Avrupa Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Avrupa Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Aralık 2024 Pazar

Malmö:2-2:Galatasaray


Olmuyor, ne yapsam olmuyor, bu kaçıncı, ayrılık akşamı

Duvarda, asılı resminle bir benden, bir sen geçiyor

Kaç mevsim? Kaç mektup yaktım da bilmedin.

Hasretinden ölmedim, geçecek, bütün bunlar geçecek

İnanma yalan hepsi sevgilim...


Moralim bozukken sıkça dinlediğim şarkıdır Manuş Baba'nın Dönersen Islık Çal şarkısı... "Olmuyor, ne yapsam olmuyor" diye umutsuzca başlayıp, "geçecek, bütün bunlar geçecek" diye seni yerden alıp, tekrar savaşman için ayağa kaldırır...

Evet, eksi derecelerde soğuk bir İsveç gecesinde sakatların bolca olduğu bir kadro yapısıyla Malmö'de Galatasaray elinde geleni yaptı üç puan için ama "olmadı, ne yapsa olmadı" uzatmalarda yediği golle bir puana razı olurken, tribünlerde kendilerine ayrılan yeri de aşıp, rakip taraftan da bilet alarak Cim Bom'a destek olan taraftar da "geçecek, bütün bunlar geçecek" diyerek alkışlarla oyuncuları soyunma odasına yolladı.


Bir aya yakın süre resmi maç oynamasa da Malmö "saha" ve "mevsim koşulları" avantajını daha ilk dakikalarda kullanarak Galatasaray kalesine geldi. Tehlikeli, hatta gol ile burun buruna geldikleri anlar da oldu da "futbol şansı" Galatasaray'ın yanındaydı ama Trabzonspor'un eski beki Larsen'in ortasında Botheim, Metehan'a bir vucut çalımı attı, bizim stoper pazara giderken, İsveçli topçu gol sevinci için kale arkasındaki tribünlere koşuyordu. İlk gol kadar olmasa da uzatmalarda rakibin kaydettiği beraberlik sayısında da genç Metehan hatalıydı lakin Galatasaray akademisinden yetişen bu çocuğu kazanacaksak, böyle maçlarda kaybedilen puanlar genç topçuların kazanacağı tecrübelere feda olsun diyebilmeliyiz... Efe Akman'ın Sivas maçından sonra bu Avrupa Kupası maçında sahaya sürülmesi de bu bakımdan değerliydi... Lakin, tek taraflı fedakarlık olmaması gerekir bu durum. Bu genç oyuncular da kendilerine sözleşme teklif edildiği vakit, kendileri için yapılan "fedakarlığı" hatırlamalılar...


Sivas deplasmanında kırmızı kart ve peşi sıra yenilen golden nasıl dönmeyi bildiyse Okan Buruk'un takımı, İsveç'te de kalesinde gördüğü gol sonrası "savunma bakanı" Sanchez'in sakatlanıp oyun dışı kalması sonrası ikinci sarsıntıyı yaşadı. Kerem "Dayı" oyuna girip, Metehan-Apo-Berkan üçlüsü savunmayı kontrol ederken, Jelert ve Yunus kanatlarda ileri geri mekik dokumaktaydı. Girizgahta yer alan şarkı sözlerindeki gibi "olmuyor, bir türlü olmuyor" hissi yüklenirken beyinlere, bu toprakların çocuğu Jelert, Kerem Demirbay'ın ortasında "klas" bir golcü vuruşu ile eşitliği sağlıyordu... Ertesi gün Danimarka spor medyasının konuşacağı isim belliydi: Elias Jelert...

 Oyunu "durdurmak" için değil de oynatmak için sahada olan İngiliz hakem Brooks, devre boyunca mükemmel bir yönetim sergilerken, devre sonunda attığı golle "fena gazlanan" Jelert'in rakip ceza sahasına girdiği bir anda son düdüğü çalması tuhaftı... Atak vardı ve atağın bitmesini beklemek esastır...


İkinci yarıya daha arzulu ve saha ve zemin şartlarına alışmış başladı deplasman ekibi ve de bu ligin yıldızı Yunus'un Mertens'le "duvar pası" yapıp, ceza sahasına girer girmez şutunda 17 yaşındaki çömez kalecinin de hatasıyla öne geçen golü buluverdi. "2-1 tehlikeli skordur" derler ya, bunun bilincinde Galatasaray üçüncü golü de aradı, ev sahibi savunmaya kapandı, uzaktan Kerem2le denedi kaleci iyi yer tuttu, Batshuayi iki defa fileleri sarstı, ama ofsayttı... Gol gelmeyince, dakikalar da nihayete yaklaşınca, Malmö hocası elindeki silahları eşitlik sayısı içın sahaya sürdü. Okan Hoca ise arkasındaki kulübeye bakınca Ziyech'i, Nelsson'u, Efe Akman'ı gördü. 

Kıyamet de orada koptu, Jelert çıkar mıydı? Sakatlanıp, çıkmak isteyen her topçu çıkar, bu kadar basit... Eşitlik golünü de o kanattan başlayan atak sonrası kalede görünce, öfke kat be kat arttı...

Son haftalarda Dayı hedef tahtasındaydı, Jelert'e asist yaparak bu gece için yırttı ama Metehan başta olmak üzere Ziyech ve onları sahaya süren Okan Buruk "hesabın kesildiği" kişilerdi... Acımasız olmam, formayı giyen her topçuya saygı duyarım, onlarla haftayı geçiren teknik adamların kararlarına da karışmam lakin Belhanda tecrübesi sonrası Ziyech'te "sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer" sözünde bahsettiği gibi çok ama çok dikkatli olmalıydık. Olmadık, "şan şöhretine" kandık, şimdi de göndermenin yolları aranıyor. Zaha'nın devre arası dönme ihtimali korku salarken kalplere, Okan hocaya da hak vermemek elde değil: Elinde Ziyech varsa, sahaya sürmesen olmaz... Bir de bir ihtimal kontratında maç oynama maddesi varsa...

Üç puanı cebe koyup, Trabzonspor maçını düşünmeye hazırlanan Galatasaray'a soğuk duş 90+2de Pena'dan geldi. Peru'lu oyuncu plase vurdu, Muslera parmak uçlarıyla dokundu ama bu topun filelere girmesine yetmedi... 2-2 maçın skoruydu...



Skorboardda ne yazarsa yazsın, kim ne söylerse söylesin "duvarda, asılı resminle bir benden, bir sen geçiyor" ey şanlı Galatasaray ve ne diyoruz en yüksek sesimizle: "geçecek, bütün bunlar geçecek"


Stat: Yeni Malmö.

Hakemler: John Brooks, Simon Bennett, Daniel Robathan (İngiltere).

Malmö: Persson, Larsen, Rösler, Zatterström, Busanello, Christiansen (Dk. 74 Thelin), Johnsen, Rosengren (Dk. 74 Pena), Bolin (Dk. 65 Taha Ali), Rieks (Dk. 82 Berg), Botheim.

Galatasaray: Muslera, Metehan Baltacı, Sanchez (Dk. 32 Kerem Demirbay), Abdülkerim Bardakcı, Berkan Kutlu, Torreira, Sara (Dk. 87 Efe Akman), Jelert (Dk. 87 Ziyech), Mertens (Dk. 73 Nelsson), Yunus Akgün, Batshuayi.

Goller: Dk. 24 Botheim, Dk. 90+2 Pena (Malmö), Dk. 43 Jelert, Dk. 56 Yunus Akgün (Galatasaray).

Sarı kartlar: Dk. 32 Bolin, Dk. 39 Rieks (Malmö), Dk. 52 Torreira, Dk. 90+4 Metehan Baltacı (Galatasaray).

11 Mart 2022 Cuma

Barcelona:0-0:Galatasaray


Gen sözcüğünün biyoloji biliminde uzun ve kafamızın almadığı bir tanımı mutlaka vardır ama halk dilinde gen dendiğinde akla anne-babadan çocuklarına geçen belirli karakteristik özellikler gelmektedir. Kimisi babasından saç rengini alır, kimisi annesinden göz rengini, kimisi de dayısına benzer boy olarak. Tabii şimdi burada uzun uzun insan doğasını incelemek değil amacımız da, spor kulüplerinin de genleri vardır, tarihleri boyunca maç ve maç oluşturdukları kültürleri vardır ki, bu özellikleri onları "gerçek" büyük kulüp yapar, yoksa üç-beş Arap şeyhin ya da Amerikalı "paragöz" iş adamının para yatırdığı kulüp, kupalar alsa da taraftar gözünde "büyük" sıfatını alamaz...

Dün gece Nou Camp'ta iki "büyük" kulübün mücadelesi vardı... ""Mes que un club" ( Bir kulüpten daha fazlası) sloganı ile İspanya içinde kurulduğu Katolonya bölgesinin sesi olan Barcelona ile "Maksadımız İngilizler gibi toplu bir halde oynamak, bir renge ve bir isme malik olmak ve Türk olmayan takımları yenmek" şiarı ile Ali Sami Yen'in bir edebiyat dersinde temellerini attığı Galatasaray. Karşılaşma alışılageldiği üzere "salı ya da çarşamba" gecesi değil de takımların son yıllardaki "sancılı" ve "yeniden kurulma" çabalarından dolayı UEFA Avrupa Ligi günü olan perşembe oynandı. Lakin, maçı yayınlayan yüzü aşkın televizyon kanalı karşılaşmanın önemini gösteriyordu...


Kulübün geleceğini kurtarmak adına "kariyerini ortaya" koyan Fatih Terim önceliğinde oluşan "yeni" takım ulusal ligde "organize kötülüğün" etkisiyle puanları kaybederken, Şampiyonlar Ligi ayarında rakiplerin olduğu Avrupa Ligini de deplasmanda gol yemeden, yenilgisiz lider tamamlamıştı ve kurada kimsenin istemediği Barcelona ile eşlemişti. Rakip hocaların önünde eğildiği Fatih Terim yoktu artık "evlatların" başında ama rakibin bağrından bir hoca ve yardımcıları ile çıkıyordu Nou Camp'a...

Bahis siteleri neredeyse Barcelona galibiyeti oranlarını bahislerden çıkarıp, beraberliği ise çift haneli rakamlarla yansıtırken, "Galatasaray varsa umut vardır"ın peşinden koşan Galatasaray taraftarı "We are the best" sloganı ile Barcelona sokaklarını inletiyordu. 100 bin kapasiteli stadın gökyüzüne en yakın tarafına yerleştirilen deplasman taraftarları, şanlarına yaraşır şekilde maçın ilk düdüğüyle beraber başladıkları tezahüratları maç boyu sürdürmüştü...

"Galatasaray'ın puan durumundaki yerine bakıp, aldanmayın, onlar çok güçlü bir ekip" diyen Barcelona teknik direktörü Xavi'nin dediği ile sahaya çıkardığı kadro çelişiyordu, zira Pique, Busquets, Dembele, Abumeyang gibi topçular kenarda oturuyordu. Galatasaray'da ise sosyal medyanın Fatih Terim'in çöpleri (!?) ilan ettiği, Galatasaray formasını yakıştıramadıkları Berkan ve Taylan, küfürlerden sosyal medya hesabını kapatan Nelsson, müzmin sakat(!?) Boey, tic-tocçu Babel, emekli(!?) Feghouli oynuyordu.


Ev sahibinin baskı yapacağı, savunmadan paslasarak çıkmayı engelleyeceğini düşünen teknik ekip, Fatih Terim'in de sıkça yaptığı gibi kalecinin Babel'e atacağı uzun toplarla oyun başlatmayı ikinci alternatif olarak düşünmüştü, bir çok defa bunu da yaptılar. Hollanda'lı tecrübesi ve fizik gücüyle çoğu hava topunu aldı da, Mohammed Mostafa ile aynı frekansta değildi bir çok defa. Takımın oyun aklı Feghouli'nin de sinyaller karışınca, 8 ve 9. dakikalarda Mostafa'yı kaleciyle karşı karşıya buluşturamadı.


Ev sahibinde ise "kas yığını" bir dev vardı: Adama Traore. "Bu kadar iri adam, bu kadar hızlı olamaz" diye aklında geçirmiş olmalı ki van Aanholt, rakibini biraz hafife alınca, hayatının en berbat anlarını yaşıyordu ilk dakikalarda. Sonrasında ise tecrübesini konuşturup, rakibinin taç çizgisi cıvarında topla buluşmasına müsaade edip, "tekte dalmayıp", kontrollü bir şekilde önünde durunca, aklın fiziki gücü yenebileceğini gösteriyordu Hollandalı sol bek. Traore ise o kadar güçlüydü ki, 80. dakikada yedek kulübelerinin karşı taç çizgisinden oyunu terk ettikten sonra bütün sahayı koşarak hocasının yanına gelmişti.


Kiralık giden topçunun, "tapusunun olduğu" takıma karşı oynadığı maçta yapacağı hata "komplosever" taraftarın bayıldığı andır, zira bunun üzerine atacağı tweetler ile müthiş etkileşim kasabilir. Ama İnaki Pena gibi geldiği takımı değil de "ekmeğini yediği" yeri düşünen topçular onlara pek malzeme vermez. 13 yaşından beri formasını terlettiği Barcelona karşısında 40 yıllık Galatasaraylı gibi bir maç çıkaran genç file bekçisi, 26. dakikada Depay'ın serbest vuruşunda bir kedi çevikliğinde kalesini kapatırken, yine Hollandalı oyuncunun plase vuruşunu uzanarak kornere çelip Xavi'ye seneye bu takımın kalesine adayım mesajı yolluyordu. İkinci devre Busquets'in iki adımdan kafasını da kornere atan Pena'ya futbol tanrılarının hediyesi bitime çeyrek kala de Jong'un topu direğe nişanlamasıydı. 

Traore'nin arkadaşını zorladığını gören Kerem, savunmaya desteğe gelip, esas işini unutunca, Torrent'in de hatırlatmasıyla biraz daha kanada çekilip, topla buluşup, o çok sevdiği dikine "slalomları" hatırlayınca, yıllarca bu stadyumda Messi'yi seyretmiş Katalanlara Arjantinliyi hatırlatıverdi 35 dakikada. Bir sağ, bir sola önüne gelenleri peşinde bırakan Kerem'in kariyer golünü atmasına Eric Garcia'nın son anda uzattığı ayak engel oluyordu. Kerem o dakika fileleri havalandırmadı lakin maç boyu ev sahibi bekleri de hep tedirgin etti.


Saatin ilerlemesiyle pabucun pahalı olduğunu anlayan Xavi, İstanbul cehennemine avantajlı gitmek için elde avuçta hangi silahı varsa sahaya sürdü ama Galatasaray'ın genleri çoktan devreye girmişti: "Avrupalılar gibi oynamak, Avrupalıları yenmek"... Marcao ve Nelsson ikilisi bonservislerine bolca sıfır eklerken, Berkan ve Taylan da onların önünde yaptıkları mücadele ile "Biz eleştirdiğiniz kadar kötü topçu değiliz" mesajı yolluyordu televizyon başındaki Galatasaraylılara. Mostafa'nın yerine Gomis'in girmesi de ev sahibi beklerin rahatını bozmuş, tecrübeli golcü attığı golle o koca stadı susturmuştu da VAR kontrolü Katalanlara çölde bir bardak su gibi yardıma yetişmişti...


Ve maçın dördüncü hakeminin göstermiş olduğu +4 dakika uzatmayla birlikte Nef Arena'da yaşanılacakların bir fragmanını sahneye koyuyordu Galatasaray taraftarı bulunduğu tribünlerden. Gök gürültüsü gibi gelen tezahurat, maçı anlatan Ertem Şener'i de coşturmuş, tecrübeli spiker şiirler okumaya başlamıştı hakemin son düdüğünü beklerken...

İki köklü kulübün karşılaşmasında ilk ayak gol sesi duyulmadan biterken, şimdi dünyaca meşhur taraftarını arkasını alarak sahaya çıkacak Galatasaray'da olacak gözler. Geçmişinden alacakları güçle, bugüne gelene kadar yaptıklarını hatırlayıp, hocalarının vereceği talimatları eksiksiz uygularsa sarı-kırmızılı futbolcular, koca bir sezon kendilerini en acımasız şekilde eleştirenlerin yüzlerini kızartabilirler... Umarım da bunu yaparlar... Hem kendileri için, hem de kendilerine inanan eski hocaları Fatih Terim için...



3 Ekim 2020 Cumartesi

Glasgow Rangers:2-1:Galatasaray



Oysa herkes öldürür sevdiğini

Kulak verin bu dediklerime

Kimi bir bakışıyla yapar bunu,

Kimi dalkavukça sözlerle,

Korkaklar öpücük ile öldürür,

Yürekliler kılıç darbeleriyle!


Oscar Wilde günümüzde hayatta olsaydı, 52. dakikada Ianis Hagi'nin asisti sonrası "kimisi de soğukkanlı bir tek pasla öldürür sevdiğini" mısrasını eklerdi o pek bilindik şiirine. Haksız da sayılmazdı Dublin'li şair, zira İstanbul'da dünyaya gözlerini açmış, futbol topuyla Florya'da tanışmış ve sırtına geçirdiği ilk forma da sarı-kırmızılı parcalı olan Gica Hagi'nin oğlu Ianis kafa kafaya giden maçta kilidi ev sahibi adına açacak pası takımdaşı Arfield'e oldukça "cool" bir şekilde atıyordu... Beklenmedik bir anda gelen golün şaşkınlığı mı dersiniz, şoku mu ya da moral bozukluğu mu, her neyse adı, bir kaç dakika sonra Linnes ile Fatih Öztürk'ün aralarındaki topa bakışmasının da nedeniydi ve Rangers birden 2-0 öne geçiverdi... 


Oysa hiç de fena bir başlangıç yapmamıştı Galatasaray deplasmandaki oyuna. Her ne kadar ev sahibi ilk dakikalarda kanatlardan ve kornerlerden gol için gelse de Fatih'in koruduğu kaleye, Galatasaray 18. dakikada Babel'in ortasında Feghouli ile değerlendiremediği pozisyondan sonra oyunun hakimiyetini eline aldı ve rakibi kendi yarı sahasında kalmaya zorladı. Bu dakikalarda Steven Gerrard'ın takımı Kent ve Morelos'u Marcao ve Luyindama'nın arkasına kaçırmaya çalışsa da, Galatasaray'ın stoperleri oldukça konsantre ve güçlüydü, ne rakiplerinin yanlarından geçmesine izin verdi ne de omuz omuza mücadelede kaybeden taraf oldu. İşin hücüm tarafında ise Omar ve Feghouli'nin kanadından ziyade ters ayaklı Linnes ve Babel'in bölgesinden ataklarını yoğunlaştırdı sarı-kırmızılılar. Bu ataklardan birinde Martin Linnes şut-orta karışımı bir vuruş yaptı ve havada süzülen topa yine kendisi koşarken Ianis Hagi'nin "omuz-kol" karışımı müdahalesi ile ceza sahası çizgisi kenarında yerde kaldı ama maçın hakemi hiç oralı değildi. İkinci devre Belhanda'nın ceza sahasına girerken düşürülmesine de seyirci kaldı ama üç dakika sonra Ömer'in aynı şekilde düşürülmesine tereddütsüz faul çalabildi. Demek ki penaltı vermemek üzerine bir maç önü hazırlığı yapmış kafasında....


Kafa kafaya oynanan ilk devrenin aksine, ikinci yarının başlarında peşi sıra gelen gollerden sonra, Fatih Terim, maçın en "arzusuz" üçlüsü Babel, Feghouli ve Belhanda'yı çıkarıp yerlerine Etebo, Ömer Bayram ve Diagne'yi alarak bu sezon ilk defa 4-4-2ye geçip, gol için çift forvetle yüklenmek istedi rakip kaleye ama maalesef kanatlardan beklenilen ortaları alamadı Falcao ve Diagne. Özellikle Emre Kılınç ve Taylan'ın çok istekli oldukları ama tecrübesizliğin verdiği heyecan göze battı kendilerini seyrederken. Maç bu skorla bitecek derken, Ömer'in kullandığı bir köşe atışında Marcao farkı bire indirirken, son haftalardaki başarılı performansını bir de golle süslemiş oldu. Sosyal medyanın bonkör diliyle konuşacak olursak "Değerini 30 milyon euroya çıkardı"...

115. yaşına bastığı doğum gününde Ali Sami Bey'in "Türk olmayan takımlarını yenmek" misyonunu gerçekleştiremeyen Galatasaraylı futbolcular, sadece manevi yönden boyunları bükük ayrılmadı Ibrox Park'tan, aynı zamanda ekonomik yönden sıkıntı çeken kulüplerini de 6 milyon euro gibi bir "derin nefes" desteğinden mahrum bıraktılar. Üzüldük tabii, onlar da üzüldü de, iki hafta önce göğe çıkardığımız topçuları şimdi gömecek değiliz. Kafaları kaldırıp, yeni maçlara bakma zamanı, zira lig uzun, yarış çetin ve bir sene ara verdiğimiz şampiyonluk serisini tekrar başlatmak gerek. O halde tüm konsantrasyon pazar günkü Kasımpaşa maçı...

Ibrox Park demişken, İskoçluların kale arkasına kendi taraftar gruplarının pankartlarını asmaları oldukça şahane bir görüntü oluşturmuş. İngilizlerde gelenektir, özellikle milli maçlarda ülke bayrağının üzerine grup adı yazıp, telleri salkım saçak doldurmak, Rangerslılar da stadlarını gelin gibi süslemişler. Beğendim...


Stat: Ibrox Park

Hakemler: Andris Treimanis, Haralds Gudermanis, Aleksejs Spasjonnikovs

Rangers: Allan McGregor, Filip Helander, James Tavernier, Connor Goldson, Borna Barisic, Ryan Kent, Ianis Hagi (Ryan Jack dk. 78), Scott Arfield, Glen Kamara, Steven Davis, Alfredo Morelos (Cedric Itten dk. 87)

Yedekler: Jon McLaughlin, Leon Balogun, Calvin Bassey, Jordan Jones, Jermain Defoe

Teknik Direktör: Steven Gerrard

Galatasaray: Fatih Öztürk, Martin Linnes, Omar Elabdellaoui, Marcao, Christian Luyindama, Emre Kılınç, Ryan Babel (Ömer Bayram dk. 65), Sofiane Feghouli (Mbaye Diagne dk. 73), Taylan Antalyalı, Younes Belhanda (Oghenekaro Etebo dk. 66), Radamel Falcao

Yedekler: Okan Koçuk, Emre Taşdemir, Jesse Sekidika, Ryan Donk

Teknik Direktör: Fatih Terim

Goller: Scott Arfield (dk. 52), James Tavernier (dk. 59) (Rangers), Marcao (dk. 71) (Galatasaray)

Sarı kartlar: Omar Elabdellaoui, Belhanda (Galatasaray)

26 Eylül 2020 Cumartesi

Galatasaray:2-0:Hajduk Split

 UEFA Avrupa Ligi gruplara kalma yolunda bir engel daha aşıldı ve Galatasaray, Hırvatistan'ın önde gelen takımlarından Hajduk Split'i Ali Sami Yen'de 2-0 ile geçerek, İskoçların Glasgow Rangers takımına rakip oldu. Rangers'la oynanacak maçının önemi sadece gruplar öncesi son karşılaşma olmaması, bir de efsane Hagi'nin oğlu Ianis Hagi'nin de Galatasaray'a rakip olacak olmasından geliyor. Lafı uzatıp, bir hafta sonraki perşembeye geçmeden, biz dün geceden bahsedelim...

Sene başında Federasyonun küme düşmeyi kaldırmasıyla iyice uzayan lig yarışı herkesin dilindeyken, bir de buna Avrupa Kupaları maçları eklendiğinde mayıs ayında şampiyonluk kutlaması yapmak isteyen kulübün birbirine denk güçte 20den fazla oyuncusu olmalıdır. Lafın özü, as oyuncuların kadar onların yedekleri de hazır olmalıdır. İşte bu mantıkla Fatih Terim, ligde başka bir kadro ile Avrupa Kupalarında başka oyuncularla başlıyor maçlara, Taylan hariç tabii. Fatih Terim'in deyimiyle de " O da bugüne kadar oynamadığı maçlara saysın bunu"...

Hajduk Split karşısına da Neftçi maçına benzer bir oyuncu kadrosunu sürmüştü Fatih Terim sahaya da "kiralanacağı" söylenilen Emre Taşdemir bir çok taraftar için sürpriz olmuştu. Sarrachi, Başakşehir maçında sakatlanmış ve sol bek pozisyonunda alternatif Linnes düşünülürken, orjinal bek ile maça çıkmak daha yatmıştı hocanın kafasına. Fatih Terim'in huyudur, sevdiği ve yeteneğine inandığı oyuncuya sonuna kadar sahip çıkmak, Emre de bu oyunculardan bir tanesi, Belhanda da... Faslı on numaraya geleceğiz ileriki satırlarda... Emre kadar Etebo'nun da ilk onbir oynaması sürprizdi zira takıma katılalı çok uzun süre olmamış, bir tek Başakşehir maçında 20 dakika görev yapmıştı... Dedik ya bu uzun yolda herkese ihtiyaç var, herkes de hazır olmalıydı...



Birbirleriyle yan yana pek fazla oynamamış ve özellikle de takımı yönetecek "yaratıcı" bir oyuncunun sahadaki yokluğunu hisseden Galatasaray ilk devre, kendisinden beklenilen baskılı oyunu sahaya yansıtamadı. Diagne ve Babel'in ön alanda rakip stoperlere baskılarına, Ömer, Etebo ve Feghouli de eşlik edince Hırvatlar çok defa topu taca ya da amaçsızca Galatasaray yarı sahasına şişirmek zorunda kaldı ama sarı-kırmızılılar da televizyon başındaki taraftarını "gol" diye oturduğu yerden kaldıracak pozisyonlara giremediler. Ömer'in kazanıp, Babel'i ceza sahasına soktuğu ara pas ve Linnes'in Diagne'ye yaptığı kafa ortası dışında ev sahibi adına akılda kalacak pozisyon yokken, deplasmancıların da nadir geldiği anlarda bir kafa vuruşu ve rövaşeta denemesi vardı, o kadar. İlk devre oyunun pozisyonsuz, sıkıcı ve durağan geçmesinin bir nedeni de maçın İngiliz hakeminin en ufak temasta düdüğüne davranmasıydı. Birileri mutlaka hesaplıyordur hakemlerin çaldığı düdükleri, dün gece Craig Pawson bu konuda bir rekora imza atmış olmalı...


İkinci devre, işin ciddiyetinin farkında olan Galatasaray, vidaları biraz daha sıkınca, beklenilen oyunu ve aradığı pozisyonları da çok vakit geçirmeden buluverdi. Önce Linnes'in harika pasında bom boş pozisyonda Diagne topu rakibine nişanladı, sonrasında da Feghouli'nin rakip savunmacıların arkasına attığı harika pasta Babel zor olanı yapıp, topu auta yolladı. Galatasaraylı oyuncular golün sinyallerini veriyordu, gol için de yüklendiği anlarda Hajduk Split hızlı çıkışlarda sürpriz peşindeydi. O anlarda genelde karşılarında duvar gibi Marcao'yu bulurken, 55. dakikada Caktas, Babel'e nazire yaparcasına kale yerine topu auta atıverdi.


Dedik ya Galatasaray golü atacaktı, fileleri havalandırdı Feghouli'nin kornerden gelene ortaya yaptığı volemsi vuruşla ama hakem pasif pozisyondaki Diagne'nin kaleciyi engellediği gerekçesiyle golü iptal etti. Skor son 20 dakikaya kadar değişmeyince Fatih Terim sahaya müdahele etme gereği duydu ve "cebinde sarı kartı" serseri mayın gibi sahada dolaşan Ömer'i çıkarıp Belhanda'yı oyuna aldı. Faslı oyuncu önce saha içinde oyunda ipleri iyice Galatasaray'ın eline almasını sağladı, sonra da Feghouli'nin başlattığı atakta Emre'nin asistiyle tabelayı değiştirdi. Oyun alanını sınırlayan çizgiye kadar inip gözü kapalı kalecinin bulunduğu altı pasa orta yapan kanat ve beklerden tiksinirim, pas atarken kafasını kaldıran zeki topçuyu severim, Emre Taşdemir de "aklını kullanarak" takımını öne geçiren golün asistini verdi. Nazar değmesin, Belhanda da tam arap atı misali son düzlükte, sözleşmesinin son senesinde açıldı...


Hafta boyunca Roma'nın transfer radarında olduğu yazılan ve Galatasaray'dan kopacağı söylenilen Marcao, tribünde scoutlar varmışçasına kariyerinin en iyi maçlarından birini çıkardı. 4 gün evvel Başakşehir karşısında da başarılıydı, Hajduk Split maçında da. Rakibin karşıdan olsun, kanatlardan olsun tüm ataklarında topu çıkaran Galatasaraylı futbolcu olurken, Chedjou'nun bir zamanlar attırdığı gollerin bir benzerini Babel'e ikram etti. Brezilyalı stoper, taç çizgisi cıvarında kontrol ettiği topla, savunmacılığı unutup kanat oyunculuğuna devşrince kendisini memleketine özgü bir çalımla rakibinden sıyrılıp, maçın Galatasaray adına en silik oyuncularından Babel'in adını golcüler arasına yazdırıverdi.

İki farklı geriye düşen Hajduk Split teknik direktörü elinde skor yapmaya müsait oyuncuları sahaya sürdü ama arzuladığı sonucu alamayınca maçtan boynu bükük ayrıldı. Bu arada değinmeden geçmeyelim, Fatih Öztürk yine uzatmada oldukça tehlikeli bir kafa vuruşunu çelmeyi başardı. Muslera'dan maç sonu bir tebrik mesajı almış olmalı...

Marcao ve Belhanda dedik ama dün gece Ali Sami Yen çimlerinde onlar kadar başarılı bir oyuncu daha vardı: Etebo. Nijeryalı oyuncu karşılaşmanın ilk yarısı Galatasaray adına en fazla mücadele eden ve skora isyan eden futbolcu gözükürken, ikinci devre daha da ön plana çıkıp, Belhanda girene kadar insiyatif alıp, takımı da yönlendirdi. Seri'yi ve Lemina'yı sevdik, mücadele ve arzularını alkışladık ve Etebo giderken de onlar gibi üzüleceğiz zira Nijeryalı bu sene takıma çok katkı sağlayacak. İkili mücadeleden çekinmeyen, kolayca yere düşmeyen, aksine ayakta kalabilen ve topu bırakmayan ve "box to box" oyunun iki yönünü de oynayabilen bir oyuncu Etebo. İlk devre bir serbest vuruş esnasında onun uzaktan şutu üzerine organziasyon denerken Galatasaray, ikinci devre de ceza sahası dışından bir denemede bulundu. Mücadeleci ve öz güvenli yapısı, Etebo ile birlikte oynayan Galatasaraylı orta sahaları da rahatlatacaktır ve onların kabiliyetleri de üst düzeye çıkacaktır. Transfer meraklısı biri değilimdir ama Etebo'nun dün geceki oyunu ciddi şekilde beni heyecanlandırdı. Umarım yanıltmaz beni Nijeryalı oyuncu...



Stat: Türk Telekom

Hakemler: Craig Pawson, Lee Betts, Ian Hussin (İngiltere)

Galatasaray: Fatih Öztürk, Linnes, Donk, Marcao, Emre Taşdemir (Dk. 80 Elabdellaoui), Taylan Antalyalı, Feghouli (Dk. 89 Emre Kılınç), Etebo, Ömer Bayram (Dk. 71 Belhanda), Babel, Diagne

Hajduk Split: Posavec, Jakolis, Vuskovic, Mujakic, Colina, Jradi (Dk. 84 Atanasov), Caktas, Juric (Dk. 74 Nejasmic), Jairo, Gyurcso (Dk. 84 Krekovic), Diamantakos

Goller: Dk. 77 Belhanda, Dk. 86 Babel (Galatasaray)

Sarı kartlar: Dk. 25 Mujakic, Dk. 70 Diamantakos (Hajduk Split), Dk. 37 Ömer Bayram (Galatasaray)

26 Ekim 2012 Cuma

Panathinaikos.1 Lazio.1

  • Tatil icin Atina`ya gelmisken aslinda amacimiz bir Olympiakos maci gormekti ama hem ligde hem de Sampiyonlar Liginde bu hafta deplasmanda oynadiklari icin kaderimiz yoncalari izlemek oldu.
  • Panathinaikos`un asil stadi Apostolos Nikolaidis Stadyum`u artik gerekli sartlari saglayamayacak derecede eski oldugu icin maclarini sehrin disindaki Olimpiyat Stadi`nda oynuyor. Eski stadin yikilip yeni bir yere yeni bir stat yapilmasi planlaniyor. Esekten dusenin halini esekten dusen anlar misali, onlarin halini sanirim en iyi biz anlariz. Aramizdaki tek fark bizim stat yikilip yerine plazalar dikilecek, onlarinki ise park olacak. Hic ticari zekalari yok...
  • Hal boyleyken bir de Panathinaikos'un bu sene rezilleri oynamasi eklenince 60.000 kisilik stada 20.000 kisi gelmez olmus. Hakkaten puan durumuna bakinca da icler acisi bir durum var, ezeli rakip Olympiakos 7de 7 ile zirvedeyken, bizimkiler 8 puanla 10.sirada. UEFA Kupasinda ise 2 macta alinan 1 puanla ha elendi ha elenecek.
  • Stadin hemen yakininda metro duragi var, ana yollardan ulasim da cok rahat. Dolayisiyla bizim gibi ilaveten gelis gidis eziyeti cekmiyorlar. Bilet alirken Italyan olup olmadigimizi anlamak icin milliyetimizi sordular, Turk deyince nedense biraz dusunduler sonra Lazio gercekten desteklemedigimize ikna oldular ki kendi taraflarindan bilet kestiler.
  • Taraftarlarin buyuk kismi motosiklet ile stada geliyor. Trafik olarak sagladigi katkidan baska ne tur bir avantaj sagladigini macin devre arasinda farkedecegiz.
  • Iceri girerken ciddi bir arama yok. Yunanlar da mevzu konusunda bizden asagi kalmaz aslinda, arama olmamasi garip geldi. Iceri girdigimizde bekledigimiz tablo ile karsilastik, stadin yarisi bile dolmamisti.
  • Kale arkasi tribunu butun tezahuratin kaynagi, zaten tam olarak kalabalik o kisimda var. Takimlarin sahaya cikmasiyla birlikte mesaleleri yaktilar. Hoparlorlerden fuzuli sekilde Yunanca uyarilar yapiladursun, sonmeye yakin mesaleleri sahaya atmaya calistilar ama tribunlerin uzakligindan sahaya ulasmadi.
  • Lazio'nun basinda Young Boys'dan ve Samsunspor'dan tanidik bir isim var: Vladimir Petkovic.
  • Lazio tarafi azinsanmayacak sekilde tribunde sesini duyurdu. Gerci kendilerine ayrilan yerde pankartti, bayrakti hicbir sey goremedik ama eskiden kalan bazi meseleleri olsa gerek bolca Yunan tarafiyla atisti. Yunanlar da kulagimiza asina gelen "Lazio, Lazio Vaffanculo" ile karsilik veriyordu.


  • Mesalalerin, ses bombalarinin girla gittigi bu tribunlerin onunde dikenli telin olmamasi ilk bakista beni sasirtti. Biraz daha yaklasinca olay anlasildi, tribunun onune hem hendek acilmis hem de hendegin icine dikenli tel cekilmis.
  • Mac basladi, Lazio klasik defansif duzenini oturttu, Panathinaikos'un ise zaten top oynayasi yok. Hicbir pozisyonun olmadigi macta ilk gol de pozisyonun olmadigi bir durumdan geldi. Panathinaiskos kalecisi yapilan ortada topu ceza sahasinda yakalayamayinca ayakla sag bekine vermek zorunda kaldi, sag bek Seitaridis de topu stoperine atmak isterken kalecinin bosalttigi kaleye yuvarladi.

  • Staddaki guvenlik gorevlileri de bizimkileri aratmayacak cinsten, cekirdek citleyeni, mac izleyeni hatta tesbih cekeni bile vardi. Mevzular cikinca hicbirini ortada goremedik.
  • Esneye esneye ilk yariyi bitirdik. Devre arasinin 5.dakikalarinda bizim tribunun kapisinin onunde patlayan ses bombalari ile irkildik. Ardindan mesale ve tas bombardimani basladi. Ilk once Lazio taraftariyla Yunanlarin kapistigini dusundum ama kapidan kafami uzatabildigim kisa aralikta polisle Panathinaikos taraftarinin mevzuya girdigini gordum. Agizlarina bagladiklari atkilarla ve kafalarina taktiklari motosiklet kasklari ile polisin mudahalesinden etkilenmeyen (ki burada neden maca motosikletle geldiklerini anlamis olduk) grup, polisi tas ve mesale yagmuruna tuttu. Olayin nedenini tam olarak cozemedim ama polis goz yasatici bomba ile olayi yatistirabilginde macin 60.dakikasi olmustu. Biz de arada taslardan ve goz yasartici bombadan nasibimizi aldik. Olayin sonunda herhangi bir gozalti olmamasi da isin bir baska garip tarafiydi.
  • Bir sekilde maca dondugumuzde Panathinaikos'un baski kuramaya calismasina ragmen elindeki kadro kalitesinin yetersiz olmasindan dolayi ataklarin hep ciliz kaldigini gozlemledim. 6 numara Vitolo bir seyler yapmaya calisiyor ama forvet ve ortasaha etkisiz kaliyordu.
  • Buna karsin kale arkasindaki bayraklar 90 dakika boyunca bir an bile dusmeden sallanirken tezahuratlar devam etti. Bircok tezahuratin melodisi Yunan yemeklerinde, muziginde vs. oldugu gibi bizimkilerle benzerlik gosteriyor.

  • Gol, son dakikada karambol bir pozisyondan geldi. Diger tribunler ilk kez golden sonra tezahurata eslik edip takimi ateslemek istese de hem zaman kalmadi hem de yunan oyuncular bu skora coktan raziydi.



23 Haziran 2009 Salı

Avrupa Ligi 1. ve 2. Tur Kuraları


Avrupa Ligi 1. Tur
2 Temmuz-9 Temmuz


Avrupa Ligi 2.Tur
16 Temmuz-23 Temmuz

Büyük versiyonları için resimlere tıklayınız...

İlk Rakip: FC Tobol Kostanay


Bugün çekilen Avrupa ligi eleme turu kuralarında seribaşı olan Galatasaray'a "kolay lokma" çıkacağı bekleniyordu ve öyle de oldu, benim bugüne kadar adını hiç duymadığım bir takım olan Kazakistan'ın FC Tobol takımı Rijkaard'ın ilk sarı kırmızılı takımla ilk Avrupa deneyiminde rakip olma şerefine erişti. Kazakların SSCB'den ayrılıp bağımsızlıklarını kazanmaları sonrası kendi liglerini oluşturduktan sonra bu ligte mücadele eden 1967 doğumlu Tobol, bugüne kadar hiç şampiyonluk sevinci yaşamamış ama son yıllarda gösterdiği çıkışla ikincilik ve üçüncülüklere abone olmuş durumda... Kurulduğu zamandan bugüne pek çok kez de isim değiştirmiş olan sarı-yeşilliler, maçlarını 8 bin taraftara ev sahipliği yapma kapasiteli Kostanay Merkez Stadında oynamaktadır.

Kadrosuna baktığımızda 1 Bulgar, 1 Rus, 1 Özbek ve 1 Türkmen oyuncu dışında hepsi Kazak topçulardan oluşan takımın en yaşlı oyuncusu 37 yaşındaki Bulgar defans oyuncusu Stanimir Dimitrov... Galatasaray'a karşı tek avantajı olan "devam eden bir ligte yer almak" olan Tobol, Kazakistan süper Liginde 5 galibiyet, 5 beraberlik ve 2 mağlubiyetle dördüncü sırada bulunurken, son maçını da İrtuş deplasmanında Serdyukov ve Şumaskaliev'in golleriyle 2-1 kazandı...

Blog Widget by LinkWithin