinin sağ alt tarafına vurdu ama şans bu sefer Lopes'in yanındaydı. Maçı kazanma topunu alan Jallet, maç öncesi konuştukları gibi kalecinin çaresiz kalacağı taraf olan üst köşeye garanti bir vuruş yaptı ama ayarı kaçırınca elini başının arasına almak zorunda kalıyordu. Futbol tanrıları Beşiktaş'a maç boyunca verdikleri şanslardan birini daha vermişti ama Mitroviç diğer arkadaşları gibi "spontane" bir vuruş yaptı, kalecinin sağ alt tarafına attı, Lopes kolayca topa hakim oldu. Tur penaltısı için meşin yuvarlağı beyaz noktaya diken Gonalons, Fabri'nin sağ üst tarafına atarak geceyi sonlandıran futbolcu oldu...
Dedik ya, sekiz penaltı değil on sekiz penaltı atılsa Fabri'nin yapacağı hiç bir şey yoktu zira Lyon'lular derslerine iyi çalışmış, kaleciye hiç şans bırakmamışlardı...
1 Eylül 2012 Cumartesi
Süper Falcao
Yazı: ultras/Movement Saat 00:44 1 Yorum Var / Bi' De Sen Yaz
Dosya: Futbolcu, Şampiyonlar Ligi, UEFA Cup
10 Mayıs 2012 Perşembe
Atletico Madrid Şampiyon
27 Nisan 2012 Cuma
Avrupa "İspanya" Ligi
İspanya yasa büründü...
İspanya'ya amorti vurmuş oldu...
18 Ağustos 2011 Perşembe
Steaua Bükreş:2-0:CSKA Sofya




19 Mayıs 2011 Perşembe
2011 UEFA Cup Winner Porto
16 Aralık 2010 Perşembe
Porto:3-1:CSKA Sofya
Yazı: ultras/Movement Saat 18:45 0 Yorum Var / Bi' De Sen Yaz
Dosya: Bulgaristan, Maç Günü, UEFA Cup
2 Aralık 2010 Perşembe
CSKA Sofya:1-2:Beşiktaş



Stat: Vasil Levski
Hakemler:Tom Harald Hagen, Frank Andas, Svein Inge Wiken, Kristoffer Helgerud (4.)
İlave Yardımcı Hakemler: Svein-Erik Edvartsen ve Dag Vidar HafsasCSKA Sofya: M'Bolhi, Vidanov, Stoyanov, Yanchev, Delev, Galchev (Dk. 75Sheridan), Tonev (Dk.75 Yanev), Minev, Marquinhos, Grillo, Michel.
Yedekler: Chavdarov, Trifonov, Saidhodzha, Iliev, Yanev, Sheridan, Dechev.
Teknik Direktör: Sasho Hristov
Beşiktaş: Cenk Gönen (Dk.46 Hakan Arıkan), Hilbert, Ersan Gülüm, Zapotocny, İsmail Köybaşı, Fabian Ernst, Mehmet Aurelio, Guti, Nobre (Dk.46 Ali Kuçik), Tabata (Dk.75 Necip Uysal), Holosko.
Yedekler: Hakan Arıkan, İbrahim Üzülmez, Umut Kaya, Ali Kuçik, Necip Uysal, Erhan Güven, Quaresma.
Teknik Direktör: Bernd Schuster
Goller: Zapotocny (Dk.59), Holosko (Dk.64), Sheridan (Dk.79)
Sarı Kartlar: İsmail Köybaşı (Dk.26), Hilbert (Dk.84)
Yanchev (Dk.57), Yanev (Dk.86) CSKA Sofya
Yazı: ultras/Movement Saat 22:03 4 Yorum Var / Bi' De Sen Yaz
Dosya: Bulgaristan, Maç Günü, UEFA Cup
5 Kasım 2010 Cuma
Rapid Wien:1-2:CSKA Sofya
Yazı: ultras/Movement Saat 00:24 0 Yorum Var / Bi' De Sen Yaz
Dosya: Bulgaristan, Maç Günü, UEFA Cup
21 Ekim 2010 Perşembe
CSKA Sofia:0-2:Rapid Wien

Yazı: ultras/Movement Saat 23:16 0 Yorum Var / Bi' De Sen Yaz
Dosya: Bulgaristan, Maç Günü, UEFA Cup
1 Ekim 2010 Cuma
CSKA Sofya:0-1:Porto

Yazı: ultras/Movement Saat 07:07 0 Yorum Var / Bi' De Sen Yaz
Dosya: Bulgaristan, Maç Günü, UEFA Cup
17 Eylül 2010 Cuma
Beşiktaş:1-0:CSKA Sofya

Hakemler: Laurent Duhamel, Stephane Duhamel, Christophe Capelli (Fransa)
Beşiktaş: Hakan, Ekrem, Zapotocny, Ferrari (Dk. 37 İbrahim Toraman), İbrahim Üzülmez, Guti, Ernst, Hilbert, Tabata (Dk. 72 Bobo), Holosko (Dk. 59 Quaresma), Nobre
CSKA Sofya: M'Bolhi, Stoyanov, Vidanov, Aguaro, Trifonov, Yanchev, William (Dk. 46 Galchev), Marquinhos, Tonev (Dk. 58 Trecarichi), Nelson (Dk. 79 Saidhodzha), Sheridan
Gol: Dk. 90 Ernst (Beşiktaş)
Sarı kartlar: Dk. 57 Stoyanov, Dk. 90+3 Aguaro (CSKA Sofya)
Yazı: ultras/Movement Saat 00:06 1 Yorum Var / Bi' De Sen Yaz
Dosya: Bulgaristan, Maç Günü, UEFA Cup
27 Ağustos 2010 Cuma
UEFA Avrupa Ligi Gruplar
20 Ağustos 2010 Cuma
Son 10 Dak'ka
Galatasaray:2-2:Karpaty Lviv
"Bedenime sahip olabilirsin ama ruhuma asla" cümlesi 80li yıllarda çekilen Türk filmlerinin unutulmaz replikleri arasında yer almaktadır. Filmin zengin ve kötü adamı, saf ve masum taşra kızını bir şekilde kandırıp, yatağa atmışken, kızımız son bir çırpınış olarak yukarıdaki cümleye etme gereği duymaktadır. Evet, toplum olarak kültürümüzde ruhun önemli bir yeri varken, futbolumuzun bundan eksik kalması düşünülebilir mi, tabii ki hayır... Cebindeki harçlığı, evinin geçimini, dükkanının kazancını bilete yatıran tribündeki taraftarın takımından beklediği ilk şey, heyecan verici bir oyun sonrası, bol gollü bir galibiyettir. Lakin, bu her zaman olmaz, futbolcular istedikleri pasları atamaz, el belde koşmadan topun kendilerine gelmesini beklerler, iki adımdan da topu rakip filelere yuvarlayamayınca başlar o klasik slogan: "Ruhsuz ipneler..." Peki, nedir ruhla oynamak, bol gollü bir galibiyet midir, rakibi silindir gibi ezip geçmek midir, fantastik paslar ve bel kıran çalımlar mıdır? Bunların hiç biri değildir, zira taraftar yenik olsa da, maçı kaybetse de, istediği pası arkadaşına veremese de, yeşil çim üzerinde çabalayan, didinen, hakem son düdüğü çalana kadar pes etmeden formasının terleten futbolcu ister. hani derler ya, "formsuz olabilirsin ama koşmamak için mazeretin olamaz" diye, o hesap işte...



Stat: Ali Sami Yen
Hakemler: Mark Clattenburg, Darren Cann, Stuart Burt (İngiltere)
Galatasaray: Aykut, Ali Turan, Neill, Servet, Hakan (Dk. 78 Serkan), Mustafa, Ayhan, Serdar (Dk. 54 Barış), Arda, Kewell, Mehmet Batdal (Dk. 36 Baros)
Karpaty: Tlumak, Fedetskiy, Milosevic, Checher, Avelar, Golodyuk, Godwin, Khudobyak, Kozhanov (Dk. 65 Hudyma), Kuznetsov (Dk. 72 Batista), Zenjov (Dk. 85 Kopolovets)
Goller: Dk. 34 Kuznetsov, Dk. 41 Zenjov (Karpaty), Dk. 59 ve 86 Baros (Galatasaray)
Sarı kartlar: Dk. 28 Ali Turan, Dk. 57 Barış (Galatasaray), Dk. 64 Khudobyak, Dk. 90 Godwin (Karpaty)


































