Dünya Kupası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dünya Kupası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Temmuz 2026 Salı

FIFA Arjantin'i Mi Destekliyor?


2026 Dünya Kupası saha içinden çok saha dışı olaylarla anılacak bir turnuva olarak tarihin sayfalarında yer edindi. ABD'nin Miami'de 11 saat sorguladıktan sonra Somalili hakem Omar Artan'a vize vermemesi; İran ulusal takımından 15 kişiye vize verilmemesi nedeniyle İranlılar Meksika'da kamp yapıp maçlar için günübirlik Amerika'ya girip çıkması; Irak'lı oyuncu Hussein Chicago Havalimanında 7 saat sorgulanması ve takımın fotoğrafçısının ülkeye alınmaması; Senegal ve Özbekistan kafilelerinin polis köpekleriyle aranması ilk akla gelen "tuhaflıklardı"... Bu gariplikler içinde turnuva başlarken, birdenbire "FIFA Arjantin'i destekliyor" diye bir söylenti ortaya atıldı ve sosyal medyanın da "üflemesiyle" bu alev ateşe döndü, yaktı kül etti ortalığı. Nedeni, nasılı bilinmez de sadece dört sene evvel herkesin Messici olduğu bir zaman diliminden Messi "haterlığına" bir geçiş yaşandı. Başarılı olan sevilmez diye psikolojik bir yargı vardır, Messi'nin turnuvaya olağanüstü bir giriş yapıp önce Cezayir maçında hattrick yapması, ardından Avusturya karşısında penaltı kaçırmasına rağmen iki gol atması ve grubun son maçında Ürdün'ü de boş geçmemesi sonrası Arjantinlilerin ki buna takım arkadaşları da dahil bağlılıkları kat be kat artarken sosyal medyada "Messi antpatisi" daha da pompalandı. Neymiş, Cezayir maçında pozisyon gereği rakibinin arkasından koşarken bileğine bastığı için kırmızı kart görmeliymiş de görmemiş... Saha içinde hakemin hatasını "FIFA Arjantin'i kolluyor" a götürmek müthiş derece komplo teorisi değil mi? Folarin Bolagun'un Bosna Hersek maçında kırmızı kart görmesi sonrası ceza almayıp Belçika karşısında sahaya çıkmasına ne demeli? FIFA Amerika'yı mı kolluyor? Ya da yeni kural gereği ağzını kapatıp konuştuğu için Paraguaylı Almiron ve Ekvatorlu Hincapie kırmızı kart görürken, final maçında Cucurella'nın "görmemekten gelinmesi" sonrası "FIFA İspanya'yı şampiyon mu yaptı" diyelim?

Komplo teorileri sosyal medyada "fena satar" etkileşim aldırmanın en iyi yoludur da zaten gittikçe dibe çöken futbolun da yok edilmesi için bir başka etkendir maalesef. Messi üzerinden gidersek, Lionel 39 yaşında olmasına rağmen takımının Yeşil Burun Adaları ve Mısır karşısında zorlanmasına rağmen attığı goller ve sergilediği liderlik ile turnuvada ilerlemesine katkı sunarken sonraki İsviçre ve tarihi İngiltere maçında gol sevinci yaşamamasına rağmen yaptığı asistlerle de galibiyette pay sahibiydi. Günün sonunda 39 yaşında takımına liderlik yapan, 8 gol atmış, 4 asist yapan bir Messi turnuvanın altın topunu alamıyor ama 0 gol 0 asist ile oynayan Rodri turnuvanın en iyi oyuncusu seçiliyor. Altın Top kazanma kriterleri nelerdir:

-Bireysel Performans

-Maçlara Etki

-İstikrar

-Oyun Üzerindeki Etkisi

-Takımın Başarısı

Bunların hangisinde Messi, Rodri'nin gerisinde? İspanya şampiyon oldu, Messi takımını şampiyon yapamadı diyebilirsiniz de Rusya'daki Dünya Kupasında Fransa sevinirken takımını finale taşıyan Luka Modriç turnuvanın en iyi topçusu olmamış mıydı? Ya da geçmişin tozlu raflarını aralarsak 74te Cruyff, 90'da Schillachi, 98'de "gerçek" Ronaldo, 2002 de Oliver Kahn, 2006 Zidane, 2010 Forlan, 2014 Messi şampiyon olmadıkları halde Altın Top aldılar. Hatta o sene Messi finali Almanya'ya kaybedip, sadece 4 gol atıp 1 asist yaptığı için bu ödülü aldı. Demek ki o yıllarda "Messi düşmanlığı" yoktu, ya da sosyal medya bu kadar etkili değildi...

İleri uçtan bir diğer uca geçersek, kaleci Emiliano Martinez sadece final maçında 11 kurtarış yapıp, toplamda 20 kurtarış yaparken kalesine top gelmeyen Simon ise turnuva boyunca 10 kurtarış yaptığı halde kupanın altın eldiveni seçildi. Sadece 1 gol yemiş olmak ve 7 maçta kalesini gole kapamayı kimse göz ardı edemez de buradaki kriteri de tartışmaya açmak lazım değil mi? Kaleciyi iyi yapan kurtarış yapmak mı yoksa gol yememek mi? Zira gol yememek savunma ile birlikte yapılan bir eylemdir...

Neyse, konumuz FIFA'nın Arjantin'i destekliyor teorisi olunca, maçın hakemi Slavko Vinçiç'in seçilmesi de zaten başlı başına bu komployu çürütüyor zira Avrıpalı bir ülke ile Güney Amerikali bir ülkenin finalini sanki başka kıta kalmamış gibi Avrupalı bir hakemin yönetmesi yetmezmiş gibi, Sloven hakemin daha önce yönettiği bir Arjantin maçında da tangocular Suudi Arabistan'a kaybetmişti. Tam ters taraftan bakarsak da Vincic daha önce İspanya'nın 2024 Avrupa Şampiyonasında Fransa'ya karşı 2-1 kazandığı  yarı final maçını yönetmiş...

İstanbul'daki Galatasaray-Fenerbahçe maçından da bildiğimiz Vinçiç zorlu ve stresli maçlarda sık sık düdük çalıp, oyunu elinde tutmayı sever, finalde de öyle yaptı, bir yandan da o da "FIFA Arjantin'i Destekliyor" algısını bilinçaltına atmış olacak ki, tarafsız olmak adına çok uğraştı ve Cucurella'ya verilmeyen kırmızı kart, Enzo'ya verilen ilk sarı kart gibi bariz örneklerde görüldüğü gibi maçın kaderine de etki etti bir nebze. Bunları yazarken de İspanya'nın final galibiyetine gölge düşürmek istemem, güçleri ve oyun anlayışları Arjantin'den çok daha üstün olduğu için finali "analarının ak sütü" gibi hak ederek kazandılar...

Son söz, FIFA Arjantin'i destekleseydi şimdi Madrid'de değil Buenos Aires'te üstü açık otobüsle Messi ve arkadaşları kutlama yapıyor olurdu, Messi hak ettiği halde alamadığı Altın Top ile poz veriyor, Emiliano Martinez de Altın Eldiveni bir kez daha göbek bölgesi cıvarında tutup poz veriyordu...

 

20 Temmuz 2026 Pazartesi

İspanya:1-0:Arjantin


"İspanya daha iyiydi, gerçek bu."

Maç sonu göz yaşları içindeki Arjantin teknik direktörü Scaloni'nin cümlesi aslında Dünya Kupası final maçının özetiydi. Sadece tek gol yiyerek finale kadar gelen bir takım doğal olarak da maçın favorisiydi de gönlümüz futbol efsanesi Lionel Messi'nin bir kupa daha kazanarak emeklilik kariyerine adım atmasından yanaydı... 

Olmadı... Cruyff'un Total Futbolun tohumlarını atarak başlattığı ve sonrasında Pep ile zirveye çıkan Barcelona'nın "tiki-taka"sını genlerine işleten İspanya uzun yıllar dünya futbolunun zirvesinden uzak kalmasına rağmen son yıllarda "yenilmez" bir takım olunca, 2024 Avrupa Şampiyonluğu sonrası 2026'da Dünya Şampiyonu oldu.



Dedik ya kalbimizde Arjantin, üstümüzde mavi-beyazlı forma ama aklımızda da İspanya vardı maç öncesi. Oyun da hiç sürprize yer vermedi, "Boğalar" topa hakim oldu, istediği gibi meşin yuvarlağı dolaştırdı, Tangocular da sadece oradan oraya koşup, savunma yaptılar. Hepsinin gözü Messi'nin üstündeydi, bir "sihir yapar" mı beklentisi vardı ama onu da çok iyi "hapsetti" kırmızı formalılar ki ilk devre bir ya da iki kez topla buluştu, buluşmadı.


İspanyolların oyununa saha içinde karşılık veremeyince Arjantinliler, biraz da "tatlı sert" yaptılar, korkutmak istediler rakiplerini de sahada Avrupalı hakem vardı, İngiltere-Arjantin maçını yöneten Amerikalı İsmail ElFahd gibi sertliklere müsaade etmedi, "zırt pırt" düdük çalınca Güney Amerikalıların B planı da işe yaramadı. Türkiye'de de Galatasaray-Fenerbahçe derbisini de yönetmiş ve "beraberlik" için elinden geleni yapmış olan Sloven hakem Slavko Vinçiç yine "suya sabuna dokunmadan" maç yönetti. Lakin, kritik anlarda kritik hatalarla da maça damga vurdu. Özellikle Enzo'nun ilk sarı kartında Arjantinli oyuncunun düşürülmesine faul çalmayıp itiraza sarı kart göstermesi Tangocuların eksik kalmasının başlangıcıydı...


Messi'nin bebekliğinde kutsadığı Yamal'ın etkisiz olduğu maçta, İspanya adına Rodri en göze çarpan oyuncu olurken, karşı tarafta ise İspanyanın onbir isabetli şutunda kalesini gole kapayan Emiliano Martinez kupayı alsalardı maçın adamı olacaktı hiç şüphesiz. 

Uzatma dakikalarına girerken Enzo'nun oyundan atılması ile bir kişi eksik kalan Arjantin yarım saati gol yemeden kaderini dört sene evvelki finalde olduğu gibi Martinez'in eldivenlerine teslim etmek isterken, ilk onbeş dakika bunu başardı ama sonrasında Feran Torres'in golüne engel olamadı...

Geriye düşen Arjantin "ya herrü ya merrü" diyerek maç boyu ilk defa İspanya kalesinde baskı kurdu ve o anlarda beraberliğe çok da yaklaştı, özellikle Simeone'nin altı pastan auta yolladığı top var ki, babası Diego oğlunun kulaklarını fena çekecektir ilk görüştüklerinde. Futbolun ilahları da yanında değildi Messi ve arkadaşlarının zira Simeone'nin şutunda top Nico Williams'ın elini az farkla teğet geçiyordu, Avrupalı hakemlerin çok sevdiği penaltı kararlarından biri olması an meselesiydi ve Vincic yine maçı berabere bağlacakatı...



Maç sonu ise sahada "samimi" hareketler vardı Arjantin tarafında. Dünya Kupası finali oynamışsın, "öyle ya da böyle kaybetmişsin". bir ulusun hayalleri yıkılmış ve "yapmacıktan" sırıtıp tebrik etmek yerine insanın yaratılışına özgü kaybetmenin hayal kırıklığı, öfkesi, kızgınlığı yorgunlukla yoğrulunca kendilerine laf atan İspanyolları "fena patakladı" Parades ve arkadaşları... "Sahalarda görmek istemediğimiz hareketler" demek kolay da bir maç öncesi "Malvinas Arjantinindir" pankartı açan bir ulusun çocukları için futbol sadece futbol demek o kadar da kolay olmuyor.


Lionel Messi ikinci bir Dünya Kupası ile kramponlarını asmak çok isterdi, olmadı ama hakemin son düdüğü ile öyle bir bakış attı ki, dört sene sonra bu kupayı İspanyolların elinden kendi evlerinde almaya niyet eder gibiydi... Bakalım zaman bize ne gösterecek...

Stat: New Jersey

Hakemler: Slavko Vincic, Tomaz Klancnik, Andraz Kovacic (Slovenya)

İspanya: Unai Simon, Porro, Cubarsi, Laporte (Dk. 99 Garcia), Cucurella, Rodri (Dk. 99 Zubimendi), Fabian Ruiz (Dk. 62 Pedri), Yamal, Olmo (Dk. 75 Merino), Baena (Dk. 75 Williams), Oyarzabal (Dk. 62 Ferran Torres)

Arjantin: Emiliano Martinez, Montiel (Dk. 58 Molina), Romero (Dk. 70 Medina), Lisandro Martinez (Dk. 44 Otamendi), Tagliafico, De Paul (Dk. 70 Simeone), Enzo Fernandez, Mac Allister, Nico Gonzalez (Dk. 46 Paredes), Julian Alvarez (Dk. 102 Senesi), Messi

Gol: Dk. 106 Ferran Torres (İspanya)

Kırmızı kart: Dk. 90+3 Enzo Fernandez (Arjantin)

Sarı kartlar: Dk. 41 Lisandro Martinez, Dk. 52 Parades, Dk. 90+2 Romero, Dk. 111 Mc Allister (Arjantin)


18 Temmuz 2026 Cumartesi

İngiltere:1-2:Arjantin

 


¡Coronados de gloria vivamos

O juremos con gloria morir!

¡O juremos con gloria morir!

¡O juremos con gloria morir!

¡O juremos con gloria morir!

diye gözlerini kapamış, boğazlarında sinirler şişmiş, gırtlakları patlarcasına haykırıyordu mavi siyah forma içindeki Arjantinliler orta sahanın yarım çemberinin içinde. Yalnız da değillerdi, Atalanta Stadının 73 bin kapasitesinin yarıdan fazlasını ele geçirmiş olan vatandaşları da gün boyu sokaklarda coşmuş, bekledikleri anın gelmesiyle hazzın doruğuna ulaşmışlardı... 

"Zaferle taçlandırılmış olarak yaşayalım 

Ya da ölmeye şerefle yemin edelim!" diyen adamlar futbolun sadece futbol olduğunu mu düşünecekti? 82 senesindeki kendi deyimleriyle Malvinas adaları (Falkland) için İngilizlerle verilen savaşı bir kenara mı atacaklardı? Maradona 86'da Azteca stadında Kraliçenin evlatlarına "Siz bizim adamızı çalarsanız, biz de sizin icat ettiğiniz oyunu çalarız" dercesine herkesin bildiği o meşhur Tanrının Eli golü atmış, ama daha da ötesi bu oyunu en iyi Arjantinliler oynarı tasdik eden unutulmaz bir gol daha yollarken Shilton'ın kalesine Malvinas şehitlerinin ruhları şad oluyordu. 


40 sene evvel Buenos Aires'in gecekondu mahallesinden çıkan "ufak tefek" Diego'nun liderlik ettiği Arjantinliler İngilizleri "perişan ederken", şimdi de La Selleccion'ın başında başka bir "ufaklık" vardı: Lionel Andres Messi.  Onun hikayesi Diego'dan biraz farklıydı aslında, Rosario'da doğmuş ve Arjantinlilere özgü "pislikleri" öğrenmeden çocuk yaşta memleketinden ayrılmıştı da geri döndüğünde "ukala üst mahalleye" karşı "aşağı mahallenin" tek umudu olmuştu. 78'de Kempes ve 86'da Maradona'nın ellerinde kalkan Dünya Kupası futbolla yatıp kalkan bu memleketin çocuklarına çok uzun yıllar uzak kalmış da 4 sene evvel Messi Arapların pelerini bişti giyip La Albiceleste ( Beyaz ve gök mavisi) için kupayı üçüncü defa kaldırmıştı.

Arap diyarlarından "komşu kıtasına" gelen turnuvayı kazanıp mavi-beyazlı formanın göğsündeki logodaki yıldız sayısını dörde çıkartırken" ezeli düşmanları" Brezilya'ya da yaklaşmak istiyordu Arjantinliler ve bu yolda da zorlukla da olsa da, itiş kakış, dövüş içinde son dakikalarda da olsa yarı finale kadar gelmişlerdi ve rakip İngiltere'ydi. Bir yanda "sömürgeci" İngilizlerin rakip olması, bir yandan da bu kupada tüm yarı finalleri kazanmış bir Arjantin tarihi... Motive olmak için başka bir şeye gerek var mı?




Amerika'ya üniversite okumaya gelip futbolda "conilerin" beceriksizliği karşısında "Siz bu işi yapamıyorsunuz" diyerek hakem olmaya karar veren Fas kökenli İsmail El-Fath'ın düdüğüyle başladı "futbol savaşı". İki takım da çok yetenekli oyunculardan oluşuyordu ama saha içinde futbol  resitali görmek yerine "hata yapma" korkusu içinde "ayakları titreyen" topçular izledik koskoca 45 dakika. O kadar baskı vardı ki topçularda "uzaylı bu adam" denilen Messi bile bir sürü top kaybı yaptı. Hal böyle olunca, kalecileri korkutacak pek de pozisyon göremedik de Güney Amerikalıların sertliği ile Avrupalıları yıldırması dikkatlerden kaçmadı. Hele ki Messi'ye yapılan fauller sonrası tüm takımın onun etrafında toplanıp, kalkan olması maçı seyreden Ronaldo'yu fena halde kıskandırmıştır. Maçın hakeminin de kolay kolay faul düdüğü çalmaması da kıran kıran oyuna tuz biber ekince, Atalanta Stadı az kalsın antik Yunan arenalarına dönüyordu.


İngiltere adına Spence sol kanattan çıkışlarıyla Arjantinlileri tedirgin ederken, Kane orta sahaya kadar gelip takıma çıkışlarda destek oluyordu. Öte yandan rakipte Messi her topu aldığında iki kişiyle marke ediliyor, rahat hareket etmesine olanak tanınmıyordu. Karşılıklı rakip kalelerde baskı da yapıyor takımlar, gol yememeyi öncelerken, 35te James'in serbest atıştan ortası Emiliano Martinez'i zorlarken, iki dakika sonra Enzo Fernandez'in füzesi üst direği yalayarak tribünlere gidiyordu. 


İkinci devre Arjantin adına ilk tehlikeli atakta Alvarez'in ceza sahası köşesindeki şutunu Pickford çıkarıyor, dönen topta bir kez daha şansını deniyor Arjantinli golcü ve top kornere çıkıyordu. Arjantinliler ufak ufak baskı kurmaya yeltenirken, İngilizler de kontra ataklarla pozisyon arıyor ama başarılı olamıyor zira komut verilmişti : top geçsin adam geçmesin. İlk yarı Lisandro Martinez'in, 51.dakika Romero'nun sarı kartları bu sebeptendi. Lakin İngilizlerin savunma arkasına attığı bir başka uzun topta Arjantin savunması hata yaptı, topla buluşan Rogers'ın ortasında Gordon "fox in the box" misali altı pasta aniden belirip, topa herkesin bakışları arasından dokunuverdi. Gol.

"Evlat babaya benzer" boşa dememişler, Diego Simeone'nın oğlu sahanın en hırçınlarından Giuliano ilk devre ayaklarından çok "elleri ve çenesini" konuşturdu da son yarım saate girilirken atılan ara pasta az kalsın takımının beraberlik golüne imza atacaktı lakin Spence öyle bir dokundu ki, İngiliz tribünlerinden o meşhur "ohhh" sesi yankılandı. Öne geçen "Üç Aslan" birden hocaları Tuchel'in taktiği ile savunmaya çekildi ve topu tamamen Messi ve arkadaşlarına verdi. "Otobüüs çekmek" Mourinho'yu bir çok maçta kurtarmıştır da sahada Messi olunca işe yarayacak mıydı? Scaloni 64'te Gonzalez'i, 72'de Montiel, Otamendi ve De Paul'u oyuna sürerken, 81de de Lautaro Martinez ile gol yollarını güçlendirirken, Tuchel savunmayı sağlamlaştırmak için Burn ve OReilly'i sahay yolluyordu. 

İpleri eline alan 39 yaşındaki Messi sağdan soldan ortalarla takım arkadaşlarına gol attırmaya uğraş veriyor ve 68de Nico'nun yakın mesafeden kafasını Pickford parmak uçlarıyla çıkarıyordu. Maçın İngilizler lehine sonuçlanması neticesinde Ada basının Maradona'ya ithafen Pickford'un o kurtarışının üzerine atacağı manşet belliydi: Tanrının Eli.  Sadece Pickford korumuyordu İngiltere'yi, futbolun ilahları da onlardan yanaydı, 5 dakika sonra McAllister'in kafası da direkten dönmüştü, yine top çizgiyi geçmemişti... Olmayacak mıydı yoksa?

İngilizler savunmanın boyunu uzatmışlardı da kafaları hep rakipleri vuruyordu, 75 McAllister, iki dakika sonra arka direkte Nico Gonzalez... 


Dakikalar hızla eriyordu, tribündeki Arjantinliler tırnaklarını kemiriyor, saha içinde herkes bir telaş içindeyken, bir tartışma esnasında Bellingham'ın "Ronaldo senden daha iyi" dediği iddia edilen ve sadece kafasını sallayan Messi skorborda emin gözlerle bakıyordu. Zamanı gelmişti... Martinez'in ceza sahası dışından topunu kornere çelmişti Pickford ama dönüşünde golü kalesinde göreceğini nereden bilecekti? Messi kornerden topu aldı, ikili savunmayı üzerine çekti ve boştaki Enzo Fernandez'e meşin yuvarlağı pasladı, Chelsea'li topçunun füzesi de stadı yıkıyordu. 1:1...


Skorbordda eşitlik vardı da İngilizler çoktan "beyaz havlu atmıştı", ne ileri gidecek halleri vardı, ne de savunma yapacak, ringte iplere tutunan "kroke" halindeki boksör gibiydi ve nakavt eden yumruk 91de McAlşister'in şutunun bir kez daha direkten dönmesi sonrası kapılan topta Messi'nin muz ortasında Lautaro Martinez'in "babası ilk kramponlarını aldığı günden beri beklediği kafa vuruşuyla" geldi. Aşağı mahallenin çocukları yukarı mahalleyi bir kez daha yeniyordu...


Büyük ihtimal turnuva sonrası görevine son verilecek Tuchel'in Rashford ve Toney değişiklikleri bir fayda getirmiyor ve 11 dakika süren uzatma dakikaları biterken İsmail ElFath son düdüğü çalıyor ve bu tarihi maçı hatasız bitirmenin huzuru ile Allah'a şükretmek için secdeye gidiyordu.




2026 Dünya Kupasının en unutulmaz maçını herkes kendi bakış açısına göre değerlendirken, Arjantinliler açtıkları pankartla mesajı veriyordu: Las Malvinas Son Argentinas ( Malvinas Adaları Arjantinindir)

Stat: Atlanta

Hakemler: Ismail Elfath, Corey Parker, Kyle Atkins (ABD)

İngiltere: Pickford, James (Dk. 82 Burn) , Stones (Dk. 90+6 Toney), Guehi, Spence (Dk. 90+6 Rashford), Declan Rice (Dk. 82 OReilly) , Anderson, Rogers, Bellingham, Gordon (Dk. 72 Konsa), Kane

Arjantin: Emiliano Martinez, Molina (Dk. 72 Montiel), Romero, Lisandro Martinez (Dk. 72 Otamendi), Tagliafico (Dk. 81 Lautaro Martinez), Paredes (Dk. 64 Gonzalez), Simeone (Dk. 72 De Paul), Enzo Fernandez, Mac Allister, Julian Alvarez, Messi

Goller: Dk. 55 Gordon (İngiltere), Dk. 85 Enzo Fernandez, Dk. 90+2 Lautaro Martinez (Arjantin)

Sarı kartlar: Dk. 37 Anderson (İngiltere), Dk. 42 Lisandro Martinez, Dk. 51 Romero, Dk. 90+4 De Paul (Arjantin)

3 Mayıs 2020 Pazar

Materazzi'den Zidane İtirafı


2006  Dünya Kupası finalinde Zidane'nın Materazzi'ye attığı kafa kupanın da önüne geçmiş, maçtan sonra aylarca, belki yıllarca bu olay konuşulmuştu. Aradan neredeyse 14 sene geçmiş olmasına rağmen, Materazzi yine geçtiğimiz günlerde canlı yayına bağlandığı bir instagram hesabında o günü şöyle anlatmış. "Zidane'ın kafası mı? Ondan öyle bir şey beklemiyordum. zaten hazırlıklı olsaydım, ikimiz de bu kavgayı soyunma odasına taşımış olurduk. Maç içinde bir temasımız oldu. İlk devre Fransa'nın golünü atmıştı ve Marcello Lippi de benden gol atmamı istedi. İlk çarpışmamızdan sonra ben Zidane'dan özür diledim ama o bana pek kibar davranmadı. Maç içinde buna benzer bir iki yakın temastan sonra bana döndü ve 'Maçtan sonra formamı sana vereceğim' dedi, ben de üzerinde kız kardeşin olsun dedim. Tabii bu söz üzerine kontrolü kaybetti ve bana kafayı çaktı."
Zidane haklı mı? Sonuna kadar...

24 Haziran 2019 Pazartesi

Sonunda Gülmek İçin Önce Göz Yaşı Dökmelisin


"Her şey daha çok istemekte, daha fazla idman yapmakta ve kendine daha iyi bakmaktan ibaret. 90 +30 dakika bu oyunu oynayacak gibi kendini hazırlamaktan ibaret. Sonsuza kadar Marta olmayacak ama bu takımın devam etmesi siz kızların yapacaklarına bağlı. Oyuna daha fazla değer verin. Sonunda gülmek için başlarken göz yaşı dökmek gerekiyor..."
Marta Vieira da Silva
Brezilya Kadın Milli Takımı Kaptanı
Dünya Kupasında Fransa'ya elendikleri maçtan sonra gençlere veda konuşması yaparken

22 Haziran 2019 Cumartesi

Maradona Benim Mezarımı Kazdı


Bundan 33 sene evvel, 22 Haziran'da Meksika'nın yakıcı güneşinin altında oynanan Arjantin-İngiltere maçı sadece Dünya Kupasında finale giden "tartışmalı" bir maç değildi, aynı zamanda üç kişinin hayatını da sonsuza kadar değiştirdi: İngiltere'ye karşı attığı iki golle Maradona, dünyaya sadece yetenekli bir futbol cambazı olmadığını, gerektiğinde de bir "tilki kadar kurnaz" olabileceğini gösterdi. Evet, Diego Armando Maradona'nın Tanrı'ya ithaf ettiği ilk gol bir çoklarına göre yüzyılın skandalı olarak görülürken, önüne gelen İngilizler arasından usta bir kayakçı gibi slalomlarla geçip kaleciyi de arkasından bıraktıktan sonra attığı ikinci gol ise futbol otoritelerine göre "yüzyılın golüydü"...

Mexico City'nin Azteca Stadında bulunan ve kaderleri giydikleri siyah formalar gibi bu maçtan sonra değişin diğer iki kişi de karşılaşmanın orta hakemi Tunus'lu Ali Bin Nasser ile yan hakemi Bulgar Bogdan Dotchev'di...  22 Haziran 1986 tarihine kadar bu ikili birbiriyle iyi ilişkiler içindeyken, o "kara günden" sonra bir daha birbirlerinin yüzlerine bile bakmadılar. İlginçtir, en son birbirlerinin gözlerinin içine baktıkları an da 51. dakikada Maradona'nın "Tanrı'nın Eli" dediği golü attığı vakitti.

Televizyon görüntülerine göre Maradona topu İngiltere kalecisi Shilton'ın üzerinden ağlarla buluşturduğunda Tunus'lu hakem ağır ağır orta noktaya koşarken, Dotchev ise yakıcı güneşin altında buz kesmiş gibi yerinde duruyordu. O anlarda Ali Bin Nasser ile Dotchev'in bakışları tereddüt, şaşkınlık ve en önemlisi umut doluydu... Evet, umut... Bir diğerinin bu tartışmalı pozisyonun sorumluluğunu alması umudu... Her iki hakem de pozisyonun "handball" olduğunu tam görmüş olmasalar da, ikisi de bir şeylerin yanlış gittiğinin farkındaydı, yoksa neden İngiliz oyuncular bu kadar ısrarlı ve öfkeli itirazlar etsinler ki? Ve iki hakemin karar verememeleri aslında onların verdiği ve sorumluluğunu bir ömür sırtlarında taşıdığı karar oluyordu: Gol...

"Ne olduğu bittiği konusunda bana bir fikir vermesi için Dotchev'e baktım ama o Maradona'nın elle oynadığı işaretinde bulunmadı ve FIFA'nın bize maçtan evvel verdiği talimatlar açıktı: Eğer yardımcılarınızdan biri sizden daha iyi pozisyondaysa, onun kararına uymalısınız." diye açıklıyordu yıllarca süren tartışmalı pozisyonu maçın hakemi Bin Nasser.

Bu itiraftan sonra Dotchev de sessiz kalmıyor ve kendine göre şöyle açıklıyordu o anı: "Sıradışı bir şey olduğunu hissetmeme rağmen o yıllarda FIFA yardımcı hakemlerin maçın baş hakemi ile pozisyonları tartışmasına izin vermiyordu. Eğer FIFA böylesi önemli bir maça Avrupa'dan bir hakem görevlendirmiş olsaydı Maradona'nın birinci golü kesinlikle iptal edilirdi.." Böylece iki hakem arasındaki söz düellosu da başlamış oluyordu.


Dünya Kupaları tarihinde buna benzer başka bir olay daha yaşanmıştı ve orada yine taraflardan biri İngiltere'ydi ve bu defa İngilizler hakemlerin verdiği karar ile sevinen taraf olmuştu. 1966 Dünya Kupasında İngiltere Wembley'de Batı Almanya'yı konuk ederken, maçın uzatma dakikalarında İngiliz Geoff Hurst'un şutunun çizgiyi geçip geçmediğini maçın İsviçreli hakemi Gottfried Dienst görememiş, sorumluluğu yardımcısı Bahramov'a bırakmış ve yan hakemin pozisyonu net olarak görememiş olmasına rağmen gol kararı vermesiyle orta hakem de santra noktasını işaret etmişti.  Yıllar sonra İsviçreli Dienst'in itiraf ettiğine göre iki hakem ortak bir dil konuşmamakta ama kararı bakışlarıyla vermişlerdi.

İngiltere'nin Almanya'yı 4-2 ile geçmesinin ardından 20 sene sonra Ali Bin Nasser ve Bogdan Dotchev arasındaki ilişki de buna benzerdi. Tunuslu hakem Fransızca ve İngilizce konuşurken, Bulgar meslektaşı Almanca ve İspanyolca konuşabiliyordu ve yönettikleri maçtan sonra soyunma odasında FIFA'nın görevlendirdiği tercüman vasıtasıyla pozisyonu tartışmışlardı.

Yeşil saha dışında bu ikilinin hayatı da pek farklı değildi, Bin Nasser'in asıl mesleği mühendislikken, Dotchev finans sektöründe çalışıyordu. Bulgar hakem gençlik yıllarında golcü olarak Bulgaristan Birinci Liginde oynamış ve futbolculuk kariyerinin sona ermesiyle kendisini hakemliğe adamıştı. 1977 yılında FIFA'nın uluslararası hakemleri arasında yer almış ve 1982 Dünya Kupasında da görev almıştı. Dotchev'den 4 yaş daha küçük olan Bin Nasser için ise 1986 Meksika ilk ve tek Dünya Kupası tecrübesiydi.

Mexico City'deki maçtan sonra Tunuslu hakem kendisine gelen eleştirileri göğüslemek için tuhaf bir mazeret öne sürdü: Maçın oynandığı günlerde sürdürmüş olduğu hemoroid tedavisinin yan etkilerinden biri görme bozukluğu yapmasıydı ve bu da kendisinin görüşünü engellemişti. Maçtan sonra her iki hakemin de üst düzey hakemlik kariyerleri bitmiş olsa da on yıl boyunca az birliği etmişçesine pozisyonla ilgili, yorum yapmayı reddetmişti bu ikili...


Ve yıllar sonra pozisyonla ilgili ilk konuşan yine Bin Nasser oluyordu, maçın 15. yıldönümünde 2001 senesinde Tunus'lu hakem Arjantin'in Ole gazetesine şöyle bir röportaj veriyordu: " Maradona golü attıktan sonra ben bir anlık duraksadım, sonra da Dotchev'in orta sahaya doğru koştuğunu gördüm. Ve onun benden daha iyi bir görüş açısında olmasından dolayı Bulgar yardımcıma güvenmeye karar verdim. Orada her ne olmuşsa da ben hala iyi bir maç yönettiğimi düşünüyorum."  Bin Nasser Arjantinlilere iyi bir maç yönettiğini düşündüğünü söylese de maçın diğer yardımcı hakemi Kosta Rika'lı Berny Ulloa, maçtan sonra gittikleri hotelde Tunuslu hakemin maçın tekrarını izledikten sonra oldukça üzgün olduğunu belirtiyordu.

Peki, futbol kariyerinin en ünlü golünü atmasında kendisine "dolaylı" da olsa yardımcı olan iki hakem hakkında Maradona ne düşünüyor? Bir çok röportajında Maradona onlardan "benim arkadaşlarım" diye bahsediyor.

Uluslararası medyadan gelen baskıların yanında kendi ülkesinde de pek sıcak karşılanmamış 1986 Dünya Kupasından sonra Dotchev. "Yabancıların ne dediği, ne yazdığı pek umrumda değildi ama kendi memleketimde de çok üzerime geldiler, hatta bazıları bana "milli hain" damgası bile vurdu." diyen talihsiz yardımcı hakem her ne kadar futbol dünyasının içinde kalmayı tercih etse de, yaşadığı şehri terk edip bir köye yerleşmiş.

Bulgar meslektaşından farklı olarak Bin Nasser futbol dünyasında kalmaya devam etti ve 2010 yılında Tunus futboluna damga vuran özel teknik komitenin bir üyesi olarak görev yaptı. Ayrıca, oğullarından biri olan Kacem babasının izinden giderek meslek olarak hakemliği seçti.

Tanrı'nın Eli'nden 30 sene geçmesine rağmen Bin Nasser ile Dotchev arasındaki kavga hala sona ermedi. Vermiş olduğu bir röportajda Tunsulu hakem yine Bulgar meslektaşını suçluyor: "Benim yardımcım bayrağını kaldırmadı. Son üç yıldır da her senenin sonunda bana yolladığı mektupta ' Kardeşim, meslektaşım, sadece Shilton'ın eli vardı" diye yazıyor. Bence bakış açısını değiştirmeli."

Tahmin edeceğiniz üzere Dotchev'in yorumu ise farklı "Böylesi önemli bir maçı yönetmek için Bin Nasser kendisini yeteri kadar iyi hazırlamamıştı. Ve bu nasıl olabilirdi ki? Sonuçta o böyle önemli bir turnuvaya gelmeden önce sadece çölde develer arasında maçlar yönetiyordu."

Zaman pek çok acının doktoru derler ama Maradona'nın bu iki hakemin hayatında açtığı yaranın pek de tedavisi mümkün olmayacak gibi gözüküyor. Zaten Dotchev iki sene önce hayata gözlerini yumarken, Maradona için "O Arjantinli var ya, benim mezarımı kazdı" diye dert yanıyormuş dostlarına...

Kaynak: https://www.theguardian.com/football/blog/2014/dec/10/diego-maradona-hand-of-god-referees-feud

15 Temmuz 2018 Pazar

Fransa:4-2:Hırvatistan


Olmadı...
Her zaman hak eden kazanmıyor bu oyunda...
Futbolun ilahları her maçta adil davranmıyorlar...
Bazen sadece sahada durup, kaleni savunup şampiyon olabiliyorsun...
Bir Yunanistan hatırlıyorum böyle Avrupa Şampiyonu olmuştu, bir de finalde özellikle maçın ilk devresi rakibinin kalesine gitmeden, tek şut dahi atmadan Fransa 2-1 önde kapayıp, finali 4-2 kazanmasını bildi.
Oysa, Hırvatlar daha ulusal marşın başlamasıyla oldukça hırslı gözükmüşlerdi. "Haydi, haydi" diye bağırıyordu arenaya çıkmış gladyatörler gibi kaptan Modriç milli marşın bitiminde yumruklarını sıkmış bir şekilde arkadaşlarına. Oyuna da öyle başladılar, sağlı sollu ataklarla baskı kurdular Fransa yarı sahasında, Striniç'le Perisiç'le pozisyonlar da buldular. Maç Hırvatların kontrollerindeydi, tüm ikili mücadeleleri Daliç'in takımı kazanıyordu, "horozlar" şaşkın ördek gibi ne yapacağını bilmez bir haldeyken, Arjantinli hakem Nestor Pitana Fransızlara bir serbest vuruş armağan etti. Penaltılarda, kırmızı kartlarda VAR sistemine başvuruluyor da, böyle pozisyonlarda hakemlerin yapacağı hatalar futbolun adaletini sarsmıyor mu? O hatalı pozisyonun sonucu gol olunca daha da fazla can yakıyor, Fransızların Griezmann'ın ortasında Mandzukiç'in kendi kalesine attığı golde olduğu gibi.
Hiç ummadığı anda geriye düşen Hırvatlar, daha önceki maçlarda olduğu gibi yine oyundan düşmediler, beraberlik için gittiler Lloris'in kalesine, Rakitiç'le kaçırdılar ama Perisiç yine sahneye çıktı, harika bir sol ayak vuruşuyla beraberliği sağladı. Golde Modriç'in serbest vuruşu ceza sahasına atar gibi yapıp, bir an bekleyip boşta kalan kenardaki Vrsaljko'ya orta yapması alkışlanacak zeka ürünüydü... Hırvatlar galibiyet için baskısını arttırırken, Fransızlar oyun anlayışını değiştirmedi, savunma yaptı da, kalecinin yapmış olduğu uzun bir degajda Vida topu gereksiz yere kornere attı ve Fransızlar ilk köşe atışını 38. dakikada yakaladı. Topun başına yine Griezmann geçti yaptığı ortada  Perisiç'in eline çarpan topta Pitana önce aut verdi, sonra VAR'dan gelen uyarıyla ekrana bakmak için gitti. 3-4 dakika ekrana bakıp karar veremeyen, tam sahaya dönerken son bir kez daha geri dönüp ekrana bakan hakem, penaltı kararı verdi. Bir hakemin pozisyonu seyredip seyredip karar verip saha dönmesi, sonra birden aklına bir şey takılmış gibi geri dönüp tekrar bir kez daha pozisyonu izleyip penaltı vermesi, o pozisyonun hakemin aklında da penaltı olmadığı ama gelebilecek baskıdan korktuğu için penaltı çalmasıdır.
Griezmann'ın penaltı golüyle tekrar geriye düşen Hırvatlar, bir dakika dahi geçmeden beraberliği sağlıyorlardı ki Rebiç ceza sahası içinde topu ıskaladı. %61'e %39 Hırvatların topa fazla hakim olmayla bitirdikleri ilk devrede Modriç ve Rakitiç, Pogba ve Kante'yi tamamen oyundan sildi.

İkinci devreye de çok baskılı başladı Hırvatlar, Fransızlardan daha çok istiyorlardı kupayı kazanmayı da bu sebeple sanki maçın son dakikalarıymış gibi sağlı sollu saldırdılar Lloris'in kalesine, Rebiç'le Perisiç'le geldiler de hep Fransız kaleci başarılıydı o tehlikeli anlarda. Herkes Hırvat takımından gol beklerken, yine Fransızların hızlı bir kontra atağında top Pogba'nın önüne düştü, Fransız topçu vurdu ve rakipten dönen top şansına tekrar kendisinin önüne düştü ve Subasiç'in kalabalıktan göremediği köşeye meşin yuvarlağı atarak takımını öne geçirdi siyahi oyuncu. İki farklı geriye düşen Modriç ve arkadaşlarının moral motivasyon olarak bozuldukları dakikalarda, bu sefer de Mbappe ceza sahası dışından vurdu, bu vuruşta da Vida Subasiç'in görüşünü engelleyince 5 dakika içinde Fransızlar 3 farklı öne geçiverdiler. Deschamp'ın talebeleri farkı açacak mı derken, Lloris'in geri pasta Mandzukiç'e çalım atma teşebbüsü faciayla son bulunca  Hırvatlar tekrar ümitleniyordu. Kalan dakikalarda Daliç yaptığı oyuncu değişiklikleri ile farkı azaltıp, belki de beraberlik arzuladı ama bu sefer istediğini alan Fransızlar oldu, kupanın sahibi olarak armalarına ikinci yıldızı taktılar...

Fransa, Rusya 2018'in şampiyonu olurken, Modriç de turnuvanın en iyi oyuncusu olarak Altın Topu havaya kaldırmış oldu... Tabii, final kadar final sonrası da dramatikti kaybedenler için, kupa seremonisinde birden yağmur başlamaz mı? Infantino hatıra madalyalarını takdim ederken,  bir yandan Hırvatlar ağlıyor, bir yandan Cuhurbaşkanı Kolinda Grabar Kitaroviç ağlıyor,  ve sanki gökyüzü de damalı formalılar için göz yaşı döküyordu...



























Blog Widget by LinkWithin