Juventus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Juventus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Şubat 2026 Cuma

Juventus:3-2:Galatasaray


Roma İmparatoru Julius Cesar'ın o meşhur üç V'li veni vidi vici (geldim, gördüm, yendim) sözü ile giriş yapmak isterdim Galatasaray'ın İtalya'da Juventus'la oynadığı rövanş maçı yazısına lakin 120 dakikalık "kalp durduran" kapışmayı kısaca 3 G ile özetleyebilirim: "Güç oldu, Geç oldu, Gurur verici oldu"

Bir hafta evvel Sami Yen'de İtalyan devi Juventus karşısında kimsenin beklemediği bir 5-2lik galibiyet alan Galatasaray, son 16 turuna kalmak için Torino'da rövanşa çıkmak zorundaydı. Futbol gurmeleri bu oyunun şakaya gelmediğini, nice 3-0ların, 4-0ların tur atlamaya yetmediğini, Barcelonaların, PSG'lerin skor avantajıyla çıktıkları maçlardan turu ev sahibine vererek evlerine döndüklerini bildikleri için temkinliyken, "taze yetmeler" Galatasaray'ın İtalya'ya turistik gezi yaptığını düşünüyorlardı. Onlar öyle zannededursun, maçtan önce İtalyan polisinin Galatasaray taraftarına joplu sert tutumu maçın nasıl "çetin" geçeceğinin fragmanıydı bir bakıma. İtalyan ultralar tribünde inanmış, çevrelerindeki yaşlı genç renkdaşlarını gaza getirmiş, sahadaki siyah-beyazlılar da ilk düdükle birlikte ayak-kalça-diz fark etmeksizin "bam güm" dalıyordu Okan Buruk'un öğrencilerine...


Hafta sonu oynadığı ve eline gözüne bulaştırdığı Konya maçındaki rotasyondan sonra Okan Buruk ilk maçtan farklı olarak Yunus'un yerine Lemina takviyeli bir on birle boy gösterecekti Allianz stadında. "İlk 20 dakikada gol atmak" diye bir tabir var ya futbol aleminde, iki takım da bu sihirli kilidin peşindeydi. Galatasaray bulacağı bir golle Juventus'un tüm ümidini kıracak, ev sahibi ise ikinci ve üçüncü gol için taraftarının da desteğini alarak yüreklenecekti. Karşılıklı iki kalede ataklar da oldu, Barış'ın kornerinde Sanchez'in kafası kalecide kalırken, diğer kalede ise Kenan'ın ortasında Gatti auta atıyordu topu. Yine Koopmeiners'in kafası dışarı giderken 10. dakikada Jakobs uzun taç attı, Abdülkerim kafayla aşırttı ve Osimhen'in plaseşutunu Perin son anda kornere çelerken, Di Grigerio olsa gol olur muydu demekten alıkoyamadık kendimizi...

Sonrasında ise ıslak zeminde Galatasaraylı topçular buz pateni misali kayarken, ev sahibi Kenan ve Conceiçao'nun kanatlardan getirdiği toplarla Galatasaray savunmasını fena zorluyordu ki o meşhur 20. dakika biterken Locatelli'nin füzesini Uğurcan kornere çeliyor, devamında Conceçao'nun ceza sahası köşesinden plasesi direğe el sallayarak auta gidiyordu. İlk yarım saate golsüz yaklaşmışken, Lemina'nın sol kanatta "demarke" pozisyonda olan Jakobs'a yuvarladığı topu sol bek felaket kullanınca, atağın dönüşünde Kenan az kalsın tabelayı değiştiriyordu ki bereket Uğurcan sakatlanmak pahasına çevikçe topu dışarı atıverdi.

İlk devre golsüz devam edip, her geçen dakika Juventusluların ümidi erirken, Sanchez "gereksiz" bir topuk pası deniyor, kaptırılan topta da Torreira "cömezce" ceza sahası içinde kayınca hakem penaltı noktasını gösteriyordu. Topun başına Locatelli, kalede Uğurcan, sevinen İtalyan orta saha oluyordu...

Gol ev sahibini yüreklendirdi yüreklendirmesine de 45+5te Kenan'ın başlattığı atakta Thuram'ın ceza sahası içinde "enikonu" dinlenerek attığı şutun auta gitmesi dışında kayda değer bir tehlikesi yoktu.


İkinci devreye "2 gol avantajıyla" başlamıştı Galatasaray da ilk maçta olduğu gibi Barış Alper bir Juventusluyu daha saha kenarına yolluyordu. Savunmadan Osimhen'e şişirilen uzun top sekmiş Barış Kelly ile hava topuna çıkmış ve İngiliz savunmacı Barış'ın baldırına basarak yere düşmüştü. Maçın hakemi Pinheiro daha önce sarı kartı olan Juventuslu savunmacıyı ikinci sarıdan oyundan atmış, VAR'ın daveti tribünlerdeki İtalyanlar arasında kısa süreli "Acaba kart iptal mi?" ümidi doğurmuş, sarı kart iptal olmuştu ama hakem cebinden kırmızı çıkıyordu... Sami Yen'deki maçta olduğu gibi bir kez daha Spalletti'nin takımı 10 kişi oynayacaktı Galatasaray karşısında ama bir fark vardı, bu kez "Sami Yen cehenneminde" değillerdi, 12. adam onların arkasındaydı... Bir de kaybedecek neleri vardı ki? Çarpışarak ölmek en onurlusu değil miydi?

Kısa süreli bir şaşkınlık sonrası kendine gelen ev sahibi topçular önce Kenan ile yokladılar Uğurcan'ın kalesini, topu direği yalarken milli topçu saç baş yoluyordu. Seyirci de ayaklandı, tezahürat yoğunlaştı. Hakeme baskı da başladı, Portekizli ufak tefek faulleri çalmaya başladı ev sahibi lehine ki Okan Buruk da sarı kartı olan Sallai'yi çıkarıp Boey'i aldı oyuna, bir de Lang ile "Şampiyonlar Ligi tecrübelisi" Sane'yi değiştirdi...


62de Gatti'nin kafası auta giderken, üç dakika sonrası Conceçao'nun şutunda Uğurcan ön plana çıkarken, Galatasaray'ın da kendini hissettirdiği dakikalar geliyordu: Sane'nin pasında Osimhen çaprazdan Perin'i bir kez daha zorluyor, sonrasında kullanılan köşe atışında Osi'nin kafası bir kez daha kalecide kalıyordu ama maçın Galatasaray adına kırılma anında Sane'nin getirdiği anı atakta ceza sahası içinde Sara ilk maçta yaptığı plasenin bir benzerini yapamıyor, şutunu savunma engelliyordu.


Sonrası ise ev sahibinin kullandığı köşe atışı uzaklaştırılamayınca Kalulu'nun şut-pas karışımı vuruşu arka direkte kalan Gatti'ye asist olurken, Juventus tüm hatlarıyla "turda eşitlik" için hepten gaza geliyordu ki topun Galatasaray'da kalması için görevlendirilen İlkay'ın çabası da yetmiyor, Thuram'ın Messivari hareketlerle Torreira'yla duvar pası yaparak Uğurcan'la karşı karşıya kaldığı aşırtmada "futbolun ilahları" sarı-kırmızılıların yanında oluyor, iki dakika sonra yapılan ortada Kenan'ın arka direkte topa dokunmasında da direkler gole müsaade etmiyordu... Saniyelerin saat, dakikaların gün gibi ağır geçtiği o anlarda tartışmalı bir serbest vuruş sonrası Koopmeiners'in kafayla asistinde McKennie Lemina'yı geçen topta takımının üçüncü golünü atıyordu... İlk maçta "manita" olan Juventus "hattrick" yapmıştı, acaba "poker" yapabilecek miydi?

Savunma yapmanın işe yaramadığı maçta Okan Buruk Lemina'nın yerine Icardi ve yorulan Jakobs'u da Eren'le değişirken, artık gol atamadığı süreçte buradan boynu bükük ayrılacağının farkındaydı. Kalan dakikalarda Barış'ın kontra atakta "acelecilik ile acemiliği" karıştırıp auta attığı top ile Kenan'ın slalomlar sonrası Uğurcan'ın bakışları arasında reklam panolarını dövmesi dışında akıllarda kalan pozisyon olmazken, memleketimizde 25 şubatta başladığımız maç 26 şubatın ilk saatlerine kadar devam edecek 30 dakikalık uzatmalara gidiyordu.

Uzatmalarda ilk atak ev sahibinden geliyor, Mc Kennie'nin "al da at" pasında Zhegrova boş kale yerine topu dışarı yolluyordu. Bir kişi eksik oynayan Juventuslular her geçen dakika yorulup, ister istemez kalesini savunma telaşına düşerken, Galatasaray ise topu ayağında tutuyor, baskı kuruyor ve maçı penaltılara götürmeyecek golü arıyordu. Torreira vuruyor Perin topu rahatça kucaklıyor, 101de Sane'nin kavisli ortasında Eren maçın kahramanı olma fırsatını kaçırırken, Okan Buruk son kurşununu kullanıyor, Torreira yerine Singo oyuna dahil oluyordu.


Ve ilk uzatmada "uzatmalar" oynanırken Galatasaray'ın çok adamla yaptığı baskın atakta İlkay tecrübesine yakışmayan kötü bir pas atıyor, "futbol ilahları" topun auta çıkmasına müsaade etmeyip korner direğine isabet ettiriyor ve dönen topu Boey ile kapıp başlayan atakta Barış Osimhen'e Allianz Stadında ilk golünü attırıyordu... Galatasaraylılar sevinçten çıldırırken, Osimhen'in "yapacağınız işe tüküreyim" dercesine sevinmemesi yine birilerine dert oluyordu da Victor Osimhen de Galatasaray tarihinde Avrupa Kupalarında en fazla gol atan oyuncu olarak tarihe geçiyordu.


İkinci uzatmada oyun iyice Galatasaray'ın kontrolüne geçmiş, Eren'in volesi auta giderken, Zhegrova'nın kendini affettirmek istercesine Eren'den sıyrılıp altı pas üzerindeki şutunu Uğurcan çıkarıyor, dönen topu Krasiç herkesin bakışları arasında auta atıyordu (Abdülkerim'in ufak teması belki de golü engelliyordu aslında). Ve maçın fişi Singo'nun orta sahada dikine hareketlenmesi ile araya attığı topta Osimhen'in rakibini perdeleyip Barış'a rahat bir plase imkanı tanıdığı golle çekiliyordu...


Ne demiştik, geç olmuştu, güç olmuştu ama gurur verici olmuştu... Galatasaray İtalyan devi Juventus'u bir kez daha "en büyük kupada" saf dışı bırakıyor, bir üst tura çıkarken cuma günü kuradan Tottenham mı Liverpool mu gelecek diye beklemeye koyuluyordu...

Özdemir Asaf'a selam çakarak bitirirsek "Ölüm gibi bir şey oldu. Ama kimse ölmedi."


Stat: Allianz

Tarih:25/02/2026

Hakemler: Joao Pinheiro, Bruno Jesus, Luciano Maia VAR: Thomasz Kwiatkowski

Juventus: Perin, Kelly, Gatti, Koopmeiners, Kalulu (Lois Openda dk. 109), Locatelli (Filip Kostic dk. 109), Thuram (Vasilije Adzic dk. 78), McKennie, Kenan Yıldız (Fabio Miretti dk. 103), Conceiçao (Edon Zhegrova dk. 67), David (Jeremie Boga dk. 67)

Yedekler: Michele Di Gregorio, Carlo Pinsoglio, Bremer, Javier Gil, Niccolo Rizzo

Teknik Direktör: Luciano Spalletti

Galatasaray: Uğurcan Çakır, Roland Sallai (Sacha Boey dk. 59), Davinson Sanchez, Abdülkerim Bardakcı, Ismail Jakobs (Eren Elmalı dk. 87), Lucas Torreira (Singo dk. 103), Mario Lemina (Icardi dk. 87), Gabriel Sara (İlkay Gündoğan dk. 71), Barış Alper Yılmaz, Noa Lang (Leroy Sane dk. 59), Victor Osimhen

Yedekler: Batuhan Şen, Günay Güvenç, Kaan Ayhan, Yaser Asprilla, Yunus Akgün, Ahmed Kutucu

Teknik Direktör: Okan Buruk

Goller: Locatelli (dk. 37 pen.), Gatti (dk. 70), McKennie (dk. 82) (Juventus), Osimhen (dk. 105+1), Barış Alper Yılmaz (dk. 119) (Galatasaray)

Kırmızı kart: Kelly (dk. 49) (Juventus)

Sarı kartlar: Kenan Yıldız, Carlo Pinsoglio (Juventus), Osimhen, Roland Sallai, Sara, Uğurcan Çakır (Galatasaray)

18 Şubat 2026 Çarşamba

Galatasaray:5-2:Juventus


Dakikalar 76yı gösteriyor ve maçın bitimine 15 dakika varken Ali Sami Yen tribünleri "Beş beş beş" diye inliyordu...  Dört golün sevincini yaşamış sarı-kırmızıya sevdalılar takımlarından beşinci golü atmasını arzuluyorlardı. Peki rakip kimdi? Türkiye Süper Liginde küme düşmeye oynayan ya da Ziraat Türkiye Kupasında alt liglerden gelen bir takım mı? Hayır, Galatasaray'dan kadro değeri kat be kat fazla olan İtalyanların "yaşlı kadını" ve daha önce Şampiyonlar Liginde kalesinde 5 gol görmeyen Juventus... O kadar çaresiz duruma düşmüştü ki "siyah-beyazlılar", kalelerini tüm hatlarıyla korumaya çalışsalar da, hocaları Spaletti'nin "Benim oyun anlayışımda yok" dediği topu canhıras taca, kornere ya da yakıp sahaya şişirseler de Galatasaraylılar taraftarının "ricasını" kırmıyor ve beşinci golü skorborda yazdırıyorlardı... Beş bile yetmezdi, altı belki yedi de olacaktı da Hollandalı hakem kırmızı kartın çıktığı, sekiz oyuncunun değişimi için vaktin durduğu, aut atışlarında Juventusluların kaleci dahil stoperlerinin topu çizgiye koymadan elle kontrol ettiği bir maçta sadece 2 yazıyla "iki" dakika uzatma oynattı. Onun da gönlü razı gelmiyordu İtalyan devinin böyle çaresiz biçare "kurbanlık koyun" gibi kaçınılmaz sonu beklemeye...


Sonu "mükemmel" biten maçtan sonra herkes Okan Buruk'tan tutun da topçuları tek tek övüyordu ama 2-1 yenik kapatılan ilk 45 dakikanın ardından sosyal medyada Yunus başta olmak üzere Barış, Lang, Sanchez, Uğurcan ve kadro seçiminden dolayı Okan Buruk lime lime doğranıyordu. Hele ki renkli tavla taşlarını mıknatıslı futbol sahası zemini üzerine yerleştirmeyi "teknik üstatlık" olan görenler neredeyse hocanın lisansını sorgulayacaklardı. Özellikle Juventıs'un attığı ikinci golü överken "Spalletti taktik dehaymış, Okan Buruk dersine çalışmamışmış", oysa o pozisyonda benim aklıma Metin Türel'in Ersun Yanal'a söylediği o ikonik söz gelir: "Hagi sana 30 metreden bir çakar, nereye koyacağını bilemezsin o istatistikleri"... On toptan dokuzunu auta atacak Koopmeiners, Hagi gibi bir vurdu gol oldu. O kadar...


Okan Buruk'un üst düzey teknik adamlar arasına girdiği, belki de sene sonu İtalya'ya transferini gerçekleştirecek maça dönersek, ligdeki Eyüpspor karşılaşması zaten çıkabilecek kadronun ip uçlarını veriyordu. Okan Buruk bazı maçlarda sürprizi sever de her teknik adam gibi "hayati" maçlarda garantiyi de seçmektedir, bu nedenle kalede Uğurcan, sağ bekte Sallai, stoperlerde Sanchez ve Abdülkerim ile sol bekte Jakobs'un olacağını tahmin etmek zor değildi. Lemina yoktu ki, "Hangi maçta olmasın? diye seçenek olsa iç sahada derdim diyen hoca, onun yerine Torreira ve Sara'yı görevlendirmişti. Osimhen kesin bankoydu da, taraftarın da desteği ile Bodo, Bayern, Tottenham maçları gibi rakibe baskı yapılacağı için güçlü Barış ve preste başarılı olan Yunus tercihi mantıklıydı. Juventus'u iyi bilen genç yaşına rağmen bu ligin tecrübelisi Lang mı yoksa sakatlıktan yeni dönen Sane mi tercihinde, yine "garanti" adam olarak Hollandalı vardı maçın başlangıç listesinde...


Maçların başlangıçlarında üçlü artık klasiktir de, Fenerbahçe'ye edilen küfür de Galatasaray için bir başka klasik olmaya başladı. Yönetimin jesti olarak tüm tribünlere dağıtılan sarı-kırmızılı bayraklar ellerde, gök gürültüsü gibi desibel rekorları kıracak bir tezahüratla konuk takıp topçuları şaşkına dönerken, maçın ilk tehlikeli atağı da Sara'nın pasında Yunus'un uzaktan auta giden şutu ile yazılıyordu kayıtlara. On dakika sonra da gol geldi, Juventus'luların Kenan'a yolladıkları taç atışında araya giren Osimhen topu Torreira'ya aktardı onun pasında Lang ayaklarına dolaştırdı ama boşta kalan topa Sara sol ayağının içiyle harika vurdu... Sami Yen yıkılıyordu, Galatasaraylılar sevinç sarhoşuydu da erken gol deplasman ekibini şakına çevirmedi, orta noktaya topu dikip maçı başlattılar ve Cambiasso'nun salına salına getirip ortasında Kalulu kafayı vurdu, Uğurcan kurtardı da selen topu içeri yollamak Koopmeiners için hiç de zor değildi. Kağıtlar tekrar baştan dağıtılacaktı...

Maç başında beklenildiği gibi Galatasaraylılar konuk takıma en önde baskı yapıyor, onların rahatça topla çıkmalarını engellerken, kaptığı toplarla da Osimhen ile olsun Abdülkerim'in kafalarıyla olsun ikinci gol için Di Gregorio'yu zorluyordu. Presle top kapılıyordu da telaş ile çabukluk karıştırılınca istenilen "net" pozisyonlar yakalanamıyordu. Özellikle "maestro"luk görevinde olan Yunus'un hataları Galatasaraylı savunmacıları zor durumda bırakıyordu ki genç topçunun faul beklediği bir anda siyah-beyazlılar topu kaptılar ve ani bir atakla ikinci golü atıverdiler...

1-0 galibiyetten, 2-1 yenik duruma düşmek... Filmin sonu kötü bitecek diye "sosyal medya yangıncıları" parmaklarını çalıştırırken kendilerinden daha akıllı olan telefonlarında, Ali Sami Yen tribünlerinde gerçek arma sevdalıları "Re re re ra ra ra Galatasaray Galatasaray Cim Bom" diye motive ediyordu takımlarını... 


Sağ kanatta Barış, Hulk'a dönüşmüşçesine önüne gelen beki eziyor, hallaç pamuğu gibi atıp, yoluna devam ederken, rakiplerin tek çaresi onu "yaka paça" düşürmek oluyordu. Cambiasso 18de sarı kart gördü de, 33te bir kez daha Barış'ı arkadan çekti, hakem insaflıydı. Üç dakika sonra McKennie'nin Sallai'nin yüzüne vurmasına da "göz yumuyordu". Rakibin ikinci golünde "faulle karışık" topu kaptıran Yunus devrenin bitmesine beş dakika kala uzaktan kaleyi yokladı, Di Gregorio yere uzanarak zorlukla çeliyordu. Ve devre biterken önce Lang'ın şutu savunmaya çarpıp kornere gidiyor, sonra da kullanılan köşe atışında arka direğe gelen topa Sallai istediği gibi vuramıyordu.


İkinci yarıya başlarken yine taraftarın yüksek desibelli tezahüratı inletiyordu stadyumu. Zaten çok olmadan da Barış'ın kendisini durdurması için Spalletti tarafından Cambiasso'nun yerine görevlendirilen Cabal'dan sıyrılıp başlattığı atakta Torreira iki Juventuslu arasından kafayı vurdu, önüne düşen topa Barış "abandı" ve kalecinden seken meşin yuvarlağı filelerle buluşturmak Lang için hiç de zor olmuyordu. Süper Ligde asistlerle taraftarla tanışan Hollandalı, gol açılışını da Şampiyonlar Arenasında yapıyordu. Bundan seneler önce Buffon'u üzen vatandaşı Sneijder gibi Lang da İtalyanları üzüyordu. 10 dakika sonra ise önce Osimhen'in kafa pasında Torreira'nın volesi auta gitmişti ama bir dakika sonra Barış yine kanatta "deli danalar" gibi daldı, Cabal çaresizce düşürüp sarı kart aldı ve topun başına geçen Sara öyle bir vurdu ki Sanchez dokunmasa yine kaleci topu filelerden çıkaracaktı ama Kolombiyalı stoper "El Patron" golün sahibiydi...


Bir kez daha öne geçen Galatasaray, farkı arttırmak için çabalarken, Cabal bir kez daha Barış'ı düşürdü ve artık oyundan çıkma vakti gelmişti... Yaz transfer sezonunda önünde Liverpool, City gibi takımlarla Şampiyonlar Liginde oynamak şansı varken vizyonsuz menajeri tarafından Arabistana yollanmak istenen Barış Alper, sadece bu maçta yaptıkları ile değerini kat be kat arttırırken, ikamesi olarak Napoli'den kiralanan ve takımının dördüncü golünü atan Lang için de geçen yaz Osimhen'de olduğu gibi Napoli başkanı De Laurentiis Galatasaraylı yöneticileri fena zorlayacaktır.


Rakip bir kişi eksik kalınca Okan Buruk da satranç ustası gibi hamlelerini oynamaya başlıyordu, önce Yunus'la Sane'yi değiştirdi, ki onun başlattığı preste Thuram ceza sahasındaki Kelly'ye verdi ve orada Osimhen'in topu çalmasıyla Lang oldukça klas, bir o kadar da soğukkanlı bir vuruşla farkı ikiye çıkarırken, Okan Buruk da rakibin hızlı kontra ataklarını durdurmak için Abdülkerim'in yerine Singo'yu alıyordu oyuna. Bir de görevini fazlasıyla yapan Barış çıkarken "kral" Icardi taraftarın tezahüratları altında çimlere arz-ı endam yapıyordu...


Galatasaray rakibini kendi ceza sahasına hapsetmiş, tüm hatlarıyla golü ararken Singo'nun uzak mesafeli füzesi direği yalayarak auta gidiyor, taze güç Boey ve Eren rakibin kanatlarını kırarken, Sane-Osimhen birlikteliğinde Osimhen'in yine rakibinden topu çalmasıyla Boey yine Galatasaray tarihinin unutulmaz maçlarında Eboue'nin Real Madrid'e attığı golün benzerini Di Gregorio'nun koruduğu kaleye yolluyordu...


Bu sene Şampiyonlar Liginde sadece Real Madrid'e 1-0 kaybeden Juventus, yediği beş gole razıyken, daha fazlasını kalesinde görmemek için uğraş verirken, biraz hakemin "çabası" biraz da sarı-kırmızılı topçuların ciddiyetten uzaklaşmaları ile skor değişmiyordu ve hesap Torino'ya kalıyordu...

2000li senelerde Galatasaray üst üste şampiyon olup, her sene Şampiyonlar Liginde boy gösterirken Milan ile sürekli eşleşiliyor ve İtalyanları kendi evlerine hep boynu bükük gönderiyordu Galatasaray. Şimdi Juventus da aynı kaderi yaşıyor. 98de deplasmanda 2-2 biten maçtan sonra İtalyanların "terör protestosunu" bahane ederek "devlet güvencesi" alarak bir hafta geç geldikleri maçta Suat Kaya'nın kafa golü ile Galatasaray yine kaybetmiyordu. 2003-2004 sezonunda ise İtalyanlar iç sahada 2-0 kazanırken, yine "mızlanarak" Almanya'ya aldırdıkları ve Mondragon'un devleştiği maçta ise Galatasaray tokadı çakıyordu: 2-0... 2013-14 sezonu ise unutulmaz maçlara sahne oluyor, çiçeği burnunda hocası Mancini'nin Galatasaray'ın başında çıktığı maçta Galatasaray deplasmanda Juve ile 2-2 berabere kalırken, "iki gün süren" karlı maçta Galatasaray Sneijder'ın golü ile kazanıp, gruptan çıkıyordu... Ve şimdi de 5-2lik bir galibiyet... Artık darısı rövanşa...



Stat: RAMS Park

Tarih:17/02/2025

Hakemler: Danny Makkelie, Hessel Steegstra, Jan de Vries VAR: Bastian Dankert

Galatasaray: Uğurcan Çakır, Roland Sallai, Davinson Sanchez, Abdülkerim Bardakcı (Wilfried Singo dk. 77), Ismail Jakobs (Eren Elmalı dk. 83), Lucas Torreira, Gabriel Sara, Barış Alper Yılmaz (Mauro Icardi dk. 77), Yunus Akgün (Leroy Sane dk. 70), Noa Lang (Sacha Boey dk. 83), Victor Osimhen

Yedekler: Batuhan Şen, Günay Güvenç, İlkay Gündoğan, Ahmed Kutucu, Yaser Asprilla, Kaan Ayhan

Teknik Direktör: Okan Buruk

Juventus: Michele Di Gregorio, Pierre Kalulu, Gleison Bremer (Federico Gatti dk. 34), Lloyd Kelly, Andrea Cambiaso (Juan Cabal dk. 46), Khephren Thuram (Fabio Miretti dk. 80), Manuel Locatelli, Teun Koopmeiners, Francisco Conceiçao (Filip Kostic dk. 70), Kenan Yıldız (Lois Openda dk. 81), Weston McKennie

Yedekler: Mattia Perin, Carlo Pinsoglio, Edon Zhegrova, Jeremie Boga, Vasillije Adzic

Teknik Direktör: Luciano Spalletti

Goller: Gabriel Sara (dk. 15), Noa Lang (dk. 49 ve 75), Davinson Sanchez (dk. 60), Sacha Boey (dk. 86) (Galatasaray), Teun Koopmeiners (dk. 16 ve 32) (Juventus)

Kırmızı kart: Juan Cabal (dk. 67) (Juventus)

Sarı kartlar: Abdülkerim Bardakcı (Galatasaray), Andrea Cambiaso, Luciano Spalletti, Juan Cabal (Juventus)

Blog Widget by LinkWithin