Şampiyonlar Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şampiyonlar Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mart 2026 Salı

Liverpool:4-0:Galatasaray


Dakikalar 23.43 gösteriyor ve Wirtz'in zayıf ortasını Jakobs kapıp, orta saha yakınındaki Sara'ya yolluyor. Galatasaray'ın Brezilyalısı kendine has vücut çalımı ile rakibini geçmişken, Gravenberch kolundan çekiyor lakin hakem Raczkowski oralı olmayınca ev sahibi Galatasaray kalesine gelip, maçtaki ilk köşe vuruşunu kazanıyor. Sonrası Konate'nin Sallai'ye faulu de "görmezden" gelinince Liverpool aradığı golü atmış oluyor...

Koskoca 25 dakika Ekitike'nin cılız şutu dışında pozisyonu olmayan Liverpool bu şekilde tura ortak ediliyor...


Maç yazısını belki de kimsenin bahsetmediği, lakin maçın da kırılma anı olan pozisyon ile açmak istedim... Galatasaray'ın Liverpool'a 4-0 kaybettiği ve Şampiyonlar Liginden elendiği maçı bir hafta sonra tekrar izleyip, maç yazısını yazarken, bu anda dondum kaldım...


Ev sahibi olmanın avantajıyla Liverpool baskılı başlamıştı da Galatasaray da topu rakibe vermesine rağmen iyi direniyordu ki Osimhen'in şansız sakatlığı meydana geldi. O andan sonra Nijeryalı golcünün sadece adı vardı sahada, kendisi maalesef yoktu da olayın sıcaklığı ile kimsenin aklına "kırık" olacağı gelmedi, Osimhen de kolay pes eden topçu değildi, bırakmadı maçı...


10 kişi "gibi" oynayan Galatasaray pozisyon dahi vermezken Liverpool'a, Marciniak'ın yerine sahaya çıkan Raczkowski bu seviyenin hakemi olmadığını gösteriyordu. Saha kenarında Arne Slot'un "şaklabanlıklarına" destek verircesine maç yönetiyordu Polonyalı hakem. Öyle ki Frimpong'un Lemina'ya dirseğine, Mac Allister'in Torreira'nın ayağına basmasına, Gravenberch'in Sara'yı çekmesine, Konate'nin Sallai'yi tutmasına ve 29. dakikada Barış'ın topu atmış kanattan yardırırken Kanote tarafından çekilmesine faul dahi çalamıyordu. Hal böyle olunca iş Kadıköy derbisindeki Yasin Kol'un koskoca bir ikinci devre Galatasaray lehine faul çalamamasına benzemişti.


Galatasaray lehine faul çalamayan Polonyalı hakem devre biterken ne de kolayca penaltı veriyordu ev sahibi lehine, o da inanmıyordu penaltıya ki 3-4 saniye duraklayıp düdüğü üflemişti... Penaltı basitti de Salah kolayı başaramadı, ya da başka ifadeyle Uğurcan topu çıkarıyordu... 

İlk yarı gol avantajı ve Osimhen'i kaybeden Galatasaray ikinci devreye Lang ve Sane'yi oyuna alarak başladı, maçta da dengeyi sağladı, sol kanattan Barış ve Lang'ın ataklarıyla tehlikeler yaratıyordu ki Alisson'un kalesinde, Salah'a atılan bir ara top, onun da pasıyla Ekitike iki maçtır mağlup edemediği Uğurcan'ı geçiyordu. Sonrası ise Galatasaray'ın klasik deplasman hastalığı: soğukkanlığı kaybedip, panikle birlikte kalesinde pozisyon verme. İki dakika sonra Salah'ın şutu bir kez daha çıkaran Uğurcan, dönen topta Gravenberch'in golünü çaresizce seyrederken, Singo da kendi kalesine atıyor bir kaç dakika sonra ama VAR ofsayt kararı veriyordu. 

Okan Buruk'un oyuncu değişiklikleri de rakibi durduramıyor, Liverpool "moral olarak çöken" rakibinin üzerine geliyor, Uğurcan tek başına direniyor ama Salah illaki gol atmaya niyetli olunca 62deki plasesine dokunsa da başarılı kaleci golü engelleyemiyor ve skorbordda fark dörde çıkıyordu...


Osimhen'in sakatlığına üzülürken bir de Noa Lang'ın parmağının reklam panolarına sıkışması sonrası sedye ile sahada çıkarılması gecenin acı hesabını daha da katlıyordu... Ve bu sakatlık sonrası herkes de moraller bozulurken, maç Galatasaray adına bitse de gitseğe dönerken, Liverpool farkı da arttırmak istedi ama karşılarında Uğurcan vardı, arzu ettiklerini yapamadılar...

Berbat gecenin kötüleri arasında en başta maçın hakemi Raczkowski yer alırken, Arne Slot'un yaptıkları ise bir Hollandalıya asla yakışmıyordu, Cruyff bu maçı seyretmiş olsaydı kendisiyle aynı nüfus kağıdını paylaşmaktan utanç duyardı. Öte yandan maçta "kasap" gibi önüne geleni biçen Konate'nin yere düşen Lang'ı kaldırmaya çalışan Frimpong'u çekmesi ve Icardi'yi Lang'ın sakatlandığı reklam panolarına doğru itmesi ise "karakterini" sergilemekteydi.

Şampiyonlar Liginde tüm İngiliz takımlarının saf dışı kalması sonrası Liverpool'u UEFA'nın koruduğunu söylemek belki komplo teorisi olarak görülebilir de sakat olan Marciniak'ın bu maça atanması ve Galatasaray taraftarına verilen deplasman cezasını düşününce komplonun gerçeğe dönüşmediğini kim iddia edebilir ki?

Gönül ister ki hep kazanalım lakin bu oyunda kaybetmek de var ve Galatasaray Liverpool'da kaybederek bu sezonki Şampiyonlar Ligi macerasına sonlandırdı lakin geriye bakıldığında kazandığı maçlar ve sergilediği performans ile alkışı da hak ederek veda etti devler arenasına... Şimdilik bu filme reklam arası vermiş olalım, seneye kaldığımız yerden devam ederiz...

Stat: Anfield

Tarih:18/03/2026

Hakemler: Pawel Raczkowski, Tomasz Listkiewicz, Adam Kupsik VAR:Marco Di Bello

Liverpool: Alisson, Jeremie Frimpong (Curtis Jones dk. 67), Ibrahima Konate, Virgil van Dijk, Milos Kerkez, Ryan Gravenberch (Trey Nyoni dk. 89), Alexis Mac Allister, Dominik Szoboszlai, Mohamed Salah (Cody Gakpo dk. 74), Florian Wirtz (Rio Ngumoha dk. 89), Hugo Ekitike (Federico Chiesa dk. 89)

Yedekler: Mamardashvili, Freddie Woodman, Joe Gomez, Andrew Robertson, Amara Nallo, Kieran Morrison

Teknik Direktör: Arne Slot

Galatasaray: Uğurcan Çakır, Sacha Boey (Noa Lang dk. 46, Mauro Icardi dk. 80), Wilfried Singo, Abdülkerim Bardakcı (Eren Elmalı dk. 73), Ismail Jakobs, Lucas Torreira (Yunus Akgün dk. 60), Mario Lemina, Roland Sallai, Gabriel Sara, Barış Alper Yılmaz, Victor Osimhen (Leroy Sane dk. 46)

Yedekler: Batuhan Şen, Günay Güvenç, Kaan Ayhan, İlkay Gündoğan, Yaser Asprilla, Gökdeniz Gürpüz, Ahmed Kutucu

Teknik Direktör: Okan Buruk

Goller: Dominik Szoboszlai (dk. 25), Ekitike (dk. 51), Gravenberch (dk. 53), Mohamed Salah (dk. 62) (Liverpool)

11 Mart 2026 Çarşamba

Galatasaray:1-0:Liverpool


We Are Family and Family is Everything (Biz bir aileyiz ve aile her şeydir) yazarken bir kale arkasında, diğerinde de Liverpool'un dünyaca meşhur sloganı You'll Never Walk Alone (Asla yalnız yürümeyeceksin)'a atıfta bulunan You Are Alone in Sami Yen Hell pankartı beliriyordu. Ve başta hakem arkasında iki takımın topçuları Şampiyonlar Ligi marşını dinlemek için yeşil sahaya ayak basarken hemen karşılarında "The World Met Hell Here, Welcome To Hell" uyarısı beliriyordu... Şampiyonlar Liginin yeni formatında grupta birbiriyle eşleşen Galatasaray ve Liverpool bir kez daha Sami Yen'de kozlarını paylaşacaktı: Tarih tekerrür mü edecekti yoksa İngilizler Galatasaray'a karşı İstanbul'daki makus talihlerini yenecek miydi?


Handel'in 1727 yılında bestelediği Zadok the Priest bestesinden uyarlanan Şampiyonlar Liginin o ikonik müziği çalarken başta kaptan Abdülkerim olmak üzere Uğurcan, Sanchez, Lemina, Osimhen, Sara, Torreira, Jakobs, Singo, Lang ve Barış şeklinde sıralanan sarı-kırmızılılar arasında şüphesiz en duygulanan oyuncu Victor Osimhen'di, zira bir kaç hafta evvel bir internet sitesine yazmış olduğu hayat hikayesinde yaşadığı zorlukları anlatırken anne özlemini belirtmiş ve bu herkesi derinden yaralamışken Galatasaray taraftarı da annesinin ve kızının olduğu bir koreografi ile oyuncularına "Biz Bir Aileyiz" diyerek kucak açıyordu... Maçı anlatan spikerin dediği gibi Osimhen bu günü asla unutmayacaktır... Tıpkı yaşlısı genci bütün Galatasaray taraftarları gibi...


Eylül ayında 1-0 kaybettikleri maçta taraftarın yoğun tezahüratından etkilenen İngilizler, bu sefer "cehenneme" biraz daha alışıklardı ki Galatasaray'ı kendi silahıyla vurmayı seçmişlerdi: Rakip sahada çok adamla baskı kurup, kapılacak toplarla gol aramak. Gil Manzano'nun ilk düdüğü ile Ali Sami Yen'de taraftarın yarattığı "kulakları sağır eden" tezahürattan Liverpool'luların rahatsız olması beklenirken, Galatasaraylı topçuların "eli ayaklarına dolanıyordu" ki daha maçın skorbordu ikinciyi dakikaya geçmeden deplasman takımı öne geçecekti ki Wirtz boş kaleye topu yuvarlayamadı. Devamında yine Sanchez'ten, Torreira'dan, Singo'dan pas hataları derken, Galatasaraylıların hafızalarından silmek istedikleri bir 6 dakikalık süreç yaşanırken, bu kâbus tünelinden çıkış anahtarı Lang oluyordu.  Hollandalı teknik direktör Slot Barış Alper'i yakın markajla Kerkez'e durdurma emri vermiş ama ters taraftaki vatandaşını "hafife almanın" cezasını yediği golle öderken, Galatasaray'ın savunmadan çıkmakta zorlandığı dakikalarda Noa Lang nefes oluyordu. İşte yine Lang'ın kişisel gayretle taşıdığı top sonrası kazanılan köşe atışında, Sara ortaladı, Osimhen en yükseğe zıpladı ve kafa pasında Lemina "tekmeye kafa koyarak" maçın tek golünü kaydediyordu... İki yıla yakın süredir duran toptan gol yemeyen İngilizler bir ilki de tadıyordu...


Erken gol Liverpool'un oyun planını bozmadı, yine çok adamla oyunu Galatasaray yarı sahasına yıkmak istediler ama kaptırdıkları toplar yahut Singo ve Abdülkerim gibi savunmacıların orta sahayı topla geçmesiyle savunmalarında eksik yakalandılar ki 9. dakikada Osimhen'in kazandığı topta Barış pas vermede başarılı değilken, iki dakika sonra Jakobs'un ortasında Osimhen yine en yükseğe zıpladı, kafa vuruşu az farkla auta gidiyordu. İki takım çok dikkatli davranıyor, birbirini iyice tartıyordu ama pozisyonlar da yine basit hatalardan geliyordu ki deplasman ekibi uzun süre top çevirip, en boştaki Wirtz'i gördüğü bir anda Alman topçunun vuruşunu Uğurcan çeliyordu. Sonrasında Konate'nin uzaktan denemesi tribünlere giderken, Galatasaray'ın farkı ikiye çıkarma, belki de Liverpool'a Juventus "şoku" yaşatacak atakları peşi sıra gerçekleştiriyordu. Önce Lang'ın kavisli plasesini Gürcü kaleci eliyle değil şansına dirseğiyle kornere atarken, sonrasında Sara'nın ortasında Sanchez'in bomboş kafasını uçarak kornere çeliyordu Mamardashvili. Ve 5 dakika sonra Singo'nun kanattan yardırıp ortaladığı topu Konate Osimhen'e ikram etti de Victor'un sert vuruşu kaleyi tutmuyordu. İşte bu anlardan gelecek bir gol, belki de maçın Galatasaray adına kırılma noktası olacaktı.


Juventus maçlarında rakiplerini oyundan attıran Barış Alper, bu defa Kerkez'i de attıracaktı da İspanyol hakemler insaflıydı, sarı kartla cezalandırıyordu aşil tendona basılmasına ki maçtan sonra Slot yine ilk karşılaşmada olduğu gibi yine hakemden dert yanarken, bu pozisyondan bahsetmeyecektir.


İlk devrede olduğu gibi ikinci yarıya yine Liverpool baskılı başladı, Szoboszlai'nin şutunu Uğurcan çeldi, sonra ceza sahasında oluşan karambolde Mac Allister kaleyi tutturamazken, Galatasaray'ın ilk atağı Abdülkerim'in çaprazdan yan ağları sarsan sert şutuydu. Liverpool eşitlik ararken, Galatasaray ise savunmadan vurduğu uzun toplarla ikinci golü hedefliyordu ki, bunu da başardılar, Osimhen'in başlattığı atakta Lang ortaladı, Konate ıskaladı ve düşerken, Osimhen bomboş kaleye meşin yuvarlağı gönderiyordu ama yardımcı hakem topla alakası olmayan Barış için ofsayt bayrağı kaldırıyor ve Manzano da ona uyuyordu... Gol geçersizdi...


Ofsaytta kalarak golün geçersiz olmasına neden olan Barış, bir kaç dakika sonra Ekitike'ye al da at pası attı ki Uğurcan "ahtapotlaşmasa" Barış'ı çarmıha germek için bekleyenler davul zurna ile kutlama yapacaklardı. Sene başı transferin son günlerinde Trabzon'dan transfer edildiğinde "dudak bükenler" şimdi Uğurcan'ı avuçları patlarcasına alkışlarken, bu transferde ısrarcı olan Dursun Özbek de purosunu keyifle tüttürüyordur her kurtarış sonrası...


Kendi liglerinde köşe atışlarında rakip savunmayı ve kaleciyi "itip kakmaya" alışık olan İngilizler, bunu her pozisyonda yapmaya çalıştılar da İspanyol hakem dikkatliydi, özelikle kaleciye temaslara izin vermedi ama bir karambolde top Uğurcan'ı geçti lakin VAR hakemi Konate'nin elle temasını yakaladı, golü geçersiz kılıyordu. İlk maçın son dakikalarında kazandırdığı penaltıyı VAR engelleyen Konate, bu gece de takımının attığı golde bir kez daha VAR'a takıldı...


Lang ve Lemina'yı kenara alıp Yunus ve Sallai ile kuvvet tazeleyen Okan Buruk, yaptığı değişikliklerden de istediği sonucu aldı, zira Barış sol kanada geçince daha verimli oldu ve Galatasaray pozisyonlar da bulmaya başladı, önce Osimhen'in çaprazdan şutunu kaleci çıkarmışken Singo kaleyi tutturamıyor, ve bitime beş dakika kala Barış'ın yine kanattan sürüklediği topta Sara'ya topukla pasında Brezilyalı oyuncunun füzesi yine yağ ağlarda patlıyordu. 

Ekitike'nin auta giden kafası ile Gakpo'nun kaleyi tutmayan şutu deplasman ekibinin cılız atakları olarak istatistiklere geçerken, Jakobs'un dışarı giden gol denemesi de Galatasaray adına maçın son pozisyonu oluyordu.

Kaleci Uğurcan dahil bütün savunma elemanlarının sarı kart cezası sınırında oldukları bir maçı neredeyse kart görmeden tamamlamak üzereydi Galatasaray da Gil Manzano Sanchez'e faul dahi olmayan bir pozisyonda sarı kart çıkarıyor ve İngiliz şampiyonunu ikinci defa yenme mutluluğuna limon sıkıyordu...


Tarih tekerrür mü etti, yoksa deja vu der futbol ulemaları bilemem de Okan Buruk ve öğrencileri "Maksadımız İngilizler gibi toplu bir halde oynamak, bir renge ve bir isme malik olmak ve Türk olmayan takımları yenmek." diye kulübün kuruluş hedefinin açıklayan Ali Sami Bey'in izinden gittiklerini bir kez daha göstermiş oldular.

İyi ki varsın Galatasaray, iyi ki...





Stat: RAMS Park

Tarih: 10/03/2026

Hakemler: Jesus Gil Manzano, Angel Nevado, ,Guadalupe Porras Ayuso VAR: Guillermo Cuadra Fernandez

Galatasaray: Uğurcan Çakır, Wilfried Singo, Davinson Sanchez, Abdülkerim Bardakcı, Ismail Jakobs, Lucas Torreira (İlkay Gündoğan dk. 90+3), Mario Lemina (Roland Sallai dk. 77), Barış Alper Yılmaz (Eren Elmalı dk. 90+3), Gabriel Sara (Sacha Boey dk. 87), Noa Lang (Yunus Akgün dk. 77), Victor Osimhen

Yedekler: Batuhan Şen, Günay Güvenç, Mauro Icardi, Leroy Sane, Ahmed Kutucu, Yaser Asprilla, Kaan Ayhan

Teknik Direktör: Okan Buruk

Liverpool: Giorgi Mamardashvili, Joe Gomez, Ibrahima Konate, Virgil van Dijk, Milos Kerkez (Andy Robertson dk. 60), Alexis Mac Allister, Ryan Gravenberch, Mohamed Salah (Jeremie Frimpong dk. 60), Florian Wirtz (Cody Gakpo dk. 73), Dominik Szoboszlai, Hugo Ekitike

Yedekler: Freddie Woodman, Kornel Misciur, Curtis Jones, Trey Nyoni, Amara Nallo, Kieran Morrison, Rio Ngumoha

Teknik Direktör: Arne Slot

Gol: Mario Lemina (dk. 7) (Galatasaray)

Sarı kartlar: Davinson Sanchez (Galatasaray), Milos Kerkez, Virgil van Dijk, Ryan Gravenberch, Dominik Szoboszlai (Liverpool)

27 Şubat 2026 Cuma

Juventus:3-2:Galatasaray


Roma İmparatoru Julius Cesar'ın o meşhur üç V'li veni vidi vici (geldim, gördüm, yendim) sözü ile giriş yapmak isterdim Galatasaray'ın İtalya'da Juventus'la oynadığı rövanş maçı yazısına lakin 120 dakikalık "kalp durduran" kapışmayı kısaca 3 G ile özetleyebilirim: "Güç oldu, Geç oldu, Gurur verici oldu"

Bir hafta evvel Sami Yen'de İtalyan devi Juventus karşısında kimsenin beklemediği bir 5-2lik galibiyet alan Galatasaray, son 16 turuna kalmak için Torino'da rövanşa çıkmak zorundaydı. Futbol gurmeleri bu oyunun şakaya gelmediğini, nice 3-0ların, 4-0ların tur atlamaya yetmediğini, Barcelonaların, PSG'lerin skor avantajıyla çıktıkları maçlardan turu ev sahibine vererek evlerine döndüklerini bildikleri için temkinliyken, "taze yetmeler" Galatasaray'ın İtalya'ya turistik gezi yaptığını düşünüyorlardı. Onlar öyle zannededursun, maçtan önce İtalyan polisinin Galatasaray taraftarına joplu sert tutumu maçın nasıl "çetin" geçeceğinin fragmanıydı bir bakıma. İtalyan ultralar tribünde inanmış, çevrelerindeki yaşlı genç renkdaşlarını gaza getirmiş, sahadaki siyah-beyazlılar da ilk düdükle birlikte ayak-kalça-diz fark etmeksizin "bam güm" dalıyordu Okan Buruk'un öğrencilerine...


Hafta sonu oynadığı ve eline gözüne bulaştırdığı Konya maçındaki rotasyondan sonra Okan Buruk ilk maçtan farklı olarak Yunus'un yerine Lemina takviyeli bir on birle boy gösterecekti Allianz stadında. "İlk 20 dakikada gol atmak" diye bir tabir var ya futbol aleminde, iki takım da bu sihirli kilidin peşindeydi. Galatasaray bulacağı bir golle Juventus'un tüm ümidini kıracak, ev sahibi ise ikinci ve üçüncü gol için taraftarının da desteğini alarak yüreklenecekti. Karşılıklı iki kalede ataklar da oldu, Barış'ın kornerinde Sanchez'in kafası kalecide kalırken, diğer kalede ise Kenan'ın ortasında Gatti auta atıyordu topu. Yine Koopmeiners'in kafası dışarı giderken 10. dakikada Jakobs uzun taç attı, Abdülkerim kafayla aşırttı ve Osimhen'in plaseşutunu Perin son anda kornere çelerken, Di Grigerio olsa gol olur muydu demekten alıkoyamadık kendimizi...

Sonrasında ise ıslak zeminde Galatasaraylı topçular buz pateni misali kayarken, ev sahibi Kenan ve Conceiçao'nun kanatlardan getirdiği toplarla Galatasaray savunmasını fena zorluyordu ki o meşhur 20. dakika biterken Locatelli'nin füzesini Uğurcan kornere çeliyor, devamında Conceçao'nun ceza sahası köşesinden plasesi direğe el sallayarak auta gidiyordu. İlk yarım saate golsüz yaklaşmışken, Lemina'nın sol kanatta "demarke" pozisyonda olan Jakobs'a yuvarladığı topu sol bek felaket kullanınca, atağın dönüşünde Kenan az kalsın tabelayı değiştiriyordu ki bereket Uğurcan sakatlanmak pahasına çevikçe topu dışarı atıverdi.

İlk devre golsüz devam edip, her geçen dakika Juventusluların ümidi erirken, Sanchez "gereksiz" bir topuk pası deniyor, kaptırılan topta da Torreira "cömezce" ceza sahası içinde kayınca hakem penaltı noktasını gösteriyordu. Topun başına Locatelli, kalede Uğurcan, sevinen İtalyan orta saha oluyordu...

Gol ev sahibini yüreklendirdi yüreklendirmesine de 45+5te Kenan'ın başlattığı atakta Thuram'ın ceza sahası içinde "enikonu" dinlenerek attığı şutun auta gitmesi dışında kayda değer bir tehlikesi yoktu.


İkinci devreye "2 gol avantajıyla" başlamıştı Galatasaray da ilk maçta olduğu gibi Barış Alper bir Juventusluyu daha saha kenarına yolluyordu. Savunmadan Osimhen'e şişirilen uzun top sekmiş Barış Kelly ile hava topuna çıkmış ve İngiliz savunmacı Barış'ın baldırına basarak yere düşmüştü. Maçın hakemi Pinheiro daha önce sarı kartı olan Juventuslu savunmacıyı ikinci sarıdan oyundan atmış, VAR'ın daveti tribünlerdeki İtalyanlar arasında kısa süreli "Acaba kart iptal mi?" ümidi doğurmuş, sarı kart iptal olmuştu ama hakem cebinden kırmızı çıkıyordu... Sami Yen'deki maçta olduğu gibi bir kez daha Spalletti'nin takımı 10 kişi oynayacaktı Galatasaray karşısında ama bir fark vardı, bu kez "Sami Yen cehenneminde" değillerdi, 12. adam onların arkasındaydı... Bir de kaybedecek neleri vardı ki? Çarpışarak ölmek en onurlusu değil miydi?

Kısa süreli bir şaşkınlık sonrası kendine gelen ev sahibi topçular önce Kenan ile yokladılar Uğurcan'ın kalesini, topu direği yalarken milli topçu saç baş yoluyordu. Seyirci de ayaklandı, tezahürat yoğunlaştı. Hakeme baskı da başladı, Portekizli ufak tefek faulleri çalmaya başladı ev sahibi lehine ki Okan Buruk da sarı kartı olan Sallai'yi çıkarıp Boey'i aldı oyuna, bir de Lang ile "Şampiyonlar Ligi tecrübelisi" Sane'yi değiştirdi...


62de Gatti'nin kafası auta giderken, üç dakika sonrası Conceçao'nun şutunda Uğurcan ön plana çıkarken, Galatasaray'ın da kendini hissettirdiği dakikalar geliyordu: Sane'nin pasında Osimhen çaprazdan Perin'i bir kez daha zorluyor, sonrasında kullanılan köşe atışında Osi'nin kafası bir kez daha kalecide kalıyordu ama maçın Galatasaray adına kırılma anında Sane'nin getirdiği anı atakta ceza sahası içinde Sara ilk maçta yaptığı plasenin bir benzerini yapamıyor, şutunu savunma engelliyordu.


Sonrası ise ev sahibinin kullandığı köşe atışı uzaklaştırılamayınca Kalulu'nun şut-pas karışımı vuruşu arka direkte kalan Gatti'ye asist olurken, Juventus tüm hatlarıyla "turda eşitlik" için hepten gaza geliyordu ki topun Galatasaray'da kalması için görevlendirilen İlkay'ın çabası da yetmiyor, Thuram'ın Messivari hareketlerle Torreira'yla duvar pası yaparak Uğurcan'la karşı karşıya kaldığı aşırtmada "futbolun ilahları" sarı-kırmızılıların yanında oluyor, iki dakika sonra yapılan ortada Kenan'ın arka direkte topa dokunmasında da direkler gole müsaade etmiyordu... Saniyelerin saat, dakikaların gün gibi ağır geçtiği o anlarda tartışmalı bir serbest vuruş sonrası Koopmeiners'in kafayla asistinde McKennie Lemina'yı geçen topta takımının üçüncü golünü atıyordu... İlk maçta "manita" olan Juventus "hattrick" yapmıştı, acaba "poker" yapabilecek miydi?

Savunma yapmanın işe yaramadığı maçta Okan Buruk Lemina'nın yerine Icardi ve yorulan Jakobs'u da Eren'le değişirken, artık gol atamadığı süreçte buradan boynu bükük ayrılacağının farkındaydı. Kalan dakikalarda Barış'ın kontra atakta "acelecilik ile acemiliği" karıştırıp auta attığı top ile Kenan'ın slalomlar sonrası Uğurcan'ın bakışları arasında reklam panolarını dövmesi dışında akıllarda kalan pozisyon olmazken, memleketimizde 25 şubatta başladığımız maç 26 şubatın ilk saatlerine kadar devam edecek 30 dakikalık uzatmalara gidiyordu.

Uzatmalarda ilk atak ev sahibinden geliyor, Mc Kennie'nin "al da at" pasında Zhegrova boş kale yerine topu dışarı yolluyordu. Bir kişi eksik oynayan Juventuslular her geçen dakika yorulup, ister istemez kalesini savunma telaşına düşerken, Galatasaray ise topu ayağında tutuyor, baskı kuruyor ve maçı penaltılara götürmeyecek golü arıyordu. Torreira vuruyor Perin topu rahatça kucaklıyor, 101de Sane'nin kavisli ortasında Eren maçın kahramanı olma fırsatını kaçırırken, Okan Buruk son kurşununu kullanıyor, Torreira yerine Singo oyuna dahil oluyordu.


Ve ilk uzatmada "uzatmalar" oynanırken Galatasaray'ın çok adamla yaptığı baskın atakta İlkay tecrübesine yakışmayan kötü bir pas atıyor, "futbol ilahları" topun auta çıkmasına müsaade etmeyip korner direğine isabet ettiriyor ve dönen topu Boey ile kapıp başlayan atakta Barış Osimhen'e Allianz Stadında ilk golünü attırıyordu... Galatasaraylılar sevinçten çıldırırken, Osimhen'in "yapacağınız işe tüküreyim" dercesine sevinmemesi yine birilerine dert oluyordu da Victor Osimhen de Galatasaray tarihinde Avrupa Kupalarında en fazla gol atan oyuncu olarak tarihe geçiyordu.


İkinci uzatmada oyun iyice Galatasaray'ın kontrolüne geçmiş, Eren'in volesi auta giderken, Zhegrova'nın kendini affettirmek istercesine Eren'den sıyrılıp altı pas üzerindeki şutunu Uğurcan çıkarıyor, dönen topu Krasiç herkesin bakışları arasında auta atıyordu (Abdülkerim'in ufak teması belki de golü engelliyordu aslında). Ve maçın fişi Singo'nun orta sahada dikine hareketlenmesi ile araya attığı topta Osimhen'in rakibini perdeleyip Barış'a rahat bir plase imkanı tanıdığı golle çekiliyordu...


Ne demiştik, geç olmuştu, güç olmuştu ama gurur verici olmuştu... Galatasaray İtalyan devi Juventus'u bir kez daha "en büyük kupada" saf dışı bırakıyor, bir üst tura çıkarken cuma günü kuradan Tottenham mı Liverpool mu gelecek diye beklemeye koyuluyordu...

Özdemir Asaf'a selam çakarak bitirirsek "Ölüm gibi bir şey oldu. Ama kimse ölmedi."


Stat: Allianz

Tarih:25/02/2026

Hakemler: Joao Pinheiro, Bruno Jesus, Luciano Maia VAR: Thomasz Kwiatkowski

Juventus: Perin, Kelly, Gatti, Koopmeiners, Kalulu (Lois Openda dk. 109), Locatelli (Filip Kostic dk. 109), Thuram (Vasilije Adzic dk. 78), McKennie, Kenan Yıldız (Fabio Miretti dk. 103), Conceiçao (Edon Zhegrova dk. 67), David (Jeremie Boga dk. 67)

Yedekler: Michele Di Gregorio, Carlo Pinsoglio, Bremer, Javier Gil, Niccolo Rizzo

Teknik Direktör: Luciano Spalletti

Galatasaray: Uğurcan Çakır, Roland Sallai (Sacha Boey dk. 59), Davinson Sanchez, Abdülkerim Bardakcı, Ismail Jakobs (Eren Elmalı dk. 87), Lucas Torreira (Singo dk. 103), Mario Lemina (Icardi dk. 87), Gabriel Sara (İlkay Gündoğan dk. 71), Barış Alper Yılmaz, Noa Lang (Leroy Sane dk. 59), Victor Osimhen

Yedekler: Batuhan Şen, Günay Güvenç, Kaan Ayhan, Yaser Asprilla, Yunus Akgün, Ahmed Kutucu

Teknik Direktör: Okan Buruk

Goller: Locatelli (dk. 37 pen.), Gatti (dk. 70), McKennie (dk. 82) (Juventus), Osimhen (dk. 105+1), Barış Alper Yılmaz (dk. 119) (Galatasaray)

Kırmızı kart: Kelly (dk. 49) (Juventus)

Sarı kartlar: Kenan Yıldız, Carlo Pinsoglio (Juventus), Osimhen, Roland Sallai, Sara, Uğurcan Çakır (Galatasaray)

18 Şubat 2026 Çarşamba

Galatasaray:5-2:Juventus


Dakikalar 76yı gösteriyor ve maçın bitimine 15 dakika varken Ali Sami Yen tribünleri "Beş beş beş" diye inliyordu...  Dört golün sevincini yaşamış sarı-kırmızıya sevdalılar takımlarından beşinci golü atmasını arzuluyorlardı. Peki rakip kimdi? Türkiye Süper Liginde küme düşmeye oynayan ya da Ziraat Türkiye Kupasında alt liglerden gelen bir takım mı? Hayır, Galatasaray'dan kadro değeri kat be kat fazla olan İtalyanların "yaşlı kadını" ve daha önce Şampiyonlar Liginde kalesinde 5 gol görmeyen Juventus... O kadar çaresiz duruma düşmüştü ki "siyah-beyazlılar", kalelerini tüm hatlarıyla korumaya çalışsalar da, hocaları Spaletti'nin "Benim oyun anlayışımda yok" dediği topu canhıras taca, kornere ya da yakıp sahaya şişirseler de Galatasaraylılar taraftarının "ricasını" kırmıyor ve beşinci golü skorborda yazdırıyorlardı... Beş bile yetmezdi, altı belki yedi de olacaktı da Hollandalı hakem kırmızı kartın çıktığı, sekiz oyuncunun değişimi için vaktin durduğu, aut atışlarında Juventusluların kaleci dahil stoperlerinin topu çizgiye koymadan elle kontrol ettiği bir maçta sadece 2 yazıyla "iki" dakika uzatma oynattı. Onun da gönlü razı gelmiyordu İtalyan devinin böyle çaresiz biçare "kurbanlık koyun" gibi kaçınılmaz sonu beklemeye...


Sonu "mükemmel" biten maçtan sonra herkes Okan Buruk'tan tutun da topçuları tek tek övüyordu ama 2-1 yenik kapatılan ilk 45 dakikanın ardından sosyal medyada Yunus başta olmak üzere Barış, Lang, Sanchez, Uğurcan ve kadro seçiminden dolayı Okan Buruk lime lime doğranıyordu. Hele ki renkli tavla taşlarını mıknatıslı futbol sahası zemini üzerine yerleştirmeyi "teknik üstatlık" olan görenler neredeyse hocanın lisansını sorgulayacaklardı. Özellikle Juventıs'un attığı ikinci golü överken "Spalletti taktik dehaymış, Okan Buruk dersine çalışmamışmış", oysa o pozisyonda benim aklıma Metin Türel'in Ersun Yanal'a söylediği o ikonik söz gelir: "Hagi sana 30 metreden bir çakar, nereye koyacağını bilemezsin o istatistikleri"... On toptan dokuzunu auta atacak Koopmeiners, Hagi gibi bir vurdu gol oldu. O kadar...


Okan Buruk'un üst düzey teknik adamlar arasına girdiği, belki de sene sonu İtalya'ya transferini gerçekleştirecek maça dönersek, ligdeki Eyüpspor karşılaşması zaten çıkabilecek kadronun ip uçlarını veriyordu. Okan Buruk bazı maçlarda sürprizi sever de her teknik adam gibi "hayati" maçlarda garantiyi de seçmektedir, bu nedenle kalede Uğurcan, sağ bekte Sallai, stoperlerde Sanchez ve Abdülkerim ile sol bekte Jakobs'un olacağını tahmin etmek zor değildi. Lemina yoktu ki, "Hangi maçta olmasın? diye seçenek olsa iç sahada derdim diyen hoca, onun yerine Torreira ve Sara'yı görevlendirmişti. Osimhen kesin bankoydu da, taraftarın da desteği ile Bodo, Bayern, Tottenham maçları gibi rakibe baskı yapılacağı için güçlü Barış ve preste başarılı olan Yunus tercihi mantıklıydı. Juventus'u iyi bilen genç yaşına rağmen bu ligin tecrübelisi Lang mı yoksa sakatlıktan yeni dönen Sane mi tercihinde, yine "garanti" adam olarak Hollandalı vardı maçın başlangıç listesinde...


Maçların başlangıçlarında üçlü artık klasiktir de, Fenerbahçe'ye edilen küfür de Galatasaray için bir başka klasik olmaya başladı. Yönetimin jesti olarak tüm tribünlere dağıtılan sarı-kırmızılı bayraklar ellerde, gök gürültüsü gibi desibel rekorları kıracak bir tezahüratla konuk takıp topçuları şaşkına dönerken, maçın ilk tehlikeli atağı da Sara'nın pasında Yunus'un uzaktan auta giden şutu ile yazılıyordu kayıtlara. On dakika sonra da gol geldi, Juventus'luların Kenan'a yolladıkları taç atışında araya giren Osimhen topu Torreira'ya aktardı onun pasında Lang ayaklarına dolaştırdı ama boşta kalan topa Sara sol ayağının içiyle harika vurdu... Sami Yen yıkılıyordu, Galatasaraylılar sevinç sarhoşuydu da erken gol deplasman ekibini şakına çevirmedi, orta noktaya topu dikip maçı başlattılar ve Cambiasso'nun salına salına getirip ortasında Kalulu kafayı vurdu, Uğurcan kurtardı da selen topu içeri yollamak Koopmeiners için hiç de zor değildi. Kağıtlar tekrar baştan dağıtılacaktı...

Maç başında beklenildiği gibi Galatasaraylılar konuk takıma en önde baskı yapıyor, onların rahatça topla çıkmalarını engellerken, kaptığı toplarla da Osimhen ile olsun Abdülkerim'in kafalarıyla olsun ikinci gol için Di Gregorio'yu zorluyordu. Presle top kapılıyordu da telaş ile çabukluk karıştırılınca istenilen "net" pozisyonlar yakalanamıyordu. Özellikle "maestro"luk görevinde olan Yunus'un hataları Galatasaraylı savunmacıları zor durumda bırakıyordu ki genç topçunun faul beklediği bir anda siyah-beyazlılar topu kaptılar ve ani bir atakla ikinci golü atıverdiler...

1-0 galibiyetten, 2-1 yenik duruma düşmek... Filmin sonu kötü bitecek diye "sosyal medya yangıncıları" parmaklarını çalıştırırken kendilerinden daha akıllı olan telefonlarında, Ali Sami Yen tribünlerinde gerçek arma sevdalıları "Re re re ra ra ra Galatasaray Galatasaray Cim Bom" diye motive ediyordu takımlarını... 


Sağ kanatta Barış, Hulk'a dönüşmüşçesine önüne gelen beki eziyor, hallaç pamuğu gibi atıp, yoluna devam ederken, rakiplerin tek çaresi onu "yaka paça" düşürmek oluyordu. Cambiasso 18de sarı kart gördü de, 33te bir kez daha Barış'ı arkadan çekti, hakem insaflıydı. Üç dakika sonra McKennie'nin Sallai'nin yüzüne vurmasına da "göz yumuyordu". Rakibin ikinci golünde "faulle karışık" topu kaptıran Yunus devrenin bitmesine beş dakika kala uzaktan kaleyi yokladı, Di Gregorio yere uzanarak zorlukla çeliyordu. Ve devre biterken önce Lang'ın şutu savunmaya çarpıp kornere gidiyor, sonra da kullanılan köşe atışında arka direğe gelen topa Sallai istediği gibi vuramıyordu.


İkinci yarıya başlarken yine taraftarın yüksek desibelli tezahüratı inletiyordu stadyumu. Zaten çok olmadan da Barış'ın kendisini durdurması için Spalletti tarafından Cambiasso'nun yerine görevlendirilen Cabal'dan sıyrılıp başlattığı atakta Torreira iki Juventuslu arasından kafayı vurdu, önüne düşen topa Barış "abandı" ve kalecinden seken meşin yuvarlağı filelerle buluşturmak Lang için hiç de zor olmuyordu. Süper Ligde asistlerle taraftarla tanışan Hollandalı, gol açılışını da Şampiyonlar Arenasında yapıyordu. Bundan seneler önce Buffon'u üzen vatandaşı Sneijder gibi Lang da İtalyanları üzüyordu. 10 dakika sonra ise önce Osimhen'in kafa pasında Torreira'nın volesi auta gitmişti ama bir dakika sonra Barış yine kanatta "deli danalar" gibi daldı, Cabal çaresizce düşürüp sarı kart aldı ve topun başına geçen Sara öyle bir vurdu ki Sanchez dokunmasa yine kaleci topu filelerden çıkaracaktı ama Kolombiyalı stoper "El Patron" golün sahibiydi...


Bir kez daha öne geçen Galatasaray, farkı arttırmak için çabalarken, Cabal bir kez daha Barış'ı düşürdü ve artık oyundan çıkma vakti gelmişti... Yaz transfer sezonunda önünde Liverpool, City gibi takımlarla Şampiyonlar Liginde oynamak şansı varken vizyonsuz menajeri tarafından Arabistana yollanmak istenen Barış Alper, sadece bu maçta yaptıkları ile değerini kat be kat arttırırken, ikamesi olarak Napoli'den kiralanan ve takımının dördüncü golünü atan Lang için de geçen yaz Osimhen'de olduğu gibi Napoli başkanı De Laurentiis Galatasaraylı yöneticileri fena zorlayacaktır.


Rakip bir kişi eksik kalınca Okan Buruk da satranç ustası gibi hamlelerini oynamaya başlıyordu, önce Yunus'la Sane'yi değiştirdi, ki onun başlattığı preste Thuram ceza sahasındaki Kelly'ye verdi ve orada Osimhen'in topu çalmasıyla Lang oldukça klas, bir o kadar da soğukkanlı bir vuruşla farkı ikiye çıkarırken, Okan Buruk da rakibin hızlı kontra ataklarını durdurmak için Abdülkerim'in yerine Singo'yu alıyordu oyuna. Bir de görevini fazlasıyla yapan Barış çıkarken "kral" Icardi taraftarın tezahüratları altında çimlere arz-ı endam yapıyordu...


Galatasaray rakibini kendi ceza sahasına hapsetmiş, tüm hatlarıyla golü ararken Singo'nun uzak mesafeli füzesi direği yalayarak auta gidiyor, taze güç Boey ve Eren rakibin kanatlarını kırarken, Sane-Osimhen birlikteliğinde Osimhen'in yine rakibinden topu çalmasıyla Boey yine Galatasaray tarihinin unutulmaz maçlarında Eboue'nin Real Madrid'e attığı golün benzerini Di Gregorio'nun koruduğu kaleye yolluyordu...


Bu sene Şampiyonlar Liginde sadece Real Madrid'e 1-0 kaybeden Juventus, yediği beş gole razıyken, daha fazlasını kalesinde görmemek için uğraş verirken, biraz hakemin "çabası" biraz da sarı-kırmızılı topçuların ciddiyetten uzaklaşmaları ile skor değişmiyordu ve hesap Torino'ya kalıyordu...

2000li senelerde Galatasaray üst üste şampiyon olup, her sene Şampiyonlar Liginde boy gösterirken Milan ile sürekli eşleşiliyor ve İtalyanları kendi evlerine hep boynu bükük gönderiyordu Galatasaray. Şimdi Juventus da aynı kaderi yaşıyor. 98de deplasmanda 2-2 biten maçtan sonra İtalyanların "terör protestosunu" bahane ederek "devlet güvencesi" alarak bir hafta geç geldikleri maçta Suat Kaya'nın kafa golü ile Galatasaray yine kaybetmiyordu. 2003-2004 sezonunda ise İtalyanlar iç sahada 2-0 kazanırken, yine "mızlanarak" Almanya'ya aldırdıkları ve Mondragon'un devleştiği maçta ise Galatasaray tokadı çakıyordu: 2-0... 2013-14 sezonu ise unutulmaz maçlara sahne oluyor, çiçeği burnunda hocası Mancini'nin Galatasaray'ın başında çıktığı maçta Galatasaray deplasmanda Juve ile 2-2 berabere kalırken, "iki gün süren" karlı maçta Galatasaray Sneijder'ın golü ile kazanıp, gruptan çıkıyordu... Ve şimdi de 5-2lik bir galibiyet... Artık darısı rövanşa...



Stat: RAMS Park

Tarih:17/02/2025

Hakemler: Danny Makkelie, Hessel Steegstra, Jan de Vries VAR: Bastian Dankert

Galatasaray: Uğurcan Çakır, Roland Sallai, Davinson Sanchez, Abdülkerim Bardakcı (Wilfried Singo dk. 77), Ismail Jakobs (Eren Elmalı dk. 83), Lucas Torreira, Gabriel Sara, Barış Alper Yılmaz (Mauro Icardi dk. 77), Yunus Akgün (Leroy Sane dk. 70), Noa Lang (Sacha Boey dk. 83), Victor Osimhen

Yedekler: Batuhan Şen, Günay Güvenç, İlkay Gündoğan, Ahmed Kutucu, Yaser Asprilla, Kaan Ayhan

Teknik Direktör: Okan Buruk

Juventus: Michele Di Gregorio, Pierre Kalulu, Gleison Bremer (Federico Gatti dk. 34), Lloyd Kelly, Andrea Cambiaso (Juan Cabal dk. 46), Khephren Thuram (Fabio Miretti dk. 80), Manuel Locatelli, Teun Koopmeiners, Francisco Conceiçao (Filip Kostic dk. 70), Kenan Yıldız (Lois Openda dk. 81), Weston McKennie

Yedekler: Mattia Perin, Carlo Pinsoglio, Edon Zhegrova, Jeremie Boga, Vasillije Adzic

Teknik Direktör: Luciano Spalletti

Goller: Gabriel Sara (dk. 15), Noa Lang (dk. 49 ve 75), Davinson Sanchez (dk. 60), Sacha Boey (dk. 86) (Galatasaray), Teun Koopmeiners (dk. 16 ve 32) (Juventus)

Kırmızı kart: Juan Cabal (dk. 67) (Juventus)

Sarı kartlar: Abdülkerim Bardakcı (Galatasaray), Andrea Cambiaso, Luciano Spalletti, Juan Cabal (Juventus)

30 Ocak 2026 Cuma

Manchester City:2-0:Galatasaray

 


Eylül ayında Şampiyonlar Ligi kuraları çekilip, maç fikstürü belli olduğunda City'nin çoktan "ununu eleyip eleğini sereceğini" ve Galatasaray karşısına yedek ağırlıklı bir kadro ile çıkacağı söylenirken, Galatasaray için ise ilk 24e devam etmek için kazanılması gereken bir maç olacağı yazılıyordu. Oysa, çarşamba gecesi tam tersi bir durum yaşandı, Galatasaray bir hafta evvel Atletico Madrid'ten 1 puan alıp devler liginde devam etmeyi garantilerken, Guardiola ise play-off oynamamak için Norveç'te kaybettiği puanları gol ve gollerle Galatasaray karşısında telafi etmek zorundaydı...

Ev sahibi kendi bildiği sahada oynarken, seyirci avantajı Galatasaray'da gibiydi zira maç boyu skordan bağımsız Etihad'ı inleten ve İngilizleri "Arap sermayesi ligimize geldi, takımlarımız güçlendi ama taraftarlığı kaybettik" diye düşündüren ultrAslan ve ultrAslan-Avrupa üyeleri vardı. Daha seremonide meşaleleri yakan, maçta "Gençlik Marşını" da "Yerine Sevemem"i de "Adanmış Hayatların Umudunu" da İngilizlerin beyinlerine kazıttılar kelimenin tam manasıyla.


Torreira'nın sakatlığı nedeniyle Okan Buruk ilk onbire İlkay'ı monte edip, onu eski takımına karşı kaptanlık pazu bandı ile sahaya çıkarıyordu. Yeni nesil her şartta kazanmaya odaklı olduğu için onların "materyalist" dünyasında futbolun insani tarafları pek dikkate alınmaz da Okan Buruk'un bu jesti de Günay'a Süper Kupa maçında Fenerbahçe'ye karşı forma şansı vermesi de o pek beğendiğim bestede dediği gibi "başarılar gelir geçer, asaletin bize yeter" gibi asil bir hareketti, ne biz unuturuz, ne de İlkay ve Günay...

Kazanmak ile kaybetmek arasında "bir kaç milyon euroluk" harici çok bir fark olmayınca, Okan Buruk da Anadolu takımlarının kendisine sürekli yaptığı "otobüsü çekmek" yerine kendi oyun felsefesini devam ettirdi: Rakibe onların sahasında basıp kapacağı toplarla gol aramak... Plan şahaneydi de rakip hoca bu işin üstadlarından Pep'ti ve her ne kadar bir çok topçusu sakat ya da cezalı olsa da,  kalecisinden forvetine dünyanın en iyilerine sahipti...


O "en iyilerden" olan Haaland'ın çömertçe ikramı ile başladı maç aslında, bomboş kafayı auta atınca yakın zamanda gelecek golün sinyali yanmıştı ve on 8 dakika sonra Doku'nun ara pasında Norveçli Abdülkerim'in "ağır" kalmasından faydalanıp Uğurcan'ın üzerinden ağları havalandırıyordu. Erken gol ev sahibini rahatlatırken, Galatasaraylılar oyuna alışmakta zorluk çekiyordu ki Torreira'nın yokluğunda İlkay'la olmuyordu Okan Buruk'un oyunu. Aslında İlkay'ı seyrederken, Drogba'nın Chelsea deplasmanındaki "yokluğu" bir çok kişinin hafızalarında canlanıyordur muhtemelen. Tecrübeli topçulardı bunlar ama maalesef onlar bile bu duygu yoğunluğunu kaldıramıyor anlaşılan. Lemina ve Sara'nın çabaları sarı-kırmızılıları oyunda tutmaya çalışırken, ayakta kalan, ikili mücadeleleri kazana ve topu koşturan City'lilerdi. 23'te O'Reilly'nin füzesini Uğurcan kornere atıp ikinci gole izin vermezken, eski takımına karşı Sane'nin becerileri ve Osimhen'in çabası ile rakip ceza sahasına giriyordu Galatasaray. Tabii, eşitliği ararken Doku ile gelişen bir başka ani atakta, onun pasında Cherki ceza sahasında boş kalıyor ve skorbordu değiştiriyordu. 


Farkın ikiye çıkması sonrası Okan Buruk Lemina'yı da savunmaya alıp defansı üçlerken, rakibi biraz daha durdurmaya çalışıyor, Doku'nun sakatlanıp çıkması Galatasaray adına maçın "talih" dakikası oluyorken, mavi-beyazlıların tüm hatlarıyla gol için yüklendiği bir anda Osimhen-Sane ikilisinin kazandığı topta Osimhen topu sürmek yerine Sane'ye aktarmayı hesap edince belki de Galatasaray adına ilk devrenin en önemli pozisyonu harcanıyordu.

İkinci devre City'nin diğer maçların sonucunu öğrenip rahatlaması ve Okan Buruk'un da savunmada yaptığı değişikliklerle Galatasaray oyuna biraz daha ortak olup pozisyonlar da yakaladı. 52. dakika Sallai'nin savunma arkasına ortasında Osimhen bomboş beklerken son anda savunma araya giriyor ve on dakika sonra yine Macar topçunun pasında Osimhen'in gelişine şutunu Donnarumma iki hamlede zorlukla yakalıyordu.  Galatasaray pozisyon buluyordu da savunmada Abdülkerim'in hataları rakibe şans veriyor, Cherki'nin iki dakika arayla net pozisyonlarını Uğurcan çıkarıyordu...

Yapılan oyuncu değişiklikleri Galatasaray'ı oyunda tutuyor ama beklenen golü getirmeyince, herkesin kafası sahadaki mücadeleden çok telefonlarından gelecek gol haberlerindeydi ve son düdük çaldığında Galatasaray 20. sırada yer alırken, City de Real Madrid'in kaybetmesi ile ilk sekizde bitiriyordu grup aşamasını... Maç sonrası ise Okan Buruk ile Guardiola'nın, Uğurcan ile Donnarumma'nın, İlkay ile eski arkadaşlarının, Osimhen ile Haaland'ın muhabbetleri futbolun güzel anları olarak objektiflere yansıyordu...

Stat: Etihad

Tarih:28/01/2025

Hakemler: Alejandro Hernandez, Jose Naranjo, Diego Sanchez Rojo VAR: Carlos del Cerro Grande

Manchester City: Gianluigi Donnarumma, Matheus Nunes, Abdulkodir Khusanov, Nathan Ake, Rayan Ait Nouri, Bernardo Silva, Nico O’Reilly, Rayan Cherki (Nicolas Gonzalez dk. 82), Omar Marmoush (Tijjani Reijnders dk. 67), Jeremy Doku (Phil Foden dk. 37), Erling Haaland

Yedekler: James Trafford, Marcus Bettinelli, Charlie Gray, Divine Mukasa, Max Alleyne, Rico Lewis, Stephen-Nevin Mfuni

Teknik Direktör: Pep Guardiola

Galatasaray: Uğurcan Çakır, Roland Sallai, Davinson Sanchez, Abdülkerim Bardakcı (Eren Elmalı dk. 68), Ismail Jakobs, Mario Lemina, İlkay Gündoğan (Lucas Torreira dk. 68), Leroy Sane (Kaan Ayhan dk. 80), Gabriel Sara (Mauro Icardi dk. 86), Barış Alper Yılmaz (Yunus Akgün dk. 68), Victor Osimhen

Yedekler: Batuhan Şen, Günay Güvenç, Ahmed Kutucu, Dağhan Kahraman, Eyüp Can Karasu, Furkan Koçak, Wilfried Singo

Teknik Direktör: Okan Buruk

Goller: Erling Haaland (dk. 11), Rayan Cherki (dk. 29) (Manchester City)

Sarı kart: Mario Lemina (Galatasaray)


10 Aralık 2025 Çarşamba

Monaco:1-0:Galatasaray

 


"Her gün havyar yersen, sosis yemeğe dönmek zor olur" diyordu Arsene Wenger, Arsenal taraftarını "namağlup" olmaya alıştırdıktan sonra kaybettiği maçların ardından gelen eleştirileri yanıtlarken. Okan Buruk da 13. sıradan aldığı takımı üç sene içinde totalde 7-8 yenilgi alıp, üç sene peşi sıra şampiyon yapınca taraftar kazanmaya alışmıştı ki, en ufak puan kaybı göze batıyordu nedense... Sakat ve cezalıların bolca olduğu dönemde memleket içini "bir şekilde" idare ediyordu ama Avrupa çetin cevizdi, orada sadece on bir adam yetmiyordu.

Berbat başlanılan, ardından "peri masalı" gibi peşi sıra galibiyetlerin alındığı Şampiyonlar Ligi yolculuğunda iç sahada alınan Union Saint-Gilloise mağlubiyeti "havyarın" tadını kaçırdı da, Monaco'da cebe kadar gelen üç puanın birden uçup gitmesi "sosisin tadını hatırlayanların" fena halde tepkisini çekiyordu. 


Peki, nasıl olmuştu da kazanılacak maçtan mağlubiyetle ayrılmıştı Galatasaray. Lemina, Singo, Eren,Arda gibi oyuncularının yokluğunda genç topçulardan oluşan bir yedek kadroyla sahaya çıkan sarı-kırmızılılarda Okan Buruk, ilk devrede rakibi durdurup, atacağı erken gol ve gollerle maçın fişini çekmek arzusundaydı, Ortam da buna müsaitti, ev sahibinin son haftalar aldığı başarısız sonuçlar nedeniyle taraftarı ilk 20 dakika sessiz kalıp, protesto yaparken, II.Louis stadı sanki Sami Yen'mişçesine Galatasaray taraftarı tarafından tezahüratlarla inletiliyordu. Ve ilk on dakika biterken Barış-Jakobs paslaşmasında, bu zemine aşina Jakobs'un "al da at" pasında İlkay iki adımdan topu auta atarken, Galatasaraylılar tezahüratlarına "Gol" sesi ekleyemiyordu. Bir kaç dakika sonrasında İlkay'ın ortasında Osimhen'in kafası auta giderken, üç dakika sonra da Uğurcan'ın uzun mesafeli pasında rakipleriyle boğuşup topu kapan Barış'ın sert şutu direğe de çarpıp auta gidiyordu...


Galatasaraylı savunmacılar rakibi durduruyor, topu da Monaco yarı alanına yollayıp, oyunu Hradecky'nin ceza sahasının etrafına yığmaktaydı. Ev sahibi de Zakaria ve Akliouche'nin ataklarıyla Uğurcan'ı zorlarken, oyunda ipler Galatasaray'ın elindeydi de dakikalar geçip, yorgunluk başlarken beklenen gol gelmiyordu bir türlü. Dakikalar otuzları gösterirken Sara ve Sane'nin şutları kalecide kalırken, Osimhen'i de savunmacılar kornere çelerek topları engelliyordu. Ve devre biterken, fiziken zayıf gözükse de aklı ile takıma şeflik yapan İlkay'ın ara pasında Sane ceza sahasına girdi de topa dokunamadı, dokunsa rakibin "bodoslama" dalmasına hakem penaltı çalacaktı.


İkinci yarıya ilk kırk beş dakikadan siyahla beyaz gibi farklı başladı Galatasaray, başka bir deyişle Monaco ürkekliği atıp, ev sahibi olduğunu anladı ve Galatasaray'ı kendi yarı sahasına hapsetti. Hal böyle olunca bir kaç ciddi atak savuşturuldu da Sanchez'in Minamino'ya "tekmesi" hakemin gözünden kaçsa da VAR hakemi Driessche kaçırmıyordu ve ev sahibi penaltı kazanıyordu. Topun başına geçen Zakaria'nın şutunu Uğurcan çelince, Galatasaray için tekrardan maça tutunma şansı doğuyor ama topçuların "tutukluluğu" devam ediyordu ki Bologun beceriksiz davranınca maçta skorbord değişmiyordu.


Takımın gücünü arttırmak için İlkay'ın yerine Yunus'u alan Okan Buruk, beş dakika sonra da zorunlu olarak sakatlanan Uğurcan'ın yerine Günay'ı sahaya sürüyordu. İşte ne olduysa o an oluyor, Monaco'nun kullandığı korner atışında yaşanılan karambolde Bologun boş kaleye topu itekliyordu.

Geriye düşen Galatasaray eşitlik için rakip sahaya gitmeye çalışsa da ilk devreki performansından çok uzaktı, Yunus'un pasında Osimhen'in ayağına doladığı top ile Sara ve Sallai'nin uzak denemeleri dışında rakibi korkutan pozisyon bulamazken sarı kırmızılılar, Monaco 79'da Camara ile farkı ikiye çıkarmaya çok yaklaşmıştı... Jakobs'un yerine Icardi'nin girmesi de sonuç vermeyince, Galatasaray kazanıp, üst tura çıkmayı garantileyeceği maçtan mağlup ayrılıyor ve tüm hesapları Atletico Madrid'i yenmek üzerine yapıyordu...


Stat: II. Louis

Tarih:09/12/2025

Hakemler: Danny Makkelie, Hessel Steegstra, Jan de Vries VAR: Bram van Driessche

Monaco: Hradecky, Vanderson, Thilo Kehrer, Mohammed Salisu, Caio Henrique, Denis Zakaria, Lamine Camara, Akliouche, Minamino (Jordan Teze dk. 75), Aleksandr Golovin (Ouattara dk. 82), Balogun (Mika Biereth dk. 86)

Yedekler: Philipp Köhn, Yann Lienard, Paul Pogba, Idumbo Muzambo, Ilenikhena, Lucas Michal, Mamadou Coulibaly

Teknik Direktör: Sebastien Pocognoli

Galatasaray: Uğurcan Çakır (Günay Güvenç dk. 68), Roland Sallai, Davinson Sanchez, Abdülkerim Bardakcı, Ismail Jakobs (Mauro Icardi dk. 79), Lucas Torreira, Gabriel Sara, İlkay Gündoğan (Yunus Akgün dk. 63), Leroy Sane, Barış Alper Yılmaz, Victor Osimhen

Yedekler: Batuhan Şen, Berkan Kutlu, Furkan Koçak, Ahmed Kutucu, Yusuf Demir, Yusuf Kahraman, Ege Araç, Eyüp Can Karasu, Çağrı Hakan Balta

Teknik Direktör: Okan Buruk

Gol: Balogun (dk. 68) (Monaco)

Sarı kartlar: Davinson Sanchez, Barış Alper Yılmaz, Abdülkerim Bardakcı (Galatasaray), Mika Biereth (Monaco)

7 Kasım 2025 Cuma

Ajax:0-3:Galatasaray

 


"Çok önemli oyunculara sahibiz. Yarın sadece başlayacak 11 değil, bence maçı bitirecek 11'imiz de çok önemli olacak. Bu yüksek tempolu maçlarda özellikle kulübeden gelecek oyuncularımızın da çok önemli olması lazım. Ben yarın için ilk 11 ve yedek kalacak değil, maça başlayacak ve bitirecek takım olarak bakıyorum." diyordu Liverpool maçından önce çıkmış olduğu basın toplantısında Okan Buruk... O maçın neticesi de herkesin malumu.

Dün gece Johan Cruyff Arena'da karşılaşmanın başlamasına dakikalar kala TRT mikrofonlarına da "Hücumda da farklı şeyler düşündük. Son maçlarda sürekli oynayan Barış'ı dışarıdan getireceğiz. Oyunun devamında hamlelerimiz olacak Barış gibi, Icardi gibi. Orta sahada ve savunmada bize destek verecek çok sayıda oyuncumuz var." diye açıklamalarda bulunuyordu.


Ligde Galatasaray'ın başında çıktığı 120 maçta 100 galibiyet gibi müthiş bir rekora sahip olan Okan Buruk artık Avrupalı rakiplerine karşı da eskiden olduğu "gözü kapalı" saldırmak yerine "planlı ve hesaplı" çıkıyordu.

Futbolun "beşiği" İngiltere derler ama "olgunluk çağının" yaşandığı yer Hollanda'dır ve bu güzel oyuna kafa yorup, onu geliştirenlerin laboratuvarı Ajax Futbol kulübüdür. Bu sene hem kendi memleket sınırları dahilinde hem de Şampiyonlar Liginde aldığı sonuçlarla geçmişe özlem yaşatsalar da bir futbol kültürü ve geleneğine sahiptir Hollandalılar ve iç sahada her zaman tehlikelidirler. Hele bir de bu sene oynadığı 3 maçta puan alamayınca, Galatasaray maçını "var mısın yok musun" karşılaşmasına çevirdilerse. Galatasaray için de kritik bir sınav olacaktı, zira evinde kazandığı Liverpool ve Bodo/Glimt maçlarının anlam kazanması için Amsterdam'dan üç puanla dönmek mecburiyet arz ediyordu. Hele bir de Süper Ligde en yakın rakibinden 4 puan önde olup, lig ikincisi Trabzonspor karşısında alınan beraberlikte "saçma sapan" ve "ergence" Okan Buruk eleştirileri sosyal medyada yer alırken... Geçen sene kendisi açısından Avrupa Liginin ilk sekize kalma finalinde Ajax'a kaybeden Galatasaray bir kez daha aynı makus talihi yaşamak istemiyordu. 


İlkay bir kaç haftadır sakattı da ona Bodo maçının yıldızlarından Yunus da eklenince orta saha rotasyonu eksik kaldı ama Sanchez'in savunmaya dönmesi ile son haftaların parlayan yıldızı Lemina Torreira'nın partneri olacaktı. Oyun kurma görevi de Sara'daydı, belki de Galatasaray kariyerinin devamı anlamında en önemli maçıydı Brezilyalının ama onda ne kadar başarılı oldu, orası da ayrı bir yazı konusu. Singo'nun da takıma geri dönmesi ile Sallai için de kendine yeni bir rol bulma fırsatıydı Ajax maçı, Polonyalı "joker" de maç içinde görev aldığı değişik bölgelerde hiç sırıtmadı, galibiyetin görünmez kahramanlarından oldu.


Ajax rakibinin gücünü daha oyunun ilk dakikalarından kabul ederek kendi tarihi futbol kültürüne ihanet edercesine tam takım kendi yarı sahasında iki hat şeklinde "Çanakkale Geçilmez" oynarken, Galatasaray ise top ayağında bir basketbol takımı misali top çeviriyor, savunmada gedikler arıyordu. Durum bu halde olunca kayda geçen ilk atak Osimhen'in repertuavının güzide örneklerinden -ki Napoli'de bir kez fileleri sarsmıştı- olan Singo'nun ortasında topu göğs, ile kontrol edip, ayakla sektirip top düşmeden attığı şuttu. Kaleci yaşlanınca refleksleri azalır derler ya, Pasveer  42 yaşının tecrübesi ile takımını skorda geriye düşmekten kurtarıyordu. Üç dakika sonra Sara'nın köşe vuruşundan ortasında Nijeryalı forvet en yükseğe zıpladı, kafasını yine tecrübeli kaleci parmak uçlarıyla kornere yolluyordu.


Galatasaray top kontrolünü yüzde yetmişlere çıkarırken, rakip kalede de iki net pozisyon bulmuşken, oyunun iplerini iyice eline almış ve gölü getirecek "o anı" kovalarken, Ajax'ın tek planı Weghorts'a atılan uzun hava paslarında onun indireceği toplarla ani atağa çıkmak ya da Galatasaray'ın presini delip savunmayı eksik yakalamaktı. İlk yarım saat biterken Uğurcan'ın sahada olduğunu önce Mokio'nun şutunda sonra da ceza sahası içindeki karambolde gördük de devamında Gloukh takımın ilk devre yakaladığı en tehlikeli atakta topu auta yolluyordu.


"Oyuna nasıl başladığımız değil, nasıl bitirdiğimiz önemli" diyen Okan hoca, ikinci yarının başında takımın en zayıf halkası Sara'yı kenara alırken, geçen yıl bu zeminde Gaaei'yi fena halde zorlayan Barış'ı sahaya sürüyordu. Onun oyuna girmesiyle Sallai forvet arkasına geçerken, Barış da kanattan Rize'nin azgın dereleri gibi akarken, Ajax'ın yerleşik savunmasının dengesini bozuluyordu. Ve aranan gol de Lemina'nın "rebound"ı alıp, topu Sane'ye yollaması, onun altı pasa ortasında Osimhen'in kaleciden önce "uçar kafayı" vurmasıyla geliyordu. Ajaxlılar golün şokunu yaşarken, Barış Alper "prime dönemini" hatırlatan topu sırtı dönük taç çizgisi cıvarında alıp, rakibi ekarte edip ceza sahasına kadar sürüp, yaptığı orta Osimhen'den önce Ajaxlı savunmacının eline çarpınca hakem Bastien maçı devam ettirdi de VAR hakemi ekrana çağırınca, karar penaltı oluyordu. Topu alan Osimhen yerden sert bir vuruşla farkı ikiye çıkarıyordu.


Fark ikiye çıkınca, genç oyunculardan oluşan ev sahibinin oyun konsantrasyonu da bozulunca, Sane az kalsın üçüncü golü bulayazdı da Galatasaray'a geldiği günden beri ilk hatasını yapan Uğurcan, Godts biraz becerikli olsa kalesinde golü görecekti. Yine 4 dakika sonra kazanılan serbest vuruş auta gidince ev sahibi farkı tek sayıya indiremedi ama Singo-Sane ortaklığıyla başlayan atakta Barış'ın ceza sahası içindeki şutu savunmanın eline çarpınca, hakem ikinci defa penaltı noktasını gösteriyordu. Golcüler bencil olur, skor yapıp, istatistiklerini arttırmak isterler, hele ki hattrick yapma şansları varsa, gözü kapalı atlarlar da Osimhen'in penaltıda topu Sane'ye ikram etmesi müthiş bir arkadaşlık örneğiydi. Tabi, bu jeste başka bir jestle karşılık verince Alman topçu, Osimhen de maç topunu eve götürme fırsatını kaçırmıyordu. 


Atılan üç gol sonrası rahatlayan Galatasaray'da Okan Buruk Osimhen'in yerine Icardi'yi oyuna almış, sonra da Lemina ve Jakobs'un yerine Kaan ve Eren'i görevlendirmişti. İki takımda da disiplinin bir kenara bırakılıp, gol için karşılıklı gel gidin olduğu anlarda Weghorst'un net bir şutunu Eren önlerken, Bounida'ya da Uğurcan geçit vermiyordu. Öte yandan üç sıfırlık net galibiyette ağımızda ekşi bir tat bırakan da Icardi'nin direkten dönen topuydu, Pasveer köşeye giden topu parmak uçlarıyla çelmese maç boyu Johan Cruyff Arena'yı Sami Yen'e çeviren Galatasaray taraftarı maçın bitiş düdüğü ile birlikte "Aşkın Olayım" diye bağıracaktı...


Stat: Johan Cruyff Arena

Tarih:05/11/2025

Hakemler: Benoit Bastien, Hicham Zakrani, Aurelien Berthomieu VAR: Willy Delajod

Ajax: Pasveer, Gaaei, Sutalo, Baas, Wijndal (Garald Alders dk. 46), Regeer (Kian Fitz-Jim dk. 71), Klaassen, Mokio (James McConnell dk. 80), Gloukh, Godts (Rayane Bounida dk. 71), Weghorst

Yedekler: Vitezslav Jaros, Jesse Heerkens, Lucas Oliveira Rosa, Ko Itakura, Raul Moro Prescoli, Oliver Edvardsen, Don-Angelo Konadu

Teknik Direktör: John Heitinga

Galatasaray: Uğurcan Çakır, Singo, Davinson Sanchez, Abdülkerim Bardakcı, Jakobs (Eren Elmalı dk. 86), Torreira (Berkan Kutlu dk. 89), Lemina (Kaan Ayhan dk. 86), Sara (Barış Alper Yılmaz dk. 46), Sallai, Sane, Osimhen (Icardi dk. 81)

Yedekler: Batuhan Şen, Günay Güvenç, Metehan Baltacı, Arda Ünyay, Ahmed Kutucu, Yusuf Demir

Teknik Direktör: Okan Buruk

Goller: Osimhen (dk. 59, 65 pen. ve 78) (Galatasaray)

Sarı kartlar: Mokio, Gaaei, Davy Klaassen, James McConnell (Ajax)

Blog Widget by LinkWithin